
Kahkahanın Gizli Gücü: Mizahın Felsefesi, Psikolojisi ve Sosyolojisi
3 Ekim 2025 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kahkaha gerçekten en iyi ilaç mı? Freud’a göre şakalar bastırılmış enerjimizi serbest bırakır, Victor Frankl’a göre ise mizah hayatta kalma gücümüzün anahtarıdır. 🌱
Bu bölümde mizahın psikolojik, sosyolojik ve felsefi boyutlarını, kara mizah, ironi, istihza gibi mizah türlerini, dijital çağın caps kültürünü ve mizah–umut ilişkisini konuşuyoruz.
🎧 Dinlediğinizde şunları öğreneceksiniz:
Kahkahanın beyin kimyamıza etkisi 🧠
Mizahın toplumda normları nasıl koruduğu 👥
Üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama kuramları 🤓
Mizahın umudu nasıl canlı tuttuğu ✨
💬 Peki sizce mizah daha çok bir kalkan mı, yoksa bir silah mı?
#Mizah #Kahkaha #Psikoloji #Felsefe #Sosyoloji #Podcast #HayatınAnlamı #Freud #VictorFrankl
Transkript
Yıl 2004, Endonezya'da Tuzname olmuş, İstanbul'da Yedikule Zindanları'nda da Tuzname'ye destek amaçlı bir rock konseri düzenlenecek.
Bütün arkadaşlarım gidiyor.
Her genç kız gibi ben de gitmek istiyorum.
Hem destek olmak istiyorum.
Haberleri izledikçe böyle içim kalkıyor.
Ve tabii ki herkes gittiği için FOMO yaşıyorum.
Ama patriyark aile yapımız gereği babanın sözü geçen bir evde yaşıyorum.
Nereye gidersem gideyim hava kararmadan önce evde olması gereken bir birey olduğumdan ama tabii o zaman ailemin birey olduğundan haberi yok.
Onların izin sistemine göre var oluyorum ve istediğim yere gidebilmek için, oraya gitmek üzere izin alabilmek için stratejik bir yaklaşım gerekiyor.
Konuyu tabii ki önce anneme açmam gerekiyor.
Bu arada ben ergen olduğumdan ve çoğu aile gibi benim ailemin de ergenlerle nasıl başa çıkılır gibi bir el kitabı olmadığından evde sürekli bir gerginlik var, asilik, had safhada, bağırış çağrış sürekli böyle bir dönemden
geçiyoruz. Hiç unutmuyorum.
Anne mutfakta yemek yapıyor. Gittim yanına dedim ki anne böyle böyle herkes gidiyor Dide de gidiyor.
Dide de benim çocukluk arkadaşım ailecek görüşüyoruz.
Dide'ye bir şey için izin veriliyorsa bizimkiler daha sıcak bakıyor konuya.
Babamı ikna etmemiz lazım anne dedim.
Anlatıyorum da anlatıyorum neden gitmem gerektiğini.
Annem şöyle döndü. Emoş kızım orası çok tehlikeli bir yer konusunu bile açamam babana dedi.
Niye dedim haklı olarak.
Kızım sen deli misin? Genç Osman yedi kule zindanlarında öldürüyordu.
Hayatta olmaz öyle tehlikeli bir yere gönderemem seni diyor.
Bunu o kadar ciddi söyledi ki ben birkaç saniye kaldım böyle kıpırdayamadım.
Tahmin edersiniz mavi ekran verdim.
Anlamaya çalışıyorum ciddi mi?
O da mı sıyırdı acaba evdeki gerginlikten?
Beni mi deniyor? Orantısı zekamı kullanıyor?
Ne yapıyor belli değil ama kadın ciddi.
Ne yaptım ettim annemi ikna edemedim.
Konu babama gidemedi bile ve ben tabii ki o konsere gidemedim arkadaşlar.
Sebebi de ne? Genç Osman'ın Yedikule zindanlarında öldürülmüş olması.
İnanabiliyor musunuz? Biz hala bunu hatırlayıp gülüyoruz.
Bu örnek bir annenin çaresizlik durumunda asi bir ergenle mizah yoluyla nasıl başa çıkabildiğini anlatıyor.
Evet arkadaşlar hoş geldiniz.
Ben Emine. Bugün size mizahın ciddiyetinden bahsetmek istiyorum.
Böyle giriş yaptığıma bakmayın.
Mizah deyip geçiyoruz ama aslında gülmek psikolojimiz için tedavi edici hatta bulaşıcı bir eylem.
Ve bu eylemin arkasında koskoca bir felsefe, sosyoloji ve psikoloji var.
Yani mizah dediğimiz şey sadece komik bir an değil, aynı zamanda kültürün, toplumsal bağların ve bireysel iyileşmenin bir parçası.
Instagram'dan size mizahın günlük hayatınızdaki önemini sormuştum.
%91'iniz olmazsa olmaz demişsiniz.
Bu anketlere katılım oranı çok yüksek oluyor.
Beni çok mutlu ediyor sizlerle bu şekilde etkileşime geçmek.
Teşekkür ederim bu arada katılımınız için.
Bir de mizahın en çok hangi durumda ya da olaylarda kullanıldığını sormuştum sizin hayatınızda.
Büyük bir kısmınız zorluklar, çaresizlikler karşısında demiş.
Zor konuşmalarda ortamı yumuşatmak, insanları kırmamak için demiş bazıları.
Ağır siyasi konularda gündem karşısında sağlam kalabilmemi sağlıyor diyen var.
Bir dinleyicim de farklı insanların birlikte olduğu ortamlarda insanları kaynaştırmak amacıyla kullanıyorum mizahı demiş.
Bir de olmadık şeyler başıma geldiğinde burnum boktan çıkmadığında diyen var buna çok güldüm.
Anladığım kadarıyla birçoğumuz mizahı bir başa çıkma mekanizması olarak kullanıyoruz ki birazdan bunun psikolojisine de değineceğim.
Önce gelin mizahın kelime anlamına bakalım.
Mizah Türkçe'de gülmece, latife, alay gibi karşılıklar bulmuş.
Osmanlı sözlüklerinde latife, Kaşgarlı Mahmut'a alay etmek olarak geçiyor.
Batı dillerinde ise ruhsal neşe anlamı var.
Karikatürist Turhan Selçuk'un çok güzel bir sözü var.
Der ki, mizah yalnız güldürü değildir.
Düşündüren, eleştiren, istiza eden, hicveden hatta bazen acı duygusu veren bir anlatım türüdür.
İşte bu yüzden kara mizah, alay, ironi, iğneleme gibi değişik çeşitleri de var zaten.
Mizah tekerle yapıldığında şölene dönebilir ama acımasızca yapıldığında da birçok ilişkiyi bozabilir.
Kısacası mizah iki ucu keskin bıçak gibi düşünebilirsiniz.
Tabi mizahın sadece yapıldığından ziyade mizahın uyumlaması diye bir şey de var bence.
İlişkileri bozar dedim ya burada bir parantez açmak istiyorum.
Benim böyle 20'li yaşlarımın başında bir erkek arkadaşım vardı.
Kendisinin çok komik olduğunu zannediyordu.
Ama ne zaman espri yapsa ben sinirleniyorum.
Ve diyor ki niye sinirleniyorsun sen şaka kaldıramıyor musun?
Dedim ki yani bir şaka olması için ortada her iki tarafında gülüyor olması lazım.
Sen beni sinirlendirmekten hoşlanıyorsun ve bunun şaka olduğunu zannediyorsun.
Sen gülüyorsun ama ben gülmüyorum.
Tahmin edersiniz ki zaten o ilişki yürümedi.
Bunun tam tersi bir örneğim de var.
İrlanda'ya ilk taşınmışım.
Böyle ortama alışmaya çalışıyorum.
Arkadaş edinmeye çalışıyorum.
Ve bu yöntemlerimden biri de İspanyolca konuşma kulübüne gitmek.
İrlandadayım lol. Ama orada birisiyle tanıştım.
Çocuk. İrlandalı ama İrlanda'nın batı yakasından.
Connemara diye bir yerden İrlanda'da yaşayan dinleyicilerim bilir.
Buranın aksanı inanılmaz zor.
Yani Türkiye'deki Karadeniz şivesi gibi düşünün.
Zaten yeni gelmişim.
Kültüre alışmaya çalışıyorum.
Aksanlara alışmaya çalışıyorum.
İnsanlara alışmaya çalışıyorum.
Bir de bununla uğraşıyorum. Ama anlaştığımız tek bir konu var.
Miza. İnanılmaz gülüyorum şakalarına ve anlıyorum da o da benim şakalarımı anlıyor ve bir noktada dedik ya yanlış anlama senin İngilizcen çok düzgün aramızda aksam farkı var ben bunu anlıyorum ama dedi nasıl oluyor da daha önce hiç burada
yaşamamış İrlandalı arkadaşın olmamış olmasına rağmen sen bütün şakalarımı anlıyorsun anladığının çok farkındayım ve gülüyorsun ben de seninkileri dedim arkadaşım bilmiyorum gerçekten bilmiyorum ama mizah işte böyle
insanları birbirine yakınlaştırabiliyor ki toplumsal olarak da mizahın tarafına değineceğiz birazdan.
Ondan önce gelin mizahın psikolojik boyusuna bakalım.
Bu alanda yapılan o kadar çok çalışma var ki araştırırken ağzım açık kaldı.
Bir sürü tez ve makale okudum.
Hem globalde hem de Türkiye'deki mizahla alakalı gerçekten çok ilgimi çekti.
Eğer siz de isterseniz paylaşırım makaleleri bu arada.
Ama şunu söylemekte bir sakınca yok.
Gülmenin tedavi edici bir etkisi var arkadaşlar.
Neden? Stres hormonlarını azaltıyor, bağışıklığı güçlendiriyor.
Yapılan araştırmalar bir yönde.
Ve aynı zamanda tabii ki bulaşıcı.
Yanınızda kahkaha atan biri olduğu zaman siz de kayıtsız kalamıyorsunuz.
Norman Cousins, Amerikalı gazeteci.
Ağır bir hastalıkla mücadele ederken kaka terapisi uyguluyor kendisine ve iyileşme sürecine katkı sağlıyormuş.
Sonra zaten bununla alakalı bir çalışma yayınlıyor ve bu terapi şekli günümüzde hala kullanılıyor.
Hatta Selin Yetimoğlu ile kariyer değişimi üzerine çektiğimiz bir bölüm vardı.
O da kaka terapisi eğitimi almıştı.
Azıcık ondan da bahsetmiştik o bölümde.
Merak edenler Selin Yetimoğlu bölümüne de bakabilir.
Peki psikolojiye girmişken Freud'a değinmemek olmaz.
Freud ne diyor bu konuya?
Freud'a göre şaka...
Komik ve mizah olarak bir üçleme var burada.
Şaka dediğimiz şey bastırılmış nefret ve cinselliğin dışa vurumu.
Şaşırdık mı Freud'un böyle düşünmesine?
Tabii ki şaşırmadık. Komik, komiklik, zihinsel enerjinin boşalması.
Mizah dediğimiz şey de saklanmış duyguların özgür bırakıldığı bir deneyim.
Yani bir noktada strese başa çıkma yöntemi gibi.
Espriler ve bilinç dışı ile ilişkiler kitabında Freud şunu da söyler.
Şakalar normalde sosyal açıdan gerekli olan engelleri sürdürmek için harcadığımız pisicik enerjiyi serbest bırakır.
Süper egonun baskısını gevşetir, bilinçsiz çabadan tasarruf ettirir ve bu enerjiyi şaka ve gülme formunda harcarız der kendisi.
Mizahın psikolojisine girmişken Viktor Frank'la değinmeden geçmeyelim.
Biliyorsunuz İnsanın Anlam Arayışı kitabında Frank toplama kampı deneyiminden bahsediyor ve orada her şeyini kaybederken Bir şeyi fark ettiğini anlatıyordu.
Mizah sadece birkaç saniye ne bile olsa herhangi bir durumun üzerine çıkma yeteneğidir diyor.
Çünkü kritik bir psikolojik mesafe yaratıyor ve insanın benlik duygusunu koruyor.
Hayatta kalma gücü açısından da kritik olduğunu düşünüyor Frank.
Ki zaten bunu bence eleştirecek durumda değiliz kendisinin hayatını okuduktan sonra.
Bir de mizahın umutlu olan bağına bakalım.
2003'te Amerika'da bir araştırma yapılıyor arkadaşlar.
Uluslararası Mizah Araştırmaları dergisinde.
Mizah içeren bir video izleyen grubun durum umutluluğu nötr video izleyen duruma göre anlamlı derecede artmış.
Yani güldüğümüzde aslında geleceğe dair bir kıvılcım yakıyoruz.
Bana kalırsa da mizah umudun bir tohumu insan günebildiği ölçüde geleceği konuşabiliyor çünkü.
Yakın ya da uzak fark etmez ama bir şekilde o an o durumu alt edebiliyoruz.
Psikoloji araştırmaları da zaten diyor ki mizah beynin...
Hayatın en büyük zorlukları karşısında gülme yeteneği, bizim bu gülme yeteneğimiz, gücün, umudun ve insanlığın o meydan okuyan ruhunun bir ifadesi olarak değerlendiriliyor psikoloji dünyasında.
Peki mizah sadece bilimsel mi?
Tabii ki değil. Mizah toplumsal arkadaşlar.
Danimarkalı sosyolog Peter Gundelach, umarım doğru telaffuz ediyorumdur bunu ama, mizah toplumsaldır diyor.
Çünkü toplumun belleğini, bilincini ve hafızasını taşır.
Karikatürler, fıkralar, kepsler hepsi toplumsal normları yansıtıyor.
Mesela politik hiciv toplumun iktidarla kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor değil mi?
Ki bizim ülkemizde gani gani var.
Her ne kadar son zamanlarda mizaha tahammülü olamayan otoriteler tarafından belli başlı mizah yapan kişiler engellense de ya da bunun korkusuyla insanlar mizah yaparken çekinse de aslında içinde bulunduğumuz
bu durumla başa çıkabilmenin en güzel yöntemlerinden bir tanesi de mizah umarım.
Çok güzel mizahımızı ifade edebildiğimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz günlere de geleceğiz yakında.
Burada da bir umut görüyorsunuz.
Peki onun dışında ne var?
Kahkah bazen bir eğlence diye toplumsal düzeni koruyan bir mekanizma da olabilir.
Çünkü mizah kapsayıcı olduğu kadar dışlayıcı da olabilir arkadaşlar.
Topluma uymayanları alaya alır ve hizaya çeker diye çalışmalar da var sosyolojik boyutta ki zaten baktığımızda da görüyoruz.
Felsefi boyutuna da değinmek isterim bu noktanın çünkü Platon ve Aristoteles'den beri üç büyük kavram var mizahta.
Bunlar ne? Birincisi üstünlük kuramı.
Başkasının zayıflığına gülmek.
Çok klasik bir düşünce kahkaha atmamız gibi.
Düşene gülerler bu kadar basit yani ben gülüyorum sizi bilmiyorum ama.
İkincisi uyumsuzluk kuramı.
Beklenmedik olanın güldürmesi gibi düşünün bunu.
Olan ile olması gereken arasındaki uyumsuzluğun insanlara bir mizah yolu açması.
Üçüncüsü de rahatlama kuramı.
Gerginliğin mizahla boşaltılması.
Kahkahayı stresin tahliye vanası gibi düşünebilirsiniz ki zaten anladığım kadarıyla verdiğiniz cevaplardan Instagram'daki ankete çoğunuz böyle kullanıyor.
Fransız filozof Henry Bergson'a göre de kahkaha bir tür toplumsal ceza da olabilir.
Çünkü bak böyle yaparsan sana gülerler, bak böyle yaparsan seninle dalga geçerler gibi bu az önce bahsettiğim insanları hizaya çekme konusu buradan geliyor.
Hatta Berkson'un Gülme isimli bir kitabı da var.
Gülme olgusunu felsefi bir mesele olarak ele alıyor ve insanların neye, neden güldüklerini mercek altına yatırıyor.
Merak edenleriniz bu kitaba da bakabilir.
Henry Berkson Gülme.
Ve der ki komiklik zekaya hitap eder ama tek başına komik olduğunuzda, kendi kendinize bir şeylere güldüğünüzde deli işi sayılabilir.
Kahkahal toplulukta anlam kazanır.
Doğru söylüyor ama ben kendi kendime bir şeyleri düşünüp güldüğüm zaman da mutlu oluyorum.
Tabii bunu toplumun içinde yaptığınızda taktiğe deli damgasını yapıştırırlar.
O noktada haklı. Beni düzenli dinleyenler bilir.
Ben Aleyna Batın çok severim.
Yaşayan en sevdiğim filozoflardan bir tanesi.
Onun da bu alandaki görüşlerine baktığım zaman o da benzer bir noktada.
Yani kahkanın, mizahın ahlaki bir görev olabileceğini söylüyor.
Toplumu düzeltmek, hataları göstermek.
Bu da önemli mesela. Hataları mizah yoluyla göstermek.
Bunu kullanan da bayağı dinleyicim varmış.
Yazdığınız cevaplardan onu da anladım.
Peki. Şimdi size bir sorum var.
Mizah sadece eğlence değil.
Ama sizce mizah bize ayna tutuyor mu?
Yani mizahın strese başa çıkma dışında ya da eğlenme dışında sizin hayatınızda nasıl bir görevi var?
Ve siz mizahı hayatınıza nasıl dahil ediyorsunuz?
Çünkü ben şeyi çok fark ettim.
Son özellikle iki senedir çok fazla komedyen takip ediyorum.
Ve hatta stresli olduğum zamanlarda elim direkt onların hesaplarına gidiyor.
Özellikle böyle açıp açıp izlediğim ve güldüğüm videolar var.
Tekrar tekrar bile izlesem onlara gülüyorum ve böyle rahatladığımı fark ettim.
Bu bölümü çekerken şey oldum, aydınlanma anı yaşadım.
Aa gerçekten ben bunu yapıyorum diye.
Sizin mizahı hayatınıza dahil etme yönteminiz ne?
Benim bir tanesi bu. İkincisi gerçekten etrafımda çok komik arkadaşlarımın olması diyebilirim.
Geçtiğimiz hafta Japonya'daydım.
Yaklaşık bir 10 gün kadar kaldım.
Çok merak ettiğim yerlerden bir tanesiydi ve giden herkes o kadar övdü ki...
Çok büyük bir eklentiyle gittim belki de.
Bence o kadar da övülecek bir yer değil.
Şimdi açık konuşalım. Hatta bir arkadaşım şey dedi.
Japonya'yı övmeyen tek arkadaşımsın dedi.
Bilmiyorum herkesin tecrübesi kendine.
Çok gerildiğimiz anlar da oldu sistemden ötürü ve insanlarla anlaşamadığımız durumlardan ötürü.
Ama genel anlamıyla 10 üzerinden değerlendirecek olursam tabii ki 7-8 gibi bir rakam veririm.
Ama bir noktada arkadaşıma şey dedim.
Ben kafayı yiyorum. Şu an kendimi kapatıyorum artık.
Beni sal. Hatta o da aynı noktaya gelmişti.
Özellikle bu ulaşım konusunda.
Ki aslında ulaşımların çok iyi olması gerekmiyor muydu?
Neyse. O noktada gezinin sonunda şöyle bir karara vardık.
Biz çok eğlendik. Çünkü ağlanacak halimize birçok noktada gülebilecek durumdaydık.
Ve dedim ki Estefe eğer senden başkasıyla buraya gelmiş olsaydım bu kadar eğlenemezdim ve muhtemelen tartışma bile çıkabilirdi.
Ama biz içinde bulunduğumuz o...
ağlanacak durumlarımızı ya da zor durumları o kadar büyük bir komediye çevirebiliyoruz ve bunun üzerinden travma bonding yaratabiliyoruz ki çok güldük, çok eğlendik.
Bu bence bizim gezimizi en güzel yapan noktalardan bir tanesiydi.
Şimdi kötülemeyeyim Japonya'yı.
Kötü bir yer değil. Merak ediyorsanız tabii ki gidin.
Ben tekrar giderim ama mümkünse toplu taşıma, kullanma ve turistik yerlerden mümkün olduğunca uzak dururum.
Onun dışında yediğimiz yemekler muhteşemdi.
Kaligrafi dersine gittik.
O çok güzeldi. Orada çok güzel insanlarla tanıştık.
Japonlar kültür olarak çok saygılılar.
Bir kısmı çok iyi, bir kısmı turistlerden bakmış anlayabiliyorum.
Gibi gibi Japonya ile ilgili bir bölüm istemiştiniz zaten bilmiyorum çeker miyim ama bunu da burada söylemiş olayım.
Yani o gezimizde tüm gerginliklerimizi hep mizahla yönettik.
Orada bir kez daha mizahın hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığını anladım.
Zaten döner dönmez de bu bölümü çekiyorum.
Peki bir de mizahın türlerine bakalım değil mi?
Herkesin kullandığı farklı bir mizah türü var.
Herkesin kendine daha yakın gördüğü, kendini daha iyi ifade edebildiği.
Bunlar ne olabilir? Fıkra olabilir, şiir yoluyla mizah yapmak olabilir, karikatür, nükte, alay, iğneleme.
Bundan çok hoşlanmıyorum. Bu iğneleme kısmı beni politik olarak bir şeyi eleştirmiyorsak çok rahatsız ediyor.
Kara mizah, acı olaylardan çıkarılan gülmece.
Yine bizim ülkemizde çok kullandığımız bir mizah türü.
İroni, söylenenle kastedilenin çelişkisi.
Sarkazm yani. Benim en çok kullandıklarımdan bir tanesi ama bu da birazcık iki ucu keskin bıçak gibi düşünün.
Çünkü karşınızdakinin sarkazmi anlamadığı bir...
Yaptığınız espri hiçbir işe yaramıyor ve esprisine gülünmeyen çocuk olabiliyorsunuz.
Ben mesela böyle durumlarda o ortamın bana göre olmadığını anlıyorum.
Yaptığım espri anlaşılmadığı zaman eskiden hep kendimi sorgulardım.
Yani bende mi bir sorun var diye ama insanlar...
kendi mizah tarzları ile kendilerine uygun olan insanlarla ilişki kuruyor.
Yani sosyal ilişkilerini benzer mizahlar üzerinden de kurabiliyor ki göçmenlikle alakalı bölümümde bundan da bahsetmiştim.
Kimisi nükte ile bağ kuruyor, kimisi kara mizahla, kimisi ince alayla.
Bazen işte avantaj, bazen dezavantaj olabiliyor.
O yüzden bulunduğumuz ortama ait olup olmadığımızı anlamanın en güzel yollarından bir tanesi de Bence mizah.
Tabii şeye de bakmak lazım.
Sosyal medyada şu an mizahı en çok kullandığımız bir yer ve yepyeni bir evren yarattı da mizah anlamında.
Instagram'daki o mizah hesapları, Twitter'daki caps kültürü, mimler bunlar sadece gülmek için değil.
Aynı zamanda gündemi takip etme biçimimiz.
Aynı zamanda bir şeyleri anlama biçimimiz.
Artık haberleri bile şaka üzerinden tüketiyoruz.
Başka şansımız yok zaten ülkemizde ama tabii bunun riskleri de var.
Çünkü bazı noktada şey olabiliyor ötekileştirme.
Toksik şakalar olabiliyor, linç kültürü olabiliyor.
Yani dijital çağda mizah hem daha demokratik hem daha tehlikeli noktalara gelebiliyor.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Dediğim gibi bu konuda yapılan çok fazla araştırma var.
Ben ana hatlarıyla psikolojik, sosyolojik ve felsefi boyutundan bahsetmek istedim sadece.
Ama merak edenleriniz varsa Google'a yazabilirsiniz ya da dediğim gibi benim okuduğum tezleri detaylı olarak okumak isterseniz sayfalarca bana Instagram'dan mesaj atabilirsiniz.
Seve seve paylaşırım. Evet arkadaşlar sizi bir soruyla bırakmak istiyorum.
Mizahı gerçekten hayatınıza nasıl dahil ediyorsunuz?
Ve ne yapsanız, nasıl ortamlarda olsanız, neler tüketseniz, hangi içerikleri, hangi kitapları, neler olsa mizahı biraz daha hayatınızın içine alabilirsiniz.
Bunu düşünerek bu bölümü kapatmak istiyorum.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Sizi çok seviyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
