
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün, modern dating dünyasının karmaşıklığını, sağlıklı ilişkiler kurmanın sırlarını nasıl daha derin bağlar kurabileceğimizi konuşuyoruz. Dating uygulamaları, sınırlar, sevgi ve yalnızlık hissi üzerine gerçek hayat hikayeleriyle dolu bir bölüm hazırladım. Eğer siz de bu dünyada kaybolmuş hissediyorsanız, haydi gelin konuşalım🌿
💬 Siz de bu konuda ne hissediyorsunuz? Yorumlarda paylaşın, birlikte konuşalım.
🔗 Koçluk hizmetleri ve daha fazlası için: emineyesilcimen.com/kocluk
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu kanalda felsefe, sanat, psikoloji ve sosyoloji aracılığıyla hem kendimizi hem de dünyayı daha iyi anlamaya çalışıyoruz.
Doğru cevaplardan ziyade doğru soruları sormaya odaklandığımız bir alandayız.
Ayrıca hayatında ya da kariyerinde değişim isteyenlere profesyonel koç olarak da eşlik ediyorum.
Daha fazlası için emineistiman.com slash koçluk adresine beklerim.
Link açıklamalarda da mevcut.
Bölümün isminden de anlayacağınız üzere bugünkü konumuz modern dating.
Vakti zamanında ilişkiler, bitişler, ayrılıklarla ilgili bölümler çekmiştim ve benden datingle de alakalı, yeniden başlamakla da alakalı bir bölüm istemiştiniz.
Benim bu konuda malzeme toplamam bayağı zaman aldı ama sonunda buradayım ve hatta bu bölüme katkısı olsun diye hayatımda ilk defa dating uygulaması indirdim.
Tecrübelerimi paylaşmak için sabırsızlanıyorum.
Tabii bununla beraber arkadaş ortamlarında dinlediğim hikayeler, sizden gelenler...
kendini dating coach olarak tanıtan Matthew Hassi'nin içerikleri Love Life isimli kitabından dinlediklerim ve haliyle insan ve ilişki psikolojisinin detaylarına da ineceğiz.
Hazırsanız başlayalım.
Dating dünyası ben bıraktığımdan beri çok değişik bir hale bölünmüş arkadaşlar.
Bunda tabii ki COVID sonrası uygulama kullanımının artması, insanların bireyselleşmesiyle gelen bu yalnızlık hissi ve özellikle yaş geçtikçe azalan tahammül seviyesi, sınırların daha net çizime ihtiyacı
bunları sayabiliriz. Ama o kadar hayal kırıklığıyla sonlanan hikayeler dinledim ki, o kadar garip hikayeler dinledim ki, onu da geçtim.
Böyle düzgün, kendine uygun birini bulabilmek zaten başlı başına zor.
Tabii bir de insanların belli istekleri, belli arzuları var değil mi?
Hem duygusal anlamda kendine yatırım yapmış olsun, travmaları üzerine çalışmış olsun, hem bir konuda tutkulu olsun, kaliteli sohbet edelim, eli yüzü düzgün olsun, işi gücü yerinde olsun derken havuz daraldıkça daralıyor.
Ama çok ilginç, çelişkili bir şekilde...
Seçenek de çok fazla. O yüzden insanlar en ufak bir şeyde vazgeçebiliyor ya da olan seçenek havuzunda hep daha iyisi var mı acaba diye mevcut olana, mevcut kişiye yatırım yapmak istemiyor.
Bir de günümüz dünyasında her şeyi bu kadar hızlı tüketmeye alışmışken, dikkatimiz bu kadar kısa sürede dağılırken, dopamini böyle bağımlıyken ister istemez bir şekilde odağını kaybediyor insan.
Ben açıkçası datingi bir...
Partner bulma arayışına ek olarak insanın kendini tanıma ve ne istediğini, ne istemediğini anlama aracı olarak da görüyorum.
Ama burada çok dikkatli de olmak lazım.
Çünkü karşınıza çıkan insan sizin en hassas noktanıza dokunup iç dünyanızı altüst de edebilir.
O yüzden bugün bu dating konusunda hem kendimizi nasıl daha iyi anlarız, bir yandan koruruz, hem nasıl sağlıklı bağlar kurabiliriz onu konuşalım, tartışalım istiyorum.
Bu konuda bir uzmanlık iddia ettiğimi düşünmenizi istemem tabii ki de.
Sadece belli başlı uzmanlardan ve gerçek hayatta derlediğim hikayelerle bir bölüm hazırladım.
Kendi tecrübelerim de dahil.
İki insanın romantik anlamda ilişkilenmesi nasıl başlıyor?
Tabii ki de ilk olarak fiziksel anlamda birbirini beğenmesiyle, fiziksel çekimle.
Kim ne derse desin dış görünüş önemli arkadaşlar.
Herkesin çekici bulduğu bir profil var sonuçta değil mi?
Kimi esmer beğenir, kimi sarışın beğenir, kimi kumral beğenir, kimi için boy pos önemlidir, kimi için vücut şekli önemlidir gibi gibi.
İç dünyaya ve zekaya birazdan değineceğim ama en başta birini ilk bakışta ya çekici bulursunuz ya bulmazsınız.
Sonradan yavaş yavaş gelişen durumlar da olabilir tabii ki ama en azından sizin aradığınız kriterlerin bir kısmına hitap etmesi gerekiyor.
Ama şimdi bu kriterlerden de bahsedecek olursak genelde gördüğüm şöyle bir durum var.
Onun boyu kusak, şunun burası böyle diye karşımızdakini elediğimizde insanlar şey diyebiliyor.
Sen de çok seçicisin. Ama bence seçici olmakta yanlış bir şey yok ne istediğinizi bildiğiniz sürece.
Çünkü öbür türlü sadece yalnız kalmaktan korktuğunuz için ya da o an hayatınızda biri olmadığı için o insan size ilgi gösteriyor diye onunla beraber olursanız gözünüz hep dışarıda olacaktır.
Seçici olmakta kötü bir şey yok dedim ama kastım şöyle bir şey değil tabii ki de hemen örneklendireceğim.
Benim en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi çok güzel bir adam.
Bir 95 boyu var, böyle yeşil gözlü, sarışın, geniş omuzlu, kendine çok iyi bakıyor, tarzı iyi, insan olarak çok şefkatli, zeki biri.
Ama kendinin de farkında olduğu için ekstra seçici.
Hani ekstra ekstra seçici.
Şöyle bir seçicikten bahsediyorum.
Hem istiyor ki özgür, ruhlu, zeki, kendine yeten, kendine bakan bir kadın olsun.
Buraya kadar tamam. Ama bir yandan da kendi güzellik standartları var ve bunu istiyor.
Ve bahsettiğim standartlar şöyle.
Diyelim ki dışarı çıkıyoruz.
Çok hoş birini gösteriyorum ona.
Diyor ki ya güzel kız ama onun ayak bilekleri kalın sanki.
Ya da ay şunun kolunda tüy var.
Bunun ayak orta parmağı baş parmağından uzun vs.
Artık arkadaş grubumuzda dalga konusu oldu.
Ona birini beğendirebilmek.
Çünkü böyle çok ufak şeylerden insanları elemeye başladı.
Ya da diyelim ki elemedi.
Date'e çıktılar. Ya...
Kızın zekasının yeterli olmadığını düşünüyor.
Ya... İşte aynı noktada buluşamadıklarını düşünüyor, hayat görüşleri farklıyor ya da zengin koca avcısı çıktı diye iliyor.
Yani havuz gitgide daralıyor.
Tekrar altın çizeyim, seçici olmak kötü demiyorum ve bence kesinlikle en çok seçici olmamız gereken alan ilişkiler.
Ben de çok seçici olduğuma dair yorumlar alıyorum ama bunun da bir ortası olur.
Yani 3-5 tane vazgeçilmez kriteriniz olur ve gerisinde bir şekilde orta yolu bulursunuz.
Kimse mükemmel değil zaten.
Önemli olan karşımızdakinin genel anlamda mükemmel.
olması değil, bizim için mükemmel olması değil mi?
Ama işte uygulamalar bize o kadar çok seçenek sunuyor ki, insanlarla kimyamızın tutup tutmayacağına bakmadan fotoğraflarına, boyuna, posuna, ne iş yaptığına ya da tarzına bakıp çat diye eleyebiliyoruz.
O yüzden realde tanıştığınız insanları bir düşünün.
Birçoğunu uygulamada kaydırır mıydınız?
Kendinize bir sorun. Ben kaydırmazdım mesela.
Dedim ya en başta dating uygulaması indirdim bu bölümü çekmek için diye.
Ve gerçekten nine gibiydim.
Sürekli şey yazıyorum böyle. Bu ne?
Buraya ne yazayım? Bunu ne yapayım?
Bu fotoğrafı yükleyebilir miyim?
Derken en son chat GPT'ye sormaya başladım.
Ve gerçekten bana böyle çok tuhaf hissettirdi uygulama.
Kullanılmasını yadırgadığımdan değil bence özellikle şu zamanın yoğun hayatında farklı insanlarla, kendi çevrenizden insanlarla tanışabilmek için çok elverişli bir ortam.
Sadece mantığını oturtamadım.
Bana tuhaf geliyor böyle fotoğraflarımı yükleyip kendim hakkımda bir şeyler yazmak.
Böyle kendimi vitrinde sergiliyormuş gibi hissettim.
Ve insanları da oraya koyduğu 3-5 tane fotoğraftan muhtemelen photoshoplu ya da en iyi açıları zaten ve orada yazdıklarından ötürü beğenmek ya da elemek çok garibime gitti.
Yani bir yandan şöyle düşünüyorum bu kadar yalnızlaştığımız bir ortamda bir dünyada bu kadar yoğun çalışırken farklı alanlardan farklı insanlarla tanışmak için bence uygulamalar çok elverişli.
Ama bir yandan da orası bir katalog gibi.
Ben mesela şeyin mantığını hala oturtamıyorum.
Oraya böyle en beğendiğim fotoğraflarımı koyup kendim hakkında bir şeyler yazmak, ne istediğime dair bir şeyler yazmak ve bunu insanlara sergilemek kendimi vitrindeymişim gibi hissettim.
Ve aynı şekilde insanların fotoğraflarına ya da yazdıklarına bakarken de çok eleştirel bir yerden yaklaştığımı fark ettim.
Çünkü herkes CEO nedense.
Herkes kurucu ortak.
Herkesin böyle değişik bir havisi var güya.
Ve en güldüğüm şeylerden bir tanesi böyle küçük mutluluklar diye bir tane prompt vardı.
Hint indirdim bu arada. Orada erkeklerin çok büyük bir kısmı şey yazmış.
Temiz çarşaf. Ya bu zaten olması gereken bare minimum değil mi arkadaşlar?
Neden temiz çarşaf minik bir zevk olsun halbuki neden olmasın?
İşte böyle insan eleştirel bir yerden yaklaşıyor.
Ya da böyle 800 kişiyle beraber fotoğrafınızı koymuşsunuz ve insan haliyle şunu diyor.
Hangisi sensin bro? Yani ben anlamadım.
Boşu boşuna vakit kaybetmeyeyim diye çat diye çarpıya basıyor insan.
Çok ilginç. Zaten böyle kaslarını, boyunu, posunu, vücudunu gösterenleri direkt ediyorum.
Onu saymıyorum bile. Bu konuyla alakalı, direkt bu konuyla alakalı değil de Charlize Theron'un Call Her Diddy diye bir podcastta konuk olduğu bölümü dinledim.
O da I Don't Need Men'di galiba.
Erkeğe ihtiyacım yok diye bir bölümdü.
Charlize Theron'u bayağı severim.
O yüzden bayağı ilgiyle dinledim.
Ve o da tam olarak aynı şeyleri söyledi.
Diyor ki niye bu uygulamalarda herkes CEO, herkesin kendi girişimi var vesaire gibi.
Şimdi burada eminim aklınıza şöyle bir soru geldi.
Charlize Theron neden uygulama kullanma ihtiyacı duyuyor ki?
Diyebilirsiniz. Evet ben de aynı soruyu sordum.
Ama işte modern ilişkilerin ne noktaya geldiğini anlamamız açısından bence çok güzel bir örnek.
Dediğim gibi bölüm güzeldi.
Vaktiniz olursa mutlaka dinleyin.
Spotify Search'e Charlize Theron yazdığınızda çıkar diye düşünüyorum zaten.
Peki şimdi bu çekiciliği bir kenara bırakalım.
Fiziksel olarak etkilenmenin dışında bir de ne var?
Kimyanın tutma konusu var.
Evet karşınızdakini beğendiniz.
O da sizi beğendi. Beraber görüşmeye başladınız.
Ama kimyanızın tuttuğunu nasıl anlayacaksınız?
Çünkü o anlık dopamin de olabilir.
Karşınızdaki insanla birbirinizden hoşlandınız ama konu iletişime geldiğinde tıkanıyorsanız eğer ki benim en tahammül edemediğim şeylerden bir tanesi bu.
Geç cevap yazmak mesela bunlardan bir tanesi.
Geç cevaptan kastım da şöyle. İki gün ve üzeri.
Kimse o kadar yoğun değil.
Kimse telefonuna bakmıyor değil arkadaşlar.
Hatta bu son Coldplay.
parçasından sonra şey postlarını görmüşsünüzdür.
Adam CEO, koskocaman şirketi yönetiyor, karısı var, 3 çocuğu var.
Buna rağmen sevgisini Coldplay konserine götürecek vakti buluyorsa karşınızdaki insanda her türlü her vakti bulur diye baya komik postlar vardı.
Bu konu bence gereğinden fazla gündem oldu bu arada.
Ama ve lakin onunla alakalı da ben tamamen başkalarının talihsizliklerinden zevk almanın insanın doğası olduğunu düşünüyorum.
Bir de tabii ki orada kameraya yakalandıklarında yaptıkları hareketler ve ikisinin de aynı şirkette çalışıyor olması, ikisinin de çok üst düzeyde olması bunlar da etkisi ama bu insanların talihsizliklerinden keyif alma Shiden
Friday diye bir kavram.
Onunla alakalı da bir bölümüm var dinlemek isterseniz oraya da bakabilirsiniz.
Şimdi geri dönelim konumuza.
Ne diyorduk? Birisi sizinle vakit geçirmek istiyorsa, sizden hoşlanıyorsa bunu bilirsiniz.
Bu kadar basit. Sizinle ilgileniyorsa sizi önceliklendirir ve sizinle görüşmeyi önceliklendirir.
Sizin mesajlarınıza öncelik verir.
Bu kadar basit. Ama işte karşımızdaki kendini geri çektiği zaman...
Ulaşılmaz oluyor ya insan beyni daha da tetikleniyor ego devreye giriyor ben de ona 3 gün sonra cevap yazayım o zaman cool'u oynayayım diye onun oyununu oynar ve o esnada sürekli kendinizi telefona bakarken sinir
olurken bulursanız e bu da sağlıklı değil maalesef.
E ben ciddi bir şey düşünmüyorum zaten Emine benim için okey bu durum derseniz tamam belki ama uzun vadede o da rahatsız eder çünkü hiç kimse umursanmadığını değer görmediğini hissettiği bir ilişkide ciddi olmasa
bile iletişimde kalmaktan memnun olur.
Ama iletişim sizin için önemliyse ve bu durum sizi içten içe rahatsız ediyorsa o zaman o insana ya bay bay diyeceksiniz ya da bunu bir şekilde gündeme getireceksiniz.
Ve karşınızdaki kişi size birkaç gün cevap vermiyorsa, kendisine ne zaman uygunsa o zaman görüşmek istiyorsa belli ki sizin onun elinin altında olduğundan emin olmak istiyor.
Ara ara yok diyor böyle.
Sizinle iletişimde olmadığında...
Başkalarıyla görüşüyor kuvvetle muhtemel.
Onun orada bir listesi var.
Ya da sürekli yazıyor ama görüşmek için plan yapmıyorsa, çaba sarf etmiyorsa.
Eee neyiz biz mektup arkadaşı mı?
Niye ben vaktimi harcayayım ki seninle mesajlaşarak?
Sizinle gerçekten görüşmek isteyen biri proaktif olur, plan yapar, aksiyon alır.
Size şöyle ekstrem bir örnek vereyim.
Ben birbirini görmek isteyen insanların ülke değiştirdiğini gördüm.
Bir insanın cuma akşamı iş çıkışı uçağa atlayıp bir akşam yemeğine bir date'e gidebilmek için çaba...
O yüzden bana aynı şehirde olduğum ya da iki durak ötede olduğum insanın çaba harcamaması, plan yapmamasını kimse açıklayamaz.
Hiç kimse. Tabii burada çok güzel bir kimyanız olabilir.
Beraberken muhteşem vakit geçiriyor olabilirsiniz.
Muhteşem bir cinselliğiniz de olabilir.
Ama temelde iletişiminiz kopuksa, size değersiz hissettiriyorsa orada kalmaya gerek yok.
Hayatınızdaki tek insan o değil.
Herkes hayatında farklı yerlerde olabilir.
Belki onun hayatına gerçekten birini alma kafasında değil ama yalnız da kalmak istemiyor olabilir.
Ya da daha bir şeyleri halletmemiş olabilir kendi içinde.
Herkes de partner eş kumaşı olmayabilir.
Yani oturup ben burada...
Senin bana mesaj atmanı bekliyorum, senin benimle ilgilenmeni bekliyorum enerjisi vermenin hiçbir manası yok.
Bu tarz durumlara bence kendimizi kaptırmamak gerekiyor.
Ve dışarıda kimyanızın tutacağı, daha çok mutlu olacağınız bir sürü insan var.
Tek bir insana ve muhtemelen yanlış insana kitlenip enerjinizi ve vaktinizi harcamanın hiçbir manası yok bence.
Bu az önce bahsettiğim Love Life kitabı var ya, onu bu bölüm için dinliyordum ve şöyle bir örnek vermişti bir arkadaşımdan.
Çok etkilendim. Örnek şu.
Çok başarılı, akıllı, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın tekrar eden bir patern olarak sürekli kendini değersiz hissettiren insanlarla bir araya geliyor.
Bu insanları seçiyor. Ya bunları çekiyor ya da onlara o çekiliyor.
Ve sonrasında şöyle bir şey fark ediyor.
Kendi değersizlik duygusunu.
alt edebilmek için farkında olmadan bu kişilerle bir şekilde ilişkilenip ve değerini onlara kanıtlamaya çalışıyor.
Onlara kanıtlamaya çalışması üzerinden belki de kendini kanıtlamaya çalışıyor.
Ve eminim şu an aydınlanma yaşayanlar vardır.
Ama bu öz değerinize sahip çıkmak için seçtiğiniz en acılı başa çıkma yöntemlerinden biri bence arkadaşlar.
Hayat sürekli birilerine değerimizi kanıtlamak için çok kısa bence.
Değersiz hissettiren insanlara karşı nasıl kendimizi koruruz diye bir bölüm çekmiştim.
Bu konunun üzerine eğilmek İsteyenler varsa ona da bakabilir.
Ama bence her şeyde olduğu gibi datingin de temellerinden bir tanesi önce insanın kendine karşı değerinin farkında olması ve kendine saygı duyması.
Bununla alakalı kendimden bir örnek vereyim mesela.
Böyle görüştüğüm birine açıkça söylemiştim.
Şey diye düşündüm şu zamana kadar ya cool kadını oynadım ya da böyle davranışlar gördüğümde anında kestirip attım senle mi uğraşacağım dedim.
Bu sefer farklı bir şey deneyeyim ne kaybederim ki diye düşündüm.
Bir de karşımdaki insanın da ters tepecek bir enerjisi yoktu.
Ben de zaten o ilişkiyi uzun vadede bir yere koymuyordum kafamda.
Benim ona verdiğim enerji de muhtemelen hayatımın erkeği sensin enerjisi değildi ama...
Yine de bence bu iletişim saygı göstergesidir dediğim gibi.
Ve o duruma hayır demek ya da kendinizi o ilişkiden çıkarmak öz saygınıza sahip çıkmaktır.
Ben de bunu bir deneme tahtası olarak kullandım diyelim.
En son böyle bir mesaj attım.
3 gün sonra dönmüş. Ben de bir hafta mesaj yazmadım.
Sebebi uğraşmak isteyip istemediğimden emin olmamdı önce.
Ama dediğim gibi bir tecrübe aracı kullanmak istediğime karar verip şöyle dedim.
Selam umarım iyisindir.
Dürüst olacağım. Bazen mesajlarıma çok geç dönüyorsun.
Bu da beni birbirimize karşı olan ilgimizin aynı seviyede olup olmadığına dair sorgulatıyor.
Ben seninle vakit geçirmekten keyif alıyorum.
Ama bu tutuk mesajlaşma benim çok tarzım değil.
Çünkü benim için düzenli iletişim önemli.
Bu yüzden son mesajını cevap vermek içimden gelmedi ama seni ghostlamak da istemedim.
Bir şeyleri havada bırakmak da istemedim.
Nasıl hissettiğimi paylaşmak istedim.
Nokta. Yani böyle devam edeceksen ben yokum arkadaşın mesajını verdiğimi düşünüyorum.
Ki bence o da aldı. Çünkü ben böyle yaklaştığım için bu mesaj ilişkinin nereye gideceği, ikimizin ne beklediği, beklentilerimizin uyuşup uyuşmadığına dair çok güzel bir konuşma açtı ve birçok şeyi netleştirdi.
Ve bana şöyle bir şey söyledi. Çok özür dilerim seni böyle hissettirdiysen.
Bundan sonra çok daha dikkatli olacağım dedi.
Ve gerçekten sözünü de tuttu.
Ama ben şeye de hazırdım.
Yani benim tarzım bu fazlasını bekleme de diyebilirdi.
Onun egomu incitmeyeceğini bildiğim için böyle bir mesaj attım bu arada.
Çünkü ego da çok ayrı bir şey.
Ona da değineceğim birazdan.
Bir de hadi bu sefer de sabırlı olayım.
Bir de böyle deneyeyim diye tutarsız davranışları görmeme rağmen iletişimimi kesmediğim bir iki durum oldu.
Özellikle böyle uzun ilişkiden çıkınca insan dating ortamında sudan çıkmış balığa dönüyor.
30'lu yaşlardan sonra.
Ve sonra şunu fark ettim. O zaman da karşı taraf kendini geri çekiyor.
Ben de siz de yapmışsınızdır.
İnsan psikolojisi bu. Bir şeyin bir kimsenin elinizin...
Altında olduğunu düşündüğünüz an cazibesini yitiriyor.
Ulaşılmaz olan caziptir.
Bu kadar basit. Sadece ilişkilerde değil her konuda bu böyle maalesef.
Ben uygulama deneyimimden sonra insanların neden böyle tutarsız ve ilgisiz davrandığını daha da iyi anladım.
Çünkü o kadar çok seçenek var ki aynı anda o kadar fazla insanla iletişim halindesiniz ki ve fiziksel olarak realde de tanışmadığınız için sizin için oradaki herhangi bir chat arkadaşından farkı
yok. Ve tabii şeyi de var.
Daha iyisi vardır mantığı.
Tabii ki her şeyin olduğu gibi ilişkilerin de insanların da daha iyisi var ama iyinin sonu yok ki.
Ve acaba o daha iyi sana iyi gelecek mi?
Bence bu da bir soru işareti.
Çok karışık işler. O yüzden bu uygulamaların ghosting, breadcrumbing gibi davranışların artmasına neden olduğunu düşünüyorum.
Ve ister istemez insana kendini kötü hissettiriyor.
İnsanın psikolojisini etkiliyor. Ve tabii ki hayır demek, sınır koymak, öz saygınıza sahip çıkmak, açık ya da kapalı bir şekilde ben okey değilim arkadaşım diyebilmek en ciddi.
cazibeli şeylerden bir tanesi.
Çünkü siz şu mesajı veriyorsunuz.
Benim standartım bu ve sen bu standartın altında kalıyorsun.
O yüzden güle güle vazgeçiyorsunuz.
Ve biz insanlar vazgeçilen olmaktan hoşlanmıyoruz doğruya doğru.
Reddedilmekten çok korkuyoruz.
Bunu kişisel alıyoruz ya da egomuzu zedeliyor.
Ben şuna çok tanık oldum.
Biriyle görüşüyorsunuz, yürümeyeceğini biliyorsunuz ya da beğenmediniz o kadar karşı tarafı.
Ama eğer bitiren oysa görüşmeyelim diyen oysa ya da ghostlayan oysa vay halimize.
Geçen bir arkadaşımla telefon konuşmamızı anlatayım size.
Tam olarak şöyle başladı. Uyuz oldum ya o kim ki bitiriyor?
Dedim ki ama sen zaten adamı beğenmemişsin görüşmeyecek misin bir daha?
Evet ama bitirenin ben olması lazımdı diyor.
Neden dedim. Biliyor cevabını tabi güldü.
Ego, başka ne olabilir ki dedi.
Yani bazen farkında olmak da yetmiyor arkadaşlar.
Bunun farkındasınız ama bunu uygulamaya koymadığınız sürece yine kendi kendinizi yiyorsunuz.
Tabii sadece ego da değil.
Bunun altında ne var? Reddedilmek, istenmemek demek.
İstenmemek demek, değerli olmamak demek.
Ya da eksik olmak, yetersiz olmak gibi şeyleri düşündürüyor bize.
Halbuki ne alakası var?
Benim değerimi, benim yeterliliğimi, değerlendirme gücünü ben neden başkasına vereyim ki?
Ben neden başkası beni onayladığı sürece var olduğumu hissedeyim ki?
Baktığınız zaman, mantıklı düşündüğünüz zaman evet ya deyip geçiyorsunuz.
Ama olay anında o minik gri hücrelerimiz bunu düşünemiyor maalesef ki arkadaşlar.
Bir de az önce standartlardan ve seçici olmaktan bahsettik ya.
Fiziksel olarak standartlarınıza uyan hatta standartlarınızın üzerinde biri de görüştüğünüzde bu davranış konusunda standartınıza uymama durumu daha fazla oluyor.
Ve o noktada siz sadece karşınızdaki insan güzel olduğu için, yakışıklı olduğu için, belki de yalnız kalmaktan korktuğunuz için, bekar olmaktan sıkıldığınız için bu davranış konusunda standartlarınızı düşürebiliyorsunuz.
Böyle zamanlar da olabilir. Hepimiz geçtik buradan ama bence en tehlikeli noktalardan bir tanesi de o datingde.
Yani davranış standartlarını düşürmek.
ne var? Tahüt var. Yani görüşme amaçlarımız aynı mı, farklı mı?
Siz uzun dönemli hayat arkadaşlığına, evliliğe gidecek bir şey ararken karşınızdaki de sizinle aynı yerde mi?
Yoksa böyle bir ilişkiye yanaşmıyor mu?
Bence bu da çok önemli. Bu masaya getirmeye çekindiğimiz konulardan bir tanesi.
Peki biz şimdi neyiz muhabbeti?
Bir kere en başta bu konuyu açtığınızda karşınızdakinin tepkisinden çekiniyorsanız ya da vereceği cevaptan çekiniyorsanız, korkuyorsanız zaten orada yanlış giden bir şey var demektir.
Çünkü ben sana vaktimi ve enerjimi harcıyorsam ve benim için ilişki önemliyse öylesine görüşmüyorsak aynı sayfada olduğumuzu bilmek isterim.
Bunun iletişimini yapmaktan daha doğal hiçbir şey yok ama karşımızdaki insan açık değilse, yargılayıcıysa ya da ilişki istemiyorsa ve siz konuyu açtığınızda onu kaybedeceğinizden korkuyorsanız sürekli
yumurta kabukları üzerine yürüyormuş gibi hissediyorsanız o ilişkide zaten orada durmamanız lazım.
Bu kolay bir konuşma değil bu arada çünkü insan yanlış anlaşılmak istemiyor.
Kırılganlıklarını paylaşmak zaten başlı başına bir sorun.
Özellikle de ilişkinin başındaysanız ya da ortalarındaysanız daha bir isim konulmamışken.
Zayıf görünmek istemiyor ama bence bunun da bir iletişimi var.
Yani ben seninle vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Benim şu an hayatta olduğum yer burası.
Böyle bir ilişki istiyorum.
Ben bir ilişki istiyorum. Ona göre vaktimi ve zamanımı harcamak istiyorum karşımdaki insanla.
Sadece daha fazla vakit geçirmeden daha fazla bu ilişkiye...
yatırım yapmadan ben aynı noktada olup olmadığımızı merak ediyorum tarzında tonunda da konuşulabilir bununla alakalı bence.
Ve bu konuşma sonrasında karşınızdakini kaybedeceğinizi düşünüyorsanız bırakın kaybedin zaten gitsin zaten size hizmet etmeyecek sizinle aynı tonda olmayacak bir ilişkide ileride daha fazla üzülüp
zaman kaybedeceğinizi bırakın şimdiden gitsin.
Tabii şöyle bir yerden de gelebilirsiniz bana dersiniz ki Emine bir şeyler akıştaysa, bir şeyler iyi gidiyorsa ben neden bu konuşmayı yapmak zorunda kalayım?
Haklısınız. Kesinlikle haklısınız.
Çünkü zaten biri size değer veriyorsa, biri sizi önceliklendiriyorsa bunu bilirsiniz.
Bu kadar basit. Davranışlarıyla size bunu gösterir, hissettirir ve ikilemde hissetmezsiniz.
Kafanız karışmaz, strese girmezsiniz.
Verdiği sözleri tutmak için ya da ilişkide olmak için bahaneleri olmaz karşınızdakilerin.
Zamana ihtiyacı vardır, emin olmak istiyordur, ona okey olabilirim.
Ama size kendinizi sorgulatıyorsa, eksik hissettiriyorsa, onun ilgisini, sevgisini kazanmak için ekstra çaba harcadığınızı fark ediyorsanız doğru yerde değilsinizdir.
Böyle söylüyorum diye çok muhteşem yönettiğimiz samayın tabii ki de bu durumu.
Bundan seneler önce uzun yıllarımı harcadığım bir partnerimle tam olarak aynı değil ama benzer bir süreçten geçmiştik.
Birbirimizi çok beğeniyoruz.
Hatta annemin deyişiyle sonunda kedi olalı bir fare tutup yakışıklı bir sevgili yapabilmiştim.
Tabii bunu da şu yüzden söylüyor.
Kuzguna yavrusu Şahin görünür ya.
O zannediyor ki ben dünyanın en güzel insanıyım.
Ve en fazla da zekayı önceliklendirdiğim için, insanların tipine çok değer vermediğim için o zamanlar.
İster istemez çok memnun değildi seçimlerimden.
Tabii şu an ikisine aynı derecede önem veriyorum diyelim.
Neyse konuya geri dönecek olursam.
Çekimimiz var. Zeki de biri.
Çok güzel vakit geçiriyoruz.
İletişimimiz de tutarlı.
Öyle taktik falan yok kimsenin arasında.
Ama benim aklımda bazı soru işaretleri var.
O yüzden ilişkiye isim koymak için erken olduğunu düşünüyorum.
Beyimiz de bana belli aradıklarla çekine çekine peki biz şimdi neyiz diye soruyor.
Açık açık böyle soruyor. Bu konu ne zaman gündeme gelse ben geriliyorum.
Yani akışına bırakalım neyse koyuz bakalım işte falan gibi böyle kaçak göçek cevaplar veriyorum.
Çünkü... Onu incitmek istemiyorum, kişisel alsın istemiyorum bazı şeyleri önce kendi kafamda netleştirmek istediğim için.
Şimdiki tecrübemle böyle bir şey kesinlikle yapmam, karşımdakini böyle bir ikilemde bırakmam tabii ne yaparım?
Önce onun sürekli bu konuyu gündeme getirmesinin arkasındaki motivasyonu anlamaya çalışırım.
Onun için neyin önemli olduğunu, nasıl hissettiğini, ne istediğini anlamaya çalışırım.
Sonra kendi düşüncelerimi paylaşıp bakalım ortada buluşabiliyor muyuz, buluşamıyor muyuz, ben ne istiyorum gibi.
Bu şekilde bir iletişim sürerdim ama tabi bunlar hep tecrübeyle geliyor arkadaşlar.
Konuya geri dönecek olursak bizimki bana belli bir süre sonra soğuk yapmaya başladı.
Ben de diyorum ki her şey çok güzel gidiyordu ne oldu?
Tam da böyle ilişkiye hazır hale gelmeye başlamışım.
Bir sonraki peki biz şimdi neyiz sorusunda sevgiliyiz diyeceğim.
Ama böyle soğuk yapınca kafayı yiyorum ne oluyor ya dedim.
Ama tabi yiğit diye de bok sürdüremem ya o bana soğuk yapıyor ben iki katını yapıyorum.
Bu benim doğam gereği yaptığım bir şey ama sanıyorum ki arka planda kendimi korumaya çalışıyordum.
Ve tabii aynı zamanda en iyi taktiklerden biriymiş sonradan öğrendim.
Yani çok basit bir mantık aslında.
Kaçan kovalanır. Bu oyunlar taktikler benim hiç gelemediğim şeyler ve maalesef hepsi de %100 çalışıyor.
Bir tane de işlemeyenini görmedim.
Allah kahretsin buraya da geleceğim birazdan.
Neyse üzerinden biraz zaman geçti.
Biz tekrar yakınlaşmaya başladık.
Dedim ki otur konuşacağız.
Sen hayırdır? Senin benimle eğlendiğini düşündüm ben dedi.
Ciddi olmadığını düşündüm.
Ama dedi ben bir ilişki istiyorum.
O yüzden kafam karıştı.
Haklı. Tabii bu süre içerisinde biz nasıl kız gruplarında bütün ilişkileri detaylı bir şekilde masaya yatırıyorsak erkekler de bunu yapıyor.
Erkek erkeğe bir durum değerlendirmesi yapılmış en yakın arkadaşıyla ve arkadaşı ona sürekli şunu söylüyor.
Tabii ben bunları sonradan öğreniyorum.
Kesin başkalarıyla da görüşüyor.
Bak bu kız seni parmağında oynatır.
Ne olduğunu anlamazsın.
Sakın bağlanma. Şirazen kayar.
Neler neler. Ve bahsettiğim insan da aşırı filtresiz bir tip.
Bana bir keresinde şey demişti. Ay tır kızları da çok çapkın oluyor.
Tabii ki yumuşatarak söylüyorum.
Böyle kibar söylemedi. Ve ben böyle ney?
diye kalmıştım. Yurt dışında böyle bir ünümüz mü var kızlar bana yazın instadan benim haberim yoktu.
Neyse ben de dedim ki e bunu neden bana açık açık sormadın?
Neden ilişki istediğini, duygularını net bir şekilde anlatmadın ve en önemlisi Sen benimle o insandan daha fazla vakit geçiriyorsun.
Sen beni çok daha iyi tanıyorsun.
Nasıl başkasının yorumuyla böyle bir yargılamaya girişebilirsin?
Kaldı ki zaten bütün hafta beraberiz, beraber çalışıyoruz.
Bütün hafta sonunu beraber geçiriyoruz.
Ben hangi yere başka biriyle görüşeyim?
Neyse özür diledi.
Doğru söylüyorsun dedi. Ben geldiğim kültür gereği duygularımı açıkça ifade edebilen biri değilim.
Bana yetişme şeklini vs.
anlattı. Bunları detaylandırdı.
Ben de tabii o arada kendimin kaçıngan taraflarını fark ettim.
Bu çocuğa muhtemelen kendini açacak kadar güvenli bir alan vermedim.
Benim yaptığımın da çok savunulacak bir tarafı yok ama oradan sonra ikimiz de ne istediğimizi, aynı sayfada mıyız, bir ilişkiden beklentilerimiz neler bunları netleştirip daha oturaklı bir şekilde devam ettik.
Ve o bir dönüm noktasıydı bizim için.
En uzun ilişkimdi.
Bir kere bile güven problemi yaşamadık ve çok güzel zamanlarımız oldu.
Bitmesi de biz dahil herkese sürpriz olmuştu ama hayat böyle bir şey işte insanlar değişiyor.
Çünkü... Temelde hayat görüşünüz ve değer yargılarınız aynı tabanda buluşmuyorsa bir noktada çatırlıyor ilişkiniz.
Bu da işte beni bir ilişkide en önemli şeylerden bir tanesi uyumluluğa getiriyor.
Uyumluluktan kastım ne?
Kişiliklerimiz uyuyor mu?
Değerlerimiz uyuyor mu?
Dünya görüşümüz uyuyor mu?
Hayattan beklentilerimiz uyuyor mu her şeyden önce?
Siz gezmeyi seyahat etmeyi çok severken hayatınızdaki kişi olduğu yerde mutlu ev kuşu mu?
Bahsettiğim şey hobiler değil.
Hobileriniz farklı olsun zaten.
Sürekli dip dibe de olamazsınız.
Birbirinize farklı bir şeyler de katın zaten.
Ama ilişkiden, aile kavramından beklentileriniz aynı mı?
Yaşamak istediğiniz çevrede, ülkede hemfikir misiniz?
Biriniz şehir hayatı, biriniz köy hayatı mı seviyor?
Maddiyat konusunda, paranın kazanılma ve harcanma şekli konusunda orta yolu bulabiliyor musunuz?
Ya da sevgi dilleriniz benzer mi?
Değilse ortada buluşabiliyor musunuz?
Bence aşk ve şehvet eski etkisini kaybettikten sonra bir ilişkiyi ayakta tutan şey uyumluluk ve tabii ki saygı arkadaşlar.
Ama uyumluluk da en zorlarından bir tanesi.
Çünkü diğer her şeyi tutup burada tıkanıyorsanız o ilişkiden yürüyüp gitmek de çok zor.
İnsan diyor ki orta yolu buluruz.
İlişki emek ister.
Biraz ben sana doğru geleyim, biraz sen bana doğru gel derken bir yerde patlıyorsunuz.
Bundan birkaç bölüm önce FBI taktikleriyle iletişim gibi bir bölüm çekmiştim.
O bölümde taviz vermenin neden kötü bir şey olduğundan bahsetmiştim ve ilişkilerdeki tonundan da bahsetmiştim.
Bence işte burada da...
Aynı şey işliyor. Yani hayatınızdaki bu uyumluluk sizin için vazgeçilmez şeylerden taviz vermeye başladığınız zaman karşı tarafta taviz verse siz de taviz verseniz bir taraf mutsuz oluyor ve onun mutsuzu diğer
tarafı da tüketiyor maalesef.
O yüzden uyumlu olmak çok çok çok önemli.
Belki diğerlerinden daha bile önemli.
Bir de bu modern dating dünyasında ya da geçmiş ilişkilerimizde o kadar incinlik o kadar yara aldık ki güvenimiz sarsıldı ki.
Karşımıza düzgün biri çıkınca da şüphe duymaya başladık.
Yani geçen bir arkadaşım aradı yine.
Sancılı bir boşanma sürecinden sonra böyle yavaş yavaş insanlarla görüşmeye başladığı bir dönemde.
Görüştüğü çocuk bu az önce bahsettiğim çekim, iletişim, uyumluluk, salakat hepsinde tam olması gerektiği gibi.
Muhteşem. Aradı beni, anlattı, anlattı, anlattı.
Dedim ay ne kadar güzel, çok mutlu oldum onun adına.
O kadar az duyuyorum ki çünkü böyle olumlu hikayeleri.
Böyle bir sevindim.
Sonra durdu. Sana bir şey soracağım ama dedi.
Sor dedim. Psikopat katil olma ihtimali sence yüzde kaç dedi.
Önce dalga geçiyor sandım güldüm.
Hayır gülme çok ciddiyim Emine dedi.
Yani bu normal değil. Bu kadar anlayış, bu kadar düzgün iletişim, kibar, sevgi dolu.
Ben ciddi ciddi korkmaya başladım diyor.
Acaba bir noktada bana el mi kaldıracak, içimden canavar mı çıkacak, katil mi beni kesip bitecek mi falan.
Böyle senaryolara gidiyor kafası.
Ciddi yani. Dedim ki normal ne peki sana göre?
Şöyle bir durdu. Aa dedi bilmiyorum.
Artık benim normal algım ne?
Ben de bilmiyorum doğru diyorsun dedi.
Yani dedim illa sana psikolojik şiddet mi yapsın bu adam?
İlla her şeyini eleştirsin, manipüle etsin, değersiz hissettirsin, sana önem vermesin.
Bu mu yani normal? Yani evet doğru söylüyorsun dedi.
Böyle de bir şey var bunu da çok duyuyorum bu arada.
Her şey çok düzgün. Acaba nesi yanlış?
Bana da geçen hafta uygulamada bir tanesi mesaj atmış.
Çok güldüm. Diyor ki hem çok güzel duruyorsun hem çok zeki duruyorsun.
Burada sorun ne anlayamadım.
Ondan sonra ben de dedim ki sen de çok şüpheci duruyorsun.
Belki sorun budur. Ben de senin kadar şüpheciyimdir insanlara karşı dedim.
Gerizekalı. Ondan sonra bana emoji atmış böyle tek kaşık algı.
Ben de emoji attım.
Sonra benim eşleşmemi kaldırdı.
Yani böyle saçma sapan olaylar da oluyor uygulamalarda.
Kapattım bu arada bu hafta çok vakit aldığını fark ettim.
Ve zaten amacına hizmet etti bölümü çekmek için açmıştım.
Ama belki ileride canım sıkılır.
Eğlenmek için tekrar açarım.
O da ayrı bir eğlence kaynağı çünkü.
Evet yavaş yavaş toparlayalım.
Şunu söylemek istiyorum. Eğer bir şey size uymuyorsa, içten içe doğru gelmiyorsa.
İç sesinizi susturmayın.
Bu gut feeling dedikleri şey var ya bu içinizin bilmesi, iç sesiniz, ön sesiniz o gerçekten çok güvenilir bir kaynak.
Yani siz ilk anda onun olmayacağını biliyorsanız sonra acaba belki mi bilmem ne mi diye zorlamanın hiçbir manası yok.
Çünkü yanlış olana hayır dediğiniz sürece doğru olana yer açarsınız hayatınızdan.
Ve nelerden bahsettik bugün onları da şöyle bir toparlayalım.
Biriyle görüştüğünüzde görüştüğünüz insanlarla kendiniz olabiliyor musunuz?
Yoksa bir şekilde kendinizi beğendirmeye çalışırken, performans sergilerken mi buluyorsunuz?
Kırmızı çizgilerimizi belirlemek, size uymayan davranışlara hayır demek, sınır koymak bu çok önemli.
Kendi öz değerinden ya da öz saygından asla ve asla ödün vermemek bir ilişki içerisinde.
İş ilişkisi, romantik ilişki her şey için geçerli.
Ve tabii ki bir ilişkide ne istediğini ve istemediğini bilmek, bunu bilip bunun iletişimini açık bir şekilde, güvenli bir şekilde, güvenli bir tonda yapabilmek.
Son olarak da en çok atlanılan şeylerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum ama bence temeli de burada yatıyor.
Kendinizde ne kadar mutlusunuz?
Hayatınızdan, bedeninizden, zihninizden memnun musunuz ve bu memnuniyet frekansında mısınız?
Çünkü hangi enerjiyi yayarsanız o enerji alanına uyacak insanları çekiyorsunuz ya, siz içten içe hayatınızdan memnun değilseniz, değersiz hissediyorsanız, kendinizden memnun değilseniz, farkında olmadan o duyguyu
daha da besleyecek, vurgulayacak birini çekebilirsiniz.
O yüzden... önce istediğiniz tonda yaşayıp o enerjiyi oluşturup ondan sonra ona uygun insanı çekmek bana daha mantıklı geliyor.
Ve sizi gitmeden önce 3 tane soruyla baş başa bırakıyorum.
Yazın, çizin, terapistinizle konuşun ama üzerine bir düşünün isterim.
Birincisi, en son yalnız kalmaktan korktuğum için standartlarımı ne zaman düşürdüm?
İkincisi, aynı şekilde standartlarımı ne zaman çok yüksek tuttum ve kimse ulaşamadı?
Üçüncüsü, Ben nasıl bir ilişki istiyorum?
Ve o ilişkin içinde nasıl hissetmek istiyorum?
Nasıl davranılmak istiyorum?
Ve o ilişkinin olmayacağına dair gizli inançlarım var mı?
Varsa neler? Üçüncü soru çok emelli oldu.
Bir sürü soru var içinde ama anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Nereden geldiğimi, neyi anlamaya çalıştığımı.
Bugünlük bu kadar olsun arkadaşlar. Sizi çok seviyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
