
Neden Kötü Kararlar Veriyoruz ve Nasıl Daha İyisini Yaparız?
4 Aralık 2024 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hiwell'in Gelişigüzel Hayaller dinleyicilerine özel %15 indiriminden faydalanmak için aşadağıki linke tıklayıp hayaller15 kodunu girmeniz yeterli ❤️
https://hiwell.app/-a-gelisiguzelhayaller
Kötü kararların ardındaki bilimsel nedenleri hiç düşündünüz mü? Bu bölümde, Shane Parrish’in Clear Thinking kitabından ilham alarak, düşünce hatalarımızı, yanılgılarımızı ve doğru kararlar almanın yollarını inceledim.
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda hayatı daha yaşanabilir kılmak ve farklı açılardan bakabilmek için kendi gündelik deneyimlerimden, düşüncelerimden, okuduklarımdan ve öğrendiklerimden yola çıkarak sizlerle paylaşımlar
yapıyorum. Aynı zamanda kariyer başta olmak üzere hayatında ya da ilişkilerinde somut bir değişiklik yapmak isteyenlere profesyonel koç olarak destek oluyorum.
Eğer siz de hayatınızda bir adım atmak istiyorsanız, somut bir adım atmak istiyorsanız bana her zaman emineyesitmen.com slash koçluk adresinden ulaşabilirsiniz.
Son birkaç haftadır web sitesinde problem vardı.
O problem sonunda çözüldü.
Çok mutluyum. İstediğiniz gibi web sitesinde dolaşabilirsiniz artık.
Evet. Gelelim bu haftanın konusuna.
Bu hafta kararlarımız üzerine konuşmak istiyorum.
Çünkü hepimiz zaman zaman yanlış kararlar alıyoruz.
Bu çok normal. Hayatın bir gerçeği, doğanın bir kanunu diyelim buna.
Ama bazen yanlış kararların bedeli düşündüğümüzden çok daha büyük olabiliyor arkadaşlar.
Ne gibi? Şöyle bir örnek vereyim.
Diyelim ki... Beraber çalıştığınız birisiyle problem yaşıyorsunuz.
Ama o insanla çalışmama ihtimaliniz yok.
Yani 7-24 o işin yürümesi için sizin iş partneriniz bu kişi.
Geri bildirim de almıyor, sizi çileden çıkartıyor ve siz bir türlü çözemiyorsunuz bunu.
Yöneticileriniz de araya girdi, yine de çözemiyorsunuz.
Siz de dediniz ki tamam artık ya Allah kahretsin ben gideceğim, başka bir iş bakacağım.
Gerek hani şu an çalıştığım kurumda, gerek başka bir yerde.
Baktınız, buldunuz ve böyle bir karar aldınız.
Çünkü sizi çok etkiliyor, stres olarak çok etkiliyor, ruh sağlığınızı etkiliyor vs.
Yeni bir işe geçtiniz, muhteşem.
Ama sonra... Yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunuzu fark etmiş olabilirsiniz.
Neden? Mesela olasılıklardan bir tanesi müdürünüzle bu sefer problem yaşıyor olabilirsiniz.
Ya da daha fazla onun gibi insanlar çevrenizde olabilir.
Ya da yeni işiniz aslında sizin çok sevdiğiniz ya da istemediğiniz bir şey olabilir.
Ya da kaçırdığınız fırsatlar olabilir.
Belki de diğer bir önceki işinizde kalsaydınız.
Orada daha fazla tecrübeniz olduğu için belki terfiye alacaktınız ya da farklı bir tarafa daha kolay geçecektiniz gibi gibi.
Toksik iş yeri kültüründe zaten bahsetmiştim.
Yani en önemlisi beraber çalıştığınız müdürünüz.
Düşünsenize siz ne güzel ben yeni iş aldım diye yeni işe girdim diye seviniyorsunuz.
Büyük resmi görmeden ama sonrasında daha büyük problemler karşınıza çıkıyor.
Alın size yanlış alınmış ve sonuçlarına katlanılmak durumunda kalınan bir karar.
Bu aynı şekilde diğer konular için de geçerli.
İlişkiler için de geçerli, yatırım yaparken de geçerli.
Ya da eğer ki hayatınızda çocuk yapmak gibi büyük bir karar verecekseniz bunun için bile geçerli.
Çünkü özellikle 30 yaş üzeri dinleyicilerim için konuşuyorum.
Bizim yaş grubumuzdaki kadınlarda şöyle bir şey var.
Ben çocuk yapmak istemiyorum aslında ama Çevremdeki herkes anne olmaya başladı.
Benim de bir biyolojik saatim var.
Ya ileride pişman olursam diye çocuk yapıp ondan sonra aslında kesinlikle yapmamam gerekiyordu.
Yani ben böyle bir şeye kendimi sürüklememeliydim ve bunu söylediğim için bile çok kendimi suçu hissediyorum diyen bir sürü insanla tanıştım, konuştum.
Bunlar gerçekten hayatımızın akışını değiştiren büyük kararlar.
Bu kadar büyük olmasa bile aldığımız ya da almadığımız kararlar hayat kalitemizi belirliyor arkadaşlar.
O yüzden de ben bugün biraz daha neden yanlış kararlar alıyoruz?
Bunun arkasına inip arkasındaki mekanizmayı anlamak istiyorum ve en önemlisi de doğru kararı nasıl alırız?
Bununla alakalı da çok güzel yöntemler paylaşacağım.
Onu da nereden paylaşacağım?
Shane Parrish'in Clear Thinking diye bir kitabına denk geldim.
En başta böyle çok klasik kişisel gelişim kitabı gibi geldi bana ama okudukça gerçekten hoşuma gitmeye başladı.
Çünkü hem bilimsel olarak karar alma sürecinin arkasındaki mekanizmayı güzel bir şekilde açıklıyor.
hem de günlük hayatta uygulanabilecek, alışkanlık haline getirilebilecek çok güzel örnekler, çok güzel taktikler veriyor.
Tabii ki de merak etmeyin, kitabı Instagram'da paylaşacağım.
Konumuz uzun, takdir edersiniz ki zaten yüzlerce sayfalık bir kitabı 20 dakikalık bir podcast bölümüne sıkıştırmak birazcık zor olacaktır.
O yüzden hazırsanız hemen başlayalım.
İlk olarak bu karar alma sürecinin temelleriyle başlayalım.
Burada beynimizin arka planda nasıl çalıştığını anlamak hem genel anlamda hem de sizin beyninizin nasıl çalıştığını anlamak çok önemli.
Çünkü her karar düşündüğümüz kadar hızlı ya da yüzeysel verilmiyor.
Beynimiz her seferinde onun derin bir analizini yapıyor arka planda.
Onu bir süzgeçten geçiriyor, durumu değerlendiriyor, analiz ediyor ve ardından bir çözüm geliştiriyor.
Yani kararlarımız bu kadar uzun bir süreçten geçiyor biz fark etmesek.
Bu süreci anlat... Atığım zaman insanın kulağına şöyle geliyor.
E zaten arkada böyle bir mekanizma çalışıyorsa yanlış karar almıyor olmamız lazım.
Ne kadar saçma yani madem bu kadar meşakkatli bir iş var diye düşünüyoruz ama işte o iş öyle olmuyor maalesef.
Çünkü yanlış karar almamızı tetikleyen belli başlı şeyler var.
Bunlardan bir tanesi de...
Bilişsel önyargılarımız.
Bunu şey gibi düşünebilirsiniz.
Böyle farkında olmadığımız kararlarımıza gizliden gizliye etki eden engeller gibi.
En çok yanlış kararları da buradan alıyormuşuz zaten.
Çünkü dediğim gibi farkında değiliz.
Açalım biraz daha burayı.
Ney bu bilişsel önyargılar?
Üç tane başlık altında toplamıştı yazar kitabında.
Bir tanesi ilki doğrulama önyargısı.
Confirmation bias deniyor buna.
İnandığımız şeyleri doğrulayan bilgilere daha çok önem verme eğiliminde olmamız.
Mesela yatırım yaparken sadece başarılı örneklere odaklanıp riskleri göz ardı etmek.
Yani eğer ki bizimle aynı tonla, bizimle aynı değerde, bizim inancımızla paralel giden bir şey varsa biz geri kalan riskleri ya da geri kalan faktörleri görmezden gelme
eğilimindeyiz. O yüzden de her şeyi 360 derece değerlendirmediğimiz için yanlış...
Karar alabilme ihtimalimiz yüksekmiş.
İkincisi aşırı güven önyargısı.
Buna da literatürde overconfidence bias deniyormuş.
O da şöyle. Bazen yeteneklerimize o kadar güveniyoruz ki gereğinden fazla güvenmiş oluyoruz.
Ya o çocuk oyuncağı ben bunu kaç kere yaptım.
O kadar şeyi yaptım bunu mu yapamayacağım gibi.
Her ne kadar bu düşünce bazen işe yarasa da şunu göz ardı edebiliyormuşuz bu noktada da.
O zaman sizin bunu yapıp da başarılı olduğunuz şartlarla şu anki şartlarınız farklı olabilir.
O yüzden de bu şartları göz ardı ettiğiniz noktada yanlış karar alma ihtimaliniz de artabilir.
Örneklendireyim bunu da diyelim ki bir proje aldınız bir proje kabul ettiniz.
Çünkü çok kolay hemen iki dakikada hallederim diye düşündünüz sizin uzmanlık alanınızda.
Ama o projeden beklenilen şeyin briefini çok iyi almadınız.
O projenin arkasındaki insanları çok iyi tanımıyorsunuz.
Neyi beğenip beğeneceklerini bilmiyorsunuz.
Siz elinizden geleni yaptınız, ilettiniz ve size çok kötü bir geri bildirim geldi.
Ondan sonra çok mutsuz oldunuz.
Keşke almasaydım, keşke yapmasaydım diyeceksiniz gibi gibi.
Bir diğeri de çapa etkisi.
Buna da literatürde anchoring diyorlar.
Bu da neymiş biliyor musunuz?
İlk duyduğumuz bilgi zihnimizde böyle adeta bir çapa etkisi yaratıyormuş.
Zaten ismi de buradan geliyor çapa etkisi olarak.
O yüzden de o ilk duyduğumuz bilginin üzerine gelen bilgilerin etkisi giderek azalıyormuş.
Bununla alakalı benim çok saçma bir anım var.
Hazır yeri gelmişken anlatmak isterim.
Ben liseye gideceğim zaman, kardeşim de ilkokula başlıyordu.
Annemle babam bize böyle yeni okul arıyor.
Nereye versek, neresi güzeldir falan fıstık.
Babam da arkadaş grubunda soruyor.
Diyor ki hangi okula vereyim ben çocukları?
Arkadaşlarından bir tanesi bir okul ismi atıyor ortaya.
Babam da e tamam bunu arkadaşım söylüyorsa iyidir diye bu bilgiye inanıyor ve güveniyor.
Arkasından ne duyduysa onu çok sallamıyor.
Oturup araştırmıyorlardı zaten.
Ve okulun ilk günü geliyor.
Annem bizi elimizden tutup okula götürüyor.
Karşılaştığımız manzarayı şöyle özetleyeyim size.
Kızılcık şerbetiyle adını Feriha koydumun karışımı bir ortam.
Sinirim bozuldu.
Yani inanılmaz arkadaşlar inanılmaz ve annem kriz geçirmişti.
Şeyi hatırlıyorum müdüre çıkıp müdür bey burası okul mu ben emin miyim çocuklarımı okula bıraktığıma falan diye sormuştu.
En son müdür şey demişti yani biz burayı zaten disipline sokmak için pilot bir sene başlatıyoruz.
Ben de yeni geldim falan diye adam çok utanmıştı.
Sonra ben o okula devam etmedim zaten ama babamın çapa etkisi de verdiği karar benim iki seneme mal oldu öyle söyleyeyim.
Hala da hiç liseden arkadaşım yoktur.
Ne sonraki gittiğim okulda bir adapte olabildiğim ne o okulda adapte olabilmiştim.
Yani demem o ki...
Aslında bizim bilişsel önyargılarımızla aldığımız kararlar sadece bizi değil çevremizdeki insanları da ailemizde yanlış etkileyebiliyor.
Peki bilişsel önyargılar dedik, doğrulama önyargısı dedik, aşırı güven önyargısı dedik, çapa etkisi dedik.
Başka ne var bizim kararlarımızı yanlış almamızı tetikleyen ya da kararlarımızı bulandıran şeyler?
Duygusal tepkilerimiz ve stres altında karar almak.
Bunu da şöyle düşünebilirsiniz.
Üzgünken çok radikal karar aldığınız zaman.
Ya da işte kızgınken çok sert çıkışlar yaptığınız zaman o zaman diyor ya mantık beni bu menşinden çıkarın diye.
Aynen öyle. Buna duygusal varsayılan diyorlarmış.
Bu noktada yapılabilecek en iyi şey tabii ki de durmak.
O an karar almamak ama kitapta şöyle bir şey vardı çok hoşuma gitti.
Halt diye kısaltmışlar bunu.
Diyor ki açken, öfkeliyken, yalnızken ve yorgunken büyük kararlar almayın.
Halt da buradan giriyor zaten. Hungry, angry, lonely.
Bunlar varsa diyor açsanız, öfkeliyseniz, yalnızsanız ve yorgunsanız kararlarınızı erteleyin.
O an karar almak zorunda değilsiniz.
Bu bir. İkincisi de egonuzun devreye girdiği anın farkında olmak.
Çünkü... İnsan olarak tabii ki de egodan oluştuğumuzdan mütevellit eleştirildiğimizde ya da böyle benliğimizin tehdit altına girdiğini anladığımız anda kendimizi savunma
ihtiyacı duyuyoruz ve bu durum ister istemez kararlarımızı etkiliyor.
Yapacağımız şeylerle ilgili kararlarımızı etkiliyor, sarf ettiğimiz sözlerle ilgili kararlarımızı etkiliyor.
O noktada kendinizin farkında olup objektif bir yerden bakıyor olabilmek, belki de bazı şeyleri kişisel...
Alıp almadığınızın böyle bir kontrolünü yapmak çok önemli.
Çünkü ego varsayılanı benim gördüğüm en büyük tetikleyicilerden bir tanesi alınan kararlarda.
Onun dışında bir de sosyal varsayılan faktörü var.
Bu da şöyle sürüye ayak uydurmak, dışlanmamak üzere çoğunluk ne diyorsa onun doğrultusunda karar almak.
Bunu her yere uygulayabilirsiniz.
Az önce söylediğim bu çocuk örneğine de koyabilirsiniz bunu.
Ya da arkadaşlarınızla bir yere yemeğe gideceksinizdir.
Hangi restorana gideceğinize bir türlü karar verememişsinizdir.
En sonunda gruptan bir karar çıkıyor ama siz oraya gitmek istemiyorsunuz.
Çünkü biliyorsunuz ki yemekleri çok güzel değil.
Ama diyorsunuz ki tamam ya bir şey olmaz hadi gidelim.
Ya da o an çok böyle bir gerginliğe de girmek istemiyorsunuz.
Zaten karar verilmiş uzasın istemiyorsunuz.
Gidiyorsunuz yemek kötü.
Boşu boşuna o kadar para verdiniz.
Alın size yanlış karar.
Kötü yemeğe verilen paraya çok acıyorum.
Yemeğe verilen paraya hiç acımam.
Çok severim güzel yemek yemeyi ama...
kötü yemeğe verilen paraya ve orada harcanan zamana da çok acıyorum ya.
Neyse bu bilgi size gerekli değil.
Biz devam edelim. Şimdi bir de ne var?
Atalet varsayılanı var o duygusal varsayılanların arasında.
Bunu da şöyle düşünün. İnsan alışkanlıkları çerçevesinde olan, konfor alın çerçevesinde olan bir varlıktır değil mi?
Yani şimdi bir karar alacağım ve o konfor alanından çıkacağım.
Bir sürü yeni şeyle uğraşacağım.
Kendi kendimi boşuna zora sokacağım.
Ne gerek var deyip kaldığımız yerde Olduğumuz durumda, bulunduğumuz noktada durmayı tercih ediyoruz.
Bu da atalet varsayılanıymış.
Tabii ki o an keyfimizden ödün vermek istemiyoruz ama uzun vadede ya da büyük resimde bu doğru karar mı onu da düşünmekte fayda var.
Pekala başka neler var yanlış karar almamızı tetikleyen?
Bilgi eksikliği.
Bence bu en önemlilerden bir tanesi.
Ben bununla koştuk seanslarımda çok karşılaşıyorum bu arada.
Mesela bir iş başvurusu yapıldı diyelim.
Ve o iş başvurusundan red geldi.
Şimdi düşünün bir yerden ya da bir insanların red aldığımız zaman ister istemez egomuz zedeliniyor.
Bir hayal kırıklığına uğruyoruz.
Ve eğer bu işle alakalıysa kendimizi yetersiz hissedebiliyoruz.
Eksik hissedebiliyoruz. Bunların hepsi çok güçlü duygular.
Ve bu duygularla kendimize alakalı bir karara varıyoruz.
Demek ki ben yeteri kadar iyi değilim.
İş bulamıyorum. Hiçbir zaman iş değiştiremeyeceğim.
Umutsuzluğa kapılabiliyoruz.
Ama şimdi bir düşünün.
O reddin arkasında milyonlarca sebep olabilir.
Bunlardan bir tanesi içeriden bir adayla kapatmışlardır.
Referans bir adayla kapatmışlardır.
Ya da sizin CV'niz fazla güçlüdür.
Ya da tam aksine CV'nizde kendinizi doğru ifade edememişsinizdir.
Size göre belki o mükemmel bir pozisyondu ama bu CV'ye bakan insan onu düşünmemiştir, onu görmemiştir.
Çünkü CV'nizde bir eksiklik olabilir.
Ya da belki... Belki gerçekten de tam istedikleri gibi bir aday vardır.
Siz belki o rol için uygun değilsinizdir.
Her şey olabilir yani pozisyonu da kapatmış olabilirler.
Yanlışlıkla bile reddetmiş olabilirler.
O yüzden de bu kadar olasılığın olduğu noktada tek bir tanesine inanıp kendi kendinize yüklenmenin hiçbir manası yok.
Çünkü o inandığınız şey o duygular ilerideki kararlarınızı da etkiliyor.
Bir yere başvurup başvurmama kararınızı ya da...
O toplantıya hadi diyelim girdiniz, mülakata girdiniz.
Orada kendinizi nasıl göstereceğinize kadar her şeyi çok etkileyebiliyor.
Bunu şimdi bir kenara bırakıyorum.
Bu her şeyle alakalı. İnsan ilişkileriyle de alakalı ya da daha pratik bir konuda karar veriyorsanız da her zaman için...
Ne kadar bilgi, ne kadar data, ne kadar fazla detay o kadar iyi.
Tabii ki detaylarda kaybolmamak şartıyla.
Çünkü varsayımlarla hareket etmek bana modern falcılık gibi geliyor arkadaşlar.
Yani elimizde yeterli veri ya da kesin bilgi yokken herhangi bir karara varmak çok sağlıklı değil.
Warren Buffett'ın da dediği gibi kararın doğruluğunu başkalarının onayından çok bilgi ve mantığa dayalı olması belirler.
O yüzden de özellikle böyle yatırım yapma ya da...
Ya da parasal işlerle alakalı bir şeyler bir kararlar alacaksınız.
Ya da çocuklarınızın eğitimi gibi kendi eğitiminiz gibi.
Bu tarz durumlarda ne kadar bilgi ve veri olursa elinizde o kadar iyidir.
Peki başka neler varmış yanlış kararlar almamızı tetikleyen?
Şaşırmayacağınız bir şey söyleyeceğim.
FOMO bir şeyleri kaçırma korkusu.
Fear of missing out. Şimdi bununla alakalı da bir anım var.
Tabii ki de bununla alakalı da bir anım var.
Ne zannettiniz? Halloween zamanı geldi ya cadılar bayramı zamanı.
Londra'da her yerde bir sürü parti var.
Ben geçen sene Emre Onar'ın yaptığı 90'lar Türk pop kültürü partisine katılamamıştım.
Ve çok içimde kalmıştı.
Yani FOMO'nun Allah'ını yaşamıştım.
Bu sene onun biletleri çıkar çıkmaz ilk ben aldım.
Tamam muhteşem. Bu Cuma günü.
Ondan sonra Cumartesi günü.
Bir arkadaşım beni doğum gününe davet etti.
Çok da sevdiğim bir arkadaşım ve tabii ki gideceğim.
Tamam buraya kadar bir şey yok.
Perşembe günü de Natural History Museum'da böyle şey yapacaklarmış.
Sessiz parti o da kostümlü parti.
Dedim ki yani üç gün üst üste de gece dışarı çıkmak istemiyorum.
Ben bunu almayayım. Arkadaşım bana dedi ki bak bilet kalmazsa üzülürsün ama gel bence çok güzel olacak.
Sizce ben ne yaptım? Anında bilet aldım.
Anında. Ve sonra üzerime karabasanlar geliyor.
Çünkü o gün ofise gideceğim.
Akşamında çok önemli bir toplantım var.
Oradan çıkıp koşa koşa gideceğim.
Kostümüm yok, hiçbir şeyim yok.
En son dedim ki yok ya ben çok pişmandım bu kararımdan.
Sattım biletimi, gitmedim.
Yani demem o ki FOMO bir şeydir kaçırma korkusu.
Hızlı ve yanlış karar almada birebir.
Eminim vardır sizin de böyle örnekleriniz.
Hani birileri bir yere gidiyor diye geride kalmamak için gittiğiniz.
Ya da hep... İnternet alışverişi yaparken şey vardır ya son kaldı hadi alayım ya da bu fiyattan son oda booking de falan yapıyorlar böyle.
Yani sizi böyle bir şey ittiriyorsa o korkuyla kaçırma korkusuyla bir şey yapıyorsanız şöyle bir durup ya ben bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum yoksa ya kalmazsa korkusuyla mı yapıyorum
diye bir düşünün mutlaka ki.
Peki şimdi burada bir duralım.
Size bir sorum var bu konuyla alakalı.
Şu ana kadar kendinizle ilgili verdiğiniz en doğru kararların bir listesini yapacak olsanız neler koyardınız o listeye?
Ben kesinlikle ilk üçe psikolojime yatırım yapmayı koyardım.
Çünkü zihinsel ve duygusal sağlığımız hayatımızın her alanını etkiliyor bildiğiniz üzere.
Son 5 yıldır aralıklı olarak terapi alıyorum.
Açık konuşayım ben terapiye hayatımın akışını değiştirecek kararlar almak zorunda kaldığım bir zamanda başladım.
Kendimi tanımam, güçlü yönlerimi keşfetmem ve zorlandığım anlarda neye ihtiyaç duyduğumu anlamam terapinin sayesinde oldu.
Ve bence hayatımda verdiğim en iyi kararlardan bir tanesiydi.
Bugün olduğum kişiye yaptıklarıma ve yapacaklarıma olumlu yönde katkıları oldu.
Tabii ki çok yetenekli, işinde uzman bir terapistimin olması...
Bu sürece katkı sağladı.
Zaten terapinin en önemli noktası da doğru kişiyle çalışıyor olmak.
Bazen benden terapist önerisi istiyorsunuz ama bana iyi gelen biri sizde aynı etkiyi yaratmayabilir arkadaşlar.
O yüzden böyle bir öneride bulunmak istemem ama size gönül rahatlığıyla önereceğim bir uygulama var.
Hayvel mutlaka duymuşsunuzdur zaten.
Hayvel 1500'den fazla uzman klinik psikoloğuyla terapiye başlamak isteyenlere destek oluyor.
Ve bir de kişiselleştirmiş bir sistemi var.
Bu sistem sayesinde ihtiyaçlarınıza uygun uzmanlarla tanışabilir ve ücretsiz ön görüşmeler yaparak hangi uzmanın sizin için en iyi olacağına karar verebilirsiniz.
Benim en sevdiğim özelliklerinden biri de seansların yoğun takviminize uygun olarak hafta içi akşamları ya da hafta sonu bile yapılabilmesi.
Yani kendi temponuza göre ayarlayabiliyorsunuz terapi seanslarınızı.
Bence bu çok kıymetli. Ve tabii ki her şeyde olduğu gibi terapide de süreklilik çok önemli.
Hayvelde bütçenize uygun seans paketlerini seçebildiğiniz için terapi sürecinizi sürdürülebilir hale getirebiliyorsunuz.
Bu konuda bir adım atmaya hazırsanız eğer gelişigüzelhayaller dinleyicileri için özel bir kodumuz var.
Açıklamalara linkini bırakıyorum.
Hayveli hemen indirip ücretsiz tanışma görüşmelerinizi planlayın derim.
Kendinize yaptığınız bu yatırım alabileceğiniz en güzel kararlardan biri olabilir.
Şahsen benim öyle oldu.
Haydi geri dönelim bölüme. Evet şimdi nelerden bahsettik?
Karar alma sürecinde zihnimizin nasıl çalıştığından, neden yanlış kararlar aldığımızdan, bunu nelerin tetiklediğinden bunlardan bahsettik.
Yavaş yavaş artık taktiklere geçelim.
Ve ilk olarak iki seviyeli düşünme taktiğinden bahsedeceğim.
Bunu örneklendirerek anlatacağım.
Sürpriz sonunu çok gurur duyduğum bir hikaye ve çok mutlu olduğum bir hikaye.
Sonuna kadar dinleyin o yüzden. Şimdi bilenleriniz var ama ben bilmeyenler için de söylüyorum.
Benim profesyonel alanım kariyer koçluğu değil mi?
Ben ne yapıyorum? Kariyer değişikliği yapmak isteyen insanlarla çalışıyorum.
Ve bunun için de önce...
Neyi sevdikleri, neyi istediklerini, nelere yetenekleri olduklarını bulmamız gerekiyor.
Onu bulduktan sonra, ne istediğini bulduktan sonra tamam artık o yöne doğru ilerleyebiliriz.
Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum.
Her ne seçerseniz seçin.
Benim en çok duyduğum şeylerden bir tanesi bunun gidip ben bir okulunu okuyayım.
Ama şimdi kim 4 sene tekrardan okuyacak?
İlk sorduğum soru...
Gerçekten onun için okul okumak gerekiyor mu?
Neden okul okumak gerektiğini düşünüyorsun?
Bu acaba mükemmeliyetçilikten mi geliyor?
Yoksa astronot, psikolog, doktorluk gibi bir şey mi seçiyoruz?
Bunları seçmiyorsanız onun okulunu okumak istemeniz...
Benim biraz daha sorguladığım bir alan bunu kendinize sorun isterim.
Yani seçtiğiniz mesleği yapabilmek için illa özellikle günümüz şartlarında okul okumanız gerekiyor mu?
Ve o okulu okumadan da 4 sene boyunca kendinizi bir şeye adamadan da aynı eğitimi, aynı kaliteyi, aynı içeriği ya da benzerini alabileceğiniz ya da alternatifini yapabileceğiniz bir şey
var mı? Bu burada dursun.
Bunu ne zamandır hep söylemek istiyordum.
Aklımdan çıksın diye söyledim.
İkincisi. Diyelim ki yapmak istediğiniz meslek psikologluk.
Ve bunun için tabii ki de okul okumanız gerekiyor.
Tamam buna karar verdiniz.
Şu an kurumsaldasınız.
Çok güzel bir işiniz var.
İyi bir yerdesiniz işinizde.
Tecrübeniz var, kıdeminiz var.
Güzel de para kazanıyorsunuz.
Ama karar verildi.
Hayatınızın sonuna kadar bu işi yapmak istemiyorsunuz.
Siz çok net bir şekilde psikolog olmak istediğinize karar verdiniz.
O zaman elimizde şu seçenekler var.
4 senelik bir lisans okumak.
Bunun içinde neler var?
Devlet okulu için sınava girebilirsiniz.
Ya da özel okula gidebilirsiniz.
Özel okula gidecek olursanız bu çok büyük ekstra bir maliyet olacağından mütevellit.
Bununla alakalı burs alıp alamayacağınıza bakarsınız değil mi öncelikle?
Ondan sonrasında da bir maliyet araştırması, maliyet analizi yapılır.
Eğer çalışmadan siz okula devam edebiliyorsanız bunu tercih edebilirsiniz.
Böyle bir seçeneğiniz yoksa, Belki bir önceki işinizden daha az maaşı olan ama sizi okurken de idare edebilecek yarı zamanlı bir şeye bakabilirsiniz.
Eğer sizin konforunuzu çok etkilemeyecekse ve bir destek mekanizmanız varsa.
Ya da eğer altından kalkabileceğini düşünüyorsanız şu anki tecrübenize ve network'ünüze kendi danışmanlık firmanızı kurarsınız.
Bir yandan hem esnek bir şekilde çalışırsınız ya da illa danışmanlık olmasına gerek yok.
zamanına, okulun takvimini ayarlayabilecek bir iş neyse onu bulup o şekilde yapabilirsiniz değil mi?
Peki diyelim ki bunlardan bir tanesi senaryo size uydu.
Bu birinci seviye düşünmenin.
İkinci seviyede okula döndüğünüz senaryoyu düşünmek var.
Ne olur? İşler yolunda giderse diyelim ki burs aldınız.
Az önce konuştuğumuz konu.
Muhteşem. Güzel bir network oluşturabilirsiniz gittiğiniz okulda.
Size çok güzel fırsatlar açar.
Ama Ne olur tecrübeniz olmadığı için size okulu bitirdikten sonra bir yerde yine daha düşük ücretle işe başlayacağınız konumda olabilirsiniz okul bittikten sonra.
İşler yolunda gitmezse eğitime birikiminizden ödeme yapmak zorunda kalabilirsiniz.
Bölümü beğenmemiş olup ya ben bunu mu istiyordum boşu boşuna.
Zaman harcadım, para harcadım diyebilirsiniz.
Eski işinize geri dönmek zorunda kalabilir ve bunun içinde hayal kırıklığı yaşamış olabilirsiniz.
Sanki başarısızlık gibi bir yerden tutuyor olabilirsiniz.
Ve o duyguyla nasıl başa çıkıp çıkamayacağınızı da iyi değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü zamanın boşa gittiği, rezil olduğun bunlar ister istemez insanın düşündüğü şeyler oluyor.
İşte tam olarak bu yüzden de okula geri dönmenin iyi bir seçenek hatta en iyi bir seçenek olup olmadığını şöyle anlayabiliriz.
Şu bilgilerle. Bir, burs alıp alamayacağınız.
Alamazsanız da okula devam edecekseniz maddi olarak nasıl güvence altında olacaksınız bunu bulmak.
İki, okulun çalışmak istediğiniz sektörde ya da alanda ne kadar etkili bir network'e sahip olduğunu bulmak.
Üç, oradan mezun olduğunuzda hızlı bir şekilde iş bulup bulamayacağınız ve bulursanız da o işin maaş sıkılasının ne olduğu.
Yani sizin şu anki bugünkü standartınıza ne kadar hızlı bir şekilde gelebileceğinizi az çok anlayabilmek.
Şu anki refahınıza bunu söylemeye çalışıyorum.
Üçüncüsü de uzun vadede kendinizi o mesleği yaparken hayal ettiğiniz zaman ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz, ne görüyorsunuz.
Bunu gerçekten gözünüzde canlandırabilmek.
Bu örneği, psikolog örneğini özellikle verdim.
Neden? Çünkü danışanlarımdan bir tanesiyle tam olarak bu süreçten geçtik ve bu düşünce şeklini, bu karar alma şeklini uyguladık.
Şöyle oldu, ne istediğini bulmak için başladık.
Gerçekten de yaptığı işten memnun değildi ama ne istediğini de bilmiyordu.
Tamam başladık, birkaç seans sonrasında ne istediğini bulduk, psikolog olmak istiyordu.
Ama haliyle aklında şunlar vardı.
4 sene tekrardan okul okumam gerekecek, buna hazır mıyım, geç mi kaldım, geride mi kaldım?
İster istemez hepimizi tedirgin eden sorular onda da vardı.
Bunun üzerine birazcık çalıştık.
Önce bunu değerlendirdik.
Ve seansların sonunda tekrar şunu fark ettik.
O kadar güçlü bir şekilde psikolog olmak istiyor ki istediği şey çok net.
Ama bir yandan da bunun mümkün olmadığına kendini öyle bir inandırmış ki o yüzden de o kararı verip aksiyona geçemiyoruz.
Sonra bunun üzerine çalışmaya başladık.
Ve bunun üzerine çalışırken o karar aşamasında Değerlendirmediğimiz olasılık kalmadı.
Yurt dışındaki okullara baktık çünkü onlar 3 seneydi.
Onlardan hangilerinden burs alıp alamadığına baktık.
Türkiye'deki okullara baktık.
Ondan sonrasında her iki tarafta da okuduğu takdirde ne işler yapabileceğine, kendisini nasıl geçindirebileceğine baktık.
Çünkü eğer kendi ayaklarınızın üzerinde durmaya alışmış bir insansanız ve böyle bir karar alıyorsanız, bunun sorumluluğunu alıyorsanız...
Tekrardan ailenize dönüp destek istemek istemeyebilirsiniz.
Danışanın bu durumdaydı mesela.
O yüzden diğer şartları da değerlendirdik.
Ve sonrasında da vaktini ayırıp birazcık daha ders çalışıp ona dedike bir şekilde hazırlanıp hem yurt dışında hem de Türkiye'deki sınavlara girmeye karar verdi.
Her ikisine de girdi. Ve İstanbul'da bir okulda yarı burslu psikoloji bölümünü kazandı.
Elimizdeki o an değerlendireceğimiz en iyi seçenek oydu maddi maddemi.
Sonra okurken hangi işleri yapabileceğine baktık, liste çıkardık, şansı da yaver gitti.
Yarı zamanlı güzel maaşı olan ve okulunu da destekleyen esnek bir iş buldu biliyor musunuz?
Ve inanılmaz bir şekilde sonuçlandı.
Yani olabilecek en mükemmel şekilde sonuçlanan bir senaryo bu.
Kendisini bir gün konuk almak istiyorum.
Zaten onun izniyle anlatıyorum bu sürecimizi de.
Kayıt tarihimiz belli olsun.
Ben de Instagram'da bir anket açarım.
Eğer siz de böyle radikal değişiklikler yapmak istiyorsanız kendisine sormak istediğiniz sorular varsa bana iletirsiniz.
Bizde yayında. Ama onun dışında kendinizle alakalı kariyerinizle alakalı böyle bir değişiklik yapmak istiyorsanız da biliyorsunuz bana her zaman için ulaşabilir ücretsiz öngörüşme talep
edebilirsiniz. Evet şimdi kariyeri bir kenara bırakacak olursak onun dışında bir de kritik problemleri çözerken nasıl doğru kararlar alırız ben buna da çok önem veriyorum.
Çünkü hayatımızın her alanında her an problem çıkabilir.
Bununla alakalı yazar kitabında şöyle bahsediyordu.
Sağlıklı bir karar süreci dört aşamadan oluşur.
Bunların ilki durumu belirlemek, durumun kök sebebini anlamak.
İkincisi olası seçenekleri belirlemek.
Üçüncüsü o seçenekleri değerlendirmek.
Dördüncüsü de en iyi seçeneği uygulamak.
Şimdi bunu da örneklendireceğim çünkü kitapta çok güzel böyle cuk oturan bir örnek vardı bu sürece.
Amerika'da... Hayvanları korumak ve sahiplendirmek adına ASPKA diye gönüllü bir kuruluş varmış.
Ve bu kuruluş her yıl 3 milyondan fazla köpeğin barınaklara girdiğini ve evlat edinilmek üzere sunulduğunu tahmin ediyor.
Böyle bir çalışma yapmışlar.
Ama bu 3 milyon köpeğin sadece 1.4 milyonu başarıyla ailelere sahiplendiriliyor.
Yani bu ne demek? Her yıl 1 milyondan fazla köpek evsiz kalıyor.
Ve haklı olarak çoğu barınak şunu soruyor.
Biz nasıl bu köpekleri sahiplendiririz?
Nasıl daha fazla aile buluruz?
Ama şöyle bir baktığımız zaman gerçekten asıl sorun bu mu?
Kök sebep bu mu? Evcil hayvan evlat edinmek isteyen aile sayısı sınırlı.
Herkes köpek evlat edinmek istemiyor olabilir.
Herkesin bakacak durumu olmayabilir.
Bu noktada uzun vadeli bir çözüm getiriyor mu gerçekten bu soruyu sormak?
Bence getirmiyor ki zaten onlar da öyle düşünmüş ve barınaklardan biri bakış açısını değiştirip şöyle bir yerden yaklaşmaya başlamış.
En temelde daha az evlat edinecek köpek olabilmesi için biz neyi doğru yapmalıyız?
Ve verileri incelemeye başlıyorlar.
Az önce size demiştim ya data çok önemli doğru karar vermedi diye.
İşte bakın burada canlı örneği var.
Çünkü verileri inceledikten sonra şunu fark ediyorlar.
Kendi barınaklarına giren köpeklerin %30'u sahipleri tarafından zaten terk edilmiş.
Yani bu köpeklerin zaten sahibi varmış.
Ve sahiplerinin bu köpeklerin terk etmesinin genel sebebi de Yeteri kadar maddi güçlerinin olmaması.
Bu yüzden de diyorlar ki benden daha iyi bakabilecek biri vardır.
Daha iyi mama alabilecek biri vardır.
Aşılarını yaptırabilecek biri vardır gibi düşüncelerle köpekleri barınaklara bırakıyorlar.
Bu bana şey gibi geldi eski Türk filmlerinde bebeğime biri daha iyi bakar diye cami avlusuna bırakıyorlar diye.
Tövbe estağfurullah neyse.
Şimdi ellerinde bu veri olan barınak ne yapıyor?
Üzerinde düşünüyor. Biz ne yapsak?
Bu insanların köpeklerini bırakmalarını engelleriz diye.
Oturuyorlar bir program kuruyorlar.
Diyorlar ki bir aile köpeğini buraya bırakmak için geldiği zaman onlara şunu soralım.
Eğer maddi olarak size zorluk yaratmasaydı köpeğinizi tutmak ister miydiniz buraya bırakmak yerine?
Cevap evet ise biz bu sorunu çözmek için kendi...
Çevremizi kullanalım kendi network'ümüzü kullanalım ve bu aileye destek olalım.
Destek dediği şey de şu 10 dolarlık bir kuduz aşısı ya da uzun vadeli mama erişimi.
Yani biz bunu sağlarsak bu insanları ne kadarı bırakır köpeklerin diye düşünüyorlar.
Bunun arkasındaki mantık da şu yine bir araştırma yine bir veri giriyor devreye.
Eğer bu aileye aşı ve mama desteği sağlarlarsa.
O ailenin hayvanı evde tutması barınakta tutmaktan çok daha ucuz.
Yani her iki taraf için de aslında kazançlı bir şey bu.
Ve nasıl sonuçlanıyor biliyor musunuz?
Köpeklerini terk etmek isteyen ailelerin %75'i mama ve aşı desteği sunulduğunda köpeklerini bırakmaktan vazgeçiyor.
İnanılmaz bir örnek.
Ben şunu düşündüm. Aynı örneği alıp da problem yaşadığım şeyleri uygulasam, yani semptomu tedavi etmektense kök sebebini bulup sürdürülebilir bir çözüm bulsam hayatımda
neler değişirdi? Ben şimdi diğer taktikleri anlatmadan bu soruyu da sizi bırakıyorum.
Siz de kendinize sorun bu soruyu.
Diğer taktiklere gelince de öncelikle altını çizmek istediğim çok önemli bir şey var.
Ne o? Geleceğimizi bizim bugün yaptığımız seçimler belirliyor değil mi?
Aynı şu an içinde bulunduğumuz durumu geçmişteki seçimlerimizin belirlediği gibi.
Hani bazen derler ya şimdiki aklım olsaydı şöyle yapmazdım böyle yapardım diye.
Evet çok güzel bir bakış açısı.
Keşke bir şeyleri önden görebiliyor olsak ama aslında bir noktada görebiliriz de.
Kikek ardında dediği gibi hayat geriye bakarak anlaşılır ama ileriye doğru yaşanır.
Yani gelecekte olabilecekleri önceden öngörebiliriz.
Buna psikologlar premortem deniyor.
Böyle bir düşünce deneyleri varmış.
Şeye benziyor bu. Seneca'nın premeditato malorum diye bir konsepti var.
Bilir misiniz? Kötülüklerin önceden düşünülmesi gibi düşünün bunu.
Yani bildiğiniz aslında olabilecek en kötü senaryoyu analiz etmek.
Bu doğru karar verme konusunda araştırmalara göre çok etkili bir yöntemmiş.
Kendimizi hazırlayıp ona göre B planı, C planı, D planı yapabiliyoruz.
Yani buradaki amaç aslında kötü senaryoyu düşünüp endişelenmek, kendimizi strese sokmak değil.
Sadece o olasılıklara göre kendimizi daha güçlü ve hazır hissetmek.
Yani en ufağından en kötü ne olabilir?
Neler ters gidebilir? Ve bunlar ters giderse ben nasıl bir aksiyon alırım?
Bunları oturup yazmak çok basit ama gerçekten de çok etkili.
Çünkü en başta bahsettik değil mi?
İnsan duygusal olduğu zaman aç, öfkeli, kızgın olduğunda ya da stres altında olduğunda yanlış karar alıyor diye.
Bu kısım sizin güvenceniz olacak.
Yani siz kızgın da olsanız, öfkeli de olsanız arka planda beyniniz ne yapacağını biliyor.
Bey planını biliyor. Bu bir. Onun dışında 3 artı prensibi var.
Bu da en basit haliyle bir sorunla karşılaştınız değil mi?
En az ama en az 3 tane çözüm düşünmeye çalışın.
Eğer aklınıza gelmiyor üçüncüsü kendinizi zorlayın, başkalarına sorun ama en azından seçeneğiniz olduğunu bilin ki bu da zaten güvence sağlıyor size.
Güvence sağlamada doğru karar alma taktiklerinden bir tanesiymiş.
Biraz daha açayım burayı.
Ne demek istiyorum? O düşündüğünüz seçeneklerden bir tanesi olmazsa eğer...
O zaman ne yapacaksınız?
Onu yokmuş gibi hayal ettiğiniz durumda nasıl bir aksiyon alacaksınız?
Bu da yine taktiklerden biri dediğim gibi.
Benim doğru karar almamda en en çok fayda sağladığını gördüğüm şeylerden bir tanesi de fırsat maliyeti hesaplamak.
Sadece görünen maliyetleri değil bu maliyet maddi olmak zorunda değil manevi de olabilir.
Görünmeyen gizli maliyetler ne olabilir?
Onun üzerine kafa yormak.
Şöyle örneklendireyim, maddi bir şekilde örneklendireyim.
Diyelim ki siz şehrin merkezine yakın bir yerde yaşıyorsunuz ama küçük bir evde yaşıyorsunuz, eski bir evde yaşıyorsunuz, çok da mutlu değilsiniz.
Hani biraz daha böyle geniş geniş, yeni, kendinizin daha rahat hissedeceği bir eve çıkmak istiyorsunuz.
Ama maliyeti yüksek olduğu için şehrin içinde değil de biraz daha şehrin uzağında bu eve çıkacaksınız değil mi?
Tamam okey ama orada...
Tabii ki de işe gidip gelirken eğer ofise gidiyorsanız orada bir zaman maliyeti olacak.
Yani günde 3 saat yolda harcamaya hazır mısınız?
Ya da bu 3 saati yolda harcıyorsanız eğer nelerden vazgeçiyorsunuz?
O 3 saatin size maliyeti ne?
Evde yemek yapmaya vaktiniz olmadığı için daha fazla dışarıdan yemek mi söylüyorsunuz?
Bu durumda hem bütçenize hem sağlığınıza daha mı sorun olacak?
Eğer ki şirketiniz yol paranızı ödemiyorsa size ekstra bir yol parası masrafı mı çıkacak gibi gibi bunları düşünmek ya da yorgunluk maliyeti.
Yorgun olduğunuz için spora gidemiyor olabilirsiniz ya da ailenize vakit ayıramıyor olabilirsiniz gibi gibi bunların hepsini iyice düşünüp daha doğru bir karar alabilirsiniz fırsat maliyetini hesaplayarak.
Yazar bir de şundan bahsediyordu.
Her sorunda ya da her projede neyi çözmeye çalışıyorsanız çalışın.
En önemli tek bir kriter vardır.
Bu kriteri netleştirirseniz karar almanız daha da kolaylaşır.
Yani 8 tane önemli kriter yoktur diyor.
Bir tane önemli bir kriteriniz vardır.
Bir tane asla vazgeçmeyeceğiniz nokta vardır.
Ve siz onun ne olduğunu bilirseniz onun etrafında dönerek doğru kararı alabilirsiniz.
Ben de kendi hayatımda bunu daha fazla uygulamam gerektiğini düşünüyorum mesela.
Onun dışında çok beğendiğim taktiklerden biri de şuydu.
Küçük kararlarda daha hızlı hareket edin diyor.
Yani geri alınabilir telafisi olan kararları düşünerek çok fazla vakit harcamayın.
Sabah ne giyeceğinizi o kadar da çok düşünmeyin demeye çalışıyor.
Bunu da karar yorgunluğu bölümünde bayağı bir bahsetmiştim bu arada.
Bu bölümle güzel uyuşuyor.
Onu da dinleyebilirsiniz bundan sonra.
Yani kendinizi ufak tefek kararlar için fazla yormayın.
Hata yapma maliyeti düşükse hızlı karar verin geçin.
Ama eğer hata maliyeti yüksekse o kararınızın yine söylüyorum maddi de olabilir manevi de olabilir.
İşte o zaman hiçbir şekilde hızlı karar almayın.
Ne kadar zaman gerekiyorsa o zamanı kendinize ayırın ve ne siz kendinize baskı yapın ne de başkalarının size bu konularda baskı yapmasına izin verin.
Çünkü o karar verdikten sonra geri alma gibi bir lüksünüz yok.
Diğer bir taktikte ben bunu seanslarımda da çok kullanıyorum.
Karar alırken örnek aldığınız kişiler bu durumda ne yapardı diye düşünmek.
Bu gerçekten farklı bir perspektiften bakmanıza yardımcı olabilir.
Yani eğer tabii ki örnek aldığınız insan hayattaysa ve ona erişebiliyorsanız arayıp bir alo deyip yani ben böyle bir şey düşünüyorum sen ne düşünüyorsun diye fikrini de sorabilirsiniz.
Ama hayatta değilse de oturup böyle bir beyin fırtınası yapabilirsiniz.
O olsaydı ne yapardı bu olsaydı ne yapardı gibi.
Onun dışında tabii ki de hatalardan ders çıkarmak karar alırken çok önemli etkenlerden bir tanesi.
Çünkü zaten yaşadığınız, sonuçlarına katlandığınız, nerede yanlış yaptığınızı biliyorsunuz.
Yani böyle bir know-how'ınız var, böyle bir bilginiz var artık.
Ona göre bir sonraki kararı daha doğru alabilirsiniz.
Eğer iyi bir şekilde, objektif bir şekilde değerlendirebiliyorsunuz.
Ve şunu eklemek istiyorum. İlla bir karar almak zorunda değilsiniz.
Gerçekten çok kararsız kalıyorsanız o an o kararı vermek zorunda değilsiniz.
Kendinizi baskı altında hissetmeyin.
Çünkü karar almamak da bir karardır.
Yani bir seçim yapmamak da seçimdir.
Bu da aklınızda olsun ve siz bunu seçmekte de özgürsünüz.
Yani seçmeme özgürlüğünüz var.
Onu da söylemiş olayım.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Umarım bugün burada paylaştığım bilgiler doğru kararlar alabilmeniz için ileride size yardımcı olur.
Faydalı bulmuşsunuzdur bunları.
Ama şunu da unutmamak lazım.
Her zaman en doğru kararı veremeyiz.
İçinde bulunduğumuz şartlar ve zaman doğrultusunda olabilecek en iyi kararı almaya çalışıyoruz zaten.
Ve bunu yaptığımız sürece her şey okey bence.
Bölümde baya bir bahsettim ama.
Gerçekten hayatınızda önemli bir karar almak üzereyseniz ve sizinle beraber zihninizin labirentlerinde dolaşacak bir yol arkadaşına ihtiyacınız varsa da bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Ücretsiz ön görüşme randevusu alabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın, kendinize iyi davranın.
Sizi çok seviyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
