
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğum Sen Sormadan Ben Söyleyeyim Kanalının hostu Hamide Tekin. Kendisi ile Languishing kavramı ve hayatımızda nasıl vuku bulduğu üzerine konuştuk.
Eğer hayattan keyif almıyor, bir şeylerin eksikliğini hissediyor ama ne olduğunu bilmiyorsanız bu bölüm sizlik.
Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu hafta yalnız değilim, dünya tatlısı bir konuğum var ve dünya tatlısı konuğumla dünya tatsızı bir konu konuşacağız.
Bugün Hamide bize, öncelikle Hamide'ye hoş geldin diyelim.
Hamide'yi tanıyanlarınız vardır zaten.
Sen sormadan ben söyleyeyim podcastinin hostu ve aynı zamanda gezgin kızlandın isimli bir Instagram hesabı var.
Hamide hoş geldin. Hoş buldum canım.
Valla benim için bir hayalin gerçekleşmesi bu.
Konuya girmeden önce ben senin podcastlerini dinleyerek büyüdüm diyeceğim.
Beni podcast çekmeye ilham eden insanlardan birisin.
O yüzden böyle şu an çok mutluyum.
Şeyi de herkese söyleyeyim.
Şimdi girişi yaptın ya o kadar böyle seni dinliyormuşum, yolda dinliyormuşum gibi hissettim ki böyle bir rüya gerçekleşiyor resmen.
Teşekkür ederim öncelikle davet ettiğin için.
Ben teşekkür ederim kabul ettiğin için.
Çünkü biz seninle zaten çok konuşuyoruz ve çok keyifli konuşuyoruz.
O yüzden bugün de... Aynı keyifli sohbetimizi sadece kayıt altına alıyor olacağız.
Konumuz languishing.
Yani bu hayattan keyif alamama hali.
Ben bu konuyu tek başıma konuşabileceğimi hiçbir zaman düşünmedim.
Çünkü ben bu duruma çok yakın zamanda geldim.
Senle bu konuyu yapmaya karar verdikten sonra, bu konuyu podcast olarak çekmeye karar verdikten sonra böyle bir şey deneyimledim.
Ama ondan önce gerçekten de şey dedim ya ben bunu konuşayım ama neresinden tutayım konuyu bilmiyorum.
O yüzden en başta sen daha fazla araştırmış olduğun için sana paslamak istiyorum.
Languishing nedir?
Semptomları nelerdir?
Ben arada zaten keserim beraber şey yaparız ama önce seninle başlayalım.
Sen bunu deneyimlemiştin de benden daha da uzun süre deneyimledin.
Biraz senin deneyimlerini de dinlemek isterim.
Nedir? Ne değildir? Nasıl başa çıkarız?
Onu senin podcastinde konuşacağız gerçi ama böyle mikrofonu sana vereyim.
Şimdi bu Covid zamanında Adam Grant'ın yazdığı bir tane makale var.
Zaten Languishing Adam Grant diye aratırlarsa aslında bir sürü insan bulacaktır bu makaleyi.
Bu makaleyi Adam Grant yazıyor ve sonrasında böyle patlıyor gidiyor resmen.
İnsanlar bunu paylaşıyorlar, ünlüler paylaşıyorlar.
Çünkü Covid zamanı hatırlayın hepimiz evlere tıkılmıştık, yapacak pek bir şeyimiz yoktu.
İnsanlarla görüşemiyorduk, sosyalleşemiyorduk.
İşimiz, evimiz, her şey birleşmişti ve bir hayat anlam arayışı içerisindeydik.
Çünkü hepimiz bir yandan sağlığımızın tehlikesiyle yüzleşmiştik, bir yandan da sosyal hayatımızın kısıtlanmasıyla yüzleşmiştik.
Bu ikisi birleşince Adam Grant da bunu languishing diye açıklıyor ve sonrasında bu kavram biraz popülerleşiyor.
Şimdi his olarak bahsedilen şey bir şeye halini yok.
Arada kalmışsın.
Canın hiçbir şey istemiyor.
Boş bir hal.
Emptiness diye söylüyorlar İngilizce'de.
Boş bir hal hissediyor olman.
Bu depresyon kadar ileri seviyede değil.
Ama mutlu da hissedemiyorsun.
Dolayısıyla o arada kalmayı...
Bu şekilde adlandırıyoruz.
Yani aslında yaptığım araştırmalar sonucu kendimin de yaşadığımı düşündüğüm şey burası.
Özellikle böyle bir ay önce falan ya inanılmaz kendimi ya canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
Ama bunun sebebi hasta değilim.
Bunun sebebi işte hiçbir problem yok.
Bunun sebebi bir arkadaşımla bir...
Anlaşmazlık yaşamam değil.
Ya da işte Selçuk'la bir kavga etmemiz ya da evdeki huzurun bozulması değil.
Tamamen ne kadar boş bir şey.
Hani hiçbir şey yapasım gelmiyor.
Hiçbir şeyden zevk alamıyorum.
Ve bu beni daha da böyle dibe çekiyor.
Böyle canım bir şey istemedikçe daha kendini suçluyorsun.
Kendini suçladıkça canın daha çok bir şey istemiyor.
Böyle eklenerek gidiyor. Sonrasında ben bunu işte bunu araştırırken dedim ki oha ben bunu yaşıyormuşum ya işte languishing buymuş.
Benim sık sık aslında hissettiğim duygu languishingmiş dedim.
İstersen şimdi ben böyle beni bırakırsan konuşurum Emine.
O yüzden senin nasıl bir tecrüben oldu ya da sen araştırdığında kendinle neleri fark ettin?
Yani benim şöyle önce araştırmamdan gideyim.
Bu Adam Grant bu konuyu bayağı bir ünlü yaptı.
Ama bu aslında bir sosyolog tarafından bulunmuş.
Ta 2002 zamanında bulunmuş.
Corey Keyes diye yanlış hatırlamıyorsam.
O şeyi yaparken language'in karşıtı da flourishing.
Zaten onu da senin kanalında konuşacağız.
Yani nasıl üstesinden geliriz kısmına.
Ama işte Covid'de dediğim gibi böyle bir varoluşsal sancılara girdiğimiz için iyice herkes bu noktaya geliyor.
Ben şöyle tabir ettim araştırdıklarımdan.
Hayatın vitesini boşa almak.
Benim için tabiri bu. Çünkü hiçbir şey yapmak istemiyorsun.
İçinden gelmiyor. Dedin ya meh diye.
Benim bir tane arkadaşım var. Çok yakın bir arkadaşım.
Özellikle Covid zamanında işte böyle hepimiz zor zamandan geçerken ona şey soruyordum.
Naber diyorum. Meh diyor bana.
Yani gerçekten tabiri bu.
Yani duygunun tabiri bu.
Ben araştırırken şu bir de dikkatimi çekti benim Hamide.
Diyor ki hani motivasyon ve dikkat eksikliği.
Yani bir şeye odaklanamama hali ve odaklanamadığın için de sürekli boş bir şekilde zihnini meşgul etme.
Yani ne bu? İşte Instagram'da sürekli aşağı kaydırma olsun ya da binging, binge watching falan yani sürekli böyle üst üste diziler izleme olsun, üst üste bir şeyler yapıyan bir şeyleri sürekli sarma hali.
Çünkü yapacak bir şey yok ya da yapacak bir şey olsa da senin canın yapmak istemiyor ve o motivasyonun eksikliği.
Yani ee yaptık da ne oldu, ee geldik de ne oldu modu.
Ben biraz daha bunu tecrübeledim.
Bu da şöyle oldu. Covid'in etkisi var mıdır bilmiyorum ama bu kadar uzun zamandır göçmen olmanın ve sürekli bir şeyleri tırmalıyor olma halinin beni çok yorduğunu ben fark
ettim. Bunun böyle çok uzun süren durumları da varmış ve ben onlara baktığımda hemen şöyle notlarımı sayfamı çeviriyorum.
Şöyle diyorlar yani depresyon ve anksiyete geçmişi olan insanlar aslında languishing...
tarafını deneyimlemeye daha yatkın.
Ya da tam tersi de olabilir.
Yani languishing tarafındaysanız bu yola doğru da gidebiliyorsunuz.
Hatta bayağı da bir araştırmalar var arkasında.
Bayağı böyle yüzdesel dilimler var.
Yani diyor ki eğer ki languishing durumundaysanız %27 ile %38 arasında daha yüksek ansiyete yaşayabilirsiniz.
%104 ile %117 arasında daha yüksek depresyon yaşayabilirsiniz diyor.
Bu bana çok tuhaf geldi. %114, %117 nedir yani?
Ama genel olarak hep böyle bir adını koyamadığın bir şey olur ya.
Bu duyguyu ben böyle tanımıyorum.
Hani vitesi boşalmak dışında bir şey eksik.
Farkındasın bir şeyin eksik olduğunun ya da bir şeyin böyle istediğin gibi gitmediğinin ama yanlış da gitmiyor doğru da gitmiyor.
Bir şey eksik ama adını koyamıyorsun.
Bu işte... O birazcık sıkıntılı gibi geliyor bana çünkü o bir can sıkıntısı hali yaratıyor.
Ve şeyde semptomlarında hani böyle tükenmişlik hissi ya da bir uyuşmuşluk hissi var.
Bir işte o motivasyon eksikliği bunlar evet.
Bir tane okuduğum yerde şey diyordu çok dokundu bana Hamide diyordu ki yaşadığını hissetmemek.
Düşünsene yani her gün kalkıyorsun kanlı canlı nefes alıyorsun hareket ediyorsun ama yaşadığını hissetmiyorsun.
Bu işte languishing'in tanımlarından bir tanesi ve bana çok dokundu, bana çok ağır geldi bu yaşadığını hissetmeme duygusu.
Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun? Bence zaten yaşadığını hissetmeme eğer çok kronikse bir sonraki adım bence depresyon.
Çünkü dediğin gibi o çok gerçekten ciddi bir şey.
Şimdi ben yani uzmanı değilim işin ama languishing'i belki bizler atıyorum 30 gün 24 saat üst üste yaşamıyor olabiliriz.
öyle de bir şey var. Çünkü bu bir akıl sağlığı, rahatsızlığı değil aslında.
Languishing onun öncesindeki bir evre gibi görülüyor.
Ama neden diyorum hani 30 gün işte 24 saat neyse artık arka arkaya yaşamıyoruz.
Bazen şey de oluyor çünkü gün içinde çok enerjik hissedebiliyorsun.
Gün içinde çok aktif hissedebiliyorsun.
Çok kendini verimli hissedebiliyorsun.
Sen dedin ya odaklanamama.
Bazen bazı günler sana da oluyordur.
Böyle bu akışta olup çok verimli geçirebiliyorsun ama bazen akşam oluyor ve kendini o languishing modunda buluyor olabilirsin.
Bunu işte bana kalırsa işte sosyal medyanın etkisi, o Netflix'in etkisi.
Çünkü rahatlamak için çoğumuz ne yapıyoruz?
İşte koltuğa yayılıyoruz, bir elimizle telefonumuzu alıp işte televizyonu açıp aslında ikisi birden tüketiliyoruz.
Ve o an belki de languishing hissetmeye başlıyor olabiliriz ve o an aslında yaşadığımızı hissetmeme kısmına geliyoruz.
Çünkü aslında düşünürsen Emine, kendinden yola çık.
Çünkü ben öyle çıkıyorum.
Eğer böyle Instagram'a girip bakmaya başladıkça fark ediyorsun.
Oha yarım saat olmuş ya da bir saat olmuş.
Bir saattir ben geçiyorum.
Dolayısıyla o bir saati yaşadığımızı hissetmiyoruz aslında.
Aslında languishing yani.
Belki o gün muhteşem geçti.
Bak biz seninle bugün podcast çekiyoruz.
Verimli, çok verimli bir saat geçiriyoruz aslında.
Ama muhtemelen akşam ben koltuğa oturduğum zaman o bir saati ya da işte Instagram'da geçirdiğim o zamanını hissetmeyeceğim.
Dolayısıyla languishing yaşayacağım.
Bunu neden söylüyorum?
Aslında hepimiz yaşıyoruz.
adını bilmiyoruz sadece.
Biz diyoruz ki işte binge watch.
İşte biz diyoruz ki işte sürekli kaydırıyoruz kaydırıyoruz zombi gibi bakıyoruz reels'lara.
Aslında tamamen bunun tarafından tüketiliyoruz.
şey diyeceğim şu an inanılmaz bir aydınlanma yaşadım dedin ya hani kaydırırken yaşadığımızı hissetmiyoruz diye.
Çünkü bana son zamanlarda çok olmaya başladı.
Böyle bakıyorum 20 dakika geçmiş.
Yani elim zaten hangi ara Instagram'a gitti onu hiç farkında değilim.
Ve 20 dakika nereye gitti diyorsun.
Ben bir de şöyle bir şey okudum hani böyle araştırırken.
Diyorlardı ki daha böyle Gidecek yerinin olmaması duygusu da buna dahilmiş.
Yani ne demek istiyorum? Atıyorum bir kurumda çalışıyorsundur, gelebileceğin en yüksek noktaya gelmişsindir ve o kariyer anlamında önün tıkanmıştır.
Ne yaparsın? Oradan çıkarsın, farklı bir şirkete geçersin.
Ama şimdi hayatta daha gidecek yerinin olmadığını düşünüyorsan, ki hani ben buna çok inanmıyorum çünkü her türlü hayatta ilerleyecek bir nokta vardır ama o duygu halindeyken...
Bunu düşünememek de çok normal.
Yani o duygu halindeyken tamam ben geleceğim noktaya geldim.
Hedeflerime ulaştım. Daha hayattan bir beklentim yok şeyine girebilirsin.
Ne yapacaksın? Bu hayattan istifade başka hayata mı geçeceksin?
Ne yapacaksın yani o da çok ilginç.
Bu duygulardan bir tanesiymiş.
Daha doğrusu içinde bulunan duygu durumu, düşüncelerden bir tanesiymiş.
Daha gidecek, büyüyecek yerim yok gibi düşünebiliyormuş insanlar.
Bir de böyle kendinden dolayı hayal kırıklığına uğramak da varmış.
Yani ben bunları bunları yaptım ama bir noktada hep durduğum yerde sayıyorum.
Sanki hamster gibi böyle dönüyorum gibi.
Bu düşünceye kapılınca da languishing burada daha fazla yoğun oluyormuş.
Ondan sonra ve böyle...
Şey diyorlar, başkalarından çok kolay etkileniyorsan eğer, kendine ait fikirlerini çok ifade etmiyorsan, başkalarının fikirleri üzerine karar alıyorsan, aksiyon alıyorsan ya da bazen
insanlarla yakınlaşmakta zorlanıyorsan, kendini uzakta tutuyorsan, işin anlamsız geliyorsa, insanlarla herhangi bir şekilde bağ kurmak anlamsız geliyorsa.
Şöyle bir düşündüğüm varsa yani kimsenin kimseye hayrı yok.
Sadece işte kendin varsın gibi.
Bunlar da hani bu düşünceler de o duygu durumunda languishing tetikleyen şeylermiş diye okudum.
Ki bana da mantıklı geldi.
Sen ne düşünüyorsun? Çok güzel anlattın.
Bu saydığın her şey sen konuşurken benim aklımda sosyal medyayı ve onun etkilerini getirdi aslında.
Çünkü biz...
Niye kendimizi yalnız hissediyoruz, yalnızlaşıyoruz?
Ya da neden kendimizi bir yere sıkışmış gibi hissediyoruz?
Ya da neden kendimizi profesyonel anlamda, aa bak işte kimse beni yükseltmiyor, ben bir yerlere gelmedim diyoruz.
Bunların hepsini hissetmemizin sebebi kendimizi başkalarıyla kıyaslamamız aslında.
Başka hayatlarla kıyaslamamız.
Ve bu kıyaslamayı bundan 10 yıl önce ya da 15 yıl önceye nazaran artık daha fazla yapıyoruz.
Çünkü kendimizi karşılaştıracağımız örnek sayısı çok fazla.
Yani Instagram'a girdiğinde karşına sana benzer binlerce hayat çıkıyor ama onların sahip olduğu...
Başka şeyler var, onların hayatları başka ve sen kendini ister istemez o hayatlarla kıyaslıyorsun.
Ve o hayatlarla kıyasladıktan sonra da tabii ki kendi hayatındaki eksikleri görüp belki de zihnen languishing moduna alıyorsun kendini.
Çünkü bence insan beyni şey yapmıyor ilk başta.
Ya tamam ya işte Emine'de şu var, Hamide'de o yok.
Tamam o zaman... Olması için neler yapabiliriz?
Hadi aksiyon alalım diye çalışmıyor maalesef.
Öyle çalışması için biraz zaman gerekiyor.
Biraz mental dayanıklılık gerekiyor.
Rezilyans gerekiyor.
Orada değilse zaten kişi maalesef kendini böyle sürekli bir languishing halinde buluyor.
Ben de tabii böyle sosyal medyayı söylüyorum söylüyorum.
Sonra kendim de gidip sosyal medyada paylaşımlar yapıyorum.
Orası da bambaşka bir konu da.
Kendisiyle bu kadar çelişir insan.
Ama kendimden yola çıkarak anlatıyorum evine.
Çünkü ben bu...
Her şeyi yaşıyorum aslında.
Yaşadığım için de bunu burayla bağdaştırıyorum.
Ben de bu semptomlarına bakmıştım senin dediğin gibi.
Hatta ikiye ayrılmışlar.
Birisi işte yaşadığın languishing'in semptomları neler diye bahsetmişlerdi.
Orası benim çok ilgimi çekti.
Çünkü İngiltere'de ben iş yerindeki languishing'i daha çok yaşadığımı fark ettim aslında.
Türkiye'de bu böyle değil.
Semptomlarını söyleyeceğim.
Sonrasında senden de görüşünü merak ediyorum.
Şimdi diyor ki, iş arkadaşlarınızdan kopmuş hissediyorsanız, kafası karışmış ya da rahatsız hissediyorsanız işle ilgili, yeni projelerle ilgili heyecanlanamıyorsanız,
Hatırlama ya da odaklanmada zorlanıyorsunuz işinizi yaparken, yöneticileriniz ya da kariyerinizle ilgili kin duyuyorsanız, verilen görevleri
yapmayı ertelemeye meyilliyseniz, pazar günü sendromu ya da pazartesi sendromu yaşıyorsanız, iş yerinde languishing'den aslında muzdaripsiniz
diye ayırmışlar bir kategoriye.
Şimdi İngiltere'de ben bunu daha çok yaşıyorum dememin sebebi de ben iş yerinde aşırı yalnızım.
Birincisi herkes çok iş odaklı tamam mı?
Herkes böyle toplantılar işte çalışalım edelim falan.
İki muhabbet edelim tamamen yüzeysel.
Hafta sonu ne yaptın?
Hafta sonu iyi geçti mi?
Ay havalarda çok... Yani iki gerçekten muhabbet edelim yok.
İşte öğle yemekleri zaten herkes masasında yiyor.
Sonra yöneticinle konuşacağın zaman da yani böyle yıl sonu değerlendirmesinin haricinde oturup çok verimli derin sohbetler de etmiyorsun.
Çünkü adam zaten meşgul ya da kadın zaten meşgul yani.
Verilen görevleri ertelemeye meyilliysen zaten bu böyle derya deniz bir konu ama eğer...
Hafif kafanda soru işaretleri varsa zaten şey yapıyorsun.
Tamam ya bunu yaparım daha bunun zamanı var deyip erteliyorsun ve kar tapu oluyor.
İnanılmaz bir stres yaratıyor zaten.
Sonra ansiyete geliyor falan filan.
Ama bunu Türkiye'de yaşamıyordum.
Bunları Türkiye'de yaşamıyordum. Türkiye'de bambaşka challenge'lar vardı.
Oraya hiç girmiyorum ama. Türkiye'de iş yerindeki arkadaşlarımız böyle arkadaşlarımız kardeşimizdi ya.
Hani öğle arasında konuşursun, çaya inersin konuşursun, tuvalete gidersin, kenarda bır bır konuşursun.
Böyle bir atıyordun yani içindekini anlatabildim mi?
O yüzden bence ilk başta söylediğin gibi hani yurt dışına göçüp işte burada zaten tırmalamak yoruyor.
Bir de böyle iş yerinde...
Kendini boşaltamaman da yoruyor herhalde.
Ve hepsi bence birleşip böyle bir languishing hali yaratıyor diyorum.
Gene çok konuştum.
Ay çok güzel bir noktaya değindin.
Şimdi bu iş yeri arkadaşlıklar konusunu ben düşünmemiştim çünkü ve çok haklısın.
Biz mesela Türkiye'de dedin ya tuvalete gidiyorsun bır bır konuşuyorsun.
Bana bir kere müdürüm şey demişti mesaj atmıştı uyarıp aynı anda tuvalete gitmeyin diye.
Üç kişilik takımımız vardı.
İki ben ve en yakın arkadaşım aynı takımdayız.
Yan yana oturuyoruz. Zaten bütün gün beraberiz.
Chatten yazıyorduk.
Tuvalet keyif tamam.
Aynı anda tuvalete gidiyoruz. Müdürümüz şey yazmıştı.
Aynı anda tuvalete gitmeyin diye.
Dediğin doğru. O ilişkiler olduğu zaman içini dökebiliyorsun.
Ben de şöyle bir şeye denk geldim.
Yazılanlarda işte languishing yaşama üzerine bir araştırma ben de okudum.
Orada da diyordu ki eğer...
Senin hedefin yani içinde bulunduğun durum, yaptığın iş senin hayattaki hedeflerinle uyuşmuyorsa senin yaptığın iş anlamsız geliyor olabilir.
Ne demek istiyorum? Mesela sen promosyon almak istiyorsun değil mi?
Terfi almak istiyorsun.
Bu terfi neden almak istiyorsun?
Herkes müdür oldu bir ben kaldım.
Ya da ne yapacağımı bilmiyorum.
Bu yüzden mi almak istiyorsun?
Bu yüzden böyle bir şeyleri için çabalıyorsan, tırmanıyorsan orada languishing yaşama ihtimalini daha yüksekliyor.
Ama senin amacın şuysa ya ben bu terfiye alınca daha fazla para kazanacağım ve kazandığım parayla aileme daha iyi bakacağım.
Yani onun arkasında senin değerin aile ve ailene sağladığın o faydayla uyuşan bir değer olduğu için verilen örnek buydu.
Benim tarafımda da şöyle benim çalıştığım şirket hani ben arkadaş konusunda böyle bir şey yaşamıyorum ama daha çok böyle yöneticilik ve koçluk el ele giden bir şey.
Her yöneticiyi koçluk eğitiminden geçiriyorlar baya böyle kapsamlı.
Eğer şöyle bir şey varsa ben yönetici olmak istiyorum çünkü insanların hayatına dokunmak istiyorum noktasında olduğu zaman yaşamazsın ama ben yönetici olmak istiyorum çünkü yönetici olmak istiyorum.
Arkasında başka bir şey yok o zaman yönetici olduğunda da language link yaşarsın.
Benim direktörüm mesela biz onunla hep böyle koşuluk seansı yapıyoruz Hamide ve her seferinde aydınlatıyor beni.
Geçenlerde feedback verdim dedim ki çok teşekkür ederim gerçekten bana çok farklı bir kapı açtın sorularınla düşüncelerinle.
O da ki ben bu işi bu yüzden seviyorum.
Şimdi bu kadının language'in yaşama ihtimali çok az diyor ki çünkü insanların hayatına dokunmayı seviyorum ve bunu işimde yapabiliyorum.
Anlatabiliyor muyum? Birazcık uzattım.
Ben de bu sefer çok konuştum.
Bu iş tarafındaki yani senin hayattaki değerlerinle, yapmak istediğin şeylerle yaptığın iş uymadığında ya da dediğin gibi sosyal hayvanlar olduğumuz için şey yapamadığımızda, o ilişkiyi kuramadığımızda, bağ kuramadığımızda
haklı olarak o anlamsız, tatsız geliyor.
E peki hayat dedin.
O ne olacak? Ya hayatta da aslında çok bahsettik oradan buradan ama Madde madde özetlersek eğer, saydıklarımı yaşıyorsa insan languishing ruh hali
içindedir diyor uzmanlar.
Boşlukta ya da varoluşsal bir krizdeymiş gibi hissetme.
Hasta olmamanıza rağmen kendinizi kötü hissetme.
Hislerinizi açıklayamama, dört gözle bekleyecek bir şeyiniz yok gibi hissetme.
Bir krizin içindeymişiz gibi hissetme.
O varoluşsal kriz aslında.
Ben burada en çok...
Dört gözle bekleyecek bir şeyiniz yok gibi hissetme kısmına çok takıldım.
Çünkü üzücü geldi.
Sen dedin ya hani yaşamıyormuş gibi hissetmek.
Onun kadar üzücü geldi bana.
Çünkü bence herkesin hayatında dört gözle bekleyecek bir şeyler olmalı.
Ve bu şeyden bahsetmiyorum.
İşte üç ay sonra Amerika'ya gideceğiz.
gibi büyük bir şeyden bahsetmiyorum.
İşte yarın seninle buluşacağım ya.
Ben bunu dört gözle bekliyorum.
Kadar küçük bir şey olmalı bence.
Ben insanlar bazen bunu sen çok podcastlerinde anlatıyorsun.
Bu mükemmeliyetçilik konusuna çok değiniyorsun.
Bununla biraz alakalı bence.
Biz kendimize öyle hedefler, öyle dört gözle beklenecek hayaller koyuyoruz ki şeyde yani Everest'in tepesinde.
Sonra ona zaten erişmek zor.
Erişirken yaşadığın yolculuk zor.
İşte başından geçenler zor.
Sonrasında da senin üzerinde yarattığı stres, senin üzerinde yarattığı yetersizlik hissi seni otomatik olarak aslında languishing'e ya da belki daha ciddi
durumlarda depresyona itiyor.
Çünkü sen kendine öyle bir hedef koymuşsun ki.
Belki de asla gerçekleşmeyecek ya da gerçekleşmesi 10 sene sürecek.
Sen bunu bir yılda yapmak istiyorsun atıyorum.
O yüzden kendimize böyle dört gözle bekleyecek ufak şeyler koymak lazım.
Ben şimdi şey konusuna girmeyeceğim.
Hani nasıl üstesinden geliriz konusuna girmeyeceğim.
Onu da çünkü uzun uzun anlatacağız ama bu podcast boyunca konuştuğumuz hisler bence çok yüreğe dokunacak üzücü şeyler.
Yani dört gözle bek...
Beklenecek bir şey yok gibi hissetme ya da hislerini açıklayamama.
Hislerimizi nasıl açıklayamayız ya?
Bence açıklayabilmeliyiz yani.
Çünkü etrafımızda bizi dinleyecek en az bir kişi vardır.
Hiç kimse olmasa bile senin o dostluk podcastinde anlattığın gibi yani bir ses kaydı.
birbirimizin gününü, belki de haftasını, belki de ayını bambaşka bir şekilde değiştirebilir aslında.
O yüzden languishing böyle ayrıştırmasını da yapmışlar.
Böyle uzmanlar sen de görmüşsündür.
İşte languishing'i burnout'la bir de depresyonla karşılaştırmışlar.
Hangisi hangisidir diye.
Languishing bunların en soft olanı aslında.
Yani biz aslında burada farkına varabilirsek durumun, kontrol altına almamız çok kolay olur.
Ama çoğu zaman işte ne yaşadığımızı açıklayamıyoruz ki işte languishing bu.
Ya işte bir sıkıntı var.
Canım bir şey istemiyor ama yani ne olduğunu da bilmiyorum.
Aslında biliyoruz. Bu podcast'tan sonra hepiniz biliyorsunuz arkadaşlar.
Şimdi iki tane şeye referat edeceğim.
Bir tanesi Benim geçtiğimiz sezondan bir tane bölümüm vardı.
Duygulara yer açabilmek diye.
Hani o duygular üzerine, duygunu nasıl tanımlarsın, nasıl ifade edersin vs.
Orada onu anlatmıştım.
Bu bölümden sonra onu dinlemek isteyenler oraya da bakabilir.
Duygusal zekada onu takip eden bölümü.
Çünkü ben şeyi düşünüyorum bazen.
Benim işim bu. Ben sertifikalı mindfulness eğitmeni ve profesyonel koçum.
Düşün. Bazen biri bana duygunu sorduğunda, belki de benim de bu işlerin içinde olmamın sebebi bu.
Bunlardan bu kadar fayda görmemin sebebi bu.
Çünkü kendimi bulma yolculuğumda zaten bunlardan fayda gördüğüm için ya ben bundan fayda gördüm.
Size de hani başkalarına da fayda sağlayayım mantığıyla yaklaşıyorum.
Çünkü zaten anda kalabilen bir insan minus minusla uğraşmaz anladın mı?
O yüzden geçen işte kardeşimle konuşuyorduk.
Abla nasıl hissediyorsun? Şey dedim bilmiyorum.
Ve şu an nasıl hissettiğimi bilmiyorum.
Açıklayamıyorum. Sonra dedim ki...
Kızım senin işin bu ya. Sen millete bunu öğretiyorsun ve sen açıklayamıyorsun.
Söyleyeyim ki bir sakin ol ya. Niye kendine bu kadar kötü davranıyorsun?
Arada o da olur yani. İlla bunu yapacaksın diye bir şey yok.
Terzi arada kendi söküğünü dikemiyor yani.
Ne yapacaksın? Sonra oturdum dedim ki tamam.
Hadi bakalım geri dön. Ama şey dedin ya bir de.
Dört göze bekleyecek bir şeyin olmaması.
Oraya bir geri dönmek istiyorum kapatmadan önce.
Neden biliyor musun Hamide? Covid'in böyle en yoğun zamanlarıydı.
Böyle şeyde kapanmalar başlamıştı ya.
Bir gün bana o zaman ben de eski şirketimde çalışıyordum.
Bir tane takımdan bir müdür ulaştı.
Dedi ki benim takımımda birisi var çok zor durumda.
Hani sen koştuk yapıyorsun biliyorum.
Senin destek olabileceğini düşünüyorum.
Dedim ki bu kadar zor durumdaysa ben doğru insan olmayabilirim.
O yüzden hani belki biraz daha bir mental sağlık profesyonele yönlendirsen.
Yok yok alıyor hani dedi.
Terapi de alıyor dedi. Psikiyatrla da görüşüyor.
Ama dedi bu hedef koyma biraz daha bir şeyler yapma konusunda seninle de görüşsün istiyorum olur mu dedi.
Tamam dedim. Sonra biz görüşmeye başladı.
Bana ilk söylediği şey buydu.
Dedim ki ne hissediyorsun?
Dört gözle bekleyecek hiçbir şeyim yok Emine.
Bu yüzden de... Hayattan hiçbir keyif alamıyorum demişti.
Senin bu az önce bahsettiğin, verdiğin örnek bana onu hatırlattı.
O zaman tabii bilmiyorduk languishing diye bir şeyin var olduğunu.
Daha doğrusu varmış da bu kadar popüler olmamıştı.
Dediğim gibi hepimizin bence yaşadığı bir duygu.
İsmini languishing de diyebiliriz.
Türkçe başka bir şey.
Kuvvetsiz kalma, mecelsiz kalma.
İsteksiz kalma, ne demek istiyorsak işte baygın, ruhsuz ya da senin dediğin gibi vitesi boşa almış da diyebiliriz.
Ama bir şeyin üzerinden gelmenin ilk adımı o sorun ne olursa olsun fark etmek.
Sonrasında bir sonraki adım işte konuşacağız zaten.
Eğer böyle hissediyorsanız nasıl üzerinden geleceğiz diyelim.
Ama bence güzel bir fikir verdik ne olduğu hakkında.
Örnekler vererek de güzel açıkladık.
Senin hayatından, benim hayatımdan, iş hayatından, özel hayattan.
Bence şeyi hatırlamakta da fayda var.
Bu da çok insani bir duygu.
Ben bunu bölümlerimde çok söylüyorum son zamanlarda belki.
Ama bir şeyin farkında olmak okey ama onu kabullenmek de.
Çünkü onu kabullenmezsen de değiştiremezsin ki.
O yüzden yalnız olmadığını bilmek de önemli.
Emin olun hepimiz dönem dönem aynı şeyleri yaşıyoruz.
En yakınımızdakiler yaşıyor.
Her şeyin bir şekilde çözümü olduğuna da inanıyorum ben.
Hani çok polyanlıcı bir yerden yaklaşmıyorum ki zaten bundan sonraki solo bölümüm Umut üzerine.
orada da biraz daha detay vereceğim seninle bunun çözümü olan flourishing üzerine konuştuğumuzda detay vereceğiz ama bence onun farkında olmak ya da etrafınızda böyle birisi varsa onun farkında olup o kişiye el uzatmak
da önemli çünkü dedik ya bunun sonrası depresyon diye yani o raddeye gelmeden çevrenizde eğer birisinin bu durumda olduğunu gidişatını az çok anlayabiliyorsanız ona böyle bir Bir şekilde yardım
eli uzatmak, sohbet etmek ya da bir şekilde bir şeyler ayarlamak, gözünü açmak, destek olmak bence çok önemli.
Arkadaşlıklar arasında da hani çevre arasında da.
Deyip yavaş yavaş kapatalım ama tuhaf da geldi.
Çünkü ben bu kanalda sürekli bir şeyden bahsediyorum, tecrübemden bahsediyorum ve çözümü bu diyorum ya.
Bu sefer çözüm sunmadık.
Çözüm Hamide'nin kanalında.
Tuhaf geldi, kapatamıyorum.
Uzattıkça uzatıyorum. Evet yani seni daha bıraksam Flourishing'i de anlatacaksın.
O yüzden bırakmıyorum. Bir sonraki bölümde de Emine'nin Umut Podcast'ını dinlersiniz.
Sonrasında da Flourishing'i dinleyip bomba gibi bir yeni yıla girersiniz diye umuyorum.
Yatırım tavsiyesi değildir.
Böyle altından kalkamayacağımız sözler verme Hamide.
Doğru. Evet o zaman çok teşekkür ederim Hamide.
Bugün bana konuk olduğun için bu güzel sohbetinle bu bölüme eşlik ettiğin için.
Bir sonraki bölümde Hamide'nin Sen Sormadan Ben Söyleyeyim kanalında görüşmek üzere diyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Kendinizi sevin.
İyi davranın. Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
