
Kurumsaldan Köpek Eğitmenliğine Uzanan Bir Hikaye
10 Ocak 2023 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta uzun zaman sonra bir konuğumuz var. Hem de siz canım dinleyicilerin arasından! Kendini ait hissetmediği kurumsal dünyadan, çok sevdiği köpek eğitmenliği işini kurmaya giden bir hikaye dinliyoruz. Girdiği bir iş görüşmesinde “5 sene sonra kendini nerede görüyorsun ?”sorusuna “köpek çiftliğinde” diye cevap vererek adım adım hayalini gerçekleştiren Duygu, inişleriyle çıkışlarıyla iş kurma hikayesini bizimle paylaştı.Bu bölümde neler var?Hayatta ne istediğini nasıl bulursun?Ek işe başlarken finansal güvence nasıl oluşturulur?Sabit gelir eksikliği korkusunu nasıl yeneriz?Herkes ''deli misin, o iş bırakılır mı?'' derken motivasyonumuzu nasıl koruruz?
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi günlük hayatta uygulanabilir pratik yöntemler
ile paylaşıyorum. Ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına bir soru ile hatta birkaç soru ile e-büten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve...
Benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz evineyesitimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Evet gelelim bu haftanın konusuna.
Şimdi geçtiğimiz haftalarda Matt Hagen Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını bitirdim.
Ve içimde böyle umutla karışık hüzünlümsü bir tat bıraktı.
Sebebi de şu. Kitap potansiyelini doğru kullanamadığı için pişmanlıklar denizinde yüzen ve hayatından memnun olmayan yalnız bir kadının intihar teşebbüsü sonucu olası hayatlarını ziyaret ettiği
bir hikayeyi konu alıyor.
Çok fazla spoiler vermeyeyim ama kitabı okurken önemsiz gibi görünen şeylerin ya da duygusal olarak yaptığımız bazı seçimlerin hayatımızı nasıl etkilediğini anlıyorsunuz.
Bence en etkileyici kısmı da sonuydu.
Az çok beklediğim bir sondu gerçi.
Çünkü kendini belli ediyor kitap okurken ama yazarın dili kullanışı itibariyle beklesem de çok etkilendim ben o sondan.
Ve bence bu kadar etkilenmemin sebebi de bu kızcağıza kendimi bir şekilde özleştirmiş olmam.
Çünkü hayatım boyunca her yerde olup her şeyi yapmak en azından denemek isteyen bir kişiliğim oldu.
Yani bu benim kişiliğim bunu bir şekilde inkar edemiyorum.
Hatta kendi ayağıma sıkıyor olabilir miyim diye bir bölüm yapmıştım.
Orada işte kendimizi sabote ettiğimiz özellikleri ortaya çıkaran Positive Intelligence isimli bir testten bahsetmiştim.
Hatırlayanlarınız vardır. Bilin bakalım ben orada hangisiyim?
Restless yani ne demek Türkçe'ye çevirecek olursak sabit duramayan, sürekli yaptığından sıkılan, hep yeni bir şeyler denemek isteyen, hep yeni heyecanlar arayışında olan böyle daldan dala daldan
dala atlayan bir insan.
Yani evet dedim ki bu yapı meselesi ama birincisi çok yorucu.
İkincisi günün sonunda ben hayatımda ne yapıyorum diye sorunca her yerdeyim ama aslında hiçbir yerdeyim diye düşünüyorsun.
Ve o an bir girdaba giriyor insan.
O yüzden de son iki yıldır enerjimi ve zamanımı kanalize ettiğim şeylerin sayısını azaltmaya başladım.
Azaltmaya başladım diyorum.
Tek bir şey indirmek gibi bir hedefim yok.
Çünkü sadece tek bir şeye odaklanmak da bana çok doğru gelmiyor.
Ayrıca tek bir şey seçme hakkım olsa da ona karar verene kadar ömrüm yeter mi onu da bilmiyorum.
Çünkü dediğim gibi yani insan yapısı bazı şeyleri insan ne yapsa da değiştiremiyor.
İstesem de yapamam yani ama en azından seçeneklerimi azaltabilirim.
İşte o zaman hayatı seyirci gibi yaşamaktansa daha böyle tatminkar bir noktadan yaşayabilirim diye düşünüyorum.
Şimdi hazır bunlara da bakarken belki duymuşsunuzdur slashe diye bir kavram var.
En basit haliyle Aynı anda farklı alanlarda kariyer oluşturmak ve farklı gelir kapıları elde etmek diyebiliriz buna.
Şimdi buradan buraya nasıl atladın emin edeceksin.
Bu bahsettiğim tek bir şeye odaklanmamak ama seçenekleri azaltmakla alakalı olduğunu düşünüyorum.
Mesela. Şu an benim yaptığım gibi 9-5 işiniz varken bir yandan da site hustle olarak tırnak içinde yani yan uğraş olarak içerik üreticiliği, koçluk, eğitmenlik gibi.
İsmi de kullandığınız ünvanların arasına slash yani taksim işaretini koymaktan geliyor.
LinkedIn'de, Headliner'da ya da Instagram'da insanların biyografisinde çok denk gelmişsinizdir.
Yazar, eğitmen, mühendis vs.
gibi böyle farklı farklı ünvanları var.
İşte tam olarak bundan bahsediyorum.
Bana biraz Japonların ikigai'sini de hatırlattı bu slash'i kavramı.
Çünkü onlar da diyor ya normal işinin yanında bir de sana anlamlı gelen ek bir işin olsun.
Yeri geldiğinde işinden olursan onu mesleğine çevirebil ve hayatını geçindirebil diye böyle bir çıkış noktaları var ya ikigai'de de.
İşte Slaşı'daki bu diğer ünvanın da aslında diğer uğraşının da bu noktada bu tonda olması gerektiği düşünülüyor.
Yani sana gerçekten anlam veren, mutluluk veren bir şey yapmak.
Bununla ilgili en güzel örnek de bence Covid'dir.
Çünkü Covid zamanımızda çok fazla insan işinden oldu.
Ya da çok fazla insan evden çalışmakla beraber bir şeyleri daha farklı yapabileceğini ya da kendi istediği şeyle beraber para kazanabileceğini gördü.
Ya da bununla alakalı bir adım atabileceğini gördü.
Covid'den sonra bence hayatımıza ne yapmak istediğimiz, nasıl yaşamak istediğimiz, vaktimizi nasıl değerlendirmek istediğimiz daha da önem kazandı.
Çünkü ertelediğimiz şeyleri yeri geldi pandemi dolayısıyla yapamadık değil mi?
Kavramları bir kenara bırakacak olursak da birkaç farklı ilgimizin olması kısaca.
Yani bu kadar çok şey söylememe gerek yok ama.
Yani birkaç farklı ilgimizin olması ve bu ilgilerde de elle tutulur bir şeyler yapabilmek, bir meşguliyet yaratabilmek.
Sonuçta... Yaş aldıkça zevklerimiz, ilgilerimiz, hayatı yaşama şeklimiz de değişiyor.
Ama slasheleyin bir de sınırı olması gerekli bence.
En azından yaptığın şeyler sana stres yaratmamalı.
Aksine keyif almanı sağlamalı.
İşte bizim Y kuşağının daha çok içinde bulunduğu bir grup bence bu slashe grubu.
Özellikle de küçük yaşta potansiyeli fark edemeden puanına göre önüne gelen üniversiteyi seçen insanlar olarak bence şu an farklı alanlara yönelmemiz gayet normal.
Ki burada sadece Türk eğitim sisteminden bahsetmemem arkadaşlar biliyorsunuz.
Ben yaşadığım ülke ve işim gereği 72 milletten insanla birlikte çalışıyorum ve inanın çoğu yerde durum farklı değil.
Yani bizimle aynı durumda olan o kadar çok farklı ülkelerden arkadaşım var ki.
Tabi bir de mizahçı meselesi yani herkes slashe olacak ya da herkes istemediği bir bölümü okudu da ondan sonra istediği şeye yönlenecek diye bir şey de yok.
Yani bazı insanlar istemediği bir şey olsa bile onun içinde de bir noktada kendini motive...
edecek şeyler bulabiliyor anlam bulabiliyor demek istemiyorum bu biraz daha ağır tonda bir sözcük gibi geliyor bana ama bazı insanlar mesela kendilerini tatmin eden o tek bir şeyi bulmuş da olabilir öyle şanslı
bir kesim var az da olsa ve o onların mesela güvenli limanlarıdır ya da farklı bir şeyin eksikliğini çekmezler ya da o buldukları şeye bir şekilde adapte olabilirler yalan yok ben bu duruma cidden çok özendim bir süre boyunca
ama İşte ne yaparsın yapıma uygun değil.
Yani sıkılıyorum, heyecanımı kaybediyorum.
Bir şekilde böyle tamam ya bu da olmadı diyorum.
Ama kendimi eziyet etmektense elimdekilerle ne yapabileceğime bakıp bir orta yolu bulmaya çalışıyorum artık.
Çünkü dediğim gibi yorucu bir şey.
Burada şöyle bir şey var. Ne istersem yapabilecek olmak her şeyi yapmak anlamına gelmiyor.
O yüzden orta yolu bulmaya çalışırken de her çiçekten bal almak yerine ben bunu gerçekten istiyor muyum?
Bu bana keyif veriyor mu?
Bu beni mutlu ediyor mu diye sorarak içinde bulunduğum şartlara ve kendime en uygun seçimi yapma amacındayım.
Hala da yoldayım.
Herkes gibi hani yaptım buldum demiyorum ve dediğim gibi yaş aldıkça...
İlgi alanlarımız da değişiyor, yapmak istediklerimiz de değişiyor.
Yani şu birkaç sene içerisinde bunlardır.
Belki bundan birkaç sene sonra farklı bir şey olabilir.
Ama ne olursa olsun önemli olan nokta şu ki ben bu soruları kendime sormalıyım.
Böylece potansiyelimi doğru kullanabilirim.
Böylece potansiyelimi boşa harcamamış olabilirim.
Hatırlarsınız Maslow'un hiyerarşisinde en tepede ne var?
Kendini gerçekleştirmek.
Bu çok insani bir ihtiyaç.
Ve insan gerçekten de potansiyelini kullanamadığında yani kendini gerçekleştiremediğinde bir eksik hissediyor.
Tamamlanmış hissetmiyor.
O yüzden de işte kendimize uygun şekilde bunu nasıl yapabiliriz?
Çözümlerini bulmak, bunun yöntemini bulmak bence çok kıymetli.
Eğer siz de slasheyseniz ya da birden fazla böyle farklı ilgileriniz varsa ve potansiyelinizi çok doğru kullanamadığınızı düşünüyorsanız bence önemli olan iki tane şey var burada.
Farklı alanlarda çalıştığınız zaman hepsinde çok çok iyi olma baskısı kurmamak kendi üzerinizde.
Ya da diyelim ki bir ek işiniz var.
Ya da iki tane üç tane ek işiniz var.
Bir ek işiniz bir de sizin asıl gelir kapınız olan bir işiniz var.
İşte bu durumda hepsinde harikalar yaratmayı beklememek çok önemli.
hobi de olabilir bu arada.
İlla para kazanıyor olmanıza gerek yok.
Ama arada bir neden yola çıktığınızı hatırlamak, hedef koyduysanız onları gözden geçirmek ve tabii en önemlisi de kendinizi başkalarıyla kıyaslarken sağlıklı bir kıyaslama yapmak çok önemli.
Bununla alakalı sosyal psikolog Festinger'ın sosyal karşılaştırma teorisini anlattığım neden kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum diye bir bölümüm de var ikinci sezondan.
İlgilenenler onu da dinleyebilir.
Diğer bir şey ise birden fazla uğraşınız olduğunda haliyle daha fazla zamanınızı alıyor.
Yani hem 2-3 iş yapıp hem kendinize hem sevdiklerinize zaman ayırmak için doğru bir planlama ve önceliklendirme yapmak şart.
Ki istatistiklerden gördüğüm kadarıyla zaman yönetimi...
Bu bölümü hala en çok dinlenen bölümlerden bir tanesi.
Demek ki burada da bir ihtiyaç var diye anlıyorum.
Eğer hala dinlemediyseniz ikinci sezondaki o bölüme bakabilirsiniz.
Bir de eğer profesyonel destek almak isterseniz bu sene açılacak grup koşulu programları ve journaling yani günlük tutma kursları içinde...
E-bültene kaydolmayı unutmayın.
Biliyorsunuz her zaman açıklamaları bırakıyorum linki.
Benim tarafımda mindfulness çalışmalarının da bence çok büyük etkisi var.
Çünkü şöyle düşünüyorum.
Benim mindfulness'dan bu kadar verim almamın sebeplerinden biri de size o en başta bahsettiğim restless yani yerinde duramayan bir insan olmam.
Odaklanabilen, dikkatini toplayabilen bir insan zaten benim kadar verim almazdı muhtemelen.
Kafamın içinde zıplayıp koşuşturan düşünceleri bir düzene sokmasının yanı sıra mindfulness temelli stres azaltma kurslarına katılanlarınız vardır.
Orada böyle kitapçıklar dağıtılır ve o kitapçıkların içerisinde de böyle şiirlerden alıntılar, özlü sözler olur.
Ve beni en çok etkileyen şiir alıntısı da şuydu.
Şair Mary Oliver'ın şu sorusu.
Söyle bana tek ve değerli hayatınla ne yapmayı planlıyorsun?
İşte bu soruya cevap vermek için bence ilk adım sadeleşmek.
Çünkü ne zaman her şeyi yapmaya çalışmaktan biraz daha geri çekiliyorsunuz, az ve öz yaşıyorsunuz.
Ne zaman herkese evet demeyi bırakıyorsunuz, hayır demeyi öğreniyorsunuz.
İşte o zaman mental ve fiziksel olarak sadeleşiyorsunuz.
O zaman gerçekten önemli olan şeylere en yüksek katkıyı sağlamak için çaba harcamaya başlıyor insan ve işte o zaman slashe olsanız da.
Tek bir şeye odaklansanız da hayatımla ne yapıyorum sorusu karşısında biraz daha net bir duruş oluyor insanın.
Cevabı buluyorsunuz demiyorum.
Bence öyle kolay bir cevap da değil.
Cevabı var mı ondan da emin değilim açıkçası.
Ama en azından böyle bir soru geldiği zaman insan şöyle bir afallamıyor.
Bunun için de önemli olduğunu düşündüğüm başka bir soru var.
Ay bu da matmuşka gibi oldu soru içinden soru çıkıyor.
Ama birbirimizi tanıdık artık. Ben hayata felsefi yönden yaklaşmayı seviyorum.
Sormaya, sorgulamaya, eleştirel düşünmeye yönelik bir yapım var ki bununla alakalı da çok güzel bir bölüm gelecek bu arada beklemede kalın.
Evet ne diyordum? Felsefeyi yön diyordum, sormak diyordum.
Kendi içimizdeki potansiyeli keşfetmek için ne yapmalıyız diyordum.
Diğer sorum buydu evet. Evet diğer sorum da kendi içimizdeki potansiyeli keşfetmek için ne yapmalıyız?
Bu soruyu bir kenara not edin ve üzerine yazın isterim.
Potansiyeliniz ne demiyorum çünkü senelerdir sırtımıza döndüğümüz bir şeyi bu kadar kolay bulmak çok mümkün değil bence.
Ama herkes az çok kendinin farkında zaten.
O noktada da işte o potansiyeli çıkarmak için her neyse artık onu neye alayız?
Bence burası biraz daha eline tutulur bir çıkış noktası gibi geliyor bana.
Ve bu soru bence bir noktada bizi kendini tanımaya da götürüyor.
Çünkü her şeyde olduğu gibi...
Burada da kendini tanımak, ilgilerini, arzularını, seni hayatta hissettiren şeyleri, sana anlamlı gelen şeyleri bilmek çok önemli.
İçinde bulunduğun şartlarda neler yapabileceğini, ne kadar esneyebileceğini, nelere yeniden başlayabileceğini ya da Neleri geride bırakabileceğini.
Bence burası da çok önemli. Bunlar hepsi bir bütün.
Bununla alakalı da bir bölümüm var.
Yetmediği gibi kendimi vapurdaki satıcılar gibi hissettim.
Ama gerçekten uzun süre içerik üretince özellikle podcast yapınca bir de benzer konular üzerinde konuştuğum için ister istemez birbirini tamamlayan bölümlerim oluyor.
Kendini tanımanın altı aracı isimli bölüm.
O bölümü de çok sevmiştiniz. Henüz dinlemeyenleriniz varsa mutlaka onu da öneririm.
Onun dışında bence potansiyelimizi keşfedebilmek için kendimize yapabileceğimiz en iyi iyiliklerden bir tanesi de hayal kurmaya alan açmak.
Çünkü hayalini kurmadığımız bir şeyi yapamayız, hayalini kurmadığımız bir şeyi gerçekleştiremeyiz.
Ama ne kadar acı ki...
Bugün günümüzdeki şartlar altında hayal kurmanın kendisi bir hayal.
Yani o kadar çok düşünecek şey var yapılacak şey var uğraşacak şey var ödenmesi gereken faturalar dünya nereye gidiyor ekonomi politika derken gerçekten kendimizi böyle kısıtlıyoruz kapatıyoruz.
O noktada belki 5-10 dakikada olsa gün içinde o realiteden kopacak bir şey yapmak biraz daha kendini anın içinde hissettirecek bir şey yapmak önemli olabilir.
Bizim hayali kurduğumuz hayatları yaşayan insanlar ya da hayalini dahi kuramadığımız hayatları yaşayan insanların bir sürü hikayesi var.
Bunları okumak, istemek, dinlemek bir sürü yayın var bunlarla ilgili.
Ben çok seviyorum bu tarz şeyleri okumayı çünkü...
Ya da dinlemeyi ya da izlemeyi.
Çünkü bu tarz şeyler benim böyle kafamı açıyor.
Diyorum ki ya bu yapılabiliyormuş. Ya o yaptıysa ben de yaparım.
Benim motivasyon şekillerimden biri bu.
Daha önce bir bölümde söylemiştim.
İnsanların hikayelerini dinlemek bir noktada da bilmediğinizi bilmediğiniz yanlarınıza ortaya çıkartmanıza yardımcı olabiliyor.
Zor bir cümle oldu farkındayım.
Ama mutlaka ki bir şeyler bırakıyor sizde.
Bir fikir bırakıyor. Bir böyle kılcım atıyor ortaya.
O yüzden ben çok kıymetli buluyorum bunu.
Eğer sizlerin de varsa önerisi ya ben şunu takip ediyorum yahu ben böyle bir kitap okudum çok güzel biyografiler vardı gibisinden mutlaka benimle paylaşın.
Ben de instagramda diğer dinleyicilerimize paylaşırım.
Peki Emine iyi hoş diyorsun da ne yapacağız nereden başlayacağız bize çözüm önerisiyle gel diyorsanız.
Bu konuda ilk tavsiye edeceğim kitaplardan bir tanesi Greg McKeown'ın özcülük kitabı olur.
Orijinali esenşyalizm Türkçe özcülük olarak çevrilmiş.
Kitapta hem fiziksel hem de zihinsel olarak yükünüzü hafifletip gerekli olana odaklanmak için güzel taktikler veriyor.
Benim de altın çizdiklerimden konumuza göre harmanladığım şeyler şöyle.
Birincisi böyle keşfedip değerlendirmek.
Bazı şeyleri sırf işimize yarayacağını düşündüğümüz için yapıyoruz yalan yok.
Ama gerçekten sevip sevmediğimizi ya da keyif alıp...
Almayacağımızı sorgulamıyoruz.
Ne demek istiyorum? Mesela yüksek lisans.
Hadi eğitim sistem belli.
Önümüze gelen bölümü okuduk geçtik.
Peki kaçımız gerçekten ilgimiz olan bölüm üzerine yüksek lisans yaptık?
Ya da işletme, pazarlama gibi sırf CV'de dursun iyi firmalara girerken yardımcı olur mantığıyla vaktimizi ve enerjimizi farklı yerlere kanalize ettik.
Sonra da sırf bir kez o yola girdik diye keyif almadan yaptığımız işlere her sabah kendimizi sürükleyerek gittik.
Herkese soruyorum. Burada kendime de iğneyi batırıyorum merak etmeyin.
İşte bu yüzden kendinize sormamız gereken diğer önemli sorulardan bir tanesi de bir şey yapmadan önce, bir karar vermeden önce bu aktivite ya da çaba hedefime mümkün olan en yüksek katkıyı sağlayacak
mı? Bu çok basit.
Cevabı bellidir zaten yani içiniz biliyor onun cevabını.
İkincisi elimine etmek.
Çok ilginç araştırmalar zaten sahip olduğumuz şeylere değerinden daha fazla değer verme eğiliminde olduğumuzu ve bu nedenle onlardan kurtulmanın daha zor olduğunu söylüyor.
Mesela potansiyelinizi tam kullanamadığınız ama bir kez o yola girdiniz diye iyi kötü yaptığınız bir işiniz ya da ilişkiniz varsa şöyle bir soru da yardımcı olabilir.
Buna zaten sahip olmasaydım şimdi olsa sıfırdan ne kadar emek harcardım?
Ne kadar hevesli olurdum bunu yapmak için?
1 ila 10 arasında bir değerlendirin bakalım ne çıkacak.
Bu ikisini hallettikten sonra da bir rutine ihtiyacımız var.
Çünkü yaptığımız ya da yapacağımız şeyin sürdürülebilir olmasını istiyoruz değil mi?
Potansiyelimizi doğru kullanmak istiyorsak bize en yüksek düzeyde katkı sağlayan hangi faaliyetleri ve çabaları sürdürmemiz gerektiğini anladıktan sonra da niyetimizi mümkün olduğunca zahmetsizce gerçekleştirmemizi
sağlayacak bir sisteme ihtiyacımız var.
Bunun için de Kendimize rutin oluşturmak yani eğer ki ilgi alanımızın olduğu aktiviteyi bulduk diyelim ya da zaten biliyoruz ama ona daha fazla vakit ayırmak istiyoruz.
Artık onu nasıl daha sürdürülebilir, nasıl daha keyif alacak hale getirebiliriz?
Bununla alakalı bu sabahların bir rutini olmalı ve günlük tutmanın gizli gizli bölümlerine de bakabilirsiniz.
Her ikisi de ilintili bölümler çünkü size bir kapı açacaktır diye düşünüyorum.
Bir de ek bilgi dilimizde.
Özlemek, özden geliyormuş arkadaşlar.
Kişinin kendi özünü bir başka insana, nesneye, hayata katabilme arzusuymuş.
Aslında özlemenin geldiği nokta ne kadar güzel değil mi?
Yani aslında odak noktası değil de kişinin kendisiymiş özlemenin.
Özlem diyor hatta Oruç Aruaba, belki de kişinin insan olma çabasındaki en temel özelliğidir.
Kişinin gerçekleştirmeye çalıştığı en uç olanak, yaşam alanında ulaşmaya çalıştığı en uç sınır, kendini tam olarak yapmayı isteyebileceği en son yerdir.
Yani insan özleye özleye kendisini bulabilir diyor.
O zaman son bir soru ile kapatalım bu bölümü.
Sizin kendinizi bulmak için özlem duyduğunuz versiyonunuz kim?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
