
Mansplaining | Erkekler Neden Her Şeyi Çok Biliyor?
18 Ağustos 2026 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Mansplaining konuşuyoruz. Nedir, kime olur, ne hissettirir, ve en önemlisi: erkekler neden böyle bir ihtiyaç duyuyor? Evrimsel, psikolojik ve sosyolojik kökleriyle ele aldım.
Koçluk Ön Görüşmesi İçin
https://www.emineyesilcimen.com/#coaching
Transkript
Arkadaşlarıyla bir partiye gidiyor.
Ev sahibi Solnit'in tabiriyle çok para kazanmış heybetli bir adam.
Adam konuşurken fark ediyor ki Solnit bir yazar ve şöyle bir soru soruyor.
Soru soruş tarzını Rebecca Solnit şöyle tabir ediyor.
Arkadaşınızın 7 yaşındaki çocuğunu flüt çalmasını anlatmaya teşvik eder gibi bir tonda.
Eee neymiş sizin bu kitaplarınız?
Solnit de başlıyor anlatmaya.
Kitabı fotoğrafın öncülerinden biri olan Edward Muybridge hakkında.
Daha böyle birkaç tane cümle söylüyor.
Adam direkt sözünü kesiyor. Peki bu yıl çıkan o çok önemli Muybridge kitabından haberiniz var mı diye kitap hakkında konuşmaya başlıyor.
Ama sorun şu ki kitabın yazarı Rebecca Solnit kadının kendi kitabını kadına anlatıyor ve aklınca dersi veriyor.
Çünkü aklına bir kadının o çok önemli kitabı yazmış olabileceği ihtimali...
Hiç gelmiyor. Solnit ve arkadaşı yanlarında bir arkadaşı da var.
Defalarca araya girmeye çalışıyor.
Ya kitabın yazarı burada demeye çalışıyorlar.
Ama adam o kadar kendini kaptırmış gidiyor ki duymuyor bile.
Yine Solnit'in kendi deyimiyle adam kendi otoritesinin o puslu ufkuna dikilmiş gözlerle konuşmaya devam ediyor.
Arkadaşı artık üçüncü kez araya giriyor.
Dördüncü kez araya giriyor.
Sesini yükseltiyor. Diyor ki o kitabın yazarı karşında duruyor.
En son adam böyle bir anlıyor.
Dördüncüden sonra beti benzi atıyor.
Ve sonra anlaşılıyor ki daha da komiği.
Adam o üzerine metiyeler düzdüğü kitabı okumamış bile.
Sadece gazetede bir eleştirisini okumuş.
Bir de kitabın yazarına kitabı satıyor.
İnanabiliyor musunuz?
Solnit bile kendinden bir anlığına şüpheye düşmüş.
Yani acaba ben mi bir şey kaçırdım falan diye kendisine sormuş bir an.
Yani kitabın yazarını bile bir anlığına kendinden şüphe ettirmiş.
Adamın o kendine karşı olan güveni.
Rebecca Solnit de bu deneyimini 2008'de bir denemeye döküyor.
Men explains things to me.
Erkekler bana bir şeyler açıklıyor.
Ve bu deneme sonradan kitap oluyor.
Ben de zaten bu Rebecca Solnit'in tabirlerini bu kitaptan aldım.
Türkçesini bulamadım ama tavsiye edenler çok incecik bir kitap okuması kolay.
Oradan bakabilir. Bu hikayeyle nereye geldiğimi anlamışsınızdır.
Zaten bölümün isminden de anlaşılacağı üzere Mansplaining üzerine konuşacağız bugün.
Bu Mansplaining kelimesi aslında Solnit'ten...
O sadece olguyu tarif ediyor.
Kelimeyi internetteki kadınlar türetiyor bu denemeyi okuduktan sonra.
2010 yılında da yılın kelimelerinden biri olarak seçiliyor.
2014'te sözlüklere giriyor.
Yani bir kadının başına gelen bir olayı tarif etmesi koskoca bir kelime doğuruyor.
Sözlüklere giriyor. Neden?
Çünkü... çok fazla karşılaşılan bir durum.
Her yerde karşılaşılan bir durum.
Evde, okulda, işte özellikle ilişkilerde o kadar çok karşımıza çıkıyor ki işte bu yüzden biz de bugün bu konuyu konuşacağız.
Herkese merhaba. Ben Emine.
Gelişigüzel Hayallere. Hoş geldiniz.
Evet arkadaşlar bugün mansplaining yani erkeklerin hepsi değil tabi ki parantez açalım burada.
Kadınlara çoğu zaman o kadının kendisinden çok daha iyi bildiği bir konuyu ya da eşit derecede bildiği bir konuyu büyük bir özgüvenle açıklama hali.
Erkeklerin desteksiz özgüveni de denilebilir bence.
Ben bu konuya gerçekten çok gitleniyorum ama şikayetten ziyade daha çok anlamaya çalışacağım bu bölümde.
Çünkü şunu çok merak ediyorum.
Neden? Yani bu ihtiyaç nereden geliyor?
Neden siz kendinizi erkekler olarak bizden bir şeyleri daha iyi biliyormuş zannediyorsunuz bilmediğiniz halde?
Bir erkeğe tanımadığı bir kadına sormadığı bir konuda ders verme, akıl verme dürtüsü nereden geliyor?
Ben gerçekten hayretlerle izliyorum bu durumu.
O yüzden de bu soruyu, bu neden sorusunu üç açıdan ele almayı düşünüyorum.
Evrimsel, psikolojik ve sosyolojik.
Şimdi Solnet'in hikayesinden devam edecek olursak.
Onun da asıl söylediği şey şu.
Ki bence çok önemli. Bu sadece sinir bozucu bir adam meselesi değil.
Bu dinamik kadınları konuşmaktan alıkoyuyor, konuştuklarında da duyulmalarını engelliyor, kadınları kendinden şüphe etmeye ve kendini sınırlamaya getiriyor.
Imposter sendromunun %70'inin kadınlarda olması bunun bir kanıtı olabilir bence mesela.
Ve hal böyle olunca erkeklerin desteksiz özgüveni de daha çok besleniyor.
Peki bu desteksiz özgüven nereden geliyor diye soracak olursanız.
Bakın bu kadar emin söylüyorum biliyorsunuz.
Çünkü ben bir... Data kadınıyım.
Konuştuğum her şeyin altını doldurarak anlatmaya çalışıyorum bu podcast'e.
Ve bir erkeğin bana gelip hiçbir fikri olmadığı bir konuda buna hamilelik de dahil.
Benimle inatlaşması, işin sonunda benim haklı çıkmam ki konu haklı çıkmak da değil ama sonra hiç utanmadan konuyu değiştirmesi bana çok tuhaf geliyor ve bir bana mı tuhaf geliyor bilmiyorum ama artık
direkt bozuyorum böyle insanları ya.
Geçen bir arkadaş grubunda birine şey dedim.
Yalnız yine altı boş özgüvenle iyi tartışmaya çalıştım ama cahilliğin ortaya çıktı da konu kapandı.
Eskiden olsa hayatta bu kadar sert girmezdim, polemik yaratmazdım yani şimdi tatsızlık çıkmasın, ayıp olmasın falan derdim ama artık...
Görmezden gelemiyorum, alttan alamıyorum, 35 yaş güncellemesi mi nedir artık ben de bilmiyorum ama bu desteksiz özgüven ve bu kadınları hep daha aşağıda görme kısmına yine herkes için söylemiyorum
ama ben buna gelemiyorum arkadaşlar.
Peki ne var bu desteksiz özgüvenin arkasında derseniz gelin hepsine teker teker bakalım.
Birinci katman evrimsel.
Burada biraz spekülatif bir alana giriyoruz ama bence ilginç bir alan gelin beraber düşünelim.
Evrimsel psikologların bir teorisi var.
Aşırı özgüven erkeklerde kadınlardan daha belirgin bir özellik ve bunun kökeni cinsel seçilime dayanıyor olabilir.
Şöyleymiş, evrimsel tarihte kadınların üremeye yatırımı çok daha büyük olduğu için hamilelik, doğurmak, bakmak gibi durumlardan mütevellit kadınlar daha seçici taraf olmuş.
Erkekler de seçilmek için hep rekabet etmiş ve haliyle bu rekabet içinde de erkeklerin kendine olduğundan daha yetkin, daha güçlü, daha bilgili...
göstermek için çabalaması bir avantaj haline gelmiş.
Yani böyle olanlar kazanmış.
2022'de Adaptive Human Behavior and Physiology dergisine çıkan bir çalışma bunu aşırı özgüvenin cinsiyeti para birimi olarak tanımlamış hatta.
Yani erkekler için aşırı özgüven hem rakipleri caydırmanın hem de eş bulmanın bir aracı olmuş.
Bana mantıklı geldi. Ama yine aynı çalışma diyor ki eskiden bu aşırı özgüven kabili hayatının gerçekleriyle sınırlanıyordu.
Yani bir laf yaparsan yakalanırdın.
Ama modern hayatta bir Instagram yorumunun altında, bir toplantıda ya da herhangi bir arkadaş grubunda bu özgüveni sınırlayan o eski mekanizmalar çok da fazla yok.
O yüzden kontrolsüz bir şekilde çalışabiliyor.
Bir parantez açayım. Evrimsel açıklama bir mazeret olamaz ve olmamalı.
Yani doğamızda var ne yapalım demek değil bu erkekler için söylüyorum.
Dürtünün nereden gelmiş olabileceğini anlayıp dürtülerimizi fark edip aşabiliriz.
Zaten bütün mesele de bu.
Bu arada erkek dinleyicilerim hala buraya kadar dinlediyse ve gerisini de dinlemek istiyorsa şunu da söyleyeyim.
Bunu böyle erkeklere düşmanca bir yerden anlatmıyorum.
Öyle anlatmak da istemiyorum.
Gerçekten son zamanlarda son birkaç senede...
O kadar çok mansplaining durumuyla karşılaştım ki aklım almıyor.
Yani ne var bunun arkasında diye merak ediyorum.
Ne zamandır da listemde, kaç senedir listemde bir türlü çekmemiştim.
Ama bugüne denk geldi.
Siz de sonuna kadar dinleyin.
Gerçekten güzel şeylerden bahsedeceğim.
Güzel datalar vereceğim ve sizin de işinize yarayacaktır diye düşünüyorum.
Gelelim ikinci katmana.
O da psikolojik. Bu bir tık daha ölçülebilir ve burada iki tane mekanizma var aslında.
Birincisi Better than average effect.
Yani ortalamanın üstünde olduğunu sanma yanılgısı.
Bu her konuda olabilir bu arada.
Kendini daha bilgili sanabilirsin, daha entelektüel, daha zeki, daha açık görüşlü, daha iyi bir insan gibi gibi uzayıp gider.
Hatta bununla alakalı şöyle de bir çalışma var.
İnsanların %90'ı kendini diğer insanlardan daha iyi bir sürücü olarak adlediyormuş.
Ki bence matematiksel olarak zaten imkansız da aynı şey bilgi için de geçerli.
Yani insanlar bir konuda ne kadar az bildiklerini fark edemeyecek kadar az biliyor olabiliyorlar.
Bu da zaten o meşhur Dunning-Kruger etkisi olarak geçiyor.
Şimdi bunu cinsiyetle birleştirin.
Araştırmalar der ki özellikle akademik ortamlarda Erkekler doğru cevabı bilsinler ya da bilmesinler bir profesörün sorusuna cevap verme, araya girme, fikir beyan etme olasılıkları kadınlardan çok daha yüksek.
Rice Üniversitesi'nden bir tane derleme buldum şöyle bir şey anlatıyordu.
Erkekler kendilerinden daha bilgili kadınlara bile o konuyu açıklama eğiliminde bunun farkında olsalar bile hani bir tane video vardı ya böyle seneler önce adamın biri canlı yayında Fransa'da profesör olan bir kadına Orada
bir de hani ders veriyor kadın.
Gayet güzel bir hayatı var.
Yalnız Fransa'da yaşıyorsunuz azıcık Fransızca öğrenin falan diyordu.
Böyle kadın şok oluyordu. Sunucu da erkek olmasına rağmen sinirden kudruyor böyle müdahale ediyordu.
Adamı bozuyordu falan. O videoyu böyle her izlediğimde o kadar eğleniyorum ki adamın kendini nasıl rezil ettiğini görünce.
Çünkü bu gerçekten çok büyük bir erkek popülasyonunun canlı örneği bence.
İkincisi de kontrol ve statü ihtiyacı.
Bir şeyi açıklamak, birine ders vermek, bir hiyerarşi kuruyor ya böyle.
Anlatan kişi bilen konumuna geçiyor, dinleyen öğrenmesi gereken konumuna.
Yani mansplaining aslında bilgiyle ilgili değil, biraz daha statüyle de ilgili.
Kim üstte kim altta.
Sonuçta patriarka içinde yaşıyoruz ve bu düzende biz kadınlar kimiz ki bilen konumunda olacağız değil mi yani?
Gelin hatta size güzel bir de çalışma anlatayım.
Araştırmacılar bir online oyun kuruyorlar.
Oyuncular birbirini hiçbir şekilde görmüyor.
Sadece birbirinin sesini duyuyor.
Ve şöyle bir şey fark ediyorlar.
Düşük performans gösteren yani oyunda kötü olan erkekler kadın sesi bir takım arkadaşına belirgin şekilde daha düşmanca davranıyor.
Ama aynı kötü oyuncu erkek sesi birine karşı daha boyun eğici davranabiliyor.
Yani en çok stati kaybetme riski olan, beceriksiz ve altta olan erkek bir kadın kendi alanına girdiğinde en saldırgan oluyor.
Şimdi bu araştırmayı özellikle anlattım size Neden biliyor musunuz?
Çünkü bu mansplaining dediğimiz şey çoğu zaman güçten değil de güçsüzlükten ya da bir güvensizlikten geliyor olabilir.
En çok ders veren bazen en çok kendini kanıtlaması gereken kişi olabilir.
Ki benim çevremde iş hayatında sosyal ortamlarda gözlemlediğim en güçlü sebep bu.
Bunu bu kadar inanarak söylememin sebebi de aldığım eğitim arkadaşlar.
Ben yıllarca satış yaptım.
Yıllarca insan okumanın eğitimini aldım.
Ondan sonra... kariyer koçu oldum, yaşam koçu oldum ve bunların hepsi bu iki meslekte birbiriyle örtüşen en büyük kısmı bir insan okumak.
Sözlü ve sözsüz iletişimde gerçekten çok iyi olmak.
İkincisi de iyi bir dinleyici olmak.
Yani insanları iyi bir şekilde okuduğumu düşünüyorum.
Ve ne zaman karşımda kendini yetersiz hisseden, benden, benim bilgi birikimimden, tecrübemden, zekamdan daha aşağıda olduğunu hisseden bir erkekle iletişime girsem hiç
şaşmaz mutlaka bir ego gösterisi ortaya çıkar.
Ben daha üstünüm, daha iyi biliyorum.
Sen kimsin ki kadın tavrını...
Bazen bulunduğunuz ortama göre inceden görürsünüz.
Bazı durumlarda da açık açık bu tavrın sözel münakaşaya döndüğü zamanları görürsünüz.
Ben gördüm yani. Ama tekrar altını çiziyorum.
Her erkek bunu yapıyor demiyorum arkadaşlar.
Ben bunu yapan erkeklere dair kendimce bir genelleyerek gözlem yaptım ama Bu durumlar genelde ya da insanların tavırları birbirine karşı, özellikle mansplaining durumunda da o erkeğin tavrı, kişiliğine göre hayat
tecrübesine geldiği aile yapısı, özdeğer anlayışı, kendi hakkındaki algısı ya da kendini ne kadar iyi anlayıp bir şeylerin üzerine çalıştığı, Ve çalışmadığına göre değişir.
Ki bu da bizi üçüncü katmana getiriyor.
Nedir o? Mansplaining'in sosyolojik boyutu arkadaşlar.
Yani nasıl yetiştirdiğimiz.
Mesela erkek çocuklar küçük yaştan itibaren daha iddialı olmaya, kendinden emin olmaya, otorite kurmaya teşvik ediliyor.
Erkek adam bilir.
Erkek adam çekinmez.
Kız çocuklar ise özellikle bizim gibi geleneksel toplumlarda daha...
Hoş ol, nazik ol, araya girme, karşındakini rahatsız etme, hanım hanımcık otur.
Böyle yetiştiriliyoruz.
Yani kızların çok sesi çıkmaz, aman sen de çok cazgır oldun gibi kendini ya da hakkını savunduğunda bunlar geliyordu karşımıza.
Ve burada nörobilimsel ilginç bir detay var.
Özgüven bir kas gibi. Ne kadar çok kullanırsanız o kadar güçleniyor.
Beyindeki sinaptik bağlantılar kuvvetleniyor.
Yani küçüklükten beri konuşmaya, fikrini söylemeye teşvik edilen bir erkek yıllar içinde bu özgüveni sabitliyor.
Susturulan o hanım hanımcık otur denen bir kadın ise tam tersini yaşıyor.
Solnet'in dediği şey tam da buydu aslında.
Toplum dinamikleri erkeklerin desteksiz özgüvenini beslerken kadınları kendinden şüpheyle eğitiyor.
Buna kesinlikle... katılıyorum bu arada.
Sosyolojik olarak buna bir de patriarkanın bilgiyle ilişkisi ekleniyor.
Tarih boyunca bilgi, otorite, gerçeğe karar verme yetkisi büyük ölçüde erkeklerin tek elindeydi.
Kadınlar üniversiteye bile alınmadı ya, dergilerde yazamadığı, mahkemede tanıklığı yarım sayıldı.
Yani erkek bilir, kadın öğrenir varsayımı yüzyılların ürünü.
Mansplaining de bu tarihsel varsayımın gündelik hayattaki devamı.
Ben böyle tarihte olan şeylere değindiğim zaman ya da buna atıfta bulunduğumda yok efendim hep mağduru oynuyorsunuz daha ileri derecede feminiksiniz diye yine erkeklerden çektiğim içeriklerle hiçbir bağı olmayan yorumlar
geliyor. Ya da spor kayak videosu falan paylaştığımda onu öyle yap şunu şöyle yap yamuk duruyorsun şunu şöyle yapsan daha iyi.
Ya da işte geçenlerde biri şey demiş kürek formun çok kötü bak demedi deme diye erko erko yorumlar yapıyorlar.
Bütün bu anlattıklarımı düşündüğümde o yorumları yazan adamlar da muhtemelen kötü insanlar değiller.
O kürek formuma laf eden, kayak formuma laf eden insanlar muhtemelen gerçekten bana yardımcı olduğunu falan zannediyor.
Ya da bir noktada egosunu tatmin ediyor.
Farkında bile değil ama içinde evrimsel bir özgüven dürtüsü, psikolojik bir statü ihtiyacı ve yıllarca o sen bilirsin diye beslenmiş bir sosyalizasyon var ya kendinde onu yazmaya hak görüyor.
O yüzden de alakalı alakasız kimse sormadı ama ben yine de açıklayayım diye düşünüyor herhalde beyninde bilmiyorum.
Ama erkek dinleyicilerim ben size bunu söyleyeyim kadınlar hiçbir şekilde bundan hoşlanmıyor.
Çünkü biz zaten birinden akıl almak istediğimizde soruyoruz.
Biz bir şey anlattığımızda ya da bir şey...
şey paylaştığımızda açık açık sormuyorsak bu demek değildir ki sizden akıl istiyoruz ya da Biz bir şeyi anlatırken siz de onu biliyor olabilirsiniz ama bu demek değildir ki biz sizden az biliyoruz.
Yani bu dinamiği ben kadın danışanlarımda da çok görüyorum.
Böyle yıllarca susturulmuş, sen anlamazsın denmiş, araya girdiğinde kendini savunduğunda agresif damgası yemiş hem cinslerim.
Bir süre sonra kendi sesine güvenmemeye başlıyor.
Kendinden şüphe etmeye olduğundan daha az davranılmasına izin vermeye başlıyor.
Koçluk seanslarına kariyer odaklı başlayıp özgüvene...
3-4-5-6 seans harcadığımız zamanlar oluyor ve bunun genelde arkasındaki dinamik de içinde yetiştiğimiz toplumdan ve aile yapısından kaynaklanıyor arkadaşlar.
Bu arada kendinden şüphe etme konusunda ya da özgüven üzerine çalışmak isterseniz bana her zaman açıklamalardaki linkten koçluk için ulaşabilirsiniz.
Yani bunu profesyonel olarak uluslararası sertifikalı bir koç ile yapmak isterseniz diye söylüyorum.
Web sitemi yeniledim çok mutluyum.
hazır yenilenmiş hali varken şöyle bir bakın isterim danışanlar ne demiş, hangi konularda çalışmışız, nasıl sonuçlar almışız, hangi ülkelerden, hangi meslek gruplarından insanlarla çalışmışım gibi gibi.
Konuya geri dönecek olursak da benim bu konuda çok sevdiğim bir de kitap var.
Onun da önerisini yapayım. Hatta ona da bölüm çekmiştim.
Kadınların bu durumlardan mütevellit içlerinde bir öfke birikiyor ya ve ondan sonra bu öfkeyi açığa çıkardığımız zaman Bu iletişim şeklimiz biraz daha agresif olduğu zaman yine damgayı yiyen
biz oluyoruz ya agresif kadın olarak.
Bununla alakalı Öfke Dansı diye bir kitap okumuştum.
Harry Lerner yazarı çok hoşuma gitmişti.
Hatta yine çok hoşuma gittiği için bölüm çektiğim kitaplardan bir tanesi.
Onu da Öfke Yöntemi bölümünde bulabilirsiniz.
Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a verecek olursam da bu kelimenin bazen haksızca kullanıldığını da düşünmüyor değilim.
Her erkeğin her açıklamasına da mansplaining demek doğru olmaz.
Bir erkeğin bir kadını bir şey anlatması tek başına otomatik olarak mansplaining değil tabii ki.
Çünkü bazen bir kelime popüler olduğunda ya da işimize geldiğinde çok fazla kullanıyoruz ya hem karşımızdakine haksızlık ediyoruz hem de o kelimenin altını boşaltıyoruz.
Bunu kesinlikle yapmak istemiyorum.
Mansplaining olması için birkaç şeyin bir arada olması lazım.
Birincisi kadının o konuda...
En az adam kadar çoğu zamanda daha fazla bilgili olması.
İkincisi kimsenin açıklama istememiş olması ve o küçümseyen sen anlamazsın tonunun olması.
Birinin sözünün kesilmesi ya da kadına söz verilmemesi, karşısındaki adamın sesini yükseltmesi.
Bölümün başında anlattığım hikaye gerçekten inanılmaz bir örnek.
Yani saf mansplaining.
Dediğim gibi bazı bileşenlerin bir arada olması gerekiyor.
Şimdi ben böyle anlattığımda erkekler bana bazen diyor ki e bunu kadınlar da yapıyor o zaman ona da womansplaining mi diyeceksin?
Ya tabii ki bu insana özgü bir şey.
Bazı kadınlar da bunu yapıyor.
Mesela sen sormadan açıklamaya çalışıyor, düzeltiyor, ders veriyor.
Bu insan olmanın bir parçası ve bunu kadın yaptığında da hoş bir şey değil.
Çünkü sana da fikrini sormadım.
Ama mansplaining kavramını yaratan ve isimlendirmeye getiren şey de o arkasındaki cinsiyetli varsayım.
Yani bir erkeğin sadece ben erkek olduğum için daha iyi bilirim gibi yaklaşması ya da kadın olduğu için senden daha az bildiğini, daha iyi bilmediğini düşünmen.
Sorun zaten burada.
Yani mesele erkekler konuşmasın, erkekler üstünlük taslamasın değil.
Mesela aslında ne biliyor musunuz arkadaşlar?
O hiç fark etmeden içinde yaşadığımız toplumdan kültürden mütevellit bilinçaltına yerleşmiş sen kadınsın anlamazsın bilmezsem varsayımını fark etmek hem erkeklerin kendi işlerini fark etmesi hem
de kadınların bu bende bir eksiklik değil içinde yaşadığımız toplum dinamiklerinden dolayı tanıdık bir kalıp diye görüp ona göre mesafesini koyabilmesi, iletişimini yapabilmesi ya da kendini böyle çok aşırı güvenli
bir erkeğin karşısında eksik görmemesi, imposter sendromuna girmemesi.
Peki ne yapacağız derseniz de erkek dinleyicilerim buraya kadar dinlediyseniz tabii ki bir açıklama yapmadan önce bir düşünmek yap.
Ben dürtüsel mi hareket ediyorum?
Benden daha iyi biliyor ya da benim kadar iyi biliyor olabilir mi acaba diye kendinize bir sorun.
Ya da karşınızdaki kadına bir sorun.
O konuda ne biliyor? Dinleyin, bırakın anlatsın.
Ekleyeceğiniz bir şey varsa sonra eklersiniz.
Sonrasında mahcup olmaktan daha da iyidir.
Kadın dinleyicilerim için de şunu söyleyebilirim.
Eğer ki siz bir erkekle konuşurken bir şekilde kendinizden şüphe ediyorsanız ya da kendinizi olduğunuzdan daha az hissediyorsanız biri size bildiğiniz bir şeyi açıklamaya başladığında içinizde acaba
ben mi yanlış biliyorum sesi belirdiğinde durun ve iki kez düşünün.
Ama tabi bunlar saygı çerçevesindeki ideal iletişim şekli.
Biliyorsunuz ki günlük hayat kitaplardaki gibi olmuyor.
Karşınızdaki saygısızlaşıyorsa muhatap olmamak en güzeli ya da kibarca haddini bildirmek yeterli olur.
Ama o kadar çok şey görüyorum ki çevremde de danışanlarımda da kendimde de bazen kendimden şüphe ediyorum ya acaba ben mi yanlış biliyordum falan dediğim oluyor.
Yani halbuki ne alakası var?
Bu kadın erkek bu arada karşındaki insan çok büyük bir özgüvenle seni bastırmaya çalışıyorsa insan kendinden şüphe ediyor.
Kendine şüphe etmek bölümünde de detaylıca anlatmıştım ama bu konunun etrafına dönmüştüm.
Sadece insan dinamikleri üzerinden anlatmamıştım.
Biraz daha içsel bir yerden anlatmıştım.
Ona da bakabilirsiniz. Onun dışında arkadaşlar hepimiz için geçerli bu kadın erkek için susturmak yerine sormak, açıklamak yerine merak etmek, dinlemek küçük ama önemli adımlar.
Benim böyle yeni tanıştığım insanlarla ya da arkadaş ortamlarında kendime hep hatırlattığım bir şey var.
Mesleki deformasyon da diyebilirsiniz gerçi ama hep kendime diyorum ki Emine şu an konuştuğundan daha fazla dinliyor olman lazım.
Yani tabii ki ben bir şey anlatıyorsam, bir derdimi paylaşıyorsam ya da bana bir şey sorduysa onu anlatıyorum.
Ama genel anlamda bir grup konuşmasını ya da ikili bir konuşmayı domine etmemeye o kadar çok çalışıyorum ki hep daha fazla dinleyen taraf olmaya çaba gösteriyorum.
Bir şekilde bulunuyor. Evet bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Bu bölümü mansplaining yapıp sizi çileden çıkaran erkolara şöyle inceden ittirin.
Emine'nin selamı var deyin.
ya da bu konuya en az benim kadar kitlenen hemcinslerimize gönderin.
Ve eğer kendi sesinize güvenmek, kendinizi doğru bir şekilde ifade etmek, iletişiminizi güçlendirmek ve o içinizdeki şüphe sesiyle bir tık da olsa çalışmak istiyorsanız dediğim gibi danışanlarımla üzerinde durduğumuz
konulardan biri de bu.
emineyesitimen.com slash coaching adresinden bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
