
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Herkesle konuşuyoruz ama kimseyle bağ kuramıyoruz.
Kalabalıklar içinde görünür ama aslında görülmeden yaşamak ne demek?
Bu bölümde dijital çağda yalnızlığı, bağlantının yerini alan performans ilişkilerini ve aidiyet özlemimizi konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Arkadaşlar bu hafta hepimizin neredeyse hepimizin çok iyi tanıdığı bir duygudan konuşmak istiyorum.
O yüzden direkt konuya gireceğim.
Nedir bu duygu? Tabii ki de yalnızlık.
Ama klasik yalnızlıktan bahsetmek istemiyorum.
Kalabalıklar arasındaki yalnızlıktan bahsedeceğiz bu hafta.
Hani böyle etrafında yüzlerce kişi vardır ama sen kendini bir şekilde görünmez hissedersin ya ya da iliklerine kadar yalnız hissedersin ne olursa olsun.
Tam olarak bundan bahsedeceğiz.
Duyanlarınız mutlaka vardır.
Türk Dil Kurumu geçtiğimiz sene kalabalık yalnızlık kelimesini yılın kelimesi ilan etmişti.
Ama bu sadece Türkiye'ye özgü bir şey değil tabii ki.
Genel bir durum, dünya genelinde olan bir durum.
Mesela bu senenin başında yani 2025'te Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen Lonely EU diye bir proje başlatıldı.
Yani Avrupa'da sosyal izolasyon ve yalnızlık ağı olarak geçiyor.
Sebebi de şu, günümüzde yalnızlık bireysel bir problem olmaktan çıktığı toplumsal bir mesele olarak görülüyor.
Yani ülkeler yalnızlıkla mücadeleyi sağlık, eğitim ve şehir planlamasına kadar önemli bir konu olarak ele almaya başladık ki…
Japonya'da ta 2021'de yalnızlık bakanlığı kurulmuştu belki hatırlarsınız ve bana çok garip gelmişti.
Yani bu kadar mı yalnız bu insanlar ya neden bir ülke yalnızlık bakanlığı kurma ihtiyacı hisseder diye düşünmüştüm.
Ama birazdan bunun nedenlerine detayına ve bilimsel bulgularına değineceğim.
Tabii ki de bununla nasıl başa çıkarız kendimizce nasıl önlemler alırız nacizane birkaç tane de önerim olacak.
Ama ondan önce şunu paylaşmak istiyorum.
Görünürde şöyle bir baktığınız zaman her şeyimiz var değil mi?
WhatsApp gruplarımız var, Instagram'dan birbirimize gönderdiğimiz 850 tane Reels var, Teams'den dedikodu yaptığımız iş arkadaşlarımız var, kendimizce bir sosyal çevremiz var.
Ama yine de öyle bir an geliyor ki hiç olmadığımız kadar yalnız hissedebiliyoruz arkadaşlar.
Ve bunu çok paylaşmadığımız için insan zannediyor ki sadece kendisinde var.
Halbuki... Tahmin ettiğiniz çok daha fazla insanla var ki Instagram'da size sorduğum zamanda verdiğiniz cevaplardan anladığım kadarıyla yalnızlık konusunda yalnız değiliz.
Ben de son zamanlarda fark ettim.
WhatsApp'ta inanılmaz bir vakit geçiriyorum ve sadece o da değil WhatsApp'ta konuştuğum arkadaşlarımla gerek telefon olsun gerek ses kaydı olsun simültene bir şekilde aynı zamanda da birbirimize sürekli reels
gönderiyoruz. Bir yandan da kendime sürekli şunu söylüyorum.
Benim ekran süremi azaltmam lazım ama bunu isterken de dijital bağlantılara ne kadar çok tutunduğumu fark ettim.
Kendimle çelişme seviyem ektedir.
Sonra dedim ki Emine bir otur bir düşün ne oluyor burada ya bir dur bakalım.
Ve şunu gözlemledim. Ben tek başıma yaşıyorum.
Çoğunlukla evden çalışıyorum.
Toplantı ve spor dışında genelde kendimleyim.
Bundan gocunmuyorum. Hatta bu kanalda nitelikli yalnızlık konusuna övgüler yağdıran da benim.
Biliyorsunuz en çok dinlediğiniz sevdiğiniz bölümlerden biri de o.
Yalan yok tek başıma vakit geçirmekten çok keyif alıyorum ama bazen öyle bir an geliyor ki arkadaşlar böyle bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum ve kendimi birkaç kere şöyle derken buldum.
Keşke şimdi canım sıkıldığında gidip bir sarılacağım ya da iki toplantı arasında bir çay içip iki kelime edeceğim biri olsa evin içinde.
Ki ben evin içinde birinin olmasından hiç hoşlanmayan bir insanım.
Uzun vadede biri olsa emin olun.
Bu sefer de ben kendi alanımı özledim falan diye zırlamaya başlarım.
Ama işte dedim size kendimle çelişki seviyem.
Biliyorum ki yalnız değilim.
Biliyorum ki bunu hisseden çok fazla insan var.
Ve o olmadığı için evin içinde de biri olmadığı için sevdiğim insanlarla 4-5 dakikalık ses kayıtları, saatler süren telefon konuşmaları, mesajlar havada uçuşuyor.
Evdeyken o üstüme çöken yalnızlık duygusunda böyle kompansi ediyorum demek diye düşündüm.
Sene başında daha bu durum böyle bu kadar beni düşündürmeden kendime şöyle bir söz vermiştim.
Sevdiklerinle daha kaliteli birebir zaman geçir.
Vizyon Panama bile yazdım bunu.
O yüzden de bu sene hunharca gezdim.
Arkadaşlarımla buluşmak için dünyanın bir ucundan diğer uçlarına gittim.
İstanbul'a çok gittim.
Londra'da neredeyse her ay yatılı misafir ağırladım.
Sebebi tüm arkadaşlarımın çiğli yavrusu gibi dünyanın farklı yerlerinde olması.
Yani ne olurdu şurada olsalardı da daha rahat...
Ama kendi mahallemdeki insanlara da tabii ki vakit ayırmaya çalıştım.
Özellikle de böyle derin paylaşımlar yapabildiğim insanlarla daha fazla kaliteli zaman geçirmeye çalıştım.
Bir yandan... Sevdiklerime çok müteşekkirim.
Kendimi ciddi anlamda şanslı hissediyorum.
Sevildiğimi, kollandığımı, değer gördüğümü hissediyorum.
Bu çok güzel bir şey. Ama bazen böyle elimi uzattığımda bir kahve mesafesinde olmamaları ya da aynı şehirde olup da ay trafik var, iş çok yoğun ya da seyahat ediyorum diye buluşamamak benim içimi burkuyor.
Kalabalık yalnızlığım bendeki karşılığı bu.
Ama genel anlamda kalabalık yalnızlık dediğimizde şöyle de kullanılıyor.
Çevren insanlarla doluyken duygusal ve sosyal anlamda yalnız hissetmek.
Bir noktada derinleşen bir bağ kuramamak.
Ve Instagram'dan size de sormuştum hem ne kadar yalnız hissettiğinizi hem de bağlantılarınızın yüzeysellik seviyesini.
Anladığım kadarıyla bu şu an için gündemdeki konulardan bir tanesi hepimizin muzdarip olduğu bir şey.
O yüzden de ben bu hafta birlikte düşünelim istedim, birlikte konuşalım istedim ki neler yapabiliriz kendimizi daha bağlantıda, daha iyi hissedebilmek için.
Şimdi az önce Avrupa'daki yalnızlık komisyonundan bahsetmiştim ya, onun temellerini oluşturan araştırmaları merak ettim, birazcık baktım ve cidden çok çarpıcı şeyler var.
Mesela 2022'de Avrupa Birliği yalnızlık anketine göre katılımcıların yaklaşık %13'ü çoğu zaman ya da her zaman yalnız hissettiğini söylemiş.
Yani şöyle kabaca yapılan ankete göre her 8 kişiden biri.
Ve en çok yalnızlık hisseden kimler biliyor musunuz arkadaşlar?
Gençler. Gençlerden kastım kim?
16 ila 34 yaş arasındaki insanlar.
Yani en çok çevrim içi, en çok bağlantıda olan grup diyebiliriz.
Kendini en çok yalnız hisseden grup aynı zamanda.
Yani şaşırdık mı? Şaşırmadık.
Devam edelim. Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Avrupa Birliği'ne özel bir yalnızlık stratejisi hazırlaması çağrısında bulunmuş geçtiğimiz zamanlarda.
Bu sene sanıyorum ki. Düşünün ne kadar ciddi olduğunu.
2025 ila 2029 dönemi için Avrupa Birliği'nin ulusal planlarına, yerel yönetimlere ve sivil toplum örgütlerine yalnızlıkla mücadeleyi dahil etmeleri de önerilmiş.
Durumun ciddiyetini buradan anlayabilirsiniz.
Birleşik Krallığa baktığımız zaman yani İngiltere'ye 2025'te yayınlanan bir rapora göre de 16-29 yaş arasındaki gençlerin üçte biri.
Düşünebiliyor musunuz? Her üç kişiden biri sıklıkla ya da bazen yalnız hissediyorum diyor.
Bu tabii ki coğrafi olarak fark ediyor.
Diğer ülkelere de baktım. Biliyorsunuz ben çok seviyorum böyle farklı farklı kültürlerin konular hakkındaki görüşlerini ya da bu tarz hislerini.
Doğu ve Güney Avrupa'da yalnızlık oranı Batı ve Kuzey Avrupa'ya göre daha yüksekmiş.
Ben buna şaşırdım aslında. Neden biliyor musunuz?
Çünkü Güney Avrupa dediğimiz zaman Güney Avrupa'da ne var?
Yunanistan var, İtalya var, İspanya var.
Yani bunlar biraz daha sıcak kanlı olarak ad edilen, daha fazla ailece vakit geçiren kültürler.
Ama Kuzey Avrupa'ya baktığımız zaman oradaki mesafeler daha artıyor ya.
Bu yüzden herhalde bir ön yargıyla yaklaştım.
Sonra da düşündüm.
Bütün İskandinav arkadaşlarımı düşündüm.
Onların aileleriyle vakit geçirmek için ne kadar çaba harcadığını düşündüm.
Bu benim minik kendi gözlemim tabii ki.
Dedim doğru olabilir. Gerçekten de bu insanlar aileyle vakit geçirmeye dikkat ediyorlar.
Gerçekten önem veriyorlar.
Zaten dinamikler de zaman geçtikçe değişiyor kültürler arasında da.
Doğu Avrupa'ya çok şaşırmadım.
O yine beklediğim gibiydi zaten.
Oradaki yalnızlık oranının ya da yalnızlık hissi oranının yüksek olması.
Peki dünya genelinde nasılmış arkadaşlar?
O da çok farklı değil. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü'nün bu sene paylaştığı rapora göre dünya genelinde de her 6 kişiden biri yalnızlık yaşıyor.
Bence çok yüksek bir rakam.
Yani dünyanın popülasyonunu düşündüğümüz zaman her 6 kişiden biri ne demek ya?
Kısacası yalnızlık artık sadece bireysel bir duygu değil, küresel bir halk sağlığı meselesi haline gelmiş durumda.
Ama ha deyince de sosyalleşip bağ kuramıyor ki insan.
Özellikle de her şey bu kadar dijitalleşmişken, kolaylaşmışken.
Kitaplarımızı, yemeklerimizi, kıyafetleri bile eve söylerken ya da online eğitimler, online toplantılar bu kadar hayatımızda yer edinmişken artık insan içine eskisi kadar karışmıyoruz ve haliyle
de o tesadüfi karşılaşmalar ya da insanlarla normalden daha fazla vakit geçirme gibi lüksümüz yok.
Çünkü nedir? Proximity yani yakınlık insan ilişkilerini güçlendirir.
İnsanlarla ne kadar fazla bir arada olursan ya da ne kadar mesafe olarak yakınızda olursa o kadar çok zaten güçlü.
O yüzden bunlar yalnız etkileyen faktörler arasında.
Başka neler var? Sağlık problemleri.
Mental ya da fiziksel iyi hissetmediğiniz zaman ya da ciddi bir sağlık probleminiz olduğu zaman tabii ki de önceliğiniz sosyalleşmek olmuyor.
Onun dışında araştırmalar der ki düşük gelir.
Tabii sonuçta sosyalleşmekte belli bir bütçe gerektiriyor değil mi?
Gelir düşük olmasa bile şu an içinde yaşadığımız konjonktürde bence her şekilde etkiliyor.
Nasıl olmasın dışarıya çıkıyorsunuz bir kahveye verdiğiniz paraya bakın.
Ya da Londra için söylüyorum burada yaşadığım için.
Her trene bindiğimde, her metroya bindiğimde banka hesabımdan çıkan paraya şöyle de oluyorum.
Ben bu kadar toplu taşımaya mı verdim?
Ben niye vergi ödüyorum ya?
Oluyorum. Bunun aktivitesi, yemesi, içmesi vs.
bunları hiç saymıyorum ve biliyorum ki İstanbul'da da durum farklı değil.
Birçok konuştuğum danışanımla da gördüğüm kadarıyla Avrupa'nın diğer ülkelerinde oralarda da farklı değil.
Başka ne var? Yalnız yaşamak.
Modern hayatın konforu gibi görünse de bence bir yandan da cezası.
Zaten az önce yalnız yaşamanın getirdiklerini ve düşüncelerimi paylaşmıştım sizlerle.
Ve buna ben büyük şehirlerde yaşamayı da eklerim.
Yani o kadar keşmekeşin arasında trafik, toplu taşıma vs.
derken insan gerçekten bazen aman hiç şimdi o kargaşaya giremeyeceğim evimde oturayım.
Bir de günümüzdeki bireyselleşme de yalnızlaşmamızın en büyük sebeplerinden bir tanesi.
Yani insanlar daha bireyselleştiği, daha fazla bireysel vakit geçirmek istiyor.
Birbirimize karşı tahammülümüz de düştü.
Komşuculuk neredeyse kalmadı.
Bakın o konuda şanslıyım.
Hemen size bir şey anlatmak istiyorum burada.
Bazı önceki bölümlerde bahsetmiştim belki hatırlayanlarınız vardır.
Benim karşı komşum 82 yaşında Margie diye tatlış bir anneanne.
Normalde Fransa'da yaşıyordu çoğu zaman orada geçiriyordu.
Bu sene artık temelli buraya taşındı ve biz sürekli birbirimize gelip gidiyoruz.
Pazar günü onu kahveye çağırdım çünkü hafta içi çok yoğundum bir türlü böyle bir gidip bakamadım ne yapıyor ne ediyor diye.
Ondan sonra hadi gel dedim kahve içelim.
Hemen fıtık fıtık geldi diyor ki makyajım da yok aslında.
Ama dedim ki makyajının olmasına gerek yok.
Benim de yok. Boş ver gel. Ne içmek istersin dedim.
Türk kahvesi yapabilirim.
Amerikana yapabilirim. Çay yapabilirim.
Türk kahvesi içelim fal bakalım dedi bana.
İnanılmaz tatlı biri. Sonra kadıncağıza kendime fal baktırdım.
Ben de ona fal baktım. Ve fincanını açarken diyorum ki bakalım gelecekteki kocan kim olacakmış?
Kısmetin falda çıkmış mı?
Gülüyor o da. Aşırı tatlı bir insan.
Neyse konudan dağılmayalım.
Komşuculuk da bence çok önemli bir şey insanın yalnız hissetmemesi konusunda.
Ne diyorduk? Yalnızlığı tetikleyen faktörler diyorduk.
İşte böyle tatlış tatlış anıların olduğu zaman o kadar da kötü hissetmeyebiliyorsun.
Bu saydıklarımın dışında tabii ki iş kaybı.
Bir insan işini kaybettiği zaman sosyalleşmek istemiyor.
Hem maddi kaygılardan ötürü hem de onun getirdiği bir ağırlık oluyor üzerinde.
Yani şimdi insanlara bunu açıklayacağım da.
Öyle de böyle de zaten hani o insanın ister istemez egosunu gururunu da etkileyen bir şey olabiliyor.
Tabii ki ayrılık insanları çok fazla etkileyen.
Bunun gibi büyük hayat olayları da yalnızlığı daha doğrusu kalabalıklar arasındaki yalnızlığı tetikliyormuş arkadaşlar.
Ve tabii ki şaşırmayacaksınız ama ben yine de söyleyeyim.
Araştırmalar sosyal medyanın yoğun kullanımının da yalnızlık hissini arttırdığını söylüyor.
Çok ironik değil mi?
En çok bağlantıda olduğumuz yer orası.
En fazla insana ulaşabileceğimiz, erişebileceğimiz yer orası.
Anında profillerine bakabileceğimiz ya da mesaj atabileceğimiz yer orası.
Ama buna rağmen duygusal olarak kopukluk yarattığı için Bizi en çok yalnız hissettiren yerde orasıymış.
Ve maalesef dijital etkileşim yüz yüze ilişkinin kalitesini ikame edemiyor.
Kim ne derse desin. Evet birçok insanla sosyal medya sayesinde bağlantıda kalıyoruz.
İlkokul arkadaşlarımız, üniversiteden tanıdıklarımız, eski iş arkadaşlarımız, orada burada tanıştıklarımız vs.
Ama görüştüğümüz, etkileşimde olduğumuz insanların sayısı Sosyal medyayla artarken kurduğumuz bağın kalitesi azalıyor.
Ve biz bunu biliyoruz ama üzerimizdeki etkisinin ne kadar yoğun olduğunu fark etmiyoruz bence.
Bir şekilde bağ kuruyoruz.
Evet, insanların hikayelerini, postlarını takip ediyoruz, beğeniyoruz, yorum yapıyoruz.
Birileri ateş atıyor falan.
Ben yapmıyorum. Ama orada kalıyor bir noktada.
Bir de şu var ya, herkes zaten en görülmesini istediği, en güzel anlarını, en güzel versiyonunu da paylaşıyor.
Her ne kadar bilirseniz bilin bu insanlar kendinin en mutlu anını paylaşıyor.
Kim bilir gerçek hayatta nasıldır diye.
O an onu gördüğünüz zaman, üç tane üst üste mutlu post gördüğünüz zaman zannediyorsunuz ki herkes muhteşem hayat yaşıyor.
Ben evde böyle yalnız oturuyorum ama öyle bir şey yok tabii ki de arkadaşlar.
Bunu da hep kendimize hatırlatmamız gerekiyor.
Ve bence bunun dışında modern insanın en büyük çelişkilerinden biri de ne biliyor musunuz?
Hiçbir yere ait olamama.
Hep bir yere ait olma arzusu ama aynı zamanda da hiçbir yere tam olarak ait hissedememek.
Sosyolog Zygmunt Baum'un akışkan modernite kavramını tam da bu çağ için kullanıyor zaten.
Diyor ki, ilişkilerimiz çok hızlı, çok geçici, yüzeysel.
Yani bir mesajla başlıyor belki ilişkilerimiz, bir görüldüğüyle bitiyor.
Derinleşmeye sabrımız kalmıyor çoğu zaman.
Hazır mesajdan görüldüğünden bahsetmişken modern dating bölümüne de bir atıfta bulunayım.
Orada da bahsetmiştim zaten.
Bu kalabalık yalnızlık konusuna katkısı olduğunu düşünüyorum.
Hatta büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum.
Ben günümüzdeki romantik ilişkilerinin sığlığını.
Çünkü insan bir yerden sonra sorunu kendinde de aramaya başlıyor.
Ya da bir ilişki kurabileceğine dair umudu azalıyor.
Düşünün. Kendinizden pay biçim bekar dinleyicilerim.
Sizin için söylüyorum. Şakayla karışık da olsa kaç kere ay ben yalnız öleceğim herhalde dediniz arkadaşlarınıza.
Ay hiç kimse yok, ay doğru düzgün adam yok ya da ay doğru düzgün kadın yok.
Kaç kere dediniz? Bunu da anlamıyorum.
Bu arada herkes düzgün insan yok diye şikayet ediyor.
Kadını erkeği kimi dinlesem herkes derdi bu partner bulma ya da dating konusunda.
Ama kimse kimseyi bulamıyor.
Yani herkes bu kadar iyi senin neden kimse kimseyi bulamıyor?
Ben şöyle düşünüyorum şikayet eden herkesi bir araya toplayalım şöyle bir event yapalım.
Herkes orada tanışsın. Yine kaydık konuda.
Evet bir de dedik ya az önce hani bu kent yaşamı büyük şehirlerde yaşamak vesaire diye.
Onun ben bu deyitin konusunda da etkisi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ister istemez dışarıya çıktığınızda metroda kafede ofiste hep bir insan seri içindeyiz ya.
Çoğu zaman insanlarla temas etmiyoruz.
Yani derin anlamda temas etmiyoruz.
Bırakın temas etmeyi. Ben genelde sokağa çıktığımda öyle kalabalık ortamlara girince şey oluyorum.
Allah'ım bir an önce evime gitmek istiyorum.
Yeter artık başım döndü.
Enerjim çekildi diye düşünüyorum.
E haliyle benim gibi hisseden insan eminim çok var.
Ne yapıyoruz? Dating app'lerde daha fazla vakit geçiriyoruz.
Ama görünen o ki o da çok işe yaramıyor.
Simone de Beauvoir'ın çok sevdiğim bir sözü var bu arada.
Onu da paylaşayım. İnsan diğerinin gözünde tanınarak kendini var eder diyor kendisi.
Belki de bu yüzeysel etkileşimler gerek arkadaşlıklarda, gerek işte, gerek datingde bizim diğerlerinin gözünde kendimizi var etmemizi engellediği için yalnızlık hissimiz de artıyor olabilir.
Bunu bir düşünün isterim.
Hatta siz bunu düşünürken ben de bunu Harvard Üniversitesi'nin 85 yıldır, 85 inanabiliyor musun?
85 yıldır sürdürdüğü bir mutluluk araştırmasıyla desteklemek istiyorum.
Çünkü şöyle çok net bir sonuç veriyor.
Diyor ki iyi ilişkiler sağlıklı ve uzun bir hayatın en güçlü göstergesidir.
Tamam ama bunu nasıl yapacağız?
Bunu doyumlu bağlar bölümünde detaylıca anlatmıştım.
Bu bölümden sonra kesinlikle ona da bakın derim ve gerçek dostluk bölümüne de bakın derim.
Ben şöyle düşünüyorum. Gerçek bağ kurmak üç şey ister.
O bölümlerin çok detayına girmeden burada bir toparlayayım kapatmadan önce.
Zaman, dikkat ve kırılganlık.
Kırılganlığa kendini açma diyelim.
Birilerine zamanınızı, dikkatinizi veriyor ve karşılıklı kırılganlıklarınızı paylaşabiliyorsanız yargılamadan orada çaba var, sevgi var, anlayış var demektir.
Sizden ricam şu, eğer yalnız hissediyorsanız şöyle bir aklınızdan geçirin sevdiklerinizi.
Kiminle en çok bu zaman dikkat ve kırılganlık üçgenini paylaşabiliyorsunuz?
Ve bu insanlarla daha fazla vakit geçirmek, daha çok aktivite yapmak için neler yapabilirsiniz?
Benim nacizane bulduğum çözümlerden bir tanesi şu oldu.
Sürekli arkadaşlarımı görmek için seyahat etmek dışındaki çözümlerden bahsediyorum tabii ki.
Şehrin öteki ucunda yaşayan yakın bir arkadaşım var.
Ama tabii ki de o da çok yoğun çalışıyor.
Ben de çok yoğun çalışıyorum.
Bir türlü denk getiremiyorduk.
En sonunda dedik ki biz ne yapmayı seviyoruz?
İkimiz de tiyatroya gitmeyi seviyoruz.
Müze gezmeyi seviyoruz.
Dans etmeyi seviyoruz.
O zaman bu aktivitelerde buluşmak için oturup önceden bilet alalım.
Görüşeceğimiz zamanları garantileyelim.
Yani takvimimiz de o zamana adanmış bir aktivite olsun.
Onun öncesine ya da sonrasında bir kahve içelim, bir şeyler yiyelim.
Ve böylece o bağımız kopmasın.
Şu ana kadar gayet işe yarıyor.
Tabii ki günde 800... Yani ses kaydına devam ediyoruz.
O ayrı ama bu bayağı işe yaradı.
En azından ay bir türlü görüşemedik olmuyor.
Bir de şöyle bir şey fark ettim.
Bu sürekli bahsettiğim koşu kulübü var ya son zamanlardaki bölümlerde.
Bıktınız artık. Ama buradan anlayabilirsiniz.
Çünkü geçmiş zamanlarda ben orayı çok önceliklendirmiyordum.
Başka bir aktivitem olursa çarşamba gününe onu oraya koyuyordum.
Koşu kulübüne gitmesem de olur diyordum.
Ama ne zaman ki ben orada kendi frekansımda insanlarla tanıştım, derin bağlar kurabildiğim insanlarla tanıştım artık her zaman o koşu kulübünü önceliklendiriyorum.
Diyorum ki ya çarşamba buluşmayalım biri bana çarşamba buluşalım dediğinde başka günü alalım benim o gün programım var.
Ve ister istemez tabii ki emek harcadıkça buradaki insanlarla da bağınız artıyor.
Çünkü onlar da hem bağ kurmaya hem kırılganlıklarını paylaşmaya bir şeyleri paylaşmaya çok açık insanlar.
Ki hepimiz bir iki senelik arkadaşız.
Yani çok böyle uzun zamandır arkadaşlıklarımız yok ama sonuçta insanların kendi yaşadığı çevrede, yaşadığı mahallede bir komünitesinin olması da ciddi anlamda çok kıymetli.
Ve buradaki sorum size şu.
Benzer zevkler ve hobileriniz olan, kafa dengi insanlarla tanışabileceğiniz, vakit geçirebileceğiniz, kaliteli vakit geçirebileceğiniz aktiviteleri bir düşünün ya da yazın.
Neler olabilir ve siz bunları nerelerde bulabilirsiniz?
Ne kadar önceliklendirebilirsiniz?
Buna bir bakmakta fayda var.
Kendim söylüyorum çok faydasını gördüm.
Daha önce hiç düşünmediğim bir şeydi.
Bir koş kulübüne gideyim de oradan böyle güzel arkadaşlıklarım olsun ama oluyor.
Bu başka bir şey de olabilir. Hatta bu bölüm tavsiyesi de bu haftanın bölüm tavsiyesi de onlardan geldi.
Bir yandan da bana baskı yapıyorlar İngilizce'de çek de biz de dinleyelim diyorlar ama bakalım inşallah o da olacak.
Evet yavaş yavaş toparlayacak olursak aslında şunu demek istiyorum.
Evet günümüzdeki modern hayatın getirilerinden dolayı sadece bu değil ama birçok şeyden dolayı ilişkilerimizin kalitesi azalıyor olabilir.
Kendimizi daha fazla yalnız hissediyor olabiliriz ya da İlişkilerimiz duruyor bile olsa zaman ve mekandan mütevellit yine istediğimiz zaman istediğimiz insanlara ulaşamadığımız için yalnız hissediyor
olabiliriz. Bu durumda hayatın bir parçası, içinde yaşadığımız toplumun, içinde yaşadığımız zamanın bir parçası, insan olmanın bir parçası baktığımızda sonuçta yalnızlık sadece bu dönemde olan bir
şey değil. Tarihten beri gelen bir şey.
Düşünürlere baktığınızda, filozoflara baktığınızda, yazarlara baktığınızda onlar da hep yalnızlık konusunu işlemişlerdir.
Sadece biraz daha fazla hissediyoruz, daha yoğun hissediyoruz günümüzde.
Bunu diyeceğim. Onun dışında şimdi birkaç tane sorum var yalnızlık anketlerinde sorulan sorular.
Bunu birazcık farkındalık arttırması için soracağım.
Çünkü belki de sandığınız kadar yalnız değilsiniz de bir tık daha efora ihtiyacınız var insanlarla vakit geçirmek için ya da kendi zihninizde büyütüyorsunuz ya da gerçekten yalnızsınız ve farklı bir adım atmanıza ihtiyacınız var.
Bu soruları sorduğumda vereceğiniz cevaplar şu şekilde olacak.
Hiç, nadiren, bazen, sıklıkla...
Her zaman klasik bir anketten bahsediyorum.
Evet, hemen başlayalım.
1. Ne sıklıkla kendinizi yalnız hissediyorsunuz?
2. Sizi gerçekten anlayan veya kendinizi yakın hissettiğiniz biri var mı?
3. Bir aktivite yapmak istediğinizde ulaşabileceğiniz biri var mı?
4. Kendinizi bir topluluğun, grubun ya da çevrenin parçası gibi hissediyor musunuz?
5. Günlük hayatınızda ne kadar sıklıkla...
kopuk bağlantısız veya görünmez hissediyorsunuz?
6. İhtiyacınız olduğunda size destek olacak birine güvenebileceğinizi düşünüyor musunuz?
7. Sosyal medyada bağlantı kurduğunuz kişilerle gerçek hayatta ne kadar temasınız var?
Evet burayı tekrar dinleyebilirsiniz isterseniz.
Beni dinlediğiniz için de teşekkür ederim arkadaşlar.
Bu bölümü kendini yalnız hisseden arkadaşlarınıza ya da sevdiklerinize gönderip paylaşın ki onlar da yalnız olmadıklarını anlasınlar.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
