
Ne İş Olsa Yaparım | Yurt Dışına Taşınma Serisi 2
24 Eylül 2021 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yurt dışında nasıl iş bulunur? Yurt dışına taşınmaya karar verdiniz, gitmek istediğiniz ülkelerin listesini de yaptınız ve kendinizi hazır hissediyorsunuz. Peki nasıl geçineceksiniz? bir önceki bölümün devamı olarak iş bulma tecrübelerimi ve başıma gelen, ders çıkardığım olumlu olumsuz her şeyi burada tüm detayları ile paylaştım :)
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bir önceki bölümü takip olarak bu bölümde de size söz verdiğim gibi...
Yurt dışında iş bulmaktan bahsedeceğim.
Ben nasıl buldum?
Bulduktan sonra başıma neler geldi?
Ondan sonra işleri nasıl değiştirdim gibi birkaç tane böyle püf noktası kendi tecrübelerimle beraber de anlatmak istiyorum.
İlk olarak gitmek istediğim ülkeye karar verdikten sonra ve elimde neler var neler yok yani ben ne iş yapabilirim ne yapamam gibi bunları da bir süzdükten sonra birkaç tane platformda
şansımı denemeye başladım.
Bunlardan bir tanesi Şirketleri seçip İlanda'daki işte teknoloji şirketlerini seçip oradaki kariyer sayfalarına subscription yapmaktı.
Bir tanesi job board dediğimiz bizim de kariyer net gibi olan hani böyle farklı web sitelerine bakıp bana uygun ne var ne yok bunlara bakmaktı.
Üçüncüsü de işimi de bulduğum platform LinkedIn.
Burada kendi...
kendi yeteneklerime göre, kendi tecrübelerime göre neler yapabilirim diye bulduğum belli başlı işler vardı.
Ama LinkedIn biraz daha farklı bir platform.
O yüzden başa gideceğim. Bunu da hikayemi baştan sona anlattığım için şu an LinkedIn'de çalışıyorum da bunun reklamını yapıyorum gibi algılanmasın lütfen.
Ben kendimi bildiğim bileli LinkedIn'i çok aktif kullanıyorum.
Bunun da faydasını çok gördüm açıkçası.
Şöyle ki... Eğer bir iş başvurusu yapacaksanız yurt dışında bir şirkete en aktif kullanacağınız platformlardan bir tanesi aslında LinkedIn.
Çünkü LinkedIn sadece bir iş başvuru platformu değil aynı zamanda da bir sosyal medya platformu ve aynı zamanda da sizin sosyal CV'niz.
O yüzden bir LinkedIn hesabınız yoksa açmanız sizin faydanıza olacaktır.
Yurt dışına çıkmak istiyorsanız, iş bulmak istiyorsanız.
Hani kurumsal şirketler için konuşuyorum tabii ki.
Onun dışında burada profil açtıktan sonra Belli başlı şeyler var.
O profilinizin güncel olması lazım.
Oradaki fotoğrafınızın profesyonel durması lazım.
Yaptığınız işlerin, geçmişteki tecrübelerinizin çok böyle uzun değil ama çok da kısa olmayacak şekilde uyuşması lazım.
Çünkü bu sistem keyword ile çalışıyor.
Yani karşı taraftaki şirketlerde işi alımcılar ararken sizin tecrübelerinizle onların açtığı iş ilanının eşleşmesi için o keywordlerle...
Eşleşmeniz lazım. O yüzden de iş detaylarınızı, işte o başlık kısmını, about kısmını, hakkınızda kısmını biraz daha böyle detaylı vurgulamak istediğiniz özellikleriniz, mesela eğer
ki bir bilgisayar mühendisiyseniz programlarınız, yaptığınız programlamaları ya da işte satıştıysanız aldığınız başarıları yazmanız, gönüllü çalışmalarınızı yazmanız bunlar çok çok
önemli. Benim durumumda ben boynu bükük bir satışçı olduğum için ve satış zaten insanın kendi dilinde yapması çok zor bir şeyken bir de hani yabancı dilde yapması daha
da zor olduğu için ben kendimce şöyle bir şey geliştirmiştim.
Birazcık da araştırmalarım sonucu bazı yabancı şirketlerin Türkiye'de genel müdürlüğü olmadığı için bu hani İrlanda'dan yönetiliyor ve haliyle Türkçe, dil bilen, ana dili Türkçe olan insanlara ihtiyaçları var.
kriterlerine ülkeye İrlanda girip kelimelere de Turkish giriyordum ki İrlanda içerisinde içinde böyle Turkish olan tabii fonksiyonu satış fonksiyonu seçiyorum bu arada.
Satış fonksiyonlarında içinde Turkish olan herhangi bir ilan çıktığında bunu kaydedebiliyorsunuz ve her ilan açıldığında size e-mail geliyor.
Ben ilk başta işimi böyle buldum.
Böyle başvurdum.
Ondan sonrasında bana geri döndüler.
Geri döndükten sonra da işte mülakatlarımız gerçekleşti.
Ve ben buraya hani hızlı bir şekilde geldim.
Ama ben hızlı bir şekilde geldim.
Hani benim gibi böyle hızlı şekilde gelenler de var.
Ama normalde bu işler böyle minimum 6 ay.
Hani 4 ila 6 ay hatta bazıları için daha uzun şekilde yürüyor.
O yüzden bu işe girerken, bu işe baş koyarken önünüze böyle uzun bir zaman koymanızda fayda var açıkçası.
Ben buraya gelirken tabii bu çalışma izinleri çıkarılması vs.
bunlar da çok büyük rol oynadı.
Çünkü biz bir Avrupalı gibi elimizi kolumuzu sallayarak oradan oraya gidemiyoruz.
İster istemez bir çalışma ve oturma izni ihtiyacımız var.
İşte bu sizin profilinizi güncellemeniz gereken kısım da bu yüzden önemli.
Çünkü size bir çalışma izni çıkartması için karşı taraftaki şirketin yani sponsor olması için sizin ekstra bir yeteneğiniz olması gerekiyor.
İşte o dili bilmeniz lazım.
Ya sizi diğerlerinden ayıracak bir şeyiniz ne olması lazım?
Aksi takdirde adam neden sana çalışma izni para ödesin ki?
Zaten burada ana dilde olan bir insanı alır ve o şekilde yani ana dilde dediğim İngilizce bir pozisyonsa ya da dil gerektirmeyen bir şeyse o şekilde zaten ilerler.
O yüzden hani güncelleme kısmı oradan önemli.
Sonra işte bu çalışma izni kısımları sıkıntı oldu.
Benim çalışma iznimi falan kaybettiler.
Böyle ülkeye girerken hani vizem geldi ama o şeyli bandrolü kağıt gelmedi.
Böyle ülkeye girerken üç buçuk atıyorum.
İlk defa çalışmak için bir yere gidiyorum ve adam bana sorsa kapıda derse ki nerede hani bunun orijinali.
Allah'tan sormadı tabii ama geri gönderilme sebebi.
Neyse bunu nasıl kaybettiler, kim kaybetti hiçbir fikrim yok.
Çünkü Ankara'daki İrlanda elçiliği ise aracı firmayı sıçrıyor, aracı firma onları sıçrıyor falan fıstık.
Burada da hep böyle eliniz gözünüz üzerinde olsun derim ben.
Şimdi ben buraya geldim ama ben buraya gelirken şunu bilerek geldim.
Benim kabul ettiğim iş...
Türkiye'deki işimin çok çok alt seviyesinde bir işti.
Yani ben Türkiye'de milyonlarca dolarlık bir bütçe yöneten iyi konumda bir satışçıyken burada aslında daha çok call center ve biraz daha böyle giriş işleri diyebileceğimiz bunu
küçümsediğimden değil bu arada kesinlikle.
Ama insan ister istemez şeyi düşünüyor.
Yahu ben buradan buralara kadar geldim neler yapıyorum?
Hani biraz daha böyle step back geriye adım...
Atmış gibi oluyorsun ve ben bunu tamamen bilerek, kabul ederek geldim.
O yüzden hani ne iş olsa yaparım, neresi olsa giderim diye düşünürken aslında neyle neyi takas ettiğinizi ya da hani neyden vazgeçtiğinizi çok iyi bilmeniz lazım.
Aksi takdirde çok zorlanıyorsunuz.
Ben bunu bilerek gelmeme rağmen inanılmaz zorlandım.
Çünkü şirkete girdiğim ilk günü şunu dedim.
Allah kahretsin ben nereye düştüm?
Google'ın bir projesiyle geldim ve o zaman Arvato'ydu şu an Exenture olduğu bir taşeron firmayla geldim.
Hayatımda hiç daha önce taşeron firmada çalışmamıştım ve buradaki gibi bir kültürde de çalışmamıştım.
Firmanın mantığı biraz daha ucuza işçi kapatmak olduğu için işle ya da kurumsal hayat alakası olmayan herkesi sadece dil bildikleri için Topladıkları hani böyle bir kültürün
olmadığı bir saygı diyeyim ya da bir mesafenin olmadığı çok değişik bir ortamdı.
Hani böyle işi hiç sevmedim.
Çalıştığım insanları hiç sevmedim.
Ama tabii sevmedim derken orada kendime güzel bir arkadaş grubu kurabildim.
Benim gibi olan arkadaşlarımdan, benim gibi düşünen, burayı bir basamak gibi görüp gelen arkadaşlarımdan.
Ama gelmeden önce şunu yaptım.
Bunu tabii sözleşmeyi imzaladıktan sonra yaptım.
İmzalamadan önce yapsaydım da fikrim değiştirmedi bilmiyorum.
Çünkü birinci amacım gitmekti.
LinkedIn'den yine böyle arattırdım.
Stokladım insanları burada kimler çalışıyor diye.
Bir kişi çalışıyor. Burada çalışan bir kişiyi buldum ve kıza yazdım.
Dedim ki yahu dedim ben geliyorum ama ortam nasıl ne?
Hani hiçbir yerde bilgi göremedim.
Glassdoor'a falan baktım.
O şirketle alakalı böyle bilgiler alabildiğiniz Glassdoor diye bir web sitesi var başvurduğunuz şirkette.
Bir yere başvurmadan önce mutlaka ona da bakmanızı öneririm bu arada.
Neyse baktım dedim hiçbir şey bulamadım.
Ve o kız bana böyle inanılmaz güzel bir cevap yazdı.
Yani Tamamen gerçekçi bir nebze politik şu mesajı veriyordu.
Yani mükemmel bir yere gelmiyorsun ama ben Türkiye'de olmaktansa burada olmayı tercih ettiğim için bir basamak olarak görüyorum gibi böyle.
Bu tonda çok profesyonel bir mesaj yazdı bana ki sonrasında kendisine en yakın arkadaşım da oldu zaten burada.
Neyse ben buraya geldim ve geldiğimin ilk gününden itibaren...
Ben buradan kurtulmam lazım.
Hani o büyük şirketlerden bir tanesine geçmem lazım diye düşünüyorum.
Benim o minik arkadaş grubumda aynı bu şekilde biz hep beraber sürekli ilk günümüzden işlere başvuruyoruz ama öyle böyle değil.
Ve bu çok da gerçekçi bir şey değildi bu arada.
Çünkü normalde çalışma izniyle bir yere gittiğiniz zaman minimum bir sene o işte kalmanız gerekiyor.
Diğer ülkelerden çok emin değilim.
Ama İrlanda'da bu böyle.
Bir sene boyunca siz iş değiştirmek isteseniz, karşı taraf size sponsorluk verse dahi İrlanda Çalışma Bakanlığı buna izin vermiyor ve siz bir sene orada kalmak zorundasınız.
Tamam Emine artık bir sene burada kalacaksın, yapacak bir şey yok.
Bunu göze alıp geldin.
Ne yapacaksın? Hani edinebildiğin kadar tecrübe edineceksin.
Dilini geliştireceksin.
Hani burayı da biraz daha hani bir geçiş basamak olarak gör.
O arada da yapabildiğin kadar mülakat yap, tecrübe kazan.
Böyle bir yaklaşımına girdim ama kendime o bir seneyi hep hedef koydum.
Bir sene dolmadan yeni iş bulacaktım.
Tabi bu arada şeyleri görüyorsunuz.
Çalışma izni ihtiyacı olmayan hani insanların böyle takır takır sürekli iş değiştirdiğini görüyorsunuz.
O da hani ister istemez arada moralinizi bozuyor.
Bozmuyor değil ama olsun. Sonrasında ben o arada tabi işlere başvuruyorum.
Benim çok yakın arkadaşlarım da işte LinkedIn'de çalışan var, Google'da çalışan var vs.
LinkedIn'dekine özellikle diyor ki her bulduğun işe başvurma.
Çünkü bu sefer şey oluyorsun.
Hani bunun aklında net bir şey yok.
Ne iş olsa yaparım. Ne olsa her şeye başvuru ediyor.
Baştan elenirsin. Ha dedim.
Peki tamam. Bir de hani çalışma izni çıkarmayacaklarsa niye başvuruyorsun?
Ben diyorum ki hani akıllarında kalayım vesaire.
Ve şey vardı benim aklımda.
En yakın arkadaşlarımla LinkedIn'de çalıştığı için onların ortamını böyle ofislerine gittim.
Çok güzel ofis. Sabah kahvaltıları var.
Açık büfe. Öğlen yemekleri açık büfe.
Açık büfe dediğim şey de böyle Max Royal açık büfesi gibi falan.
Mükemmel yani. Hep böyle bunlardan birinde çalışmak istiyorum.
Hep gönlümde LinkedIn yatıyor.
Ama her yere başvuruyorum.
Neyse LinkedIn bana döndü.
Bir tane pozisyona başvurdum.
Yine böyle ama junior bir pozisyon.
Ben yine de başvurdum.
Sırf LinkedIn'de çalışmış olmak için.
Ama o zaman böyle birkaç ay olmuştu buraya geleli.
Buradaki hayatımdan çok memnunum arkadaşlarım.
Çok seviyorum. Sadece işim problem.
Ve şeyim böyle. Tek kurtuluşumu...
O iş olarak görüyorum.
Çünkü gözümde o işi o kadar böyle mükemmelleştirmişim ki sanki LinkedIn'de o pozisyonu yapmak ya da o işi almak bütün dertlerime derman olacak.
Evime zaten 10 dakika uzaklıkta falan.
Ben böyle o işi almazsam öleceğim, biteceğim, yanacağım mantığıyla girdiğim için bir korkuyla girdim o mülakata.
Ve tabii ki de o mülakata başarılı olamadım.
Şimdi burada bir şey söyleyeceğim. Beni yanlış anlamanızı istemiyorum.
Ama ben aklına koyduğunu yapan bir insanım.
Bir şey için dedike olarak çalışırım ve istediğimi alırım.
Hani bunu şımarıklık olarak görmenizi istemem.
Sadece o hani determinasyon olarak görmenizi isterim.
Ve hayatımda ilk defa ben çok isteyip de bir işi alamadım.
Ve bu bende inanılmaz böyle bir güven kaybına yol açtı.
Ve aldığım geri bildirim de şuydu.
Lack of communication, lack of language.
Yani bu kızın iletişim becerisi yok.
Bu kız İngilizce bilmiyor.
Ve bu iki tanesi de benim en böyle sürekli pozitif olarak feedback aldığım, geri bildirim aldığım yönlerim.
Dedim ki Emre sen burada sıçtın.
Hani burada bir bokluk var.
Ama ne yaptığımı fark ettim.
Hani hayatının böyle parlamasını ona bağlamış olarak.
O mülakata girdiğimde farkındayım ama bir yandan da şey diyorum.
Yani bu insanlar bana böyle bir feedback verdiyse eğer bir gerçeklik payı da vardır sen bunun bir üstüne git.
Sonra ben o işte geri kalan bir senemde ne yaptım?
Gittim müdürüme dedim ki ya İngiliz takımında sürekli eksik var.
Beni oraya koy. Ya da işte İsrail takımında adam mı gerekiyor?
Kim çalışmak ister diyorlar.
Onların İngilizcesi de çok iyi. Oraya gidiyorum.
Okuduğum her şeyi İngilizce olarak değiştirdim.
Dinlediğim her şeyi öyle değiştirdim.
Burada işte zaten sürekli çok uluslararası bir ortam var ama anadil İngilizce olanlarla daha fazla takılmaya başladım vesaire.
Hani bunu bir kendime gelişim alanı olarak gördüm kısacası.
O esnada da işte buradaki hayatımı yaşamaya, buraya işte alışmaya devam ediyorum, yaşamaya çalışıyorum.
Bir yandan işte işlere bakıyorum.
Burada şeyler var mesela.
Partiler oluyor. Partide değil de hani böyle tanışma etkinlikleri oluyordu.
Sonuçta firmalar da yetenek avlıyor tabiri caizse.
Hani oradan ise kendinize referans bulabileceğiniz kişiler çıkıyor.
Şirketle alakalı bir şeyler öğreniyorsunuz, sunum yapıyorlar.
Bir yandan da onlara gidiyoruz böyle arkadaşlarımızla iş çıkışı.
Sonrasında geçmeden önce bir şey söylemek istiyorum.
Bir de burada referans çok önemli.
Siz LinkedIn'den diyelim ki başvuru yapacaksınız, yapıyorsunuz ya.
Orada çalışan insanlara bakın.
Hiç tanıdığınız yoksa bile o insanlara mesaj atabilirsiniz.
Yahu ben bu pozisyona başvurmak istiyorum.
Pozisyon tabii sizinle alakalı olması lazım.
Yoksa cevap vermez kimse ama ben pozisyona başvurmak istiyorum.
Beni içeriden refer eder misin?
Çünkü yurt dışındaki firmalarda çok güçlü bir referans mantığı var.
Ve bu referans mantığı da şuradan geliyor.
O kişiler eğer ki refer ettikleri kişiler işe alınırsa bonus alıyorlar.
Böylece herkes güvendiği kişiyi ya da daha iyi adayları refere ederek insan kaynaklarına da bir kolaylık sağlamış oluyor gibi düşünün.
Hani böyle bir şey yapabilirsiniz ama dediğim gibi kesinlikle o pozisyonla sizin işte CV'nizin de alakalı olması lazım.
Nitekim ben de ikinci işimi böyle buldum.
Benim bu işte Arvato'da çalıştığım bir arkadaşımın, benden önceki sene orada çalışan arkadaşının, Şu anki firmada çalıştığı arkadaşının erkek
arkadaşı benim ikinci işimde çalışan firmada çalışıyor SAP'de.
Ve bana da o subscription yaptığım zamandan SAP'den hala mailler geliyor ve ben de hani ignor ediyorum bir şekilde bakmıyorum.
Bir gün şey tanıdırdı baktım.
Aa dedim ne güzel pozisyonmuş bana da uygunmuş ama SAP'de kim var ki hani beni şey yapsın refer etsin.
Sordum bizimkilere.
Dedim var mı yok mu kimse?
Aa dedi bu dudunun dudasının dudası var.
Beni bir şekilde refer ettiler.
Döndüm. Bu arada pozisyon Türkçe konuşulan bir pozisyon falan değil bu arada.
Pozisyon bildiğin İngiliz marketine satışçı arayan hani daha doğrusu business development, iş geliştirme tarafına birisini arayan bir pozisyon.
Ben diyorum ki tamam olsun artık zaten mülakatlara girip çıkmaktan hani böyle alışmışım bu da bana tecrübe olsun diye ben gittim.
Mülakata girdim. Mülakata girmeden önce böyle tabii hazırlanıyorum bir yandan işte firmaya bakıyorum bir yandan da şeylere bakıyorum hani Firma aslında çevre için ve insanlık için neler yapıyor?
Benim için çünkü bu çok önemliydi.
Hani sadece çalışmış olmak için değil ama hani çalıştığım bir firmanın fayda sağlıyor olması bir şeylere önemliydi.
Tabii bunu senelerce Shell gibi bir firmada çalışan bir insandan duymanız da bir garip ama zaten Shell'den...
Daha kolay çıkmamın hani oradaki işimden ve arkadaşlarımdan memnun olmama rağmen çıkmak istememin sebeplerinden bir tanesi de buydu.
Benim değerlerimle onların bütündeki hani yaptıkları uyuşmuyordu.
Neyse buraya hiç girmeyeyim bence.
Sonrasında ben tabii gittim böyle mülakatım güzel geçti.
Rolplay'ler falan yapıyoruz.
Beni oraya hazırlarken arkadaşlarımdan bir tanesi şey demişti.
Mülakat bitince bir sonraki adım ne diye sor.
Tamam dedim. Mülakat bitti.
Ben de sordum yani tamamen gayri ihtiyari.
What's the next step dedim. Bana dediler ki next step is offer.
Hatta hani bana iki tane ayrı iş söylediler.
Hani bu da olur bu da olur senin ikisine de uygun gördük.
Ben böyle heyecanlanacağım dedim ki ya siz farkındasınız değil mi benim çalışma iznine ihtiyacım var.
Onlar da ki evet farkındayız ama bizim için uygun ayday olduğu sürece hiç problem değil.
Tabii garibim müdürüm o zaman bilmiyordu ki o çalışma iznin çıkması tam tamına 4 ay sürdü.
Çünkü ben onlara dedim ki ben Türkiye'den buraya gelirken 2 haftada çıkardılar.
Gerçekten de 2 haftada çıkmıştı benim çalışma iznim.
Ama işte İrlanda zaten yavaşlıkların ülkesi olduğu için bir de üstüne bu eklenince hani yaz zamanı bu dediğim şey de o yaz eklenince.
4 ay süren bir çalışma izni oldu.
Neyse ben bir şekilde işe başladım.
İş yine benim istediğim ve yapmak istediğim tarzı bir iş değil.
Ama yan hakları güzel, firma çok güzel.
Birçok yerde genel müdürlüğü var.
Barcelona'da da var. Buradan gitmek istersem onu da yapabilirim.
Mesela böyle yine daha uygun bir tık daha fazla ücretle.
Başlamış bulundum.
Ama bana bir de şunun sözünü verdiler.
Dediler ki senin teknoloji satışında çok fazla tecrüben olmadığı için burası biraz işin mutfağı gibi.
Sen burada öğrendikten sonra biz seni 6 aya kalmadan zaten eski pozisyonla yaptığın satışa, büyük firmalarda satış kısmına geçireceğiz.
Ben bunu kabul ederek girdim.
Yani bu şartla girdim.
Ama... Tabii ki de böyle olmadı.
Bu şartla girerken bir de bana şöyle bir şey söylediler.
Bunu atlamak istemiyorum çünkü hayatımdaki hani böyle çok şaşırdığım şeylerden bir tanesiydi.
Şimdi şeylerin, ülkelerin iki tip vizeleri olur genelde.
İrlanda da böyle. Bir tanesi general skills dedikleri normal bir çalışma izni.
Bir tanesi de critical skills dedikleri bir şey kritik yetenekler.
Yani işte mühendis olmanız ya da ekstra bir şeyinizin olması gerekiyor.
Şimdi ben tabii artık işi almışım.
Ana dilim bile değil. Beni işte bana çalışma izni çıkarmayı kabul etmişler.
Üstüne bir de bana critical skills çıkartın demek istemedim.
Onun da avantajı şu hem böyle farklı bir yeteneğin hani çok prestijli bir şey bir yandan da iki sene eğer ki critical skills vizan olursa daha kolay oturma izni alıyorsun.
Normalde dört senede alacağın oturma izni o vizeyle o vize tipiyle iki senede alıyorsun.
Bir gün Ayça aradı dedi ki.
Biz baktık senin CEO'na, biz senin critical skills'e uygun gördük.
İster misin? Dedim ki manyak mısınız?
Tabii ki isterim. Böyle bir soru olabilir mi?
Neyse bu beni çok memnun etmişti.
Bu da sandığım kadarıyla benim master'ım.
Marketing Communication Master'ım olmasından kaynaklanan ve satış alanında gerçekten tecrübemin olmasından kaynaklanan bir şey.
İngiliz marketine şunu diyebilirlerdi.
O yüzden de ısrar etmek istememiştim.
Ya burada İrlanda'dayız.
Anadil İngilizce olan bir adam varken sen niye Türk birini İngiliz marketinde satış yapmak için alıyorsun da diyebilirlerdi.
Şirketler onu isteyince bir şekilde ayarlıyor.
Çünkü orada marketi geçirmemişler desired language yani istenilen dile uygunluğa geçirmişlerdi.
Nitekim ben bundan işte birkaç ay önce İngilizcem ve iletişim becerim yeterli olmadığından dolayı reddedildiğim LinkedIn'deki o işten sonra ondan çok
daha büyük bir firmada İngiliz marketinde hem de Critical Six vizeyle işe alın...
Hani bu da birazcık daha şey işte o aradaki boşluk ne?
Üzerinde ben ne yapabilirim diye hani o arada gerçekten çok çalıştım.
Bu benim güvenimi bayağı yerine getirdi.
Ben burada çalışmaya başladıktan sonra ama tabii o bana verdikleri söz de gerçekleşmeyince birazcık böyle...
Yine bakınmaya başladım ama şirket için de bakınıyorum.
Çünkü şirketi sevdim, şirketin kültürünü sevdim ve büyük resmi görmek istedim.
Ya ben bunu sevmedim, hadi gideyim demek istemiyorum.
Gerçekten büyük resmi görmek istedim.
Bu şirket globalde büyük bir şirket.
Yanakları güzel, sağladığı eğitimler güzel ve çok güzel işler yapıyorlar.
Gerçekten çevre anlamında insanlık, insanlar fayda sağlam anlamında.
Bunda da takık gibi duruyorum ama gerçekten önemli.
Yani inanmadığınız bir şeyi yapmak zorunda.
Zaten kurumsal şirketlerde çalışmanın da çok böyle fanı değilim yani.
Sonuçta günün sonunda hepimiz modern köleyiz baktığından.
Ama en azından senin değerlerine uyuşacak bir şeyler olması.
Bu kapitalist düzende madem kaçamıyorsun en azından maksimum fayda saldın ya da içinin bir tık daha rahat olduğu bir şey olması bence önemli.
Neyse ben böyle içerilerde bıkılmaya başladım başladım derken.
Bizim yine İranlı'da yan binada farklı bir departmanda customer success tarafı gördüm.
Bu arada şeye de karar verdim.
Ben zaten satış matış yapmak istemiyorum.
Benim yaptığım satışla buradaki satışın alakası yok.
Ve hani beynim de basmıyor.
Zaten İngilizlerle çalışmak istemiyorum artık yığılmışım.
Yok dedim ben farklı bir şeye bakacağım.
Biraz daha danışmanlık tarzı bir şeye bakayım.
Öyle bir pozisyon buldum.
Orada da tabii o bir sene içerisinde yine çok güzel bir ilişki geliştirdim.
Oradaki yöneticilerle, oradaki arkadaşlarımla.
Çok böyle... Şey oldum sosyal kelebek tadında ortalıkta dolaşıyorum.
Sonra gittim yöneticilerimizden bir tanesine dedim ki John böyle bir pozisyon var.
Bunda müdürü buymuş. SAP'de yan binada hani bu takım.
Barbara'ymış müdürü.
Tanıyor musun? Aa dedi tanıyorum.
Dedim ki ben buna başvurmak istiyorum.
Bana yardımcı olur musun? Bu sefer de John'un iç referansıyla.
Barbara'ya yazdı. Barbara dedi ki gel konuşalım.
Biz konuştuk. Ben kendimden bahsettim.
Tabii o arada artık bir daha çalışma izni ihtiyacım yok.
Aynı firmadayım. Sadece yenilenecek.
Tamam dedi. Problem değil.
Hani bu mantık da benim çok hoşuma gidiyordu oradayken açıkçası.
Çünkü doğru yetenek olduğu sürece şeyden kaçmıyorlar.
Bir tık daha böyle masraftan kaçmıyorlar.
Tabii sonra bu mantık pandemiyle değişti.
Neyse. Ben orada çalışmaya başladım.
Ve diğer departmana geçtiğimde şunu fark ettim.
Sanki şirket değiştirmişim gibi.
Yani o kadar farklıydı ki.
Diyorum ki böyle bir onboarding süreci ben bu şirkete başladığımda asla yoktu.
İşte bu kadar düzenli değildi, bu kadar yapısı düzgün değildi falan.
Ben o departmanda muhteşem bir takımla ve gerçekten hayatımda şu ana kadar çalıştığım En en en iyi müdürle çalıştım bir sene.
Ama tabii kurtluyum bir yandan da şeyim böyle.
Departman da rahat ve ben bu sefer de İngiliz marketine değil şeye bakıyorum.
İskandinav ülkelerine işte İsveç, Norveç, Norveç, Danimarka, Hollanda bir de baltık ülkeleri var.
Estonya, Letonya. İş de kolay.
İnsanlarla çalışması da kolay.
Bir yandan da işte bu mindfulness ile alakalı eğitimler veriyorum.
Meditasyon eğitimleri veriyorum.
Koşuluk eğitimlerimi tamamladım.
Çünkü o şirketin mantığı şu.
Peer to peer learning.
Yani ben seni eğiteyim sen de kendi peer learning'i eğit.
Ki biz bu şekilde bir komünite olalım.
O yüzden böyle Hani 10 bin euroluk eğitimleri şirket bana verdirebiliyor.
Tabi bu birazcık da kapitalizmin bu MacMindfulness kısmına giriyor.
Orayı çok fazla şey yapmak istemiyorum.
Şu an buraya girmek istemiyorum.
Ama şey diyorum ben zaten zamanımı satıyorsam hani bu sistemin bir parçasıysam en azından alabildiğim kadarını alayım.
Ama çok memnunum da bir yandan çalıştığım insanlardan.
Hani İtalyanı, İspanyolu, Almanı.
Fransızı hep beraber birlikte çalışıyoruz.
Herkes çok yardımcı vs.
Hepimizin zaten belli amaçları var.
Orada da öyle çalışıyoruz.
Öyle söyleyeyim. Ama bir yandan da bir şeyler daha farklı yapmak istiyorum gibi gibi.
İnanılmaz da konfor alanımda olmuş.
Hiçbir şeye de adım atmıyorum.
Bir gün arkadaşım.
Ya dedi LinkedIn Türkçe konuşan Customer Success Manager arıyormuş.
Bana mesaj attılar.
Bana attılarsa sana atmışlardır Emine.
Bir bak istersen.
Ben dedim ki bakayım.
Hiç bakmadım mesajlarıma.
Baktım. İşi alan kişi diye de direkt o işin işi alım müdürü atmış.
Hani beraber şu an çalıştığım kişi.
İki hafta önce atmış.
Görmemişim. Öylesine cevap yazdım.
Kusura bakma hani görmedim. İstersen konuşuruz tabii.
Aa dedi konuşalım. Sonra biz öyle konuştuk.
İlerleyelim dedi. Hani mülakatı böyle enerjimiz tuttu.
İlerleyelim bir sonraki step'e.
Okey dedim. Ama içimden de nasıl öyle şimdi iş değiştireceğim keyfim yerinde falan böyleyim.
Ama bir yandan da her ne kadar iki kere iş değiştirmiş olsam da buraya geldiğimden beri maaşım bir tık artmış olsa da SAP'nin maaşları diğer şirketler kadar yüksek değil.
Ve ben şeyim böyle.
Herkesten çok daha az kazanıyorum ve bu beni strese sokuyor.
Etrafıma bakıyorum, yaşıtlarım, işte benden sonra gelenler.
İşte zaten herkes Microsoft'da, Google'da, Amazon'da çalışıyor.
Muhteşem paralara çalışıyorlar.
Ben yine fasulye gibi aradayım.
Ama tabii keyfim yerinde.
Çalıştığım insanları seviyorum.
İşte onun dışında bir sürü eğitim alabiliyorum böyle.
Çok da sallamıyorum o yüzden.
Neyse, böyle konuştuk.
Önce İK ile konuştuk.
Ondan sonra bana bir mülakat ayarlandı.
Ve mülakatı hiç heyecanla girmedim.
Yani çünkü olsa da olur, olmasa da olur.
Hatta girmeden önce kaç kere böyle yazıp yazıp geri sildim.
Ya benim keyfim yerinde burada. Ben sizin vaktinizi almayayım, siz de benim vaktimi almayın.
Boşu boşuna şey yapmayalım diye.
Bir an bir şeyde hep böyle elimi geri çekiyor.
Diyorum ki yok ya neyse yazmayayım o kadar.
Şimdi insanlarla en kötü mülakat yapayım.
Kaç senedir yapmadım diye düşünüyorum.
Biz mülakatı yaptık.
Bana o rol playler, mülakat konusu falan önceden atıyorlar ya.
Sabah 9'da mülakatım var.
Bir gün önce 4'te geldi.
Hazırlanmadım bile doğru düzgün.
O kadar sallamıyorum ve şeye güveniyorum.
Bu kadar tecrübem var artık.
Bu tecrübeyle bir mülakata da giremeyeceksen bana yuh olsun.
Neyse gözücüyle baktım.
Ertesi gün mülakata girdim.
Bence mülakat güzel geçmemişti bu arada.
Kapattık biz. Öyle çok güzel geçti falan diye bir instant feedback almadım.
Orada direkt instant feedback veriyorlar.
Çok güzel şeyler söylediler bu arada.
Ya dedim herhalde kibarlık olsun diye söylüyorlar.
Kapattık biz zoom'u. 20 dakika geçti.
Beni işte insan kaynakları aradı.
Nasıl geçti diyor. Dedim iyiydi değildi.
Şöyleydi böyleydi. Yok canım diyor ilahi geçmiştir diyor.
Yok ya bence çok da iyi geçmedi diyorum.
Emin misin falan diyor.
Dedim ki ulan ne oluyoruz bir şey var burada.
Dedim işte mail atmamı istediler işte toparlayayım diye falan.
Yok sen dedi mail falan atma.
Sen de alın işi. Ben böyle şok oldum.
Ne? Yine bu da çok hızlı bir şekilde olan bir şey.
Normalde yine 4-5 ay süren bir şeyden bahsediyorum.
Nasıl oldu ben de anlamadım.
Aldın işi dedi. O gün de cuma.
Ama bugün şey vermen lazım, notis vermen lazım istifanı.
Dedim ki ben böyle şey yapamam önce bir müdürümle konuşayım.
İki hafta önce kadınla kariyer planı yapmışız.
Kadın bana şey demiş ben seni destekliyorum işte buradan çıktıktan sonra seni işte Mindfulness Departmanına göndereceğim.
Öyle bir departman vardı bu arada SAP'de ve Chief Mindfulness Officer diye biri var falan böyle.
Hani böyle learning, development tarzı şeylere çok önem veriyorlar.
Neyse dedim ki bana bir zaman verin.
Tamam dediler. Beş dakika sonra işte kapattık.
Tekrar aradı bu sefer şey ilk acı.
Ya biz düşündük de aslında dedi senin teklifini arttıralım dedik.
Zaten reddedemeyeceğim bir teklif vermişlerdi bu arada.
Üstüne bir daha arttırdılar ve ben şeyim böyle nasıl ya falan diyorum.
Bu arada Barbara da hani o zamanki müdürümde SHP'de ki bana şey demişti.
Yani hem istediğim bir şeyi hem de istediğim parayı veren bir şirket olursa ben asla önünde durmam.
Çünkü biliyorum SHP'nin maaşları çok düşük.
Okey dedim. O hafta sonu tabii ben uyumadım sürekli işte annemle, Kaan'la, işte erkek arkadaşım Francesco ile sürekli böyle bir müzakere halindeyiz.
Ne yapsak ne etsek. Neyse ben en sonunda bu işi kabul ettim.
Yani 4 sene önce benim başvurup da işte LinkedIn'den aynı müdür değildi tabii farklı bir müdürdü.
İletişim ve dili uygun değil diye reddedildiğim bir pozisyondan 4 sene sonra LinkedIn'in bana gelip bizimle çalış diye bir teklif verdiği bir tarafa
gelmiş oldum. Ve bunun hani vermek istediğim mesaj aslında şu.
Sabırla... Eğer ki bir şeyi beklerseniz ve doğru şekilde doğru adımı atarsanız evet istediğiniz şeyi bir şekilde elde ediyorsunuz.
Çünkü biz her şeyi hemen şimdi olsun istiyoruz ama bazı şeylerin zamanı var.
Ben 4 sene önce o istediğim pozisyonu almış ve o zaman bu şirkete girmiş olsaydım harcanabilirdim.
Çok mutlu olmayabilirdim.
Ve hani çok düşük bir maaşla da girebilirdim.
Çünkü o çok junior bir pozisyondu.
Demem o ki Bir şeyleri isterken bir şey olmuyorsa, olmuyorsa mutlaka bir şey vardır.
Yani çok böyle kaderci yaklaşmak istemiyorum ama şu ana kadar isteyip de olmadığını düşündüğüm şeylerde hep şu oldu.
Bir şeyi çok isteyip de olmadığında ya gerçekten onu istemediğimi fark ettim içten içe ya da her zaman daha iyisi geldi.
Yani bu beni hiç şaşırtmadı bir kere bile.
O yüzden bu yurt dışı konularında da bir şey çok istiyorsanız ve olmuyorsa orada bir durup ya bu neden olmuyor?
Ben bunu gerçekten istiyor muyum?
Ya da ben burada kendimi daha nasıl geliştirebilirim?
Onu hani neler yapabilirim diye bir düşünmekte fayda var.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Gününüz çok güzel geçsin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
