
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Düşünsenize Türkiye'de bir hukukçusunuz, birdenbire aşık oluyor, sevdiğinizle birlikte olabilmek için her şeyi arkadanızda bırakıp ülkenizi, işinizi, kaderinizi değiştirmeye karar veriyorsunuz. Ama bu kadar uygulamaya geldiğinde o kadar da kolay olmuyor. Her şeye sıfırdan başlamak zorundasınız. Ne yapardınız? Bu bölümde konuğum Ecem Akarca ile teknoloji alanında çalışmak için İrlanda'ya gelen birçok kişinin aksine sıfırdan bir Sivil Toplum Örgütü kurarak nasıl geldiğini ve bu yolcuktaki maceralarını dinliyoruz. Kendi fırsatınızı yaratmak ve engellerinizi aşmak konusunda benden koçluk desteği almak için iletişim linkiArtwork: Nurul Kusumaningrum
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün çok değişik bir konuğum var.
Ecem Akarca. Ecem ile yıllar önce bir...
Arkadaş ortamında tanıştık.
Böyle bir şekilde iletişimde kalamadık ama yıllar sonra tekrardan yollarımız kesişti ve Ecem'in çok güzel bir hikayesi var.
Ecem aslında... Senelerdir insan hakları temelli sivil toplum örgütlerinde çalışan bir hukukçu.
Ama 4 sene önce buraya geliyor İrlanda'ya.
Ama tabi İrlanda hukuku ve Türkiye hukuku farklı olduğu için hukuk görevini burada sürdüremiyor.
Ve diyor ki madem bunu burada yapamıyorum o zaman ben direksiyonun başına kendim geçerim ve kendim bir şeyler kurarım.
Ve bunun arkasından da Ecem çok güzel projelere imza atıyor Avrupa Birliği'nde.
Şimdi Ecem'den bunları dinleyeceğiz ama bir yandan da Ecem'in böyle fırsat yaratma, elindeki fırsatları değerlendirmeye karşı bakış açısını çok beğeniyorum.
Bunların üzerine de konuşuyor olacağız.
Ecem hoş geldin. Ben yine çok konuştum.
Emine hoş bulduk.
Nefissin ya. Gerçekten şu cümleleri arka arkaya böyle ben söyleyemezdim.
Öncelikle teşekkür ederim. Hem beni davet ettiğin için hem de böyle güzel bir sunum yaptığın için benimle ilgili.
Ben teşekkür ederim bu davetimi kabul ettiğin için.
Ayrıca güzel iltifatların içinde.
Heyecanlıyım her bölümde olduğu gibi.
Çünkü böyle bugün baya güzel şeylerden konuşacağız ama birazcık böyle kendinden bahsedip şu yolculuğunu bize bir anlatsan.
İrlanda'ya nasıl geldin, neler yaptın?
Çünkü o kadar güzel projeler yapıyorsun ki.
Hani böyle söylüyorum, heyecan yaratıyorum.
Birazdan konuşacağız ama bunların hepsinin detayını öğrenmek istiyorum.
Çok teşekkür ederim.
Çok zarifsin. Öncelikle kendimden biraz bahsedeyim.
En azından podcast olarak dinleyenler de biraz beni akıllarında canlandırabilirler belki böylelikle.
Ecem ben. Ankaralıyım.
Yani 20 yaşıma kadar Ankara'da yaşadım.
Rahatlıkla Ankaralıyım diyebilirim.
Hatta Angaralıyım bile diyebilirim.
Ondan sonra üniversitede hukuk okudum.
Evet hukuk fakültesi mezunuyum.
Ve hemen akabinde İstanbul'a taşındım.
Hem birazcık aileden uzaklaşabilmek, daha özgür davranabilmek genç yaşlarda.
Hem de oradaki fırsatlar daha iyi gelmişti gözüme.
Avukatlık şirketleri, işte boğaz manzaralı ofisler vesaire.
Ve gerçekten de boğaz manzarası var mı yok mu diye bakarak bir ofis belirledim kendime.
Bu büyük Beşiktaş Plaza'nın.
8. katında çağ hukuk bürosuydu adı da hatta.
Ne kadar güzel bir seçim.
Benim genelde böyledir.
Biraz seçimleri nasıl yaptığımı herhalde duygularıma göre yapıyorum.
Neyse boğaz manzaram olsun vesaire hepsi de oldu.
Ve hukuk stajımı yapmaya başladım.
Okul stajı yapmak demek bir yıl boyunca avukatlık hakkını elde edebilmeniz için yaptığınız, adliyelere gittiğiniz, fotokopisi çektiğiniz ya da icra dosyalarına baktığınız bir dönemdir.
Biraz anlamaya başlarsınız aslında avukatlık ne demek, nasıl yapılır vs.
Ben de bunu yaparken şunu çok net fark ettim.
Ben bunu yapmayacağım. Aslında ne yapmak istediğinizden çok bence hani sevdiğin işi yap vesaire diye konuştuk ya seninle de.
Neyi yapmak istemediğini bulmak belki de o yolda atılabilecek ilk adım olabilir diye düşünüyorum.
Kesinlikle. O kadar katılıyorum ki bu söylediğine.
Çünkü ne yapmak istediğin fırsatı çok sonsuz.
O kadar çok opsiyonun var ki ama ne yapmak istemediğini bilirsen o opsiyonları da birazcık azaltabiliyorsun bence.
Kesinlikle. Ben ne yapmak istediğimi hiçbir zaman %100 emin olmamış bir insan olarak konuşacağım şimdi.
Ama avukat olmak istemediğimi kesinlikle gördüm.
Bunu gördükten sonra ya o kadar hukuk okuduk, buralara geldik böyle işte stajlar yapıyoruz ne yapabilirim ben diye düşünmeye başladım.
Ve hep insan haklarına daha ilgi duyabileceğimi, eşitliğe dair çalışabileceğimi aynı zamanda da...
Belki topluma daha faydalı bir birey olurum böylelikle diye düşünerek dedim ki ben en iyisi sivil topluma biraz bakayım.
Ondan sonra bir yandan da bir master yapmaya başladım.
O zaman Galatasaray Üniversitesi'nde Avrupa Birliği üzerine ve kadın erkek eşitliği üzerine yapıyordum.
Hemen fırsatlar fırsatları açar.
Bir insanı tanırsınız. O insan size ön ayak olur.
Her zaman böyle insanlar karar verip bir şey yaptıklarına inanmıyorum.
Tanıştığınız insanlar çok önemli bence.
Okuduğunuz kitaplar önemli.
İzlediğiniz filmden aldığınız ilham önemli.
O yüzden ben...
Çok fazla girme çıkma, seminerler vesaireye gitmeyi biraz daha hafif tembel bir kişi olarak önemli görüyorum kendimde.
Yoksa beni öyle ittirici bir güç rahat rahat olmuyor.
Ben böyle çok fazla git gel derken Amerikan Barolar Birliği'nin İstanbul ofisinde asistan olarak 100 dolara onlara bazı dosyalar yazarak işe başladım.
Hem master yapıyorum bir yandan da 100 dolara çalışıyorum.
Aynen aynen aylık yani resmen göstermelik bir şey yapıyorlar.
Bir yandan da anneannemlerle yaşıyordum.
Hani şey giderim de çok yok böyle rahat rahat takılıyorum.
Ondan sonra şey 100 dolar oldu 400 dolar.
Ben böyle sevindim.
İşte asistanlık abini işte şey yaptılar beğendiler diye düşündüm.
Daha sonra o asistanlık oldu proje koordinatörlüğü.
Proje koordinatörlüğü, müdürlük vesaire devam etti işte adım adım.
Ben 6-7 sene Amerikan Parolar Bilginin İstanbul ofisinde hukukun üstünlüğü için çalıştım.
Uluslararası bir organizasyondu aslında.
Aslında sevdiğim iş dediğimiz şeyde sevmek dediğimiz nokta nedir bilmiyorum.
Zaten çok değişir hayat diye düşünürüm hep.
Aşık olur insan ya da işte bazen arkadaşlıklara önem verir, bazen akşam yemeklere, gece çıkmalara gitmek zevklidir.
Ben bunu hepsi de yanında giden bir şey olarak görürüm işi.
Yani bunlardan ne üstün ne altta.
Bunlarla beraber ve hayattan tam zevk aldığım bir dönemdi diyebilirim.
İniş çıkışlarıyla.
İyi ki de o bütün iniş çıkışlar olmuş zaten.
6 yıl, 7 yıl bu organizasyonda böyle çalıştım.
Proje koordinatörü olarak da.
Ofis terör olayları sebebiyle kapanmaya yakınken de bir yaz tatile gitmek için bir arkadaşım beni Malta'ya davet etti.
Dedi ki Ecem bu yaz Malta'ya gidiyoruz.
Sen de gelsene. Ve o gittiğim tatilde Tan'la tanıştım.
Şimdi eşim o zamanlar ilk görüşte beğendiğim bir arkadaşım.
Türkiye'de tanıştınız zannediyordunuz.
Hayır bir tatilde tanıştık çok komik.
Zaten onun böyle şey ondan anladım yani sinyalleri falan.
Ben de bir sinyallendim muhtemelen.
Orada tanıştıktan sonra fark ettim ki o İrlanda'da Google'da çalışan bir kişi.
Ben de İstanbul'da. Gayet keyifli işte o işime gider gelirim bir yandan doktora yapıyorum Bahçeşehir Üniversitesi'nde kamu hukuku alanında yani tam da hani Türk hukukunun kamu hukukunda
doktora yapıyorum falan.
Ya Tan'la tanıştım aşık oldum çok da önem veririm duygusal ilişkilere hani ne yapabilirim ne yapabilirim başladım İrlanda'ya ben nasıl gelebilirim diye düşünmeye.
İki sene böyle uzun uzun düşünmeler, işten ayrılamamalar, paraya ihtiyaç duyma elbette bir yandan da hayatımı devam ettirmek için.
Ama her zaman amacım İrlanda'ya nasıl gidebilirim?
Yani İrlanda'ya Jambune bursuna başvurdum.
15 Temmuz oldu burslar iptal edildi.
Ondan sonra iş arıyorum.
Bizan olmadığı zaman zaten iş bulabilmek biraz zordur.
Bunları sen diğer bölümlerinde de dile getiriyorsundur.
Ben bir daha üstünden geçmeyeyim ama kolay bir dönem değil yurt dışına çıkabilmek.
Önemli olan istemek diyelim.
Bir de böyle güzel bir motivasyon.
İstemek başarmanın yarısıdır vardı ya final dergisi dershanelerinin.
Bu sadece değil ama bir de Düşüncenin Gücü diye bir kitapta da bundan bahsediyor.
İstemek eşittir başarmaktır diye.
James Allen'dı galiba yazarı da.
O da aynısından bahsediyor.
İstediğiniz zaman zaten ona yaklaşmışsınızdır diye.
Kesinlikle. Burada bir şey eklemek isterim istemek konusunda.
İstemek şöyle hani çok istemiyorum, istiyorum vesaire diye böyle yapılabilecek hani bir içten gele...
İstemeyi biraz açmak istiyorum açıkçası.
İstemek demek onun için çalışmak demek.
Yani gerçekten bir şey istediğiniz zaman onun için çalışmak zor gelmiyor galiba.
Yani bu yüzden başarmanın yarısıdır diye düşünüyorum.
Örneğin vizeye başvurmak, oradaki 82 tane belgeyi toplamak bir amacınız olduğunda ya da istediğiniz zaman o kadar zor gelmeyebiliyor.
Zorunluluk halindeyse ne kadar büyük külfet halbuki bunların hepsi.
O yüzden biraz daha kolay ilerledi diyebilirim.
Çünkü istiyordum gelmeyi.
Nasıl gelebilirim derken, Mudem Refugee Support Center yani Mülteci Destek Derneği'nin İrlanda'da bir ofisini açmak için ikna ettim.
Ben dedim sizin bir ofisinizi yani Mülteci Destek Derneği'nin bir yurt dışı ofisini Avrupa ofisini Dublin'de açabilirim.
Ne dersiniz? Bakalım nasıl yapacaksın?
Hani dene dediler ve ben oraya onların vasıtasıyla geldim.
Şu anda Dublin, İrlanda'da yaşıyorum.
Burada yalnız çok önemli bir şey söyledin şu anda.
Öyle bir ofis vardı da sen başvurdun da geldin değil.
Sen baktın araştırdın böyle bir şeyi ben orada da yapabilirim diye bir de insanları ikna ettin.
Biraz öyle oldu.
Kendilerini yani organizasyondan çok tanıdığım vardı.
Aynı zamanda böyle bir yolda olumlu olabileceklerini de düşünerek ve onların da böyle bir plana sıcak bakacaklarını da görerek aynı zamanda da biraz da Maddi olarak da zorlanmayacak
şekilde nasıl yapabilirimi de ikna ederek geldim diyebilirim.
Kendilerinin de çok büyük bir vizyonu, yani vizyonlarının çok açık olması yardımcıdır burada.
Hani çok zorlanmadım ikna etmekte.
Ama buraya geldiğim zaman hukukçu kimliğim ne işe yaradı?
Ben burada Adli Yardım Bürosu'nu buldum.
Adli yardıma gittim.
Elimde bir böyle lokum gibi bir şeyle hiç unutmuyorum.
Ve dedim ki hani biz çok fakiriz.
Hani bizim hiç paramız yok ama biz insan hakları için burada işte bir şeyler yapmak istiyoruz.
Bizim organizasyonumuzu kurabilir misiniz?
Adli yardım denilen şey her ülkede vardır.
Buradan da duyuru olsun.
Hani eğer herhangi bir insan bir ulvi amaçlar doğrultusunda bir organizasyon açmak isterse ya da bir şirket kurmak isterse vesaire yani bu tip işler için.
Adli yardım yardım eder.
Bedava avukat bulur size.
Para almazlar falan.
Buradakiler... Şu an aydınlanmış oldum.
İrlanda'daki harika çalışıyor.
Ben herkesi yönlendiriyorum oraya.
Bana avukatları atadılar.
Bu arada buranın en büyük avukatlık bürosundaki avukatları atadılar.
Ben bir apartman dairesine gideceğim zannederken bir anda kocaman bir holdinge girdim.
Böyle işte o trollilerde çaylar kahveler sunuluyor falan.
Ben de diyorum ki Modern Refugee Support Center'ı açacağız.
Benim vizeme kadar bedava aldılar Emine.
Enteresan. Yani ofis kuruldu.
Çünkü avukatlık ücreti... Pahalıdır avukatların mesela 8-9 bin euroyu sadece bir organizasyonu kurmak için harcayabilirsiniz aslında.
Ama benim organizasyonu kurmam, vizelerimi almam tek kuruş vermeden halen de bütün beylerime cevap verecek şekilde bana free legal service yani ücretsiz
avukatlık, pro bono ücretsiz avukatlık sundular.
Ben bu sayede burada bir mülteci destek derneği açtım bundan 3 sene önce.
Ve başladım farkındalık çalışmaları yapmaya, organizasyonlardaki insanları bir araya getirip ya mülteci ne demektir, sığınmacı ne demektir, işte aynı
zamanda göçmen ne demektir.
Bakın bunlar dilde her birinin tanımı işte ne demek dediğimiz ya da düzensiz göçmen mi demeliyiz bir sürü yanlış kullanımı gazetelerde bile yapılan.
Anlatmaya başladım.
insanların nasıl yardımcı olabileceklerini, nasıl katkıda bulunabilecekleri, aktif vatandaşlar ya da aktif yaşayanlara nasıl gelebileceklerini anlatmaya çalıştım.
Örneğin bir tane buranın Trinity Üniversitesi'nde bir film gösterimi yaptık.
Andaçaz Nedaroğlu'nun bir filmini.
Andaçaz Nedaroğlu da geldi.
8 tane büyük elçi geldi.
170 tane katılımcı geldi.
Türkiye Büyükelçiliği'ye Türk yemeklerini sundu orada.
Herkes gelenler baklava börek yediler.
Böyle organizasyonlar yapmaya başladım.
Ve bunun en sonunda da yani sonlara doğru son dememin sebebi yeni bir işe başladım.
O yüzden son diyorum. We for Women adında kadınlara yönelik, göçmen kadınlara yönelik bir platform kurdum.
İnsanlar yetkinliklerini, beceri alanlarına göre kadınlara iş hayatı için yardımcı oluyorlar.
Örneğin senin LinkedIn'den arkadaşlar, LinkedIn profil nasıl kurulur bunu anlatırken dans terapisti bir arkadaş stresle baş etmek için dans terapisi dersi verdi.
Bunun gibi haftada bir iki kere olmak üzere workshoplar düzenlemeye başladık.
Çok da güzel gitti.
Çok insanla tanıştım.
Çok hikayeler dinledim.
Yani mutlu olarak bunu yaptığımı herhalde anlıyorsundur diye düşünüyorum.
Kesinlikle anlıyorum. Şu an ben seni kamerada görüyorum.
Dinleyiciler görmüyor ama yüzündeki bu kocaman gülümsemeden benim de aynı şekilde kocaman gülümseme var yüzümde ve şey diyorum.
Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.
Niye bilmiyordum acaba diye bir yandan da kendimi sorguluyorum ama o kadar güzel şeyler yapmışsın ki.
Ve sen bunu gönüllü yaptın ama değil mi?
Hani bu V for Women kısmı tamamen gönüllüydü.
Buradan hiçbir ücret almadın.
Emine ücret almak istememe rağmen alamadım diyormuş.
Şimdi şöyle bir şey burada madem sordun şöyle söylemek isterim.
Sivil toplum denilen organizasyonlar hani işte buna belki birazcık insanların hakkında hiç bilmeyenlerin hakkında canlanmış.
Birleşmiş Milletler olabilir.
Aynı zamanda Kader olabilir.
Örneğin Kadın Derneği'dir.
Eğitim Gönüllüleri Vakfı olabilir.
Yani diyelim ki kar amacı bütmeyen organizasyonlarda çalışmak.
Bu organizasyonlarda...
Çalışan herkes profesyonellerdir ve bu insanların hepsi evlerine ekmek götürmesi gereken insanlardır.
O yüzden bu organizasyonlar aynı bir şirket gibi işler.
Yani finans departmanları olur, HR, insan kaynakları departmanları olur, proje koordinatörleri bir de saha çalışanları olur.
Psikologlar vesaire işin mahiyetine göre, alanına göre birçok insan çalışır burada ve bu insanların da level'ları olabilir.
Maaşları da bazı başarılarına göre arttırılır.
Aynı bir şirkette çalışmak gibi düşünebiliriz bunu.
Şimdi reformu bunları biz nereden sağlarız sivil toplumda?
Fonlara başvurarak sağlarız.
Mesela devlet fon sağlar.
Avrupa Birliği Erasmus fonları vardır eğitim için.
Oradan düşünün. Yani onların hepsine başvurursunuz.
Proje yazarsınız. O projede size para verirler.
Ben reformuna başlarken proje yazdım.
Çünkü web sitesi kurmam lazım.
Belki workshop verecek kişiler para isteyecek.
Onlara para vermem lazım.
Ben günde muhtemelen 5-6 saat çalışacağım.
En azından biraz para kazanmak istiyorum.
Yaşamımı da idame ettirebilmek adına.
Bunları mesela o fona başvurarak yaptım.
Ama fondan redd aldım.
Ve bu benim ilk reddim değil.
Yedinci reddim falandı.
Çok fazla reddediğim bir dönemdir bu son dört yıl zaten.
Artık şey oldum yani.
Kulağıma damlatıyorum bütün redleri ve geri hayata devam ediyorum.
Neyse demek istediğim şu.
Bundan alamadım. Ama bir arkadaşım dedi ki.
Web sitemizi yapmıştı o arkadaşım.
Ecem gönüllü yap hepimiz gönüllü olalım buna dedi.
Çok güzel proje falan.
Gerçekten motive etti beni.
Ve ben bedava yani bedava dediğim hiçbir para almadan hiç kimse de bu katkıda bulunan belki 30 tane workshop düzenleyen kimse asla talebi bir kenara bırakıyorum.
o kadar koşa koşa yardımcı ya da katkıda bulunmak istediler ki bu zaten motivasyonu çok arttıran ve böyle bir birlik hissi veren bir durumdur.
Çok mutlu etti beni.
O yüzden o gazla devam ettim açıkçası.
Ama zaten hep öyle olmuyor Mecnun.
Güzel bir amaca hizmet ettiğin zaman, güzel bir şey yaptığın zaman insanlar sana destek olmak istiyor.
Bunu ben şey kitabında okumuştum galiba.
Bu Search Inside Yourself diye bir kitap var.
Bu işte Google'a mindfulness'ı getiren mühendis.
O şey diyordu kitabında.
Eğer ki gerçekten fayda sağlayacak, iyi amaca hizmet eden bir şey yaparsanız bunu insanlarla paylaşın.
Çünkü siz insanlarla paylaştıkça insanlar size destek olmak istiyor.
Ya da şurada şu vardı bak şundan şunu alabilirsin.
Bu kişi sana şöyle yardımcı olabilir gibi seni yönlendiriyor.
O yüzden bir şey yapmak istediğinizde böyle içinizde tutmayın.
Onu yayın ya da aman ne olacak ben bunu yapamam demeyin.
Destek almaya bakın diyordu.
Etkilenmiştim o kısımdan ki doğru yani.
Senin de hikayen bunu doğruluyor şu anda.
Yüzde yüz, yüzde yüz.
İnanamazsın bir yaydığında ne kadar insanın buna yardım etmek isteyeceğini.
Bununla beraber ufak bir faktör daha var.
Bu kurumsalda çalışan insanların da hayatlarına bir anlam katma yolculuğu olabiliyor.
Lafı meclisten dışarı ama...
Gerçekten bazen sadece reklam, satış vs.
üzerine çalışan insanlar da hepimiz gibi.
Yani çok fazla normal hayatımız zevkinde yaptığımız bütün bağışlar vs.
aslında bir nevi kendimizi tatmindir de.
Eleştirel olarak söylemiyorum.
İnsan doğasıyla alakalı bir şeyden söylüyorum bunu.
Ama bu böylelikle güzel işlerin ortaya çıkmasına sebep olmakta.
Ve çok güzel bir şey gerçekten.
Aynı zamanda da...
Şöyle bir şeyden bahsetmek istiyorum burada.
Yapılan her işte eğer kendini yüceltmek için yaptıysam benim o işi baksana ben ne projeler yapacağım ya nasıl tanınacağım ya işte burada bunu da yapan hiç kimse yok ben yapmış olacağım
doğru ilerlemedi bende.
Ben ne zamanki işte çabam kendimi değil de işin yücelmesi oldu.
Yani aslında buradaki amaç ne?
İşte kadının göçmen kadının, mülteci kadının, sığınmacı kadının topluma girebilmesi, ne zaman bunu fark etmeye çalıştım, biraz daha iyi gitti.
O yüzden bu da şeyde vardı biraz aslında, Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı diye Pirsig'in kitabı vardır orada.
Yani kendini yüceltmeye hedef edilen her iş felaketle sonuçlanır diyor.
Biraz bunu da düşündürtüyor bana yaptığın iş aslında.
Çünkü ne olursa olsun kendinize müthiş bir ego geliyor.
baksana yaptığım işe bak ya hani neler yapıyoruz biz burada falan gibisinden.
Çok güzel anlattın ve şeye katılıyorum bu arada.
Ego hepimizde olan bir şey.
Yani bu hiçbir zaman böyle sıfır egolu bir insan evladı dünyaya geldi diye bir şey yok.
Bu üzerine çalışmamız gereken bir şey.
Bence önemli olan işte bunun farkında olmak ya benim bunun üzerine çalışıyorum ve çalışıyorum bir şeyler yapıyorum diyebilmek bence.
Ve dediğim gibi az önce söyledim ya kurumsal şirketlerde çalışan kişilerin anlam arayışı.
Sözüm meclisten dışarı değil, sözüm tamamen meclisten içeri.
Ben de aynı şekilde hani benim de bu podcast yapmamın sebebi bu kadar böyle farklı insanların hayatlarına ses vermem ya da kendi hayatımda yaşadığım aydınlanmaları paylaşarak insanların böyle hayallerine bir tık daha yaklaşmasını
sağlamaya çalışmamın sebebi bu.
Çünkü genelde şöyle bir ayrım oluyor işte ya kurumsal hayat iğrenç bilmem ne falan ya böyle nefret eden insanlar var ya gerçekten kurumsal hayat hırslı plaza insanı.
İngilizce Türkçe karışık konuşmalar vesaire biz de arada yapıyoruz ve düzeltiyoruz gerçi ama neyse yapmamaya çalışıyoruz.
Ya böyle ikisi arasında bir ayrım var ve ben kendimi hep arada gördüm ve sonra şunu dedim yahu ben kurumsal hayatımı seviyorum yaptığım buradaki işimi de seviyorum aslında.
istediğin sana uygun bir işi bulduktan sonra hem kurumsal hayatta çalışıp hem de aynı şekilde fayda sağlayabileceğin ve o kurumsal hayatta öğrendiklerini uygulayabileceğin ya da o kurumsal hayattaki gücü arkanı alıp daha büyük bir etki
yaratabileceğin bir şey kesinlikle yapabilirsin.
O yüzden de hani bu anlam arayışı konusunda ben çok katılıyorum.
Özellikle böyle çok 9-5 işi olan kişilerin ekstra bir şey yapmaya çalışması ve yapması bana çok güzel geliyor.
O yüzden sözün meclisten içeri yani onu söylemek istedim ama tabii ki de uzattım.
Yok yok kesinlikle katılıyorum.
Burada bir şey daha vurgulamak istiyorum.
Bu sevdiğim işi yap mevzunu çok konuşuyor işte kurumsal hayat.
Benim burada çok fazla dostum kurumsal hayatta.
Her biri pırlantı benim burada tutulma sebeplerimi oluşturdular o insanlar.
Yani birbirimizin arasında fark yok.
Hayata bakış açılarımız, okuduklarımız.
Topluma geri vermeye çalıştıklarımız ya da kişisel gelişimimiz, birbirimizden etkilendiklerimiz o kadar çok ki.
Şimdi sevdiğim işi yapıyor muyum?
Sorguluyor insan. Çünkü biz bence bir üst jenerasyon olarak, ben 33 yaşındayım.
Beni yetiştiren anne babalar biraz daha eğitim ve iş odaklı bir jenerasyon.
Bu jenerasyon çalışanlardan daha yedisini dinleyebiliriz ama biz de mutluluğun çok pompalandığı bir dönemin evlatlarıyız.
Yani böyle insanlar şu anda mutlulukla çok fazla haşır neşir olan insanların dönemini yetiştirdiler.
O yüzden çok fazla sevdiğin işi yap mevzu oldu etrafta.
Burada sevdiğim, sevdiğim, ayıralım.
Sevdi, iş, yapmak.
Şimdi sevdiğim...
dediğim şey bir kere çok değişken.
Ben kendimi sabit göremem.
Ben neyi sevdiğimi, neyi sevmediğimi, 5 sene sonra neyi seveceğimi bilmiyorum.
Evet ve değişiyor. Çok değişiyor.
Zevklerin değişiyor, hayata bakış açın değişiyor, beklentilerin değişiyor, sen değişiyorsun.
Aynı nehirde iki kere yıkanamazsın.
Kesinlikle. Ben bu sevdiğim kısmında kendimi sabit tutamam diye düşünüyorum.
İş konusunda bence bir iyi düşünmek lazım.
O işten anladığım ne benim?
Çünkü meraklarım var benim hayatta.
30 tane merakım var benim.
İç mimariye çok meraklıyım.
Keşke iç mimar olsaydım derim.
Tiyatrocu olsaydım derim.
İşte vesaire.
Ama o işin içine girdiğiniz zaman o kafede hani o hipster kafede çalışanın bordro kestiği ve şirketinin son işte bilmem nesi geldiğinde onu yetiştiği sürekli kağıt işiyle uğraştığı halini düşünmeyiz
değil mi? Yani o yüzden o iş ayrı bir mevzu.
Yapmak kısmı ise yani sevdiğim işi yapmak kısmındaki yapmakta da benim bu konuda becerim var mı?
Acaba benim konuda dayanıklılığım var mı?
Bilgim var mı? Ve yapabilecek yetkim var mı?
Mesela vizem var mı?
Bunu yapabilir miyim? Çok fazla faktör var.
Bence bunu bir kenara bu kadar odaklanmayalım bu noktaya diye düşünüyorum aslında.
Yapmak istemediklerimizi elleyelim belki.
Ve neleri yapabilecek, yani yapma mevzuna, yani biraz beceriye gelmek isterim belki burada.
İstersen yurt dışında yaşayan birisi olarak konuşayım ama.
Daha sonra belki genele bunu aktarabiliriz.
Şimdi ben bütün eğitimim ve çalışmam Türkiye ile ilgiliydi.
Yani Türk hukuku, Türkiye ve yetkinliklerim bunun üzerine organize edilmişti.
Buraya geldim ben bunlara nasıl başladım?
Şimdi burada kilit nokta bir iş yapabilenlerin ya da herhangi bir şekilde devam edebilenlerden şanslı olanların öğrenmeye açık insanlar olduklarını düşünüyorum.
Lifelong learning diye bir konsept var.
Benim şu anda çalıştığım organizasyonda yaptığım iş.
Lifelong learning yaşam boyu öğrenme diye geçiyor Türkçede de.
Öğrenme mevzunu yani meraklı bir insanın öğrenme mevzu meraktan farklı.
Gerçekten biraz konfor alanınızın dışına çıktığınız bir şeydir öğrenmek.
Bunu yapabilirsen yani bunu yapmaya gönüllüysen diyeyim ya da senin önüne hiçbir şey çıkamayacağımı düşünüyorum.
Eğer sen... Bir dil olabilir bu mesela.
İlk adımda bir dil öğrenmek olabilir.
Sen bunu öğrenmeye açık mısın arkadaşım gibi?
Ya da sen kendini geliştir...
Ve o kadar çok kaynak var ki artık.
Sadece okuldan o kadar bağımsızız ki.
Geçen Tan'la konuşuyorum işte eşimle.
O da mühendis.
Ya valla dedi ben bilgisayar mühendisiyim.
Beni buralara getiren tek şey internette yaptığım kurslara kurslar dedi.
Yani artık bunları bir bırakalım.
Bizim üniversite nereden mezun olduk ama ben hukukçuyum bunu yapamam.
Benim hepimizin o kadar çok başka yapabileceği şey var ki artık ondan kurtulmamızın gerekli olduğunu düşünüyorum.
Ve eğer öğrenmeye açıksak ve eğer biraz da dayanıklıysak öğrenme konusunda öğrenebilirsek her şeyi yapabiliriz diye düşünüyorum.
Vallahi altına imzamı atarım.
Senden önceki bölümde Michelin star alan Türk şef Ahmet Dede ile bir röportajım vardı.
Orada da mesela 25 yaşından sonra karar veriyor şef olmaya ve yemek konusunda yemek yapıyor yapmayı seviyor ama hiçbir akademik bilgisi yok.
Yani bir insan bir şey öğrenmek istedikten sonra dediğin gibi bir şey hakkında tutkulu olduktan sonra onu mutlaka ki bir yolunu bulup öğreniyorsun ve yapabiliyorsun.
O kadar büyük bir bilgi çağının içindeyiz ki her şey açık.
Zaten internet üzerinde tüm bilgiler açık.
Bir de bir şey istedikten sonra hani insanlardan da öğrenebiliyorsun.
Bilmiyorum bence de bazen kendimizi çok kısıtlıyormuş gibi geliyoruz.
Hani okuduğumuz okulla, bölümle.
O yüzden ben böyle farklı hikayeleri olan insanları dinlemeyi o kadar seviyorum ki.
Çünkü onların sınırları yok.
Onlar dediğim gibi yaşam boyu öğrenmeye açık.
Kesinlikle Emine yüzde yüz katılıyorum.
Yani şey, ya kime sorsan evinde bir oda eksik, Özdemir Asaf öyle demiş.
Kime sorsan ya keşke bir odam daha olsun, olsaydı da şunları koyardım falan diyor muhtemelen.
Hayıflanmak vesaire zaten hepimizin yaptığı şeyler.
Ama eğer bir şeyleri değiştirmek...
İstiyorsak herhangi bir sebepten benim gibi aşık oldum ben başka ülkeye gideceğim de olabilir.
Ben burada güvenliğimden işte endişeliyim başka bir yere gideceğim.
Ben bunu yapmayı istemediğime karar verdim başka bir şey.
Burada ilk adım öğrenmeyle başlayabilir diye düşünüyorum.
Girip çıktıkça insanlarla tanıştıkça o ilhamları aldıkça çok fazla yol açılacaktır.
Oturduğunuz yerden hiçbir şey olmuyor.
Sadece merak ederek hiçbir şey olmuyor.
Bir video izlemekle de olmayabilir.
Bunların hepsi ilham için doğrudur gibi geliyor bana ama ikinci aşama biraz konfor alanından çıkaracak olan öğrenme sürecidir.
Yani İngilizce öğrenmek zordur belki ya da bir İspanyolca öğrenmek zor olabilir.
Ama eğer ona dayanıklılığınız olursa şanslısınız diye düşünüyorum.
Böylelikle hayatınız değişecek.
Böylelikle dönüşeceksiniz aslında.
Belki sana da öyle oldu mu bilmiyorum ama benim buradaki kendimde keşfettiğim şeylerden birisidir.
Bunu yapabilecek gücü bulduğumu düşünüyorum.
Belki bir tek bu. Evet.
Yo bana da öyle oldu.
Yani şöyle ben şeyi hatırlıyorum.
Buraya gelmeyi çok istiyordum ve buraya geldiğim ilk gün böyle ilk günün ertesi günü yolda yürüyorum ve şey gibi hissettim.
Ben şu an dünyadaki her şeyi yapabilirim.
Çünkü aklına koyduğun bir şey için adım attıktan sonra ve onu gerçekleştirdikten sonra kendine öyle bir güven geliyor ki.
Hani bu sadece buraya gelmek olarak düşünme.
Daha fazla şeyler için de geçerli.
Yani bir şeyi aklıma koyup yaptıktan sonra şey hissediyorum.
Ben şu an her şeyi yapabilirim.
Onun güveni geliyor ve o da işte hem kendine motivasyon alıyor hem de işte önüne çıkan zorlukları yenmek için.
Sana ekstra bir destek sağlıyor.
Bir de şey görüyorsun.
O yolculuğunda bir şey yapmak için baş koyduğun yolculukta karşına o kadar çok engel çıkıyor ki.
O çıkan engelleri farklı daha yaratıcı bir şekilde çözmeye başlıyorsun.
Ve o senin bence bakış açını da biraz daha genişletiyor.
Burada işte benim sana soracağım şey.
Bu tarz bakış açıları çok böyle okuyarak.
gözlemleyerek, dinleyerek, izleyerek, öğrenerek geliyor ve ben her zaman şeyi merak ediyorum.
Hayatını beğendiğim, bakış açısını beğendiğim insanların neler okuyor, neler izliyor, nelerden besleniyor?
Senin var mı böyle bize tavsiye edebileceğin, şu benim hayatımı değiştirdi, şu kitap bana çok faydalı oldu ya da işte şu insanın hayatından çok böyle ilham alıyorum dediğin?
Düşünmem gereken bir şey bu.
Ben çok felsefe okurum.
Yani belki hani o benim hayatımda düşünme yapımı değiştirmiştir.
Mesela en son Ayn Rand'ın The Fountainhead'i okuyorum şu anda.
Hafif de böyle beğeniyor muyum beğenmiyor muyum gidip gelmekteyim.
Ki çok kolektif güce inanan bir insan olarak bireyselciliği savunan bir kişi.
Bakalım neler öğreneceğiz oradan.
Aynı zamanda İlham aldığım diye sorduğum için söylüyorum ama ilham aldığım bir yöntem var.
Bu da bir şey The Artist's Way diye bir kitap var.
Amerikalı bir kadın yazarın.
Hemen baktım Julia Cameron The Artist's Way diye bir kitap.
Harikadır. Herkese tavsiye ederim bunu.
Çünkü yaratıcı sürecinizi hafta hafta size önayak oluyor.
Journaling diye bir yöntem yapar Julia Cameron.
Yani bunu insanlara aşılıyor.
Her sabah uyandığınız zaman üç sayfa yazma zorunluluğu.
Sabah uyanır uyanmaz yani böyle gözünün yarı açık haliyle öyle elini yüzünü bile yıkamadan sayfayı açıp.
Bence trik burada üç sayfa yazmakta yani.
Sadece yarım sayfa yazıp hani bakalım ne olacak gibi değil.
Buna brain drain gibi bir şey diyor İngilizce'de sanırım.
Yani gerçekten beyninin musluğunu açıp o düşünceleri bir akıt.
Dişimi fırçalayacağım da bugünden tut akşama ne yemek yapacağımı veya sürekli aklına takılan babamla kavga etmiştim'e kadar bir anda bir bakıyorsun üç sayfa boyunca yazıyorsun.
Ve buradaki kilit nokta bir daha geriye dönüp okumamak üzere yazmak.
Yani o senin anılar kitabın değil.
Artık hani sadece beynini boşalttığın sayfalar gibi.
Burada yazarak ben çok yarar gördüm.
Yaratım sürecimden tut.
Yani ben her zaman bir bu Design Thinking olarak geçen mevzuya çok ilgi duyuyorum.
Bu yaratıcı düşünme.
Yani yaratıcı düşünmemi çok etkiledi.
İçimdeki yapmam gereken şeyler sürekli aynı noktada dönüp durduğumu görmek.
Aynı zamanda aklıma takılan şeylerin sürekli aynı şekilde olduğunu düşünmek.
Bazen de olumlama yapıp hani umarım bu olur dediğim şeyleri de yazarak çok yararını gördüm.
Herkes bir buna baksın.
Bu bahsettiğin şey değil mi?
Morning pages. Sabah sayfaları diye de geçiyor.
Evet galiba.
Gözünü açar açmaz aklındakilerin hepsini kağıda dök böyle çer çöp ne varsa çıksın.
Sen de güne böyle daha rahat başla diye.
Aynen. Şöyle yapıyorum.
Sabah gözümü açar açmaz ben spor yapıyorum.
O yüzden spordan sonra yapıyorum.
Ama sanıyorum ki eğer bunun püf noktası gözünü açar açmaz hatta açmadan yazmaksa ben orada çok önemli bir nokta kaçırıyorum.
Burada galiba hakikaten bir daha bir şey hani böyle ilk anda yapılması gereken bir şey gibi ve o beynin musluğunu açıp bir böyle akıt ondan sonra başla hayatına gibi biraz emek gerektiriyor.
Ama bir başladığınız zamanda durdurulamaz bir şey.
Yani bakma dünyanın en maymun iştahlı insanıyla konuşuyorsun şu anda ama bu benim böyle nadir devam ettiğim mevzulardan biridir.
Yazmak çok rahatlatıyor çünkü.
Yani ben bunu her bölümde söylüyorum.
Artık kaç bölüm oldu bilmiyorum ama dinleyenler de sıkılacak.
Ben de çok yazıyorum. Hani sabah değil gözümü açar açmaz değil belki ama hani o sabah rutinin içerisinde mutlaka ki yazmak var.
Bazen gece yatmadan önce yazıyorum çünkü inanılmaz rahatlatıyor ve dediğim gibi hani böyle senin yaratıcı bir şekilde elindeki sorunlara çözüm üretmeni sağlıyor.
Ben de çok faydasını gördüm.
O yüzden sevindim böyle bir ortak noktamız olmasına şu an.
Ben de ben de. Yok ben de hem podcastlerinden çok şey öğrendim Emine hem de senden.
Buraya hem davet ettiğin için çok teşekkür ederim.
Gerçekten benim için çok güzel oldu.
Ben çok teşekkür ederim.
Hem davetimi kabul ettin hem bu kadar güzel samimiyetle her şeyi paylaştığın için.
O zaman görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
