
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Wilhelm Schmid’i, Sokrotes'i ve Schopenhauer'u da yanıma alıp biraz öz sevgi ve öz şefkat kavramlarının hayatta nerede durduğuna ve bize, günlük ilişkilerimize nasıl tesir ettiğine değiniyorum.Bu bölümde neler var?Kendiyle Dost Olmak Nedir? İç ses - Sokrates ve Daimon’larıKendini Sevmek mi Kendinle Dost Olmak mı? Narsizim ve Kendini Sevmek Kendiyle Dost Olmak İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanılabilir kılmak ve hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir pratik yöntemleri
paylaşıyorum. Ek olarak...
Her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına birkaç soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz evineyesildimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Bu hafta kendimizle ilişkimiz taraflarında biraz daha dolanmak istiyorum sanki hiç yapmıyormuşum gibi.
Bölümün isminden de anlaşılacağı üzere konumuz kendimize dost olabilmek.
Uzun zamandır aklımda olan bir bölümdü o yüzden şu an çok mutluyum bunu çekebildiğim için.
Bugün de filozof Wilhelm Schmidt de Sokrates'i yanıma alıp biraz bu kavramların hayatta nerede durduğuna ve bize günlük ilişkilerimize nasıl tesir ettiğine değinmek istiyorum.
Başlamadan önce size bir sorum var ama dürüst cevaplayın.
Sizce siz kendinizin iyi bir arkadaşı mısınız?
Burada podcast'ı durdurup biraz düşünebilirsiniz belki cevaplamadan önce.
Çünkü kolay bir soru gibi görünse de o kadar da kolay değil arkadaşlar.
Şöyle biraz geriye gidip kendimizle olan ilişkimizi gözden geçirmemiz gerekebiliyor.
Mesela ben şu an evet diyebiliyorum ama bundan birkaç yıl önce evetin yanından bile geçemezdim.
Çünkü hata yaptığımda ya da hata yaptığımı düşündüğümde bakın burası önemli.
Bazen o hata olmuyor ama belli başlı alışılmış kalıplarımızdan dolayı bize öyle geliyor.
İşte ben böyle düşündüğümde ya da gerçekten hata yaptığımda kendime aşırı acımasız davranıyordum.
Böyle Emine sen geri zekalı mısın diye başlayan cümleler öyle bir yere geliyordu ki.
Görseniz sanki ben dünyanın en beceriksiz, en kapasitesiz, en aptal insanıyım.
Yani başka biri bana çıkıp böyle dese, kendime söylediğim gibi söylese ağzına vurur.
Dururum. Net yani. Bu lafı da çok seviyorum bu arada.
Peki o zaman kendime niye böyle bir tavrım vardı?
Yani bu tavır bana yardımcı oldu mu?
Hayır tabii ki de. Çünkü bir yerden sonra kendinizle sürekli negatif şekilde konuştuğunuzda o negatif öz eleştiri aşağı çekiyor sizi.
Saçma bir döngüye giriyorsunuz.
Ve ben bu döngünün kendime olan inancımı zedilediği için gerçek potansiyelimi kullanmamı engellediğini fark ettim.
Değişik bir cümle oldu ama kısacası kendimi bu kadar fazla eleştirdiğim için elim kolum bağlandı ve yapmak istediklerimi yapamadım.
Çünkü kendime inanmıyordum.
Yine bitmek tükenmek bilmeyen aydınlanma anlarımdan biriydi ama bence en gerekli olanlarındandı.
Bir noktadan sonra hatalarımla barışmam gerektiğini anladım.
Tabi bu pratik gerektiren bir şey.
Bir gecede olmuyor yani bir gün kendini yerden yere vururken ertesi gün canım kendim deyip sarılamıyorsun.
Aynada yanağından makas alamıyorsun ki zaten konumuz bu değil buna da değineceğim.
O bana çok sağlıklı gelmiyor ama ne zamanki hatalarımın benim büyümeme ve gelişmeme katkı sağlamasına izin verdim.
Onlardan bir şey öğrenmeye başladım.
İşte o zaman hayatı böyle gri tonlardan biraz daha mavilere, yeşillere, ara ara pamuk şekeri pembesine doğru getirebildim.
Bunu yapmak için de işte en iyi arkadaşım olmam gerekiyordu.
Yani kendimle dost olmam gerekiyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımda kendi kendime arkadaşlık yolunda katettiğim mesafenin bana en büyük katkısı...
Hayatta olmak istediğim yere ve kişiye doğru adımlar atmama yardımcı olması.
Yani oldum diyemiyorum. Bence hiç kimse diyemez.
Çünkü hayat bir yolculuk. Ama en azından birkaç adım atabildim.
Bir arpa büyü de olsa ilerleyebildim bence.
Çünkü insanın kendisiyle olan ilişkisi dünyadaki var olma biçimini ve dolayısıyla dünyayla diğerleriyle olan ilişkisini de etkiliyor.
Biraz daha böyle hayatı neresinden tutarak anlamlandıracağımızı ya da hayatı nasıl yaşayacağımızı da belirliyor bir noktada.
Peki... Kendimizle olan ilişkimize ne belirliyor Emine diye sorarsanız buna göre şöyle kendimizi nasıl gördüğümüz, kendimizden beklentilerimiz, bu beklentilere ulaşmak için yaptığımız
içsel muhabbetimiz, iç sesimiz, benliğimize olan yaklaşımımız işte burası hassas nokta.
Çünkü kendimize acımasız davranmamızın sebeplerinden bir tanesi de bence kendimizden olan beklentilerimizi gerçekçiliğinden bağımsız olarak böyle bir Allahu Ekber dağlarına koymamız.
O yüzden de kendiyle dost olabilme kavramı bana biraz daha böyle benliğine iyi bakmak, kendiyle iyi geçinmek, kendine olduğun gibi kabullenmek.
Ama böyle daha iyi bir noktaya gelebilmek için de cesaretlendirici bir tavır sergileyip yeri geldiğinde sırtını sıvazlamak.
Yeri geldiğinde sen burada yanlış yaptın bir gel bakalım başka ne yapabiliriz diyebilmek.
Bir noktada kendini affedebilmek de diyebiliriz bence.
Ya da yaşadığın olumsuzlukları daha geniş bir çerçeveden görüp yalnız olmadığını kendine hatırlatabilmek.
Kendine biraz daha özenle, biraz daha şefkatle yaklaşmak.
Nasıl sevdiğim bir dostunu teselli edersin ya da motive edersin kendine de o tonda yaklaşabilmek diye düşünüyorum.
Hatta Wilhelm Schmidt şöyle diyor altın çizdiğim çok güzel bir yer var kitapta kendiyle dost olmak kitabında.
Diyor ki kendiyle dost olan insan mükemmel olmamaktan incinmez.
Tıpkı başkasıyla dostluk ilişkisinde ötekini onun hususiyetleriyle benimsediği gibi kendi kendisiyle ilişkisinin de aynısını yapmaya hazırdır.
Kendini bilen ama yine kendini seven birisi olabilir böylece.
Kendiyle alay edip ve öz eleştiri yapabilir.
Bazen düştüğü aptallıklara kıs kıs güler, başka türlü yapsaydı çok daha iyi olacak bazı şeylerle ilgili kendini affeder.
Hatalarını ve zaaflarını açık seçik görür.
İyi dostluklarda adet olduğu üzere sırası gelince hakikati söyler kendi kendisine ki nahoş olanla baş etmesini sağlayacak yürünebilir bir yol bulur böylece.
Hazır kitaplardan bahsetmişken bir iki öneri daha vereyim.
Çünkü kitap önerilerini çok istiyorsunuz, çok da seviyorsunuz.
Bu konularla ilintile olduğunu düşündüğüm bir Zygmunt Bauman'ın yaşam sanatı, iki kişisel gelişim çılgınlığında kendiniz kalabilmek.
Bunun da yazarı Sven Brinkman, umarım doğru telaffuz ediyorumdur, İskandinav bir yazar kendisi.
Üçüncüsü de Alain de Baton, The School of Life.
Hep zaten öneriyorum ama...
Merak etmeyin, burada söylediğim kitapların hepsini zaten news satıra koyduğum için news satırı takip ediyorsanız oradan da alabilirsiniz.
Şimdi ben şeye geri dönmek istiyorum.
Az önce demiştim ya hani... Kendimizle olan ilişkimizi belirleyen şeylerden bir tanesi de iç sesimizdir diye.
İşte bu iç ses mevzusu aslında antik Yunan'a kadar dayanıyor.
O dönemler iç seslerin yüce varlıklardan geldiğine inanılırmış.
Damon deniliyor bu varlıklara ve tanrılarla insanlar arasında mesaj taşıdığına inanılıyor.
Şimdi yıllar içinde bu Damon, Damon oldu yani şeytan, iblis.
Ve artık bizi bir rehber olan dostane bir tondan çıkıp bize o terkin edilen iç sesini dinleme, buna güvenme.
daha sevgisiz, acımasız, öfkeli, suçlayıcı bir dile çevrildi.
Zaten şu an içinde bulunduğumuz performans toplumunda öz şefkat, öz sevgi, öz değer kavramlarına böyle dört elle sarılmamızın sebeplerinden biri de İç sesimizin susmak bilmeden bize hayatı zindan etmesi değil
mi? Yani sürekli kendimize o yaptığımız acımasız eleştiri değil mi?
Tabi sadece bizden kaynaklanan şeyler değil bunlar.
Bu arada içinde bulunduğumuz çevre, yetiştiğimiz aile, çalıştığımız ortam bunların hepsi iç sesimizin şekillenmesine rol oynuyor.
Hatta hani şu an teknoloji çağında takip ettiğimiz insanlar bile.
O yüzden de bizimle konuşan iç sesimiz.
Bizi hep eleştiriyorsa, bizi yetersiz hissettiriyorsa, değersiz hissettiriyorsa, sevgiye layık olmadığımızı düşündürüyorsa ki biliyorsunuz 2022 yılında neden kategorisinde Google'da en çok aratılan şey neden
sevilmiyorum? Bu çok ayrı bir konu zaten ama eğer bize böyle hissettiriyorsa ya da böyle utanç hissettiriyorsa muhtemelen çocuk...
yaşadığımız olumsuz deneyimleri içselleştirmişizdir ve yaşımız ilerledikçe bir şeyler üst üste binmiştir.
İşte bu yüzden kendimizle dost olabilmek önemli benim nezdimde.
Çünkü böylece o bizi engelleyen iç sesi destekleyen bir tona getirebiliriz bunun üzerine çalıştıkça.
Şimdi size birkaç sorum var. Aslında çok sorum var ama podcast'e sığmayacağını düşündüğüm için birkaç tanesini e-büyütenle paylaşacağım.
Kalanını da bu konu başlığında günlük tutma kurslarına koyacağım.
O yüzden hem sorular hem de kurs duyuruları için e-büyütene kaydolmayı unutmayın.
Biliyorsunuz e-büyüten üyelerine öncelikle duyuru yapıyorum.
Şimdi gelelim sorulara.
Birincisi, bir hata yaptığınızda kendinize nasıl konuşuyorsunuz?
Bu bir. Bunu bir yere yazabilirsiniz, durdurabilirsiniz, düşünebilirsiniz.
İkinciye geçiyorum. Kendinizi suçu hissetmeden hatalarınızdan ne öğrenebilirsiniz?
Üçüncüsü sevdiğiniz biri aynı durumda olsa siz kendinizi eleştirdiğinizde ona ne söylerdiniz?
Bu üç soru bence çok kıymetli.
Dediğim gibi hem elbette sana koyacağım hem de durdurup yazabilirsiniz.
Şimdi gelelim kendini sevmekle kendine dost olmak arasındaki farka.
Hani canım kendim kendini sev şeyleri çok revaçta ya şu an.
Bunun altı ne kadar dolu?
Ben bunu da sorguluyorum. Ki bunu tek ben sorgulamamışım.
Antik Yunan'da bile sorgulanmış.
Çünkü Platon ve Aristoteles de bu ikiliğe düşmüş.
Onlar da benliği olan düşkünlüğün aşırı öz sevgiyi teşvik edip etmeyeceğini tartışmışlar.
Yani narsizizme gidip gitmeyeceğini tartışmışlar.
Platon bundan korkuyormuş ve Aristoteles de bir noktada insanın kendi benliğiyle bir dostluk ilişkisi görebiliyormuş.
İşte burada bence de ince bir çizgi var.
Yani o yüzden kendine dost olmak, kendine şefkatle yaklaşmak büyüktür kendini sevmek.
Burada kendimizi sevmeyelim diye bir şey kesinlikle demiyorum.
Ama bunların da bir dengesi olması lazım her şeyde olduğu gibi.
Ki Wilhelm Schmidt de şöyle yaklaşıyor bu konuya.
Diyor ki azıcık narsisizme fazla itirazımız olmaz.
Kendisini en azından birazcık seven bir insan kendisiyle hiç başı hoş olmayan hatta belki de kendisinden nefret eden birinden daha fazla huzur bahşeder etrafına.
Çünkü şöyle düşünün.
Kendini ölçüsüz seven yani narsistleri düşündüğünüzde başkalarının hayranlığına muhtaçtır.
Her vesileyle kendi mükemmelliğini aynada görmek ister ve göremediğinde de yıkıcı bir iç sesle kendine de çevresine de hayatı zehir edebilir.
Hazır çevreye gelmişken bu kendine dost olabilmenin ilişkilerimizi nasıl etkilediğine de değinmek istiyorum.
Çünkü ilişkiler hayatımızın olmazsa olmazı değil mi?
Şöyle bir etrafınıza bakın.
Kolay ilişki kurduğunuz, anlaşıldığınızı hissettiğiniz, sizi destekleyen, yanındayken huzur veren, güzel enerji aldığınız insanların kendisiyle ilişkisi nasıl?
Bunu bir düşünün isterim. Çünkü insan kendinde olmayanı başkasına veremez.
O yüzden kendisiyle arkadaş olmayı becerebilen biri ancak size de yargısız ve anlayış çerçevesinde bir dostluk sunabilir, bir beraberlik sunabilir.
Keza siz de aynı şekilde.
Hani hep deriz ya kişi kendinden bilir diye.
İşte kendi içinde huzursuz olan biri başkalarını da huzursuz eder.
O yüzden sağlıklı ilişkiler inşa edebilmenin yolu da kendimizle olan ilişkimizin kalitesine bağlı bence.
Peki Emine çok iyi diyorsun ama ben nereden başlayacağımı bilmiyorum.
Yani senelerce böyle bir iç ses geliştirdim ve bunu nasıl evireceğimi bilmiyorum derseniz.
Bence başlangıç noktası kendini tanımaktır ki Wilhelm Schmidt de bunu söylüyor zaten.
Kitabında kendini tanımaya çok büyük bir yer ayırmış.
Neden? Çünkü...
Kendimizi bildiğimiz sürece zaten, farkında olduğumuz sürece bir şeylerin üzerine adım atabiliriz.
Ben bu kendini tanıma kısmında doğru soruları sormanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü doğru soruyu sormadan doğru cevabı bulamayız.
O yüzden felsefeden çok besleniyorum.
O yüzden koçluk vermekten çok keyif alıyorum.
Bununla alakalı bir bölümüm de var bu arada kendini tanımanın altı aracı diye onu da çok sevmiştiniz hala dinlemediyseniz oraya da bir dönebilirsiniz.
Sonuç olarak toparlayacak olursam kendiyle dost olabilmek en başta bahsettiğim gibi hayatta var olma biçimimizi ve dolayısıyla dünya ile olan ilişkimizi olumlu yönde etkiliyor.
Gerek varoluş sancılarımıza merhem olabilir gerekse insan ilişkilerimize hayatta nasıl bir duruş sergileyeceğimize destek olabilir.
Kendinizi tanımanın ötesinde bu konuda bir adım atmak istiyorsanız yazmak kadar öz şefkat çalışmaları da meditasyonları da yardımcı olabilir.
Hatta son bir kitap önerisi yapıp öyle kapatayım.
Christopher Germer öz şefkatli farkındalık.
Umarım bu bölümden keyif almışsınızdır.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi davranın.
Hatta kendine iyi davranması gerektiğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla da bu bölümü paylaşmayı unutmayın.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
