
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Cesaret, sabır, özgüven, adanmışlık ve başarı.. Bilim için ölen kadın olarak tarihe geçen Marie Curie'nin hayatından öğrenecek çok şeyimiz var. Siz de kendisinin ilham dolu bu hikayesini merak ediyorsanız gelin beraber dinleyelim.Mindfulness Temelli Koçluk için benimle çalışmak isterseniz iletişim linkiFarkındalıkla Günlük Tutma - Mindful Journaling Kursu KayıtInstagramArtwork: Michel Keck
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e, hoş geldiniz.
Bu hafta size tarihe adını altın harflerle kazımış bir kadından bahsetmek istiyorum.
Dünya tarihinde Nobel ödülünü alan ilk kadın ve Nobel tarihinde de iki farklı kategoride iki ayrı ödül alan ilk insan.
Ama her şeyden önemlisi buluşlarıyla bugün bile bilim insanları ve doktorlar için hayati önem taşıyan çalışmaların mimarı, bilim tarihinin en önemli insanlarından biri
nam-ı değer Madame Curie yani Marie Curie.
Neden bu hafta bu konuyu seçtim?
Çünkü Marie Curie bana hayata karşı duruşuyla, pratik zekasıyla, zorluklara karşı göğüs germesiyle inanılmaz ilham olan bir kişi ve bence hepimizin onun hayatından
öğreneceği çok şey var.
O yüzden de fazla uzatmadan hemen konuya giriyorum.
Hazırsanız başlayalım.
Öncelikle hadi gelin ufak bir tarih yolculuğu yapalım ve 1867 Polonyası'na Marie Curie'nin Maria Sklodowska olarak doğduğu döneme gidelim.
Burası çok önemli bence çünkü dünya tarihin akışının değişmesinde büyük rol oynamış insanların doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı şartları bilmek bu kişilerin motivasyonu hakkında bize çok güzel ipuçları veriyor
ki baktığınızda zaten Marie Curie'nin doğduğu ve yaşadığı şartlar en kolay şartlar değil.
Çünkü her şeyden önce Polonya o dönem Rus işgali altında ve kendi dillerinin konuşmaları yasak olduğu gibi kendi tarihlerini öğrenmeleri ve öğretmeleri de yasak.
Ama Maria eğitimci bir aileden geliyor.
Annesi dönemin en prestijli kız yatılı okullarından bir tanesinde baş öğretmen.
Babası da fizik ve matematik öğretmeni ve bu alanda çalışmalar yapıyor.
Ve her zaman için vatan sevgisini ve köklerini unutmamayı çocuklarına aşılıyorlar.
Hatta yıllar sonra Marie Curie'nin radyoaktivite alanında çalışmalar yaparken ilk bulduğu elemente Polonyum ismini vermesi de aslında bu ebeveynlerinin ona aşıladığı
vatan sevgisinden geliyor vatanını onurlandırmak için.
Ama oraya sıçramadan önce bu çalışmaları nasıl yapmaya başladı ve bilimle nasıl haşır neşir oldu bu konudan bahsetmek istiyorum.
Şimdi Marie Curie'nin dediğim gibi babası matematik ve fizik öğretmeni ve Marie Curie hep böyle babasının evdeki fizik alet edevatlarından etkilenen onları kurcalayan bir çocuk.
Bu merakı sayesinde de zaten okula başladığında çok başarılı oluyor.
Bütün derslerinde birinci oluyor.
Ama tabii hayat öyle bir şey ki her zaman bizim istediğimiz gibi gitmiyor.
Marie 8 yaşındayken ablası Zofia'yı tifozdan kaybediyor ve 10 yaşındayken de annesini tüberkülozdan kaybediyor.
Bu iki büyük kayıp Marie Curie'yi gerçekten derinden etkiliyor.
Yani sonrasında insanlık için bir şeyler yapma, insan sağlığını iyileştirmek için bu kadar çalışma yapmasının arkasında da aslında bu var.
Ve o zamanlardan daha Marie Curie kendini derslere adıyor.
Marie Curie yani daha o zaman Maria ilkokulda olduğu gibi lisede de inanılmaz başarılı ve tüm derslerden birinci olarak mezun oluyor.
Ama önünde şöyle bir engel var.
O dönemin Polonyası'nda kızların üniversite eğitimi alması yasak.
Hele Polonyalı kızların bilim için eğitim alması söz konusu bile değil.
Yani bir kadın olarak üniversite eğitimi almak istiyorsanız yurt dışına gitmek zorundasınız.
Ama Maria ve diğer hayatta kalan ablası Bronya'nın o kadar büyük bir öğrenme ve bilim aşkı var ki bunlar kendi aralarında bir anlaşma yapıyorlar.
Ve Bronya Paris'e gidiyor Marie Curie de çalışıp ona para göndererek okumasını sağlıyor.
Bronya mezun olduktan sonra tam tersini yapacakları şeklinde sözleşiyorlar.
Bakar mısınız yalnız nasıl bir çözüm üretmedir yani tamam kaderimiz bu biz de oturalım demiyorlar.
durursak büyük bir risk alıyorlar.
Neyse ablası gidiyor.
Marie Curie 17 yaşında.
Yani Maria. Yani bir Marie Curie bir Maria diyorum.
Aklınız karışmasın. Daha Marie Curie olmadı.
Şu an Maria. Neyse.
Maria 17 yaşında başlıyor zengin ailelerin çocuklarına dadılık ve öğretmenlik yapmaya.
Hatta dadılık yaptığı çocukların yaşadığı evlerden bir tanesi de çok böyle uzaktan akrabalarının olduğu bir ev.
Böyle kendi evine 60 km uzaklıkta falan.
Buradaki evin Bir tane de yakışıklı oğlu var.
Vakti zamanında Maria buna aşık oluyor.
Çocuk da aşkına karşılık vermek istiyor ama ailesi Maria fakir olduğu için bu aşkı onaylamıyor ve çocuk da aşkına karşılık veremiyor.
Maria da aşkını kalbine gömüyor ve bir süre daha bu evde çalışmaya devam ediyor.
Çünkü bu kadının bir amacı var.
Uğruna baş koyduğu bir yol var ve bu yolda onu yolundan saptıracak hiçbir şeye izin vermiyor.
O dağını büyük resimden hiçbir zaman ayırmıyor.
Bu arada bir yandan çalışıp ablasına para yollarken bir yandan da öğrenmesine ara vermiyor.
Dediğim gibi o dönemler Polonya Rusya'nın işgali altında ve...
Rus güçleri Polonyalı gençlerin kendilerini geliştirmelerini okuyup öğrenmelerini çok da fazla istemiyorlar.
Çünkü kendilerine karşıt gelecek herhangi bir güç görmek istemiyorlar.
Ama işte bir şeyi ne kadar baskılarsanız insanları da o kadar kamçılarsınız.
O dönemin bağımsız akademisyenleri de buna göz yummuyor ve Floating University adı verilen bir sistem oluşturuyorlar.
Yani hükümetten gizli olarak eğitim fırsatı olmayan Polonyalı gençleri Eğitim açıyorlar, böyle gizli okullar, gizli eğitimler veriyorlar.
Ve tabii ki de Maria bunu kaçırmıyor ve bilim derslerine katılıyor.
Bir yandan da hala daha kendini geliştirmeye devam ediyor.
Dönemin şartları göz önüne alındığında bu yapılan şey hem eğitmenler hem de eğitime gidenler açısından büyük bir cesurluk.
Maria'nın hayata bakış açısı bu.
Hatta şöyle bir sözü var çok seviyorum.
Diyor ki hayatta hiçbir şeyden korkmayın.
Yalnız her şeyi anlamaya çalışın.
Şimdi anlama zamanı.
Yani bu kadının anlama ve öğrenme aşkı merakı her şeyin önüne geçiyor.
Derken 7 sene sonra Maria'nın ablası Bronya bir mektup gönderiyor ve diyor ki Tamam artık Paris'e gelebilirsin.
Maria 24 yaşında ve hazırlanıp Paris'e gidiyor.
Ama burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var.
Bakın kadın demiyor ki yahu ben 24 yaşındayım bu yaştan sonra üniversitemi okunur.
İş işten geçti artık benim yaşım geçti artık ya da ben çok geç kaldım diye bir şey kesinlikle demiyor.
Büyük bir hevesle Paris'e gidip Sorbonne Üniversitesi'nde fizik bölümüne kaydını yaptırıyor.
Ve adını da artık Maria'nın Fransızca versiyonu olan Marie olarak değiştiriyor.
Ama adımı değiştirdim, kaydımı yaptırdım oldu mu?
Tabii ki olmadı. Bu kadının önünde iki büyük engel daha var arkadaşlar.
Birincisi dil bariyeri.
Dil bilmeden gidiyor.
En hızlı şekilde bu dili öğrenmesi gerekiyor o dersleri anlayabilmesi için.
İkincisi de eğitim olarak akranlarının gerisinde olması.
Yani hem o dili öğrenmesi hem de çok daha fazla çalışması gerekiyor ki akranlarını yakalayabilsin.
Bunun içinde bulduğu çözümlerden bir tanesi okula yakın bir ev tutmak.
Çünkü hali hazırda ablasının evinde kalıyor.
Ablası Bronya ve eşiyle birlikte kalıyor.
Ama bu ev okula çok uzak.
Marie de ne yapıyor? Tabii ki yine bir çözüm üretiyor.
Ve okula çok yakın tavan arasında köhne bir ev tutuyor.
Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir konu daha var.
Bu evin ısıtması dahi yok.
Bu yüzden de Marie...
Hep kütüphanede vakit geçiriyor.
Kütüphane sıcak olduğu için ve kütüphane kapanana kadar kütüphanede kalıyor.
Uyumaktan uyumaya eve gidiyor.
Ve bir buçuk senenin sonunda fizik bölümünü birincilikle bitiriyor.
Ondan sonra da matematik bölümüne kaydını yaptırıyor.
Bildiğim kadarıyla kısa bir süre sonra da fizik yüksek lisansı için üniversiteden kabul alıyor.
Kadının azmine bakar mısınız?
Bilgiler içerisinde şöyle bir şey de var.
Tarihi birçok kaynakta yazar Marie Curie o kadar çok çalışıyormuş ki yaşıtlarını yakalayabilmek için bazen yemek yemeyi unutuyormuş.
Açlıktan bayıldığı zamanlar varmış.
Yani bir insan yaptığı işe kendini bu kadar adayabilir, bu kadar dedike olabilir.
Ama neden? Çünkü bir amacı var ve bu amacını hep kendine hatırlatıyor.
Hem kendine inanıyor hem de o amacını gerçekleştirebileceğine inanıyor.
İnsanlara faydalı olabileceğine inanıyor ki sonunda da oluyor zaten.
Neyse biz hikayemize kaldığı yerden devam edecek olursak işin daha da heyecanlı kısmı asıl şimdi başlıyor.
Çünkü Marie bunları yaparken bir yandan da elektrik ve manyetik alanında çalışan bir firmada işe başlıyor.
Ama buradaki işlerini yapabilmesi için bir laboratuara ihtiyacı var ama laboratuarı yok.
Ortak arkadaşları da onu yine aynı alanda çalışmalar yapan ve Dönemin en tanınan bilim insanlarından biri olan Pierre Curie ile tanıştırıyorlar.
Çünkü Pierre aynı zamanda bir laboratuvarın başında görevli.
Marie Pierre'in laboratuvarında çalışmaya başladıktan sonra tahmin edebileceğiniz üzere Pierre'i inanılmaz derecede etkiliyor zekasıyla ve çalışkanlığıyla.
Ve bu ikilinin hem fizikleri uyuyor hem de kimyaları tutuyor aralarında güzel bir aşk başlıyor.
Ama böyle güzel aşk demişken inanılmaz romantik şeyler düşünmeyin.
Çünkü tarihte kaynaklarda şöyle bir şey yazıyor.
Pierre Marie'ye hediye olarak yaptığı fizik çalışmalarının imzalı kopyalarını veriyormuş.
Ne kadar doğru bilmiyorum ama.
Benim çok hoşuma gitmişti bu.
Neyse beraber çalışıyorlar.
Pierre kısa bir süre sonra evlenme teklifi ediyor Marie'ye.
Ama Marie kabul etmiyor.
Çünkü Marie'nin amacı masterını bitirip Polonya'ya ülkesine dönüp orada kendi ülkesine faydalı olmak.
O yüzden de masterını bitirdikten sonra bir süreliğine tatile dönüyor Polonya'ya.
Ama orada görüyor ki...
Kadınlar akademisyen olamıyor.
Polonya hala daha bıraktığı yerde yani hiçbir şekilde ilerleyememiş.
Bu arada da Pierre'in imzalı fizik çalışmaları artık yerini aşk mektuplarına bırakıyor ve Marie'yi ikna etmeye çalışıyor.
Bak ne olur gel burada doktoranda yaparsın, evlenelim, beraber çalışalım, hem hayat arkadaşı hem iş arkadaşı olalım diye mektup yollaya yollaya Marie'nin fikrini değiştirmeye başlıyor ki
Marie de zaten Polonya'daki durumu göz önüne alarak Sonrasında Paris'e geri dönüyor ve doktorasına başlıyor.
Aynı zamanda tabii evleniyorlardı.
Ve hatta evlendiklerinde aldıkları bu hediye paralarla kendilerine bisiklet alıyorlar.
Laboratuvara daha kolay gidebilmek için.
Hani bunu başka hiçbir şeye harcamıyorlar.
Ki bu arada laboratuvarda yaptıkları bütün çalışmaları da kendi ceplerinden veriyorlar.
Ve uzun sürede kendi ceplerinden verecekler.
Bu arada ufak bir parantez açmak istiyorum.
Tam da o dönemlerde Wilhelm Röntgen isimli bir fizikçi ve mühendis.
Evet doğru tahmin ettiniz Röntgen cihazının ismi buradan geliyor.
Wilhelm Röntgen elektrik tüpünden gelen görünmez ışınları keşfediyor ve buna X-ray ismini veriyor.
Bilinmediği için X-ray ismi de buradan geliyormuş arkadaşlar.
Ben de bunu araştırırken öğrendim.
Neyse bu keşif gerçekten de bir devrim niteliği taşıyor ve birkaç ay içerisinde tıp dünyasında çok yaygınlaşıyor.
Ama aynı zamanda Henry Becquerel isimli başka bir fizikçi var.
Ve Henry Becquerel de şunu fark ediyor.
Yani biz bu ışınları sadece bir elektrik tüpünden almıyoruz.
Çünkü bir uranyumu var elinde.
Bunu böyle çekmecesinde fotoğraf kağıtlarının üzerinde unutuyor.
Birkaç gün sonra çekmecesini açtığında bu kağıtların üstünün lekelendiğini görüyor.
Ve aslında bu ışınları farklı elementlerin yaydığını da anlayabiliyor.
Ama o dönem kimse Henry Becker'in yaptığı bu çalışmaya kulak asmıyor.
Birazcık halı altına süpürüyorlar Marie Curie hariç.
Marie Curie bu olayı çok merak ediyor ve onunla birlikte çalışmaya başlıyor.
Hatta tezini de radyasyon üzerine yapıyor.
Bu arada yine aynı dönemde Marie Curie'nin bir çocuğu da oluyor.
Ama tabii ki bu onu yavaşlatıyor mu?
Yavaşlatmıyor. Çünkü en başta ne demiştik?
Bu kadının varmak istediği bir nokta var.
Varacağı yeri... biliyor ve onun uğruna çalışıyor.
Marie Curie sistematik bir şekilde 70 tane elementi inceliyor.
Önce toryum elementinin de bu ışınları yaydığını buluyor.
Ondan sonra da doğada bulunan taşları inceliyor ve Uraninit'in içerisinde yine benzer ışınları buluyor ama şunu fark ediyor.
Yani bu gereğinden fazla radyasyon yayıyor.
Bu neden olabilir diye sorguluyor ve gerçekten de hiçbir şekilde peşini bırakmıyor bu sorgulamanın ve sonunda da yeni bir element ortaya çıkıyor.
Polonyum. Hatırlayın en başta ne demiştim?
Ülkesini onurlandırmak adına ilk bulduğu elemente Polonyum ismini veriyor.
Polonya'dan gelen bir isim olsun diye.
Tabi bu esnada Pierre Curie de Kendi işlerini bırakıp Marie Curie'ye yardım etmeye başlıyor ve onunla birlikte araştırmalar yapıyor.
Çünkü buradaki cevherin farkında, çok ilgisini de çekiyor.
Birlikte araştırmalara devam ediyorlar.
Bu esnada radyoaktif terimini de literatüre kazandırmış oluyorlar.
Çok geçmeden yeni bir element daha buluyor Marie Curie, radyum.
Bunun farkı ise diğer elementlerden çok daha fazla radyasyon yaymasıydı.
Tabi bunları buldular ama...
Evet biz yeni element bulduk hadi literatüre geçirelim diye bir şey olmuyor.
Bunu kanıtlamaları lazım.
Peki nasıl kanıtlayacaklar?
Bu elementleri saf olarak elde etmeleri ve atom ağırlıklarını hesaplamaları gerek.
Bakın yine o dönemin şartlarını göze alın.
Bu ikili Paris'te Avusturya yakınlarında bir yerde bir uranyum cevheri madeni keşfediyorlar ve buradan tonlarca bu cevherden alıyorlar.
Hepsini kendi ceplerinden harcıyorlar hala.
Tonlarca bu cevherden alıp yakınlarda da bir depo kiralayıp bu uranyum cevherlerini işlemeye başlıyorlar.
Sadece saf radyum elde edebilmek için.
Ve ilk polonyumun keşfi 1898'di galiba.
Toplam 1902 yılında saf olarak elde edip atom ağırlığını hesaplayabiliyorlar.
Ve bu süre zarfında Marie Curie bir sürü makale yayınlıyor.
Doktorasına devam ediyor, çocuğuyla ilgileniyor.
Yani bu multitaskingin Allah'ını yapıyor öyle diyebilirim.
Neyse sonrasında bunu...
Yani artık yeni bir elementin keşfi olduğu belli.
Ve böylece 1903 yılında Marie Curie, Pierre Curie ve Henri Becquerel Nobel Fizik Ödülünü paylaşıyorlar.
Ama burada bir parantez daha açacağım.
Marie Curie'ye ödülü vermek istemiyorlar.
Marie kadın olduğu için cinsiyet ayrımcılığına bakar mısınız?
O dönemin komitesinde Nobel komitesinde İsveçli matematikçi Giosamita Leffler diye bir adam var.
Ve Marin'in çabalarının boşa gitmesini istemiyor.
Çünkü neler yaptığını biliyor.
Ve Pierre Curie ile iş birliği yapıyorlar.
Ve Pierre de zaten şunu diyor.
Eğer eşimi de tanımayacaksanız ben bu ödülü almıyorum.
Ve sonuç itibariyle 1903'de Üç kişi birlikte Nobel ödülünü paylaşıyor.
Marie Curie de Nobel ödülünü alan ilk kadın olarak böylece tarihe geçiyor.
Hatta size burada bir film önerisi de yapayım.
Marie Curie The Courage of Knowledge.
Marie Curie Bilginin Cesareti diye Fransız yapımı bir film var.
Bu film aslında bu ilk Nobel'den başlıyor.
Bu en baştaki hayatını anlatmıyor Marie Curie'nin.
Ama bu ilk Nobel'den başlayarak Fransız Akademisi'nde bunun tanıtımını yaptıkları sahneyi alıyor.
Armeniz lazım herkes gelip Pierre Curie'yi tebrik ediyor ve Pierre Curie her seferinde ve Marie Curie diye eşini de ekliyor.
Eşini de ön plana çıkartmaya çalışıyor.
Onun da ne kadar çok emeği olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Ama zaten oradaki tek kadın Marie Curie ve insanlar inanılmaz derecede oradaki bilim adamları yok sayıyor kadını.
Neyse. Demem o ki aslında sizi destekleyen birinin olması da çok önemli.
Çıktığınız bu yolculukta ya da sizi destekleyecek birini seçmeniz de çok önemli.
Bence Marie Curie'nin en büyük şansı ya da yaptığı en doğru seçimlerden bir tanesi de diyebiliriz buna.
Eşi Pierre Curie'ydi tabii ki de.
Yani hırsının ve çalışkanlığının azminin yanında.
Bu arada şöyle bir detay da vermeden geçmek istemiyorum.
Bu çiftin bu ayrıştırdıkları buldukları saf radyumun bir miligramı 100 bin dolara mal oluyor.
Yani patentini alıp zengin olabilirlerdi ama böyle bir şey yapmadılar bilgilerini.
Herkesle tüm dünyayla paylaştılar.
Çünkü bilimin ve buluşların herkesin faydası olması gerektiğine inanan bir çiftten bahsediyorum.
Ve hatta Marie Curie'nin şöyle bir sözü var.
Bireyleri geliştirmeden daha iyi bir dünya kurmayı umamazsınız.
Bu amaçla her birimiz kendi gelişimimiz için çalışmalı ve aynı zamanda tüm insanlık için genel bir sorumluluğu paylaşmalıyız.
Özel görevimiz en faydalı olabileceğimizi düşündüğümüz kişilere yardım etmektir.
O yüzden de bu çift bu buluşu herkesle paylaşıyor ve dikkat ederseniz Marie Curie aslında değişimin ve faydalı olmanın kendimizden başlamak olduğunun altını çiziyor ki
ben buna sonuna kadar katılıyorum.
Hikayemize geri dönecek olursak bu esnada Curie çiftinin bir çocukları daha oluyor ve bu Nobel ödülünü de kazandıktan sonra bir iki sene kadar Daha mutlu mesut bir aile olarak yaşamaya devam ediyorlar.
Ta ki yağmurlu bir Paris gününde Pierre Curie bir at arabasının altında kalarak oracıkta can verene kadar.
Marie Curie'nin bu kayıptan ne kadar etkilendiğini, ne kadar mahvolduğunu tahmin edebilirsiniz.
Yani hem hayat arkadaşını, hayattaki en çok sevdiği insanlardan birini hem de iş arkadaşını kaybediyor.
Ama Marie Curie ne yapıyor?
Annesi ve ablasını kaybettiği zamandaki gibi kendini delicesine çalışmaya adıyor.
Onun da sanıyorum ki acıyla başa çıkma yöntemi bu.
Bir şekilde dikkatini dağıtarak ya da farklı bir şeye vererek o içinde kopan fırtınaları dindirmek istiyor.
Bunun içinde daha donanımlı bir laboratuvara ihtiyacı var daha çok çalışabilmek için.
Şimdi şurada minik bir parantez daha açayım.
Parantez açı açı bir hal oldum ama bence önemli detaylar.
Marie Curie ve Henri Becquerel Nobel fizik ödülünü aldıktan sonra Pierre Curie Sorbonne Üniversitesi'nde profesör oluyor ve Fransız Bilim Akademisi'ne seçiliyor.
Hatta çalışmalarını birlikte yapabilmek için de ona bir laboratuvar sözü veriyorlar.
Ama tabii bu laboratuvar atanmadan hayatını kaybettiği için o konu havada kalıyor.
Marie Curie de... Gidiyor diyor ki benim bu laboratuvara ihtiyacım var çalışmalarımı yapabilmek için.
Eğer bana laboratuvar tahsis ederseniz karşılığında ben de eşimin bıraktığı yerden derslere devam edebilirim.
Marie Curie bunun için savaşmak zorunda kalmıştır.
Çünkü o Fransız bilim akademisindeki herkes erkek ve sırf kadın olduğu için bu kadını istemiyorlar.
Hatta Marie Curie...
İlk Polonyum ve Radyum'u keşfettiğinde Fransız Bilimler Akademisi'ne kendi imzasını taşıyan bir notla bu durumu bildiriyor.
Ama yine aynı bilim akademisinin dönemin egemen bilim anlayışına göre yalnızca doktora öğrencisi olan bir kadının babasının ya da kocasının imzası olmaksızın
böyle bir notu yollaması doğru karşılanmıyor.
Bakar mısınız buradaki cehalete?
Bir de bilim insanı olacak bunlar ya.
Gerçekten kendimi ben öldüreceğim.
Böyle bir saçmalık olabilir mi?
O dönemde yaşasaydım inanın Duygusal dayanıklılık anlamında ne kadar başa çıkabilirdim ve Marie Curie gibi göz kerebilir miydim?
Hiçbir fikrim yok. Ama tabii Marie Curie gibi bir nokta da olur muydum?
Orası da tartışılır. Neyse ben konuma geri dönüyorum.
Sonunda Marie Curie buradaki profesörlük görevini alıyor.
Ve hatta böyle herkes onun bu görevin altından kalkamamasını umuyor.
Gerçekten ilk dersinde amfi böyle tıklım tıklım dolu.
İnsanlar da orada onu destekleyenler de ama kadın gerçekten çok güzel bir biçimde eşinin bıraktığı yerden dersi alıp anlatıyor.
Herkes de büyülüyor ve bırakıyor.
Bunu alıyor profesörlük okey cepte ama bilim akademisine üyeliği tek bir oyla reddediliyor.
O da yine kadın olduğundan dolayı cinsiyetçilikten dolayı.
Yine de hiçbir şekilde pes etmiyor ve Hem görevini doğru bir şekilde yerine getirmeye hem de çalışmalarına devam ediyor Marie Curie.
Bundan birkaç sene sonra da artık gerçekten ününün en top noktalarındayken adı bir yasak ilişkiye karışıyor.
Kendisi gibi bir bilim insanı olan Paul Langevin.
Bu sayısını tekrarlamayacağım.
Bana kalsa Langevin diye okurum ama neyse.
Yine kendisi gibi bir bilim insanı olan Paul bile aralarında bir aşk filizleniyor.
Paul inanılmaz hayran zaten Marie Curie'ye zekasına hayran, kişiliğine hayran.
Ama Paul aynı zamanda evli ve dört çocuklu bir insan.
Şimdi buranın ahlaki boyutlarına falan girmeyeceğim.
Beni ilgilendirmez, haddime de değil, kimseyi de ilgilendirmez.
Kimin ne yaşadığını bilmiyoruz.
Ama tabii ki bakın ki 20.
yüzyılın ilk yarısının ahlak bekçilerini çok fazla ilgilendiriyor ve kadıncağızlığı bir karalama.
çalışması yürütüyorlar ve dediğim gibi o dönem tam da ününün en top noktasında olduğu için şöhretinin arttığı bir noktada olduğu için tüm böyle Avrupa basınında çok fazla ilgi görüyor bu haberler
ve Marie Curie depresyona giriyor.
Yani düşünsenize hayatı boyunca yaşamak için mücadele vermiş, kadın olmasından dolayı var olmak için mücadele vermiş, hayallerinin peşinden koşmak için mücadele vermiş.
Ve sonunda artık bu mücadelelerden yorulmuş bir insan yani çok bence haklı depresyona girmekte.
Neyse ki yanında olup onu destekleyen insanlar da var.
Bunlardan bir tanesi tabii ki kız kardeşi Bronya.
Diğeri laboratuvar asistanları ve kızları.
Hatta yine dönemin en bilinen bilim insanlarından bir tanesi Albert Einstein Marie Curie'ye hayran bir insan daha.
Marie Curie'ye çok güzel arkadaşça...
Onun ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar desteklediğini belirten, neler yaptığını hatırlatan çok güzel bir mektup yazıyor.
Böyle de bir detay var. Neyse Marie Curie her şeye rağmen ikinci Nobel fizik ödülünü de alıyor.
Ama bu Patriark Fransız Bilim Akademisi kadının İsveç'e gidip ödülünü almasını istemiyor.
Neden? Çünkü adı yasak aşka karışmışmış.
Ve onu engellemeye çalışıyorlar.
Ve Marie Curie de diyor ki...
Ben eğer erkek olsaydım da bana aynı şeyi diyor olacak mıydınız?
Ben bu ödülü yaptığım çalışmalar sayesinde aldım.
Özel hayatımın bununla hiçbir alakası yok.
Ve oraya gidiyor ikinci ödülünde alıyor ve şöyle bir söz söylüyor.
İnsanların fikirleriyle ilgilenin hayatlarıyla değil.
Polonyum ile radyum elementlerinin keşfiyle ilk olarak Nobel fizik alanında aldığı ödülün yanına bu sefer yine aynı elementlerin keşfiyle Nobel kimya ödülünü de
ekleyerek tarihe...
İki farklı alanda ödül alan ilk insan olarak adını yazdırıyor.
Sonrasında da bildiğiniz üzere Birinci Dünya Savaşı patlıyor ve Merigül burada da rahat durmuyor.
Burada da yine insanlığın faydası için çalışıyor ve savaş alanlarında hastanelerde röntgenin doğru kullanımı için insanları eğitiyor.
Savaş alanı cerrahlarını yaralı askerlere götürmek ve makineyi daha doğru bir şekilde çalıştırmak için daha sonra böyle petit curie olarak bilinen radyolojik arabalar geliştiriyor.
Ve bu yaptığı çalışmalar, bu destekleri toplamda 1 milyonu aşkın Fransız askerinin tedavisine yardımcı oluyor.
Yani kadındaki fayda sağlama güdüsüne bakar mısınız?
Ne olursa olsun hep...
bir şekilde bir şeylerin ucundan tutup insanlığa fayda sağlayacak bir durum yaratıyor kendine.
Ama ben bunun arkasında Pierre Curie'ye verdiği sözün olduğunu da düşünüyorum.
Çünkü Pierre Curie ölmeden önce şöyle bir şey demiştim Marie Curie'ye.
Ne olursa olsun birimizden birine bir şey olursa diğeri çalışmaya, üretmeye ve fayda yaratmaya devam edecek.
Bence bunun da Marie Curie'nin geçmişini göz önüne bulundurursak çok büyük bir önemi vardır hayatında diye düşünüyorum.
Neyse sona doğru yaklaşırken şundan da bahsetmek isterim ki savaş bittikten sonra Marie Curie Paris'teki radyum enstitüsünün direktörü oluyor.
Ve Marie Curie bu direktörlük görevini aldıktan kısa bir süre sonra da Paris Radyum Enstitüsü'nü dünyanın fizik ve kimya merkezi haline getiriyor.
Tabi bu kadar çok şey olurken Marie Curie bir yandan da iyiden iyiye sağlığını kaybediyor.
Çünkü radyasyona...
Yıllar boyunca maruz kalmasının sonucu artık vücudunda geri dönülemez hasarlar oluşmuş.
Katarak bunlardan bir tanesi anemi bunlardan bir tanesi ve sürekli böyle bir ameliyat sürekli sağlık problemleriyle boğuşuyor.
Ve 20'li yıllarda da artık radyasyonun zararları ve radyum elementine direkt maruz kaldığımızda direkt temas ettiğimizdeki vücudumuzda olan zararları kanıtlanmaya başlamış ve önlemler alınmaya başlamış.
Ama Marie Curie için artık çok geç.
Ve 1934 yılında 66 yaşında Marie Curie hayata gözlerini yumuyor.
Bu arada Marie Curie'nin öldükten sonra bile bir ilke imza atmışlığı var.
Bu detayı da vermeden kapatmak istemiyorum.
Çünkü Paris'te Panteon olarak bildiğimiz bir anıt mezar var ve sadece dünyaya iz bırakmış kişilerin kabirlerinin olduğu bir yer burası.
Marie Curie ve Pierre Curie 1995 yılında gömülü oldukları yerden çıkartılıp Panteon'daki kabre taşınıyorlar ve Marie Curie buraya gömülen ilk.
Kadın tabutunda haliyle kurşundan yapıyorlar.
Çünkü hala daha radyoaktif özelliği var.
Hatta şu an bile Meriküri'nin günlüklerini incelemek isteyen biri olursa önce özel bir form imzalatıp sonra da özel kıyafetler giydiriyorlar.
Çünkü bugünlüklerinde 1500 yıl daha radyoaktif olacağı konuşuluyor.
Bu arada ben Meriküri'nin hayatına değinirken anneliğinden çok az bahsettim.
Ama Meriküri çocuklarına, insanlığa fayda...
Ve daha sonrasında da küçük kızı Eve, Yunus Efe'nin direktörlüğünü yaptığı sırada Nobel Barış Ödülünü alıyor.
Bu arada ilk defa bir solo bölümüm bu kadar uzun sürdü.
O yüzden sizi yavaş yavaş uğurlamak istiyorum ve Marie Curie'nin gerçekten de en sevdiğim sözüyle uğurlamak istiyorum.
Hayat hiçbirimiz için kolay değil, sabırlı olmalıyız ve her şeyden önce kendimize güvenmeliyiz.
Ne kadar güzel bir söz değil mi?
Yani benim Marie Curie'nin hayatından kısacası özet olarak aldığım dersler şunlar.
Sabır, kendine güven.
Merak pes etmeme, çözüm üretebilme, pratik çözüm üretebilme ve maddiyatı değil de maneviyatı, asıl hayat amacını ön plana koyma.
Tabii ki bunun için de gideceğin yönü bilme, hayat amacını bilme.
Bu arada hayat amacından konu açılmışken, gerçekten bu son, gidiyorum birazdan.
Biliyorsunuz size bir söz vermiştim, farkındalıkla günlük tutma kursuyla alakalı.
Onu bu pazar günü 27 Mart'ta açıyorum.
Detayları aşağıya açıklamalara bırakacağım.
Hayat amacı kendini keşfetme, alışkanlıklar ve hayat planı oluşturma gibi farklı başlıklarda 4 haftalık bir çalışma grubu olacak.
İlgilenenleriniz oradan detaylara bakabilir.
İsterseniz Gelsi Güzel Hayaller adresinden Instagram üzerinden bana ulaşabilir, soru sorabilirsiniz.
Umarım... Bu bölümden keyif almışsınızdır.
Umarım Marie Curie bana ilham olduğu kadar size de ilham olmuştur.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
