
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya dek mermeri oydum" der MichelangeloBu sözden yola çıkarak psikolog Roy F. Baumeister "Michelangelo etkisi" olarak adlandırdığı kavram üzerinden romantik ilişkilerimizin bizi ve hayatımızı nasıl şekillendirdiği üzerine konuştum.
Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe...
Bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayatı dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak, anlamak adına bir soru ile e-büyüten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineyesilcimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başına tıklayıp bilgi alabilir ya da ücretsiz ön görüşme randevusu oluşturabilirsiniz.
Alternatif olarak bana LinkedIn profilimden de her zaman ulaşabilirsiniz.
Bu hafta ilişkilerimizin, hayatımızı, benlik algımızı Ve ideal benliğimizi nasıl etkilediği, şekillendirdiği üzerine konuşmak istiyorum.
Çünkü ilişkilerimiz bize sevgi, arkadaşlık ve aidiyet duygusu sağlar.
İçinde bulunduğumuz ilişki hayatta varmak istediğimiz noktaya ulaşmak için bize destek ya da tam tersi köstek olabilir.
Ve maalesef ki bizler bazen romantik ilişki içindeyken gözümüzün önündeki köstekleri göremeyebiliyoruz.
Görsek de etkisini fark edemeyebiliyor ya da fark etsek de aksiyon almak yerine belki yalnız kalmaktan, belki maddi manevi bir şekilde güvenli bir liman aradığımızdan dolayı ite kaka da
olsa o ilişkiyi götürmeye çalışıyoruz.
Ama işte bugün ben birazcık buraları sorgulamak istiyorum.
Birazcık daha ilişkilerimiz hayatımızda neye hizmet ediyor, neye hizmet etmiyor bunları düşünmek istiyorum sizinle beraber.
Yıllar yıllar önce psikolog Roy Baumeister'ın Michelangelo etkisi olarak adlandırdığı bir kavram üzerinden konuşacağım bugün bu konuyu.
Çünkü Michelangelo der ki, mermere sıkışmış bir melek gördüm ve ona özgürlüğüne kavuşturuncaya dek mermeri oydum.
Michelangelo'ya göre ideal şekiller mermerin içerisinde gizlidir ve önemli olan o ideal şekilleri görüp serbest bırakmak, fazlalık olan işlevsiz taş parçalarından kurtulmaktır.
Şimdi bu yönden bakınca işte Roy Baumeister da diyor ki biz ilişkilerimizde de aslında bir Michelangelo görevi görebiliriz.
Burada başlamadan önce biraz daha detaya inmeden önce size iki tane sorum var.
Birincisi sizin için...
İlişki ne ifade ediyor?
Yani neden birisi ile belli bir süre ya da ömür boyu hayatımızı birleştirmek isteyelim?
Neden zaman, emek ve enerji harcayalım?
Buna aşk ve tutku diyebilirsiniz, güvenlik, sevgi ve saygı ihtiyaçlarını karşılamak diyebilirsiniz.
Ama görünen o ki...
Sadece bunlar yok derinlerde ideal benliğimize ulaşmak için daha fazla anlayış, daha fazla ilgi, destek bekliyormuşuz.
Günümüzdeki ilişkilerde yapılan araştırmalar böyle söylüyor.
Bunları sağlamayınca da karşı taraf memnuniyetsizliğimiz artıyor ve bunalıyoruz.
İlişkilerimizi sonlandırıyoruz hatta derinleştiremiyoruz bile.
Ki sosyolog Zygmunt Bauman'ın Akışkan Aşk isimli bir kitabı var.
Buradan da önermiş olayım. Çok severim.
Günümüzdeki hızlı ilişki dinamiklerini güzel eleştirel bir dille inceliyor.
Merak edenleriniz varsa onu okuyabilir ki ilerleyen dakikalarda daha fazla zaten kitap önerisine bulunacağım konuyla ilgili.
Şimdi konumuza geri dönecek olursak derin ilişkilerimiz olsa bile...
Ne kadar sevsek ve sevilsek de bir noktada yolumuzun tıkandığını hissedebiliyoruz.
Yani çok seviyorsunuzdur, seviliyorsunuzdur ama bir şeyler sizi rahatsız ediyordur.
Adını koyamadığınız bir şeyler vardır.
İşte biz bir şekilde engellendiğimizi hissettiğimize ilişkimizi sorguluyoruz.
Zamanımızı boşa harcıyormuş gibi hissediyoruz.
Bu engellenme hissi şunun gibi olabilir.
Yani sizin farklı gitmek istediğiniz bir destinasyon vardır hayatta ama o ilişki ona hizmet etmiyordur.
Belki ilişkinizin içerisinde o ilişkinin sorumluluklarından dolayı hep geri çekildiğinizi, hep yavaşlatıldığınızı, potansiyelinizi kullanamadığınızı hissediyorsunuzdur.
Bundan bahsediyorum. Bu konuda araştırma yapan uzman psikologların da çıkış noktası bu aslında.
Diyorlar ki kişilerin benliklerini şekillendirmesinde kişiler arası ilişkiler ve deneyimler önemlidir ve Bu ilişkiler içerisindeki partnerler benlik heykeltıraşı olarak işlev görebilirler.
Psikoloji alanında bu Michelangelo etkisi de yakın ilişkilerin bireylerin ideal benliklerini şekillendirmesine yardımcı olarak hizmet edebileceğini ileri sürüyor.
Bununla alakalı bayağı da bir araştırma var bu arada.
Kaynakları paylaşırım Newsletter'da.
Hazır buraya gelmişken bir de şeye bakalım istiyorum.
İdeal benlik nedir?
Yani ideal benlikten kastımız nedir?
Bireyin sahip olmayı istediği özelliklerini, hayallerini, arzularını, yeteneklerini, kişilik özelliklerini kapsar değil mi?
Ne zamanki kendini gerçekleştirme amacındaki bireyin kendisini algılayış şekli ve özü ile bağdaşlaşmaya başlar bu ideal benlik, işte o zaman kendini kabul ve kişisel uyumu da beraberinde getirir.
Ama bazen kendimizi öyle ilişkiler içinde buluyoruz ki...
Benliğimiz ile ideal benliğimiz arasındaki mesafe artıyor.
Ne demek istiyorum? Kendimizi olmak istediğimiz insandan, yaşamak istediğimiz hayattan çok uzak bir yerde buluyoruz ve o zaman da ne hayatımızdan zevk alıyoruz ne kendimizden hoşnut oluyoruz değil mi?
İşte Michelangelo etkisinin arkasında da aslında temelde...
Şu var, birbirimizin olumlu özelliklerini pekiştirip farkında olmadığımız yönlerini, potansiyellerini ortaya çıkarabiliriz.
Eğer sağlıklı bir ilişki içindeysek tabii ki bunun altını çizmekte fayda var.
Neden altını çizmekte fayda var dedim?
Çünkü sağlıklı bir ilişkide bu Michelangelo etkisi insanı ideal benliğine yaklaştırırken hayattan aldığı keyfi de arttırır ve İnsanın kendini kabul etme sürecini destekler.
Hem bireysel hem de ilişki anlamında doyuma ulaştığımız bir noktadır aslında burası.
Yani böyle bir ilişkiniz varsa ne mutlu size.
Eric Fromm'un aşk sanatı kitabında çok sevdiğim böyle altın çizdiğim bir cümlesi var.
Diyor ki bir kişi diğerini sadece gerçek benliği için değil aynı zamanda doğru koşullar altında olabilecek ideal benliği için de sever.
Bu cümle bence çok güzel bir cümle ve çok derin şeyleri anlatıyor.
Çünkü günümüzde Öyle bir beklentimiz var ki karşı taraftan.
Zihnimizde ideal bir partner var değil mi?
İdeal bir kişiliği, ideal bir görünüşü, ideal bir sosyal statüsü her şeyi var bu kişinin.
Ve ona uymadığı zaman biz rahatsız oluyoruz.
Bizi rahatsız ediyor ya da karşımızdakini biz rahatsız ediyoruz ve birbirimizi değiştirmeye çalışıyoruz.
Ama şöyle düşünün. Hayatta en çok vakit geçirdiğin her anına tanık olan bir insanla kendin olamadıktan sonra sürekli bir personaya bürünmek zorunda kaldığında, ideallerin
desteklenmediğinde ne işin olabilir ki o ilişkide?
Sonuç itibariyle orası senin konforlu alanın büyümene, gelişmene katkı sağlayan alan değil mi?
Tabii ki bunu bilmekle aksiyon almak arasında çok büyük fark var.
Neden? Çünkü her ilişkinin dinamiği farklı.
Çünkü hepimiz geçmişimizden, kendi aile yapılarımızdan, kendi tecrübelerimizden bir şeyler getiriyoruz.
Sırtımızda duygusal yüklerle geliyoruz.
Ve o ya da bu şekilde o ilişki bizim bir amacımıza, bir ihtiyacımıza hizmet ediyor olabilir.
Ne olabilir mesela? Maddi açıdan destekleyicidir.
Yani tek başınıza kaldığınızda o standartları sürdüremiyor olabilirsiniz.
Ya da manevi açıdan zaten tanıdığınız.
Batık olduğunuz bir ilişki paternidir.
Annenize benziyordur, babanıza benziyordur ve siz onunla nasıl başa çıkacağınızı biliyorsunuzdur.
Ya da sanki kos falasi dediğimiz batık gemi maliyetiyle ya ben bu ilişkiye bu kadar emek verdim, bu kadar sene verdim.
Şimdi her şeye sıfırdan tekrar nasıl başlayacağım diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ya da ruhunuz yorulmuştur yani yeni başlangıçlara hazır değilsinizdir.
Bunların hiçbiri eleştirilecek şeyler değil.
Hatta geçen haftaki bölümde bahsetmiştim hayata sıfırdan başlamak konusunda.
Dinlemediyseniz onu da öneririm.
Ama işte arada durup bazen muhakeme yapmak gerekiyor.
Neyin karşılığında neyden vazgeçiyorum?
Somut bir şekilde görmek, görmeyi istemek lazım.
Duygusal şiddet ve gaslighting bölümlerinde de bahsetmiştim bu yaz çektiğim bölümlerde.
Toksik ilişkiler içerisindeyseniz orada ihmal edilmiş hissedebilirsiniz, gözden çıkarılmış olabilirsiniz ya da haksız yere eleştirilebilirsiniz.
Alçaltıcı söz ya da davranışlara maruz kalabilirsiniz ve bu da...
Haliyle giderek insanın kendine olan güvenini, saygısını ve sevgiye olan inancını da azaltır.
Yani sonuçta biz belirli bir süre yaşamaya geliyoruz bu hayata değil mi?
Neden böyle hissederek yaşamaya devam edelim?
Yani baktığınız en fazla 70-80 sene bu hayatta.
Yani bu kadar kısa bir süremiz varken ben niye böyle bir ilişki içerisinde...
Bu şekilde hak etmediğim davranışlara maruz kalarak yaşayayım ki bunun çok daha farklısını yaşamak varken.
Çünkü aksi taktirde insan kendini hayatta güçsüz ve değersiz hisseder.
Toksik ilişkilerde insanın yaşam sevinci azalır.
Bakın etrafınıza gerçekten böyle yorucu ilişkileri olan insanların gözünün feri gitmiştir.
Kendini böyle yorgun hisseder.
Bir şeye takati yoktur.
Hayata karşı bir heyecanlı sevinç kalmamıştır.
Hatta zihnen de bedenen de hastalanır bu insanlar.
Ben şöyle düşünüyorum. Bizim değerimizi bilen insanların zaten ikna edilmeye ihtiyacı yok ki.
Yani bizim değerimizle alakalı ikna edilmeye ihtiyacı yok.
Bir insana gerçekten değer veriyorsa o ilişkiye de emek verir.
O kişiyi de sevgiyle kabullenir ve her gün değerini hatırlatır davranışlarıyla.
Ve şöyle bir şey var. Sizin değerinizi bilen, sizin potansiyelinizi bilen, sizi olduğunuz gibi kabul edip destekleyen insanlar zaten bu konular hakkında ikna edilmeye ihtiyaç duymazlar.
Yani kendinizi ispatlamak zorunda kalmazsınız.
Bence bu da ilişkiler içerisindeki en zor şeylerden bir tanesi.
Neden kendimi sürekli akıllı olduğuma, kapasitem olduğuna ya da potansiyelim olduğuna dair en yakın ilişkimde olan insana ispatlamaya çalışayım?
Ya da neden sürekli ben eleştirilme korkusu ama şimdi...
Tatsızlık çıkmasın ama şimdi herhangi bir şekilde işte bir laf dalaşına girmeyelim diye bir şeyleri yiyip yutayım alttan alayım.
Yani hayat böyle geçmez gerçekten.
Bunları niye söylüyorum? Bunu yaşayan çok fazla insan var.
Hepimiz yaşadık yaşıyoruz ve aynı şekilde bunun tam tersi olan bir dünya da mevcut.
Yani bu Michelangelo etkisinde...
ve birazdan da bahsedeceğim ilişkilerde birbirinin gelişerek, büyüyerek, sevgiyle, saygıyla potansiyeline ulaşmasını sağlayarak sağlıklı bir şekilde var olabilmek de mümkün.
Bu arada ben bölüm çekerken araştırmalarımı çok kapsamlı tutuyorum.
Bu konuyla ilgili çok daha fazla detay almak isterseniz benim psikoloji alanında güvenerek faydalandığım kaynaklarından bir tanesi Psychology Today sitesi.
Orada bütün araştırmaları da paylaşıyor.
Psikologların yazdığı makaleleri de paylaşıyor.
Sanıyorum ki ResearchGate sitesinden birkaç makale okuyarak hazırladım.
Onu da paylaşırım dediğim gibi Newsletter'da.
Bu bahsettiğim kaynaklar da bilimsel araştırmalarla destekli, yol gösterici, gerçek insanların hikayelerini barındıran içerikler ürettiği için ben seviyorum.
Bu konuda ahil merak ettiğiniz, araştırmak istediğiniz her şeyi kesinlikle öneririm.
Onu da arada söylemiş olayım aklıma gelmişken.
Hatta yine oralardan okuduğum bir detay da Londra Üniversitesi'nde psikolog Madoka Kumashiro.
Umarım ki doğru telaffuz ediyorum deriz.
Ama Michelangelo fenomeniyle ilgili bayağı böyle kapsamlı araştırma yapan kişilerden bir tanesi.
Bir sözü var çok hoşuma gitti.
Diyor ki eğer biri size inanıyorsa muhtemelen sizin özelliklerinizi, karakterinizi ve olumlu davranışları ortaya çıkartmaya daha yatkındır.
Şöyle bir ilişki hayal etsenize.
Partnerinizle olgun bir birlikteliğiniz var.
Güven içindesiniz. Seviyorsunuz, seviliyorsunuz ve aynı zamanda partneriniz sizin hayattaki koçunuz, mentorunuz.
Birlikte büyüyor, birlikte gelişiyorsunuz.
Sizin hayatta yapmak istediğiniz şeyleri destekliyor, motive ediyor.
Ekstra yük alıyor üstünüzden oraya alan açmak için, size alan açıp zaman yaratmak için.
En önemlisi de fiziksel ve psikolojik olarak güvende hissediyorsunuz o kişiyle beraberken.
Nasıl olurdu? nasıl evrilirdi ya da belki böyle bir ilişkideyseniz minik bir jest yapın partnerinize, yollayın bu bölümü, deyin ki sen benim Michelangelo'msun.
Dün kariyer planlaması üzerine çalıştığım bir danışanımla seanstayken ideal çalışma ortamı ve arkadaşlarından bahsediyordum.
Sonra durdu dedi ki romantik ilişkimde böyle olduğunda ben en iyi versiyonlarımdan biri oluyorum, böyle harekete geçiyorum, bütün istediklerimi yapabiliyorum, motive oluyorum gibi bir şey söyledi.
Tam kelimeleri hatırlamıyorum ama O kadar mutlu bir ifadeyle söyledi ki onun ilişkisinde böyle bir tatmini deneyimlemesi ve o deneyimin getirdiği enerji, belki de motivasyon
ya da yaşam sevinci ne derseniz deyin artık bana da yansıdı.
Kendimi çok iyi hissettim o an.
Yani büyük resmi düşündüğünüzde ilişki gerçekten insan hayatının...
en majör etkenlerinden bir tanesi.
Sağlıklı bir ilişki içinde olduğumuz zaman bu enerjimiz çevrenize de yansıyor ve bir noktada kelebek etkisi yaratıyor diye düşünüyorum ben.
Hani hep derler ya partnerler birbirine sen beni daha iyi bir insan yaptın diye.
İşte bu da bir Michelangelo etkisi.
Norveç bölümündeki konuğum Rabia'yı hatırlıyor musunuz?
Orada Rabia bahsetmişti çok benzer bir hikayeden.
Eşinin onu Sevdiği şeyleri bulması konusunda nasıl teşvik ettiğini, sonrasında da nasıl hayata geçirmesine yardımcı olduğunu, ev yükünü, çocuk bakımı yükünü üzerinden alarak
nasıl onu daha da desteklediğini mutlaka dinleyin onu isterim.
Rabia'nın örneğini vermemin sebebi de Michelangelo etkisinin psikolojide 3 aşaması var diyor psikologlar ve bu 3 aşamaya çok güzel bir örnek teşkil etmesi.
Ne demek istiyorum? Birincisi...
Partner onaylaması yani partnerinizin sizi olduğunuz gibi kabul etmesi.
İkincisi partnerin algısal onayı yani sizin potansiyelinizin farkında olması ve bunu algılayabilmesi.
Üçüncüsü de davranışsal onayı.
Şimdi bunu başka bir örnekle de açayım.
Diyelim ki siz zaten partner olarak birbirinizi onayladığınız bir ilişki içindesiniz.
Yani olduğunuz gibi kabul ettiğiniz bir ilişki içindesiniz.
Bu birinci adım. İkinci adımda da sizin bir sanatçı kişiliğiniz var.
Ama o ya da bu sebepten dolayı bunu hiçbir zaman ortaya çıkartamamışsınızdır.
Ama partneriniz farkındadır.
Sizin ilgi alanınızın, o sergilere, galerilere gittiğinizde, müzelere gittiğinizde, o resimlere nasıl hayran hayran baktığınızın, bununla ilgili geçmişte başınızdan geçenleri, neyi ne kadar istediğiniz ama yapamadığınızı
belirttiğinizde sizi iyice dinlemiştir, iyi bir gözlemcilidir de.
Ve bir doğum gününüzde...
Bakarsınız ki partneriniz elinde tuval ve yağlı boyama setiyle gelmiş, size böyle güzel bir jest yapmıştır, böyle güzel bir hediye almıştır.
İşte bu şekilde partnerler birbirlerini şekillendirir ve ilişkilerinde Michelangelo etkisini yaratırlar.
Kalıplara çok bağlı kalmanın da manası yok bu arada ama birbirini desteklerler, potansiyelini açığa çıkarırlar diyelim.
Birbirlerinin ideallerine uygun davranışları ve kişilik özelliklerini de açığa çıkartırlar.
Geçtiğimiz sezonlarda çektiğim Marie Curie bölümünü dinleyenler hatırlar ya da eğer belki...
seni izlediyseniz orada Pierre Curie ile Marie Curie'nin birbirini ideallerine ve hedeflerine yönelik nasıl desteklediğini çok net görebilirsiniz.
Ben izlediğimde çok hayran kalmıştım.
Gerçekten çok ilham verici bir hikaye.
Bir tane video vardı bir de Instagram'da.
Bir kere izledim ama bir daha bulamadım.
Hiç unutmuyorum. Böyle aklıma kazınmış.
60 senelik evli bir çift var.
Nasıl mutlu bir şekilde evli kaldınız diye soruyorlar adama.
Adamcağız da diyor ki bu süre boyunca belki 5 farklı kişiye büründü benim eşim.
Ama ben her seferinde onun olduğu kişiyi kabul ederek değiştirmeye çalışmadan uyum sağladım.
Tabii ki sadece adam değil, bu tek taraflı olacak bir şey değil.
Her iki tarafın da aynı özveriyi vermesi gerekiyor.
Ama belki burası da üzerine konuşulacak konulardan bir tanesidir.
Ben ilişki içinde değişimi kabullenmeye çok inanıyorum açıkçası.
Mesela sen çok değiştin diye partnerin üzerinde baskı kurmak bana saçma geliyor.
Ve ilk aklıma gelen şey şu oluyor.
Değişmemek tuhaf olmaz mıydı zaten?
Yani bu kadar sene içerisinde bu kadar olay yaşıyoruz, bu kadar tecrübe biriktiriyoruz ve haliyle evrediyoruz.
Kendimizi keşfettikçe istek ve arzularımız da değişkenlik gösterebilir.
Bundan doğal ne var? Önemli olan o değişime ayak uydurabiliyor muyuz?
Birbirimizi destekliyor muyuz?
Çünkü birbirimizin potansiyelini görebilirsek bunu yapabiliriz değil mi?
Ya da o değişim bizi yorduğunda, ruhumuzu yorduğunda...
Partnerimizle hayatın farklı noktalarında, farklı beklentilerinde olduğumuzu görünce o ilişkiyi sonlandırabiliyor muyuz sağlıklı bir şekilde?
Yoksa bir şekilde ite kaka da olsa devam ettirip ideal benliğimizin ihtiyaçlarını rafa mı kaldırıyoruz?
Bunları arada işte düşünmek, gözden geçirmek bence çok kıymetli.
Bazen diyorum ki keşke ilişkiler için de bize okullarda eğitim verilse.
Ben bundan 6-7 sene önce Eric Fromm'un Sevme Sanatı kitabını okuduğumda Vay anasını demiştim.
Böyle bir ilişki kurmak, yürütmek mümkün mü acaba ya?
Sonra gördüm ki isteyince oluyor.
Mümkün oluyor. Ha bazen onun da miyadı doluyor ama hepsi de bir öğrenme değil mi sonuçta?
Buradan o kitabı da önermiş olayım.
Hatta Alain de Batı'nın Aşk Üzerine ve Aşk Dersleri diye iki kitabı da var.
Hayat Okulu kitabında da ilişkiler üzerine çok güzel tespitleri var.
Mutlaka bakın derim. TED konuşmaları da var YouTube'da.
Sadece tabii ki sizin okumanız ve sizin izlemeniz olacak bir şey değil.
Hani partnerinizin de okuması iyi olur diye düşünüyorum.
Yani sonuç olarak partnerleriniz her gün size kim olduğunuzu ve neye değer olduğunuzu hatırlatan insanlardır.
Kötü hissettiğinizde sizi yeniden ayağa kaldırmak için duygusal destek sunan, sunması gereken kişidir.
O yüzden kapatmadan önce birkaç sorum daha var size.
Kendiniz olabildiğiniz bir ilişki içinde misiniz?
Desteklendiğiniz, saygı gördüğünüz bir ilişki içinde misiniz?
İlham aldığınız ve ilham verdiğinizi hissettiğiniz bir ilişki içinde misiniz?
Elif Rom'un da dediği gibi aşk sadece bir duygu değil bir sanattır.
Partnerinizle bu sanata hakkını vererek icra ettiğinizi düşünüyorsanız eğer kendisine minik bir jest yapın.
Bu bölümü gönderin yanına da minicik böyle güzel bir mesaj koyun.
Ya da daha yeni partneriyle yollarını ayırmış ama daha iyisini hak ettiğini düşündüğünüz arkadaşlarınız varsa onlara da bu bölümü gönderebilirsiniz.
Bu podcastta mikrofona getirdiğim konularda birebir çalışmaya daha derine inmeye ihtiyacınız varsa da biliyorsunuz bana açıklamalardaki linklerden her zaman ulaşabilir ve ücretsiz ön görüşmeye randevusu alabilirsiniz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
