
İş Yerinde Stres Yönetimi Nasıl Yapılır? | Psikolog Bahar Özkan
21 Şubat 2021 · 31 dk
PlatformlardaSpotify
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kanada’da kurumsal bir firmada Mental Sağlık Direktörlüğü yapan Psikolog Bahar Özkan ile iş stresini çalışan ve işveren olarak iki taraflı ele aldık. Sizin de iş yüzünden geceleri uykunuz kaçıyorsa Bahar’ın önerilerini kesin dinleyin. Ya da kesin çözüm için bu bölümü müdürünüz ile paylaşın🤪
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
19. bölümümüzün konuğu uzman klinik psikolog Bahar Özkan.
Ama Bahar'ın aslında bizim tanıdığımız terapist kimliğinin dışında bir kimliği daha var.
O da kurumsal alanlarda verdiği psikolojik danışmanlık ve özellikle de teknoloji şirketlerinde Facebook, Twitter, Google gibi teknolojik şirketlerde aslında içerik üreten
ve içerikleri inceleyen kişilerin psikolojik sağlığından sorumlu kendisi.
Bahar'cığım hoş geldin. Hoş bulduk.
Merhaba Emine. Çok teşekkür ederim beni davet ettiğin için.
Ben teşekkür ederim kabul ettiğin için.
Ve gerçekten çok ilginç, çok güzel ve günümüzde de çok...
revaçta olan bir alanda çalışıyorsun.
Ben çok meraklıyım. Neler oluyor, neler bitiyor o kısımda diye.
O yüzden çok güzel bir sohbet olacak diye hissediyorum.
Ben de öyle. Ayrıca girişimde de bahsettiğim konu yani kurumsal alanda yaptıklarım ve verdiğim iş yeri belki de psikologluğu ya da ruh sağlığı desteği benim için çok özel ve kıymetli bir alan.
Çok da konuşmuyorum bununla ilgili.
O yüzden bu alanı bulduğum için şu an çok şanslıyım.
Teşekkür ederim bana dokunduğun için.
Rica ederim. Ne demek yani çok Farklı da bir alan.
Madem çok konuşmuyorsun hazır mikrofonu almışken o zaman konuşalım.
Konuşalım. Tabii ki.
Şimdi sen buna başladın.
Buna ne zaman başladın Bahar?
Yani kurumsal şirketlere psikolojik danışmanlık vermeye ne zaman başladın?
Aslında 2017 senesinde başladım ama ilk aldığım rol eğitim departmanındaydı.
Öncelikle psikolojik bir destek departmanına girmedim.
Eğitmen olarak çalışıyordum ve bu teknoloji firmalarında kontenti inceleyen ekiplerin policy ile ilgili yani uyguladıkları bu kurallarla ilgili eğitimler veriyordum.
Ve bu eğitimlerin içerisinde aslında biraz benim backgroundum ve geçmişim psikolojiden geldiği için de bu eğitimleri böyle açmaya başladım ve içerisine birazcık böyle önyargılar...
Bu kontenti incelerken ön yargılardan nasıl sıyrılınır, aynı zamanda bu kontenti incelerken etkilendikleri anlarda kendilerine nasıl destek olabilirler, hangi tool'ları, hangi becerileri kullanabilirler gibi böyle ufak ufak
modüller ve ufak daha farklı eğitimler eklemeye başladım.
Aslında başlangıcı böyle oldu.
Ve sonrasında iş yerinde mentorum saydığım, o zamanki yöneticim, benim geldiğim...
alanı, yaptığım işlere psikolog olduğumu biliyordu.
Ve o dönem iş yerine böyle bir ihtiyaç da oldu.
Bir wellness departmanı kurmaya karar verdiler.
Yani ruh sağlığı departmanı.
İş yerinde çalışan bu content incelenen arkadaşların ruh sağlığını korumak amaçlı projeler üreten bir departman bu.
Ve oraya bir yönetici almak istediler.
O kadar denk geldi ki yani aslında doğru zamanda doğru yerde ve doğru insanlarla oluşumla beraber 2018 yılında bu göreve atandım.
Yaklaşık da sanıyorum ki.
İşte 3,5-4 sene olacak bu işi yapıyorum.
Kontentten bahsetti ya bu içeriklerden, içeriği izleyen ve değerlendiren insanların ruh sağlığından.
Burayı biraz daha açabilir misin?
Ne tarz içerikler, bu insanların neden ruh sağlığı desteğine ihtiyacı var?
Bu bir profesyonelle çalışmaları gerekiyor.
Tabii ki. Seve seve anlatırım.
Aslında en bilindik filmlerden başlayayım.
Facebook, Twitter, Google, YouTube.
Bunları hepimiz neredeyse kullanıyoruz.
Ekantlarımız var. Hepsini aktif olarak kullanıyoruz.
Belki de çok masumane sebeplerden kullanıyoruz.
Birbirimizi bilgilendirmek, belki eğlenmek, belki haberleri okumak.
Ama bazı insanlar maalesef bu platformları çok daha farklı amaçlarla kullanıyorlar.
Birbirlerini taciz etmek, hatta bazen bir suçu yaymak, bazen insanları kötü alışkanlıklara yönlendirmek ya da taciz, maalesef tecavüz.
gibi videoları ve içerikleri yaymak.
Sebeplerini hiç bilmiyorum tabii ki de.
Bu da ayrı bir araştırma konusu. Ama platformda çok ciddi kirlilik var.
Her platformda. Genel söylemem gerekirse genelde sözlü taciz, görsel taciz, bazı videolar işte çocuklara ve yetişkinlere kötü örnek olabilecek, ruhsal travmatize etme ihtimali olan cinsel
içerikler, çocuklara yönelik, gençlere yönelik birçok içerik ve terör.
İşte terör anlarında uygulanan o şiddetin ve işkencenin görüntüleri çokça kan, çokça rahatsız edici.
Yani böyle gördüğünde Emine gözlerini kapatıp buna bakmak istemiyorum diyeceğin türde içerikler var bu platformlarda.
Bazıları sadece dediğim gibi yazılı, bazıları görsel, bazıları sadece sesli.
Örneğin Clubhouse dediler, sesli olabilir.
Twitter'da bazı içerikler var artık ses, audio özelliği getirildi.
Sesli tacizler var.
Yani aslında bu insanlar, bizim ekibimizde çalışan insanlar her türlü taciz ve maalesef ki böyle ruh sağlığını etkileyici içerikleri inceliyorlar.
Umarım anlatabilmişimdir. Evet evet anlatabildin.
Ben aslında buraya geldiğimde Google'ın bir projesinde çalışıyordum.
Ve bu dediğini yapan arkadaşlarım da vardı.
Yine YouTube'a bakıyorlardı.
Bu tarz videoları izliyorlardı.
Ve günün sonundaki o çökmüşlükleri, derbederlikleri, ruh halleri görmen lazımdı.
Yani hiçbir zaman mesela onların yerinde olmak istememiştim ben de.
Çok doğru. Bir de şunu düşün.
Sadece içeriğin seni çok negatif ve psikolojik olarak etkilemesi değil.
Bir de arka arkaya sürekli bunu yapıyor olmak.
Yani başka herhangi bir dikkatini dağıtabileceğin ya da yaratıcılığını gösterebileceğin başka hiçbir şey yok.
Sabah başlıyorsun akşama kadar arka arkaya tek yaptığın şey bu.
O yüzden de alanın büyük risklerinden bir tanesi evet içerik, içeriğin ağırlığı ama aynı zamanda da yaratıcılığını kullanamadığın, sürekli arka arkaya aynı şeyi yaptığın ve...
Artık belki de kendinden uzaklaştığın, iş yerinde kendini çok bazen işe yaramaz daha hissettiğin bir durum bu.
O yüzden biz de bunu kırmak için çalışıyor ve bu alanda çalışan insanlara hem psikolojik destek sağlıyoruz hem de aynı zamanda bu işi yaparken yaratıcılıklarını ve kendi farklılıklarını ortaya nasıl koyabilirler?
Ekstra projeler nasıl üretebilirler?
farklarını ortaya nasıl koyabilirler?
Bu işi nasıl bölebilirler? Gün içerisinde hep bunu yapmayıp ekstra başka şeyler nasıl yapabilirler?
Belki de evet uyguladıkları politikaların ya da işte kuralların gelişmesine nasıl katkı sağlayabilirler?
Beyinlerini nasıl kullanabilirler üzerine de aslında mentorluk da sağlıyoruz.
İş böyle birazcık daha üç boyutlu aslında.
Ne kadar güzel bir şey.
Yani bunu yapan bir insanın zaten hani hücreleri böyle fayda fayda fayda diye çalışıyordu.
Çok güzel. Peki ben şeye takıldım.
Siz bu insanlara yaratıcılığıyla alakalı da mentorluk veriyorsunuz ya ya da o günü o işi nasıl yaratıcı hale getirebilirsin.
Böyle bir örneğin var mı?
Üstü kapalı verebileceğin belki yasaksa eğer çok detaya girmek ama bir örneğin var mı?
Çok merak ettim ben onu. Tabii ki seve seve.
Aslında gün içerisinde inceledikleri bu...
İçeriklerle ilgili tabii ki bazıları çok kolay çözülebilen içerikler.
İşte çok net onun bir taciz olduğu belli ve insanlar bunun kararını veriyorlar.
Ama bazı içerikler çok bıçak sırtı.
Bilemeyebiliyorsun. Sen de mesela şu an Twitter'ı Facebook'u açsan okuduğun bir şey tabii garip gelebilir ama tam emin olamayabilirsin.
Ya bu sınırı aşıyor mu aşmıyor mu arada gibi diye.
İşte bu arkadaşların bu arada kaldıkları durumları topladıkları bağlı dokümanlar hazırlıyoruz.
İnceledikleri içerikleri, arada kaldıkları durumları ekliyorlar bu dosyalara ve her hafta uyguladığımız böyle ofis arzular var işte.
Daha böyle yetkili çalışanlar onlara mentorluk yapıyorlar ve bu insanlar bu içerikleri o ofis arzuları taşıyıp bir sunum yapıyorlar mesela.
Hani şöyle arada kaldım, böyle arada kaldım.
Şu işte kurala göre uyuyor ama bu kurala göre uymuyor gibi bir discussion aslında böyle bir karşılıklı tartışma ortamı yaratılıyor.
Ve orada aslında amaç ona doğru cevabı vermek değil.
Orada böyle bir münazara ortamı yaratmak oluyor.
Ve ayın sonunda ya da yılın sonunda da bunu daha çok yapan insanlar, his kaşına, böyle beyin fırtınasına kendini yönelten, ekiplerini empower eden, güçlendiren, böyle kural yerine daha
böyle karşılıklı bir şeyleri tartışan insanlara da ödüller veriyoruz.
Championship'ler yaratıyoruz işte hani atıyorum yılın inspire eden çalışanı.
İşte bu yılın en fazla arada kalan içeriklerini güzel yollarla çözen çalışanı falan gibi.
Aslında ödüllendirmeyi de sadece artık performans üzerinden değil, kişilik üzerinden ve böyle daha kişiliğin farklılıkları, tatları üzerinden yapmaya çalışıyoruz.
Böyle ödüllendiriyoruz insanları.
İnanılmaz. Dinlerken zaten böyle inanılmaz bir rimsetim gerçekten.
Geri dönüşler de olumludur diye tahmin ediyorum ama var mı böyle elinizde istatistik şuradan şuraya geldi gibi?
Kesinlikle. Çok güzel bir soru bu.
Zaten önemli açıklardan bir tanesi bu alanda benim çalıştığım iş yeri wellness alanında nasıl ölçüyoruz?
Neye göre ölçüyoruz?
Bu işe yarıyor mu, yaramıyor mu gibi.
O yüzden de birçok farklı metriye ve birçok farklı değişkene bakıyoruz.
Onlardan bir tanesi bu uyguladığımız projelerin sonrasında insanlar dayanıklılıkları artıyor mu insanların?
İncelikleri kontente karşı kendilerini daha güçlenmiş ve daha kontrol sahibi hissediyorlar mı diye.
Ve projenin başlangıcından bu yöne emine %96'ya varan...
Artış gördük şu alanlarda.
Bir, insanlar artık kontrol sahibi olduklarını hissediyorlar.
Artık bu benim elimde.
Yapamasam bile bir yardımı var, bunun bir çözümü var.
Yapabilirsem de bunun bir ödülü var.
Ve ödül de her zaman para, bonus değil.
İş yerinde belki de görülmek, sayılmak, fark edilmek.
Bu kavramlar insanların dayanıklılıklarını çok arttırdı.
Yine %96-97 oranında kendi çalıştığım şirket.
olarak konuşuyorum. İnsanların dayanıklılık oranı şu açıdan çok arttı.
Daha az anxiety dediğimiz yani kontente bağlı anxiety yani bir gördükleri içerikten kaygılanma seviyelerinin düştüğünü gördük.
Çünkü istedikleri anda flexible şekilde işi bırakıp bir counselor ile görüşebilirler.
İstedikleri anda işten uzaklaşıp ben bunu yapamıyorum deyip birine devredebilirler.
Yani eski bu iş yerlerindeki sert algıyı yıkıp çok böyle Rahat, flexible, yardıma açık, birbirimize destek olduğumuz bir ortam yarattık ve bu insanların dayanıklı durumlarını çok arttırdı.
Evet, aslında çok büyük bir farkındalık yaratmışsınız gibi geldi bana.
Yani insanların o anki duygularında, hissettiklerinde, düşüncelerinde farkındalık yaratıp kendilerine o alanı açma ve destek almanın normal bir şey olduğunu ve destek alarak da ilerleme
alanı yaratmışsınız gibi geldi bana.
Kesinlikle öyle. Mesela haftalık grup seanslarımız var ve biz burada grup terapi falan yapmıyoruz.
Sadece bir konu atıyoruz ortaya ve konuşuyoruz.
Bugün nasıldı ve bugün neyden etkilendik?
Bir alan açıyoruz birbirimize aslında.
Hiçbir müdahale olmadan.
Sen böyle hissetme, böyle hisset demeden.
Ne varsa onu getirdikleri, birbirlerine destek oldukları bir terapi seçtiğinde ya da...
Sadece grup sürecinde birbirlerinin anladıkları, duydukları eventler açıyoruz.
Organizasyonlar yaratıyoruz böyle.
Gündelik yapıyoruz bunu da.
Bazen haftalık, bazen gündelik değişiyor ama çoğunlukla gündelik.
Çok işe yarıyor. Dediğin gibi alan açmak.
En mühim şey. Ve zaten hepimizin ihtiyacı yok mu aslında?
Az önce bahsettin ya hani görüldüğünü hissetmek, duyulduğunu hissetmek, orada bir desteğin olduğunu hissetmek.
Özellikle şu pandemi sürecinde hani insan olarak sosyal varlıkların ve en çok ihtiyacımız olan şeylerden bir tanesi de aslında biraz daha böyle aidiyet duygusu ya
da birinin bizi tanıyor, görüyor, biliyor, onaylıyor olma duygusu.
Hani bunları bir şirketin nasıl diyeyim sana, çıkarları doğrultusunda değil de gerçekten bunu bir şekilde değer vererek, o çalışanlarını
önemseyerek yaptığı bir şey gibi hissettim.
Kesinlikle öyle. Artık değişen dünyada ve 2020'deyiz.
Bu tek kampanyalarda, teknoloji firmalarında, bu arada kullandığım İngilizce kelimeler için çok özür dilerim.
Böyle ilk aklıma geleni kullanıyorum ama umarım anlıyordur herkes.
Ben değil, sen onu söylemişken ben de şey söyleyeyim dinleyenlere, zaten Bahar bu arada Kanada'da yaşıyor ve Kanada'da çalışıyor.
Haliyle bütün gün İngilizce konuşuyor.
O yüzden bu kız ne kadar şımarık demeyin.
Yok, ben böyle çok yapıyorum çünkü.
Buradayken ister istemez kaçıyor arada.
Yapacak bir şey yok. Evet, öyle.
Benim bugün çok kaçtı. Özür diliyorum herkesten.
2020'deyiz ve bu değişen dünyada artık tek başarı parametresi ne kadar üretken olduğumuz değil.
Ve artık şirketler de çalışanın başarısını buna göre değerlendirmeyi yavaş yavaş bırakıyor.
Bu belki de sizin şirketinizde de vardır Emine.
Hani ay sonunda alınan performans kartları oluyor.
İşte hani ne kadar üret kendin ya da ne kadar aslında şirkette verimli çalıştın.
İşte atıyorum yaptığın işin kalitesi ne ölçüdeydi gibi.
İnsanlar böyle tabii ki de puanlanıyor.
Artık bu puan kartlarında şunlar var.
Mesela ne kadar sana verilen ruhsal şeylerini, kaynaklarını kullandın?
Ne kadar katıldın?
Mesela ne kadar seansa katıldın?
Ne kadar workshop'a gittin?
Kendini geliştirecek eğitimler aldın mı?
Bu ay kaç tane aldın? Gibi aslında kişiye bir bütün olduğunu o şirkette...
bir değer olduğunu, alacakları ve verecekleri olduğunu anlatan yeni bir sisteme evrildi artık.
O yüzden bu bence çok önemli. Evet, bu çok önemli.
Bunu ben çok hissediyorum.
Gerçekten benim çalıştığım şirkette de bu akıl sağlığı, mental sağlık, aynı şekilde farkındalık, birbirine destek olma çok önemli.
Ve sürekli şeylerimiz var.
Böyle webinarlarımız oluyor, sürekli toplantılarımız oluyor.
Tek tek söylüyorlar.
Bu normaldir. Mesela en son ki webinarda en çok etkilenen mental hastalıklardan, bizim en çok etkilendiğimiz mental hastalıklardan bahsedildi.
Ve bunların nasıl baş gösterdiği, hangilerinde başlangıç seviyesi, hangilerinde orta seviyesi, biz ne zaman destek almalıyız, kimle konuşabiliriz.
Ve şeyi de hissettiriyor, yalnız değilsin.
Bence bu da çok önemli.
Kurumsal olanlarda böyle bir şey olması çok güzel ama senin böyle bir organizasyonda çalışıyor olman da çok güzel.
Kendi farkındalığınla böyle bir şey seçmen.
Bence bu biraz şey evet doğru zamanda doğru yerde olmak ama seni de kendine doğru çağırdığın bir şey.
O yüzden ben senin mesela psikolog olmanın arkasındaki motivasyon bildiğim kadarıyla özellikle hani Geçtalt tarafındasın onun arkasındaki motivasyon bunları da duymayı çok istiyorum.
Ah sever sever. Çok teşekkür ederim söylediklerin için.
Bu hikaye benim için bence benim kişiliğimin özeti.
Şimdi bahsedeceğim hikaye.
Çünkü ben psikolojiyi belki de çoğu insanın aksine böyle insanlara destek olayım, konuşayım ya da dinleyeyim bu motivasyonlarla hiç seçmedim.
Klinik psikolog olmak gibi dediği isteğim gerçekten hiç yoktu.
Gerçekten çoktu. Böyle ailem nedense o etiketi bana çok yakıştırdı yıllarca.
Hep söylediler ama ben böyle işin daha bilim kısmına, böyle nöroloji kısmına, daha cognitive science, işte beyin nasıl çalışıyor, ne oluyor da aslında bu reaksiyonları veriyoruz.
Böyle beyin-ruh ilişkisi, beden ilişkisi.
Hep onları merak eden biriydim.
Ve benim psikolojiyi seçmem de gerçekten sanata ve edebiyata olan düşkünlüğümle oldu.
Yazmayı çok seven biriydim, hala çok severim.
Resim yapmayı, sanatı, heykeli, bu tip şeyleri çok seven, bir heykel gördüğünde böyle saatlerce bakıp hissetmeye çalışan bir karakterim vardı.
Hala da öyledir.
Ve gerçekten de duygularımı anlamak, işte bu etrafla olan bağımı, geçmişimle, tarihle, ne bileyim gelecekle, gelecek nesillerle olan bir anlam arayışım vardı.
O yüzden de okumaya ve yaratmaya sanatı olan merakım beni psikolojiye götürdü.
İşte okumayı sevdiğim eserler böyle beni psikoloji yazmaya itti.
Ve öyle de ilerledim yine.
Yani okurken de çok zevkle okudum.
Ama klinik psikolog olmaktan öte ben galiba insan olmayı ve insan olmayı anlamayı hep çok istedim.
Ve o yüzden de bu bilime çok aşık oldum.
Spesifikli klinik psikolojiye çok aşıktım diyemem ona.
Ne kadar ilginç bir yerden geldin.
Aslında Bahar yani sanata olan aşkın, edebiyata olan aşkının psikolojiye dönmüş olması.
Hani sen böyle söylediğinde çok açıkladığında inanılmaz mantıklı geliyor.
Çünkü ben de seninle aslında aynı yerdeyim.
Sadece tek farkım psikoloji okumamış olmam.
Ama hani o açığı da ekstra böyle eğitimler alıp kitaplar okuyarak kendimce kutlatmaya çalışmam.
Ama evet yani kendinin farkında olmak, bunu bu şekilde yansıtmak.
Bilmiyorum, bana gerçekten çok güzel geldi.
Peki şu an böyle hani dönüp baktığında neyden en çok memnunsun?
Ya da neyi farklı yapsaydım dersin?
En çok memnun olduğum şey mesleki olarak kendimi parçalara bölmüş olmak galiba.
Yani full time sadece günde 9 saat, 10 saat...
terapist olsaydım ki onu denediğim bir zamanımda oldu çok kısa ve bunun bana hiç uygun olmadığını gördüm.
O yüzden de böyle zamanın bir kısmını kurumsal hayata, bir kısmını belki de pazar günlerini, akşam birkaç saati terapiye ayırmak beni ben yaptı.
Kendimi buldum bu sayede.
Yoksa mesleğimden soğuyabilirdim.
O yüzden bu benim için bir dönüm noktası oldu.
Full time terapistliği bırakmak diyebilirim.
Ve zamanımı ve enerjimi iki ya da üç şeye bölmek.
Bu beni hem çok yaratıcı kıldı hem de Farklı becerilerimi keşfederek hem özgüvenim arttı hem de ulaştığım insan sayısı da arttı.
Kurumsal hayatta böyle bir kişiye değil de aynı anda yüz kişiye ulaşıyor olmak öyle bir doyumu var ki onun.
Hem işin eğitim boyutunda olmak hem bireysel terapi boyutunda olmak beni çok doyurdu.
O yüzden bunu iyi ki yapmışım.
İyi ki böyle yapmışım.
Bu beni çok tatmin ediyor. Neyi farklı yapsaydım sorusuna da ne diyebilirim?
Daha erken yurt dışına gelseydim diyebiliyorum bazen.
26-27 yaşında, 26-27 değildim, 26'ydım yurt dışına geldiğimde.
Ve aslında geliş sebebim partnerimle beraber gelmekti.
O zamanlar hayatımda bambaşka biri vardı ve onun işi sebebiyle ben yurt dışına çıktım.
Çok bilinçli, kendi arzularım için yapılan bir hareket değildi.
Diyorum ki ben keşke aslında bu olanağı...
böyle kendim için biçimlendirseydim ve kendi istediğim şekilde biçimlendirseydim belki daha farklı yollara sapıp şu anda 30'umdan sonra elde ettiklerimi belki bir tık daha erken elde ederdim diyorum.
Yalan yok. Yalan yok ama ben hep şeye inanıyorum Bahar.
Yani bir şeyin zamanı var.
Yani sen belki şu an elde ettiklerini o yaşta elde etseydin bu az önce bahsettiğin şeylerin bu kadar kıymetini bilerek belki bu kadar doyuruculuğunun farkına vararak Yapıyor olamazdın.
Sadece bir fikir benimkisi olabilir.
Orası çok güzel bir aydınlanma noktası.
O işinde full time terapistliğin seni memnun etmediğini fark etmen, farklı şeyleri denemiş olman, onu bölmen.
Hepimizin özellikle pandemi döneminde yaşadığı bir şey değil mi bu?
İşimizde memnun değiliz ama ne yapacağız?
Ya da memnun olsak bile bir yerden sonra sürekli evde olmak ya da...
Böyle elimiz kolumuz bağlı hissetme şeyi var ya ona yol açıyor ya.
O yüzden ben böyle senin gibi o kendi farkındalığını yaratacak insanlara böyle bir özellikle de psikolog gözünden tecrüben tavsiyen varsa çok isterim dinlemek.
Biz mesela senin gibi hissettiğimizde ne yapabiliriz o farkındalığı biraz daha hayatımıza getirebiliriz.
Çok güzel bir soru.
Şunu yapın bunu yapın gibi bir sürü alternatif olmasına rağmen içlerinden seçmek çok zor.
O yüzden de ben ilk aklıma gelen ve nedense hem bana hem de etrafımdakilere en çok yarayanı söyleyeceğim iş yerinde.
Çok çabuk bir şekilde böyle mağdur hissedebiliyoruz.
Bu ortak hislerimizden bir tanesi.
Yani bir şey yürümediğinde ya da çok biriktirdiğimizde bazı duyguları o birikimden kaynaklı artık altından kalkamayacakmışız.
Ve bu bizim kontrolümüzde değilmiş ve burada kaybolacakmışız.
Hissine kapılabiliyoruz.
Sanki bu duygu böyle bir derya deniz, bir kör kuyu ve orada kayboluyoruz ve çıkamayacağız oradan gibi bir duyguya kapılıyoruz.
Böyle hatırlatıcı olması niteliğinde şunu söyleyebilirim.
Her duygu ne kadar ağır bile olsa iş yerinde onun da bir sonu var.
O kuyunun bir sonu var. Eğer ki birazcık izin verirsek bir şey yaşıyorum ve eminim bir sebebi var.
Bu bir yere gidiyor, evet bakacağım nereye gittiğine ve kendimi anlayacağım dediğimizde o kuyunun dibine çarpıp geri çıkıyoruz aslında.
O yüzden de o duyguya bir güvenmek, onun bir mağduriyet olmasından ziyade insan olmamızın bir işareti olduğunu bilmek bence birinci hatırlatıcıların olabilir.
İkincisi de destek mekanizması.
Bunu yani altını böyle çize çize yani söylemek istiyorum.
İş yeri spesifik özellikle sorduğun için de iş yerinden söyleyeceğim.
Fark etmediğiniz, görünür olmayan o kadar çok insan var ki destek olabilecek, kendilerini açabilecek, insan olan, kalbini açan yöneticiler, belki
de yanınızda oturan ama hiçbir konuları konuşmadığınız iş arkadaşınız.
Yani böyle... Kalbimizi açmayı öğrenmek lazım iş yerlerinde.
Mekanik olmaktan ve zihinden çıkıp biraz böyle içtenliği, insanlığı katarsak ve diyalog kurabilirsek, yardım isteyebilirsek, yardım alıp verebilirsek bizi içtenli kurtaracak bence kurumsal
hayatta. O yüzden de bu mindset'e ve bu düşünceye belki evrilirse izleyenler ve dinleyenler ben de ekstra mutlu olurum.
Sen bunu söylerken bu biraz daha kendimizi açmak, yanımızda oturanın farkında olmak aklıma ne geldi biliyor musun?
Dündü galiba. Evet dündü benim bir arkadaşım var.
Arkadaşım dediğim iş arkadaşım.
Böyle çaprazımda oturuyor.
Severim enerjisi çok yüksek ama hiç böyle oturup da dertleşmişliğimiz yok kendisiyle.
Onunla iş için işte bir toplantımız vardı.
Görüntülü ve ben nasıl yerlerde modum sana anlatamam.
Şeyim böyle enerjim yok.
Sürekli bir enerji vermeye çalışmaktan birinin de bana enerji almasına ihtiyacım var.
Bunu atlamışım.
Öylesine işe başladık.
Bitti. Bir sunum yaptık birbirimize.
Bana bir şey öğretecekti.
Bitti ve ondan sonra sohbet etmeye başladık.
Ve onunla sohbet etmek bana o kadar iyi geldi ki.
O ihtiyacım olan enerjiyi bana verdi ve ondan dokunuştuk.
O da şey dedi, ben de sürekli veriyorum, arada benim de almaya ihtiyacım var falan diye.
Ve o kadar mantıklı şeylerden bahsetti, o kadar böyle pozitif noktalardan.
Belki çok ufak ama sende böyle aklında bir ışık yakacak şeylerden bahsetti.
Dedim ki evet. Kesinlikle öyle, çok güzel bir örnek.
Hepimizin içinde bir bölümümüz alıcı, bir bölümümüz verici.
Bu böyle bir denge aslında ve o dengeyi korumak çok önemli.
O yüzden de bir fark etmek.
Yani ben bu verici tarafımı çok gösterdim ama biraz da alıcı tarafımı devreye sokmalı mıyım?
Bu denge de ne noktadayım?
Yani böyle kendimizle aslında o bağı bir koparmamak.
Sürekli bir kontrol etmek.
Yani benim o şeyim kutum doluyor, duygu kutum.
Doluyor, doluyor, doluyor, doluyor, doluyor.
Peki ne yapıyorum bu dolma aşamasında?
Havuzu da biraz boşaltmak için çaba sarf ediyor muyum?
O dengeyi korumak için bir şeyler yapıyor muyum?
İş hayatında önce kendimiz hani şey gibi uçakta maskeyi önce kendine sonra çocuklara derler ya bir önce bakacağız ne noktada doluyoruz?
Ne işe yaramıyor? Etrafındaki destek mekanizması yeterli mi değil mi?
Özellikle şundan da bahsetmek isterim Emine.
Gene evrilen dünyada artık çalışma saatleri de çok esniyor.
Her dinleyen şu anda bu yayını belki de bu söyleyeceğinden yararlanamayabilir.
Ama en azından talep edilebilir.
Yani Covid'le beraber evlere geçtik.
Çocuklar evde, aileler evde.
Sabah 9, akşam 5 düzeni değişiyor.
O yüzden de belki biraz esneklik talep edilebilir.
Şirket bunu vermiyorsa bile işte kendimize açma sorumluluğu, mağduriyetten çıkıp ulaşıp söyleme sorumluluğu gene bizde.
Benim çocuğum muayesef çok bölüyor.
Acaba ben şu aralıklarda çalışabilir miyim?
Şu saatte başlayıp burada çıkabilir miyim?
Belki cevap hayır ama o sorumluluğu almak insanın işte kontrol bende gücünü birazcık da olsun veriyor iş yerinde.
Evet kontrol bende gücü çok önemli değil mi Bahar?
Aslında hani o kontrol elimizde olduğu zaman biraz daha o güvenimiz de geliyor ya da biraz daha rahat hissediyoruz.
Hatta onu şey için de bir yerde okumuştum bu happiness lab diye bir oluşum var bilirsiniz zaten.
Orada mesela şey diyor rutinler de o senin kontrol gücünü biraz daha destekliyor, kontrol hissini destekliyor.
Çünkü biliyorsun ki o senin kontrolünün altında o rutini yapmak.
Birim aklıma onu getirdi.
Belki hani bu oturup kendimizi dinleme rutini senin dediğin gibi o kendimizin biraz daha duygularımız ne düşüncelerimiz ne farkında olma rutinini kurarsak o kontrol gücü, kontrol hissi
yine bizde olur. Bir tık yardımcı olabilir gibi geldi bana.
Kesinlikle öyle. Bir araştırma var.
Hangi üniversiteden çıktığını şu an hatırlayamadım ama araştırmanın bahsettiği şey şu.
İş yerlerinde sağlıklı sınırlar koyan, gücünü enerjisini doğru kullanan ve yapamadığı zaman ya da yapamayacağı zaman bunu ifade eden insanların saygınlık algısının...
arttığı görüldü. Yani diğer çalışanlar tarafından daha saygın görüldüğü.
Çünkü biliyor kendini.
Yapamayacağı bir şeye fazla sözler vermiyor.
Sınırlarının farkında ve bunu ifade ediyor.
Bunun haricinde tam aksine yapılan tavırlarda da örneğin işte her şeyi atlamak, yapamayacağını bile bile yapacağını varsaymak.
Buralarda güven yaratma ve güven verme algımızda da zedelenme oluşuyor zaten.
O yüzden kendini görmek ve sınırlarını fark etmek.
Çok çok mutluyum gerçekten. Evet, doğru söylüyorsun.
Bak hiç bu açıdan bakmamıştım.
Şu an şöyle bir düşündüm.
Saygı ve neyi yapabileceğini ya da kendinin farkında olan, dürüst olan insanların buluştuğu ortak noktayı gerçekten de öyle.
O zaman bizim COVID döneminde en çok ihtiyacımız olan şeylerden bir tanesi, hatta COVID de değil, normal dönemde biraz daha kendimizle baş başa kalmak, kendimizi dinlemek ve
ona uygun şekilde Cevap vermek hislerimize, düşüncelerimize belki bedeninize de en önemlisi.
Kesinlikle öyle. Ve otantik olmak diye bir kavram var.
Eminim duymuşsundur.
Yani senle ben saç rengimiz başka, göz rengimiz başka, gülüş şeklimiz başka, olaylara verdiğimiz tepkiler başka.
Kendimizi, görüntümüzü nasıl anlıyorsak ve fark ediyorsak, saçımın rengini ben ne kadar reddedemezsem, göz rengimi de öyle.
Aynı şekilde bazı...
Değer yargılarımı da reddedemiyorum.
Kendime dair bildiğim belki de limitlerimi de reddedemiyorum.
O yüzden bunları ne kadar fark edersek ve diyaloglarda, yöneticilerle olan, iş arkadaşlarımla olan toplantılarda ifade edersek, kendimizi olduğumuz gibi biraz göstermeye çalışırsak doyum da
artacak zaten. Ve kendimizi korumuş da olacağız.
Bu şu da demek aslında.
Bazen zor zamanlar yaşamıyor muyuz iş yerinde?
Yaşıyoruz. Patlamalar yaşamıyor muyuz?
Yaşıyoruz. Ama onun ardından bunu kapatmak yerine şu oldu ve bu yüzden bunu yaşadım.
Ben şöyle durumlarda şunu hisseden bir insanımdır diye kendimi tanıtmak bile o iletişim kanalımı açan ve insana bir nefes aldırtan bir yüzleşme oluyor.
O yüzden insanın kendini tanıması her yerde çok koruyucu, çok doğru söylüyorsun.
O zaman kapatmadan önce hemencik Instagram hesaplarımızı verelim ve benim dinleyicilerimden ufak bir ricam olacak.
Bizi dinleyenler özellikle Apple Podcast'çılar...
Yorum yapabilir, reyting yapabilirse çok mutlu oluruz.
Gerçekten bunu duymaya ihtiyacı olan sevdikleriniz varsa paylaşmayı unutmayın.
Bahar sana da ulaşmak isteyenler olursa Instagram hesabını bizimle paylaşmak ister misin ya da iletişim bilgilerini?
Tabii ki seve seve.
Psikologbahar Özkan, Instagram'da kullandığım profesyonel hesabım.
Oradan ulaşabilirler.
Belki de duyurmam şu açıdan önemli olabilir.
Böyle terapiyi çok kısıtlı yaptığım için eğer ki terapi alma hevesi ve isteğiyle ulaşmak isterlerse orada bir hayal kırıklığı oluşacaktır.
Ama yazılarımı takip etmek, yaptığım işlere bakmak isterlerse seve seve sayfam herkese açık.
Psikologbahar Özkan. Tamamdır.
Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Çok keyifliydi. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
