
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Epiktetos ile birlikte daha bir çok filozof, yazar ve düşünürü de yanıma alarak kendimizi daha yakından tanımak için kullanabileceğimiz araçlardan bahsettim.Bu Bölümde Neler Var?Kendini bilmek ve kendini bilmenin önemiStoa felsefesi ile kendini tanıma yollarıKendimizi keşfetmemizi sağlayan araçlarMindfulness Temelli Koçluk linkiBölümde bahsi geçen linkler:Paulo Coelho Podcasti - Hayat Amacı ve Kendini Bilmek/ KeşfetmekMeditasyon çeşitleriArtwork: Konczakowski
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir pratik
yöntemleri paylaşıyorum. Buna ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve bir de kişisel farkındalığımızı artırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Bu hafta Çok derin ama bir o kadar da keyifli bir konumuz var.
Kendini bilmek, tanımak ve keşfetmek.
Ama buraya girmeden önce ufak bir duyuru yapmak istiyorum.
Hayatınızda hiçbir değişikliğe vesile olmayacak muhtemelen bu duyuru ama ben yine de size bu açıklamayı bir borç bildim kendimce.
Fark ettiyseniz Gelişigüzel Hayaller'in renkleri ve yazısı dile eski haline geri döndü.
Ufak bir farklılıkla.
Bunu neden yaptım?
Çünkü Gelişigüzel Hayaller'in ruhunu çok daha iyi yansıttığını düşünüyorum.
canlı renklerin. O yüzden de böyle gerek Spotify'da, gerek Apple'da, Apple Podcast'da, gerekse Instagram'da beni böyle pembeli, turunculu, sarılı görürseniz şaşırmayın o hala benim.
Gerçi güzel hayaller. Neyse dediğim gibi bu hayatınıza hiçbir katkısı ya da eksikliği olmayacakları yaptıktan sonra devam edebiliriz.
Şimdi bu haftaki konumuz dediğim gibi kendini tanımak, kendini bilmek, kendini keşfetmek ve bu yolculukta Bizim kullanacağımız, faydalanacağımız araçlar, kullanacağımız kaynaklar.
Ben bunu hazırlarken hem böyle felsefeden çok faydalandım, sanattan çok faydalandım.
Hem de bunların benim hayatıma nasıl bir etkisi olduğu ve ben bunları nasıl uyguladım, nasıl faydasını gördüm, çevremdeki insanlarda ne gibi değişiklikler gördüm.
Bunları böyle harmanlayarak paylaşmaya çalışacağım sizinle.
Peki niye bu hafta bu bölümü çekmeye karar verdim onu da çok kısa paylaşayım çünkü çok ilginç bir şey oldu.
Bu bölüm aslında benim bir senedir listemde olan bir bölüm.
Yani böyle kocaman bir listem var ruh halime göre oturup işte onunla alakalı bir şeyler araştırıyorum yapıyorum ondan sonra da gelip burada konuşuyorum.
Ama ve lakin bir türlü elim gitmemişti yani bir türlü sıra gelmemişti bu bölüme.
Ta ki... Geçtiğimiz hafta başlayan farkındalıkla günlük tutma kursuna kadar.
Orada şöyle bir şey oldu.
Bunu da açıklayayım bu arada bilmeyenler için.
Belki takip edenleriniz de vardır ama.
Biz farkındalıkla günlük tutma diye bir kurs açtık.
Yani ben açtım. Ve burada da 10 tane katılımcımız var.
Her gün maile 3 tane soru cümlesi geliyor.
Ve her haftanın da belli bir konusu var.
Geçtiğimiz haftanın konusu da kendini tanımak, kendini keşfetmek ve hayat amacını keşfetmekti.
Şimdi ben böyle soruları gönderiyorum.
Üçüncü gün oldu. Grupta şöyle bir muhabbet döndü.
Aynı zamanda da bir WhatsApp grubumuz var.
Grupta şöyle bir muhabbet döndü.
Dediler ki yani ben bu soruların bir noktadan sonra kolaylaşacağını bekliyordum ama gitgide zorlaşıyor.
Bunun hiç kolaylaşma ihtimali var mı?
Ben önce bir panikledim tabii dedim ki yani ne oldu acaba ben mi abarttım?
Neyse çünkü böyle çok şey yaparak hani heveslenerek hazırladığımda bir...
içeriği var. Sonra sordum hani neden zor olduğunu düşünüyorsunuz?
Nelerde zorlanıyorsunuz?
Çünkü anlamaya çalıştığım şey şuydu.
Gerçekten ben mi farklı zor sorular soruyorum ya da biz kendimize basit görünen soruları sormaya alışmadığımız için cevapları vermekte mi zorlanıyoruz?
Yani hiç kendimize daha önce böyle sorular sormadığımız için mi zor geliyor?
Ondan sonra grupta ortak karar ikincisi çıktı.
Yani kendimize daha önce hiç böyle sorular sormadığımız için bunların bir de basit görünmesine rağmen cevapları bulmak zorluyor.
Ben de dedim ki evet Emine sen bu hafta bunu konuşuyorsun.
Yani bunun çıkış noktası buradan geliyor.
Konumuza geri dönecek olursak en temel soruyla başlayalım.
Kendini tanıma, kendini bilmek neden önemli?
Bence bana soracak olursanız...
Kendini bilmek ruhunu bilmektir.
Yani biz eğer kendimizin ne olduğunu bilmezsek kendimizi daha iyi kılabilir miyiz?
Ya da daha doyumlu bir hayat yaşayabilir miyiz?
Sağlıklı ilişkiler kurabilir miyiz?
Sevdiğimiz işleri yapabilir miyiz?
Hayattan keyif alabilir miyiz?
Bence bu soruların hepsinin altında işte kendini bilmek yatıyor.
Hatta epiktetostan bir alıntı yapmak istiyorum ki bugün epiktetostan baya bir alıntı yapacağım.
Çünkü benim çok fazla beslendiğim bir felsefesi doğa felsefesi.
Ve eğer ki kendisinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir kitabını okumayan varsa bu bölümün sonunda yarısını okumuş olacaksınız kitabın o kadar söyleyeyim.
Neyse geri dönecek olursam Epiktetos şöyle diyor.
Sana sadece şunu söyleyebilirim.
Kim olduğunu bilmeyen.
Ne için doğduğunu bilmeyen, bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamayan, o yüzden de ne işe yaradığını bilmeyen, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini, doğru ile yanlışı birbirinden
ayıramayan, hiçbir zaman arzularını, içgüdülerini, tiksindiği şeyleri şekillendirirken mantığını kullanamayacaktır.
Aslında hiçbir şey bilmezken tek kelime ile kör ve sağır dolaşacaktır.
Ama bu şaşırtıcı bir şey mi?
İnsanlık başladığından beri zaten tüm hataların sebebi bu cehalet değil midir?
Ben bu sözün altına imzamı atarım.
Sadece ekleyeceğim tek bir şey olurdu.
Mantığın yanına sezgileri de eklerdim.
Yani sezgi deyin, içgörü deyin, altıncı his deyin, ne derseniz deyin.
Ama bunun da önemli olduğunu düşünüyorum.
Neden biliyor musunuz? Biz çünkü cehaleti bilgi eksikliğinden olarak düşünüyoruz.
Eğitim eksikliği olarak düşünüyoruz değil mi?
Ama asıl cehalet aslında insanın kendini bilmemesidir.
Ve sezgilerimiz de aslında kendimizi bilme ve tanıma yolculuğunda.
çok güzel rehber olabilirler.
Bir de bu konu açılmışken son zamanlarda gözlemlediğim bir şey var.
Ondan da bahsetmek istiyorum.
Şimdi insanların bir kısmında büyük bir bilgi aşkı var.
Bu çok güzel bir şey. Çünkü kendimizi geliştirmemiz için düzenli olarak öğrenmemiz, bilgiyi dinmemiz, kendimizi bir şekilde ileriye taşımamız gerekiyor değil mi?
Burada hemfikiriz ama bu bilgi aşkının bilgi açlığına dönüştüğü bir nokta gözlemliyorum ben.
Yani ne kadar çok bilirsek, ne kadar çok entelektüel olursak o kadar değerliyiz gibi bir bakış açısı var.
Yani bilginin kaynağına bakılmaksızın ya da bilginin gerçekten bize yarayıp yaramayacağına bakılmaksızın sanki cehaletimizi örtüyormuş gibi kendimizi, zihnimizi bilgiyle dolduruyoruz.
Ama ben o bilgiyi kendi hayatımda kullanamayacak olduktan sonra ya da o bilgiyi kendimi bilmek, tanımak anlamında bir yere koyamadıktan sonra her şeye rağmen ben kendimden bir habersem.
Kendimle alakalı bir farkındalığım yoksa o kadar entelektüeliteye rağmen ne anlamı kaldı benim zihnimi o kadar bilgiyle doldurmanın?
Bu konuya dair bir de Engin Geçtan'ın çok sevdiğim bir cümlesi var.
Böyle o kitabı okurken fotoğrafını çektim ve bütün arkadaşlarıma attım.
Öyle söyleyeyim bütün yakın arkadaşlarıma.
O kadar haklı ki şöyle diyor Engin Geçtan.
Edinilen bazı bilgilerin ustaca sergilenmesi...
İnsanlara gerçekten bir şeyler katıp katmadığına bakmaksızın beyni toplar.
Bir diğer de işte insanların kendilerinin yaşama sorumluluğunu üstlenmemek için geliştirdikleri mekanizmalar iyi pazarlandığında bireyin toplum gözündeki değerini bile arttırabilir
ki bu da toplumun kendi sağlıksızlığının bir göstergesidir.
İşte bu cümle bana şunu düşündürdü.
Evet cehalet bilgi eksikliğinden ziyade kendini bilmemek artı Kendi yaşama sorumluluğunu üstlenmemek.
Yani gerçekten de böyle olduğunu düşünüyorum.
Şimdi aklınızdan şöyle bir şey geçebilir.
Yani kim kendi yaşama sorumluluğunu üstlenmek istemez ki?
Ya da kim kendini daha iyi tanımak ya da bilmek istemez ki?
Var evet böyle insanlar çünkü bazı insanlar derinlere inmekten o derindeki karşılaştığı şeylerle yüzleşmekten rahatsız olmazlar.
Bunları bir şekilde yönetebilirken bazı insanlar da burada nasıl tepki vereceğini bilmediği için ya da bunlarla nasıl yüzleşeceğini bilmediği için yüzeyde kalmayı tercih edebilirler.
Ya da yüzeyde kalmayıp derine inmek isteseniz bile bu kendini tanıma yolculuğu hayat boyu süren sonsuz bir yolculuk.
Yani varılacak bir yer yok orada.
Orada yolculuk.
Yolculuktan keyif alacaksınız.
Yolculuğun kendisi çünkü önemli olan çünkü hepimiz değişiyoruz.
Düşüncelerimiz değişiyor, arzularımız değişiyor ya da işte kendi isteklerimiz, hayata bakış açımız her şey değişiyor.
Ne demiş Herakliyatos? Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz.
Çok doğru. Yani bu kadar çok değiştiğimiz, bu kadar çok değişime maruz kaldığımız bir beden, bir zihin, bir duygu bütününde kendimizi bilmek için verdiğimiz emek de ister istemez artıyor
zaten. Bir de bu konuyla ilgili Michel Foucault'un Kendini Bilmek isimli kitabını okuyordum.
O kitapta şöyle bir şey karşıma çıktı.
Çok etkilenmiştim ondan.
Orada diyor ki şimdi eski Yunan'da şöyle bir inanış vardı.
Kişinin benliğinin kaptanı olabilmesi için önce kendine dikkat etmesi gerekiyordu.
Yani kendini bilmek de kendine dikkat etmek aynı şey.
Mesela bugün gündelik dilde veda jesti olarak kullanılan kendine dikkat et sözü eski Yunan'da aslında felsefi bir ilkeymiş.
Dahası yaşam felsefesinin de temeliymiş.
Çünkü yaşamak bir zanaatsa...
Kendine özen gösterme zanaati olarak görülüyormuş.
Hatta bu zanaatin ustası da kim bilin bakalım.
Sokrates. Hatta ünlü savunmasında da kendine özen gösterme ustası olduğunu söylüyor.
Ve yine aynı savunmada şöyle bir sözü var çok hoşuma gitmişti.
Mal mülk edinmekten, şan ve şöhreti önemsemekten utanmıyorsunuz ama ruhunuzla ilgilenmekten...
Kaçınıyorsunuz. Zaten hani bu eski Yunan'da biliyorsunuz.
Kendini bilmek bu Delphi Tapınağı'nın üzerinde de yazar.
Kendini bil ibaresi.
Mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur.
Çünkü kendini bilmek aslında devlet yönetmek içinde bir şartmış.
Neyse buraya çok girmeyeceğim. Eğer merak edenleriniz varsa Michel Foucault'un Kendini Bilmek kitabını okuyabilir.
Bunun felsefi boyutlarında biraz daha derine inmek isterseniz.
Ama sadece eski Yunan'da değil.
Hani Sokrates'i, Epikurus'u, Stoğacıları falan bir kenara bırakacak olursak.
Şeye de bakın felsefenin şiiri.
yapıldığı zamanlara o geleneğe de bakın hani Yunus, Kaygısız Aptal, Pir Sultan, Şeyh Galip yani bunların da eserlerini okuduğunuzda aslında size çok güzel kendini bilmek ve tanımakla alakalı şeyler verir değil mi?
Neyse burayı çok fazla uzatmak istemiyorum.
Kendini bilmenin ve tanımanın, keşfetmenin önemini anlatabilmişimdir diye düşünüyorum.
Emine en başta araçlar demiştin, tecrübeler paylaşacaktın, işte filozofların hayatını paylaşacaktın, bunlar neler?
Diyorsanız eğer evet şimdi onlara geçebiliriz.
Şimdi burada size bugün anlatacağım 6 tane araç var.
Bunların hepsi benim kendi hayatımda da uyguladığım şeyler ve birazcık bakınca da aslında şunu fark ettim.
Bunları tek ben uygulamıyormuşum tabii ki de.
Neyse hadi gelin bakalım bu araçlar neymiş?
Bu arada bu bahsettiğim çözüm önerilerini not alarak dinleyenleriniz var biliyorum.
Detaylı notların olduğu linki hep e-bültene ekliyorum.
Aklınızda olsun. Hala kayda olmadıysanız açıklamalardaki linke mail adresinizi bırakmanız yeterli.
Oradan da bölüm notlarına erişebilirsiniz.
Tekrardan bir hatırlatma yapmış olayım.
Birincisi tabii ki de bu bölümün bugün çekilmesine vesile olan günlük tutma.
Eğer günlük tutmanın gizli gücü bölümünü dinleyenleriniz varsa orada bilir 25 senedir günlük tutuyorum ve gerçekten de kendimi tanıma konusunda bir olaya ne tepki verdiğim, ne düşündüğüm, yargılarım,
aldığım kararlar konusunda günlük tutmanın inanılmaz bir etkisi oldu üzerimde.
Detaylar için sizi o bölüme yönlendireceğim çünkü aynı şeylerle sıkmak istemiyorum.
Burada asıl benim bahsetmek istediğim başka bir şey yok.
Hani size az önce kendine dikkat etme kültürü kendini bilmekle aynı şey demiştim ya eski Yunan'da.
Orada işte o kendine dikkat kültüründe yazı yazmak inanılmaz büyük bir önem taşıyormuş.
Hatta... Kendine dikkat etmenin temel özelliklerinden biri de kişinin kendi hakkında sonradan tekrar okuması için notlar alması, işte risaleler yazması ya da işte
böyle dostlarına kendinle alakalı mektuplar yazmasıymış.
O yüzden de hep böyle defter tutarmış.
Mesela Sokrates'in mektupları öz alıştırmanın bir örneğidir.
Çünkü bir öz alıştırma yapmak gerekiyormuş.
Öz çözümleme örneği, Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler kitabı hala okumayanlarınız varsa bu işte günlük tutman, yazmanın kendi farkındalığını nasıl arttırdığını bu örneklerden görebilirsiniz.
Benim kendimi tanımak amaçlı tuttuğum belli başlı günlük tarzları var.
Ben bunların belli bir tarz olduğunu bilmiyordum.
Gerçi bu kursu oluştururken daha çok öğrenmiş oldum bir noktada.
Neyse orada mesela hani en çok yaptığım şeylerden bir tanesi dışa vurumcu günlük tutma.
Yani böyle gün içerisinde olan olaylar, o olaylar...
İlerle ilgili düşüncelerim, duygularım, işte ilişkilere ilişkin gözlemlerim ya da o hayattan aldığım dersler.
Mesela spesifik bir olay yazacaksam o olay neydi?
Detayları neydi? Beni nasıl etkiledi?
Günümü, modumu, hayatımın geri kalanını nasıl etkiledi?
Neler hissettim? Ne tepki verdim?
Niye böyle bir tepki verdim?
Bunlar gerçekten benim kendimi tanımama çok yardımcı oldu.
Hani biraz daha böyle olan bir şeyi dışarıya aktarma ya da bilinç akışı tekniği bunu daha çok böyle...
Edebiyatta görürsünüz mesela Virginia Woolf bunun çok büyük örneğidir bilinç akışı tekniğiyle yazar.
Yani böyle zihinden geçenleri seri bir şekilde ara vermeden belli bir sıralamaya sokmaya gerek duymadan ya da gramer hatası yaptı mı yapmadı mı buna bakmadan böyle çatır çatır yazmak.
Korkularınız, kaygılarınız, kendinizden şüphe ettiğiniz noktalar, stres sebepleriniz ya da işte kendinizi yargıladığınız noktalar bunları böyle kağıda dökme hali.
Ya da işte bazen böyle çok düşünüyoruz ya içinden çıkamadığımız konular oluyor, düşünceler zihnimizi işgal ediyor.
Onları yazma, ne yapacağımızı bilemediğimizde yazma ya da böyle kaybolmuşluk ya da tutukluk hissettiğimizde yazma.
Bunlar da kesinlikle bilinç akışı tekniğiyle yapılacak şeyler.
Bir de şey var mesela balık journaling yani kendimizi daha...
yakından tanımak için kendimize bazı sorular sorup bunları böyle madde maddede yazabiliriz.
Bu sorulardan benim en çok kullandığım şeylerden bir tanesi öz değerlerini bilmek.
Gerçekten senin değerlerin ne?
Bu hayatta en çok neye kıymet veriyorsun?
Ya da işte senin kırmızı çizgilerin neler?
Bunlarla alakalı soruları Instagram'da paylaşacağım bu arada.
O yüzden de burada tek tek söylemek istemiyorum.
Çünkü birçoğunuz beni yürürken dinliyorsunuz daha çok.
Kalem kağıt elinize alma şansınız olmayabilir.
Tabi soruların bir kısmını yazacağım.
Bu daha geniş versiyonu için de bir sonraki açacağım günlük tutma kursuna katılabilirsiniz.
Bilgiyi de web sitesinden alabilirsiniz.
Hepsi de Instagram sayfasındaki bio'da.
Neyse burada kendi reklamımı da yaptıktan sonra ikinci aracıma bence geçebilirim.
Bir dakika ikinci araca geçmeden önce size bununla ilgili çok güzel bir kitap da önermek istiyorum.
Eftelya Köseoğlu Aşırı Tuhaf.
Bu kitapta 150 tane soru cevap var.
Eftelya'nın kendine sorduğu sorular.
Mesela kim olman gerekiyordu?
Sen kim oldun?
Alışkanlıklarına neden alıştın?
Edebiyattan, felsefeden, psikolojiden, bilimden beslenen bir kadın ve bunlardan beslenmesiyle kendini tanıma yolculuğunda kendine sorduğu sorular ve kendince verdiği cevaplar var.
Ben okurken çok keyif aldım.
Eğer ki hani ben zorlanıyorum bana böyle hazır bir sürü soru gelsin ya da işte başkalarının fikirlerini de göreyim biraz aydınlanayım derseniz kesinlikle bu kitap okumanızı tavsiye ederim.
Evet bu kitap önerimi de yaptıktan sonra artık ikinci aracımıza geçebiliriz.
İkinci aracımız da ne?
Farkındalık yani buna mindfulness deyin, kişisel farkındalık deyin, bilinçli farkındalık deyin, öz farkındalık deyin ya da öz hakiki farkındalık deyin ne derseniz deyin ama gerçekten...
Hayatınıza, kendinize böyle ufak gözlem anları getirip kendinizin yaptığınız şeylerin, davranışlarınızın, düşüncelerinizin, yargılarınızın farkına varmak.
Bir şeyi neden yapıyorum?
Bunun sebebini anlamak.
Kendimizi gözlemlemek.
Şimdi size en başta demiştim ya Epiktetos'tan çok alıntı yapacağım diye.
İşte yine o alıntılara geldik.
Çünkü tam olarak bu bahsettiğim şeylerle uyuşan iki tane çok sevdiğim sözü var Epiktetos'un.
Birincisi diyor ki insanların gerçekten ne olduğunu gösteren şey yaşadığı zorluklara verdiği tepkidir.
O yüzden de bir şeye tepki verdiğiniz zaman şöyle bir bakın ben niye bu tepkiyi verdim?
Bunun arkasında ne var ya da nasıl bir tepki veriyorsunuz?
Yani oturup böyle üzülüyor musunuz?
Aksiyon mu alıyorsunuz?
Kurban pozisyonuna mı geçiyorsunuz?
Ne yapıyorsanız ya da hatta bunları bilemiyorsanız bir sürü kişilik testi var.
Bunlardan bir tanesi özellikle kendimizi sabote ettiğimiz noktalar.
Onu da galiba kendi ayağıma sıkıyor olabilir miyim bölümünde paylaşmıştım.
Positive intelligence, kendi kendimizin sabotajcıları.
Bunlarla ilgili testler var.
Ya da ne var? Enegram testleri, kişilik testleri var.
Bunları yapabilirsiniz. Ben çok eğleniyorum böyle testleri yaparken.
Neyse. Dediğim gibi verdiğimiz tepkileri birazcık daha gözlemlemek.
İkincisi. Epiktetos'tan yapacağım ikinci alıntı da şu.
Diyor ki insanların hoşlanmadıkları var olan şeyler değil.
O şeylerle ilgili yargılarıdır.
Yani Epiktetos gerçekten bugün yaşasaydı onunla böyle oturup uzun...
Saatlerce kahve içmek ve sohbet etmek isterdim.
Adam ne kadar doğru söylüyor.
Mindfulness'ta da böyledir mesela.
Yani bir şeye yaklaşırken yargısız, meraklı ve açık bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekir ya.
Ben bunu hayatıma uygulamaya başladıktan sonra şeyi fark ettim.
Ne kadar çok yargım varmış.
İnsanlarla alakalı, durumlarla alakalı, şununla bununla.
Yani o yetiştiğimiz çevre, toplum, kültür, aile bizi gerçekten bir yargılar kalıbına sokuyor.
Biz karşımızdakini ister istemez koşullar altında ya da...
Onların söylediği şeylerle bizim aklımızda olan şeyler uyuşmanına yargılıyoruz.
Çünkü kendi algıladığımız kadarız.
Neyse demem o ki bunlara bir bakın.
Bir de meditasyon bence çok etkili bir şey.
Herkes için uygun değil belki ama böyle bayağı farklı meditasyon çeşitleri var.
Bu meditasyon çeşitlerinden bir tanesi de 3 aşamalı nefes meditasyonu.
Özellikle yeni başlayanlar için.
Çünkü 3 dakikalık bir meditasyon aslına bakarsanız.
Ve burada özellikle bir şeye sinirlendiğiniz zaman ya da tepki verirseniz.
Göreceğiniz zaman durup böyle nefesinizle beraber o duygularınızın, düşüncelerinizin, bedeninizin farkına varmanızı sağlayan çok güzel bir meditasyon.
Benim kaydettiğim bir meditasyon var 3 aşamalı nefesle alakalı özellikle zor anlarla başa çıkmak için.
Spotify'da da bulabilirsiniz bunu.
Insight Timer uygulamasında da bulabilirsiniz.
O uygulamayı da kesin indirin bu arada.
Çünkü 100 binden fazla ücretsiz meditasyon var, yoga var ya neler neler var.
Bilmeyenleriniz varsa Türkiye'de çok kullanılan bir uygulama değil çünkü.
Mutlaka indirin. Hatta orada Merve Karakuş'un meditasyonları da var.
Merve'nin de böyle billur gibi bir sesi olduğu için onu da dinleyebilirsiniz.
Onunla da işte bu şeyi yapmıştık.
Hayatın anlamı bölümünü çekmiştik.
Merak edenleriniz varsa ona da bakabilir.
Neyse ben bu konudan konuşurken iyice böyle bir coştum.
Son olarak meditasyonla ilgili eğer ki hangi meditasyon bana uygun, bu nedir, bu ne değildir diye soru işaretleriniz varsa ben onunla ilgili bir blog yazmıştım arkadaşlar.
Böyle bayağı bir kapsamlı.
Onu da açıklamalara bırakırım ki detaylı okuyabilirsiniz.
Ve üçüncü aracımız bu bölümün saatler sürmemesi için hızlanıyorum merak etmeyin.
Şimdi üçüncü aracımız çok ilginç.
Ben aşırı faydasını görüyorum bunun.
Ama başkaları bu kadar faydasını görüyor muydu bilmiyordum.
Birazcık araştırdım ve öğrendiğim şeyleri sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum.
Çok güzel şeyler öğrendim ve siz de çok şaşıracaksınız deyip daha fazla heyecan yaratmıyorum.
Yürüyüş. Gerçekten yürümenin kendini tanımanın üzerinde çok büyük bir etkisi var.
Bir şeyin kararını alırken, aklımda böyle dönen tilkileri bir sıraya sokarken ya da böyle kendimle ilgili bir şeyin farkındalığını, aydınlanmasını yaşarken hep yürüdüğüm anlar olduğunu fark etmiştim.
Hatta spesifik bir örnek vermek gerekirse şöyle bir şey başıma geldi.
Geçtiğimiz sene böyle...
Bahar aylarında Mart'ın başında biz böyle İrlanda'nın Atlantik kıyısında Kerry diye böyle bir kasabaya yerleştik.
Ve kasaba tamamen doğal İrlanda'nın en güzel yerlerinden bir tanesi.
Ama hiçbir şey yok.
Tam da böyle hani ağaçların tomurcuklandığı, yeşerdiği böyle doğanın harekete geçtiği uyandığı bir zamandı.
Ve gerçekten...
Öyle hiçbir şey yok ki böyle bahçemde inekler, kuzular falan var düşündüm.
Ben de böyle uzun yürüyüşe çıkıyordum.
Zaten çok seviyorum doğa yürüyüşlerini.
Uzun yürüyüşlere çıkıyordum.
O dönemde benim bir şeylerle ilgili aşırı sabırsız olduğum, kendime çok yüklendiğim bir zamandı.
Ve yürürken hep etrafımı gözlemliyorum.
İnternet olmadığı için kimseyle konuşamıyorum da yürürken.
Podcastı önceden indirebilirdim ama dedim ki ya ben sadece kendime zaman ayıracağım.
Şu an kendi ayağımı sıkıyorum biliyorum.
Siz beni yürürken de dinliyorsunuz ama gerçekten yürüyüşten verim alabilmeniz için hiçbir şey yapmamanız lazım.
Özellikle doğa yürüyüşlerinden yani bir şey dinlemiyor ya da izlemiyor olmanız lazım.
Neyse yürürken hep böyle aynı yollardan geçerken şeye bakıyorum.
Ağaçlar her gün ne kadar tomurcu büyümüş, her gün ne kadar yeşermiş.
Kel halinden nasıl yeşerdiğini gözlemleme şansım oldu.
Ve bunları gözlemlerken aklıma şu geldi.
Dedim ki Emine her şeyin doğada yani her şeyin kendine ait bir zamanı var.
Ve senin de kendine ait bir zamanın var.
Ama sen sürekli bir şeyleri zorluyorsun.
Sürekli bir şeyleri hızlandırmaya çalışıyorsun.
Niye böyle bir şey yapıyorsun? Senin doğana da aykırı bir şey.
Kendimle ilgili bir açılımlar yaşadım gerisinde de.
Size anlatamam. O yüzden de o günden beri şeyim böyle yürüyüşe çıkarken evet ben podcast dinlemeyeceğim ya da işte müzik dinlemeyeceğim ya da telefonla konuşmayacağım bazı günler özellikle kendime adıyorum.
Neyse. Bu ama tabii benim tecrübemin dışında başka yürüyüşün iyi geldiği kimler var diye soracak olursanız ben de size derim ki kimler yok ki?
Mesela bunlardan bir tanesi Nietzsche.
Nietzsche'yi filozof yapan şey de aslında Nietzsche'nin yürüyüşleri.
Yani günde 8 saate kadar yürüyormuş bu adamcağız.
Peki neden yürümeye başlamış?
İnanılmaz başarıları var.
Çok ağır bir migreni var.
Ve hiçbir şey yapamıyor.
Yani okuyamıyor.
Ondan sonra okuduklarını anlatamıyor, öğretemiyor.
Çünkü Nietzsche ondan öncesinde profesör olarak çalışıyordu.
Hani böyle istifra etmelere kadar gitmiş, yataktan çıkamamalara kadar giden bir başarısı.
Ve Nietzsche sonra yürümeye başlıyor.
Ve yürümenin, özellikle doğada yürümenin ona çok iyi geldiğini fark ediyor.
Ve yürürken de aslında bu sonradan seri haline yazdığı kitapların metinlerinin kafasında.
kuruyor. Bu şekilde geliyor mesela Nietzsche'nin kitapları bugüne.
Onun dışında, Nietzsche dışında kim var?
Kant. Hiç aksatmadığı bir yürüyüş rutini var bu adamın.
Yani her gün aynı saatte aynı yerde yürüyor.
Böyle çok ilginç bir şekilde aşırı disiplinli bu konuda.
Saati de belli, rotası da belli.
Hiç şaşmıyor. Rousseau da aynı şekilde hunharca yürüyor.
Sokrates'ten bahsetmiştim mesela.
En başta Sokrates de yürüyor.
Çünkü filozoflar şunu düşünüyor.
zihni çalıştıran şey yürüyüş otururken ya da yatarken herhangi bir şeyler üretemiyorlarmış bununla alakalı bu bilgileri ben nereden öğrendim Onu da söyleyeyim.
Bir tane kitap var.
Yürümenin Felsefesi Frederick Gross diye.
Bu kitap çok hoşuma gitti benim.
İşte böyle filozofların yürüme rutinlerini ve bu yürüme rutinlerinden neler aldığını anlatıyor.
İlgilenenleriniz varsa mutlaka okuyun derim.
Bir de sadece filozoflarla eğer kıstık almak istemiyorsanız, böyle sanatçılar da dahil olsun istiyorsanız ve yürüme günümüzü nasıl etkiledi diye merak ediyorsanız Rebecca Solnit'in Yol Aşkı diye bir kitabı var.
Onu da tavsiye ederim.
Ben daha onu bitirmedim ama şey yapıyorum şu anda.
Okuyorum hala da. Onun dışında Epiktetos'tan yine bir alıntı yapacağım demiştim size.
Epiktetos da diyor ki koronun içinde kaybolacağına kendi başına yürümeye ve sadece kendinle konuşmaya çalış.
Uzun uzun düşün.
Etrafına bak. Harekete geç ve kim olduğunu keşfetmeye başla.
Ya çok güzel bir söz. Bir de şöyle kendinle konuş diyor ya ben bunu çok yapıyorum arkadaşlar.
Eskiden böyle utanıyordum kulaklık takıyordum yolda yürürken konuştuğumda.
Şimdi artık onu da yapmıyorum ya da evde kendi kendime konuşuyorum.
Ya da işte böyle bölüm çekeceğim ya bölüm çekeceğim zaman onun böyle kendimce bir şeyini yapıyorum.
Alıştırmasını yapıyorum. Francesco da geliyor bana şey diyor.
Sen diyor ne yapıyorsun?
Kimle konuşuyorsun? Kendimle konuşuyorum diyorum.
Ya da işte bir şeyi aklımda evirip çevirirken de kendimle konuşuyorum.
Çok çocuk bana gerçekten korkulu gözlerle bakıyor böyle.
Bir gün dedim ki ya dedim seninle konuştuğum zaman çok konuşuyorum.
Başını şişiriyorum.
Seni de bunaltıyorum.
Ben de dedim seninle konuşmak yerine kendimle konuşmayı tercih ediyorum.
Şöyle durdu. Evet evet sen devam et kendinle konuşmaya dedi.
Neyse şaka bir yana insanın kendinle konuşması bence güzel bir şey.
Hatta bir yerde okumuştum.
Ama inanın nerede okuduğumu ya da kimin sözü olduğunu hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım sözüne itimat edilecek birisi oldu.
Şöyle bir şey diyordu. Kendisiyle konuşan deli değil aksine sağlıklı insandır diye.
Hatta ben bunu okuduğumda direkt birerine söylemiştim.
Ben sağlıklıyım. Neyse şaka bir yana yürürken gerçekten kafamız farklı çalışıyor.
Bunda hemfikiriz. Yaratıcılığımız da artıyor.
Bunun da en büyük örneklerinden bir tanesi Paolo Coelho'dur mesela.
Paolo Coelho hayatın anlamını bulmak için yürüyüşe çıkıyor.
Ve döndüğünde kitap yazıyor.
O hikayede şöyle. O kadar böyle hayatından memnuniyetsiz ki böyle yazar olmadan önce.
Çok da para kazanıyor. Hani güzel de bir işi var.
Ama eşine diyor ki yani diyor bak diyor o zamanın parasıyla 17.500 dolarımız var diyor.
Hadi diyor bunun hepsini çekelim.
Gidelim kendimizi yollara vuralım.
Ve hayatımızın anlamını bulalım.
Eşi de tamam diyor ve bunlar El Camino de Santiago'ya gidiyorlar.
Bu İspanya-Fransa sınırından başlayan 800 kilometrelik bir yol.
Ve burada yürüdükten sonra kendini böyle, kendiyle ilgili o kadar iç hesaplaşmalar yapıyor ki Paolo Collio.
Ondan sonrasında da işte döndüğünde ilk kitabını yazıyor.
Bununla alakalı Oprah Winfrey'in Super Soul diye bir...
Podcast'i var ve orada Paula Collier'la yaptığı bir söyleşisi var.
Ben o kadar beğendim ki söyleşisini.
Çünkü söyleşiden hem çok şey öğrendim.
Hem Paula Collier'ın hayata bakışını, bu kitapların nasıl yazdığını, nasıl hiçbir şeyden vazgeçmediğini.
O yüzden dinlemek isteyenleriniz varsa mutlaka dinleyin.
Ve beni en çok etkileyen şey de şuydu.
Podcast'in sonunda Paula Collier, Oprah Winfrey'e diyor ki...
Thank you for being who you are.
Yani kendin olduğun için teşekkür ederim.
Sen olduğun için teşekkür ederim.
And thank you for using your power to improve the world.
Yani gücünü dünyayı geliştirmek için kullandığından dolayı sana teşekkür ederim.
O kadar içime dokundu ki mutlaka dinleyin derim.
Hazır pahalı kolyoya geçmişken de o zaman gelelim biz dördüncü aracımıza.
O da kitaplar.
Gerçekten şeye çok inanıyorum.
Yani insanların aynısı kitaplardır.
Hatta Seneca'nın şöyle bir sözü de var.
Diyor ki kitapsız yaşamak kör sağır dilsiz yaşamaktır.
Doğru. Çünkü kitaplar bize bir şey öğretmenin yanı sıra aslında...
Kendimizi kendimize de anlatıyor.
Biblioterapi bölümünde bundan bahsetmiştim.
Kitapların nasıl ruhumuza iyi geldiği, doğru kitabı seçmenin nasıl bize yardımcı olduğu ile alakalı.
Benim bu kendimi tanıma yolculuğumda en çok faydalandığım, en çok gözümü açan şeylerden bir tanesi de kitaplardır.
Ama burada şöyle bir şey var.
Yani ben şimdi size kitap önerisi yaparım kesinlikle.
Ama ben şeye de çok inanıyorum.
İnsanın o an ihtiyacı olduğu kitabı seçmesi.
Hangi kitaba gidiyorsa onun aslında seni daha çok beslemesi diye bir gerçek var.
O yüzden de gidip böyle saatlerce bir kütüphanede vakit geçirmek ya da güzel bir kitap evinde vakit geçirmek bana daha kıymetli geliyor.
Ama şunu diyebilirim. Hani birkaç tane kitap ve genel olarak yazar önerisi yapacak olursam.
Hani bu bahsettiğimiz gibi Paula Coelho'nun Simyacı kitabını bir de kendini keşif tarafından okumak.
Wilhelm Schmidt kitapları okumak.
Eric Fromm ya da başka...
Alenda Button. Bunlarla ilgili kitap önerileri bölümünde konuşmuştum bu arada.
Hani onların hangi kitaplarını sevdiğimi orada anlatmıştım.
İsteyenleriniz varsa onları dinleyebilir ama işte Stoa kitapları, Epictetus, Seneca.
Onun dışında Brené Brown'ın kitapları gerçekten bana çok büyük böyle aydınlık sağlatan biraz daha günümüze gelecek olursak.
Marcus Aurelius bahsettim zaten.
Ya da onun dışında Nietzsche, Albert Camus.
Fernando Pessoa, Mevlana, Freud, Şerif Mardin, Doğan Cüceloğlu, Engin Geçtan, Schopenhauer, Shakespeare, Alfred Adler.
Jung, Kafka, Milan Kundera, Tom Robbins bunlar gerçekten benim çok beslendiğim yazarlar.
Bunların hepsine ayrı ayrı şeyler sevdiğim kitaplarıyla ilgili öneri bölümü çekeceğim.
Çünkü sizden çok talep geldi.
Ama genel olarak benim görüşüm öneriden ziyade gidip dediğim gibi bir kütüphane ya da kitapçıda elinizin gittiği kitabı seçmek.
Evet en uzun solo bölümümün sonuna doğru gelirken bence kendini tanıma konusunda en çok yardımcı olan beşinci araç da terapi.
Çünkü orada yine kendinizin bir yansımasını görüyorsunuz.
Sürekli anlatıyorsunuz ya.
Bir arkadaşımla geçen konuşuyorduk.
Bana ne dedi biliyor musunuz?
Terapide kendime soru sormayı keşfettim.
Yani dedi hayatım boyunca hiç kendime soru sormamışım.
Kendimi tanımamışım.
Bunu keşfettim dedi. Ve böyle benim de aklıma şey getirdi.
Böyle terapi alırken bundan işte birkaç sene önce şöyle bir şey fark ettim.
Çok komik gerçekten. Böyle uzun bir süre terapi çalışması yaptık.
Artık son görüşümümüz.
Ben böyle anlatmaya başladım.
Terapistim soruyor.
Anlatıyorum anlatıyorum. Öyle bir noktaya geldim ki ağzım kulaklarım ve beynim birbirinden bağımsız işliyor.
Yani bir yandan anlatıyorum bir yandan şeye şaşırıyorum.
Bunları ben mi söylüyorum, benim ağzımdan mı çıkıyor?
Çünkü o kadar kendimle alakalı büyük bir farkındalıktan bahsediyorum ve bunu öyle büyük bir cesaretle, utanmadan anlatıyorum ki.
Ve şey olarak hani böyle çok ilginç bir şekilde sanki başkasının bir şeyini anlatıyormuşum gibi.
Ama hiçbir şekilde beynim durdurmuyor ağzımı.
Ben böyle anlattım, anlattım, anlattım.
En sonunda dedim ki...
Terapistime şu an yaptığımız bütün bu seanslar boşa gitti galiba dedim.
Güldü dedi ki hayır boşa gitmedi.
Bak dedi bundan önce hiç bu şekilde kendinle ilgili bu kadar farkındalıkla konuşmamıştın.
Bu kadar büyük şeyler anlatmamıştın.
Ve şu an bunu anlatıyorsun dedi.
O yüzden terapinin kendini tanıma yolculuğunda kesinlikle yatsınamaz bir desteği var.
Aklınızda olsun. Onun dışında sonuncu söyleyeceğim şey de rüyalar.
Şimdi ben rüya uzmanı değilim.
Rüya tabirleri falan böyle diyecesini okuduğum yok.
Ama yıllar önce bana bir arkadaşım demişti ki rüyalarını sabah yazsana.
Ve şuna bak rüyaların nerelerde tekrarlıyor?
Hangi durumlarda tekrarlıyor?
Çünkü hepimizin böyle tekrar eden rüyaları var değil mi?
Benim çok var. Ve ben rüyalarıma biraz daha dikkat etmeye başladıktan sonra şunu fark ettim.
Belli durumlarda işte belli dönemlerden geçerken belli hislerdeyken hep benzer rüyaları görüyorum.
Çünkü orası hani sonuçta rüyalar bilinç dışının dipsiz kuyusu değil mi?
Artık neyi attıysak bilincimizin dışına onlar orada.
Ve kendimizle ilgili kendimizi tanımamızla ilgili bize çok güzel ipuçları veriyor.
O işte çocukken küçükken aklımızda oluşan yargılar neyse o zihnimizde oluşan kendimizle ilgili imaj neyse.
insanlarla ilgili imaj neyse çok güzel bir ipucu veriyor.
Ama yine derin bir çalışma.
Bununla alakalı size bir podcast önerisi yapayım.
Endişeli Psikolog. Bilenleriniz vardır.
Çok severim kendisini. Ve Zeynep'in yani Endişeli Psikolog'un kendini tanıma aracı olarak rüyalar diye mükemmel bir bölümü var.
4-5 kere falan dinlemişimdir.
Yani çok güzel anlatıyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Ama tabii hali hazırda terapi alıyorsanız rüyalarınızı terapistinizle konuşuyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Ya da hani konuşmuyorsanız da ben çok faydasını görmüştüm.
Benim rüyalarımı konuştuğum kişi daha çok anneannem.
Anneannem hani gerçekten çok güzel rüya tabirleri yapıyor ama şey anlamında değil sadece böyle aman bir yerden para gelecek aman işte başına şu gelecek falan böyle şeyler değil.
Dün hatta sabahın 8'inde aradığım anneannemi rüyama anlatmak için.
Çok da iyi bir dinleyicidir kendisi.
Neyse anlattım anlatırken başladım ağlamaya ama nasıl ağlıyorum.
Ben ağlıyorum o ağlıyor yapma yavrum ağlama diyor.
En sonunda böyle dinledi dinledi dedi ki bak kızım dedi sen dedi şuurunun gerisine itmişsin bu konuyu.
Git dedi bunun üzerine biraz düşün çalış dedi.
Gitti dedi psikoloğunla mı konuşuyorsun ne yapacağım.
Ondan sonra hatta şey dedim yani gerçekten aklın yolu bir.
Bu kadının psikolojiyle rüyalarla ilgili bir eğitimi falan yok yani eski kadın.
Neyse hazır Jung demişken şeyi de bahsedeyim.
Jung'un da iki tane kitabı var.
Benim çok beğenerek okuduğum Rüyalar ve Rüya Tabeleri.
Bu kitaplarını da okuyabilirsiniz rüyalarınızın o dipsiz karanlığında.
Bir şeyler bulmak, gün yüzüne çıkarmak ve kendinizi tanımakla ilgili birkaç böyle donu elde etmek istiyorsanız deyip fazla da uzatmadan artık yavaştan kapatayım.
Bu arada her çarşamba bölümde bahsettiğim konulara ait pratik yöntemleri, kitap önerilerini ve açılacak grup çalışmalarını, online eğitimleri e-bültende paylaşıyorum.
Eğitimler genelde bültende yayınladığım an doluyor.
O yüzden farklı platformlardan da çok duyurmuyorum.
Eğer siz de bu eğitimlerden haberdar olmak istiyorsanız açıklamalardaki linkten e-bültene kaydolmayı unutmayın.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Umarım bu bölüm böyle ufak da olsa bir şeyler katabilmiştir size kendinizi tanıma yolculuğunuzla ilgili.
Hafta ya da hayat amacı üzerine konuşmayı planlıyorum.
Eğer ki beni hala takip etmediyseniz Spotify'dan ya da dinlediğiniz herhangi mecra nereden dinliyorsanız oradan takip edebilirsiniz ki her yeni bölümde size de bir bildirim gelsin.
Bana Instagram'dan ulaşmak isterseniz de gerisi güzel hayaller.
Yazarak ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
