
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni yaşımla beraber zihnimde el ele verip halay çeken tüm çelişkileri ve içsel hesaplaşmalarımı paylaştım. Siz de zaman ne ara geçti diyorsanız buyrun halaya eşlik edin.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'a bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesittimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birbiri çalışmak isterseniz de yine...
Aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Ben Mart ayında 34 yaşıma giriyorum ve...
Çoğu insan gibi ne ara ya, ne oldu, nasıl geldik biz buraya diye bir şaşkınlık içindeyim.
Geçen bir arkadaşımla konuşurken bana şey dedi, ay 90'lılar o kadar büyüdü mü ya?
Dedim ki evet artık siz 89'lular bize bebe muamelesi yapamayacaksınız.
Öyle bir muhabbet vardı ya hep.
Hani 89 bir seneden kurtarmış, ay 90'lı diye ezmeceler falan.
Artık yani yapsalar hoşuma gider bu arada ama maalesef yapılmayacak.
33'e girerken hadi bakalım bu yıl benim yılım olacak diyerek böyle bir cengaver gibi girdim.
Yorgun bir savaşçı olarak çıktım.
Yine sonucunun güzel olacağını bilsem bu kadar korkmazdım belki 34'ten.
Ama nedense 34 bana çok korkutucu geliyor ve gözümde şöyle bir şey canlanıyor.
Sanki ben böyle bir ormanda yürüyorum ağaçlarla kaplı her iki yanım.
Ve böyle toprak bir yolda ilerliyorum.
Hafif böyle güneş vuruyor yüzüme o ağaçların karanlığının arasından.
Ve böyle ilerledikçe bir tane kapı beliriyor.
O kapı kapalı gizemli bir kapı.
Ve arkasında ne olduğunu bilmediğim için o kapıyı açmak istemiyorum.
O kapının arkasında ne var bilmiyorum ve bu beni tedirgin ediyor.
Ayaklarım geri geri gidiyor ama geriye dönme şansım olmadığında farkında olduğum için böyle isteksiz bir şekilde ilerliyorum ne olduğunu bilmeden.
Bu kadar isteksizce ilerlememin sebeplerinden bir tanesinin şu olduğunu anladım üzerine düşünürken.
Olduğum ve olmam gereken yere dair ya da o yerler arasındaki farka dair olan düşüncelerim.
Bu noktada kendimle çelişmem.
Kafamda bir sürü tilkinin dönmesi.
O yüzden de bu hafta sizinle birazcık bunu konuşmak istiyorum.
Biraz dertleşmek istiyorum.
Bunu bu kanalda konuşmak benim için çok kolay değil.
Çünkü... 140'a yakın bölüm çektim ve nelerden bahsetmedik ki burada?
Yani hayatın amacını bulmaktan bahsettik de, geç kalmışlık duygusundan bahsettik de, kendini karşılaştırma şuydu buydu, işte kendine ait bir hayat yaratmalar ne güzel şeylerden bahsettik değil mi?
Ben çıktım burada çok bilmiş bilmiş anlattım, kendimce çözdüğümü sandığım konularda bir de böyle tavsiyeler verdim, araştırdım falan.
Ama şimdi geldim, ben hayatımda ne yapıyorum sorusunu kendim sorguluyorum.
Ve son birkaç haftadır bu soru tüm hayata dair sorgulamalarımla, hesaplaşmalarımla, varoluş sancılarımla el ele vermiş beynimin içinde halay çekiyor.
Ve asla adını koyamadığım bir şey eksik.
Ama ne? Hiçbir fikrim yok.
O yüzden de birazcık da böyle konuşalım istiyorum açıkçası sizinle.
Ama önce bardağın dolu tarafından başlayayım sonra sizi de halaya kaldıracağım.
Bir yandan şunu düşünüyorum.
Kızım sen hayatta aklına ne koyduysan yapmadın mı?
Yaptın. Şu kadar ülke gezeceğim dedin gezdin.
Şunları öğreneceğim dedin öğrendin.
Bu işi yapacağım dedin yaptın.
Hayatta ne yapmak istediğimi az çok bulacağım dedin.
Eee az çok buldun.
Bir fayda yaratmak istiyorum dedin.
Hayatının farklı dönemlerinde hep bir şeylerin ucundan tuttun.
Ne bileyim şöyle bir hayat kuracağım.
Bu ülkede yaşayacağım dedin.
E onları da yaptın.
Çok güzel arkadaşlıkların var, mükemmel bir kardeşin var.
Ne zaman böyle elini uzatsan orada olacak bir ailen var.
Sırtın asla yere gelmez.
Eee daha ne istiyorsun?
Ne istiyorsun yani Allah'tan belanı mı istiyorsun Emine diye soruyorum bazen.
Bilmiyorum ama bir şey eksik hissinden asla kurtulamıyorum.
Ve neyin eksik olduğu cevabını da bulamıyorum bir türlü.
Bu konuyu tabii ki terapistime anlattım.
Ve şunu sordum yani...
Bu histen nasıl kurtulurum hiçbir fikrim yok ama ben kaybolmuş hissediyorum bu yüzden.
Ne olsaydı böyle hissetmezdim?
Şöyle bir düşündüm. Kendi ailemi kurmuş olsam, anne olsam, eş olsam yine de böyle hisseder miydim?
Çünkü insan bu yaşta ilk onu düşünüyor.
Sanki biraz daha köklenmeme yardımcı olur bu elementler gibisinden ama kendim biliyorum ben yine böyle hissederdim.
Üstelik bir de annelik ve bir ev çekip çevirme baskısı geldiği için sıkışmış hissetme olasılığım daha da yüksek olurdu.
Bu düşünce bana ait değil bu arada.
Bunun çok iyi farkındayım.
Birincisi yaşım 35'e yaklaşıyor ve biyolojik saatim işliyor.
Bunun getirdiği bir panik var.
Onun dışında da son zamanlarda böyle çok fazla evli mutlu çocuklu profillerine maruz kaldığımdan mütevellit bunun etkisi altında olduğumun farkındayım.
Ama bu eksiklik hissinin bu durumla pek bir alakası yok.
Hani Bir Kadın Bir Erkek diye bir dizi vardı ya çok severim ben o diziyi.
Demet Evgar'ın bir sahnesi var orada.
İsyan ediyor. Diyor ki ne ara yaşlandık ya.
Daha dün çıtırdım ben gezip tozuyordum diye.
Benim son birkaç haftadır modum bu arkadaşlar.
Bunun biraz da onunla alakası var.
Sanıyorum hani bu dünyada bu kadar senedir var olduğumu ve zamanın bu kadar hızlı geçtiğini kabullenmek istemiyorum.
Kabullenmekte zorlanıyorum.
Ama şöyle bir şey de var.
Ben kendimi hiçbir zaman yaşımda hissetmedim ki.
Bana sorsanız ben çok net 24 hissediyorum.
Hadi diyelim 2023 hayatımda daha çok sorumluluk aldığım bir yıl oldu.
Cidden büyüdüğümü hissettim bu arada.
33 de böyle bir yaşmış.
İnsanların hayatıyla ilgili en çok atılım yaptığı bir yaş diyorlar.
Yani benim durumum da doğru.
Sizi bilmiyorum. Hani bir bölümde demiştim ya hatta 33 benim böyle en dipleri de en yükselişleri de yaşadığım bir yaş oldu.
Ve bir şekilde üzerimden geçti bu yıl diye.
Gerçekten hak veriyorum o düşünceye.
Şimdi bunu da göz önünde bulundursak hadi diyelim ki ben 27 hissediyorum ama yine 34'ün yakınından bile geçmiyorum ki.
Şimdi bir yandan kendimle böyle konuşurken şunu da fark ettim.
20'li yaşlarda şöyle düşünüyor insan.
30'a kadar vaktim var.
30'da tamam artık hadi vitesi arttıralım diyorsun.
İşte kimisi girişim yapıyor, kimisi kendi şirketini kuruyor, kimisi kendini keşfe çıkıyor, oradan bulduğu yolda ilerliyor.
Kimisi maddi atılımlar ya da yatırımlar yapıyor vs.
vs. Ben 30'da muhteşem hissediyordum.
Hatta bu kanalda da anlatmıştım.
Ah tam da mental ve fiziksel olarak olmak istediğim yerdeyim, çok mutluyum falan diyordum.
Üstünden 4 sene geçti ve şu an kendime soruyorum.
Ulan ne değişti?
Ne değişti de ben bunun tam tersine döndüm, hayatımı böyle sorguluyorum?
İçimdeki o yargı meşin devreye giriyor hemen, bunu da fark ettim.
Çünkü o şöyle düşünüyor.
Hayat bir grafik. Senin sürekli yükselen bir çizgide olman lazım.
Hep daha iyiye gidiyor olman lazım.
Ama sen yerinde sayıyorsun.
Bunun doğru olmadığını biliyorum.
Bu düşüncenin gerçeği yansıtmadığını, yerimde saymadığımı da biliyorum.
O grafik aslında inişlere çıkışlara olan bir grafik.
Ve ne kadar inersen o kadar da sıçrarsın.
Bunlara çok inanıyorum.
Ama arkada bir yerde bıdı bıdı bıdı bıdı bir şey.
Bir ara geliyor ve bazen diğer sesi bastırabiliyor.
Çok ilginç. Ve orada ben mavi ekran veriyorum.
Yani ben bunun farkındayım.
Bunun doğru olmadığının farkındayım.
Ama yine de kanıyorum buna.
Danışanlarımın deyişiyle farkındalığım var ama uygulamada zorluk çekiyorum.
Sanırım ben de şu an böyle bir dönemdeyim ve o yargı meşin yine devreye giriyor diyor ki aa sen bir de koşluk yapıyordun değil mi tatlım?
İnsanların hayattan ne istediğini bulmasına, içsel çelişkileriyle başa çıkmasına yardımcı oluyordun değil mi?
Hani nerede daha kendi çelişkilerini çöze...
başkalarının söküğünü muhteşem bir şekilde dikmeye yardımcı olurken kendi söküğü fıtı fıtı gidip o beyindeki halay takımına katılıyor.
Yine de çok ilginç bir şekilde bu süreçte bana en iyi gelen şey koçluk seansları.
Bunu çok düşündüm bu arada nasıl olabilir, nasıl mümkün olabilir diye.
Çünkü aşırı derecede enerji, full dikkat ve farkındalık isteyen bir iş koçluk.
Ve hayatımın şu döneminde nasıl olur da ben maksimum performans gösteriyor olabilirim bu alanda.
Sebebi bence her bir danışanın zihinlerinin ayrı bir hazine kutusu olması.
Hazine kutusu misali her bir kutunun içinde farklı zineler, farklı cevherler olması.
Ve böyle oturup karşılıklı beraber bir şeyler düşünüp kafa yorarken o gelen minik aydınlanma anları.
Bir de benim bir koç olarak doğru soruyu sorma ve farklı açılardan bakmaya davet etme gibi ulvi bir görevim var ya.
Buna gülüyorum bu aralar onu kendi üzerimde uygulayamadığımdan.
Ve şunu fark ettim.
Danışanlarıma sorarken bir yandan aslında kendime de sormuş oluyorum.
O yüzden en çok buradan besleniyorum son zamanlarda.
Yaralı şifacı misali diyebilirsiniz buna.
Bu da işte ilginç bir şekilde performansımı olumlu etkiliyor.
Yani seanslardan da çok tatmin bir şekilde ayrılıyoruz karşılıklı.
Bu sebepten mütevellit birkaç tane daha ekstra saat ayırabileceğimi düşünüyorum koşuluk seanslarına.
O yüzden ihtiyacınız varsa gelin bu sularda beraber yüzelim.
Boğulmak yerine birbirimize can simidi olalım.
Açıklamalardaki linkten bilgi ve öngörüşme detaylarına bakabilirsiniz.
Her zaman paylaşıyorum zaten ama böyle de ilginç bir aydınlanmam oldu.
Evet ne diyorduk?
Grafik, inişler ve çıkışlar.
Şöyle bir şey de fark ettim bu arada terapistimle konuşurken.
Ağzımdan çıkan bir şeyi fark ettim ve beni çok korkuttu.
Londra'ya taşındıktan sonra oldu bu.
Dedim ki şu yaşımda senede birkaç milyon dolar kazanıyor olsam.
Bak, hedefe bak. Ya da birkaç yüz bin dolar belki.
Bu kadar dertlenmezdim herhalde.
Bu arada ben niye dolar kazanıyorum ki?
Niye pound kazanmıyorum? İngiltere'de yaşıyorum.
Neyse bu detaya takılmıyoruz.
Böyle birkaç milyoncuk yapıyor olsam bu kadar dertlenmezdim herhalde.
Ve o an dank etti. Ben hayatımın hiçbir evresinde materyalist bir insan olmadım.
Önceliklerim hiçbir zaman para, ev, araba, yatırım şu bu olmadı.
Ha tabii hep güzel getirisi olan işlerde çalıştım evet benim bir refah seviyem oldu ama daha fazlasını istemedim.
İstemek de aklıma gelmedi yani neden isteyeyim ki ihtiyacım yok ne gerek var diye düşündüm.
Ama son birkaç aydır özellikle dediğim gibi buraya Londra'ya İngiltere'ye taşındıktan sonra belki buranın çok pahalı bir yer olması, belki insanların gelir seviyesindeki aralığın çok yüksek olması.
Çünkü İrlanda'da gelir dağılımı buraya göre çok daha eşitti.
Sosyal devlet anlamında daha güçlüydü orası ve...
Buradaki kadar para harcama opsiyonu da yoktu.
Sonuçta Dublin dediğin yer Avrupa'nın bir köyü benim gözümde.
Belki en tatlı köyü bana göre ama Londra öyle değil.
Burası dünyanın merkezlerinden biri.
Öyle olmasa bile tabii içinde bulunduğumuz enflasyon, ekonomik konjonktür belli.
Şimdi Türkiye'de yaşayan dinleyicilerim senin derdini diyorlardır muhtemelen ama biliyorum arkadaşlar.
Her geldiğimde kur farkı hesaplarken matematiğimi test ediyorum ve evet kafam hala çalışıyor diye anlıyorum merak etmeyin.
Yani şaka bir yana biraz da bu genel olarak dünyanın içinde bulunduğu durum benim son zamanlardaki yer mekan değişikliğim ve yaş almanın getirdiği etkiyle sanki şu yaşımda çok daha fazla para
kazanmam gerekiyormuş.
Kime göre neye göre tabii ki.
Lüks bir hayat yaşamam gerekiyormuş gibi böyle düşünceler treni geçiyor zaman zaman aklımdan.
Ve yine sordum kendi kendime bu düşünce kime ait ya?
Bir yandan size anlatırken de şunu fark ettim.
Ben ülke, şehir değiştirme ve adaptasyon sürecinin etkisini çok hafife almışım.
Belki de şu an yaşadığım tüm bu gergitler biraz da bu değişimden dolayı.
Nitekim terapistim de dedi ki bu materyal düşüncenin arkasında yani şu kadar daha fazla kazanıyor olsam böyle hissetmezdim düşüncesinin arkasında bir boşluğu doldurma ihtiyacı var.
Evet. Ne kadar güzel dedin, ne kadar haklısın.
Hadi o zaman bana bu boşluğun neyden kaynaklandığını ve nasıl dolduracağımızı da söyle.
Üzerine çalışıyoruz, bakalım.
Şu an için aidiyete bağlanıyor gibi çünkü ben köklendiğimi hissettiğim, tüm destek ağımın olduğu bir ülkeden çıkıp tek başıma büyük bir şehre taşındım ve bunun getirdiği yalnızlık hissi sandığımdan daha
ağır. Hatırlıyorum İrlanda'ya ilk taşındığımda 6.
aydan sonra bayağı böyle ağır vurmuştu bu his.
Burada da arkadaşlarım var bu arada burada da çevrem var dünyanın neresinde olursam olayım sevdiğimi hissettiğim sürekli iletişimde olduğum bir ağım var evet ama yine de bir şey eksik yani yani
çevrem insan dolu da olsa çok mutlu olduğum bir ilişkim de olsa köklenmiş de hissetsem dönem dönem bu içimdeki boşluk ve yalnızlık hissi böyle kara basan gibi çöküyor üstüme ve
O kadar derin bir yere dokunuyor ki benim böyle kelimelerle açıklayabileceğim bir şey değil.
O yüzden çizmeye başladım ben de.
Onunla daha iyi açıkladığımı fark ettim.
Bir yandan da şunu düşünüyorum.
Hayatın belli dönemlerinde böyle hissetmek, boşlukta hissetmek, yalnız hissetmek.
Yani bunlar normal. Niye kendime bu kadar yükleniyorum ki?
Niye bunu bu kadar çok büyütüyorum?
Yaşa geçişte Emine niye uğraşıyorsun?
Ya da işte verdiğin kararları sorgulamak.
Şöyle olsaydı nasıl olurdu?
Bu olmasaydı hayatım nasıl evrilirdi diye.
Bunlar da normal. Bunları düşünmek de normal.
Sonuçta her karar aynı zamanda bir vazgeçiştir ya.
O vazgeçtiğin şeylerin hayatına ne getirmiş ya da hayatından ne götürmüş olabileceğini merak ediyor insan.
Ki ben geçmişe yönelik aşırı düşünen bir insan değilim.
O overthinking olayı geçmişte işlemiyor bende.
Ben genel olarak geleceğe yönelik planlama modundayım.
Aşırı düşünmem buradan kaynaklanıyor.
Tamam olan oldu. Önümüzdeki maçlara bakalım modundayımdır hep.
Hayatımda ilk defa Kendimi verdiğim kararların farklı olması üzerine yaşayacağım farklı yaşamların fantezisini kurarken buldum.
Hani bir film var ya Everything Everywhere All At Once diye paralel evrende olası hayatlarını deneyimlediği bir hikayeyi anlatıyor ana karakterin.
Onun gibiyim ben şu an.
Burada o film çok güzeldir.
Spoiler vermeyeyim izlemeyenler için ama mutlaka bakın bayağı iyi film.
Beni derinden etkilemişti. Belki açık teklifleri izlemem lazım bilmiyorum.
Hazır film önerisi yapmışken bununla alakalı buna benzeyen tonda bir de kitap öneriyim.
Matt Haig'in Gece Yarısı Kütüphanesi çok güzel kitaptır.
Mutlaka biliyorsunuzdur bir ara çok popüler olmuştu.
O da böyle insanı güzel bir şekilde düşündüren bir kitaptı.
Tavsiye ederim. Ama bir yandan da ne düşünüyorum biliyor musun?
Ben artık bunlar için kendimi eleştirmeyeceğim ya.
Yani böyle hissettiğim için, olası hayatlarımı merak ettiğim için, yer yer pişmanlık duyduğum için.
Onun dışında hayata geç kaldığımı çok güçlü bir şekilde hissetmedim şu zamana kadar.
Ama şu zamana kadar hissetmemiş olmam, şu an hissetmemiş olmam daha sonra hissetmeyeceğim anlamına da gelmiyor.
O yüzden belki ileride hissederim.
Yani şey kafasına girmeyeceğim.
Ben bu konuları halletmiştim ya ne oldu da aynı döngüye girdim diye kendime kızmayacağım.
Onun yerine inişlerimi de çıkışlarımı da düşüncelerimi de duygularımı da biraz daha böyle anlamaya yönelik belki biraz daha kabullenici belki ne bileyim gözlemci bir tavırla yaşamak için kendime izin
vereceğim. Sanırım benim Bu duygusal çalkantı sürecinde kendime çıkardığım ders ve 34 yaşıma eğer bir hedef koymam gerekiyorsa ki zannetmiyorum gerektiğini ama en azından bu yaştan
bir beklentim varsa o da bu olacak.
Peki ben bunları size niye anlattım?
Çünkü biliyorum ki farklı hayatlarda benzer senaryolar yaşıyoruz.
Bana attığınız mesajlardan, yazdığınız maillerden bunu çok iyi anlayabiliyorum.
Kafamızda benzer tilkiler dolaşıyor.
O yüzden istedim ki yalnız olmadığınızı bilin.
Sizin gibi kafasında aynı düşünceler olan, aynı hisleri yaşayan milyonlarca insan var.
Evet, bence bu kadarlık yeter.
Beni dinlediğiniz için, derdime ortak olduğunuz için teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
