
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Pazar sabahı mail kutuma düşen bir gönderinin etkisiyle bölüm çekeceğim aklıma gelmezdi ama yaşasın son dakika gelen fikirler diyelim:)İltifat deyip geçmeyin. Bir iltifata verdiğiniz ya da vermediğiniz tepki size kendinizi nasıl ve nerede gördüğünüz konusunda bir farkındalık yaratabilir. Ben de bu bölümde kabul edemediğimiz iltifatlar üzerine iki kelam ettim.
Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde...
Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcastta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim demeyi kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineistiman.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta hiç aklımda olmayan bir konuyu tesadüfen gördüğüm bir e-bülten yazısı sayesinde mikrofona taşımaya karar verdim.
Bölümün isminden de anlayacağınız üzere iltifat kabul etmek üzerine bir yayını yapacağım.
Sebebi de yazıyı okurken geçmişte itifat kabul etmekte ne kadar zorlandığımı düşünüyordum.
Ama okumaya devam ettikçe birden durup, aa bir dakika ya ben artık gayet sakin bir şekilde bana, yaptığım işe, kişiliğime hatta dış görünüşüme gelen itifatları seve seve kabul ediyorum diye Minik çaplı
bir farkındalık yaşadım.
Konunun yüzeyindeki tarafı itifat kabul etmek olsa da aslında derinde kendimizle olan ilişkimiz, kendimize dair görüşümüz ve imajımız var.
O yüzden de bu bölümde biraz daha çok ufak gibi görünen iltifat kabul etme olayının kendimize olan inancımız, kendimize olan güvenimiz üzerinde nasıl bir etkisi olduğundan bahsetmek istiyorum.
Yine bol sorulu, psikolojili, bilimsel araştırmalı bir bölüm olacak.
Hazırsanız başlayalım.
Hatta bir örnekle başlayalım.
Size bir sorum var. İşte ya da sosyal hayatta zor bir durumda olan biri size geldi.
Fikrinizi sordu, akıl danıştı.
Size gayet normal bir şekilde aklınıza gelen ilk çözüm önerisini sundunuz.
Birden böyle karşınızdakinin gözleri parladı.
Oha hiç aklıma gelmemişti.
Zeki kadınsın ya da zeki adamsın ve selam dedi.
İlk tepkiniz ne olurdu?
Böyle şakayla karışık.
Arada kafam çalışıyor ya mı derdiniz?
Ya da övgüyü yansıtır mıydınız?
Hayır ya sen zaten yapardın ben sesi söyledim sadece mi dersiniz?
Ya da bunun minvalinde bir şey mi söylersiniz?
Ya da konuyu değiştirir misiniz?
Aa şöyle bir diziye başladım duydun mu gibisinden?
Ya da böyle küçümseyip yok ya ne alakası var herkesin aklına gelebilecek bir şey mi dersiniz?
Ya da krediyi başkasına mı aktarırsınız?
Aa bana da bir arkadaşım demişti.
Aa ben de şu kitapta okumuştum.
Aa ben de böyle bir podcast'ı dinlemiştim gibi başkasına mı kredi aktarırsınız?
Ya da bu böyle somut bir işse yani elinizde ortaya çıkardığınız bir çıktısı varsa ya da zihin gücünüzle bir sunum olur ne bileyim herhangi bir yaptığınız tabak
çanak resim bir şey olur. İnsanlar size çok güzel olduğunu söylediğinde Çok daha iyisini yapabilirdim, bir önceki daha iyiydi gibi bir yerden mi tutuyorsunuz iltifatları?
Eğer böyle cevaplar veriyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz.
Çünkü birçok insan iltifatı kabul etmekte zorlanır.
Ve tepkilerimiz genellikle bu az önce verdiğim örnekler gibi garip olabilir bazen.
Birkaç yıl önce bu konuyla alakalı Amerika'da 400'den fazla kişinin katıldığı bir araştırma yapılmış.
İnsanların neredeyse %70'i takdir edilmeyi...
Veya bir itifadı kabul etmeyi utanç ya da rahatsızlık hisleriyle ilişkilendirmiş.
Çok ilginç değil mi? Ben hep düşünüyordum.
Yani neden biri bana itifat ettiğinde ben rahatsız oluyorum diye.
Bu bölümde hepsine değineceğiz.
Ben de size Instagram'da sordum.
Yaklaşık böyle %60'a 40 gibi bir rakam çıktı.
Yani %60'ı cevap verenlerin ki baya bir kişi cevap verdi.
Bu arada yüzlerce kişi cevap verdi.
Ben itifad almakta zorlanırım dedi.
Şimdi aranızda bu itifadı kabul edememe olayını düşük öz saygıya ya da öz değere atfedenler olabilir.
Ama araştırmalara göre bu bir tık daha karmaşık bir olay.
Psikolog ve yazar Guy Winch şöyle diyor.
Düşük öz saygısı olan insanlar genellikle itifadları kabul etmekten rahatsızlık duyar.
Evet ama itifadları kabul etmekten rahatsızlık duyan herkes düşük öz saygıya sahip değildir.
Ben buna katılıyorum çünkü Hayatım ve gerek koçluk gerekse kurumsal kariyerim boyunca en özgüvenli insanların bile övgü karşısında hazırlıksız yakalandığı zaman nasıl böyle yüzlerinin
kızardığını, elini kolunu nereye koyacaklarını bilemediklerini ya da gözlerini kaçırdığını gördüm.
Ve anladım ki çok daha farklı parametreleri var bu itifat kabul etme olayının.
Özellikle de bizim gibi mütevazılığın el üstüne tutulduğu bir kültürde.
Ve bence bunun tek bir cevabı da yok.
Yani karmaşık bir şey dediğim gibi.
Ama bunu araştırırken çok değişik bir bakış açısı karşıma çıktı, sizinle de paylaşmak istiyorum.
Bu ve benzer konular üzerine araştırma, çalışma ve TED konuşmaları yapan Christopher Littlefield diyor ki, çoğu durumda itfakların bizi tedirgin etmesi sürpriz bir tarafının olmasından
kaynaklanıyor olabilir.
Nasıl yani diyenleriniz olabilir çünkü ben ilk okurken ne alakası var diye düşünmüştüm ama şöyle bir sürpriz kavramına ve insan üzerindeki etkisine bakacak olursak sürpriz dediğimiz şey nedir?
Beklenmedik bir durum değil mi?
Yani sizin beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz bir şekilde aldığınız hoş bir itifat sizi sürprize uğratabilir.
Aynı şekilde ormanda yürüyüş yaparken karşılaştığınız ayı da sürprize uğratır.
Yani ikisinin aslında beklenmediklikle olan ilişkisi benzer bir yerden geliyormuş bizim eski primat.
Zihin yapımıza göre ve modern beynimizde de aynı tarih öncesi atalarımızdan gelen bir sürpriz sıralaması varmış.
Bunu tetikliyormuş. Bu sürpriz sıralaması nedir?
Dört aşamaya sahip bir sıralama.
Yani beklenmedik bir durumla karşılaştığınız zaman ya da bir olayla bir söze önce kısa süreli çok kısa süreli olarak bir donak alıyoruz.
Ondan sonra olanları bir açıklama arayışına giriyoruz.
O bakış açımızı değiştirmeye başlıyoruz.
Yani biraz daha sindirmeye başlıyoruz.
En sonunda da artık o deneyimi başkalarıyla paylaşıyoruz.
Peki iltifat alınca insan neden sürprize uğrar diye sorarsanız bu benim tamamen kişisel görüşüm.
Okulda, işte, hayatta, online dünyada bile içinde bulunduğumuz rekabetçi ortamlara o kadar alıştık ki hep daha fazlası var, hep daha iyisi var.
Yani bizim yaptığımız şey devenin yanında kulak.
Böyle böyle minik başarılarımızı takdir etmemeyi öğreniyoruz ya da bu da bir şey mi moduna giriyoruz.
Çünkü siz kendinizi kutlasanız bile biri çıkıp ya o da bir şey mi bir de bu var diyecek.
Az önce zaten kültürel tarafından bahsetmiştim yani bizim kültürümüzden gelen bir şey de var.
Ya da başkalarının ayağını kaydırmak, motivasyonunu kırmak için yapılan iş takdire şayan bile olsa insanlar böyle bir burun kıvırır ya belki bu da yerleşik bir şekilde bizim içimize işlemiş olabilir.
Konumuza geri dönecek olursak sürprizler genellikle sevinç veya heyecan getirir ya ve bazı insanlar için duygusal olarak hoş bir haber bile bazen bilinçsel olarak yoğun olabilir.
Ne demek istiyorum? Şimdi biraz daha fizyolojik tarafına bakacak olursak bu birinci aşama donma kısmı ya.
Donma kısımda ne oluyor bedenimizde?
Kalp atışları hızlanıyor, göz bebekleri büyüyebilir, dopamin seviyemiz artarsa avuç içlerimiz terleyebilir.
Böyle fizyolojik değişiklikler olurken haliyle duygusal dalgalanmalarımız da oluyor.
Ve bu anlam veremediğimiz ya da ani olan duygusal ya da fizyolojik değişimler haliyle bizi rahatsız ediyor, tedirgin ediyor ve bunun bir sonucu olarak da kendimizi savunmasız hissedebiliyoruz.
İşte o durumda da kontrolü geri elimize almak için kısa bir donma anından sonra az önce verdiğim örnekler gibi garip cevaplardan birini hızlıca söyleyip bilinçli olmayan bir tepki
verebilirmişiz. Ve bunun akabinde de zihnimiz olanları anlamaya çalışıyor değil mi?
Açıklama ihtiyacı duyuyor.
Neden böyle dedi, neden oldu gibi zihnimizin içinde böyle milyonlarca şey dönüyor o anda.
Şimdi bu neden oluyor?
Çünkü eğer bizim kendimize karşı negatif bir imajımız varsa yani kendimizde negatif bir yerden bakıyorsak içten içe belki farkında bile olmayabiliriz bu arada.
İşte o noktada başkası bizi...
daha pozitif bir yerden, daha olumlu bir yerden itifad ettiğinde o iki görüş çatışıyor.
Ve haliyle bu da kafa karıştırıcı olabiliyor arka planda zihnimizde.
Ki buna da onaylama yanlılığı deniyor.
Nedir bu onaylama yanlılığı?
Bir konuya ait görüşlerimizi doğrulayan bilgileri arama eğilimi, onlara inanma eğilimi ve onları sorgulayan, tersi olan görüşleri de görmezden gelme eğilimi.
Eleştirel düşünme bölümünde bahsetmiştim.
O bölüm de en sevdiğim bölümlerden biridir.
Mutlaka tavsiye ederim eğer henüz dinlemediyseniz.
Burada benim kendi gözlemime dayalı bir yorumum olacak.
İnsanlara yaptıkları işle ilgili itifat edince ya da dış görünüşlerine itifat edince bir tık daha kolay kabulleniyorlar o itifadı.
Yani o itifadı kabul etmesi daha kolay oluyor.
Çünkü ortada somut bir şey var.
Ama birinin zekasına itifat ettiğimde çok zorlanan insanlarla karşılaştım.
Hatta kabatasak bir rakam verecek olursam diyelim ki işte 10 kişiden 8'ine zeki olduğunu söylediğimde benim neden zeki olduğumu düşündün diye geri soruyla cevap verdiler.
Yani arkasındakini arıyorlar.
Neden böyle bir şey düşündün ki?
Sana ne bunu düşündürttü?
İşte böyle insanların size verdiği iltifatlarla alakalı eğer böyle bir şaşkınlık yaşıyorsanız ya da böyle bir panikliyorsanız orada bir düşünmekte fayda var.
Benim kendim hakkındaki düşüncem, benim kendim hakkındaki imajım ne ki biri bana...
Bir olumlu iltifat verdiği zaman ben bu kadar şaşırıp panikliyorum.
Burada arada bir fark var demek.
Yani insanların sizi nasıl gördüğü ve sizin kendinizi nasıl gördüğünüz.
İşte o aradaki farkı görmek bile çok güzel bir başlangıç noktası olabilir.
Çünkü bazen biz kendimizi gerçekten yerden yere vuruyoruz.
Yani olduğumuzun çok daha altında görüyoruz ama halbuki hiç de öyle olmayabiliyor.
Bir tane daha görüş var.
O da çok... Kısa
dikkatimi çeken bir görüş.
Onu da paylaşmak isterim. Kanada Waterloo Üniversitesi'nde sosyal gelişim alanında yardımcı profesör Dennis Marigold itifad alamama konusunun arkasında şöyle bir düşünce var diyor.
Benim de çok aklıma yattı bu arada.
Diyor ki eğer kendime bu itifadı kabul etmeye ve bundan iyi hissetmeye izin verirsem gelecekte Hem kendimi hem de başkalarını hayal kırıklığına uğratabilirim.
Bu yüzden de kendime olan saygımı korumak ya da kaybetmemek üzere bu riski almamayı tercih ediyorum.
Yani bir noktada insan kendini koruma altına alıyor.
Ne demek istiyorum? Biraz daha açayım.
Bir şeyi bir kere çok güzel yapmış olmanız, bir ürün çıkmış olabilir ortaya, bir düşünce, bir fikir, herhangi bir şey ne olursa olsun.
Bir daha... Aynı performansla yapamayabilirsiniz.
Ve işte burada bir şeyi öyle yaptınız ya sanki kendimizden hep aynı performansı beklemeliymişiz gibi bir düşünce yanılsamamız varsa burada kendimizi koruma altına alabiliyormuşuz.
Benim kendi gözlemim de şu şekilde.
Siz yaptığınız iş üzerinden kendinize değer biçiyorsanız ya da gösterdiğiniz performans üzerinden biraz daha böyle bir değer biçiyorsanız, öz değeriniz bununla ilişkiliyse, onaylanma ihtiyacınız bununla
ilişkiliyse, o noktada da o itifadı almak zor olabilir.
Çünkü her zaman o performansı gösteremeyeceğinizi bilmek de sizi içten içe rahatsız ediyor olabilir.
Yani bunlar birçoğumuzun bilinçsiz bir şekilde kendini koruma eylemi olarak itifatlara garip tepki verdiği anlamına gelebilir tabii ama...
Uzun vadede kendimize olan inancı da etkilediğini düşünüyorum ben.
Çünkü bir insan kendine inandığı sürece bir şeyleri var edebilir, değiştirebilir, dönüştürebilir.
Gandhi'nin yürekten inandığım bir sözü var.
Diyor ki, insanlar genellikle olduklarına inandıkları kişi haline gelirler.
Eğer bir şeyi yapamayacağıma inanırsam bu inanç onu yapma gücünü elimden alır.
Yapabileceğime inanırsam başlangıçta sahip olmasam bile onu yapacak gücü kendimde bulurum.
Ne kadar güzel demiş değil mi? Hatta Göten'in de çok sevdiğim bir sözü var bununla alakalı.
Hazır yeri gelmişken onu da söyleyeyim.
O da diyor ki asıl mucize kendine inanmaktır.
Sonrası hep olağan şeyler.
Şimdi bu noktada Emine ufak bir itifat kabul etmekten konuyu kendine inanmaya, güvenmeye nasıl getirdin derseniz de ben şahsi olarak şöyle düşünüyorum arkadaşlar.
Bu kendine inanmak, kendine güvenmek, öz saygı, öz değer gibi konular Bizim belli bir yaştan sonra üzerine konuştuğumuz, çalıştığımız böyle derin dokunaklı konular ya ve burası
birazcık daha böyle tavşan çukuru gibi içine girdikçe de gömülebilirsiniz.
Ve bunları inşa etmek yani bu güveni, inancı, özdeğeri, özsaygıyı inşa etmek zor belli bir yaştan sonra ve tek bir formülü yok.
Çok da yönlü konular yani herkese ne iyi geliyorsa, ne katkı sağlıyorsa oralarda dolanması en mantıklı olanı.
Yani kimisi en baştan böyle bir...
Zihnini derleyip toparlamak ister, temizleyip eski inançlarını fark edip onun üzerine inşa etmek ister.
Kimisi hayatına minik ufak tefek değişiklikler getirerek gündelik aksiyonları arasına koymak ister.
İşte bu yüzden ben de o en başta bahsettiğim E-Bülten yazısını okurken bunu fark ettim.
Yani belki iltifatları rahatlıkla kabul edebilmek bir başlangıç olabilir kendiniz gözlemlemek anlamında.
Benim için oldu çünkü.
Ben eskiden gerçekten itifat kabul edemeyen, itifat aldığında çok böyle gerilen bir insandım ya da zorlanan bir insanım.
Gerilmekten ziyade biraz daha anlamıyordum yani.
Çünkü ben kendimi orada görmüyorum.
Ben aynaya baktığımda çok farklı bir emini görüyorum içimdeki aynaya baktığımda.
İnsanların beni kendimi görmediğim bir yerde görmesi, üstüne üstlük buna bir de itifat etmesi bana çok tuhaf geliyordu.
Ben ne zamanki bu onaylama yanlılığı tarafından çıkıp daha objektif bakmaya karar verdim.
Kendimle biraz daha iyi bir ilişki kurmaya karar verdim.
Ve kendime olan inancın aslında hayatımda ne kadar büyük bir rolü olduğunu fark edip bu inancı besleyecek minik minik adımlar atmaya başladım.
O zaman kendime olan güvenim de artmaya başladı.
Ve bir şeyler sadece fikir ya da hayal olmaktan çıkıp somut adımlara, aksiyonlara dönüştü.
Aynı şekilde danışanlarımda da Benzer bir yol gözlemliyorum.
Mesela o kariyer planını ya da aksiyon planını yapmak için seansa giriyoruz ya biz ve o seanslarda ortaya çıkan halının altında kalmış bir sürü duygu, davranış, bir sürü şey var ve biz ne zaman onun üzerine çalışıp
Farkındalıklar yaşadıkça, kendileriyle daha yakın, daha güçlü bir ilişki kurdukça danışanlarım hayatlarında da, kariyerlerinde de o istedikleri değişim ya da onlar için olması gereken en doğru değişim gerçekleşiyor.
Bu arada danışan demişken Kasım ayına kadar maalesef yeni danışan alamayacağım ama Kasım sonrası seanslara başlamak için şimdiden ön görüşmeyi yapıp bilgi almak isterseniz açıklamalardaki linkten bana ulaşabilirsiniz.
Peki bu itibat aldığımızda minik çaplı bir sürpriz yaşıyoruz ve bu sürprizin dört aşaması var demiştik ya.
İlki donma, ikincisi olanları açıklama, üçüncüsü ne peki?
Bakış açısını değiştirme.
Şimdi bu da şöyle.
Bize söyleneni anlamlandırmaya başladıktan sonra yeni bilgiyi kendimiz hakkındaki mevcut şemamıza yerleştirmeye çalışıyoruz.
Birçoğumuz için bu şöyleymiş.
İltifatı kenara koymak veya değerini azaltmak gibi bir yerden tutuyormuşuz eğer iltifat almakta zorlanıyorsak.
Bölümün en başında bahsettiğim cümleler gibi cümleler kuruyorsanız uzmanlar şey diyor.
Birazcık daha pratikte itifadı sağlıklı bir şekilde işlemeyi öğrenebiliriz.
Ve kendimiz hakkındaki bu görüşümüzü de biraz daha farklı bir boyuta taşıyabiliriz böylece.
Ve diyorlar ki sadece o itifat karşısında nasıl hissettiğimizi paylaşmak bile bizi kafamızın içinden çıkarabilir ve daha iyi hissettirebilir.
Ki bu da son aşama zaten paylaşma.
Ne demek istiyorum? Teşekkür ederim.
Ben genelde itifat almakta zorlanırım ama çok mutlu oldum böyle bir etki yarattığıma gibi.
Bunu söylemek zorunda da değilsiniz bu arada.
Bu sadece örneklerden bir tanesi ama hiçbir şey tek gecede değişmeyeceği gibi bu da değişmez.
Yani yılların verdiği bir alışkanlık.
Ama bence hatırlamamız gereken en önemli şeylerden bir tanesi şu.
İtifatı alandan çok verenindir.
Biri size herhangi bir sebepten itifatta bulunuyorsa bu onun deneyimi, onun bakış açısı.
Sizin değil. Siz onun perspektifini sadece kabul edebilirsiniz.
Değiştirmeye çalışmanıza gerek yok.
Tamamen katılmıyorsanız bile o katılmadığınız kısım sizde kalsın.
Yani orada bir karşı savunmaya geçmemize gerek yok.
İltifatlara karşı tepkilerimizin çoğu öğrenilmiş davranışlar zaten.
Ailemizden, rol model aldığımız insanlardan, öğretmenlerimizden ne gördüysek onu içselleştirmiş olabiliriz.
Gayet normal. O yüzden açın bakalım kendinizi yeni fikirlere, yeni görüşlere, dışarıdan nasıl görünüyorsunuz?
Yani itifadı tamamen yok sayma yerine bunu başka insanların sizi veya eşinizin nasıl deneyimlediğini öğrenme fırsatı olarak da düşünebilirsiniz.
Evet bence kendini kurcalamayı seven dinleyicilerim için her zamanki sorular kısmına geçebiliriz.
İster yazın ister sesli ya da sessiz düşünün.
Geçen bir dinleyicimden mesaj aldım diyordu ki senin bölümlerini whatsapp grubumuzda paylaşıp ödev gibi dinliyoruz sonra da üzerine tartışıyoruz.
Çok mantıklı teşekkürler bu arada keyifli dinlemeler.
Haydi gelelim sorulara.
Kültürünüz veya inancınıza göre övgüye nasıl cevap verilmesi gerektiği konusunda size ne öğretildi?
İkinci sorum. Çocukluğunuzda övgü veya takdir ne kadar çok veya ne kadar azdı?
Yani şöyle bir yerden tutabilirsiniz.
Mesela bir sınavdan 95 aldıysanız ebeveynleriniz sizin için heyecanlanır mıydı?
Aferin mi derdi? Ya da yoksa neden 100 almadığınızı mı sorarlardı?
Bu sizi nasıl hissettirirdi?
Üçüncüsü de evinizde takdir konusunda belli kurallar var mı?
Ne demek istiyorum? Mesela hangi ülkenin kültürüne aitsiniz bölümünü dinleyenleriniz hatırlar.
Orada Fransızların bir şeyi yanlış yapmıyorsanız doğru yapıyorsunuz demektir.
Yanlış olan şeyler eleştirilir.
Doğru olanlar zaten olması gerektiği gibi olduğu için takdire gerek yoktur.
Olumlu geri bildirim verilmez tavrından bahsetmiştim.
İşte bu kuraldan bahsettiğim de bu.
Yani sizin yetiştiğiniz evde ya da okulunuzda ya da aldığınız rol modelde böyle bir durum var mıydı?
Yani siz bunu içselleştirmiş olabilir misiniz?
Ya da diğer bir sorum da büyürken çevrenizdeki insanlar düzensiz şekilde iltifat eder miydi insanlara?
Ya da bir şey istemeden hemen önce mi iltifat ederlerdi?
Yani karşılığında bir şey mi beklerdi?
Bu da bir çıktısı olabilir. Biri bana iltifat ettiğinde ne isteyecek acaba diye düşünen bir sürü insan var çünkü.
Ya da öğretmenleriniz bir öğrenciydi, yerini kıskandırmak için mi överdi?
Yani iltifatı bir cezalandırma aracı olarak mı kullanırlardı?
Bu da olabilir. Belki de aileniz insanlara yüzlerine itifatta bulunup arkasından dedikodu yapan bir noktada duruyordu ya da çevrenizdeki insanlar böyle bir tecrübeye maruz kaldınız.
O yüzden de başkaları size itifat ettiğinde onların gerçek duygularının o olduğundan şüphe ediyorsunuz.
Size biraz daha sahtekar bir tonda geliyor.
Bu da olabilir. İşte bunları anladıktan sonra yani kendimizi o olaylara, insanlara...
verdiğimiz tepkileri, o tepkilerle beraber hangi duyguları deneyimlediğimizi anladıktan sonra belki biraz daha itifaklara verdiğimiz tepkileri değiştirebiliriz.
Mesela teşekkür ederim, sözleriniz günümü güzelleştirdi.
Ya da gerçekten çok çalıştım, karşılığını almak güzel.
Bunu duyduğuma çok memnun oldum gibi kendinize özgü cümlelerle tabii ki de herhangi bir şekilde cevap verebilirsiniz.
Evet bir itifad alma konusuna herhalde bu kadar uzun konuşulabilirdi diye düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu bölümü itifad almakta zorlanan arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Ve bilin ki hepimizin çok güzel özellikleri var.
Hepimiz biriciyiz ve çok özeliz.
Bölümlerde bahsettiğim konularda profesyonel koşuluk almak için bana nereden ulaşacağınızı biliyorsunuz.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
