
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Genel Sesler Podcastinin hostu Bilge konuğum. Kendi kanallarımızda ayrı ayrı işlediğimiz kendimizle, insanlarla, hayatla olan savaşlarımızı bir de beraber konuştuk. Kendini kabullenmek konusuna da inceden değinip, neden bu kadar kendimizle uğraştığımızı ve nelerin bize iyi geldiğini konuştuk.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz. Ben Emine ve bu hafta çok tatlı bir konuğum var.
Uzun zamandır... Bir bölüm çekmeyi planladığımız yine bir podcaster arkadaşımla beraber bugün kendimizle olan savaşlarımız üzerine konuşacağız ve konuğu Bilge Genel Sesler
Podcast'inden zaten tanıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum çünkü bayağı bir ortak dinleyicimiz var.
Bilge hoş geldin. Teşekkür ediyorum, hoş buldum.
Öncelikle beni davet ettiğin için çok mutlu oldum.
Uzun zamandan beri planımızda vardı böyle bir bölüm çekmek ama kısmet bugüne demiş diyelim.
Konuyla ilgili de çok heyecanlıyım bu arada.
Kendimizde olan savaşlarımız üzerine konuşacak olma, kendi içimizdeki çelişkiler üzerine sohbet edecek olmak beni heyecanlandırıyor.
Biraz da heyecanlıyım. İlk defa ben bir podcastta konuk oluyorum bu arada.
Bunu da söyleyeyim. Gerçekten mi?
İyi. O zaman ilkler unutulmazdır.
Sevindim ilk defa benim podcastıma konuk olduğun için.
Konu ilginç ve ben de heyecanlıyım.
Çünkü sen de ben de kanalımızda hep şeyden bahsediyoruz.
Çelişkilerimiz, kendimizde hemhal olma hali.
Bu bana öneri gelen bölümlerden bir tanesiydi.
Yani böyle bu konu üzerine konuşur musun diye.
Ben dedim ki ben bunu kiminle konuşayım, kiminle konuşayım, Bilge ile konuşayım.
Çünkü ikimiz de sürekli bu varoluşumuzun sınırlarında dolaşıp duruyoruz.
Kendimizde bir halledemediğimiz bir şeylerimiz var.
Bazen hallediyoruz, bazen halledemiyoruz gibi gibi.
Evet, mikrofonu sana uzatmak istiyorum.
Sen kendinle ilgili olan savaşında, böyle deyince de çok değişik oldu komik oluyor ama senin kendinle ilgili en çok çözemediğin ve böyle halledemediğin neler oluyor?
Onları nasıl yönetiyorsun?
Çünkü insanız ya hepimiz bir şey olmak istiyoruz ama olamıyoruz, olabiliyoruz.
Böyle bir dallanıp budaklanıyoruz şu an benim dallanıp budaklandığım gibi.
O yüzden önce sana ne başlamak istiyorum?
Şöyle aslında diyorsun ya hani ikimiz de hep böyle kendimizle bir alıp veremediğimiz oluyor.
Varoluşumuzun sınırlarında kendimizi sorgulayıp duruyoruz.
Bende bu çok fazla var.
Hatta bazen o kadar fazla yaşıyorum ki sadece dünya benden ibaret misçesine kendimle ilgilendiğim, kendi içime gömüldüğüm zamanlarda yaşıyorum ki bunun çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum.
Gerçekten hani biraz toplumsal olduğumuz, dışa dönük de olduğumuzu.
tüm savaşların sadece bizimle alakalı değil, hayatta başka şeylerimle döndüğünün farkına varmak gerekiyor.
Ama sanırım bu kendiyle savaşan insanların ortak bir özelliği, bilimsel bilgi asla değil, sadece benim kendi gözlemim, biraz içe dönük insanlar olmaları.
Daha çok kendilerini sorgulayan, içe dönük, kendileriyle vakit geçirmeyi seven insanlar olmaları.
Çünkü çok fazla dışarıda vakit geçirmediğimiz için, kendimizde olmayı daha çok sevdiğimiz için kendimizle uğraşacak da, Daha çok zamanımız oluyor.
Ve insan bir şeydir üzerine düşündükçe düşündükçe orada yeni sorunlar yaratmaya, başka şeyler fark etmeye daha açık bir hale geliyor.
Benim bazen böyle varoluşsal krizlerim çok tavan yapar.
Ve bunları dinleyicilerimle de, Instagram'da da sık sık paylaşırım.
Bir keresinde bana şey yazmıştı biri.
Abla sen de durmadan depresyona girip girip çıkıyorsun.
Böyle şey mi olur falan demişti.
Oysa o depresyon değil.
O benim sürekli bir kendimle savaşıp sonra yeniden düzlüğe çıkmam.
Sonra yeniden aşağı inip yeniden bir savaşın içerisine girmem.
Sanırım kendimle ilgili verdiğim en büyük savaşlardan biri kendi karakterimin çok gönüllülüğünü ve çalkantılı ruh halini kabul etmek oldu.
Birazcık yine bu...
Bilmiyorum içe dönüklükle mi alakalı tamamen kendi karakterimin bir özelliği mi hiçbir fikrim yok ama benim ruh halim çok çalkantılıdır.
Yani böyle yaşamımın yüzde yetmişinde gidip gelmeli bir şeyim var.
Ruh hal içerisindeyim.
Hatta bunu zamanında terapistimle falan da konuşmuştum.
Hani bende bir sıkıntı mı var bir kişilik bozukluğundan mızdarip miyim diye.
Öyle bir şey değilmiş. Sadece bir karakter özelliği bu dedi bana.
Ve bu kadar çok çalkantılı olmak, duygularımın inişli çıkışlı olması.
Çok fazla bir şeyleri gözlemlemek, insanları ve kendimi gözlemlemeye çok fazla seviyorum.
Bunların hepsi bazı dengesizlikler, kendini bir savaşa sokabiliyor.
Ama zaman içerisinde mesela bununla ilgili bir kabullenişe vardım.
Kendi karakterimin bazı yönlerini kabul etmeye başlamak bana çok iyi geldi.
Bazen de kimi insanlar da böyledir.
Duygusal olarak iniş çıkışları fazladır, çalkantları fazladır demeye başladım.
Ama mesela bu dış tarafta çok da çabuk kabul gören bir şey değil.
Belki biz kendi içimizde bunu kabul edebiliriz ama zor karakter yönleri diğer insanlar...
iletişime geçtiğimizde çok çabuk kabul edilmiyor.
Bu da bazen kendi içimizde bazı başka savaşımlara seviyet verebiliyor.
Sanki podcast'in sahibiymişçesine ben sana soracağım şimdi.
Mesela senin ne en çok hani kendinde zorlandığın, savaştığın tarafın?
Ben son zamanlarda en çok şeyi fark ettim.
Hem kendimde hem çevremde hem de böyle danışanlarımda.
Sürekli maruz bırakıldığımız bir hayat var ya yani o mükemmel hayat.
Herkesin mükemmel hayatı farklı.
Ya da içine Uyumaya çalıştığımız o uyumaya çalıştırdığımız persona buna uyduğumuz zaman okeyiz.
Buna uymadığımız zaman kendimizle savaşmaya başlıyoruz.
Ben de bunun üzerine düşünmeye başladım.
Hani dedin ya sen duygularım çok çalkantılı bir öyle bir böyle gidiyor.
Hani farklı uçlara gidiyor diye.
Ben onu kabullenmenin aslında o kendimizle olan çalkantıların da kabullenmenin.
Bir noktada savaşları azalttığını da düşünüyorum.
Çünkü o kendimize yarattığımız persona var ya bilgi.
O personaya uymadığımız zaman.
Çünkü insanız yani robot değiliz.
Ama bizim kendimizden olan beklentilerimiz bazen o kadar yukarı çıkıyor ki.
Biz o personaya uymadığımız zaman savaş orada başlıyor.
Ben böyle düşünüyorum. Yani kendimize kurduğumuz bir bar var.
Böyle bayağı da yüksek hedefi olan bir yer.
Ya da olmamız gerektiğini düşündüğümüz insan.
Onu olamıyoruz ve onu olamamanın okey olması bizi rahatsız ediyor.
Ya da onu olamamak bize nedense böyle bir başarısızlıkmış gibi geliyor ya.
Ben bunu fark ettim açıkçası.
O yüzden de bir yandan da şeyi düşünüyorum.
Acaba ben gerçekten o çalkantılarımı sonuna kadar yaşamaya izin verirsem içeriden ne çıkacak?
Yani onu bastırmaya çalışmaktan ziyade Bir tık daha o savaşın içerisinde daha cengaver gibi savaşırsam belki daha yaratıcı bir şey çıkacak.
Belki o sürekli eksikliğini hissettiğim, sanki bir şey eksikmiş gibi hissettiğim duygu yok olacak.
Ama bir yandan da korkutucu bir şey.
Çünkü şeyi istemiyorsun.
Oraya gidersen oradan ne çıkacağını bilmediğin bir yerde var ya.
Bence biraz da bu yüzden insanlar kendisiyle savaşıyor.
O melankoli durumu bence herkeste olan bir şey ama çok kabullenmek istemiyoruz.
Ama diyelim ki melankolik bir tarafa doğru kaymaya başladık.
O biraz kara delik gibi ya sanki gittiğin zaman içinden çıkamayacakmışsın gibi bir korku var ya o yüzden onu görmek istemiyorsun falan.
Biraz da bunların etkisi olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Evet katılıyorum kesinlikle.
Bir de böyle sadece hani kendi...
Kendine zorlandığın karakter yönlerini kabullenememek değil.
Aynı zamanda hepimizin içinde içsel bir yargı sistemi var.
Yani hem kendimizi hem dış tarafı da yargılıyoruz.
Ama bugün kendimizle ilgili konuştuğumuz için kendimizle ilgili tarafından şey yapacağım.
Yani sürekli aslında kendimizi eleştiriyoruz.
Kendimizi yargılıyoruz yaptığımız şeyleri.
Ya da toplum içerisinde yaptığımız bir davranışla ilgili sürekli olarak şunu şöyle mi yapmalıydım, bunu böyle mi yapmalıydım diye konuşuyoruz.
Kendi kendimize konuşuyoruz yani.
Ben biraz overthinker'ımdır.
Yani çok düşünen de bir insanım kendi kendime.
Hiç güzel bir özellik değil, tavsiye etmiyorum.
Yaptığım bir hareket üzerine toplum içerisinde sonra günlerce düşünebilirim.
Bunu neden böyle yaptım, şunu neden şöyle yaptım diye düşünebilirim.
Bununla ilgili çok güzel bir söz okudum geçenlerde.
Aslında onu bir okumak istiyorum.
Bir dakika bana izin verirsen bulacağım şimdi.
Bu söz Lotus'u'ya ait bir sözmüş.
Diyor ki insan kendine inandığı zaman başkalarına ona inanması için ikna etmeye çalışmaz.
İnsan kendinden memnun olduğu zaman başkalarının onayına ihtiyaç duymaz.
İnsan kendini kabul ettiği zaman bütün dünya onu kabul eder.
Aslında yaptığımız şeyler üzerine böyle saatlerce düşünmek Ve sonrasında bununla ilgili kendimizi eziyet etmek bence biraz da o kendini kabul edememekten geliyor.
Çünkü kişi aslında yaptığı şeylerle savaşmayı bıraksa, kendi hareketleri ve davranışları konusunda kendini özgür bıraksa, ben de böyle biriyim diyebilse sonrasında oturup saatlerce onun üzerine düşünmez.
Yani mesele biraz orada başlıyor.
O savaşın bence orada başlıyor.
O yüzden kendimde şunu çok geliştirmeye çalışıyorum.
Ben de böyle birisiyim.
Bazen böyle davranabilirim.
Saatlerce bunun üzerine düşünme.
Saatlerce kendini yargılayıp durma.
Neden orada şunu şöyle yaptım?
Neden burada bunu böyle yaptım?
Olan oldu. Geçen geçti.
Ve aslında o kadar da önemli değiliz yani.
Herkes de bizim üzerimize, bizim hakkımızda düşünmüyor diye düşünüyorum.
Ve kendimi o noktada birazcık yargılamaktan kaçınmaya çalışıyorum.
Hani geçmiş hakkında çok fazla düşünmeyi bırakmak, yaptığım hatalar üzerine çok fazla düşünmeyi bırakmaya çalışıyorum.
Çünkü bence tüm bunlar da o içsel savaşınları tetikliyor.
Kendini yargılayan insan başkalarını yargıladığına eminim.
Çünkü mesela bunu da şöyle anladım.
Ben geri bildirim almaya açık bir insanımdır arkadaşlarımdan ve çevremden.
Normalde yargıtsız biri olduğumu düşünüyordum.
Bu konuda kendimi çok geliştirdiğimi düşünüyordum.
Ama içsel olarak kendimi yargılamaya devam ediyordum.
Bir arkadaş için bana bir keresinde onu yargılıyormuşum gibi hissettiğini söylediğinde çok şaşırdım.
Dedim ki bunu nasıl düşündün?
Aslında öyle bir şey yaptığımı düşünmüyorum.
Ama büyük ihtimalle farkında olmadan yapıyoruz.
Yani insan kendine yaptığı bir şeyi dışarıya kesinlikle yapıyor.
O yüzden her şeye bir noktada kendimize de başlamak gerekiyor.
Kendinle, kendini biraz kabul etmek, kendini yargılamamaya çalışmak.
Sonra bütün dünyayı da kabul ediyorsunuz.
Dünya da seni kabul ediyor. Aslında öyle bir noktaya geliyoruz.
Kendimizle savaştığımızda etrafımızla savaşıyoruz.
Benim görüşüm böyle.
Katılıyorum. Bir de şey var Bilgi.
Kendini kabullenmek diye bahsediyoruz ama bu ne kadar zor bir şey.
Belki... Biz bir bubble'ın içerisindeyiz ve sürekli öz değeri, öz saygısı o.
Öz olan her şeyi düşük insanlarla bir arada olduğumuz için herkes böyleymiş gibi geliyor bazen bana.
Çünkü kiminle konuşsam hep böyle derinde bir yerde aynı yere gidiyor.
İçten içe kendine değer vermediğin için, içten içe kendini kabullenemediğin için bir şeyler hep buraya değiyor gibi geliyor bana.
Acaba diyorum bizim öz değer mekanizmamızda mı bir şey var?
Bizim jenerasyonda mı bir problem var?
Coğrafyada mı bir problem var?
Yani nerede yanlış var anlatabiliyor muyum?
gerçekten böyle toplu bir yanlışlık var ya da biz hani o algoritmaların kurbanı olarak hep aynı bubble'ın içinde kaldığımız için yani evet belki biz sadece böyleyiz
belki çok büyük bir kısım böyledir diye bunu da düşünmüyor değilim biliyor musun?
Bence bizim coğrafyamızla ilgili bir sıkıntı kesinlikle var.
Hani şöyle Sadece bizim coğrafyamız böyledir ve diğer coğrafyalar harikadır demiyorum.
Bizden daha beterleri de vardır, daha iyileri de vardır.
Ama bizim özelimize baktığında bizde bu...
Hepimizde yani sadece bizim jenerasyonda değil herkesde bu tarafta bir değersizlik hissi olduğunu ben düşünüyorum.
Bu da bence yetiştirme tarzlarımızdan.
Yani işte babaannem babamı yetiştirmiş, babam beni yetiştirmiş ve hepimizde özdeğer eksikliği ve kendini kabullenme sıkıntısı varsa o böyle devam ediyor.
Sürekli eleştirilerek büyüyen çocuklar da zaten büyüdüklerinde önce kendilerini eleştiriyorlar sonra dışarıyı eleştiriyorlar.
Çünkü ebeveyn tavırlarını içselleştirmeye...
Onların bize davranış şekilleri sonrasında bizim kendimize nasıl davrandığımızı da aslında şekillendiriyor.
O kendini kabullenememek ve içsel savaşım da bence bu yüzden hep devam ediyor.
Ama bu özdeğerle ilgili ya da işte birazcık toplumsal olarak ve bireysel olarak da iyileşmeyle ilgili bence yapılabilecek en güzel şeylerden biri en azından o arkadaş çevremizi, kendimizle
birlikte arkadaşlarımız da olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmek diye düşünüyorum.
Yani sürekli birilerini değiştirmeye çalışmak ya da yaptığı şeylerin dolayı insanları cezalandırmak değil.
Kendimize yaptığımız gibi.
Hani o da öyle bir insan ve ben de böyle birisiyim deyip bunu kabullenmeye çalışmak.
Bunun bence şifası burada.
Kendimce öyle bir çözüm buldum.
Güzel çözüm aslında. Ben de şey düşünüyorum.
Peki bu kendimize savaşma halini de kabullenmek.
Çünkü insanların büyük derdi hep kendine ya bilgi.
Belki de ona da ihtiyacımız vardır.
Yani belki de biraz ben neden şu an bunu yapıyorum, ne alıp veremediğim var kendimle demek de önemli.
Buraya da birazcık gitmek önemli.
Bir de bilmiyorum yine kendi babalımızdayız diye belki de.
Bir tık daha farklı alanlara açılmak.
Bu tarih olur, politik olur.
Son bölümlerimden bir tanesini önerdiğim kitaplar arasında vardı.
Çünkü biz bir şeyleri yargılıyoruz dedin ya.
Şimdiki bakış açımıza göre, işte tecrübelerimize göre, kendi bilgimize göre, tecrübemize göre yargılıyoruz.
Ama bize farklı bakış açısı getirecek bir yerlerden tutuğumuzda o neden sonuç ilişkisini kurabildiğimiz zaman, bir tık daha eleştirel düşünebildiğimiz zaman.
Çok ilginç bir şekilde eleştiren düşündüğümüz zaman kendimizi eleştirme durumumuz da azalıyor.
O yüzden de bazen şey diyorum.
Bir şeylerin neden sonuç ilişkisini kurmak da önemli.
Bir de ben pragmatik bir insanım.
Şeye de bakıyorum. Benim bu melankolimin çıktısı ne olabilir?
Bakılacak bir şey mi bilmiyorum.
Buradan bir sanat eseri çıkacak olsa bu ne olur?
Kapam buralara da gidiyor artık.
Her yerde bir fayda.
Çıkarma şeyi görüyorum burada.
Aynen öyle. Hayır şeyi görmeye çalışıyorum.
Bir şeyleri evet tamam belki kabullenemiyorsun bir noktada ama kabullenmen de gerekiyor mu?
Evet kabul güzel bir şey.
Onu kabullenip bir şeyi değiştirebilmenin güzelliğine inanıyorum ben.
Evet ben böyleyim ve benim böyle olduğum halimle ne yapabilirim?
Bir de böyle olmak bana ne kadar yarar ne kadar zarar getiriyor.
Zarar getiriyorsa evet orada değiştirmem gereken bir şey vardır.
Bence orası da önemli. Çünkü evet ben böyleyim Allah kahretsin deyip de kendimizi hiçbir şekilde ileriye yönelik geliştirmeden bir adım atmadan gitmek de çok uygun gelmiyor.
Ama işte belki de o bakış açımızı biraz değiştirmek ya.
Şimdi şöyle o dediğin var ya kendi babalımız balonumuzun içerisinde yaşıyor olmak.
Bazen bazı şeylerde öyle kendi kendine içinden çıkılmayabilir.
Bir savaşımın içerisinde olabilirim kendimle ilgili, sürekli düşünüyor olabilirim.
Ve insan sürekli kendiyle savaştığında gittikçe bencilleşiyor.
Çünkü o kadar çok kendi odağında oluyor ki, bunu biraz bölümün başına değinmiştim, başka bir şeylere bakamıyor.
Böyle bir zamanda belki şu da güzel bir yöntem olabilir, benim gördüğüm kadarıyla.
O kendini bir kenara bırakıp...
Senin de söylediğin gibi birazcık farklı şeylere yönelmek.
Belki hani her zaman görüştüğünden daha farklı birkaç insanla görüşmek.
Birkaç farklı etkinlik yapmak.
Biraz kafanı dağıtacak şeyler yapmak.
Sürekli çünkü hani orada kalıp düşündükçe düşündükçe de bir şey ortaya çıkmayabilir.
Ve gittikçe daha bencil.
Daha sürekli kendiyle bir savaş ve kavga içerisinde huysuz bireye dönüşebilirsin.
Dönüşebiliriz sanki sana karşı demiş gibi oldum.
Yani böyle düşünüyorum.
Ve orada hani başka bir şeye yönelmenin.
Bakış açını değiştirmenin de güzel bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Her zaman dediğim gibi ona kabullenmek zorunda değilim yani.
Her şeyim. Evet yani bir de galiba biz kendimizi çok mu ciddiye alıyoruz Bilge ya?
Yani hayatla alakalı hayatımızı bazen hani o hayatın bize getirdiklerini kabullenmekten de ziyade...
Kendimiz bir şeyleri oldurmaya çalışıyoruz.
Ya da sanki şey gibi düşün bunu.
Biz bir sahnedeyiz.
Spotlight üstümüzde.
Sanki hayatımızı hep böyle yaşıyoruz.
Halbuki hayat böyle bir şey değil.
Sen bu kadar önemli değilsin. Baktığında gezegende sen dediğim kendimden bahsediyorum.
Sana veriyorum tabii ki ama.
Bir toplu iğne kadar yerimiz var.
Bir şeyleri çok ciddiye alıyormuşuz gibi geliyor bana.
Bazen onu fark edince de diyorum ki hiç bu kadar ciddiye alınacak bir şey yok.
Yarın ne olacağımız da belli değil.
Ya da gerçekten hayatım bana ne getireceği de belli diye.
Çünkü benim kontrolümün dışında o kadar çok şey var ki.
Belki de birçok şeyi kontrol etme isteğimizden dolayı biz bu kadar kendimizle savaşıyoruz.
O kontrol etme isteğini bıraksak akacak gidecek.
O da olabilir. Kesinlikle öyle.
Bir de... Benim böyle çok kendi şeyime düştüğüm zamanlarda yaptığım bir kurtulma yöntemim var.
Dünyanın sonu konulu filmler izleyeyim.
Şey demek, Lila'nın sesini duydunuz mu?
Evet ben duydum.
Duydun mu? O da arada konuk oldu.
Fikirleri var. Bize söyleyecek.
Lila'nın kendiliği hiç savaşı yok.
Onu söyleyebilirim. Çok mutlu hayatından dolayı.
Yiyor, içiyor, geziniyor, koşuyor.
Ama biz öyle değiliz.
Biz böyle düşünüp düşünüp kendimizi mahvedebiliyoruz.
Bu dünyanın sonu konulu filmler izlediğimde ya da doğa belgeselleri.
İzlediğim zamanlarda şey gibi hissediyorum böyle.
Daha böyle o içinden çıkıyorum mesela.
Çok farklı şeyler olabilir dünyada.
Böyle olasılıklar da var.
Ya da doğa belgeselleri izlediğimde, uzayla ve doğayla ilgili belgeseller izlediğimde dünya ne kadar büyük.
Benim dışında ne kadar çok şey oluyor.
Bunun farkına varıyorum.
Ve tüm bunlar o perspektifimi genişletiyor.
Bir de dediğim gibi mesela insan kendiyle savaş içerisinde olduğunda dışarı ile de savaşıyor bu arada.
O dışarıya yansıyor kesinlikle.
En azından benim durumumda bu hep böyle olur.
Ve normal ilişkilerim de etkileniyor.
Bilmiyorum sende böyle oluyor mu ama diğer insanlarla ilişkilerim de etkileniyor.
Yani onlara bunu yansıtıyorum ve bunlar rahatsızlık duymaya başlıyorlar.
Tabii canım kardeşim ona şey diyor, abla yine başladı negatif basmaya diyor mesela.
O insan tabii ki de insan ilişkilerime etkileniyor.
Ben öyle olduğu zaman hiç dışarı çıkmıyorum.
Zaten çok sosyal bir insan değilim.
Ama o ruh halinde olduğum zaman tamamen kendimle kalıyorum.
Bu arada az önce Lila'dan bahsettik bilmeyenler için.
Lila Bilge'nin kedisi.
Biz bu yayını üç kişi çekiyoruz.
Çünkü kamerada ben Bilge'den çok Lila'yı görüyorum.
Evet. Bu arada öyle.
Lila şu an bu yayının içerisinde.
Evet. Ve şeyi fark ettim.
Hani dedin ya doğayla ilgili böyle kozmosla ilgili belgeseller.
Bu bana da çok iyi geliyor.
Bir de şeyi çok iyi geliyor. Kafa dağıtmak için.
Daha böyle aksiyon odaklı.
Filmler seni böyle alıyor ve farklı bir dünyaya götürüyor ya.
Hani bana şeyi hatırlatan, aa bak farklı hayatlar da var.
Hayat sadece senin küçücük dünyandan ibaret değil hatırlatan şeyler de çok iyi geliyor.
Bu bir kitap da olabilir, bir film, bir belgesel.
Bu aralar mesela şey yapmaya da çalışıyorum Bilge.
Çevremi değiştirmeye yani farklı çevrelere dahil olmaya çalışıyorum.
Sadece kurumsal hayattaki arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum.
Onlara da söylüyorum sizinle hiçbir derdim yok.
Sadece farklı kafalarla takılmak istiyorum.
Farklı bakış açıları görmek istiyorum.
Bir insanın hayatı nasıl geçiyor?
Yani bir oyuncunun hayatı ne bileyim bir...
Ses sanatçısının hayatı nasıl geçiyor?
Ben bunları da merak ediyorum.
Bu insanların rutini nasıl?
Merak ediyorum. Sadece kitaplardan filozofların rutinini okumak istemiyorum.
Yani o çembere dahil olup onu yaşamak da istiyorum bana farklı bir şey katsın diye.
Bence bu da önemli.
Ama gel gelelim ki her zaman bu kadar farklı insanları nasıl bulacağız?
Bununla alakalı da sana sorayım.
Var mı bir önerin? Yani tam sana sormayı planladığım soruyu bana sorma.
Diyecektim ki bu insanları nereden buluyorsun beni de tanıştır.
Evet bu arada farklı insanlarla görüşmenin ve sürekli aynı insanlarla bir arada olmanın da önemli olduğunu düşünüyorum.
Şöyle kendiyle olan savaşımın da insana ilgilenen şeylerden biri de toplumun içerisinde bence var olmak.
Yani toplumdan kastım birden fazla insanla görüşüp ya da birden fazla insanoğlu topluluklarla uyumlanıp aslında başka kişilerin de olduğunu, bu hayatta başka insanlara da bir şeyler katabileceğini, onların da ona bir şeyler katabileceğini
görmek iyi geliyor kesinlikle.
Bahsettiğim farklı insanlarla tanışma olayı benim en sevdiğim şeylerden biridir.
Çok hoşuma gider yani. Ama bu konuda zorlanıyorum.
Çünkü bulmak zor.
Bununla ilgili sevdiğim şeylerden biri Bir topluluk içerisine girdiğimde eğer o toplulukta tanımadığım biri varsa ilk adımı atmak.
Herkes bunu yapamıyor ama benim için kolaydır.
Birileriyle tanışmak, ona sıcak davranmak bu.
İkincisi belki sosyal medyadan tanışabilmek.
Ama benim işim sosyal medya olduğu için zaten buna kadar bir tık şanslıyım.
Ama onun dışında aslında çok fazla alternatifim yok benim de.
Senin yaptığın spesifik bir şey var mı?
Benim aslında en çok podcast.
Beni çok besliyor.
Podcast sayesinde o kadar fazla insan ve o kadar değişik insanla tanıştım ki o bana çok iyi geldi.
O yüzden dediğim gibi bir toplumun içine dahil olup bir şey üretiyor ve karşılığında insanlarla tanışıyor olmak evet ama herkes bir içerik üretecek diye bir şey olmadığından ötürü ben şeyi çok faydalı buluyorum.
Bir komüniteye dahil olmak.
Mesela eğer ben çevreci bir insansam ve çevreyle ilgili bir şeyler yapan Fiziksel olarak da online olarak da buluşan insanlar grubuna bir şekilde dahil olursam.
Çünkü sadece kurumsal insanlar çevreyle ilgili endişelenmiyor.
Sen de endişeleniyorsun. O da endişeleniyor.
A ikisi B ikisi de.
O yüzden de biraz daha böyle senin için değerli olan bir konuya dair bir komüniteye dahil olmak da bana iyi geliyor.
Ve senin dediğin gibi insanlarla tanışma kısmında Ona da çok net bir şey diyemiyorum.
Çünkü ben bazen aşırı dışa dönük olabiliyorum.
Ve çok net yani insanlar çok rahat tanışırım konuşurum.
Ve insanlar benim introvert olduğumu öğrenince çok şaşırıyorlar.
Ama benim için bunun bir seviyeye gelmesi lazım.
Yani orada kendimi konforlu hissetmem lazım.
Önceden böyle bir gözlemlemem lazım.
Bakıp kendimi rahat hissedip sonra dahil olmam lazım.
Ve introvert olduğumu fark ettiklerinde bazen de hiçbir şey yapmıyorum.
Çünkü böyle bir köşede oturuyorum.
Gamlı baykuş gibi.
O yüzden de hani orada çok istikrarlı bir şeyim olduğunu söyleyemeyeceğim.
Ama belki de hani biraz daha fırsatları açık olmak.
İnsanlar seni bir yere davet ettiğinde gitmek.
Ben yapmıyorum mesela onu çok bazen.
Şimdi kendimi tekrar baştan anlatayım Allah kahretsin falan diyorum.
Ama halbuki bunu yapmak yerine gidip kafa dağılsın.
Bu da insanın moduna göre değişiyor işte.
Belki de kendine bir tık zorlamak da gerekebiliyor.
Gibi gibi bilmiyorum. Bir de bence bu kendinle olan mücadelede insan sanattan çok şey öğrenebilir.
Sanattan kastım hani sadece resimler ya da işte mimari falan değil, kitaplar, şarkılar, üretilen bütün sanattan bahsediyorum.
Mesela şeyi çok seviyorum.
Kendinle Savaşım üzerine bence yazılmış en iyi eserlerden biri Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler isimli kitabı.
Okuduğunu bilmiyorum ama Karamazov Kardeşler'de işte Üç, aslında dört kardeşte.
Üç kardeşin bir ayrı ayrı hikayelerini ve onların birbiriyle çatışmalarını okuyoruz.
Ama mesela o kitaba dair getirilen en güzel yorumlardan birisi aslında oradaki her kardeşin Dostoyevski'nin içerisinde bir parça olması.
Onun kendi içerisinde savaşan parçalarını birer kardeş gibi oraya yerleştirip bir roman haline getirmesi.
Onların her biri farklıdır mesela işte.
Biri daha hedonist bir kardeşken, biri daha manevi ve dindardır.
Bir diğeri işte ateist.
istir çok daha mantıkçıdır gibi ve onların kendi aralarındaki konuşmaları, savaşımları, kendi içlerindeki gelgitleri.
Aslında bunların hepsinin Dostoyevski'nin kendi iç parçaları olduğunu okumuştum bir yerde ve kesinlikle katılıyorum.
Okuması biraz uzun bir kitap, zor da gelebilir ama benim en sevdiğim eserlerden biri.
Hani insan edebiyatta, sanatta, müzikte, filmde bunları görebilir.
Mesela bir modern sanat müzesinde gittiğinde bile onu görebiliyorsun.
Sanatçının kendi iç dünyasının yansıdığı o eserleri gördüğünde yalnız olmadığını, aslında herkesin bunlarla bir noktada savaştığını anlayıp biraz da kendini o insan olmanın bir parçası olarak hissetmeye
başlıyorsun. Bir toplumun, bir kolektifin parçasısın ve tek sen bunu yaşamıyorsun.
O yüzden hani buna çok değer veriyorum.
Kişinin sanattan beslenmesine bu noktada, kendini yalnız hissetmemesi adına.
Lafı ağzından aldın.
Sana şimdi klasik bir soru sorayım.
Toplum için sanat mı, sanat için sanat mı?
Şaka yapıyorum. Yani sanat eserlerinde dediğim gibi hani farklı bu herhangi bir şarkı olur.
Zaten şarkı en çok insanlara dokunan şey.
Ama bir resme bakmak, bir heykele bakmak bilmiyorum.
Ben çok büyüleniyorum. Çünkü o renklerin içinde kayboluyorum.
O kompozisyonun içinde kayboluyorum.
Ve dediğim gibi o insanı çok etkiliyor.
Kramozof kardeşleri de çok severim bu arada.
Belki de Dostoyevski'nin yaptığı gibi.
Biz de kendi çelişen yanlarımızı, birbiriyle savaşan yanlarımızı yazabiliriz de.
Sen de, ben de, biz bunu hep söylüyoruz kanallarımızda.
O yazma eylemi gerçekten çok iyi geliyor.
Ki Sinan Canan'da geçen bir tane söyleşisinde bu yazmanın ne kadar iyi geldiğini insana ondan bahsediyordu.
Hatta paylaşmıştım ben de Instagram'da ama.
Yani sonuç olarak...
Kendinden büyük bir şeyin içine girdiğin zaman dediğin gibi bir kolektifin parçası olduğunu gördüğün zaman o gerçekten çok yardımcı oluyor.
Ben onu bir tık ileriye götürdüm.
Bu sene benim kendime verdiğim sözlerden bir tanesi de duygularımı ve bu iç savaşlarımı ifade etmek için bir sanat aracı kullanmak.
Bunun da en kolayı yazmanın dışında ve sürekli ertelediğim.
Harcanan yeteneklerimden biri diyormuşum.
Çizim yapmak, resim yapmak.
Böyle bir şey olduğu zaman geçiyorum tuvalimin karşısına.
Kafama göre sürrealist bir şekilde onu seviyorum çünkü.
Bir şeyler böyle çiziyorum, ediyorum.
Renkleri karıştırmak o kadar çok hoşuma gidiyor ki.
Ve tamamen kafa boşaltan bir şey bilge.
O an hiçbir şey düşünmüyorsun.
Tam anlamıyla akıştasın.
Yani kendim için konuşuyorum.
O bana çok iyi geliyor.
Hem bir şeylere hani bakmak evet bir sanat eseriyle haşır neşir olmak ama onu yapıyor olma hali de rahatlıyorsun çünkü bir şey çıkıyor artık içinden.
İfade etmiş oluyorsun kendini.
O da çok iyi geliyor.
Evet ya katılıyorum bu arada.
Resimle beni de bir dönem çok ilgin vardı.
Yapmak istedim ama bir türlü olmadı.
Ama ben bu noktada yazmayı çok kullanıyorum.
Yazmak ve dans bu arada.
Bence dans da İnsanın kendini dışa vurmasının, rahatlamasının yollarından biri.
Herhalde 4 aydır falan dansa gidiyorum düzenli olarak.
Linda Hope hiç duydun mu bilmiyorum.
Sivink dans ailesinden bir şey.
Duydum. Evet partnerliği ve çok enerjik, çok eğlenceli bir dans.
Mesela benim kendimle savaştığım şeylerden biri de benim çok enerjik olan bir yönümdü.
Çocukluktan gelen bir dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu teşhisim var.
Ve bazen, bazı zamanlarda çok hareketli, çok enerjik olabiliyorum.
Yerimde duramıyorum falan böyle.
İnsanlar bana uyum sağlayamıyorlar.
Mesela böyle bir enerjik, zıplamalı, hoplamalı bir dansa katılmak benim için çok iyi oldu.
Hani orada hem kendimi hep kızıyordum çünkü.
Hani işte çok biraz sakin dur, kıpır kıpır olma.
Bak şu an seninle konuşurken hep ellerimi falan kullanıyorum.
Pek böyle duramıyorum yerimde.
Mesela öyle bir şeyin içerisinde olmak.
Aslında kendimi dışa vururum oldu.
Çok eğleniyorum, çok keyif alıyorum.
Haftada bir derse gidiyorum, haftada bir pratiğe gidiyorum, dans partilerine katılıyorum falan.
Benim gibi hoplamayı zıklamayı seven insanlarla bir arada oluyorum.
Ve bir sanat aslında bu.
Kendini de ifade ediş yöntemi.
O yüzden mesela kişinin böyle şeyler bulması, seni resim çizmen, benim dansa gitmem, yazı yazmak, belki şarkı söylemek ya da herhangi farklı bir şey.
Bu da bizi çok rahatlatacak eylemlerden bir tanesi.
Bak orada aklıma ne geldi?
Ben bunu daha önce de duydum.
Yani dans edip dansla kendini ifade ettiğini söyleyen bir sürü arkadaşım var.
Bana performans sanatları kısmında çok fazla şey geliyor.
Böyle endişeleniyormuşum gibi geliyor.
Sanki ben dans edemezmişim.
Öyle bir yeteneğim yok. Hayır bir yeteneğim olmasına gerek yok.
Amaç orada. eğlenmek değil mi?
Evet. Bir bana bunu söylese direkt bunu derdim.
Amaçın eğlenmek. Dansçı olacak halin yok ya falan diye ama o kadar ritim duygum yok ki Bilge.
Bir noktada şey oluyorum.
Ya ben bunu yapmayayım daha iyi oluyorum.
Orada da kendimi yargılıyorum.
O bölümün başında bahsettiğimiz insanın kendini yargıladığı şey.
Sanıyorum ki onun optimum düzeyi hani akışta olabilmen için yeteneğinin de dahilinde bir şey olması gerekiyor ya.
Çok zorlanmaman ya da senin için çok kolay olmaması gerekiyor.
Sanıyorum ben onu biraz daha böyle görsel sanatlarda yapabiliyorum.
Ama o da çok tek başına yapabildiğim bir şey.
Benim şu an ihtiyacım olan şeylerden biri belki de o az önce konuştuğumuz gibi kendi çemberinin dışına çıkmaksa eğer.
Yani belki de insanlarla haşır neşir olmak.
O zaman ne yapacağız? Toplu sanat terapisi yapacağız.
Aslında mesela dansla ilgili söylemem gerekirse.
İlk başladığımda dedim ki ben de hiç dans etmemiştim daha öncesinde bu arada.
Hiç. Bir arkadaşım bana attı bunu.
Dedi ki Bilge Allah aşkına şu dansına git az enerjini at dedi.
Allah'ına git. Biraz rahatla dedi yani şu enerjin bir yer bulsun kendine.
Gittim. Yani ilk iki üç ders o kadar zorlandım ki.
Ve herkes beginner benim gibi.
Herkes sıfırdan geliyor.
Hepimiz yetişkin insanlarız.
İşte şey diyorum sürekli.
Ben yapamıyorum. Bir de bunu dillendiriyordum.
Ayaklarım işte olmuyor falan filan.
Sonra bir gün hocam bana şey dedi.
Bilge dedi. Bırak performans kaygısını.
Dans sınıfında böyle kocaman bir ayna var karşında.
Sürekli kendini görüyorsun. Kendine bakmayı da bırak dedi.
Sürekli kendine odaklanma. Partnerli bir dans yapıyoruz biz.
Bir kişi follower, bir kişi lead oluyor.
Erkekler genelde lead yani yönlendiren taraf.
Kadınlar da followerlık yapıyor.
Yani genelde böyle. Dedi ki bırak kendini yönlendirmeye bırak.
Lidin yönlendirmesine bırak.
Akışa gir ve müziği duy sadece dedi.
Ve gerçekten ondan sonra dans sınıfları benim için çok eğlenceli bir hale gelmeye başladı.
O kendini izlemeye bırakıp, performans kaygısını bırakıp, sadece yönlendirmeleri ve müziğin ritmini kendine bıraktıktan sonra o kadar eğlenceli, o kadar güzel bir zaman şeye denk geliyor ki.
Ve mesela sosyal dans diye bir şey de var.
Bu kendi içine, kendinden daha farklı yerlere çıkabilmek için çok güzel bir yöntem.
Sınıfta değilsin, hocan yok.
Bir partidesinde tanımadığın bir insana dans ediyorsun mesela.
Ve bu insanı çok geliştiriyor.
Hani performans kaygını olmadan, rahatlıkla biriyle dans edebilmek, iletişim kurabilmek.
Bilmiyorum hani eğer böyle bir korkun varsa bile ya da dinleyenlerin de varsa bile böyle bir korkuyu aşmak güzel bir deneyim.
Ben daha azizane tavsiye etmiş olayım hepinize.
Ben yaptıysam siz de yaparsınız.
Bilge bir şey söyleyeceğim.
Senin şu verdiğin dans örneğin bütün bölüm boyunca konuştuklarımızı özetledi farkında mısın?
Kişinin kendisiyle olan kavgasından nasıl çıktıkların tüm özeti oldu.
O zaman yavaştan biz de bölümün sonuna doğru gelelim gelelim.
Çünkü bakmadım ne kadar oldu.
Bayağıdır konuşuyoruz. Gelebiliriz bence artık.
Bence de. Çok teşekkür ederim katıldığın için.
Çok keyifli bir sohbetti.
Seninle böyle yüz yüze tanışmak da çok güzeldi.
Vaktini ayırdığın için de teşekkürler.
Bir sonraki bölümümüzde de artık kendimizle savaştık savaştık.
O kabullenme kısmına doğru geçeceğiz.
Onu da Bilge'nin kanalında yapacağız.
Dinleyenler bir sonraki bölümün devamını oradan dinleyebilir.
Söylemek istediğin bir şey var mı? Son olarak kapatmadan önce.
Beni konuk aldığın için çok teşekkür ederim.
Gerçekten seninle tanışmak, yüz yüze konuşmak keyifliydi.
Sohbetimizin de çok uyumlu olduğunu düşünüyorum.
Benim podcast kanalımda da konunun devamını işlemek için çok heyecanlıyım.
Dinleyenlere de buradan teşekkür etmiş olayım tekrardan.
Bizi dinledikleri için.
Pekala. O zaman kendinize iyi davranın.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
