
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün kendini sabote etmekten bahseiyoruz, aslında tam da beynimizin bizi korumak için yaptığı bir şey! Ama ne yazık ki bazen kendimizin en büyük engeli biz oluyoruz. 😬
Brianna Wiest’in “The Mountain Is You” kitabını referans aldığım bu bölümde, korkularımıza nasıl meydan okuyacağımızı ve ilerlemek için ne yapmamız gerektiğinden bahsediyorum. 🎧
Eğer bu yolculukta yanınızda bir koçluk desteği isterseniz, emineyesilcimen.com/kocluk adresinden bana ulaşabilirsiniz.
#KendiniSabotaj #DuygusalFarkındalık #Koçluk #KişiselGelişim
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda felsefe, sanat, psikoloji ve sosyoloji aracılığıyla hem kendimizi hem de dünyayı daha iyi anlamaya çalışıyoruz.
Doğru cevaplardan ziyade doğru soruları sormaya odaklandığımız bir alandayız.
Ayrıca hayatında ya da kariyerinde değişim isteyenlere profesyonel koç olarak da eşlik ediyorum.
Daha fazlası için emineyesitmen.com slash koçluk adresine beklerim.
Link açıklamalarda da mevcut her zaman olduğu gibi.
Bugünkü konumuz hepimizin hayatında bir şekilde karşılaştığı ama çoğu zaman fark edemediğimiz bir mesele.
Kendini sabot etmek.
Yani bilerek ya da farkında olmadan kendimize engel olma hali.
Mesela hani şöyle zamanlar vardır ya bir şey yapmamız gerektiğini biliriz ama yapmayız.
Veya bir iş fırsatı karşımıza çıkar ya böyle derinlerdeki bir yerdeki korkular yüzünden geri adım atarız ya da mülakatlarda kapasitemizin çok daha altında performans sergileyip göz göre göre
işi kaybederiz. Zaman zaman hepimizin yaptığı bir şey ve inanın yalnız değilsiniz arkadaşlar.
O yüzden bu hafta kendini sabote etme konusunu daha derinden ele alalım istedim.
Ne olduğunu, neden yaptığımızı ve bunu nasıl kıracağımızı konuşalım ki hayatımızda olmak istediğimiz yeri, olmak istediğimiz kişiyi daha fazla ertelemeyelim.
Bugün referans aldığım kaynak The Mountain Is You kitabı.
Kitabı dinlerken sürekli not aldım.
Belki bilmediğim şeyler söylemiyordu ama çok haklı, kesinlikle haklı ya.
Ben bunu nasıl gözden kaçırırım dediğim baya bir nokta vardı.
Bugün sizlerle o altını çizdiğim noktaları paylaşmak istiyorum.
Hazırsanız başlayalım.
Kendini sabote etmek aslında çoğu zaman beynimizin bizi koruma çabasıyla sergilediği bir davranışmış.
Bu fiziksel de olabilir, duygusal da olabilir ama asıl sebebi içimizdeki o temel çatışmadan kaynaklanıyormuş.
Mesela başarıya ulaşmak isterken bir yandan o gelen başarısızlık korkusu bizi durduran korku olabilir ya da başarılı olma korkusu bu da olabilir.
Bu da benim değinmek istediğim şeylerden bir tanesi bu arada ama bugün bunu bir kenara bırakalım önümüzdeki haftalarda değineceğiz.
yahut da muhtemel olumsuz sonuçlar bizi geri çekiyor olabilir yapmak istediğimiz şeylerden.
Diyelim ki şu an yaptığınız işten memnun değilsiniz.
Ama değiştirmeye de çok yanaşmıyorsunuz, eliniz gitmiyor.
Biliyorsunuz çok daha iyisini yapabilirsiniz.
Çok daha iyi bir yerde kapasitenizi tam anlamıyla kullanabilir, daha fazla maaş alabilir ya da sevdiğiniz bir şey yapabilirsiniz.
Ama içten içe bir şey sizi geri çekiyor.
Ya olmazsa, ya beceremezsem, piyasanın hali ortada ya daha kötüsü olursa gibi kaygılar devreye girebilir.
İşte kendini sabotajın en temelinde de...
Bu kaygılar ve korku var.
Beynimiz korkuyu hissettiği an diyor ki dur gitme oraya güvende değilsin.
Ve bu da bizi haliyle hareketsiz kılıyor.
E bu korkularımız nereden geliyor emin ederseniz?
Büyürken duyduğumuz hikayelere, yaşadığımız deneyimlere ve inandığımız şeylere göre şekilleniyor bu korkular.
Neye ne kadar inanırsanız derinde onu gerçek yapmak için çaba harcarsınız diyordu kitapta.
Ben buna inanıyorum bu arada.
Çünkü bilinçaltımızın muazzam bir gücü var üstümüzde.
Örneğin ebeveynleriniz zenginler hakkında ne düşünüyordu?
Şöyle bir yoklayın zihninizi.
Çok paranız olursa kötü bir insan mı olursunuz?
İyi biri olmaz mısınız? Acımasız mı olursunuz?
Ya da çok para kesin bir şekilde yolsuzlukla mı oluyor?
İnsanlar sürekli sizden bir şey mi ister?
Sürekli böyle doyumlu olmayan, manalı olmayan yüzeysel ilişkileriniz mi olur?
Kimse beni sevmez, kıskanılırım mı?
Ya da her şeye ulaşırsam hayatta belki bir amacım kalmaz, hayattan zevk alamam mı?
Bunlar mı var arkasında?
Bunlar çünkü farkında olmasak bile derinde bir yerlerde yatıyor olabilir.
Bu yüzden kendinizi daha fazla kazanmaktan mahrum bırakıyor ve önünüze fırsatlar geldiğinde Tepiyor olabilir misiniz?
Kendinizi sabote edebiliyor olabilir misiniz?
Paranın psikolojisi bölümünde bayağı detaylı değmiştim bu konuya.
Merak edenler oraya da bakabilir.
Tabi bu sadece bir örnek.
Peki hangi davranışlarımız kendimizi sabote ettiğimizin habercisi olabilir?
Gelin biraz da onları yakından tanıyalım.
Bunların en başında erteleme, mükemmelliyetçilik, sağlıksız beslenme gibi başa çıkma yöntemleri var tabii ki.
Hepsiyle ilgili bilimsel destekli, çözüm odaklı bölümler var bu kanalda dinlemek isteyenler için.
Sonrasında onlara da bakabilirsiniz.
Ve benim de birçok danışanımla da üzerine çalıştığım konular, bu birazdan bahsedeceğim konular ve genellikle bilinçli olarak fark etmediğimiz kalıplar.
Siz de bu konularda bir farkındalık kazanmak için dışarıdan bir göze ihtiyaç duyuyorsanız bana her zaman koşuluk için ulaşabilirsiniz diye.
diyelim ve bu davranışların derinine inelim şimdi.
Evet, birincisi kendini sabote etme yolu.
İstemediğiniz halde sağlıksız bir şeyler yemek.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
Çok şey yapıyorsun ya da kendine yeterince dinlenme ve beslenme fırsatı vermiyorsun.
Kendini çok zorluyorsun.
İşte bu yüzden bedenin ona enerji vermeye devam etmeni istiyor.
Tabii başka bir ihtimal de var.
Belki duygusal açlık çekiyorsun ve gerçekten istediğin şeyleri kendine vermediğin için duygusal anlamda Bu açlığı farklı bir şekilde tatmin ediyor olabilirsin.
Diğer bir kendini sabote etme yolu, kariyeriniz için önemli olan işleri yapmamak.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
Ne yapmak istediğine dair sandığın kadar net değilsin belki de.
Eğer işler bir türlü akmıyorsa bir sebebi var.
Sürekli aynı duvara çarpıyorsan.
Belki bir adım geri gitmen gerek.
Belki de biraz toparlanman, strateji değiştirmen ya da gerçekten neden bunu istediğini düşünmen gerek.
Bir şey değişmeli ve büyük ihtimalle bu sadece motivasyona ilgili değil arkadaşlar.
Sizin ne kadar net olduğunuzla alakalı.
Gelelim üçüncü kendini sabote etme yoluna.
Aşırı çalışmak. Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
Fazla çalışarak bir şeylerle yüzleşmekten ya da duygularından kaçıyor olabilirsin.
Belki de değerini kanıtlama yöntemlerinden biri bu.
Bir şeye gönülden bağlı olmakla herkesten daha iyi olmaya çalışmak arasında büyük bir fark var ve sen burada neredesin belki de buna bakman lazım.
Kendini sabote etme yolu başkalarının ne düşündüğüne çok fazla takılmak da olabilir.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyordur belki de.
Sahip olduğun hayatla ya da sahip olduklarınla düşündüğün kadar mutlu değilsin.
Çünkü var olanla gerçekten mutluysan başkalarının onayına, fikrine o kadar da ihtiyacın olmaz.
Çevrendeki insanların seni yeterli görüp görmediğini düşünmek yerine durup kendimize belki de şunu sormamız gerekiyor.
Hayatım bana yetiyor mu?
Başkalarının gözünden değil, kendi gözlerimle hayatıma baktığımda ben ne hissediyorum?
İstediğim yerde miyim, yeteri kadar tatmin oluyor muyum?
Kendini sabote etme yolu çok fazla para harcamak da olabilir.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir bu durumda.
Eşyalar seni daha güvenli hissettiremez.
Yeni bir hayat ya da bir kimlik satın alamazsın tabii ki.
Eğer düzenli olarak gereksiz harcamalar yaparken buluyorsan kendini ve bu seni olumsuz etkiliyorsa alışverişin sana nasıl bir işlev sağladığını sorgulaman gerekebilir.
Bu bir kaçış mı? Bir hobi yerine mi geçiyor?
Yoksa böyle kendini daha iyi hissetmek, yenilenmiş hissetmenin bir bağımlılığı mı?
Tüketim toplum bölümünde detaylıca bahsetmiştim bu konudan.
Oraya da bakabilirsiniz isterseniz.
Kendini sabote etme yolu...
Geçmişteki ilişkiler üzerine takılmak ya da eski sevgilileri sürekli stoklamak.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
Bu ilişki seni düşündüğünden daha fazla etkilemiş.
O ilişkinin bitişi seni belki de sandığından daha fazla yaralamış.
Belki sen bunu bastırıyorsun.
Bu kişiye olan ilgine bakarak aslında bitmemiş bir şey olduğunu fark ediyorsun.
Ya da fark etmek istemiyorsun.
Belki de ihtiyacın olan şey karşılıklı net bir şekilde oturup konuşup bitirmek, havada kalan şeyler varsa özellikle de ya da konuşma şansınız yoksa veya gurur yapıyorsanız da durumu olduğu gibi kabullenip
akışına bırakmak. Kendini sabote etme yolu...
Hep rekabette olduğun arkadaşlar seçmek ya da böyle çevrelerde bulunmak.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
İnsanlardan daha iyi hissetmek, onlarla bağlantı kurma ihtiyacınızı karşılamaz.
Ama çoğu zaman bunu böyle kullanıyoruz.
Aslında üstün olmaktan ziyade önemli ve değerli hissetmek istiyor insan.
Gerçekte aradığımız şey doyumlu bağlar kurmak olabilir.
Ama çevremizdekilerden kendimizi üstün hissederek bunu yapamayız.
Doyumlu bağlar kurmak ve gerçek dostluk bölümlerinde detaylardan bahsetmiştim.
Eğer kendinizi bu yönde sabat ettiğinizi düşünüyorsanız oraya da bakabilirsiniz.
Ben baya bütün bölümlerimi bunların üzerine yapmışım gibi hissediyorum şu anda ama devam edelim.
Kendini sabote etme yolu, kendine karşı acımasız olmak.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir.
Kendine kötü davranman başkaları seni yargıladığında ya da reddettiğindeki acıyı azaltmaz.
Bu bir savunma mekanizması.
Kendini en kötü haliyle görmek, gerçekte korktuğun şeyin başkalarının sana o şeyleri söylemesi ya da senin hakkında öyle düşünmesini görmemek için bir yöntemdir belki de.
Ama baktığında kendi kendini zorbalıyorsun.
Bunu hepimiz yapıyoruz. Siz de kendinizi acımasız davrananlardansanız eğer, kendiyle dost olmak bölümüne de bir göz atmak isteyebilirsiniz.
Diğer bir kendini sabote etme yolu, yaptığın işleri tanıtmamak, ilerlemeni engelleyecek şekilde kendini göstermemek.
Bilinçaltınız size şunu söylemek istiyor olabilir arkadaşlar.
Gerçekte elinden gelenin en iyisini yapmıyorsun ve bunu hissediyorsun, içten çeviriyorsun.
Geri durmanın sebebi yargılanma korkusu olabilir ama bu korku zaten...
kendini yargılamadığın sürece orada olmayacak.
Belki de en çok sen kendini yargılıyorsun.
Kendi işini kurmak, kariyerini bir üst seviyeye taşımak veya mevcuttaki ek işini büyütmek için doğal ve otantik bir şekilde kendinizi ortaya koyduğunuzda gerisi zaten gelecek.
Ama gelmiyorsa demek ki arada bir yerde dikkatinizi vermeniz gereken, kendinizle yüzleşmeniz gereken bir nokta olabilir.
Ev bulunduğun yer değil, oluşturduğun yerdir.
Bu içinde bulunduğun şartlardan dolayı hareket edememe meselesi mi, yoksa basitçe istememek mi?
Çoğu zaman aynı yerde kalmamızın bir sebebi var istemesek de.
Belki sandığından daha çok seviyorsun o olduğun yeri ya da buradan nereye gideceğini bilmiyorsun ya da döndüğünde bir evin olmamasından da korkuyor olabilirsin.
Bu son söylediğim yurt dışında yaşayan arkadaşlarımla da danışanlarımla da hep gün yüzüne çıkan bir konu.
Ülkemizin ekonomik ve politik şartlarından dolayı dönmek isteyip de çekinen birçok insan var ama dönüp de mutlu olan da çok insan tanıyorum.
Bu konu aklınızı kurcalıyorsa...
Buradaki ön yargılarınıza, kendinize anlattığınız hikayelere iyice bir bakın derim arkadaşlar.
Çünkü bu hep derinlerde kalan bir şey.
Özellikle göçmen dinleyicilerim için söylüyorum bunu.
Evet gelelim son kendini sabote etme yoluna.
Sosyal medya üzerinden zaman kaybetmek hepimizin yaptığı ve kendini suçlu hissettiği konulardan bir tanesi.
Ama bilinçaltının size şunu söylemek istiyor olabilir.
Bu kendini uyuşturmanın en kolay yollarından biri.
Çünkü çok erişilebilir ve bağımlılık yapıyor.
Doğruya doğru. Sosyal medyayı sağlıklı bir şekilde kullanmakla bir başa çıkma mekanizması olarak kullanmak arasında ince bir çizgi var ve çoğu zaman telefonu elimizden bıraktıktan sonra nasıl hissettiğimizle alakalı.
Yani eğer siz sosyal medyayı kullandıktan sonra bıraktığınızda telefonu ilham almış ve rahatlamış hissediyorsanız burada bir problem yok.
Ama... Böyle hissetmiyorsanız muhtemelen içsel bir rahatsızlıktan kaçıyorsunuzdur diyordu kitapta.
Bununla alakalı da telefonu elimden nasıl bırakırım diye bir bölüm çekmiştim vakti zamanında.
İsteyenler o bölüme de bakabilir.
Ben çok fazla bölüm çekmişim şu an böyle bunu fark ettim.
Ama bu kitap ne kadardı 22 saatlik bir kitaptı ben dinlerken.
Yani kalın da bir kitap ve tabii ki her chapter'ı her bölümü tek tek anlatamayacağım için.
en fazla dikkatimi çeken yerleri, en aydınlatıcı olduğunu düşündüğüm yerleri aldım.
Onun için de kitapta bahsettiği şeyler zaten benim bölümde bahsettiğim şeylerdi çoğunlukla.
Onlara da o yüzden sürekli referans veriyorum.
Şimdi bu anlattıklarım belki derinden, belki yüzeysel bir şekilde dokunmuştur size.
Ama şöyle bir düşünün isterim verdiğim örnekleri ve tabii ki kendimize karşı dürüst olmak önemli.
Çünkü biz insanlar doğamız gereği bazen gerçekleri kabul etmek yerine bir şey ya da birini suçlamaya meyilliyiz.
O yüzden hayatımızdaki olumsuzlukları kendimizin oluşturduğunu da göremiyoruz bazen.
Demiyorum ki bütün olumsuzlukları biz oluşturuyoruz.
Tabii ki böyle bir şey yok. Yani kendi çevremizden içinde bulunduğumuz şartlardan ayrı da değil.
Ama şöyle bir objektif bakacak olursak ne kadarı sizde ne kadarı dışarıda sonuçta hepimiz seçimlerimizden oluşuyoruz.
O yüzden de ilk adım sorumluluğu almak olmalı diyordu kitapta ve ben bunu gönülden katılıyorum.
Ama işte her zaman o kadar kolay olmuyor arkadaşlar.
Genelde dibe vurduğumuzda aksiyon alma eğilimine geçiyoruz.
O sorumluluğu alma eğilimine geçiyoruz.
Çünkü orası iyileşme yolculuğunun başladığı yer.
Ne zaman yeter artık ya böyle hissetmek istemiyorum, böyle yaşamak istemiyorum, Allah kahretsin diyoruz.
İşte o zaman değişmeye karar veriyoruz değil mi?
O dip noktaya da başa çıkma yöntemlerimiz bittiğinde ve her şey ters gitmeye başladığında ulaşıyoruz maalesef.
Bir ya da iki şeyin kötü gitmesiyle kırılma noktasına gelmiyor kimse zaten.
Genelde daha fazlası gerekiyor.
İşte o zaman da hayatın bize verdiği mesajları daha net görmemiz gerekir bence.
Yani oraya gelene kadar belki de...
Ara ara durup bu mesajları almamız gerekiyor.
Benim çok oldu böyle. Gerçekten her şeyi resmen yapma etme o yöne gitme derken gözüm ne kadar körmüş ki tam tersini yapmışım dediğim.
Ama her zaman her şeyi göreceğiz diye bir şey yok.
Tabii sürekli en bilinçli halimizde var olmuyoruz bu dünyada.
Bu genelde kendimizde iletişimimizi azalttığımız zaman otomatik pilota geçiş yaptığımızda oluyor.
Kitapta altını çize çize söylediği şeylerden bir tanesi de neydi biliyor musunuz?
Duygusal zeka. Çünkü kendini sabotaj çoğu zaman duygusal olarak kendimizi anlamadığımız zaman başlıyor.
Ne hissettiğimizi doğru anlamazsak yanlış kararlar verebiliyoruz.
Bu da sonunda bizi durduruyor, hareketsiz hale getiriyor içinde bulunduğumuz yanlış kararlar silsilesi diyelim.
Duygusal zeka dahil olmak üzere duygularımızı daha iyi anlamak için çektiğim 3 bölümlük bir seri var bu kanalda.
O yüzden bu konseptleri de detaylı olarak anlatmayayım, vaktimizi harcamayalım.
Ama mutlaka o bölümlere de göz alın, baştan alıyorum.
Ama mutlaka o bölümlere de göz atın isterim.
Ve yine kitapta kendini sabot etmeyi bırakmak için atılacak diğer bir adımında geçmiş travmalarımızı işlememizin ne kadar önemli olduğunu vurguluyordu yazar.
Eğer bir şeyi değiştirmek...
Çok istiyorsanız ama yapamıyorsanız belki de bir yerde geçmişinizle yüzleşmeniz gerekebilir diyordu.
Bunun için ben tabii ki de enerjinizin tuttuğu bir terapiste çalışmanızı öneririm.
Çünkü geçmişin bagajını taşımak aslında ilerlememizi engelleyen en büyük faktörlerden bir tanesi.
O geçmişe takılıp kalmak geleceği adım almamızı engelliyor maalesef.
Ve o yükleri boşalttığımız zaman da özgürleşiyoruz, hafifliyoruz ve daha hızlı koşuyoruz.
Öyle düşünün koşma metaforundan örnek vereyim.
Ben terapi dışında yazmanın da çok etkili olduğu kadar.
Zaten her bölümde yazmayı övüyorum.
Günlük Tutmanın Gizli Gücü bölümünü de çok sevmiştiniz.
Yazmaya başlamak istiyorsanız ama böyle ittirici bir güç arıyorsanız o bölüme de bakabilirsiniz.
Bir de geçmişin dertleri ve şimdinin problemleriyle o kadar meşgulüz ki gelecekteki kendimizi neredeyse hiç gözümüzde canlandırmıyoruz.
Yani geleceği canlandırdığımızda hep felaket senaryoları çoğunlukla diyeyim.
Böyle oluyor. Tabii ki şimdi de kalalım.
Tabii ki önemli olan zaten şu andaki nokta.
Hatta kitapta çok güzel bir şey söylüyordu.
Diyordu ki bu iç ses var ya İngilizce'de gut feeling dedikleri o kendi ön sesimiz.
O sadece şimdi de olur diyordu.
Yani sizin ileriye yönelik iç sesimi dinlemek dediğiniz şey aslında falcılık diyordu.
Bu da benim çok aklıma yattı.
O an ne hissediyorsanız o an neyi alıyorsanız odur diyordu.
Ama benim bahsetmek istediğim şey bir tık daha farklı.
Ben bunu kendi seanslarımda da yapıyorum ve çok etkili.
Bu sefer kendi üzerimde de denedim.
Çok çok daha etkiliydi. Çok duygusal bir deneyim yaşadım.
Daha ne kadar çoklayacağım ben de bilmiyorum.
Şöyle kısa bir imajinasyon egzersizi diyelim.
Bundan birkaç yıl sonraki kendinizde karşı karşıya geliyorsunuz.
Böyle güzel aydınlık bir ortam hayal edin ve diyelim 9-10 sene sonraki sen kimsin?
Ne giyiyorsun? Nasıl görünüyorsun?
Neler yapıyorsun? Nasıl konuşuyorsun?
Nasıl bir işin var?
Nasıl bir yerde yaşıyorsun?
Ne hissediyorsun? Hayatında kimler var?
Belki sohbet bile edebilirsiniz o kendinizde.
Orayı, o pozitif noktayı hayal etmek gerçekten çok güçlü bir motivasyon veriyor size.
Sonrasında da her gün o versiyonunuza ulaşmak için, oraya daha yakın olabilmek için küçük ama sürekli adımlar atmak, kendinize bir hedef belirlemek, o hayalinizdeki versiyonunuzu size
hatırlatacak adımlar belirlemek, bunları yapın diyordu.
Bunun tam tersi bir versiyonu da var.
Ama ben bunu kesinlikle bir uzman eşliğinde yapmanızı öneririm.
Ben yıllar önce yapmıştım bu içindeki çocuğu iyileştirmek için, o zamana geri dönmek, travmalarını biraz daha gün yüzüne çıkartıp, senin yanlış hiç yaptığın bir şey yok, biraz daha böyle telkin etme yöntemi.
Ben bunu kendim yapmıştım. Çok dönüştürücü bir deneyimdi.
Ama şimdiki aklım olsa kesinlikle ve kesinlikle bir uzman eşliğinde yapardım.
Siz yolculuğunuzun neresindeyseniz ona göre seçebilirsiniz, ona göre bir çalışma yapabilirsiniz.
Ama dediğim gibi bu anlattığım şeyler kesinlikle ve kesinlikle bu kadar derine inecekseniz bir uzman eşliğinde yapılmalı.
Geçmişe gidecekseniz, terapist geleceğe gidecekseniz bir koç eşliğinde yapılsa çok daha iyi olur.
Pekala, kitap...
Neden The Mountain Is You yani Dağ Sensin metaforunu kullanıyor, bu ismi kullanmış?
Çünkü o dağ büyüme yolculuğumuzdaki engelleri ve zorlukları simgeliyor arkadaşlar.
O yüzden ismini böyle koymuş ve dağ karşımıza çıkan zorluklar olabilir, kaygılar, korkular, geçmiş travmalar olabilir, evet.
Ama dağ ne kadar büyük olursa olsun onu tırmanmak sizin elinizde diyor.
Verdiği mesaj bu ana tema olarak.
Bununla alakalı Mindfulness'da dağ meditasyonu da var.
Benim öğrenci olarak da eğitmen olarak da en sevdiğim ve en faydalı bulduğum, en böyle güçlü hissettiren, en iyi gelen meditasyonlardan biri de o.
Daha meditasyonu da dinleyebilirsiniz.
Sanıyorum ki Merve Karakuş'un olması lazım böyle bir meditasyonu.
Ama eminim herhangi bir meditasyon platformunda da bunu bulabilirsiniz.
Evet, kısaca toparlayacak olursak, bir kendinizi sabote ediyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde farklı formlarda bunu deneyimliyoruz.
Önemli olan farkında olmak ve adım atmak.
Sonuçta bu durumda geçmişin yaraları, inançlar ve duygusal farkındalık eksiklerinden kaynaklanıyor.
Bu da iki. Ama bunun da üstesinden gelmek mümkün.
Sonuçta şöyle bir bakın geçmişe.
Nereden nereye geldiniz? Nelerin üstesinden gelmediniz ki?
Ya da biz ülkece nelerin üstesinden gelmedik ki bunun üstesinden gelemeyelim arkadaşlar?
Yapmamız gereken belli başka şeyler var.
Kendinize karşı dürüst olun.
Duygularınızı tanıyın, anlayın ve...
Hedefiniz net olsun. O var olmak istediğiniz kişi, yapmak istediğiniz şeyler için her gün minik de olsa, minicik de olsa istikrarlı adımlar atın.
Ve ben bu kitabı okuduktan sonra kendini sabote ettiğini düşündüğüm, bunu konuştuğumuz ve fayda görebileceğini düşündüğüm çok yakın bir arkadaşıma gönderdim.
O da bana bu konuda onu sürekli dürttüğüm için teşekkür etti.
Bazen kitap paylaşmak, hani bu kitaba...
Bir bak sana iyi gelir paylaşmak.
Benim sevgi dilim bu açıkçası.
Ya da bir podcast bölümü paylaşmak.
Eğer sizin sevgi diliniz de paylaşmaksa bu bölümü dinlemesini gerektiğini düşündüğünüz arkadaşınıza yollamayı unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
