
Kitap Önerileri | Bakış Açısını Değiştiren Kitaplar
26 Ocak 2022 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Daha fazla kitap önerileri, farkındalık egzersizi ve atölye duyuruları için E-Bülten'e kaydolmak için tıklayınKaleminizi, not defterinizi alın gelin! Son yıllarda okuduğum sorgulatan ve bakış açısını değiştiren kitaplar arasından en sevdiklerimi bu bölümde paylaştım.Mindfulness temelli koçluk için benimle çalışmak isterseniz iletişimBölümde bahsettiğim notlarınızı tutabileceğiniz Kindle uygulamasıhttps://www.clippings.io/Artwork: Pilu So
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, yeşil güzel hayallere hoş geldiniz.
Bu hafta uzun zamandır beklediğiniz bir bölümle karşınızdayım arkadaşlar.
Kitap önerileri.
Şimdi kitap önerileri dedim ama bu liste o kadar uzun ki bu bölümü çekmeden önce bayağı bir düşündüm.
Yani bu podcast'ın saatlerce sürmemesi için ben tam olarak ne yapabilirim diye.
Sonra aklıma şöyle bir şey geldi.
Bu kitapları belli başlıklar altında birkaç tane farklı bölüm olarak yayınlarsam aslında hem benim için hem sizin için daha kolay olur diye düşünerek ilk kitap önerilerine adadığım
podcast'ımda bakış açımızı değiştiren, geliştiren...
Ve hayatı kendimizi sorgulatan kitaplarla yapmaya karar verdim.
Çünkü bu kitapların hepsi böyle okuduktan sonra çevremdeki insanların da okuması için hunharca psikolojik baskı yaptığım, sanki yayın evlerinden komisyon alıyormuşçasına bunu mutlaka okumaya lazım biliyor
musun falan dediğim kitaplar.
Neden? Çünkü bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler var gerçekten arkadaşlar.
Ve ben bunları öğrenmeyi, hayatımda uygulamayı böyle pratik yapmayı çok seviyorum.
Deyip fazla da uzatmadan konuya gireyim değil mi?
Yine çok konuştum. Evet ilk olarak Eric Fromm'un kitaplarıyla başlayacağım.
Ama Eric Fromm'dan dört tane kitap önermek istediğim için birazcık Eric Fromm'un çalışmalarıyla, hayata karşı duruşuyla ilgili parantez açmak istiyorum ki sizin de aklınıza daha net bir resim oluşsun.
Şimdi Eric Fromm yazdığımız zaman Google'a kendisiyle alakalı o kadar çok farklı spot çıkıyor ki bu adam ne yapıyor Allah'a sen diye olabilirsiniz.
Ama Eric Fromm aslında temel eğitimini sosyoloji üzerine almış hatta doktorasını da burada tamamlamış.
Ondan sonra da psikanalist tarafına yönelerek bu alanda çalışmalar yapmış bir kişi.
Benim Eric Fromm'un kitaplarından çok beslenmemin sebebi ise Eric Fromm sadece psikoloji ve sosyoloji olarak değil teoloji, ekonomi, felsefe, mitoloji ve budizm.
Evet yanlış duymadınız Budizm'i bir potada eritiyor ve incelemelerini bunların bir bütün şeklinde sunuyor.
Her eserinde değil tabii ki ama genel olarak bu minvalde.
Ve Eric Fromm'un çok sevdiğim bir sözü var.
Şöyle diyor kendini bilmek insanın gücünü ve mutluluğunu hedefleyen Temel ilkelerden biridir.
Gerçekten hani kendini bilmek üzerine de güzel sorgulatan açılımlar yaratan kitapları var deyip gelelim fasulyenin faydalarına.
Neymiş bu kitaplar Emine söylüyorsun söylüyorsun Eric Fromm'u güzelledin tamam ama hangi kitapları bunlar?
Şimdi en son okuduğum kitabından başlayacağım.
Özgürlükten Kaçış.
Eric Fromm Özgürlükten Kaçış kitabında aslında insanın yalnız ve çaresiz kalmamak, izole olmamak için Özgürlüğünden nasıl feragat ettiğini anlatıyor
ve bunu anlatırken de gerçekten farklı konulara, farklı tarihsel olaylara değiniyor.
Kitabın okuması genel olarak kolay ve aslında şey diyorsunuz oha bu muymuş ya evet dediğiniz çok nokta oluyor.
Ama ve lakin öyle bir bölüm var ki üçüncü bölüm hani bu orta çağdan çıkıp reformun aslında bu bireyselleşmenin üzerindeki etkisini ve
özgürlükten nasıl kaçtığımızı anlatıyor.
Orada şey diyorsanız böyle hoca bitir hoca tamam ben orada bıraktım hani bir kere sonra bir daha bütün kitabı baştan okumak zorunda kaldım.
Gerçekten bir de ben bu kitabı İngilizce okumuştum.
Yani bazı terimler var ki frene soruyorum adamın ana dili o da bilmiyor.
Diyor ki bilmiyorum Emine okuma bu kitabı.
Ama orayı geçtikten sonra gerçekten her şey çok net bir şekilde oturuyor.
Hani Emine hem bu kitabı övüyorsun öneriyorsun hem de neden bunu söylüyorsun demeyin.
Gerçekten hani. birçok konuda aydınlanmanızı ve insanların neyi neden yaptığını, toplumların neyi neden yaptığını fark etmenizi sağlıyor.
Ondan sonra da işte bu kaçışın aslında mekanizmalarına değiniyor.
Çok fazla spoiler vermeyeyim burada.
Sadece burada altını çizdiğim şeylerden bir tanesi.
Bu kitapta bayağı yine altını çizdiğim yer vardı diğer kitapları gibi ama altını çizdiğim şeylerden bir tanesiyle kitabın birazcık da konteksini size söylemiş olayım.
Bir öğreti ne kadar mantıksız olursa olsun, toplum tarafından kabul edilerek güç kazandığı zaman milyonlarca insan kendilerini dışlanmış ve izole edilmiş hissetmektense ona
inanmayı tercih edecektir diyor ki bence de doğru ondan sonrasında da benim en sevdiğim noktalardan bir tanesi şu oldu en son artık bölümde bütün bu bilgileri verdikten sonra
analizi yaptıktan sonra en son bölümde dedi ki peki biz hem özgür olup Hem nasıl yalnız kalmayabiliriz?
Hani biz kişisel ve toplumsal olarak tabii ki bunun üzerine çözüm önerileri sunuyor.
Ben bu kısmını çok beğendim.
Bu aralar böyle kafa açan kitaplara ihtiyacım var Emine diyorsanız bu kitabını tavsiye ederim.
Deyip ikinci önereceğim kitaba geçiyorum.
O da sevme sanatı.
Eric Fromm'un en meşhur kitabı olarak biliniyor.
Gerçekten de okurken böyle altını çize çize çize okuyacağınız böyle sevgiye ve ilişkilere ait bakış açınızı çok farklı bir yöne getirecek bir kitap.
Ve daha çok sevgiye sahip olmaktansa sevgiyle yaşamanın üzerinde duran bir kitap.
Çok sevdiğim bir sözü var burada birazcık uzun ama kitaptan alıntı yapmak istiyorum ki siz de o kitabı alacaksanız eğer içerisinde ne tarz şeyler olduğunu bilin istiyorum.
Şöyle diyor sevgi iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması dolayısıyla her birinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak.
İnsan gerçekliği de Canlılığı da, sevgisinin temeli de işte bu özden tanıma yaşantısında yatar.
Böyle yaşanan sevgi sürekli bir meydan okumadır.
Bir dinlenme yeri değil, tersine birlikte oluşma, büyüme ve çalışmadır.
Uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü olup olmaması bile önemsizdir artık.
Temel gerçek şudur.
Birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar.
Kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için bir yol olurlar.
Sevginin var olduğuna bir tek kanıt vardır ancak bağlılığın derinliği.
Seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve.
Çok güzel söylemiş. Bu kitabı okuduktan sonra sevgi kavramına bir kere daha farklı yaklaşıyorsunuz o kesin.
Ve gerçekten de karşınızdaki insandan ve bir ilişkiden ne bekleyeceğiniz ne beklemeniz gerektiğini çok daha net bir şekilde anlıyorsunuz.
Tavsiyemdir okumak isteyenlere.
Deyip üçüncü kitaba geçiyorum.
Sahip olmak ya da olmak.
Arkadaşlar bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
Çünkü... Sahip olmaya çalışarak ne kadar olamadığımızı gösteriyor bize.
Yani tabii ki herkes benimle aynı tecrübeleri yaşayacak diye bir şey yok bu kitabı okuduktan sonra.
Ama belki de benim tam o tecrübeyi yaşama zamanımdı.
Doğru zamanda doğru kitabı okumuş da olabilirim.
Yine de kendimle ilgili çok fazla açılım yaptığım.
Benliğimin kıyıda köşede gölgeler altında kalmış taraflarını keşfettiğim bir okuma tecrübesiydi benim için.
Şimdi böyle söyleyince çok güzel bir kitabı ama kitap aslında sahip olmanın üzerinden kendimizi nasıl tanımladığımızı anlatıyor.
Ama bu bahsettiğim sahip olmak sadece para, pul, ün, şan, şöhret, imaj, statü bunlar değil.
Bilgiye sahip olma.
Sevgiye sahip olma derdi.
Yani bunları farklı noktalarda işliyor.
Ve gerçekten bu ne kadar tüketirsen o kadar insansın anlayışının bizi nerelere getirdiğini anlatıyor.
Anlatıyor ama bir noktada da sorgulatıyor.
Çünkü okurken aha bu ben diyorsunuz.
Oha ben neler yapıyormuşum?
Ben bunu bu yüzden mi yapıyormuşum diyorsunuz?
Ve tabii ki bununla beraber mutsuzluğa, varoluşsal sancılara bunlar da değinmiyor değil.
Her kitabında olduğu gibi.
Bunu söyleyip dördüncü kitaba geçeceğim.
Çünkü dördüncü kitap bununla bağlantılı.
O da olma sanatı.
Olma sanatı aslında sahip olmak ya da olmak kitabının devamı gibi bir kitap.
Eric Fromm diyor ki tamam artık sahip olmak ile olmak arasındaki farkın ayırdığına vardınız.
Peki nasıl olacaksınız?
Ne olacaksınız?
O yüzden de bu kitapta daha çok kendini tanımaya, kendinin farkında olmaya, kendi içine dönmeye kişileri teşvik ediyor.
Öz farkındalık, otoanaliz ve meditasyon diye yazıyor ve içerisinde de bunları kullanarak artık nasıl olabileceğimizi, kendimizin kişisel farkındalığını nasıl arttırabileceğimizi
söylüyor. Bakın arkadaşlar bu kitap 1976 yılında yazılmış bir kitap.
Ve daha o zamandan Eric Fromm şundan demir vuruyor.
Bu işte kendini gerçekleştirme, kendinin farkına varma, potansiyelini gerçekleştirme kavramlarının ne kadar altının boşaltıldığını ve insanların ne kadar hap bilgiye aşık olduğunu yazıyor.
Ve diyor ki siz eğer ki çaba göstermezseniz hiçbir şey olmaz.
O yüzden de... Sayın Sonda kitabın sonunda otoanaliz yani kendi kendine analiz etme ile alakalı çok güzel yöntemler veriyor.
Kendinizi kurcalamayı seviyorsanız, kişisel farkındalığınızı artırmak için bir kaynak arıyorsanız ama böyle kaliteli kaynak olsun istiyorsanız ben gönül rahatlığıyla bu iki kitabı önerebilirim size.
Sahip olmak ya da olmak ve olma sanatı.
Olma sanatına sahip olmak ya da olmayı okumadan da...
okusak olur mu derseniz bence olur.
Ben normalde önce olma sanatını okudum.
Sonra fark ettim ki aslında böyle de bir kitap varmış.
Ondan sonra onu okudum.
Ki zaten olma sanatının içerisinde de sahip olmak ya da olmakla alakalı son bölümde bayağı bilgi veriyor.
Nasıl isterseniz öyle yapabilirsiniz.
Deyip Eric Fromm döngüsünden çıkıyorum.
Ama hazır bu kadar sahip olmaktan ve olmaktan bahsetmişken yine bunu da içerisine alarak İçine bir de mutluluk arayışını katan bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
Yaşam sanatı yazarı da Zygmunt Bowman.
Zygmunt Bowman da bir sosyolog ve gerçekten çok fazla kitabı var.
Kolay okunabilir kitaplar değil.
Benim en kolay okuduğum ama gerçekten de en çok böyle zihnimde ışıklar yakan kitaplarından bir tanesi bu yaşam sanatı.
Burada Zygmunt Baum'un şunu söylüyor.
Dünyadaki bütün insanların ortak hayali mutluluk arayışı.
Ama biz aslında mutluluğu ararken mutsuz oluyoruz diyor.
Bunu da derken, bunu örneklerini gözümüze gözümüze sokuyor.
Ve aslında hepimizin kendi yaşamının sanatçısı olabileceğimizi ve yaşamlarımızda bir sanat haline getirebileceğimizi öne sürüyor.
Ama bunu öne sürerken de hani böylece kulağa çok romantik geliyor ya hepimiz bir sanatçıyız, hepimizin yaşamı bir sanat olabilir.
Evet tabii ki olabilir ama aslında...
Bowman biraz daha bunun karanlık noktalarına da değiniyor ve okuru kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye davet ediyor öyle söyleyeyim.
Çok severek ve öğrenerek okuduğum bir kitap bu ama en başta söylediğim gibi okuması kolay değil.
Ben tavsiye ediyorum kararı size kalmış.
Ama derseniz ki Emine tamam anladık bize hem okuması kolay hem de güzel böyle keşikler aydınlanmalar sağlayan bir kitap öner derseniz benim çok sevdiğim yine böyle
başucu kitabım diyebileceğim bir kitap Alain de Baton The School of Life.
Şimdi ben bu kitabın...
Türkçesinin olmadığını zannediyordum ama şöyle arattırınca kitap yurdunda Hayat Okulu kitapları 6 kitaplık set özel tasarım kutu diye bir başlık altında buldum.
Şöyle 6 tane farklı kitap Hayat Okulu çerçevesi altındaki kişilerin yazdığı kitaplar da dahil sadece Alayında Batı'na ait değil ve gördüğüm kadarıyla yorumları da çok güzel.
Ama eğer şansınız varsa İngilizce Alayında Batı'nın Kaleminden çıkmış olan kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Neden? Çünkü birincisi Alayında Batı'nın mizacı çok iyi, kalemi de çok iyi, olaylara yaklaşımı, espri anlayışı da çok iyi.
Ve Alayında Batı'nın zaten felsefesi şu.
Ben herkesin ulaşabileceği günlük hayatta kullanabileceğimiz bir felsefe yapmak istiyorum diyorum.
Zaten bunun için de Harvard'da yaptığı felsefe doktorasını yarıda bırakıp yazar olmaya karar veriyor.
Ondan sonra da hayat okulunun kendisini kuruyor.
Buraya geleceğim ama önce kitabın içerisinde ne var ve ben neden bu kadar etkilendim?
Neden benim baş ucu kitabım?
Çünkü hepimizin bildiği üzere bize okullarda hep salt bilgi öğretiyorlar.
Ama gerçek hayatta...
Böyle bir işte problem yaşadığımızda, bir ilişkide problem yaşadığımızda ya da kendi içimizdeki bu mental sorunlarımız, varoluş problemlerimiz, kendimizi daha iyi anlama olsun ya da başarısızlıkla
nasıl başa çıkabileceğimiz bunun gibi şeyleri kesinlikle öğretmiyorlar.
İşte hayat okulu gerçekten bunları ele alıyor ve size çok güzel bir bakış açısı sunuyor.
Ben o yüzden bu kitabın...
Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yani bize okulda öğretilmeyen ne varsa bu kitapta.
Bu kitabın az önce bahsettiğim Türkçe versiyonunun içerisinde de güzel şeyler var gibi görünüyor.
Okumadım ama ona da bakabilirsiniz.
Bir de Hayat Okul dediğim gibi bir kuruluş.
Kendisinin web sitesi ve web sitesinin altında çok güzel yazıları var blog kısmında.
Bir de YouTube kanalı var.
Yani bunları kısa kısa izlemek isterseniz eğer.
YouTube'dan biliyorsunuz.
Şeyi de değiştirebiliyorsunuz zaten altyazıyı Türkçe de yapabiliyorsunuz.
Bu şekilde de izleyebilirsiniz.
Ben hani bu oluşumdan hayat okullu kurumunun oluşumundan çok büyük fayda sağladım şimdiye kadar.
Sizlere de kesinlikle tavsiye ederim deyip.
Çok sevdiğim yazarlardan biri olduğu için.
Tek kitapla söyleyip geçmek istemiyorum.
Çünkü okuduğum birkaç tane daha kitabı var.
Çok fazla kitap var bu arada.
Hala listemde olan kitapları da var.
Ama iki tane daha kitabını söylemek istiyorum.
Bunlardan biri Seyahat Sanatı.
Bu kitabı böyle hani seyahatle alakalı tamamen seyahat üzerine diye düşünürseniz çok yanılırsınız.
Evet, Alain de Batı'nın yaptığı geziler, gittiği yerler.
Zaten kitapta da öyle diyor.
Gidilecek yerler ve...
Farklı rehberler.
Rehberlerimiz de kim? Şairler, ressamlar, yazarlar, filozoflar ve gittiği yerlerdeki gördüklerini, tecrübelerini bu minvalde değiştiriyor ve burada
bulunmuş olan sanatçıların görüşleriyle beraber harmanlıyor.
Ben çok etkilendim bu kitaptan.
Hani ne kadar doğru aktarabildim bilmiyorum ama hatta en çok etkilendiğim bölümlerden bir tanesi de John Ruskin isimli bir ressamın.
Aslında resim yapmak, zengin olmak, güzel resim yapmak için değil de insanlara görmeyi öğretmek için yaptığıydı.
Ve şöyle bir şey söylüyor altını çizdiğim bir yer var.
Diyor ki saate 100 kilometre kat ederek yer değiştirmek gücümüzü, mutluluğumuzu ve bilgimizi bir nebze bile arttırmayacaktır.
İnsanların dünya üzerinde görmesi gereken her şeyi görmeleri mümkün değildir.
Daha fazla şey görebilmek için yavaş yürümeleri gerekir.
Hızlı yürümek onlara hiçbir şey kazandırmaz.
Asıl değerli olan düşüncelerdir, bakıştır, hız değil.
Buradaki örnekte olduğu gibi farklı sanatçıların hayata karşı bakış açılarını da aslında size öğretiyor ve siz onlardan mutlaka ki bir şey öğreniyorsunuz, bir şeyler katıyorsunuz kendinize.
Sizin de bakış açınız değişiyor ve eğer ki okuduğunuz bir kitap içerisinde Böyle değişik tavsiyeler olsun.
O kitap sayesinde farklı yazarları, şairleri, ressamları keşfediyorum derseniz bu kitap tam sizlik bir kitap.
Yakın zamanda okudum.
Gerçekten yüzünüzü çok güzel bir gülümseme bırakıyor.
Deyip alemde batından önereceğim üçüncü kitaba geçiyorum.
Prost yaşamınızı nasıl değiştirebilirim?
Şimdi ben aslında bu yedi ciltlik bir kitap olan Kayıp Zamanın İzindeyi okumak istiyordum.
Ama kitaba başladım.
Allah'ım akmıyor, akmıyor, bitmiyor.
Dedim ki Emoj bu iş böyle olmayacak.
Sen farklı bir şey yap.
Sonra Alain de Botton bu kitabını görünce çok ilgimi çekti.
Çünkü Alain de Botton üşenmemiş.
Bu kitapları okumuş.
Yazarla ilgili çok büyük bir araştırma yapmış.
Yazarın ailesiyle ilgili araştırmaları yapmış.
Yazarın çünkü burada background'ını veriyor bize.
Ondan sonra kendine dersler çıkarmış.
O çıkardığı dersleri kendi bilgileriyle harmanlamış.
Ve bize böyle bakış açımızı değiştirecek, geliştirecek güzel bir kitap ortaya koymuş.
O yüzden ben bu kitabı beğendim.
Okuması da kolay. Hatta hani içindekiler kısmından da birazcık böyle bir spoiler verecek olursam size.
Şöyle diyor hani bugün yaşamayı nasıl severiz?
Kendimiz için okumayı nasıl öğrenebiliriz?
Zamanı nasıl iyi kullanırız?
Duygularımızı nasıl ifade ederiz?
Gözlerimizi nasıl açabiliriz?
Bugünün konusu zaten buydu.
Gözlerimizi açmak.
Aşkta nasıl mutlu olabiliriz?
Sonunda kitapları nasıl elimizden bırakırız?
Gerçekten güzel bir kitap.
Tavsiye ederim deyip aleyhinde batında burada sonlandırıyorum.
Muhtemelen siz de orada hoca bitir hoca diyorsunuzdur çünkü.
Son olarak Wilhelm Schmitt'ten kendiyle dost olmak gerisi de hayatı nasıl kolaylaştırır?
Çok güzel bir kitap. İncecik.
Böyle 80 sayfalık falan kesinlikle.
Ama böyle sindire sindire sindire okuyorsunuz ve neredeyse...
Her satırın altını çizdim.
Yanına delicesine not aldım.
Hatta şu an çok yakın bir arkadaşıma verdim.
Hani böyle bütün bilinçaltımı da ona vermiş gibi hissediyorum bu konuyla alakalı.
Ama yabancıya gitmedi en azından.
Geri aldığımda üstümde nasıl notlar olacak hiç bilmiyorum.
Güzel bir kitap. Çünkü kitap aslında şeyi anlatıyor.
Hani kendiyle dost olmakla kendini sevmek arasındaki farkı anlatıyor.
Ve çok güzel noktalara değiniyor.
Yani şimdi böyle özsevkat, özsevgi.
Kendini sev, evet güzel kavramlar ama bunları içselleştiremeyip boş bir şekilde, altı boş kalmış bir şekilde bunları hayatımıza entegre etmeye çalışırsak o iş öyle olmuyor.
İşte o yüzden de biraz daha derinlikli kitaplar, Batı'nın akılcılığı, Doğu'nun bu içe dönmeyle alakalı felsefeleri, bunların birleştirilmesi, bunları okuyup kendim yorumlamayı tercih
ediyorum. Bunun dışında kapatmadan önce söylemek istediğim son bir şey var.
Çünkü genel olarak çok kitap okuyan kişilerle konuştuğumuzda ortak sorunumuz okuduğumuz kitapların aklımızda kalmaması.
Ben buna şöyle bir çözüm buldum.
Zaten bu aralar çok taşındığım için.
Bu fiziksel kitaplar bana çok büyük yük oluyor.
Bunları okuduğumda da gerçi altın çizip yanına not alıyorum.
O yüzden böyle herkese kitap vermeyi de çok sevmiyorum.
Hani kitap paylaşmayı sevmediğimden değil.
Oraya bütün duygularımı, bilincimi verdiğim için.
İkincisi de ben aslında Kindle'dan çok okuyorum.
Kindle olur, Kobo olur.
Çünkü burada onun altın çizme özelliği ve onun içinde not alma özelliği var.
Ve bir web sitesi söyleyeceğim.
Buna açıklamaları da bırakırım.
Clippings.io diye bir web sitesi var.
Burayı Kindle'nizle entegre edip Altını çizdiğiniz ve not aldığınız her şeyi aktarabiliyorsunuz.
Sonra pdf olarak falan da çekebiliyorsunuz ama benim buna ihtiyacım kalmıyor.
Ben sadece bu altını çizdiklerimi öğrendiklerimi daha taze tutabilmek sonrasında dönüp dönüp bakabilmek için hepsinin bir yerde olmasını istediğim için orada tutuyorum.
Çünkü benim kitaplarımın bir kısmı burada çok büyük bir kısmı İstanbul'da.
Eğer ki işte bu konuyla alakalı kitaplardan öğrendiklerimizi nasıl aklımızda tutacağız taze tutacağız nerede top.
derseniz benim narcizane tavsiyem de bu şekilde olur beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim umarım faydalı olmuştur umarım güzel kitap önerileri alabilmişsinizdir yorumlarınızı bekliyorum sizin
bana kitap önerileriniz varsa çünkü bazen yapıyorsunuz onu sen bunu okuyorsun sen bunu takip ediyorsun bunu da kesin seversin diye atıyorsunuz bana instagramdan mutlaka beklerim çok mutlu oluyorum sizden böyle mesajlar geldiği zaman ve instagramdan
da beni takip etmiyorsanız hala takip etmeyi unutmayın oradan iletişimde kalıyorum sizlerle kendinize iyi bakın Çok iyi bakın bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
