
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde neler var?08:00-17:00 çalışıp ayın 3 haftasi seyahat eden beyaz yaka biri, aynı zamanda nasıl müzik yapar, beste yazar, albüm çıkarır hatta konser verip uluslar arası festivallere katılır? Bunun zaman yönetimi nasıl olur? Türk Jazz müziğinin en başarılı isimlerinden ve uluslar arası arenadaki gururumuz Aslı Özer, kendi hikayesinden yola çıkarak hem yukarıdaki sorulari yanıtladı hem de günlük hayatta işimize yarayacak örnekler vererek bize ilham veren yolculuğunu anlattı.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Hayalleriniz peşinden koşup, hayatlarınızı dolu dolu yaşayan, Aramızdaki uzaklı kahramanların sıradışı hikayelerini, hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle
ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
Dokuzuncu bölümümüzün konuğu, Türk caz müziğinin önde gelen isimlerinden ve uluslararası arenada en güçlü temsilcimiz Aslı Özer.
Aslı hoş geldin. Merhaba hoş bulduk.
Nasılsın? Çok iyiyim.
Sen nasılsın Emine? Teşekkür ederim.
Ben deyim. Teşekkür ederim vaktini ayırdığın için.
Ne demek. Benim için çok büyük bir keyif.
Her zaman. Son yeni single'ın da çıktı görüyorum artık böyle sosyal medyada.
Dedim ki Aslı'ya bir ulaşayım. Aslı'nın bu programda kesinlikle yer alması lazım.
Evet evet çok teşekkürler.
Evet yeni projeler yapıyorum.
Yeni şeyler de gelecek. Onların üzerine de konuşuruz zaten.
Aynen öyle konuşuruz.
Böyle direkt konuya gireceğim.
Çünkü küçüklükten beri böyle piyanoya bir ilgin olduğunu biliyorum.
Oradan bu yaşa kadar getirip ve aynı zamanda full time çalışıyorsun.
O piyanoya olan ilgin nasıl gelişti?
İşinle beraber onu nasıl harmanladın?
Bu albüm çıkartmaya ve uluslararası festivallere katılmaya kadar nasıl gitti?
Böyle baştan bize yavaştan anlatmak ister misin?
Tabii memnuniyetle.
6 yaşında başladım çok küçükken.
Babamın teşviğiyle başlamıştım.
Kendi hatta sordu bana istiyor musun piyano çalmak?
Tabii bir fikrim yoktu açıkçası.
Olur dedim bir şeyler deneyelim.
O gün bugündür bırakmadım.
Üzerinden 25-26 sene geçmiş.
Hala çok büyük bir tutkuyla kullanıyorum o piyanoyu, o tuşları.
Dediğim gibi klasik müzik eğitimiyle başladı.
Hep özel derslerle başladı.
İlkokul, ortaokul, lise ederken üniversite döneminde artık müzisyen olacağım ben, müzik okuyacağım dediğim zaman ailemin tabii ki klasik bir Türk ailesi olarak tepkisiyle karşılaştım.
Ve dediler ki hayır müzik okuma sen.
Başka bir şey oku, müziği de hobi olarak yaparsın.
Müzik derlerdi. Meslek olur mu sen?
Onu hobi diye yap.
Peki dedim. O yüzden hemen hedef koydum.
Dedim ki ben olabilecek en küçük yaşta üniversiteye gireyim ki çabuk bitsin.
O bitince de hemen müzik okumaya giderim.
Hakikaten de dediğimi yaptım.
En basit ne okurum dedim.
İşletme çıktı karşıma. İşletmeye başvurdum.
İşletmeyi okuduktan sonra da 21 yaşında mezun oldum.
Ondan sonra müzik okumak üzere yurt dışı okullarını araştırırken uzun sürdü bu süreç.
tam okullara başvurayım derken ben bir anda kendimi özel bir şirkette çalışırken buldum.
Bir anda iş hayatına kurumsal hayata başlamış oldum.
Nasıl oldu o? Çok uzun sürüyordu o zaman yani hani Türkiye'den Amerika'ya gitmeye çalışıyordum çünkü işte onun seçmeleri vesaire her 6 ayda bir yapılıyor.
O seçmelere katılmaya başvuruları yaparken bir anda aynı zamanda da tabii iş başvurularına bulundum ki para kazanayım.
Ve Teklif geldi.
İş görüşmesine çağırdılar.
Şirkete gittim. Kabul edildim.
Bu sefer dedim ki o zaman ben bir süre bir çalışayım burada.
Sonra okul kazanırsam Amerika'ya giderim.
Sonra o da olmadı bir şekilde.
Bir şeyler denk gelmedi. Ben de iş hayatım iyi gitmeye başladı.
Keyif almaya başladım. Kazandığım para da artınca bu sefer dedim ki ben buna devam edeyim.
İki sene sonra giderim.
Derken on bir sene olmuş. On bir.
Evet on bir sene olmuş.
Ama tabii müziği hiçbir zaman bırakmadım.
Aynı zamanda bir tane albüm, iki tane single sığdırdım.
Üçüncü single da kendi ayrıca projemden çıkmış oldu.
Konserler vesaire falan derken şu anki ilginç pozisyon içerisinde hayatımı sürdürüyorum.
Evet, gerçekten ilginç pozisyon aslında.
Çünkü hem 11 senedir full time çalışıyorsun, hem de aynı zamanda müziği yapıyorsun.
İkisi çok fazla zaman gerektiren şeyler.
Buraya doğru o zaman yönetimini nasıl yapıyorsun?
Hani o işinin gerektirdikleri ofis olarak ya da seyahat ediyor musun?
Ediyorsan nasıl yönetiyorsun?
Ben bunları da merak ediyorum.
Muhtemelen dinleyenler de merak ediyordur şu an.
Evet bence önemli bir soruydu gerçekten.
Çünkü aslında iki tane farklı kimliğe sahip oldum bir anda.
Yani bir kurumsal hayatta ciddi kurumsal iş şu anda bir satış müdürü olarak çalışıyorum.
Ve ciddi bir satış işinde erkek domine bir ortamda sürekli olarak ayın...
Pandemiden önce öyleydi.
Ayın 3 haftası seyahatte olduğum bir işim vardı.
Yurt dışına gidiyordum sürekli.
Ama o kadar seyahatin içerisinde de aynı zamanda albüm yaptım.
Albümü çıkarttık, single'lar çıktı.
Bir sürü konserler vardı. Yurt dışı, yurt dışı vs.
Tabii bunu nasıl yönettim?
Valla bunun net bir tanımı yok.
Zaman yönetimi yok. adı altında.
Günün zaten 8 saatini, hele seyahat ediyorsan günün 10-15 saatini sen çalışarak geçiriyorsun.
Ama müziğe kesinlikle bir vakit ayırıyorsun.
Uçarken, uçarken yazdığın mesela uçakta yazdığın kompozisyonlar var.
Mesai bittikten sonra hemen stüdyoya kapanıp çalıştığın, beslediğin şeyler var vs.
Bence bunun tek bir cevabı var.
Neden, nasıl yönetebiliyorsun?
Tutku. Bir şeyi çok...
Sevdiği zaman insan, çok tutkuyla sevdiği zaman ona kesinlikle zaman yaratıyor.
Ve bunu hiç olarak görmediği için de zaten kesinlikle vazgeçmeden, canı sıkılmadan sürekli olarak yapmaya devam ediyor.
Bu tutkunun sonucunda da çok güzel bir zaman yönetimi oluşturdum.
Her an her yerde müzik yaparak değil.
Gerçekten haklısın. Tutku gerçekten burada çok önemli ve mutlaka yoruluyorsunuz.
Ama yorulduğunu da çok sevdiğim şeyi yaptığın için yorulduğunu da hissetmiyorsundur diye tahmin ediyorum ben.
Kesinlikle, kesinlikle.
Aynen aynen. Hiçbir şey öyle bir şey.
Hatta çok fazla mutlu olup zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın bir an oluyor.
Bu Japonların...
Neydi mutlu yaşama sanatı iki gayi var ya.
Yani iki gayini bulma konusu.
Hakikaten iki gayimi ben 6 yaşında babam sayesinde bulmuşum.
Ama aslında babam sayesinde de değil.
Yani babam bana bir aracı olmuş.
Ve sonrasında ben vazgeçmedim piyanodan.
Benim gibi bir sürü arkadaşım vardı piyanda çalmaya başlayan o zaman.
Ama şu anda çalmıyorlar.
Ben bunu meslek haline getirdim.
O an anladım ki bu benim kendim çok güzel ifade ettiğim bir şey müzik.
Çok acayip bir şey. Oradan devam etti.
Onu bulduğum için şanslıyım mesela.
Gerçekten şanslın ve bence çok güzel bir şeye değindin.
Dedin ki kendimi ifade ettiğim şey.
Ben de geçenlerde Rolla May'in bir kitabını okuyordum.
O da şey diyor. Hayattaki her organizmanın hayatta tek bir amacı var aslında.
Kendi potansiyelini gerçekleştirmek.
Kendini ifade ediş şeklinde bulmak.
Seninki de piyano ile olmuş ve o yüzden de hiçbir zaman bırakmamışsın.
Aynen, aynen. Hatta müziğin çok ilginç bir etkisi var.
Şimdi müziği yaparken notaların yaydığı bir frekans var.
Ve aslında işte hani bu kuantum fiziğine baktığın zaman işte her şey bir frekansta ulaşıyor vesaire ve birbirimizle titreşerek varlığımızı sürdürüyoruz.
Ve sen müziği dinlerken veya müziği yaratırken aslında bir frekans titreştiriyorsun ve karşındakine bunu veriyorsun.
Ben bunu mesela çok deneysel...
Deney yaptığım oldu sahnedeyken kendimce.
Hani ben şu anda bunu çalıyorum ve çok coşkulu hissediyorum.
Bu coşku müziğimde ve çalımımda, hareketlerimde beraberinde nasıl karşı tarafa yansıyor?
Hakikaten birebir karşı tarafa enerji yansıtıyorsun.
Ve aynı şekilde cevabı alıyorsun.
Bir şekilde bir iletişim kurmuş oluyorsun.
Ve tamamen enstrümental bir müzik üzerinden.
Bu benim özellikle yaptığım bir deneydi.
Sözsüz bir müzikle ben nasıl iletişim kurabilirim?
Ve inanılmaz derecede başarılı olduğunu gördüm.
Hiç söz kullanmadan notalar üzerinden ifade etmek istediğim her şeyi iyi, kötü, mutlu, mutsuz anım neyse karşı tarafa yansımaya başladı.
Yansıdığını gördüm.
Ve uzun süre inat ettim.
Yani söz kullanmadan enstrümental müzik yapacağım diye.
Sonra da geçtiğimiz ay ilk defa vokalli bir single çıkardım.
Reyna'da altında.
İlk defa vokali denedim.
Bu sefer sözcüklerle nasıl ifade edebilirim?
Duyguları veya insanlarla iletişim kurabilirim diye çok zorlandım aslında.
Çünkü enstrümantal dünyanın, sözsüz dünyanın yaydığı daha gerçekçi bir duygu var sanırım.
Sözleri kullandığın zaman da karşı tarafa çok fazla empoze ediyorsun ne anlaması gerektiğini gibi geliyor bana.
Öbürü daha açık. Şimdi bunu deneyiyorum.
Bakayım yani sözlü neyi ne kadar ifade edebiliyorum, kim neyi ne kadar algılayabiliyor, nasıl iletişim kurabiliyoruz?
Böyle gidiyor. Yani benim hayat amacım da herhalde bunları deneyimleyerek insanlara bir şeyler yaşatabilmek veya bir şeyler uyandırabilmekmiş
anladığım kadarıyla. Hala keşfediyorum tabii.
Keşfediş hiçbir zaman bitmiyor ama insanlara bir şeyler vermek, duygularına dokunmak, iyi hissettirmek, bir şeyler eklemek belki hayatına.
Çok fazla yöntemi var bunun.
Her insanın dediğin gibi kendini ifade edişi farklı, hayat amacına ulaşma şekli farklı.
Seninki de müzik. Evet, doğru.
Ve şey soracağım. Sen mesela şimdi bunları yapıyorsun, albümü çıkardın, konser veriyorsun aynı zamanda.
Onu nasıl yönetiyorsun?
Bir de uluslararası arenada bu Amerika'daki jazz festivaline katıldın.
Onun ismini ben çok söyleyebildiğimden emin değilim.
Senden alacağım o yüzden. Amerika'da New York'ta bir konser verdik.
Amersfoort Jazz Festivali de Hollanda'daydı.
Oradaki festivale katılmıştık.
Amersfoort diye okunuyor. kolay okunabilir Dutch kelimelerden biri değilim.
En azından Allah'tan. Ama çok haklısın.
Ne denir? Düşünmekte.
Şöyle, o konser takvimini tabii ki öncelikle kendi kurumsal hayatıma göre dengelemem gerekiyor.
Kurumsal hayattaki takvimin sonrasına bakıyorum.
Hangisi mevcut? Güzel yanı şu.
Konseri gündüz vermiyorsun, akşam veriyorsun.
Dolayısıyla zaten mesajım 5'te 6'da bittiği için 6'dan sonraki herhangi bir saat benim konser verebilmemi sağlıyor.
Ama büyük festivaller, jazz festivalleri ya da uluslararası bir konser olduğu zaman benim işimin şansı şu en son pozisyondaki işimin.
Seyahat ettiğim için aslında gittiğim yerden de çalışabiliyorum.
Şu anda pandemide artık herkes öyle oldu gerçi.
Hepimiz eşit şekilde yaşıyoruz.
Gittiğim yerden gündüz çalışıp akşam konser verebiliyordum.
Bu bir planlama yöntemi.
Ama çok ciddi bir etkinlik varsa tabii ki yıllık iznimden memnuniyetle.
Çünkü bir tatilde harcadığım zamandan daha da keyif veriyor o konserler.
Harcayarak, düşerek onu planlıyordum.
Anladım. Benim merak ettiğim şey bir de şey.
Sen bu Amarşivort'a katıldığında o kadar sanatçı arasından.
Sizi seçtiler, Jazzy Project'i seçtiler, Aslı Hazır'ı seçtiler.
Neden sizi seçtiler?
Siz orada neyi farklı yaptınız?
Bence biz, yani Jazzy Project grubu olarak konuştuğumuz zaman biz çok kendi müziğine güvenen ve aslında istediği müziği yapmaya odaklı yaşayan müzisyenlerdik ve bunu yaptık.
Müziğimize de çok güvendik bu yüzden.
Dolayısıyla insanlara sunduğumuz zaman gerçek bir şey, kendi içimizden gelen orijinal bir şey sunduğumuzu biliyorduk.
Ve orijinal olan her içerik her zaman alıcı buluyor, her zaman takdir alan bir şey.
Birincisi buydu. İkincisi en önemli konulardan biri iletişim.
İnsanlarla iletişim kurmak zorundasınız.
Yani ya müziğiniz aracılığıyla ya da birebir bir insan olarak, birey olarak iletişim kurmalısınız.
Bu iletişimi de başardığımızı düşünüyorum.
Sanırım ikisi arasında da önemli bir şey var.
Bazen insanlar da çok iletişim kurar ama istediği şeyi istediği yere ulaştıramaz.
Çok içsel olarak ısrarcı olmak lazım isteğimizde.
Ama bunu bir şekilde zamana da bırakmak gerekiyor.
Çünkü doğru zamanın gelmesi gerekiyor.
Ama en önemlisi yaptığınız işin arkasında durabilmek ve kendinize güvenmek.
Yani kendine güveniyorsan, yaptığın işe de güveniyorsan o zaten istediğin yere doğru zamanda bir şekilde gidiyor.
Bizimkiler de doğru zamanda doğru kişilerle ulaşarak müziğimizin orijinal olmadığını...
...sebebiyle ilgi gördü diyelim.
O yüzden başarabildik bunu.
Anladım. Evet.
Doğru zamanlama ve istediğin işi çok severek yapmak çok önemli iki nokta.
Zaten dediğin gibi o zamanı gelince sana geliyor.
Peki bu senin sponsorluğunu aldığın keyboard da bu şekilde mi oldu?
Evet North Keyboard çok heyecanlı bir şeydi.
Sponsorluğu değil yani davet ettiler North World Session diye bir etkinliğe.
Tabii dünyadan bir sürü iyi müzisyen oraya davet ediliyor.
Ben de çok ilginç bir dönemdeyken davet edildim.
Hiç de beklemiyordum çünkü davet ettiği insanların böyle binlerce takipçisi var işte.
Bilinen müzisyenler acar sahnelerde yaranmışlar.
Ben de işte bir yandan Gündüz Yansa'dan.
Güya sattıktan sonra akşam bahseden, ondan sonra bestelerini yapan bir tip falan.
Ama her zaman dediğim gibi özgür hissederim.
Yani ben kendi yapmak istediğim şeyi yaptığıma inandığım için.
Bir anda hiç beklemedim bir anda.
Bana ulaştılar. Seni buraya davet etmek istiyorlar.
Ama burada önemli bir şey söylemek istiyorum.
Çünkü kendi üzerimde de deneyimlediğim bir şey bu.
Yıllar önce ilk klavyemi aldığım zaman ki herhalde bu 5-6 sene önce oluyor.
Aldım ve dedim ki bir gün bu adamlarla iş yapacağım.
Bir gün bana sponsor olacaklar veya ben bunlarla bir iş yapacağım diye içimden geçirdim.
Durup dururken. Çünkü çok seviyorum markayı.
Tabii tabii. Klavyeyi aldım ve sonra kırmızı klavye diye geçer zaten bunlar.
Aldım ki bu Red Monster, bu kırmızı canavar.
Bir gün bana ulaşacak bunun sayfaları.
Ve biz bunlarla bir iş yapacağız dedim.
İçimden geçerim. Geçirirsin ya böyle.
Ama sonra tamamen unuttum.
Yani ısrar etmedim.
Hani şöyle olmadı, tamam.
Bunu içimden geçirdim ama ne zaman olacak?
Gelecekler mi? Bugün gelmediler mi?
Bir sene geçti, üç sene geçmedi.
Hani böyle bir psikolojiye girmeden.
Elimden geldiğince bir şeyler ürettim ve hiç beklemedim bir anda.
Adamlar sizin YouTube'unuzdan, Instagram'ınızdan yaptığınız işleri gördük.
Çok beğendik. Sizi buna davet etmek istiyoruz deyince o günü hatırladım bir anda.
Vay be dedim. Ne atmışım, yollamışım yani sisteme.
Güzel de unutmuşum, akışına bırakmışım.
Unutmuşum da akışına bırakmak yani önemli olan bu bence.
Çünkü bir şeyle tutturunca zaten onu elde edemiyorsun ya da yanlış şeyi elde ediyorsun.
Akışına bıraktın ve bir şekilde o bana geri geldi.
Ben burada bu mesajı vermek isterim.
Çünkü bu podcast'ın da böyle güzel bir hizmeti var insanlara, ilgililere.
Bir şeyi...
İstiyorsak gerçekten akışına bırakarak beklemek.
Çok istemek ama sonrasında unutup akışına bırakmak lazım.
Çünkü sistem her zaman doğru zamanda doğru şekilde size geliyor.
Kesinlikle o benim inanılmaz inandığım bir şey.
Hani bir şeyi istemek gerçekten içten istemek elinden gelenin en iyisini yapmak ama onu orada bir şekilde unutmak.
Hani sürekli hadi hadi dediğin gibi değil de orada bir şekilde unutmak.
Hani ben bir ara şey bu.
Enerjisel şelesinde en başta bahsettiğin evrenle aramızda olan bu enerji ilişkisini çok araştırmıştım.
Ve gerçekten sen bir şeyi istediğin zaman o sana geliyor.
Doğru zamanda geliyor.
Ve eğer benim de gözlemlediğim şeylerden bir tanesi bir şeyi çok istiyorsam ve eğer o olmuyorsa...
Ya eğer onu gerçekten çok istemiyormuşum.
Sonradan onu fark ediyorum. Yani olsaymış beni gerçekten o kadar mutlu etmeyecekmişim.
Kesinlikle. Bilim çağında aslında o kadar istememişsin onu.
Hatta reddetmişsin bir yerde falan.
Yakalıyorsun onu sonra. Kesinlikle.
Hani içten bir şey, içten içe ona zaten inanmıyor olmayacağına ya da istemediğine dair.
Ya da olmuyorsa zaten o olmuyor ve çok daha güzeli geliyor.
Benim de kendi hayatımda keşfettiğim şeyler bu.
Hani bir şeyi istediğimi zannedip olmadığında, üzüldüğümde sonrasında öyle bir şey geldi ki Allah'ım iyi ki olmamış ya bu ne kadar güzel ya da ben ne istemiş olabilirim ki bu benim hayatıma geldi dediğim o kadar çok an oldu ki.
İşte aslında sisteme güvenmek orada yani ilahi düzene nasıl adlandırıyorsunuz yani o onun bildiği şey.
Bizim bildiğimizden veya planladığımızdan çok daha iyi olduğu için yani o kadar bilemiyorsun sen bu formatta insan formatında bu kapasitede.
Seninki bu kadar ama o daha iyisini biliyor.
Senin mükemmel doğru ve hayırlı gördüğün şey aslında belki de öyle değil ve daha iyisi var.
Yani o yüzden tamamen sisteme yaslanıp ondan sonra akışına bırakmak lazım.
Çok zor. Çünkü insanın egosu devreye giriyor ya da beklentileri oluyor.
İşte ne bileyim endişe, korku zaten en büyük engel bu bence insanın korku ve endişeleri.
Bütün gücünü düşüren şey, bir şeyden korktuğun zaman her şeyi mahvediyorsun.
Bunlar yüzünden bir anda işte onu başaramıyorsun sisteme güvenmeyi ve diyorsun ki işte lanet olsun niye olmadı vesaire falan.
Ama sonra senin dediğin ne geliyor?
Aslında iyi ki olmuş. Ben niye bu kadar stres oldum ki?
Sonra günün sonunda böyle bitiriyorsun yani.
O yüzden onu gerçekten çok inanarak her şeyde bir doğru bir şey vardır diye bırakmak gerekiyor.
Akışına bırakmanın tanımı bence böyle.
Kesinlikle öyle. Bunların hepsi ben şimdi senden tavsiye edecektim.
Hepsi zaten çok güzel tavsiye niteliğinde oldu.
Ama yine şöyle hani toplamak istiyorum.
Sevdiğin işin peşinden koşmak isteyenler ve sen müzisyen olduğun için özellikle müzisyenler ve caz müzik evet Türkiye'de hani bence çok güzel bir yerde ama çok daha güzel bir yere gidebilir.
Hani çok da alışkın olmadığımız son yıllarda gelişen bir şey.
Caz müzik de özellikle uğraşanlara tavsiyelerini senden şöyle güzel bir tavsiye alıp.
yavaşça toparlayayım. Tabii ki memnuniyetle.
Bence yani benim tarafımda ben yıllar önce bu konuya baktığım zaman yapmak istediğim iş ve sonunda bulunduğum pozisyon bir Ali 6-7 sene öncesi
için söyleyeyim. Neden böyle oldu?
Anne babama çok kızmış. Neden beni kurumsala zorladınız?
İşte ben müzik okumak isterken böyle bir şey oldu vs.
Sonra Yıllar sonra az önce konuştuğumuz konuya geldi.
Aslında her şey olması gerektiği gibi olmuş.
Yani benim anne babam da orada bir rolmüş aslında.
Sistem olması gereken bir şeye beni itmiş ve bir sıkıntı yokmuş.
Her şey olması gerektiği gibi. O yüzden birinci tavsiyem insanlar...
Bir şeyleri geçmişiyle ilgili sorgulamasınlar.
Şu an var elimizde. Ve bu andan sonra ne yapmak istiyoruz?
Müzik mi ya da başka bir şey mi?
Neyse bunu keşfetmek çok önemli.
En büyük hazine buymuş insan hayatında.
Ve bunu keşfettikten sonra tutku.
Yani tutkunun yapamayacağı hiçbir şey yok.
Öyle bir şey ki bir şeyi tutkuyla yaptığınız zaman hep çok mutlu oluyorsunuz.
Hem de istediğinizi elde ediyorsunuz.
Yani tutku... Çok çok çok önemli.
Her konuda sırf müzikte değil.
Müzik yapmak isteyen insanlar için de şunu söyleyebilirim.
Birincisi hiçbir şey için geç değil.
Bunu çok diyorum özellikle piyano konusunda.
Ben bu yaştan sonra işte vokale başladım.
Bayağı da sağlam ders aldım yani.
Hiç cesur bir şekilde her şekilde söyleyebiliyorum artık.
Dolayısıyla istediğiniz enstrüman, müzik neyse hiçbir şey için geç değil.
Her an, her yaşta istediğiniz şeye başlayabilirsiniz.
Bunu unutmayalım.
İkincisi ben konservatuar eğitimi almadım.
Tam bir alaylıyım. 6 yaşından beri.
Ama gayet güzel başarılar elde ettiğimi düşünüyorum kendimce.
Daha da devamı gelecektir.
Her zaman büyük düşünmek lazım.
Büyük düşünerek istemek ve kendinize inanmaktan geçiyor.
Başarının yolu ve mutluluğun yolu diyorum.
Tavsiyelerim bu şekilde. Hepsi çok güzel tavsiyeler.
Kendime de. Ayrıyeten not aldım ve büyük düşünmek kısmına ekstra bir şey söylemek istiyorum burada.
Bazen biz gerçekten içinde bulunduğumuz o kapalı alanda hani sanki böyle at gözlüğüyle bakıyormuşuz gibi oluyoruz.
Ama hani bütün resmi, büyük resmi göremiyoruz.
O içinde kayboluyoruz problemlerimizin.
Halbuki bir adım atıp...
senin dediğin gibi büyük düşündüğümüzde seçeneklerin ne kadar sonsuz olduğunu dediğin gibi hiçbir şey için geç olmadığını ben de hep piyano çalmak istiyordum bir ara o çok geç artık
bu yaştan sonra mı çalınır millet 6-7 yaşına başlıyor diye Kendimi demotive ediyordum.
Bu sene başlamayı plandım.
Pandemi girince o yalan oldu.
Ben de dedim ki kalimbe alayım kendimi.
Parmak piyanosu. Ay çok güzel.
Güzel işte bir yerden başlamışsın ama işte bu.
Evet sesi de o kadar güzel ki aslında yani şey dedim bir yandan işte bu meditasyon kaydedip yüklüyorum app'lere bir arkada dedim işte onun bunun müziğini kullanacağım ama kendi müziğimi yaparım.
Hani kendi sesimle meditasyonlarda arkada benim çaldığım müzik olur neden olmasın?
Kesinlikle bu şeyler de öyle.
İşte daha çok ziller olsun, marakaslar olsun, shakerlar olsun.
Bunların da çok ilginç bir frekans alanı var.
Yani tavsiye ederim hiçbir şey yapamıyorsunuz.
Onları yapın. Ya da bu uzak doğudaki şeyler var ya çeviriyorsun.
Böyle bir metal üzerinde bol.
Ondan böyle değişik bir ses çıkıyor falan böyle.
Hani neyse ne.
Yani istiyorsanız da şeye vurun, masaya vurun.
Kendinize ritim tutturun. Güzel bir şey ya.
Müzik her yerden herkes bir şey yapabilir yani.
Kesinlikle. O boğullar bayağı ünlü bu arada.
Sound Healing olarak geçiyor.
O hani bayağı onun ekstra uzmanları var.
İşte henpenler, bilmem neler falan.
Dediğim gibi bir yerden başlamak istiyorsak her şeye mutlaka ki bir yolu var.
Bizim de başlayabileceğimiz bir şey var.
Evet. Son bir şey daha söyleyeyim.
En önemlisi galiba bu.
Anda olabilmek. Ama anda olabilmek Hani anda olabilmek diye sırf bir kulağınızdan gelip öbüründen çıkması.
Anda olabilmek çok zor bir şey.
Çok da kolay bir şey.
Ama olduğun zaman çok acayip bir enerji kapısı açılıyor.
Bence hepimiz bunu elimizden gelindiğinde yapabiliyor olmalıyız.
Bunun için çaba harcamalıyız.
Her şeyden öte. Ah be bunu çok geç söyledin Aslı.
Kapadıktan sonra. Yok yok daha kapamadık ama şey diyecektim.
Yok şaka yapıyorum. Aslında çok zamanda söyledim.
Anda kalmak. Bu podcast'tan benim çıkış amacım hiçbir zaman bu mindfulness, farkındalık, anda kalmak buna değildi.
Ama röportaj yaptığım herkesin ortak noktası bu.
Farkındalık, anda kalmak, bir şeyi içinde yaşamak çok ilginç bir şekilde.
Böyle bir noktaya evrildi.
Yani demek ki tutkularının peşinden koşan insanların en büyük ortak noktalarından bir tanesi de anda kalıp o anın keyfini çıkararak hani geçmişin o üzüntülerde geleceğin kaygısından bir şekilde sıyrılmış
olabilmeleriymiş. Yani bu dokuzuncu bölüm ve şu ana kadar gerçekten herkesle ortak nokta buydu.
Vav çok etkileyici.
Doğru bence çok mantıklı.
Tutkulu bir şey yaptığın zaman o anda başka hiçbir şey düşünmüyorsun zaten.
%100 andasın. Çok doğru bir yorum olmuş Emineciğim.
Doğru bir deneyimleme üzerinden çok doğru bir yorum yaptın bence şu an.
Hatta en çok dinlenen bölümler de hani o reko %300 büyüyen bölümlerin hepsi de...
Spesifik olarak anda kalmaya odaklı olanlar biliyor musun?
Demek ki herkes aradığı şey bu.
Belki anlamlandırmaya çalıştığı şey de bu yani.
Anda olmak ne demek?
Ben onun kavramını çok zor anladım yani.
Herkes bir şey söylüyor. Anda ol, anda ol.
Hiç anda değilsin ama nasıl yani falan.
Eckhart Tolle okuduğum zaman izliyordum YouTube'dan vesaire falan.
Kitaplarını da okuyordum ama sonra bir daha okudum o kitabı.
Şimdinin gücü diye. Ondan sonra doğru zamanda doğru şekilde algılamışım herhalde ve çok tavsiye ettiğim bir kitap.
O ansiklopedi gibi bir şey zaten.
Kesinlikle o tam o tuttu yani tanımını.
Anda olma tanımını kafamda ve sonrasında kendimi çok güçlü hissetmeye başladım.
Onda diğer bir tavsiye olarak alalım o zaman sana.
Okey, aynen. Çok güzel bir sohbetti.
Çok teşekkür ederim. Benim için de aynı şekilde.
Vaktini ayırdığın için ve hikayen gerçekten hani böyle şu an görüyorsun adamın yüzünde böyle kocaman bir gülümseme var.
İnşallah dinleyenleri de etkilemiştir ve aldıkları noktalar vardır.
Çok teşekkür ederim tekrardan. Ben teşekkür ederim.
Çok keyifliydi Emineciğim.
Podcast'ın da önü açık olsun.
Herkesin kalbine dokunsun.
İnşallah. Görüşmek üzere.
Gerçi güzel hayallerin sonuna geldik.
Eğer ki yeni gelişmelerden ve diğer ilham verici hikayelerden haberdar olmak istiyorsanız abone olmayı ve instagramda gelişigüzelhayaller hesabını takip etmeyi unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
