
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İş stresi neden bu kadar arttı?
Global araştırmalara göre çalışanların büyük bir kısmı kronik stres, tükenmişlik ve zihinsel yorgunluk yaşıyor. Uzayan çalışma saatleri, belirsizlik, performans baskısı ve sürekli “daha fazlasını yap” mesajı…
Bu bölümde iş stresinin küresel boyutunu, bilimsel verilerle ele alıyor; stresin bedenimiz ve zihnimiz üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. Daha da önemlisi:
İş stresiyle nasıl başa çıkabiliriz?
– Bilim ne diyor?
– Neden sadece “izin almak” yetmiyor?
– Sınır koymak neden hâlâ en radikal beceri?
Eğer kendini sürekli yorgun, huzursuz ya da “bir şeyler yolunda değil ama adını koyamıyorum” hâlinde buluyorsan, bu bölüm tam sana göre
Profesyonel Koçluk ücretsiz ön görüşmesi için
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Arkadaşlar bugün...
Neredeyse bütün insanlığı ortak bir acıda buluşturan bir şeyden konuşmak istiyorum.
Ne bu? İş stresi.
Günümüzün, haftalarımızın ve dolayısıyla hayatımızın büyük bir kısmını iş ortamında geçiriyoruz değil mi?
Gerek evden çalışın, gerek iş yerine gidin hiç fark etmez.
Mesai saatleri içerisinde harcadığımız zaman, harcadığımız enerji hayatımızın çok büyük bir kısmını kaplıyor.
Ama hayatımızın kendisi değil.
Arada bu ikisi karışıyor.
Şimdi bir iş neden çok stresli olur?
Şöyle bir oturup düşündüğüm zaman gerçek anlamda stresli işleri tabii ki dışarıda bırakıyorum.
Bu ne olur? Bir cerrahsınızdır.
Birinin hayatını kurtarmanız gerekiyordur.
Tabii ki streslidir.
Onun dışında biraz daha böyle masa başı işleri ya da hayat kurtarmayan işlerden bahsetmek istiyorum.
Neden stresli olur? Evet zamanlamanız vardır, deadline'ınız vardır vs.
vs. Önemli bir sunumdur.
Kendinizi ispatlayacaksınızdır.
Bunlar... Ama bence asıl strese sebep olan şeyler çalıştığımız insanlar arkadaşlar.
İster istemez en çok vakit geçirdiğimiz insanlar bu iş arkadaşlarımız.
Ama maalesef insan çalıştığı insanları seçemiyor.
Yani bunu seçme şansımız çok çok az.
Piyango misali ne çıkacağını bilmiyorsun ve eğer uyuşmadığın, aynı noktada buluşmadığın insanlarla iş yapmak zorundaysanız iş stresi daha da büyüyor.
Şöyle düşünüyorum ben değerimiz hakkında hiçbir söz hakkı olmayan insanların sorulmamış fikirleri, istenmeyen geri bildirimleri genelde saçma sapan oluyor zaten ve tavsiyeleri bizim mevcut iş
stresimizi daha da yukarıya taşıyabiliyor zaman zaman.
Ya da onların saçma sapan kaprisleri ya da üstümüzde ise ve bir şekilde elinde gücü tutuyorsa güç bende olan biraz daha güç savaşına dönüşen noktalarda o stres kat be kat artıyor.
O yüzden ben de bugün biraz iş stresi üzerine konuşalım istedim.
Şöyle kabaca değinmek istediğim başlıklardan bahsedeyim.
1- İş stresinin gerçek nedenleri.
2- Bilimsel olarak bedenimize ve zihnimize iş stresinin etkileri.
3- Dünya genelinde, ülkemizde ve burada yaşadığım için İngiltere'de iş stres verileri.
İş ve stres kelimelerini yan yana koyunca ne kadar zor oluyor bunu telaffuz etmesi ya.
Bütün bölüm nasıl geçecek hiçbir fikrim yok.
Neyse konuya dönelim. Ne dedik?
4. Stresli bir işin dışında daha iyi bir işin etkileri ne olur?
Yani bu işi yapmasaydınız, daha iyi bir iş yapsaydınız hayatınız nasıl değişirdi?
Ona da bakacağız tabii ki. Ve günlük olarak iş stresimizi yönetebilmek için uygulayabileceğimiz küçük ama etkili başa çıkma yöntemleri neler?
Bunlara bakacağız bu bölümde.
Hazırsanız başlayalım. Evet, stresi masaya yatırmadan önce madalyonun diğer tarafına da bakmak istiyorum.
Çünkü iyi bir iş dediğimiz şey aslında bizim ruh sağlığımızı bozan değil, aksine koruyan iştir.
Hatta Dünya Sağlık Örgütü'nün söylediğine göre tırnak içerisinde insana yakışır iş şunları sağlıyor.
Bir geçim kaynağı tabii ki, amaç özgüven ve başarı hissi, ait olma duygusu, düzen ve yapı, beynimiz bunu seviyor sonuçta değil mi?
Ve son olarak ruhsal zorlukları olan kişiler için iyileşme ve sosyal ortamlara dahil olma imkanı.
Şöyle bir düşündüğünüz zaman yaptığınız iş size bunların hangisini sağlıyor?
Hangilerini tikliyorsunuz?
Böyle bir küçük muhakeme yapın isterim.
Yani baktığımızda mesele işin tam olarak kendisi değil.
Mesele kötü bir iş.
Mesele toksik kültür.
Ki bununla alakalı detaylı bir bölümüm de var.
Ona da kesin bakın. Çünkü en son yaptığımız ankette iş stresinin en büyük sebeplerinden biri toksik kültür demiştiniz.
Onun dışında ne var?
Yönetmeyi bilmeyen yöneticiler.
Sadece işini iyi yaptığı için terfi alıp yönetici koltuğuna geçen ama insan ilişkileri, çalışan yönetimi, empati kurma hakkında hiçbir fikri olmayan, ego patlaması ya da kendince güç sarhoşu
olan küçük zihinli yöneticilerden bahsediyorum.
Ve tabii ki kapitalizmin bir getirisi olarak...
İnsandan çok verimli olmayı önemseyen sistemler.
Ama bu sistemleri kim kuruyor?
İnsanlar kuruyor. Yani insandan çok verimi önemseyen insanları benim aklım almıyor.
Çünkü günün sonunda sen de o şirketin, sen de o organizasyonun bir parçasısın.
Sadece görevin o ya da o koltuğa getirildiğin diye insanlara numara muamelesi yapmak ne kadar içinesin ya.
Nasıl akşamları vicdanın yerinde bir şekilde uyuyorsun.
Benim aklım bunu almıyor arkadaşlar ve alabileceğini de düşünmüyorum açıkçası.
Şöyle bir toparladığımızda bu bahsettiklerim dünya genelinde rakamlara nasıl yansıyor hazır rakam demişken ona da bakalım.
Biliyorsunuz ben data severim diyorum ama bu bölümü araştırırken gerçekten ağzım açık kaldı.
Çünkü dünya genelinde depresyon ve ansiyete nedeniyle her yıl 12 milyar iş günü kaybediliyor.
İnanabiliyor musunuz? Ve bu yıllık olarak 1 trilyon dolar ekonomik kayıp demek.
Ve dünyada her yıl uzun çalışma saatlerine bağlı olarak 750 bin insan, yanlış duymadınız 750 bin insan kalp hastalığı ve inme nedeniyle hayatını kaybediyormuş
arkadaşlar. Şimdi şöyle baktığımız zaman dünyanın %60'ı çalışıyor.
Ve herkesin güvenli, sağlıklı bir iş ortamında çalışma hakkı var değil mi?
Kağıt üzerinde böyle. Ama maalesef beklentiler ve gerçekler her zaman uyuşmuyor.
Arada bir şunu düşünüyor olabilirsiniz.
Acaba ben mi abartıyorum?
Ben mi çok kafama takıyorum?
İş işte işini yap geç gereksiz mi önem atfediyorum gibi sorunu kendinize aradığınız durumlar olabilir.
Evet bazı zamanlarda kafamıza çok takıyor da olabiliriz ama ben açık söyleyeyim iş stresi yaşayan insanların sandığı kadar abarttığını düşünmüyorum.
Neden? Çünkü bu küresel bir gerçeklik.
Şöyle söyleyeyim ekonominin hali ortada.
Şirketler çatır çatır işten çıkarım yapıyor ya da İşe alımları donduruyor.
Zaten politikanın geldiği durum sürekli bir gerginlik olacak, sürekli bir şey çıkacak, sürekli bir diken üstünde olma hali.
Birileri kalkıp alt tarafı bir buz parçası istiyorum diyor.
Dolar, altın, gümüş fırlıyor vesaire vesaire derken.
Yani şu anda ister istemez en çok hayatta tutunduğumuz, hayatımızda maddi manevi geçimimizi sağlayan işin de stresli olması bizi daha da fazla geriyor.
Yalan mı? Şimdi şöyle bir düşündüğünüz zaman bütün bu şartlar altında bir de toksik bir kültürdeyseniz, sürekli uğraşmanız gereken bir yöneticiniz, bir iş arkadaşınız vs.
varsa hoş geldiniz cümbüşe.
Yani stresli olmamanız için hiçbir sebep yok diyeyim.
Hatta size yakın zamanda şahit olduğum bir konuşmadan da bahsedeyim.
Benim vakti zamanındaki mentorlarımdan bir tanesi birkaç ay önce dünyaca bilinen bir şirkette çok da başarılı olduğu kıdemli direktör pozisyonundan istifa etti.
Geçtiğimiz günlerde buluştuk.
Dedim ki neden çıktın oradan?
Bana ne dedi biliyor musunuz?
Ben artık o insanlarla özdeğerimin pazarlığını yapmaktan çok yorulmuştum Emine dedi.
Sürekli bir şekilde yetersiz hissettirilmekten çok bunaldım ve hak etmediğim bir şekilde muamele gördüğüm yerde kalamazdım daha fazla dedi.
O kadar haklı ki.
Hatta şey düşündük. Acaba bu Londra çalışma kültürünün bir parçası mı?
Çünkü kimle konuşsam benzer şeylerden ve yönetici zorbalığından bahsediyor.
Ama ben Türkiye'de çalışırken de çok farklı değildi bu durum.
Hazır ülkelere değinmişken biraz da...
Diğer ülkelere bakalım. Merak ettim ve tabii ki kaynaklara baktım.
Gelelim İngiltere ve Türkiye verilerine.
Mesela İngiltere'de çalışanların %79'u düzenli olarak iş stresi yaşıyormuş arkadaşlar.
%79 dediğiniz çok yüksek bir rakam.
Ve iş stresi kaynaklı her vaka başına ortalama 21.6 gün iş kaybı yaşanıyor.
Stres nedeniyle de işe devamsızlık şirketlere yılda 5.2 milyar sterline mal oluyormuş.
Ve 2020'den bu yana da stres kaynaklı hastalık izinlerinde raporlarda %35 bir artış gözlemlenmiş.
Ve devletin kaynaklarına göre de şöyle bir çalışma var.
Her dört çalışandan biri işini aşırı stresli olarak tanımlıyor.
Çalışanların %67'si de son 2 yılda stres seviyelerinin arttırdığını bildirmiş ki ekonomik belirsizlik ve yükselen işsizlik oranında insanların aman çok sesim çıkmasın şimdi buradan ayrılırsam yeni bir şey bulamam
diye düşünüp bir şeyleri içine atmaları ya da üstünü örtmeleri olduğunun da kanısındayım ben.
Peki Türkiye'de durum ne?
Hadi gelin oraya da bakalım. Burada da çalışanların %69'u yüksek iş stresi yaşıyormuş ve çalışan bağlılığı oranı %10.
Bence daha düşüktür ama.
Veriler bunu gösteriyor.
Yoğun iş yükü, düşük güvenlik, sürekli belirsizlik insanları en çok strese sokan konular arasındaymış ülkemizde.
Ve şöyle baktığım zaman iş yerinde stres faktörlerine Türkiye'de yöneticiler ve çalışanlar arasında yapılan bir anket var.
İş yoğunluğu %49 ile açık ara en önemli stres kaynağı olarak belirtilmiş.
Bunu görev tanımındaki belirsizlik %31 bunun da oranı ve yönetim şekli izliyor.
Onun da oranı %25 ve dikkatimi çeken şey şöyle bir şey.
Katılımcıların %22'si iş yeri ortamındaki huzursuzluk, uyumsuzluk, çatışmalı veya gergin çatışma ortamı diyelim faktörünü de başlıca stres nedeni olarak görüyor.
Bu veriler ister istemez organizasyonel iklimin ve yönetim tarzının yöneticilerin stres düzeyine nasıl katkıda bulunduğunu da gösteriyor arkadaşlar.
Ki hatırlarsınız birkaç ay önce Türkiye'de bir video gündem olmuştu.
Patronu birisinin kafasına bir şeyler atıyordu vesaire bağırışlar çağrışlar havada uçuşuyordu.
O yüzden tahmin etmek ya da göz önünde canlandırmak çok zor olmamalı diye düşünüyorum.
Yani demek istediğim şu dünyanın neresine bakarsanız bakın sistem sağlıksız.
Ve Dünya Sağlık Örgütü de çok net bir şekilde diyor ki iş stresinin ana sebebi psikososyal riskler.
Ne demek istiyorum? Ne bunlar?
İnsanlarının yeteneklerini kullanamaması veya iş için yetersiz bırakılmak.
Aşırı iş yükü, az çalışan, uzun esnek olmayan çalışma saheleri, iş üzerinde kontrolünün olmaması.
Kontrol hissini seviyoruz değil mi insan olarak?
Yani bir şeylerin kontrolümüz altında olduğunu görmek istiyoruz.
Bu bizim stres seviyemizi azaltıyor.
Tam tersi olunca da stresimiz artıyor haliyle.
Kötü fiziksel koşullar özellikle masa başı olmayan işler için hatta masa başı olan işler için bile çünkü bütün oturuşumuz, boynumuz, omzumuz bunların ağrıyıp ağrımaması bizim ne kadar doğru bir fiziksel koşulda
çalıştığımıza bağlı değil mi?
Onun dışında ne var? Toksik kültür, negatif davranışların normalleşmesi.
Çok doğru çünkü insanlar aman şimdi benim de başıma bir şey gelmesin diye gördüğü şeyleri görmezden geldiği için ya da nereye gitsem aynıdır zaten farklı mı olacak burada en azından bir şekilde birkaç senemi geçirdim
vesaire diye düşündüğümüz için normalleştirmeye başlıyoruz ama onun kümülatif stresi üzerimizde gerçekten çok fazlalaşıyor.
Başka ne var bu psikososyal riskler arasında?
Yetersiz destek, otoriter yöneticiler, şiddet, taciz, mobbing.
Özellikle de bu microaggression dediğimiz ufak ufak iğnelemeler, aba altından sopa göstermeler, şiddet, taciz, mobbing, ayrımcılık, dışlanma, belirsiz rol tanımları az önce bahsetmiştik
zaten. Herkesin her şeyi yapması ve bunun da normalleşmesi.
Aşırı terfi, adamcılıktan mütevellit veya yetersiz terfi, kurumsal dille görünürlüğünüzün az olması.
Visibility, visibility, visibility diyoruz buna değil mi?
Halk dilinde de kendini ortalara atıp bir yapıp beş göstermeyip yeteri kadar yalakalık yapmamak da diyebiliriz bence buna.
Onun dışında ne var? İş güvencesi eksikliği, düşük ücret, ev ve iş rollerinin çatışması.
Ve şunlar da var. Bunu da unutmayalım.
Dünyanın yarısından fazlası kayıt dışı çalışıyor arkadaşlar.
Yani sıfır korumaları var.
Ve sağlık, acil servis, insani yardım çalışanları sürekli travma riski altında.
Ekonomik krizlerde iş kaybı, intihar girişimi riskini arttırıyormuş.
ve ruhsal sağlık durumları olan kişiler de iş bulmakta zorlanıyor ve işte ayrımcılığa uğruyor.
Şimdi bu anlattıklarımı şöyle bir toparladığınız zaman çok farkındayım böyle sanki kara bir bulut gibi üstümüze çöktü bu anlattıklarım ama bunların hepsi bizim gerçeğimiz ve biz bunları o kadar normalleştirmişiz ki o yüzden de iş stresinin
bizi ne kadar etkilediğinin farkında değiliz.
Bakın bu saydıklarımın hepsi çevresel faktörler ve haliyle bu durum tükenmişliğe yol açıyor.
Tükenmişlik toplumu bölümünde de içinde yaşadığımız toplumun, kapitalizmin ve sistemin bizi nasıl buraya sürüklediğinden bahsetmiştim.
Merak edenler oraya da bakabilir.
Yani demek istediğim şey biz kendimizin dışında çevresel faktörlerden mütevellit yoğun bir iş stresi altındayız.
Ve yakın zamanda fiziksel, duygusal bitkinlik, işten soğuma, uzaklaşma, sinizm, kendini yetersiz hissetme gibi tecrübeler yaşıyorsanız bilin ki tükenmeye başlamış ya da tükenmiş
olabilirsiniz. Bunu işvereninize söylediğiniz zaman ne der?
Ya sen de işte çok duygusalsın, sen de yeteri kadar resilient değilsin tırnak içinde.
Zaten artık iş ilanlarında bile bunları yazmaya başladılar değil mi?
Hızlı ortama ayak uydurabilen, multitasking, aynı anda bir şeyleri yapabilen.
Yani diyor ki ben senin suyunu çıkaracağım.
Sen de ne kadar boynunu büküp tamam okey dersen, ne kadar her dediğimi he dersen o kadar seni iyi bir çalışan olarak gözetirim.
Ya da seni bu şartlar altında işe alırım.
Bunu artık bütün iş ilanlarında görüyorsunuz ki ben daha çok görüyorum çünkü işim bu.
Onun dışında bunları yaşıyorsanız evet bu tükenmişlik olabilir ama şunları hatırlamakta da fayda var.
Ünvanın sen değilsin.
Bazen bakıyorum insanlar ne yapıyorsun diye sorduğunda ya da kendi hayatlarıyla ilgili bir şey sorduğunda sadece işten bahsediyor.
Herkes bir şeyin başı, direktörü vs.
o kadar şişirilmiş ünvanlar var ki arkadaşlar.
Hatta bununla alakalı neden LinkedIn'de herkes çok başarılı diye bir bölüm çekmiştim sizden gelen talep üzerine.
Orada algoritmadan ve diğer etmenlerden de bahsetmiştim böyle bir algının neden yaratıldığından dolayı.
Oraya da bakabilirsiniz ama bakıyorum bilmem nenin...
Direktörü ama altında bir tane raporlayanı yok.
Ama direktör gibi. Onun dışında performans değerlendirmen de sen değilsin.
Ben çok gördüm böyle hedeflerini tutturup işini iyi yapmasına rağmen abuk subuk şeylerden düşük performans puanı alan insan.
Benim de başıma geldi bu arada.
Ta böyle seneler önce Türkiye'de çalışırken yöneticim bana takımda en yüksek performans bende olduğu halde bir şeyle aynı fikirde olmadığında gözlerini belertiyorsun diye düşük puan vermişti.
İnanabiliyor musunuz? gözlerimi belertmem benim performansıma etkiliymiş.
Peki göz belertmek de neyse yani Ne yaptım?
Kötü bir şey mi söyledim? Hayır.
Karşı mı geldim? Hayır.
Ya da ne bileyim seni küçük mü düşürdüm?
Hayır. Aynı fikirde olmadığın zaman yüz ifadelerime bir şekilde engel olamamışım bir iki defa.
Ne var bunda ve seninle aynı fikirde olmak zorunda mıyım?
Tabii ki hayır. Neyse.
Bir de maalesef çalıştığımız birçok kişinin duygusal zekası yüksek değil.
O yüzden o insanların yorumları sizin gerçeğiniz olmamalı.
Yani o insanlar kendi içinde ne yaşıyorsa, kendi zihinleri ne kadar algılıyorsa sizi ona göre değerlendiriyorlar.
Yani demem o ki, işteki başarınız ya da başarısızlığınız, çünkü bunların hepsi subjektive tartışılır, sizin kimliğinizin bir parçası olmamalı.
O yüzden de sizin stresinize ister istemez katkı sağlasa da bunun bir şekilde farkında olmalıyız.
Evet iş hayatına ve iş arkadaşlarımıza yeteri kadar sövdüğümüze göre gelelim pratikte ne yapacağız kısmına.
Bir süre daha aynı ortamdaysanız.
Baktınız gidişatın değişeceği de yok.
Kendinize eziyet etmenin manası yok.
O yüzden siz o ortamı değiştirene kadar birazdan bahsedeceğim şeyler işinize yarayabilir arkadaşlar.
Birincisi tavsiye istemeyeceğin birinin eleştirisini ciddiye alma.
Çünkü insanlar eleştirirken Bunlar genelde kendi özgüvensizliklerinin yansıtma, duygusal beceri eksikliği, kronik stres ya da öğrenilmiş toksik davranışlar sergiliyor olabilirler.
Ve bunların hiçbiri karşınızdaki kişinin sizi değerlendirmeye tırnak içinde yetkili olduğu anlamına gelmez.
Saçma bir yorum ya da geri bildirim aldığınızda bu genelde işten ya da yaptığınız işin kalitesinden, verilerinden bağımsız oluyor zaten.
Kendinize hep şunu sorun.
Bu kişi benim değerimi ölçmeye duygusal olarak yeterli mi?
%95 hatta bence %99 ihtimalle cevap hayır.
O yüzden konuyu bırakabildiğiniz kadar orada bırakıp devam edin.
Mevlana'nın çok sevdiğim bir lafı var.
Der ki bir lafa bakarım laf mı diye bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
Bu kadar. İnanın iş hayatında çok güzel kolaylık sağlayan bir bakış açısı.
İkincisi çok basit ama çok etkili.
Anında böyle sinir sistemimizi yatıştıracak bir teknik.
Nefes. Nefes alıp böyle küçük bir nefes alıp uzun uzun nefes vermek.
Bunu 3-5 kere tekrar etmek.
Stresi hızla düşürür, sinir sisteminizi regüle eder.
Nefesle alakalı hatta meditasyon dahil olmak üzere bir sürü bölüm var.
Bu kanalda bakmak isterseniz onlara da bakabilirsiniz.
Onun dışında ne var? Duygusal farkındalık.
Hızlı bir şekilde içinde bulunduğunuz duyguları fark etmek.
Ne demek istiyorum? Diyelim ki bir toplantıdan çıktınız siniriniz bozuldu böyle iki dakika mola verip aklınızdan geçen düşünceleri fark etmek.
O düşüncenin getirdiği duyguyu fark etmek ve o duyguyu bedeninizin neresinde hissettiğinizi anlayıp elinizi böyle oraya koyup göğsünüzde mi karnınızda mı neredeyse o stres oraya koyup nefes
yardımıyla kendinizi sakinleştirmek.
Bunları düzenli bir şekilde yaptığınız zaman sinir sisteminizi regüle edebiliyorsunuz.
Onun dışında ne var? Mikro hareket molası.
2 dakika yürümek, esnemek, omuzlarımızı biraz daha rahatlatmak.
stres döngüsünü tamamlayan bir hareket olduğu için sizi de rahatlatacaktır.
Bir de şu var. Mesela iyi postalarınızı aynı anda cevaplamak zorunda değilsiniz.
Çok büyük bir kriz olmadığı sürece ki nadir olan bir durum anında bir şey cevaplamak zorunda değilsiniz.
24 saat içinde cevaplasanız da olur.
Çünkü karşı taraf ne kadar hızlı dönüyorsanız ona alışıyor ve siz işiniz olduğunda başka bir toplantıda olduğunuzda aynı hızda dönemediğinizde o beklentiden mütevellit bir memnuniyetsizlik oluşuyor.
Yaptığınız iş çok yoğunsa, masa başı çalışıyorsanız, bir toplantıdan bir toplantıya atlıyorsanız ya da fiziksel bir iş yapıyorsanız, o noktada hiç böyle kendinize ayıracak vakit bulamıyorsanız belki kendinizi beşer
dakikada olsa, onar dakikada olsa önceliklendirmek, böyle minik minik takviminize bloklar koymak o da işe yarayabilir.
Bir danışanla iş stresi üzerine çalışırken şöyle bir yöntem bulmuştuk.
Öğle aralarında kitap okumak, onu böyle bir saniyede olsa farklı bir dünyaya götürüp stresten uzaklaştırıyor.
Ve bayağı işe yaramıştı.
Sizin de eğer böyle gün içinde uygulayabileceğiniz kendi yöntemleriniz varsa ki eminim vardır.
Onları bulup molalarınıza mesai öncesine ya da sonrasına dahil edebilirsiniz.
Biraz daha böyle deşarj olmak için.
Onun dışında mesela iş öncesi ve sonrası 5 dakikalık telefonsuz geçiş ritüelini de ben çok faydalı buluyorum.
Böyle ekranlardan azıcık uzak kalmak işe yarayan yöntemler arasında.
Başka ne var? Ne var biliyor musunuz?
İnsan desteği. Tek bir güvenilir iş arkadaşı bile iş stresini yarıya indiriyormuş.
Araştırmalar böyle söylüyor ve ben buna kesinlikle katılıyorum.
Biz en yakın arkadaşımla ben yurt dışına taşındıktan sonra bunu konuşmuştuk.
Hatta bu detayları bilmeden konuşmuştuk.
İşimize bayılmasak da o zamanlar beraber çalışırken her sabah birlikte ettiğimiz kahvaltı, öğlene doğru beraber yapıp içtiğimiz bir kahve bize o kadar iyi geliyordu ki birbirimizin hayatında...
Bu kadar büyük bir etkimiz olduğunu o zaman fark etmemiştik.
Hadi ben ortam değiştirdiğim için beni biraz daha oyalayan bir şeyler vardı ama o bana bir kere şey demişti.
Sen de yoksun ya artık işe gitmek için hiçbir motivasyonum kalmadı Emine demişti.
Ve bana orada dank etmişti.
Gerçekten iş hayatında böyle güvenilir bir arkadaşınızın olması ne kadar önemli diye.
Ve bakıyorum. Benim en yakın arkadaşlarımın çok büyük bir kısmı hep iş hayatımdan olan arkadaşlarım.
Çünkü insanlar beraber travmalara maruz kaldığı zaman beraber zorluk çektiği zaman o zaman daha fazla yakınlaşıyorlar.
O zaman daha fazla daha derin bir bağ geliştiriyorlar öyle söyleyeyim.
O yüzden sizin kadar iş stresli iş yeri kankelerinize bu bölümü göndermeyi ve hayatınızda ne kadar önemli olduklarını hatırlatmayı unutmayın.
Ama tabii. İş stresiniz kronik bir duruma geldiyse aile hekimi, psikolog, psikiyatrist, iş yeri hekimi gibi uzmanlardan destek almanızı kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Tükenmiştik çünkü bir hafta sonu uykusuyla düzelecek bir şey değil arkadaşlar.
Hepimizin böyle yüksek stresli durumlarda desteğe ihtiyacı var.
Bunda yanlış hiçbir şey yok.
Manipülatör iş arkadaşlarınız ya da yöneticiniz varsa aman sen de çok takıyorsun, çok duygusalsın.
Bak herkes bir şekilde yönetiyor.
Senin duygusal dayanıklılığın zayıf gibi şeyler diyorlarsa ya da konuyu sistemden ziyade bir şekilde sizin eksikliğinize, sizin yönetemediğinize, sizin başa çıkamadığınıza getiriyorlarsa sakın ona
oltaya gelmeyin.
Evet yavaş yavaş kapatalım ama bu bölümden aklınızda kalacak bir şey varsa...
O da şu olsun isterim arkadaşlar.
İş anlamlı olabilir, güzel olabilir.
Hatta bazen hayatımızda gurur kaynağımız bile olabilir.
O belli bir şirkete girmek, o belli bir işi yapmak, oraya o başarıyla gelmiş olmak.
Bazen de tam tersi olur.
O yüzden hep şunu hatırlayın.
Sen işin değilsin.
Senin değerini performans değerlendirmen asla belirlemez.
Sen KPI'ların değilsin.
ve yöneticinin ya da herhangi duygusal zekadan yoksun bir iş arkadaşına yorumu hiç değilsin.
Senin değerin yaptığın iş çok çok daha büyük.
Hayatın iş stresinden çok daha geniş, çok daha anlamlı, çok daha renkli.
Bunlar hep kendimize hatırlatmamız gereken şeyler ve bir soruyla elveda diyelim.
Bu hafta iş stresini yönetmek için bir adım atacak olsaydın, bir nicik de olsa bu anlattıklarım arasından ya da senin kendine iyi gelen şeyler arasından ne olurdu?
Ve eğer iş hayatındaki politikaları yönetmek, kariyer değişikliği, bölüm değişikliği, ne istediğini keşfetmek gibi durumlarda profesyonel destek almak isterseniz de emineyesiçmen.com
slash koçluk adresinden bana her zaman ulaşabilir, ücretsiz öngörüşme talep edebilirsiniz.
Tanışırız, bakarız, beraber çalışabiliyor muyuz, çalışamıyor muyuz, size yardımcı olacak kişi ben miyim değil miyim diye buna bakabiliriz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Sizi çok seviyorum.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
