
Michelin Starlı Türk Şefin Hikayesi | Ahmet Dede
21 Ocak 2022 · 48 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Vedat Milör'ün de dediği gibi Ahmet Dede kendi emeği ile başaranlardan... hayallerinin peşinden koşmayı bir kenara bırakıp benden geçti artık, yeterli imkanım yok, eğitimim yok diye düşünen herkesi bu bölüme bekliyoruz!Güncelleme: Ahmet Dede'yi kayıtta ilk Türk Michelin Yıldızlı restoran sahibi olarak tanıtıyorum, doğrusu ilk Michelin Yıldızlı Türk restoranının sahibi olacak :)
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Uzun zaman süren solo bölümlerden sonra çok özel bir konuğum var.
ilk Türk Michelin starlı restoran sahibi Ahmet'te de bugün bizimle birlikte.
Ahmet hoş geldin.
Hoş bulduk. Merhaba.
Nasılsın? Teşekkür ederim.
İyiyim. Sen nasılsın? Ben de iyiyim.
Çok iyi. Bugün böyle ekstra heyecanlıyım zaten.
Anlamışsındır. Şöyle diyeyim.
Geçtiğimiz sene bu korona ilk başladığında ben Netflix'te Chef's Table diye bir seri izliyordum.
Ve orada aslında izlememin sebeplerinden bir tanesi de benim şeflerin hayatlarını anlatıyordu.
Böyle yaptığı yemekler zaten inanılmaz lezzetli, çok güzel ama hep böyle farklı bir şeyler öğreniyordum.
Onların hayat hikayesinden, o verdikleri mücadelelerden, nereden nereye geldiklerinden.
O yüzden böyle sende...
Programa katılmayı kabul edince dedim kim bilir neler öğreneceğiz şimdi.
Çok merak ediyorum. Çünkü çok farklı bir hikayem var.
Hani Türkiye'den İrlanda'ya geliyorsun.
Burada şef olmaya karar veriyorsun.
Ondan sonra farklı ülkelere gidip tecrübeler ediniyorsun.
Bir de hani Dublin'den çıkıp çok küçük bir kasabada böyle bir restoran kuruyorsun.
O yüzden hani böyle nasıl oldu, nasıl gelişti?
Özellikle burada karşılaştığın zorluklar ve onlarla nasıl başa çıktın çok merak ediyorum.
Hemen mikrofonu sana veriyorum.
Çok uzattım. Merhaba ilk önce.
Aynen yani şeflerin hikayesi zaten sadece yemek yapmaktan ibaret değil.
Netflix'te izledin o şefleri bile görüyorsun.
Herkesin ayrı bir hikayesi var.
Herkesin geçmişi.
Kimisi erken yaşta başlamış.
Kimisi geç yaşta başlamış.
O süreçteki yaşadığı olaylar zaten önemli olan o.
O şefin o süreçteki yaşadığı o.
O hikaye, o journey, o yol var ya zaten önemli olan o insanlara ilham veren, motive veren, hikayeyi, kitabı yazan o süreç zaten o.
Ben her zaman diyorum zaten yemek yapmak için kolay kısmı.
Öbür şeyler daha zor.
Hayattaki şeyler, mücadele vermen, o sürece, o noktaya gelmen zaten.
Benim de öyle oldu.
Uzun bir dönemde, uzun bir hikayem var.
Daha devam eden. 2009'da geldim ben İrlanda'ya.
25 yaşıma 2-3 ay falan kalmıştı.
Geldiğimde ben şef falan değildim.
Ama yemek yapmayı çok seven birisiydim.
Annemle çok vakit geçirdim.
Mutfakta çok yemek yapardım evde.
Ama hiç aklımın ucundan geçmezdi bir gün.
Profesyonel şefliği geç yani.
Michelin yıldızı falan zaten.
Bilmiyordum o dönemler nedir, nasıl alınır falan.
Yani şimdi bakıyorum iki kere Michelin yıldızı almışım.
Farklı şeyler yaşamışım.
Kısa bir süreçte bazen kendi kendime bile hikayem beni çok motive ediyor yani.
Kesinlikle etmesi lazım bence de.
Zaten insan şöyle bir geriye dönüp baktığında ne zamanki modu düşse geriye dönüp baktığında aslında bunu yaptım dediğinde kendi kendine çok iyi motive etmiyor mu?
Ben hep öyle yapıyorum. Ben de hep öyle yapıyorum.
Şimdi diyorum ki lan arkadaşlarım bak.
Bu benim 6. yılım.
Bu yaşadığım yer. Balıkçı kasabası.
Küçük bir kasaba.
350 kişinin yaşadığı bir yer.
Baltimore. İrlanda'nın en son noktası.
Atlantik Okyanusu'nun hemen ucunda.
Dediğim gibi geçmişe gidip motivasyon buluyorsun ve o heyecan o ailenlerin seni tekrar ayağa kaldırıyor.
Böyle bir heyecanlandırıyor. Günün daha böyle bir enerjik bir motivasyonlu geçiyor.
Ama benim yani hikaye o kadar şey ki Dediğim gibi aşçı değildim.
Ne yapacağımı bilmiyordum.
İrlanda'ya geldim Dublin 2009 Mart ayında.
Ama ben geldiğimde dedim ki kendi kendime sadece çalışmak için çalışmak için bir iş bulmak istemedim ben.
Hani gideyim bir yerde çalışayım para kazanayım hemen.
Derdinde değildim.
Dedim ki biraz araştırmalar sonucunda Ama çok zaman aldı o da yani.
Gerçekten doğru yeri bulman, doğru insanlarla diyaloğa girmem.
2-3 ay mücadelem sürdü.
Kimsem yoktu benim. Ben tek başımaydım.
Eski eşim vardı. Aynen eski eşim vardı.
Beraber olduğum eski eşim 17 yaşında biz tanışmıştık.
Evlendik falan. Ondan sonra ilk önce Türkiye'de yaşadık.
Sonra İrlanda'ya gidelim dedi.
Ailesini özlediğimden dolayı.
Buraya geldik ama burada kimsem yoktu.
Ne arkadaşım var ne dostum var ne kimseyi tanırım ne kimseyi bilirim.
Tabii ki üç beş tane de insanlar vardı ama öyle yardımcı olacak tarzda insanlar yoktu.
O araştırmaya başladım işte lokal kütüphaneye gittim iş bulma kurumu vardı.
Oraya gittim böyle böyle ben dedim bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapmak istediğimi bilmiyorum.
Açık açık böyle söyledin çünkü dedin ya hani biraz araştırdım ne yapmak istediğimi.
O dönemde, o sürede nasıl geçindin peki?
Çünkü bir yandan da... Gelirken biraz parayla gelmiştim zaten.
Yani biraz param vardı kendimizi götüreceğimiz kadar bir altı ay falan.
Ama dedim ya hemen gideyim bir yere girmek istemedim.
Çünkü en büyük sıkıntının şey olacağını anladım.
Bir yere gireceksin, çalışacaksın, para kazanacaksın.
Ondan sonra bir bakmışsın ki iki sene, üç sene geçmiş halen oradasın.
Öyle bir şey yapmak istemedim. Çünkü...
Ben kendime bir karar verdim.
Ben küçükken futbol oynamıştım.
Çok da başarılıydım.
Ailem çok inanıyordu işte.
Çok iyi bir kaleciydim ben.
Başarılı olacaktım.
Profesyonel takıma transfer olmuştum Ankara'da.
Sakatlık yaşadım ve bıraktım.
Bir daha gitmedim bazı şeylerden dolayı.
O benim içimde hep kaldı.
Çok çabuk bıraktım, pes ettim ve olabileceğim bir şey olmadım.
Bir daha da pes etmek istemedim.
Aynı hatayı kendimde buldum.
Dedim ki ben sevdiğim bir şeyi yapacağım.
Tekrar bulacağım. O neyse artık.
Ve onu dedim yapmak istiyorum.
Çalışmak için bir yere girmek istemedim.
O da bir 3 ay falan sürdü.
Ama 3 ayda da boş durmadım.
Orada kütüphanelere gittim.
Orada bazı kuruluşlar var.
Gidiyorsun işte CV nasıl hazırlanır CV mesela.
Oraya gidiyorsun kurs veriyorlar.
3 saat 4 saat orada geçiriyorsun bir sürü farklı ülkelerden insanlarla.
Arkadaşlar edinmeye başladım yabancılar.
Öyle öyle geçirdim.
Orada bir gün iş bulma kurumunda toplantı randevu aldık oradaki kadınla.
Ne yapmak istiyorsun dedi.
Bakıyorum işte orada iş bulma kurumunun sitesinde işte kurslar var.
Kursa yazılıyorsun sana.
Meslek öğretiler falan. Ama istediğim bir şey çarpmadı gözüme.
Sen dedi ne yapmayı seviyorsun dedi.
Ben dedim yemek yapmayı seviyorum dedim mesela.
Annemle dedim ben çok yemek yapardım.
Amcamın restorantı vardı.
Orada çok yazları çalışırdım ben.
Okul tatillerinde falan.
Küçük yaşlarda falan. Öyle bir ortamda hani büyüdük falan.
Hoşuma gidiyor dedim. Belki dedim hani doğru bir yerde bir eğitim alabilirsem dedim.
Belki o meslekte ilerlemeyi dedim düşünüyorum kendi kendime.
Ada dedi ki bizim dedi bu kurumun dedi şeyi yok.
Böyle bir kursu.
Ama dedi Fulch Island diye bir kurum var.
Turizm Bakanlığı gibi bir yer.
Onların bir bölümünde 8 haftalık hızlandırılmış bir aşçılık.
Kursu var. Haftada beş gün gidiyorsun.
Tam gün. Sabah dokuz, akşam beş.
O broşürü verdi bana.
Ben aldım, okudum.
İşte eski eşimle konuşuyoruz falan filan.
Dedi yap sen. Dedi çok güzel yemek yapıyorsun.
Bence dene falan filan.
Kendisi yemek yapmıyor. Hiç bilmezdi sadece.
Hep ben yapardım evde de yemekleri.
Orada başladı benim aslında hikayem.
Orada karar verdim ben.
Ama ondan sonraki hikaye tabii ki mücadele.
Çünkü 10 yıl öncesinden bahsediyoruz, 11 yıl öncesinden.
Ama ilk gittim başvuruda bulundum, kabul edilmedim mesela kursa.
Doluydu. Dolu dediler, yer yok dediler.
O arada 3,5 ay falan geçti.
Ondan sonra ben de iş arıyorum ama kafamda ben buraya gireceğim.
Yani ikinci sezonda olacak ya da bir dahaki başvuruda kesin olacak diyorum.
Vazgeçmedin yani. Yok kafaya koydum.
Ben dedim yazacağım o kursu.
Çünkü bir yerden başlamam lazım.
O arada bir pizzacı açılıyordu.
Yeni açılıyor. Extreme Pizza diye.
İlk işimizdendi de. Oraya başvuruda bulundum.
Kabul ettiler. Güzel vakit geçirdim orada.
Nereden baksan bir 4 aya yakın falan çalıştım orada.
Ama o süreçte de gidiyorum oraya devamlı.
Ne zaman açılacak? İşte başvuru yapmak istiyorum.
Ben şey yapmak istiyorum falan diye baskı.
Bu sefer başvuru yaptım.
Kabul edildim. Aldılar beni sınıfa.
O dönemki kursa.
Aldıktan sonra da ben pizzacıda çalışmaya devam ediyordum.
Hafta sonları part time'a düşürdüm.
Çünkü orada artık full time kurs var.
Kursa başlayınca zaten orada basic şeyler öğretmeye başladım.
Ama çok iyi bir hocam vardı.
JJ Hill diye ismi.
Herkesin kariyerinin başında bir tane bir hocası, bir koçu.
Futbol oynuyorsan koçuna ve herhangi bir spor oynuyorsan o senin artık kahramanın gibi.
O da benim de öyleydi. Çok iyi birisiydi.
Şu anda da ilişkimiz hala çok iyi devam ediyor.
O dördüncü haftadan sonra falan aramız biraz iyi olmaya başladı.
Biraz da ben Türk bir şeyleri falan yapıyordum.
Pilavdır, bulgurdur falan işte köfte bazı şeyler falan yapıyordum.
Çok hoşuna gidiyordu falan. Köfteyi çok seviyorlar.
Ben kime köfte yaptıysam köfteyi çok beğeniyorlar ve seviyorlar.
Bu küçük burgerler var ya.
Bir de baharatın aromasını falan böyle güzel verdim.
Çok hoşlarına gidiyor. O bana dedi ki sen dedi çok iyisin dedi.
Senin çarşıma tarzını seviyorum.
O da ben gidiyordum. Ben hani gideceğim öğrenebileceğim her şeyi öğreneceğim o gün.
Gideyim orada bazı öğrenciler var işte ha iyi yapıyordu.
Hiç fazla kafasını vurmuyordu.
Vermiyordu. Çalışmıyordu.
Ben dedi sen dedi çalışma tarzın çok hoşuma gidiyor.
Disiplinlisin. Kendine veriyorsun.
Sen dedi burayı bitirince dedi gel dedi seni dedi şeye yazdıralım.
Gastronomi, üniversiteye.
DIT, Dublin Institute of Technology var biliyor musun?
Harvard Street'te. Yok bilmiyorum orayı.
Orhan dedi gastronominimle yazarım.
Üç yıl part time.
Hem sektörde çalışıyorsun.
Haftada bir günde oraya gidiyorsun.
Ben dedi yardımcı olacağım sana dedi.
Oraya yazılmanı. Çok zor ama oraya kaydolman, yazılman, kabul etmeleri falan filan.
Kırk öğrenci seçiliyor.
Bir de girdin. Kabul edilmedin.
On iki ay sonra beklemen lazım bir yıl yani.
Aa bir daha öyle üç beş ay sonra da başvuramıyorsun.
Şey yapıyor.
Üç yıl sürdüğü için. Okulu bitirdik.
8 hafta. Çok güzel.
Başarılı. Muhteşemdi.
Orada fazla bir zorluk yaşamadım.
Niye? Kurs. Gidiyorsun. Çalışıyorsun.
Güzel bir öğrencisin. Her şey güzel tıkındı.
Ama bir bakıyorum.
Haftada 7 gün yoğundum ben.
Yani 2 gün pizzacıda çalışıyordum hafta sonları.
5 gün okulum var.
Ondan sonra devamlı yoğundum.
Devamlı yoğundum. Yani arkadaşlarım oluştu.
Onlar giderdi barlarda.
Gel şunu işelim. Gel şunu yapalım.
Arada giderdim ama genelde ben evde ders çalışırdım.
Kitap okurdum. Çünkü niye?
Yaşım biraz geride.
Bu işi yapmak istiyorsam biraz tempo yükseltmem lazım ki yakalamam gereken çok mesafe vardı.
Değil mi? Doğru doğru onu hepimiz yapıyoruz.
O zaman Vedat Milyar'ın bir cümlesi var seninle ilgili boşuna söylememiş o zaman.
Şöyle bir şey demişti bu tarz böyle başarının ölçüldüğü kurumlarda Michelin starında da geldiğin aile ya da maddi durumun çok önemli ama Ahmet dedi tamamen kendi çabasıyla.
Michelin starı almış biri diye.
Bunu okudum. Çünkü senin de en çok böyle misafir etmek istediğim kişilerden biri Vedat Milyar diye biliyorum.
Onun böyle bir sözünü okudum.
Seni çok mutlu etmiş olmalı bu sözde.
Aynen mutlu ettin. Niye? Çünkü doğru yaşadığım şeyi çok güzel bir şekilde anlattı.
Çünkü hani parayla zengin aileyle gelmek tabii ki artı var.
Neden? Çünkü benim ailem çok zengin olsa diyelim ne bileyim yani.
Ya ben restoran açacağım değil mi?
İşte Her şey para bu sektörde.
Sandalye alıyorsun, masa alıyorsun, ekipman alıyorsun, mutfak kuruyorsun, dining room kuruyorsun.
Bunların hepsi para. Ne kadar paran varsa o kadar çabuk elde edersin bazı şeyleri.
Niye? Çünkü bütün materyali alacak gücün var.
Ama benim durumum öyle değildi.
Ben tek başımaydım.
Ailem çok zengin bir aile değil.
Ailemin bile anlaması biraz uzun zaman aldı.
Bu sektöre niye girdin?
Niye 15-16 saat çalışıyorsun günde?
Aldığın para çok az.
Anladın mı? Şimdi onu da anlatacağım mesela.
Neyse. Okulu bitti.
Üniversiteye başladık.
Oraya başlayınca ben şey öğrendim.
Fine dining nedir?
Michelin yıldızı nedir?
O da tesadüfen bugün sınıftayız.
40 öğrenciyiz.
İki tane çocuk vardı.
Steven ile Niall.
Bunların ikisi pratik dersinde.
Kitap açıyoruz, tarif yapacağız.
Bütün malzemelerim var.
Ben de tarif okuyorum, plan yapıyorum, kendim ayarlamayı çalışıyorum.
Bunlar yemek pişirmeye başlıyor direkt.
Çok hızlı, pratik, fırına girenler falan bunlar.
Ben de hiçbir şey yapmadan bunlar yemeği bitirecekti.
O derecede iyi çocuklar.
Yaşları da genç.
21-22 yaşındalar.
Benden de gençler bak baya.
Dört yaş var aramızda.
Bir gün oturuyoruz kantinde.
Öğlen break. Çay içiyoruz.
Yanlarına gittim. Dedim siz nasıl böyle?
Siz ne ayaksınız? Aynen ne ayaksınız dedim siz ya böyle.
Çok hızlısınız. Çok seyircisiniz.
Bu yaşta bu kadar tecrübe.
Sohbet etmeye başlayınca dediler ki biz şu restoranda çalışıyoruz.
İsmi şu. İşte Bir Michelin Yıldızlı.
Ben işte şefte partiyim.
Şu sekşinde çalışıyorum falan filan.
Anlatmaya başlayınca ondan sonra ben araştırmaya başladım.
Kütüphaneye gittim.
Michelin yıldızı nedir?
Tarihini falan öğrenmeye başladım.
Çok güzel kitaplar aldım.
Eve gittim. Onları okudum.
Bütün her şeyini öğrendim.
Bayağı tutku var arkasında Ahmet.
Ben sadece yemek yapmayı öğreneyim geçim değil.
Kütüphaneden o kadar çok bahsettin ki sen her ihtiyacın olduğunda kendini kütüphanede buluyorsun diye anladım ben.
Aynen çünkü bilgi lazım.
Niye bilgi lazım? Yemek zaten pişiriyorsun.
Mutfağa girdiğinde mutfaktasın devamlı.
Ama yani yaptığın meslek nedir?
Neden yapıyorsun? Michelin yıldızı nedir?
Ama bilmen lazım değil mi?
Tarihi neden? Ne zaman kurulmuş?
Kim yapmış? Neden yıldız veriyorlar?
Sebebi ne bu? Yıldızın anlamı ne?
Neden bu kadar önemi var şeflerin hayatında?
Neden bu şefler intihar etmiş?
Neden baskı kurmuş? İnsanların yuvası ayrılmış.
Çoluğunu çocuğunu görememişler.
Neden? Ben sana sorayım.
Neden? Çünkü öyle bir şey ki özellikle bu şeyle başlayınca restoranlarda, Michelin Yıldızlı restoranlarda çalışmaya
başlıyorsun. O şeflerle o şeyleri görüyorsun.
Nasıl bir kalite, nasıl bir standart, nasıl bir hastalık ama güzel bir hastalık.
Aşk, sevgi olduğunu.
Yani insanların o kapıdan gelirken o beklentileri var sana.
O süreçteki. Neden sana gidiyorum?
Ben buraya gidiyorum ve dünyanın en iyi yemeklerinden birini yiyeceğim.
Heyecan var. Bir tutku var.
Bir bekleyiş var. İnsanlar aylar önce hazırlanmış.
Aylar önce rezervasyon yapmış.
Bir sürü para harcıyorlar.
Kimileri biriktirmiş.
Sırf gideyim o restoranta yemek yiyeyim de gideyim o şefte yiyeyim diye.
Bunların bir beklentisi var.
Bu da duygusal bir şey.
Anlatmak çok zor. mesela her servis başlamadan benim karnımda şöyle bir kelebekler falan uçuşmaya başlar o heyecan o tutku her zaman her
serviste muhteşem bir şey zaten o bittiği zaman ceketini artık asıp emekli olman gerekir yani çünkü o tutku o sevgi sen diyorsun ya mesela heyecanlanıyorsun her başladığında konuşmaya o heyecan olmalı
zaten Kesinlikle.
O da öyle bir şey yani.
Çünkü ben beş ayrı Michelin yıldızlı şefle çalıştım.
Beş ayrı Michelin yıldızlı restoranda çalıştım.
Bunlar bir yıldız da vardı, iki yıldızlı olan da vardı, üç yıldızlı olan da vardı.
Nasıl bir ortamda geliştirdiysen kendini, kendini de öyle bir ortamda görmek istiyorsun zaten.
Anladın mı? Benim için öyleydi.
Ben 2010 yılında ilk Michelin yıldızlı restoranda Tecrübem başladı.
Ücretsiz olarak çalıştım.
Haftalarca. Para vermediler.
Sadece tecrübe almak için.
Stajyer adı altında mı?
Ben stajyer olarak başvurdum.
Üniversitede öğrenince Michelin nedir falan.
Bir gün oturuyorum.
Google'a tıkladım.
Best restaurants in Ireland.
Best chef in Ireland. Chapter 1 çıktı direkt.
Hala o çıkıyor. Buraya gideceğim tamam mı?
Ondan sonra...
Gittim. Kapıyı çaldım.
İşte söyledim. Ben dedim işte hatta ilk gittim de giremedim heyecandan.
Korktum. Geri gittim eve.
Çünkü yanlış saat. İnsanlar giriyor çıkıyor dedim.
Ben dedim girersen beni kovarlar.
Bir sürü insan var. Hafta tekrar gittim.
İşte anlattım kendimi böyle böyle.
Şefle konuştum. Ross ismi.
Çok iyi de arkadaşız şu anda.
Ben dedim böyle böyle öğrenciyim.
Hemen üniversite aşağısı zaten.
İki dakika yürüyerek mesafesi.
Ben dedim böyle böyle tecrübe kazanmak istiyorum.
Bana iş vermezsin çünkü tecrübem yok dedim.
Ondan eminim zaten de.
Ama dedim gelebilir miyim dedim.
İzinli günlerimde, boş zamanlarımda öğrenmek için, kendimi geçirmek için.
Çok sevindi, mutlu oldu.
Kabul etti, öyle başladı.
Dört hafta falan onun yanına gittim.
Ondan sonra çocuğum bir işi bırakıyordu.
Bana dedi ki 3-4 hafta sonra bir pozisyon var komişef yani çırak pozisyonu.
Sana iş vereyim dedi.
Seni çok sevdim dedi.
Ben ama gidiyordum. Kafamı aşağı yiyordum.
Ne iş verirlerse onu yapıyordum.
Konuşmamın gerektiği yerde hiç konuşmazdım.
İşimi yapardım. Bir şey sorarlarsa cevaplardım.
Disiplinini alabileceğim kadarını alayım.
En fazlasını öğreneyim.
Öyle bir Kafa yapım var.
Çok hoşuna gitti. İş teklifinde bulundu.
Çok mutlu oldum. Dedim bundan yani 3-5 ay önce ne olduğunu bilmiyordum.
Şu anda dedim İrlanda'nın en iyi şef yeni bir restoranta bana dedim iş teklifinde bulunuyor.
Muhteşem bir şey. Muhteşem bir duygu oldu.
Dünyanın en güçlü adamı benim falan.
Kendime nasıl motivasyon yapıyorum böyle.
Harika. Öyle başladı hikayem.
Ama bak hep şey.
Devamlı bir şeyi çekiyorsun.
Peşindesin. Kafama bir şey koydum ben.
Ben dedim tamam şef olacağım.
Ama nasıl bir şef olacağım?
Pizzacı ile başladık.
8 haftalık kursu yaptık.
Orada biraz daha kendimizi geliştirdik.
Üniversiteye gittik. Üniversitede bu sefer kapı iyice açıldı.
Olayın daha nasıl büyük bir olay olduğunu anladık.
Fine dining nedir? Michelin yıldızı nedir?
Tutku, bir sevgi nasıl oluşmuş?
Onları öğrendik.
Orada artık iyice kafamda, vücudumda, beynimde, aklımda, fikrimde iyice oturdu bu.
Ben dedim bu yolda gideceğim.
O sene 2010 yılında tam karar verdim.
Dedim ki ben bu mesleği yapacağım bayağı bir.
Çünkü artık içimde şey oluştu.
Aşk oluyor. Aynen işe girerken heyecanlıyım.
Nasıl gidiyorum? Ama bir de nasıl çalışıyoruz bak.
15 saat, 16 saat.
Bazı restoranlarda ben 90 saat 95 saat çalışıyordum haftada.
Çok ilginç yani oraya geleceğim ama şöyle ben buradan şeyi çıkartıyorum.
Birincisi gerçekten kararlılık yani peşini bırakmama.
İstediğinde onun peşini bırakmıyorsun.
İkincisi cesaret yani her baba yiğidin harcı değildir.
Gidip mesela düşünsene İstanbul'da en iyi restoranın kapısını çalıyorsun şefine diyorsun ki beni burada alsana yanına.
Bilmiyorum kovabilirler de yani onun cesaretini reddedilme cesareti yani reddedilmeyi göze alıp o cesaretle gitmiş olmam ya da işte araştırmış olmam bence hani buradaki şeylerde
vazgeçmemek ve... konuda kendi başarıyı kurmak için çok önemli şeyler olduğunu düşünüyorum.
Ama her şey için öyle olmalı.
Yani tutkuyla, sevgiyle, aşkla yapılan her kariyerde böyle olmalısın.
Bu kafa yapısı ve bu duruş olmazsa başarı gelmez zaten.
Başarı hiçbir zaman tesadüf değildir.
Bana diyorlar bu kısa zamanda 2010'da başlamışım.
2022'ye gidip 12 yıl sürdü.
Son 5 yılda ben 2 kere Michelin Yıldızı almışım.
2018'de ve 2021'de.
Çok kısa süreçte ilk başarşçılık tecrübemle almışım.
Benim eski başarşçım vardı Greenhouse'da.
2 Michelin Yıldızlı.
Şu anda Chapter 1'in başarşçısı orta.
12-13 yıl.
başarışçılık süreci vardı adamın.
İlk yıldızını 12 yıl sonra almıştı mesela.
Herkes için aynı olmuyor.
O dediğini yolda var ya.
Mesela kimisi için çok daha uzun sürebiliyor.
Bazen biz bunu unutuyoruz.
Mesela böyle çok güzel hikayeleri dinlediğimiz zaman bu örneği vermen çok iyi oldu.
Çünkü bu kadar böyle hızlı büyüyen, hızlı başarı hikayelerini dinlediğimiz zaman insan bazen kendini şey hissedebiliyor.
Ya ben ne yapıyorum? Baksana insanlar ne kadar...
Kısa sürede neler yapmış.
Halbuki herkesin kendine ait bir zamanı var.
Bir de sen anlatırken ben şeyi çok merak ettim.
Hiç böyle motivasyonun düştüğü oldu mu?
Çünkü diğerlerine nazaran daha geç bir yaşta başladın ya bu işi yapmaya.
Ve o bahsettiğim mesela Steven ve Niall hızlı hızlı yapıyor şey falan.
Ya ulan insanlara bak işte kaç yaşında neler yapıyorlar.
Ya da ben herkesten geriyim ben neler yapacağım diye.
Böyle hissettin mi?
Hissettiysen de kendini nasıl tekrar motive ettin?
Çok oldu. Mesela servis yaşıyorsun.
Senin performansının iyi olması gereken bir süreç.
Saat 6 ile 11 arası o 5 saatlik süreçte bütün gün hazırladığın her şeyi artık sunuyorsun müşteriye gönderiyorsun.
Orada konsantrasyon, enerji çok iyi olmalı ki iyi performans sergilemen lazım.
Performansı iyi sergilemediğin zaman aynı her sektörde olduğu gibi hocan, Koçun, baş aşçın, patronun kızabiliyor, azarlayabiliyor.
Oyuncu değiştiriyor futbolda adam performans yapmayınca değil mi?
İlk zamanlarımda ben hiç unutmuyorum.
Parmaklarım yanardı. O kadar acemiyim ki.
Treyler var, tutuyorsun salamandar var.
Soğuk çıkar, soğuk çıkar. Artık parmaklarımın uçları su bağlamıştı benim.
Ama benim çok ağladığım günler vardı mesela.
O kadar çok kötü bir servis çıkartmışım ki.
Mesela onu yapıyorum. Yanlış bunu yapmışım.
Yanlış bunu yapmışsın.
Bunu tam sıcak vermemişsin.
Yok bunu çok sıcak vermişsin.
Böyle artık üst üste geliyordu bazı günler.
Çok detay var bir de.
Şef bağırıyor. Ahmet bu böyle değildi.
Ahmet şu şöyle değildi. Ahmet bu olmamış.
Ahmet bu olmamış. Bu olmamış.
Şu olmamış. Ama bir şekilde servis bitiyor.
Yanındakine söylüyor. Al şunu sen yap.
Ona söylüyor sen yap çek Ahmet kenara o yapsın falan anlar mı?
O arada artık diyorsun ki ya ben.
Ne işim var benim burada?
Ben nelere kalkıştım bu yaştan sonra?
Tuvalete giderdim. Al maaşını bir işe girseydim keşke.
Serviste servis bitiyordu mesela.
Tuvalete gidiyordum yüzümü yıkıyordum.
Bir gün ağlıyorum. Servisten servis bitti.
Sonra da akşam servisi var bir de yani.
Aa kendimi toparlamam lazım falan.
Tabii arada. Yanındaki arkadaşım var.
Takım arkadaşım geliyordu.
David vardı mesela. Çok motive ederdi.
İyi olacaksın. Sıkıntı yok.
Sıkıntıya düştüğün zaman ben yanındayım.
Bana sor. Bana şey yap falan.
İrlandalılar o konuda çok iyi değil mi ama ya?
Yani inanılmaz pozitif ve böyle destekçiler.
Çok arkadaş canlısı oldukları için şeyi hissediyoruz.
Tabii genelleme yapıyorum şu anda ama zaten bir sosyal karakter vardır ya toplumlarda.
İrlandalıların ben o konuda destekçi olmasını çok beğeniyorum.
Bir de hani mesela o senin ilk gittiğin kursta kadın sana ne olmak istiyorsun gibi.
Çünkü birçok yerde senin bununla ilgili eğitimin yok.
Yaşın da geçmiş aman hani. Burada onun fırsatını veriyorlar.
Ben onu çok seviyorum. Ben bunu yapmak istiyorum diyorsun.
Onlar da diyor ki tamam al sana fırsat.
Kendini gösterirsen ne hala.
O yüzden bu da bence seninki çok büyük bir başarı.
Ama ufak tefek şans faktörlerinde olduğunu düşünüyorum.
Doğru zamanda doğru insanla konuşman da önemli.
Şimdi o kadın bana broşürü orada vermeseydi.
Beni güzel bir şekilde dinlemeseydi.
Belki benim o kadın ya yok böyle bir kurs falan.
Git başka bir yere.
O arada ben çıkacaktım belki çıkacaktım o moral bozukluğuyla.
Belki gidecektim başka bir yerde çalışacaktım.
Ama tabii kırılma noktaları var ama yine yani dediğim gibi çok zorluklar çıkıyor karşına bu meslekte.
Her meslekte olduğu gibi ama bu meslekte bir de fiziksel yorgunsun.
Bir de mental yorgunluk olduğu zaman bazen çok zor durumlar yaşıyorsun.
Çalıştığım bir restoran vardı mesela Dublin'de.
İki meşrenin yıldızı Fransız yeri.
Çok zordu. Çok aşırı bir zordu.
Yani o kadar aşırı disiplinli, o kadar aşırı sertli ki baş aşçı çok agresifti mesela.
Çok hakaret ederdi, çok aşağılardı seni, çok üstüne böyle üstüne üstüne gelirdi.
Bir hata yaptın ya mesela tamam bütün gün artık sen Sen çekil köşene ağla orada.
Bütün gün. Ben çok ağladım orada.
Eve giderdim ben umarım çok.
Ben işe gitmeyeceğim. Yarın bırakacağım.
İşte eşim destekliyordu.
Diyordu ki yok pes etmeyeceksin.
Gideceksin falan. Sabah kalkıyordum.
Tekrar gidiyordum. O motivasyonu bir şekilde buluyordum.
Pes etmeyeceğim. Ben onu bir de kafama da koyuyorum.
Şimdi pes edeceksin. O ona söyleyecek.
O ona söyleyecek. Bu bizi bıraktı gitti.
Kaçtı gitti. Sonra başka yerde iş bulamıyor.
Aynen. İsmin de kötü olacak. Hani Tamam biraz zor olacak diyorum kendi kendime ama o süreç geçecek diyordum.
Hep kafama kendi kendime kuruyordum.
Kendi kendime diyordum ki bir de çok self kritik yapıyordum.
Oğlum tamam adam sana bağırıyor çağırıyor aşağıya bilmem ne falan filan ama sen o derecede değilsin daha.
Öbür çocuklara bakıyorum çok iyiler çalışıyorlar.
Onlar daha iyi şu anda ama sen de olacaksın.
Zaman alacak. Kendine biraz zaman ver, süreç ver, sabırlı ol.
O motivasyonla, o kapa yapısıyla her gün her gün.
Kendi kendini telkin etmişsin.
Kendi kendini terapi etmişsin ama eşini de bence burada tebrik etmek lazım.
Partnerlerin birbirini desteklemesi hayatta inanılmaz güzel hani başarılara imza atabiliyor.
Hayatındaki insanı desteklemesi gerçekten çok kıymetli oluyor yani.
Ama yani bu zorluk da her zaman çıktı.
Ama pes edenler çok fazla.
Bir de görüyorsun ya pes edenleri.
Çocuk mesela öğlen molasında artık Jack nerede?
Gitmiş. Bıçakları falan almış, kaçmış.
Gitmiş çocuk. Sizin yapacağınız işi demiş.
Ondan sonra almış her şeyi. Bunları da satarım, bırakasım.
Yok. Yüzlerce gördüm.
Her mutfakta yaşadım bunu yani.
Bırakın. O kişi olmak istemiyorsun sen.
O kişi olmak istemedim hiçbir zaman.
Olmadım da. İyi örnek ve kötü örneğin şeyi galiba bu.
Doğru yanlış. Onlara da ben şey yapmıyorum.
Hani suçlamıyorum. Çünkü bazı mutfaklarda gerçekten o kadar zorlanıyorsun ki.
Yani üzerine o kadar artık geliyor ki böyle akbaba gibi öcü gibi çöküyor o şef.
Üstüne seni artık böyle bitirsin.
Yani harbiden ne motivasyon kalmış ne bir şey kalmış.
Bırakmalarının sebeplerini düşünüyorum.
Onlara da hak veriyorum ama bırakırsa, bıraksa, bıraka bıraka da o alışkanlık haline dönüşecek.
Ondan sonra bir yere gelemeyeceksin yani.
Yani zorluklar tabii ki var.
Ama bak işte her ülkede işte Hollanda gittim, çok zorluklar yaşadım.
İlk üç ay sonra bırakabilirdim o çalıştığım restorantı.
Bırakmadım. İki sene kalmışım bak.
Neden gittin Hollanda'ya?
Şimdi yavaş yavaş böyle hani kapatmaya da yaklaşacağız ama onu merak ediyorum.
Hollanda'yı merak ediyorum. Norveç'i merak ediyorum.
Bir de son bir sorum daha olacak.
Onu da soracağım sana ama hani benim şu ana kadar anlattıklarından çıkardığım hep şey asla vazgeçme.
Peşinden koş. Pes etme.
Bu yani hani çıkardığım en büyük.
Bir de kendi kendinin terapisti ol.
Kendi kendinin koçu ol gibi görüyorum.
Kesinlikle. Çünkü Zorlu günü geçiriyorsun.
Uzun bir günü geçiriyorsun.
Sabah yedide kalkmışsın.
Çıkmışsın evden. Sekizde mutfaktasın.
Eve gelmen senin on iki, on iki buçuk.
Bir. Bütün gün oradasın yani.
Eve geldiğin zaman bazen yalnızsın.
Bazen partnerin varsa partnerin, eşin, arkadaşın varsa onlasın.
Ama genelde yalnızsın.
Ve kendi kendine konuşuyorsun.
Ben kendi kendime çok konuşuyorum.
Ben de konuşuyorum.
Onu bir de sokakta yürürken yapıyorum.
Ahmet var ya insanlar takıyor.
O yüzden kulaklık takıyorum bazen.
Ne var arkadaşım? Kendi kendime kritik yapıyorum.
Plan yapıyorum. Kendi kendime yapıyorum.
Şöyle böyle. Sesli düşünüyorsun bazen.
Evet. Bazen benim de partnerim geliyor.
Sen kimle konuşuyorsun?
Diyor ki kendimle konuşuyorum.
Niye böyle bir şey yapıyorsun?
Senle konuşunca başını şişiriyorum çünkü.
Ha tamam sen kendi kendine konuşmaya devam et o zaman.
Aynen aynen. O bence de çok önemli.
Her şeyi diyordum. Hollanda'ya neye gittim?
Hollanda'ya neye gittim? Artık İrlanda'da Çapdöven'de çalıştım.
Patrikülbe'de çalıştım. O dönemdeki en iyi restoranlar vardı.
Onlarda çalıştım. Farklı bir tecrübe lazım.
Ben farklı bir restoranda farklı bir şefte çalışmak istiyorum.
İrlanda'da seçenek azdı o dönemler.
Bir tane restoran açılmış Amsterdam'da.
Açıldıktan 4 ay sonra adam 2 misyonun yıldızı alıyor direkt.
Ben dedim buraya bir başvuruda bulunuyorum.
Başvuruda bulundum. CV'mi gönderdim.
Davet ettiler. Gel interview tanışalım.
Bir trial yap falan. Gittim.
Trial yaptık. Bayıldım restoranda.
Tarzına çok farklı bir tarzı var.
Gastronomi, molekül gastronomi çok farklı teknikler falan.
Hiç görmediğim şeyler yani İrlanda'daki restoranlarda, şeflerde.
Beni büyüledi.
İsrail'li bir şef kendisi.
Moşik. Çok büyük bir isim.
Çok süperstar. Çok kalite.
Geç yaşta başlamış.
O da 30 yaşında karar vermiş şefle.
Adamı 40 yaşında.
İki Mışır'ın Yıldızı 10 senede bak İki Mışır'ın Yıldızı almış.
Harika bir başarı hikayesi.
Bir de çok yaratıcı bir adam.
Muhteşem. Onun için gittim ben oraya.
Sonra onlar beni sevdi.
Ben onları sevdim. Anlaştık.
İlk 3-4 ayım bayağı zordu.
Dedim ya bırakmayı falan düşündüm.
3 ay sonra kafamdan geçmedi değil yani.
Ama pes etmedim yine.
Kalmak istedim. Kaldım.
2 yıl. Geçirmişim orada o süreçte.
Muhteşemdi. Ondan sonra pozisyonlarım iyice yükselmeye başladı.
Su şef pozisyonuna geldim orada.
Ne şef? Su şef yani sorumlusun yani.
Bir baş aşçı var.
Bir baş aşçının da şimdi Moşik'ti.
Onun bir kendisinin bir baş aşçısı var.
Baş aşçıdan sonra sensin sorumlu mutfaktaki.
Herkesten her şeyden sen sorumlusun.
Çok büyük sorumluluk.
Aynen. Muhteşemdi.
Ondan sonra Oradan geldim.
İrlanda'ya tekrar iki yıl sonra.
Burada biraz çalışmak istediğim bir restoran vardı.
Orada çalıştım. Greenhouse'da.
Yıldız'ı yoktu o restorantın.
Ama şef çok iyiydi.
Finlandiyalı. Şu anda chapter one'ın da ortağı ve şefi olan adam.
Onun yanında çalıştım.
İki yıl. Michel'in Yıldız'ı aldı.
Ben orada sous chef'tim.
Başladığım yönde. Yedi ay sonra...
Mişel'in yazını aldı.
Muhteşem bir tecrübeydi.
Ondan sonra 3 yıldızlı restoranda çalışmak istedim ben.
Hayalimdi. 3 Mişel'in yazılı bir restoranda.
Norveç'te... Hedef koya koya gidiyorsun.
Tamam bunu yaptım.
Bir sonraki adım ne olabilir?
Bu olabilir. Tak. Aynen.
Nasıl bir şefle çalışayım?
Bunların hepsinin tarzı da farklı.
Kişiliği, karakteri hepsi farklı.
Norveç'te bir restoran açılıyor.
Adam açıyor.
İki yıldız alıyor. İki sene sonra üç yıldız alıyor.
Muhteşem bir başarı hikayesi.
Oraya başvuruda bulundum.
Bayağı bir uzun sürdü.
Konuşmalar falan filan.
Anlaştık ama. Orada ne kadar kaldın?
Orada altı ay.
Ama altı ay kalmamın sebebi de orada çok memnundum.
Hayatımdaydı ama kendime bir platform, bir fırsat bulmuştum.
İlk başarışçılık görevim olacaktı.
Onun için kabul ettim.
2017 Şubat'ta İrlanda'ya geldim.
Mart'ta buraya taşındım.
İlk başarışçılık görevime başladım burada.
Ama hikaye şöyle yani.
Bir şeyleri kafaya koymuşsun.
İstiyorsun ya. Başarmak için de artık ne yapman lazım?
çalışman lazım. Hiçbir şey tesadüf değil.
Hiçbir başarı hiçbir zaman tesadüf değildir.
Yani sen çalışmazsan, mücadele vermezsen sadece hayal kurarsan o bir hayal kalır.
Bir rüya gibi bir hayal kalır.
Hiçbir zaman da gerçekleşmez yani.
Bir şey istiyorsan, bir şey yapmak istiyorsan ne olursa olsun.
Ne başarmak istiyorsan hayatında.
Yani o yolda yapılması gereken doğru hamleleri yapman lazım.
Tabii biraz da şart dışı olacak.
Kırılma noktaları olacak.
zorluklar çıkacak, sıkıntılar yaşayacaksın ama hiçbir zaman her şey basit değil.
Sadece çok basit bir şey olsa herkes yapar.
Evet. Sen bunu söylerken aklıma ne geldi biliyor musun?
Ben bununla alakalı bir solo bölüm çekmiştim.
Malcolm Gladwell diye bir yazar var.
Onun Outliers diye bir kitabı var.
Bu işte... Ekstrem şekilde başarılı olan insanların hayatlarını inceliyor.
Aynı senin dediğin gibi orada bir şey var.
10 bin saat kuralı var.
Bir şeyi başarmak için aslında 10 bin saatini ona verip pratik yapman gerekmiyor.
Tabii başarının farklı faktörleri de var.
Senin dediğin gibi işte geldiğin yer, ailen, işte ailende yetiş.
Mesela senin ailende yemek yapıyor olman, işte şansın vesaire.
Onu da buradan hatırlatmış olayım.
Hani dinlemek isteyenler o bölümü dinleyebilir ya da okumak isteyenler o kitabı okuyabilir.
Çünkü inanılmaz bir kitap. Benim böyle hani hayata ve başarıya bakış açımı tamamen.
değiştirmiş bir kitap. Çok beğendim.
Çok beğenerek okumuştum.
Hani bana onu hatırlattı senin dediklerin.
Gerçekten. Bir de baya ben işte bak konuklu bölümlerde hep böyle oluyor.
Böyle 20-30 dakika konuşuyoruz.
Muhabbet öyle akıyor ki. Ben de dinlemeyi çok seviyorum.
Anlatsın kardeşimle ki.
O yüzden sadece son bir soru soracağım.
Şimdi sen yanlış duymadıysam 350 kişinin yaşadığı bir kasabadasın.
Ve böyle bir yerde Michelin Star işletiyorsun.
Ve benim gördüğüm kadarıyla Michelin Star restoranları hani böyle merkezlerden ziyade gerçekten böyle uzak, kıyıda, köşede bir sürü çok başarılı Michelin Star restoranları var.
Burada nasıl ayakta kalıyor bu restoranlar bir.
İkincisi de hani şimdi sen Türkiye'den gelen bir şef olarak farklı işte bir...
diyelim ki bütün sebzelerin, meyvelerin, her şeyin çok taze, güzel olduğu bir yerden gelen bir şef olarak İrlanda'da bunların hepsi bir tık kısıtlı.
Bir tık değil bayağı kısıtlı. Buraya nasıl adapte oldu?
Bence bu da büyük bir başarı.
Çünkü ben her gün hala daha 5 sene oldu şunu diyorum Allah kahretsin burada enginar yok.
Aynen aynen. Benim avantajım 3 yıl ben bir başkasının sahip olduğu işletmede başarışçılık yaptım.
Yıldız aldım. O süreci yaşadım.
İyisiyle, kötüsüyle olabilecek olasılıklar.
O bir tecrübe oldu bana. Kendi yerimi de açınca o tecrübeleri kullanarak çok farklı bir strateji belirledim.
Tabii ki pandemi falan filan sıkıntılar vardı ama biz bu dönemde sezonu uzattık.
6 ay yerine ben 10 aya yakın açıyorum işletmemi.
Tamam küçük bir kasaba ama insanlar farklı yerlerden geliyor buraya.
Farklı şehirlerden, farklı ülkelerden, farklı kasabalardan.
Bayağı bir insanların ziyaret ettiği bir yer.
Ama isminin, restorantının isminin güzel olması, standardının güzel olması, devamlı kendini yenilemen, geliştirmen, doğru
çizgini bozmadan.
üstüne koyarak ilerlemen senin istikrarlı bir restoran, bir şef, bir işletme olmanı sağlıyor.
Biz de o çizgiyi çiziyoruz zaten.
Yani her yıl üzerine koyarak o kafa yapısıyla kendimizi geliştirelim, kendimizi nasıl daha iyi yaparız, insanlara daha nasıl hizmet veririz.
O kafa yapısında. Tabii ki balans çok ince, çok dikkatli olmamız lazım ama Benim hiçbir endişem yok mesela finansiyel açıdan nasıl
olacak önümüzdeki 3 yıl 5 yıl ayakta kalacağız mı falan sıkıntısı yok çünkü önümüzdeki yıl iyiydi geçen yıl iyiydi.
Rezervasyonlarım mesela açmışım Nisan Mayıs.
Dolmaya başlıyor şimdiden.
Gördüm evet ya. Gördüm ve direkt şey oldum.
Hemen rezerve etmem lazım.
Çünkü o taraflarda yaşarken gelemedim sana.
Çünkü şey gördüm ben de bir de.
Istakoz kebap yapıyorsun. Böyle çok değişik şeyler yapıyorsun.
Turkish Fusion Fun Dining diyorum ben zaten.
Kuzunumuza. İklimce Türk.
Ürün konusunda da adapte oluyorsun.
Çünkü dediğim gibi ben buraya geldiğimde ilk Buradaki yerde çalıştığımda 2017'de bizim konseptimiz şeydi.
Sadece bu bölgede yetişen ürünleri kullanarak yaptığım bir menüydü benim.
Bu bölgenin dışında hiçbir ürün girmezdi benim mutfağıma.
Neler var orada yetişen ürünler arasında?
Hepsi var. Kuşkonmaz, domates, biber, patlıcan, bütün bitkiler, otlar.
Aklına gelebilecek bütün balıklar, etler, süt ve süt ürünleri, meyvesi.
Doğrafi olarak hani şeyde Atlantik'te olmanın verdiği bir avantaj değil mi?
Aynen aynen. Bir de burada çiftçilik çok iyi.
Çok farklı çiftçiler var.
Çok farklı çiftçiler var. Tamam bizde ne bileyim işte Yeni Dünya, Kayısı bilmiyorum Erik yetişmiyor ama bizde de Elma yetişiyor, Armut yetişiyor.
Farklı farklı birddenler yetişiyor.
Yabani birddenler, orman çilekleri yetişiyor.
Bunları kullanarak tatlar yapıyoruz, ürünler yapıyoruz.
Doğada yetişen yabani ürünleri çok kullanıyorum.
Deniz yosunlarından tut, çeşit çeşit.
Deniz otlarından tut, çeşit çeşit.
Farklı farklı yabani kum midyesinden tut, yabani midyesine kadar.
Tarak balığından ıstakozuna kadar.
dağlarda bayılarda çaylarda yetişen farklı otlardan çiçeklerden ağaçlardan gelen farklı farklı aromaları kullanarak yaptığımız ürünler mutfağıma gelen bir sürü ürün var tamam Türkiye'deki
ürünler gibi yok alışmışız tabi ki o taze taze bir sürü manavakası gittiğin zaman böyle raflar dolu dolu dolu bir sürü ama Dediğim gibi bu benim tarzım oluştu.
Buradaki ürünleri kullanarak yaptığım bir tarz oluştu.
Ona adapte oldum ilk 3 yılım.
Şimdi kendi restorantımda ne yapıyorum?
Gene bütün taze, çiğ ürünler bu bölgeden.
Ama sonra Türkiye'den getirdiğim baharatlar, salçalar, baklagiller, aromatik şeyler, işte pekmezler, pekmez tarzı şeyler, yağlar, zeytinyağları olur
falan. O yüzden Türkish Fusion tarzı bir...
konseptim var kent restoranında.
Buradaki restoranda öyle bir şey yapmıyordum.
Sadece bu bölgeyi kullandım.
Türklüğümle hiçbir alakası yoktu ilk 3 yılım buradaki.
Anladım anladım. Yani o kadar güzel bir şey yapıyorsun ki Ahmet şöyle ben buraya taşındığımda falan hep şey diyorum çünkü yurt dışında Türk restoranı dediğinde hani bir İngiltere'de var tabii ki Almanya'da var Hollanda'da
biraz daha var ama genelde hep böyle kebap akla geliyor ve ben şey diyordum ya bizim o kadar zengin bir mutfağımız var ki neden bizim şöyle güzel Michelin starlı Türk restoranımız yok hep bunun şeyini kuruyordum ve
hatta diyorum ki eğer İrlanda'da kalırsam burada böyle güzel bir kahvaltı çekeceğim hiç Michelin starı.
hemen tabii ki ama güzel bir kahvaltıcı açacağım.
Selme kahvaltı falan diye böyle.
Bunu şey yapıyordum. Keşke dedim biri şöyle açsa da güzel Türk mutfağını tüm dünyaya tanıtacak şekilde ve sen onu yaptın.
Hani o yüzden de ekstra böyle senin o Müjden Star'ı aldığını görünce tanıdığını görünce ekstra böyle mutlu oldum.
Evet sonunda biri yaptı.
Aynen. Bizim de işte yolumuz uzun.
Dediğim gibi ekip oluşturmak biraz sıkıntılıydı son birkaç yıldır pandemiden dolayı.
İstediğim çocukları getiremedim.
Vize sorunları çıktı. Ofisler kapandı.
Ora kapandı. Pura kapandı.
Ama şimdi her şey yolunda.
Özellikle bu yıl çok heyecanlı olacak.
Bütün ekibim tamam.
Salondaki ekibim tamam.
Mutfaktaki ekibim tamam. Bir stajyer programı hazırladım.
Türkiye'den gençler getiriyoruz.
Her 3 ayda bir 5 kişi gelecek Türkiye'den.
Buradan da duyurmuş olalım o zaman onu.
Aynen o program zaten doldu.
Gelecekler belli zaten seçilenler seçildi.
8500 kişi başvuruda bulundu buraya gelmek istediği Türkiye'den.
16 kişi sadece getirebiliyoruz.
17 kişi. Ama bayağı bir heyecanlı bir yıl olacak.
Önemli çok şey, yol uzun bir yol.
Ama heyecanlı böyle. Ekibin tam olması çok güzel.
Çünkü istediğim şeyleri yapabileceğim.
Gideceğimiz çizgiyi güzel çizebileceğiz.
Yapmak istediğimiz şeyleri yapabileceğiz.
O yüzden çok heyecanlı yıllar sabırsızlıkla bekliyorum.
Çünkü iyice yükselmek, vitesi arttırmak istiyorum.
Bayağı bir yolumuz var.
Ben de Türkiye'deydim birkaç hafta önce.
Orada da bayağı bir tepkiler, şeyler çok güzeldi.
Masterchef'e katıldın.
Aynen Masterchef'teydik.
Orada sevgi, saygı çok güzeldi.
İnsanlar çok heyecanlı, mutlu bizim için de.
Bunlar güzel şeyler. Dediğim gibi yolumuz uzun, enerjimiz de çok fazla.
Bakalım. Bol şans dilemekten başka bir şey gelmiyor o zaman.
Çok teşekkür ederim.
Çok güzel bir sohbet oldu Ahmet.
Gerçekten. Hem katıldığın için hem bu kadar böyle içtenlikle paylaştığın güzel mesajlar verdiğin için çok teşekkür ederim.
Senin son olarak söylemek istediğin herhangi bir şey var mı dinleyicilere?
Dediğim gibi bu konuşmanın amacı dinleyicilere biraz motivasyon, ilham, enerji vermekti.
Umarım başarmışızdır.
Yani hayatta bir şeyler başarmak istiyorsanız bazı hayalleriniz varsa ilk önce sevdiğiniz şeyi yap.
Daha sonra bu yolda da artık yani pes etmeden çok çalışarak bazen uzun sürebilir.
Yaşım geçti bilmem ne triplerine kapılmadan bu yolda devam ederseniz yani başaramayacağınız hiçbir şey yoktur diyorum.
Örneklerinden bir tanesi de benim.
Kesinlikle. Ben de kesinlikle katılıyorum.
Çok teşekkür ederim. O zaman görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. İyi günler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
