
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Araştırırken çok keyif aldığım bölümlerden biri oldu. Dedikodu diyerek geçmemek lazım konu sandığımızdan daha arkadaşlar :) Dinledikten sonraki dedikoduya bakış açınız değişebilir. Bu bölümde neler var? Dedikodu yapma ihtiyacı arkasındaki sebepler; Evrimsel açıdan dedikodu, Antropolojik açıdan dedikodu, Psikolojik açıdan dedikodu, Sosyolojik açıdan dedikodu, Dedikodunun tarihi, Dedikodunun cinsiyeti... Artwork: Freepik
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, yeşil güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu hafta sizlerden gelen bir istek parça üzerine konuşmak istiyorum.
İlginç bir şekilde araştırdıkça daha da derine inen bir konu.
Ama detaya girmeden önce kısaca bahsetmek istediğim bir şey var.
Biliyorsunuz hepimizi çok derinden etkileyen bir deprem yaşadık.
Hala hep birlikte yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz.
Tek bir isteğim var.
Bu depremi... yarattığı zayiatı unutmayalım ve sürdürülebilir desteğimizi bölgeden etkilenen kişilerden esirgemelim olur mu?
Bir şey yaparken, bir şey satın alırken, bir yardımda bulunurken hep deprem bölgesi zihnimizin köşesinde bir yerde olsun ve aktif olarak desteğimizi sürdürelim.
Tek dileğim bu. Ben de bu podcast yayınlarında elimden geldiğince paylaşabildiğim kadar Yeni öğrendiklerimi, keşfettiklerimi paylaşıp hatırlamaya hatırlatmaya çalışacağım sizlerin de desteğiyle birlikte.
Evet şimdi yavaş yavaş konumuza geri dönecek olursak bölümünde isminden anlayacağınız üzere konumuz dedikodu yani gıybet.
Gıybetleyip geçmeyin, birazdan bunun psikolojik, sosyolojik, antropolojik, iletişim ve tarihi taraflarına hatta dedikodunun cinsiyetine değineceğim.
Yok artık diyeceğiniz şeyler olacak, şayet benim oldu.
Şimdi şöyle bir araştırmalara baktım da dedikodu hakkında çok değişik şeyler var.
Neler mesela? Birincisi...
Normal bir insan günde 52 dakika dedikodu yapıyormuş ve genel sohbetlerimizin %80'i başkaları hakkındaymış.
Bazı araştırmalarda insanların genel olarak %2'sinin dedikodu yaptığını söylüyor.
Ama bunların sadece %5'i kötü niyetli.
Nasıl yani dedikodu başlı başına kötü bir şey değil mi Emine diye soruyor olabilirsiniz şu an ama kültürler arası dedikodunun algılanma şekli inanın çok farklı.
Nereden biliyorum? Birincisi...
Bu konu için 4 tane podcast dinledim, 1 kitap okudum ve 3 tane bilimsel araştırma okudum.
Ve fark ettim ki bizim kültürümüzde dedikodunun algılanma şekliyle diğer kültürlerdeki algısı farklı.
Biz dedikoduyu biraz daha ortalık karıştırmak ve kötü niyet olarak görüyoruz.
Söylenmemesi gereken bir şeyin ortalıkta dolanması, insanların hayatını zorlaştırmak ki bunlar o az önce bahsettiğim kötü niyetli zedikoduların arasına yani %5'lik dilimin arasına.
Ama baktığım kaynaklardaysa insanların hayatları, kişilikleri ve olaylarla ilgili...
Bilgi paylaşma, eğlenme amaçlı gibi bir yaklaşım var.
Tabii ki masum değil ama açacağım birazdan.
Ki bu bölümde amacım dedikoduyu güzellemek falan değil.
Sadece objektif bir şekilde yaklaşmak ve bilmediğimizi bilmediğimiz şeylere biraz daha böyle odaklanabilmek.
İkincisi de biliyorsunuz ben Birleşmiş Milletler misali bir ortamda yaşıyorum ve çalışıyorum.
Haliyle farklı milletlerden insanların dedikoduya yaklaşımlarını da gözleme fırsatım oluyor.
Ve hatta farklı milletlerden insanların nasıl dedikodu yaptığını ya da bunu nasıl algıladığını da bu bölümü araştırırken baya bir gözlemledim.
Hatta size şöyle ufak bir örnek vereyim.
Bundan yıllar önce partnerimle ilk görüşmeye başladığımız zamanlardı ve aynı şirkette çalıştığımız için insanların bilmesini istemiyorduk.
Haliyle dikkat ediyorduk.
Bir gün cuma akşamı iş çıkışı yemeğe gideceğiz.
Servise bindik. Ayrı koltuklarda oturduk.
Şehir merkezine geldik.
Aynı durakta indik ama bizimle beraber bir sürü kişi indiği için farklı yönlere doğru yürüdük.
Sonra baya ileride buluşup yolumuza devam ettik.
10 dakika sonra telefonuma bir mesaj geldi.
Birisi bizim arkamızdan bizi takip etmiş.
Fotoğrafımızı çekmiş. Buluştuktan sonra ve şirkettekilerin olduğu ama bizim olmadığımız bir WhatsApp dedikodu grubunda paylaşmış bu fotoğrafı.
Benim de kankitom bu grupta bana yazdı.
Dedi ki dikkat edin. Böyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Bunu yapana o kadar kitlendim ki o kişi hala kara listemde düşünün.
bir bakacak olursak Stephanie yaptığı yani benim kankamın yaptığı da dedikodu kapsamına girebilir diğerleri tarafından.
Çünkü o da orada konuşulanı bana getiriyor baktığınızda yani bilgi paylaşıyor.
Şimdi ben bu mesajı paylaşana baya bilendim ama partnerim de hep diyor ki ya kitlenme o çok iyi bir insan aslında o kadar da kötü bir şey yok zaten.
Dedim ki yani bunu yapan biri ne kadar iyi olabilir ki?
Başkalarının hayatına burnunu sokan biri ne kadar iyi olabilir?
Hatta Aklıma o insanın bir gün böyle bahçede otururken gözleri parlayarak bize doğru gelip ee dedikodu yok mu diye sorması falan geldi.
Ama bu kadar araştırdıktan sonra şimdi farklı bir lensten bakıyorum ve diyorum ki yani bunu yapmış olması gerçekten onu kötü bir insan yapar mı?
Emin değilim açıkçası yapmayabilirdi.
BBC'nin Craft Science diye bir podcast serisi var.
Onlar da dedikodu üzerine bir bölüm çekmişler ve insanlara soruyorlar dedikodu yapmayı seviyor musunuz diye.
Herkes tereddütsüz bir şekilde evet tabii ki diyor.
Hatta bir uzman şöyle açıklıyordu.
Eğer bir kimse sizinle dedikodu yapmıyorsa size güvenmediği anlamına gelir.
Çünkü dedikodu bilgi paylaşımıdır.
Özellikle iş hayatında dedikodunun kararlarımızı nasıl etkilediğinden de böyle bahsediyordu.
Podcast dinlemek isterseniz kesinlikle öneririm.
Ben çok zevk alarak dinledim.
Yararlarına da zararlarına da her bir aşamasına tek tek ben de değineceğim.
Hem oradan aldığım hem de diğer kaynaklardan aldığım bilgilerle beraber.
Şimdi madem kötü şeyler konuşmuyoruz peki neden başkaları hakkında onlar orada değilken konuşma ihtiyacı hissediyoruz?
Şimdi buna evrimsel taraftan bakacak olursak dedikodu yapma eğilimi sosyal bağları güçlendirmenin ve gruplar içindeki iş birliğini kolaylaştırmanın bir yolu olarak gelişmiş diyor uzmanlar.
İlk insan toplumlarında başkalarının davranışları ve itibarları hakkında doğru bilgilere sahip olmak, hayatta kalmak ve başarı için çok önemliymiş.
İşte buradan geliyor. Hatta dedikodu yapmak, bireylerin başkalarının davranışları hakkında böyle değerli içgüdüler edinmelerine, güven oluşturmalarına ve ittifak kurmalarına olanak tanıyormuş.
Bu konu hakkında araştırma yaparken böyle bir arkadaşıma bahsetmiştim.
Bayağıdır araştırma yapıyorum ama araya tabii ki farklı şeyler girince bu bölümde ertelenmiş oldu.
Böyle arkadaşımla konuşuyor.
Dedim ki ya böyle böyle değişik bilgiler edindim.
O da dedi ki bana babamın bir lafı var.
Der ki dedikodu insanı canlı tutar.
Şimdi anlıyorum ne demek istediğini dedi.
Orada baya bir gülmüştük. Yani demek ki varmış arkasında bir şey.
Çünkü bizim atasözlerimizde özlü sözlerde hep eski tecrübelere göre evriliyor ya.
Hatta daha da ötesine giden evrimci bir psikolog var Robin Dunbar.
O da diyor ki dil insanların dedikodu yapmasını sağlamak için evrimleşti.
Bunu savunuyor. Bilmiyorum yani çok emin olamadım ama en eski biçiminden bugüne dedikodu kime güvenebileceğimiz, kime güvenmeyeceğimiz ya da kimin beleşçi olduğu, kimin saçma sapan konuştuğu, kimin
iyi, kimin kötü olduğu hakkında sosyal açıdan yararlı bilgiler aktarmanın bir yolu olmuştur diyor uzmanlar.
Çok ilginç değil mi? Dedikoduya hiç bu açıdan bakmamıştınız.
Ben de hiç bu açıdan bakmamıştım.
Belki bakanlarınız vardı tabii genelleme yapmayayım da.
Şimdi antropolojik açıdan bakacak olursak da o da şöyle.
ilişkileri yönetmenin ve gruplar içindeki davranışları düzenlemenin bir yolu.
Yani zaman içinde gelişen bir iletişim ve sosyal etkileşim biçimi olarak görülüyor.
Hatta bu konuyla ilgili araştırma yapan antropologlar da şöyle diyor, dedikodu kültürel normları ve değerleri aktarmanın yanı sıra bireysel ve kolektif kimliği şekillendirmede de rol oynuyor.
Çok ilginç bir şekilde dedikodunun bir grup içerisindeki mevcut güç dinamiklerini Güçlendirmek veya bu dinamiklere meydan okumak ya da yıkmak için nasıl kullanabileceğine dair baya bir araştırma
var. Aklıma hatta şey geldi bunları okuyunca Osmanlı Sarayı'ndaki hikayeler.
Ama dedikodu ile alakalı hem yararları hem zararlarını tabii ki Sapiens kitabında da görürsünüz.
Okuyanlarınız vardır mutlaka.
Orada herhalde benzer şeylerden bahsediyor gerek.
Dil üzerindeki etkilerinden bahsediyor gerek.
Sosyal normların düzeninin oluşmasından, güvenin oluşmasından, bilgi paylaşımından.
Öneminden bahsediyorum ama şimdi bilgi paylaşımı demişken o bilgi ne kadar doğru onu da bilmek lazım.
Çünkü evet belki faydalı bir şey olarak bilgi paylaşımı hakkında dedikodu önemli olabilir ama o bilgi yanlış bilgiyse ne olacak?
Yani yanlış bilginin yayılımı bu sefer grupların karşı karşıya gelmesine sebep olabilir.
İnsanların birbirini kim beslemesine sebep olabilir.
Düşmanlığa sebep olabilir.
Yani yıkıcı etkileri de olabilir.
Hep diyorum bir bilgiyi değerlendirmeden önce, inanmadan önce kaynağını sorgulamak, birkaç yerden teyit etmek çok çok çok önemli ki bu da...
bizi eleştirel düşünmeye getirir.
Bu da şey gibi oldu. Dedikoduyu bile eleştirel düşünerek yapın.
Şaka bir yana bu konuyla alakalı çok sevilen bir bölümüm var.
Eleştirel düşünme aynı başlıkla.
Hala dinlemeyenler ve ilgisi olanlar varsa bu bölüme de bakabilir.
Şimdi gelelim dedikodunun psikolojik tarafına.
Psikolojik bakış açısından birkaç farklı ihtiyaca hizmet edebilirmiş dedikodu.
Başkaları hakkında bilgi paylaşmak böyle bir sosyal gruba dahil olduğumuzu hissetmenin bir yolu olabilirmiş.
Bu yüzden dedikodu yapıyor olabiliriz.
Ya da bazı insanlar başkalarıyla bağ veya bağ duygusu hissetmek için ya da onaylanma ihtiyacını...
Bu ihtiyacı karşılamak için dedikodu yapabilirlermiş.
Yani bilgi paylaşımı sayesinde beni gör, ben buradayım, bana değer ver demek gibi bir şey diye anladım ben buradaki çalışmalardan.
Aynı şekilde bağ duygusu da yani ben sana bilgi verdiğim sürece seninle bir bağım var gibi bir yerden hizmet ediyor anladığım kadarıyla.
Dedikodunun hizmet ettiği diğer bir ihtiyaç ise Güç, itibar bunlarmış yani.
O bilgiye sahip olmanın gücü.
Hani vardır ya böyle her grupta her şeyi bilen bir kişi.
Kuş uçsa haberi olur, her şey de ona gidilir.
İşte bu da aslında o grup içerisindeki kişisel imajı oluşturmak için, kendini güçlü ve itibarlı hissetmek için.
olan bir şey olabilirmiş.
Bu çok ilgimi çekti. Değişik bir yaklaşım.
Hiç böyle düşünmemiştim. Bitmedi.
Daha da ilginçleşiyor. Mesela ilgi odağı olmaktan hoşlanan ya da dikkati üstüne çekmekten hoşlanan insanlar da dedikodu ile birlikte bu ihtiyaçlarını karşılayabilirlermiş.
Bu da ilginçlerden bir tanesiydi.
Ya da bazı insanlar o sahip oldukları bilgiyle birlikte kendilerini daha üstün ve dolayısıyla özgüvenliği hissetmek için de dedikodu yapabilirmiş.
Bu da bizi benlik saygısına da getiriyor aslında.
Çünkü bazı insanlar kendilerini diğerlerinden daha üstün hissetmek adına öz saygısını, öz değerini artırmak için diğer insanların hataları, eksiklikleri ve yanlışları hakkında dedikodu yapabilirlermiş.
İşte bu noktada dedikodunun kişilerin benlik algısı üzerinde bir sosyal karşılaştırma hizmeti verdiği yermiş.
Hatta bununla alakalı hatırlarsınız neden kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum diye bir bölüm çekmiştim.
Orada Festinger'ın sosyal karşılaştırma teorisinden bahsetmiştim.
İlgisi olanlar orayı da dinleyebilir.
Orada da oradaki çalışmalardan anladığımız neydi?
Biz sosyal karşılaştırmayı hayatta kalmak için yapıyorduk.
Burada da ne anladık? Yine dedikoduyu da hayatta kalmak için yapıyoruz.
Her şey dönüp dolaşıp bizim primat zihnimize geliyor.
Yoksa bana mı öyle geliyor bilemedim.
Bu bölüm yine varoluş sancıları ile bitecekmiş gibi geliyor bana ama neyse şaka bir yana.
Son bir fact vereceğim bununla alakalı.
Araştırmalar diyor ki dedikodu beyindeki ödül merkezlerini harekete geçiriyormuş.
O yüzden de Dedikodu yapmak aslında insana zevk verebiliyormuş ki dinlediğim çoğu podcast'ta insanlara neden dedikodu yapıyorsunuz diye sorduklarında herkes şey diyordu.
Ya eğlencesine, geyiğine, zevkine hep böyle şeyler söylüyorlardı.
Ben de size sorayım.
Siz neden dedikodu yapıyorsunuz?
Hiç düşündünüz mü bunu? Yapmıyorum demeyin.
Öyle bir şey yok. Öyle bir dünya yok.
Hepimiz dedikodu yapıyoruz. Neyse siz bunu düşüne durun.
Arzu ederseniz burada durdurabilirsiniz de ya da podcast'tan sonra arkadaşlarınızla da bir konuşun.
Ben de bu arada 25 yılını dedikodu üzerine çalışmalara vermiş psikolog Catherine Weddington'un Bakış açısını paylaşayım sizinle.
Çünkü o diyor ki yani 25 yılı aşkın bir süredir ben bu konuyu araştırıyorum, üzerine yazıyorum ve çok büyük evrimler geçirdi.
Örnek olarak da Me Too hareketini veriyor.
Yani diyor ki konuşma kültürlerinin yükselmesini sağladı.
Gerçeğin suçlama korkusu olmadan söylenebileceğini, psikolojik olarak güvenli ortamların yaratılmasını sağladı aslında dedikodu diyor.
Bakın burası önemli. Me Too hareketi neydi?
Hatırlayalım. Cinsel istismara, tacize, tecavüze uğrayan kadınların çalıştığı yerlerde bir şeyleri artık halı altına saklamaktan bakıp seslerini duyurduğu bir hareketti değil mi?
Ünlülerin dahil olmasıyla, oyuncuların, şarkıcıların dahil olmasıyla beraber bütün kirli çamaşırlar ortaya döküldü.
Bir sürü davalar başlamıştı.
İşte bu noktada...
Uzmanlar dedikodunun bilgi uçurma, suistimal veya gizli tehditleri açığa çıkarmak için hayati bir önem taşıdığını söylüyor.
Yani artık odak dedikodunun kendisi değil, dedikodunun kendisi bir sorun değil artık o sorun olmaktan çıktı.
Sorunun arkasındaki sorunu temsil etmek için dedikoduya kaydı.
Yani en başta demiştik ya hani toplumsal düzeni oluşturmak, toplumsal normları oluşturmak, sosyal düzeni sağlamak için.
İşte alın size sosyal düzen.
İsminin açığa çıkacağından ya da kendini böyle bir durumda bulmaktan korkan bir kişi o içindeki dürtüleri bastırabilir.
Dedikoduya mahal vermemek ya da bu şekilde ifşa olmamak için kendini regüle edebilir.
Aslında mantık buradan geliyor.
Sosyal antropolojik açıdan da bahsettiğimiz şey buydu.
Bizim dilimizde de yok mu zaten?
El alem ne der? Rezil olduk, milletin ağzına sakız olduk gibi gibi gibi.
Bunlar da hazır sosyal normları düzenlemekten bahsetmişken aslında sosyolojik açıdan da dedikodunun böyle bir konumu var.
Ama tabii sosyal normların dışında bizim gibi kültürlerde bu el alem ne der olayı o kadar büyütülüyor ki insanlar hayatlarını başkalarına göre yaşamaya başlıyor ve artık bu günlük hayatımızı seçimlerimizi de etkileyebiliyor.
Bu tamamen ayrı bir konu.
Yani ben sosyal norm düzenlemek için dedikodu faydalıdır demiyorum.
Bu tarafı da zararlı olan tarafı kendi hayatını başkalarına göre yaşamak.
Ama dediğim gibi çok farklı bir konu.
Bunu belki başka bir bölümde ele alabiliriz.
Bu noktada benim iş hayatıyla ilgili de söylemek istediğim birkaç tane bir şey var.
Çünkü en çok dedikodunun döndüğü yerler aslında iş ortamları değil mi?
Yani sigaraya çıkılıyor, sigara molası verildiğinde oradaki bilgi paylaşımı dedikodu değil, başka bir şey değil, sohbet değil, ne derseniz deyin.
Ya da kahve molalarındaki o paylaşımlar.
Şimdi bunlar şu açıdan hem önemli hem de zararlı olabilir.
İş yerinizdeki insanlarla alakalı, onların çalışma tarzlarıyla alakalı, adaletiyle, değerleriyle alakalı konuşmalar yarın öbür gün bir aynı takıma gelirsek, yöneticisi olursam ya da benim yöneticim olursa gibi benim hakkımda bir genel
çerçeve çizebilir, faydalı bir bilgi olabilir.
Ama her zaman konuşulan şeyler bunlarla kısıtlı kalmıyor tabii ki.
İnsanların özel hayatları hakkında merak ediyoruz.
Nasıl magazinleri merak ediyorsak, insanların beraber çalıştığımız kişilerin de magazinsel tarafını merak ediyoruz.
İşte bu noktada... O bilgiler bize faydalı olmayabilir ve insanlar hakkında genel bir önyargıya, yanlış bir yargıya da varabiliriz.
İşte bunların dengesini kurmak bence çok önemli.
O yüzden iş yerindeki o dedikodunun da bir seviyesi olması gerektiğini düşünüyorum ben.
Ama işte her zaman maalesef ki olmuyor.
Toksik bir ortama doğru gidebiliyor ki toksik bir iş yeri ortamında çalışıyorsanız bununla da alakalı bir...
Podcast'im var. Toksik kültürle nasıl başa çıkılır ya da nasıl toksik kültürden kurtulunur diye.
Onu da dinlemenizi tavsiye ederim.
Şimdi gelelim dedikodunun tarihçesine.
Çok ilginç bir bilgi edindim.
Bunu hemen paylaşmam lazım.
Şimdi dedikodun İngilizcesi gossip değil mi?
Peki bu gossip kelimesi nereden geliyor?
Orta çağda gossip'den geliyor.
Gotsip de doğum sırasında Yardımcı olan ebe demek aslında doğum sırasında yardımcı olan kadın.
Zamanla ve bir dizi imla değişikliğinden sonra da dedikodu terimi bir tanıdık sonra bir arkadaş oluyor.
Daha sonra tanıdık veya boş konuşma yapan herkes gibi bir yere evriliyor.
Ve bugünümüzde...
Dedikodu yapmak fiili dedikodu adı olarak veya hatta dedikodu davranışında bulunan belirli bir kişiye de atfediliyor.
Az önce bahsettiğim podcastta mesela şey diye soruyorlardı.
Are you gossip? Şey gibi oldu bu.
Are you kola gibi oldu ama şey demiyor yani.
Dedikodu yapar mısın diye sormuyor.
Direkt sen dedikodu musun gibi soruyor.
Are you gossip diye soruyordu.
İşte kelimenin geldiği yönü görüyor musunuz?
Gotsip, gossip. Neyse kelime buradan geliyor ama sonra orta çağda artık Avrupa cadı avlarına başlayınca Dedikoduya olumsuz bir anlam ekleniyor.
O zamana kadar hiç böyle olumsuz bir anlamı yokmuş.
Ama dedikodu cadı avlarıyla beraber büyücülük ve büyücülük suçlamaları için bir katalüzer haline geliyor.
Ve hatta konuşan kadınları cezalandırmak, kadınların konuşmasını engellemek için azar dizgini diye bir işkence metodu varmış.
Bakmadım ben bu tarz şeylere bakamıyorum.
Merak edenleriniz varsa her neyse dedikoduyu engellemek için yapılan buna bakabilir.
Ama dediğim gibi ben hiçbir şekilde bunlara bakamıyorum.
Yani dedikoduyla kadınların ilişkilendirilmesi bu zamanlarda başlıyor.
İşte buradan da dedikodunun cinsiyetine geleceğim.
Çünkü erkekler hiç mi dedikodu yapmıyor?
Tabii ki de yapıyorlar.
Peki neden kadınlara atfediliyor?
İşte bu yüzden. Peki erkekler ne yapıyor bu arada?
Onlar ne durumda? Kahvehanelerde takılıyor.
Bu kahvehanelerde şöyle İngiltere'den bahsediyorum.
Tabii ki 17. 18. yüzyıl İngiltere'si.
Eğitimli ve zenginlerin böyle ayrıcalıklı tatil yerleri olarak biliniyor.
Böyle bilgili erkeklerin ve erkek öğrencilerinin zekalarını, entelektüel yeteneklerini sergilemek için geldikleri yerlermiş bu kahvehaneler.
İşte kadınların dedikodu yapıp erkeklerin ciddi konuşmalar yaptığı efsanesi de buradan çıkmış.
Yani dedikodun cinsiyeti yok.
Kadın erkek herkes dedikodu yapıyor.
Hatta araştırmalarda diyor ki kadınlar ve erkekler eşit oranda dedikodu yapıyor.
Ama şöyle bir Google'a baktığınız zaman Google'a gidin dedikodu yazın ve görsellerde araştırın.
Karşınızda ne çıkıyor bir bakın ben yaptım merak ettim ve gerçekten yaptım dedikodu yazınca hep iki kadının beraber böyle konuşup dedikodu yaptığı fotoğraflar çıkıyor.
Çok nadir erkek erkeği görmedim galiba ya da kadın erkek çıkıyor.
Sonra bununla alakalı da araştırdım nedir ne değildir nereden geliyor bu diye.
Şöyleymiş 100 tane Google'daki dedikodu görüntüsünün %62'si sadece kadınların olduğu fotoğraflar, %7'si sadece erkeklerin olduğu, geri kalanı da kadın ve erkeklerin
olduğu. Yani hala da günümüzde kadınların dedikodu yaptığına dair çok yaygın bir inanış var ama böyle bir şey yok.
Yani sonuç olarak demek istediğim şu, neden dedikodu yapıyoruz sorusunun...
Arkasında aslında antropolojik, sosyolojik, psikolojik çok çok farklı sebeplerimiz var.
Evrimsel olarak da farklı sebeplerimiz var.
Sandığımız kadar basit bir olay değil.
Umuyorum ki bölüm boyunca verdiğim bilgilerle beraber neden dedikodu yaptığımıza dair ya da neden böyle bir ihtiyacımız olduğuna dair objektif bir şekilde yaklaşmanızı sağlayabilmişimdir.
Ya da kendinizle alakalı, insanlarla alakalı bazı farkındalıklar yaşamanızı sağlayabilmişimdir.
Dediğim gibi ben de araştırırken öğrendim sizlerden gelen bir soru sayesinde.
Eğer böyle merak ettiğiniz Emine ya bu konuyu da konuşalım dediğiniz bir şey varsa bana her zaman Instagram'dan ya da LinkedIn'den ulaşabilirsiniz biliyorsunuz.
Onun dışında beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
