
İş Hayatında Belirsizlikle Baş Etme: Stres, Kaygı ve Dayanıklılık
25 Ağustos 2025 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İş hayatında belirsizlikten kaçmak mümkün değil: ekonomik dalgalanmalar, iş güvencesi kaygısı, değişen liderlik tarzları… Peki bu belirsizlikle nasıl başa çıkabiliriz? Bu bölümde iş dünyasında belirsizliği yönetmenin yollarını konuşuyoruz.
Belirsizliğin neden bu kadar zorlayıcı olduğunu,
Kaygı ve stresle baş etmenin kanıtlanmış yöntemlerini,
Modern psikologların belirsizlik hakkındaki önerilerini keşfedeceksin.
Marcus Aurelius’un dediği gibi: ‘Hayatımız, düşündüklerimizin rengini alır.’ Belirsizlikle yaşamayı öğrenmek, kariyerinde daha esnek, güçlü ve huzurlu olmanın anahtarıdır.
Transkript
Herkese merhaba, gençli güzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Eğer beni ilk defa dinliyor ya da izliyorsanız öncelikle hoş geldiniz.
Burası doğru cevapları bulmaktan ziyade doğru soruları sorduğumuz, azıcık da varoluşsal krizlerimizi konuştuğumuz bir alan.
Eğer beni düzenli olarak dinliyorsanız tekrar siz de hoş geldiniz.
Bu hafta ne konuşacağız?
Bu hafta... Belirsizlikle nasıl başa çıkarız?
Özellikle de iş hayatındaki, kariyerimizdeki belirsizlikle nasıl başa çıkarız?
Bunları konuşacağız. Hazırsanız başlayalım.
Geçtiğimiz günlerde size Instagram'dan sorduğumda en çok hangi konuda belirsizliğe tahammül edemiyorsunuz diye iki tane cevap öne çıkmıştı.
Bunlardan bir tanesi iş ve kariyer hayatındaki belirsizlik, ikincisi de ilişkilerdi.
Ben bu iki bölümü ayrı ayrı çekmeyi uygun gördüm çünkü İki konuda birbirinden farklı ve bunun getirdiği belirsizlik, bu belirsizliğin getirdiği kaygıyla buna verdiğimiz cevap, bununla başa çıkma yöntemleri
bir tık daha farklı.
O yüzden bugün kariyer ve iş alanındaki belirsizlikten konuşacağız arkadaşlar.
Ama ondan önce oturup belirsizliğin doğasına bakmak isterim.
Neden belirsizliğe bu kadar tahammül edemiyoruz?
Nedir belirsizlikle alakalı bizim böyle içimizi kemiren şey?
Neden biliyor musunuz arkadaşlar?
Çünkü biz insan olarak nasıl...
Barınmaya, beslenmeye, güvenliğe, güzel insan ilişkilerine ihtiyaç duyuyorsak temel ihtiyaçlar arasında kesinliğe de aynı şekilde ihtiyaç duyuyoruz.
Çünkü bu güvenlikle bağlantılı.
Yani beynimiz belirsizlik olduğu zaman, geleceğimizle alakalı bir şeyleri net bilmediğimiz zaman bunu...
tehdit olarak algılıyor ve ister istemez bir noktada sürekli bir şeyleri kesinleştirmeye çalışıyor.
Sürekli ona çözüm üretmeye çalışıyor.
Ama tabii ki her zaman her şey kesin olamayacağından mütevellit o belirsizliğin verdiği kaygı bizi içten içe kemiriyor.
Özellikle de iş hayatında.
Çünkü neden? Hepimiz...
Sonuçta hayatımızı sürdürebilmek için belli başlı bir işe ihtiyaç duyuyoruz.
Belli miktarda bir para kazanmak istiyoruz, rahat yaşamak istiyoruz, standartlarımızdan vazgeçmek istemiyoruz ya da standartlarımızı yükseltmek istiyoruz.
Sevdiğimiz bir şey yapmak istiyoruz ya da en azından bize anlamlı gelen bir şey yapmak istiyoruz.
Tabii ki bunun bir de güvenliği olsun istiyoruz.
Yani yarın işten çıkacak mıyım ya da ben hayatımın sonuna kadar bu sevmediğim şeyimi yapacağım diye bunun kaygısıyla da olmak istemiyoruz.
Yani hayatımızda bizim hayata devam etmemizi sağlayacak en önemli şeylerden bir tanesi de iş olduğu için, gelir kaynağımız olduğu için bu konudaki belirsizliğin bizi...
bu kadar yüksek derecede rahatsız etmesi çok normal.
Şimdi iş hayatındaki belirsizlikle nasıl başa çıkarız?
Neler bizi bir tık da olsa rahatlatır?
Nasıl yönümüzü buluruz?
Bunlara geçmeden önce size kendimle alakalı bir şey anlatmak istiyorum.
Çünkü ben de çok yakın bir zamanda yüksek oranda işten çıkarımların olduğu bir süreçten geçtim çalıştığım şirkete.
Ve hayatımda, kariyerim boyunca İlk defa benim içinde bulunduğum organizasyon böyle bir işten çıkarımdan etkilendi ve ben de hayatımda ilk defa böyle bir süreçte bulundum.
Ne yalan söyleyeyim en başta şöyleydi.
İlk duyduğum spekülasyonlar başladı LinkedIn işten çıkarım yapacakmış falan diye.
Önce bir merak vardı.
Acaba şöyle mi böyle mi?
Ne kadar paket verecekler acaba?
Aslında fena fikir değil paketimi alıp giderim falan diye düşünmeye başladım.
Ondan sonra 3 gün sonra bizim şirket üst yönetim açıklama yaptı.
Dediler ki bir organizasyon değişikliğine gidiyoruz.
Şu şu şu takımlar bu bu bu bu organizasyonlar etkilenecek.
Ama kesin bilgiyi biz sizinle önümüzdeki haftalarda paylaşacağız.
Ve en başta bende şöyle gereksiz bir rahatlık var.
Şöyle düşünüyorum. Ya evet ben zaten bir şeyleri değiştirmek istiyordum.
Yavaş yavaş farklı rollere de bakmaya başlamıştım.
Ama şu kafadaydım bir yandan da.
Çok fazla konfor alanımdan zaten çıktım.
Sene sonuna kadar bu işle devam edeyim, idare edeyim.
Sonuçta burası da bir konfor alanım.
Ondan sonra bakarız.
Ama evren resmen dedi ki senin konfor alanında kalma lüksün yok Emineciğim hayatında.
O yüzden hadi bakalım şimdi de bu geldi.
Tamam gelsin. Bir yandan da şöyle düşünüyorum.
O kadar da kötü olmaz herhalde.
Her ne olursa olsun benim en çok işime yarayacak, en çok hayrıma olacak şekilde sonuçlanır herhalde diye düşünüyorum.
Ve çok sevdiğim bir söz var. Benim ve bütünün hayrına neyse o olsun.
Bir arkadaşımdan öğrenmiştim bunu.
Son böyle 15 senedir falan sürekli kullanıyorum.
En başta böyle bir rahatım. İnsanlar panikliyor, inanılmaz derecede ne yapacağız şimdi, ne olacak, kim gidecek, kaç kişi gidecek falan.
Çünkü bunların hepsi belirsiz.
Ben de böyle sakin sakin oturuyorum ama kendim de anlayamıyorum o sakinliği.
Tabii bir yandan şey diye düşünüyorum.
En kötü ne olur? İşten çıkarım, elime toplu para geçer.
O esnada bir iş bulurum zaten.
Yani bu kadar sene boşuna mı çalıştım?
Kendimce güzel de bir CV'im var.
Bir şekilde yeni, daha çok beni mutlu eden değişik bir işe geçerim.
Elimde de toplu para olur.
Bu birinci opsiyon. İkinci opsiyon da kendi işime daha fazla vakit ayırmak istiyordum.
Biraz daha fazla podcast'e vakit ayırmak istiyordum.
Koçluğa vakit ayırmak istiyordum.
Bunu yaparım. Ondan sonra üçüncü olarak da dedim ki yani en kötü ihtimalle gider birazcık gezerim.
Tatil yaparım. Tam da yaza denk geldi.
Çok güzel. Sonra dönünce bakarız gibi şeyler geçiyor aklımdan.
Tabii şeyi de düşünüyor insan ister istemez.
Şimdi de düzenli gelirim olmadığı zaman ne yapacağım?
O zaman evi kiraya veririm.
Burayı böyle hallederim.
Annelerin yanına giderim bir süre.
Kalırım gibi gibi. Ama insanın aklında da şu var.
Kimseye muhtaç olmak istemiyorsun.
Zaten kendi düzenin var.
Kendi kurduğun bir hayatın bir standartın var.
Onun bozulmasını istemiyorsun.
Gibi böyle aklımda bir sürü düşünce var.
Ama bir yandan da içten içe hep şey diyorum.
Lütfen paketimi versinler ve gidelim.
Kardeşim de dedi ki abla sen kafayı mı yedin?
Yani sen bu işin içindesin, sen bu sektörün içindesin.
En iyi sen biliyorsun şu an işe alımların ne kadar zor olduğunu.
Yani bir şeyi dilerken doğru düzgün dile, iş işteyken bulunur dedi.
Haklı tabii ki de her zamanki gibi.
Şimdi böyle birkaç hafta geçti.
Ben bir tık daha rahatım ama toplantıya giriyoruz takım toplantısına.
Herkesin surat beş karış haklı olarak kimisi gece uyuyamamış kimisi hiçbir şey olmamış gibi davranıp işlere devam ediyor ki o esnada zaten yönetim dedi ki işinizin normal standartında yapmak
zorunda değilsiniz. Bir noktada yavaştan alın kendinizi önceliklendirin mental sağlığınızı önceliklendirin.
Ondan sonra dediler ki iki haftaya kaç kişinin gideceği açıklanacak.
Kimin gideceği de değil. Kaç kişinin gideceği açıklanacak.
Biz de orada tabii sürekli bir tahminde bulunuyoruz.
Diyoruz ki şimdi bizim takımı komple uçursalar yapamazlar.
Çünkü şirketin en yüksek gelirlerinin döndüğü takım burası.
Ve bu takım eğer bu müşterileri desteklemezse kim destekleyecek?
Bu müşterilere nasıl bakacaklar?
Öyle mi olur? Şu kadar kişi mi gider?
Bu mu olur? Sürekli bir komplo teorisi dönüyor.
O esnada şirkette başka hiçbir şey konuşulmuyor ama kimse iş yapamıyor bu esnada.
Sonra o süre de geçti.
Bir kişi gidecek. 10 kişilik organizasyondan bir kişi gidecek ve bütün tantana bu yüzden.
Yani şunu en başından beri kriterini belirle, kimin gideceğini, kaç kişinin gideceğini vs.
bunları belirle. Ona göre iletişimini yap değil mi?
Niye insanları bu kadar gereksiz bir sürece sokuyorsun?
Neyse bir kişi gidecekmiş.
Onun da kim olduğu yine iki hafta sonra belli olacak.
Hayda yine bekle bakalım kimdir nedir.
Ben de o arada tabii başka şirketlere sürekli başvuru yapıyorum.
Ne olur ne olmaz diye kendimi garantiye almak için.
Ama bir noktadan da arkadaşlarımızla işte kendimizi avutuyoruz.
Sen gitmezsin şu olmaz.
İşte yüksek performans var zaten kim gider acaba?
Ama herkes yüksek performansta kim gidecek?
Tabii bilmiyorsun diğer insanların ne durumda olduğunda.
Ve bu noktada en çok şükrettiğim şeylerden bir tanesi ne kadar güzel insanlar biriktirdiğim oldu.
Çünkü bu işten çıkarımlar duyulduğu an herkes bana mesaj atmaya başladı.
İşte bizim şirkette şöyle bir pozisyon var.
CV neyden vereyim mi? Güvende misin?
Değil misin? Etkilendi mi? Etkilenmedi mi?
İnsana kendini bir tık da böyle rahat hissettiriyor.
Alternatifim var gibi. İş başvuruları da öyle.
Ama son böyle artık açıklanmaya yakın.
Ben diğer başvurduğum şirketlerden sürekli red almaya başladım.
Ve ufak ufak paniklemeye başladım.
Yani bunda aslında şaşırılacak bir şey yok çünkü...
Zaten bizim organizasyonlar nasıl bozuluyorsa, nasıl bizim şirket şu an bir organizasyon değişikliğinden gidip işten çıkarım yapıyorsa bu piyasadaki birçok şirkette var.
Zaten teknoloji sektörünün defoltu bu.
Ama sadece teknoloji sektöründe değil, genel olarak piyasada bir durgunluk var.
İşten çıkarımlar var, organizasyon değişiklikleri var, işe alımlar durdu, donduruldu gibi gibi.
Ben böyle yavaş yavaş daha mülakata bile geçemeden red yemeye başlayınca orada bir şey oldum.
Bir dakika ya yani sandığım kadar da güvende değilim galiba.
Ondan sonra hatta bir tane şirketle çok da güzel bir şirkette mülakata girdim.
Mülakat okeydi bence ama böyle içimden bir ses dedi ki burada bir şey var tam da istediğim gibi enerji alamadım.
Olmadı da ben de geri bildirim istedim.
Dedim ki neden? Bana şöyle bir geri bildirim geldi.
Senin tecrüben ne ya da...
Senin bu işi yapabileceğin ne dair bir sorgulamayla alakalı hiçbir şey yok.
Bence sen mükemmel bir adaysın.
Sadece mülakatı yapan kişi senin şu an bir stabilite ihtiyacın olduğunu sezmiş.
Nasıl sezmiş bilmiyorum ama çok doğru sezmiş.
Ve stabilite bizim sana verebileceğimiz son şey şu anda.
Çünkü iki tane yeni ürün çıkartıyoruz.
Sürekli değişen bir...
Durum var ortada. Sürekli kararlar değişiyor.
İş yapış şekillerimiz değişiyor.
Ve seni buraya alıp boşu boşuna daha fazla stresi sokmak istemeyiz.
Bir yandan böyle içime oturdu.
Çünkü istemiştim o işi.
Ama diğer yandan da şöyle oldum.
Haklılar. Yani sonuçta bilmeden de olsa beni büyük bir şeyden korudular.
Ondan sonra ben yavaş yavaş böyle paniklemeye başladım son iki gün kala.
Uyku düzenim falan değişmeye başladı.
Ve o gün geldi çattı dedi der ki bize saat 12'de etkilenenler mail olarak bilgiyi alacak.
Saat 12 oldu. Hiçbir şey yok.
Saat 1 oldu. Hiçbir şey yok.
O esnada tabii ki de bütün iç konuşmalar çıldırıyor.
Herkes herkese yazıyor. Gruplarda konuşuluyor.
Sana mail geldi mi? Bana mail geldi mi?
İnsanların kaygı seviyesini düşünün artık.
Ne zaman açıkladılar biliyor musunuz?
6.30'da. Ve 6.30'a kadar herkes ben mi çıktım, şöyle mi oldu, böyle mi oldu diye panik yaşadı.
Çok sevdiğim bir arkadaşımız çıkmak zorunda kaldı.
Sevinemedim bile ben çıkmadım diye.
Yani böyle bir süreçten geçtiği zaman insan diyor ki ne kadar gereksiz, ne kadar insanı yıpratan bir şey.
Baştan söyleyin arkadaşım kimse ya da neyse kriteriniz ona göre halledin bu işi.
O yüzden de sadece işinizin tehlikede olması değil, yaptığınız işi sevmiyor olabilirsiniz, ne istediğinizi bilmiyor olabilirsiniz.
Ben hayatımın sonuna kadar burada mı çalışacağım, bu insanlarla mı çalışacağım, bu işimi yapacağım, böyle mi olacak diye düşünüp bunun stresinde olabilirsiniz.
Sizi çok iyi anlıyorum.
Ama benim bu süreçten, öğrendiğim bu süreci bir tık daha böyle...
Hafif atlatan diyelim arkadaşlarımdan öğrendiğim, araştırdığım birkaç tane şey var.
Bunlardan bir tanesi direnmemek.
Çünkü direndiğiniz zaman olanı değiştiremiyorsunuz.
Yani kabullenmekten bahsediyorum ama şöyle bir kabullenmekten bahsediyorum.
Kontrol alanınızdaki şeylere odaklanın.
Kontrolünüzde olmayan şeyler için kaygılanıp üzülmeyi bırakın.
Biliyorum tabii ki kolay bir şey değil ama bunu söylememin sebebi şu.
İçinde bulunduğumuz iş dinamikleri, içinde bulunduğumuz dünya hem ekonomik olarak hem politik olarak çok farklı bir yerde.
Yani bundan 20 sene önce dijital pazarlama uzmanı diye bir title yoktu.
Böyle bir ünvan, böyle bir kıdem yoktu ama şu an var.
Bundan 5 sene önce chat GPT prompter diye bir...
Ünvan yoktu ama şu an chat GPT'yi iyi yönetebilen, iyi sorular sorup iyi eğitebilen insanların işe alındığı, böyle bir departmanın, böyle bir başlığın olduğu bir şey var.
Ve o yüzden de iş hayatı sürekli değişiyor.
Zaten yapay zeka bazı dinamikleri değiştirdi.
Zaten içinde bulunduğumuz politik durum bazı dinamikleri değiştirdi.
Ya da bundan 20 sene önce üniversite mezunu olmak, master yapmak...
Çok büyük şeylerdi.
Size bütün kapıları açıyordu.
Türkiye'de hala bir tık daha böyle.
Hatta belli üniversitelerden mezun olmanız gerekiyor.
Belli firmalarda çalışabilmeniz için hiçbir zaman da anlayamadığım bir mantık.
Ama şu an işverenler şuna da bakıyor.
Benim için üniversite mezunu bırak hangi üniversiteden olduğunu, üniversite mezunu olup olmaması önemli değil.
Şu yetenekleri varsa, buna uyuyorsa...
Ben bu insanı işe alırım diyor.
Çünkü bilgi çok yaygınlaştı.
Eğitim gerçekten daha farklı alanlara yayıldı.
Bundan 10 sene sonra ne olacak bilmiyoruz.
Ya da creator economy dediğimiz, influencerların olduğu, insanların farklı şekilde kendi işlerini yarattığı bir noktadayız şu anda.
O yüzden de büyük resme bakıp piyasanın farkında olmak, iş trendleri nereye gidiyor bunun farkında olmak, ben bu büyük resimde neredeyim, piyasa nereye evriliyor, iş hayatı nereye evriliyor, ben hangi yeteneklerimle burada hayatta kalabilirim
bunlar bizim kontrolümüz içinde.
Evet ama kontrolümüz dışında olan şeyleri direnmek bizi sadece geriye götürür.
Kontrolümüz içinde olan şeyler demişken şunu da söylemekte fayda var.
Madem piyasa bu kadar değişiyor.
Madem iş dünyasının dinamikleri bu kadar değişiyor o zaman siz kendinize nasıl yatırım yapıyorsunuz?
Bu da ikinci başa çıkma yöntemlerinden bir tanesi.
Bu yatırım iki şekilde bu arada arkadaşlar.
Bir tanesi siz neyi seviyorsunuz?
Neyden besleniyorsunuz?
İleride kariyer olarak ne yapmak istiyorsunuz?
Bunları yavaş yavaş keşfedip onları...
Hayata geçirmek, bir deneme yanılma yöntemiyle bakalım buradan bana bir kapı açılıyor mu?
Bakalım burası bir gelir kapısı olabilir mi gibi bakmak.
Benim kendimde o süreci yönetirken gözlemlediğim en büyük rahatlık buydu.
Ya benim ikinci mesleğim var ben koşluk yapıyorum.
Olmadı sadece buradan ilerlerim.
Ya da podcast'ıma odaklanırım gibi onun verdiği bir rahatlık da vardı.
Diğer arkadaşlarıma bakıyorum.
Kimisinin cimi vardı mesela kendi spor salonu.
Ben de buradan yürürüm, buraya daha fazla odaklanırım diyordu.
Kimisinin Airbnb'si vardı, kimisi benim gibi içerik üretiyordu gibi.
Bu tarz insanlar bir tık daha rahat atlatabiliyor iş hayatındaki belirsizliği.
O yüzden de siz neyi seviyorsunuz, ne yapmak istiyorsunuz, bir sonraki kariyeriniz nerede, nasıl olabilir bunların üzerine odaklanabilirsiniz.
Eğer ki bu konuda desteğe ihtiyacınız olursa biliyorsunuz ki ben kariyer koçu olarak en çok bu konunun üzerine çalışıyorum danışanlarımla.
Kapım her zaman açık, bana ulaşabilirsiniz.
Ama... Şöyle bir şey olmayacak.
Gökten zembille siz ne istediğinizi bilmeyeceksiniz.
Ya da biri sizin yeteneklerinizi fark edip hadi gel bakalım sen de bu konuda çok iyisin hemen seni parlatalım demeyecek.
Bu bir deneme yanılma yöntemi.
Bir motivasyon bekliyorsanız bu konuyla alakalı ben işte şimdi odaklanayım ne istediğimi bulayım ya da hobimi biraz daha iş haline getireyim ya da ikinci bir iş yapayım diye.
O motivasyon harekete geçmediğiniz zaman hiçbir şekilde gelmeyecek.
Bence bunu bilmekte de fayda var.
Bu da üçüncü şey. Çünkü konfor alanında kaldığımız zaman o konfor alanın o kadar içine giriyoruz ki motivasyon bekliyoruz ama siz adım atmadığınız zaman adım atıp o adımınızın sonucunu görmediğiniz zaman o motivasyon
da gelmeyecek maalesef.
Diğer bir şey de benim en çok sevdiğim cümlelerden bir tanesi düşündüğün her şeye inanma.
Çünkü beyin negatife odaklanma eğiliminde ve belirsizlik anında ister istemez felaket senaryosu yazıyor.
İşinizle alakalı eğer bir gergin durumdaysanız, işinizden çıkma ihtimaliniz varsa da yapmak istemiyorsanız o işi, evet en kötü senaryoyu düşünün ama onun yanına bir de en iyi senaryoyu iliştirin.
Bunu bir düşünme alışkanlığı olarak göz önüne alın.
Yani en kötü senaryoda ben X, Y, Z'yi yaparım.
Şöyle şöyle kendimi kurtarırım.
Ama en iyi senaryoda da bu olur.
Bu ister istemez bizi biraz daha böyle farklı açıdan bakmaya ve o en iyi senaryoya dair nasıl adım atacağımıza doğru motive ediyor.
Bunun neden özellikle altını çiziyorum biliyor musunuz arkadaşlar?
Çünkü beynimiz kaygı anında, gelecekle ilgili belirsizlik anında ister istemez bir tık daha kendini kapatıyor ve kendi geçmiş tecrübelerine göre, kendi beklentilerine göre olayları yorumluyor.
Gerçeklikten uzak olabilir.
O yüzden düşündüğünüz şeyin gerçek olma ihtimali %100 değil hiçbir zaman.
Yani siz işinizle alakalı endişeleniyor olabilirsiniz ama hala güvende de olabilirsiniz.
Çünkü farklı bir yerde yatırımınız vardır, farklı bir alternatifiniz vardır ama o an görmüyorsunuz.
Ya da diyelim ki iş hayatında zor bir dönemden geçiyorsunuz.
Bir karar almanız lazım.
O karar gerçekten diğer insanlara ya da size faydalı olacak bir karar.
Bazı insanlara da çok faydalı olmayacak.
Kendinizi suçlu hissediyor olabilirsiniz ama o kararın doğru olmadığı, sizin kötü bir insan olduğunuz anlamına gelmez gibi gibi.
O yüzden de düşündüğünüz her şey gerçek değil.
Bunu bilmek, kendinize bunu hatırlatmak, şu an kurduğum senaryonun gerçekleşme ihtimali aslında sandığımdan çok daha düşük.
diye kendimize hatırlatmak çok çok çok işe yarıyor bunu söyleyebilirim.
Ama işte insan özellikle de gelecekle alakalı hayatta kalmayla alakalı gelir kapısının kapanmasıyla ilgili kaygılı olduğunda bu kadar pozitif bakamıyor.
O yüzden de biraz daha sağlıklı konfor alanı yaratmak özellikle belirsizlik dönemlerinde çok işe yarıyor.
Ne demek istiyorum? İnsan kaygılı ya da stresli olduğu zaman rahatlatacak şeye odaklanıyor.
Ne bu? Telefonu elimize alıyoruz, kaydırmaya başlıyoruz.
O bize hızlı bir dopamin sağlıyor.
Ya da duygu sağlayamaya başlayabiliyoruz.
Daha fazla alışveriş yapmaya başlayabiliyoruz.
Biraz daha böyle kendimizi Görece sağlıklı olmayan konfor alanlarına itiyoruz.
Ama daha zihnimizi netleştirebileceğimiz, daha farklı yerlerden bakabileceğimiz aktivitelere de odaklayabiliriz kendimizi.
Sevdiğiniz insanlarla vakit geçirebilirsiniz ya da zihninizin içinde kalmak yerine ellerinizi kullanarak yapabileceğiniz şeylere odaklanabilirsiniz.
Topraklanmayla alakalı bahçecilik olabilir.
Eğer ki resim yapıyorsanız, resim yazıyorsanız yazı gibi gibi sizi zihninizin içerisinden çıkartıp daha böyle rahatlatacak, daha konfor verecek şeyleri yapmakta o kaygıyı
yönetmek ve o kaygıya vereceğiniz tepkiyi, o belirsizlik içinde kaybolmuşluk hissinizi bir tık daha azaltacaktır diye düşünüyorum.
Evet yavaş yavaş artık yayını kapatalım.
Umarım bu bölüm size birazcık da azıcık da olsa iş hayatındaki belirsizlik konusunda bir yön verebilmiştir.
Ya da şu anda iş hayatında zorlanan bir arkadaşınız varsa bu bölümü dinlemesini düşündüğünüz bir arkadaşınız varsa onunla paylaşmayı unutmayın.
Bu arada ben size hep yorum yapın diyorum Spotify'dan ama Spotify Türkiye'de yorumlar kapalıymış arkadaşlar.
Bana da geçen gün bir dinleyicim söyledi.
O yüzden... İsterseniz Instagram'dan ya da YouTube'dan yorum yapabilirsiniz.
Dinlemek istediğiniz, benden dinlemek istediğiniz bölümler varsa bölüm önerilerinizi de alırım.
Ve son olarak matematikçi John Allen Paulus'un dediği gibi belirsizlik hayatımızdaki kesinliği olan tek şeydir.
O yüzden de unutmayın belirsizlik hayatımızın her alanında olacak ama önemli olan bizim o belirsizliği nasıl yönettiğimiz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
