
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayallerimizi gerçekleştirmekten tutun da sağlıklı, doyumlu ve tatminkar bir yaşam inşaa etmeye kadar bir çok konuda irademizi kullanmak söz konusu. Peki bir güçlü bir iradeye nasıl sahip olabiliriz?
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün yine bir solo bölümle karşınızdayım.
Geçtiğimiz haftalarda...
O kadar çok böyle konu talebi geldi ki uzun bir süre böyle solo bölüm çekerek ilerleyebilirmişim gibi geliyor.
Çünkü elimde çok fazla konu var.
Ama ve lakin yakın zamanda böyle birkaç tane güzel ilham veren hikayesi olan konuklarımı da ağırlamayı düşünüyorum.
O yüzden beklemede kalın.
Onun dışında bu gelen konularla alakalı da çok çok böyle dikkatimi çeken ve aa evet bunu konuşmak neden daha önce aklıma gelmedi dediğim bir konu vardı.
Ama ve lakin bu konuyu neresinden tutacağımı bir türlü kafamda netleştiremediğim için birazcık beklemeye aldım.
Normalde bana kalsa ilk okur okumaz hemen yarın bununla ilgili bir bölüm çekeyim derdim ama...
Birazcık üzerine düşündüm, baktım, ettim, kendimi de gözlemledim çünkü benim de üzerinde çalıştığım bir şey.
Sonunda neresinden gireceğime ve nasıl anlatacağıma karar verdim ve bugün buradayım.
Yine böyle gizem yaratmış oldum ama konumuz irade arkadaşlar.
Yani irademizi nasıl güçlendiririz, irademizi nasıl doğru bir şekilde kullanırız?
Ama buraya girmeden önce şunu da konuşmak istiyorum.
Yani neden bu kadar önemli?
İrademizi güçlendirmek, irademizi doğru bir şekilde kullanabilmek neden bu kadar önemli?
Günün sonunda hayallerimize ulaşmak için büyük ya da küçük yaptığımız ya da yapmadığımız her şey, aldığımız ya da almadığımız her karar aslında irademizden kaynaklı.
Yani diyelim ki siz eğer sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsunuz.
O işte yediğiniz yemek ya da yememeyi tercih ettiğiniz yemek ya da yaptığınız spor ya da yaptığınız ruhunuzu besleyecek bir şey.
Sonuçta sağlık bütünsel bir şey.
Hani ruh, beden ve zihin olarak düşünüyorum ben bunu.
Bu sizin iradeniz sayesinde aldığınız kararlarla, iradeniz sayesinde yaptığınız davranışlarla ortaya çıkan bir şey.
Bu ilişkiler için de geçerli, işiniz için de geçerli.
Çok büyük bir hayaliniz vardır, böyle bir misyonunuz vardır, onu hayata geçirmek istiyorsunuzdur.
Bunun için de geçerli.
O yüzden irade burada büyük bir önem arz ediyor.
Kimileri buna disiplin der, kimileri öz disiplin der, kimileri kendini kontrol edebilme yetisi der.
Hani kısa vadede bizi cezbeden şeylere karşı koyup uzun vadede daha böyle duyumlu, tatminkar, mutlu, sağlıklı bir hayat yaşamak için aslında yaptığımız, yapmadığımız şeyler.
Hatta bununla alakalı baya bir çalışma var.
Bu arada bugün çok fazla bilimsel çalışmalardan da bahsediyor olacağım.
Belki duymuşsunuzdur marshmallow deneyi var.
Bu marshmallow deneyinde de şey yapıyorlar işte böyle küçük çocukları koyuyorlar bir odaya.
Diyorlar ki sana bir tane marshmallow veriyorum.
Eğer beklersen ben odaya girene kadar tekrardan ve o arada yememiş olursan sana ikinci marshmallowı da vereceğim.
Ama eğer bu marshmallowı şu an yemeyi tercih edersen ikinci marshmallowı alamayacaksın.
Bunun videosunu koyacağım.
O kadar komik ki çocukları görmeniz lazım böyle yememek için.
Başka tarafa bakıyorlar biri kokluyor biri gidip yalıyor bırakıyor falan.
Neyse daha fazla spoiler vermeyeyim ama kesin gülme garantili yani.
Bunu böyle bu deneyi yapıyorlar.
İşte tabii çocukların bazıları yiyor marshmallow'u bazıları yemiyor.
Ve bu marshmallow'u yemeyip ikinci marshmallow'u bekleyen çocuklarla alakalı işte belirli dönemlerde yine gözlem gerçekleştiriyorlar.
Ve 30 sene sonra tekrardan bu çocukların hayatına odaklanıyorlar.
Şunu görüyorlar. Marshmallow'u yemeyip ikincisini bekleyen yani irade gösterebilen çocuklar birinci olarak streslerini diğerlerine göre çok daha rahat yönetebiliyorlar ve fiziksel olarak
daha sağlıklılar, maddi olarak daha iyi konumdalar, daha iyi üniversitelerde, daha iyi bölümlerde okuyorlar ve ilişki anlamında da daha böyle tatminkar, doyurucu, güzel ilişkileri oluyor.
Tabi bu çalışmana mutlaka satmaları vardır ama genel olarak sonuçlar bu şekilde.
Ki o zaman... Ben şunu düşünmeye başladım bu çalışmayı da okuduktan sonra.
Vakti zamanında aldığım derslerde de hatta vardı bu çalışma.
O zaman da aklıma gelmişti.
Videoyu izleyince de şöyle düşündüm.
Eğer biz vaktinde o marshmallow'ı yiyen çocukların tarafındaysak hayatımız ilerledikçe...
Hiçbir zaman gerçekten irade gösterip hayatımızda istediğimiz şeyleri elde edemeyecek miyiz?
Yani mutlu, başarılı, zengin ya da tatminkar, doyumlu bir hayatımız olmayacak mı?
Bunu düşünmeye başlıyor insan.
Yani o zaman...
O marshmallowu yiyip de sonrasında da bir şekilde irademizi güçlendirmiş olamaz mıyız?
Ya da irade doğuştan mı geliyor?
Yani güçlendirmek mümkün olmuyor mu?
Bunu düşünüyordum ve düşünürken soruların cevaplarını da kendi kendime buldum.
Şimdi bunları da sizinle paylaşacağım.
Bence irade güçlendirilebilir bir şey.
Yani evet doğuştan gelen belli başka karakteristik özelliklerimiz olabilir.
Ama bu demek değildir ki biz...
Bazı şeylerin üzerine giderek onları değiştiremeyiz.
Ne demek istiyorum? Mesela ben üniversitedeyken bir arkadaşım vardı ve bir çikolata alırdık mesela.
O böyle ucundan yer, geri koyardı.
Ertesi gün bir tane daha alır, bir tane daha işte o kareden kopartır.
O çikolata bir hafta orada durur.
Ben asla böyle bir şey yapamazdım.
Yani bana kalırsa o çikolatayı aldığım gibi bütün paketi yer, bitiririm.
Ondan sonra da işte gider yenisini alırım.
Ve her zaman şunu merak ederdim yani nasıl mesela dolapta o işte kocaman tatlı varken ya da işte çok sevdiğim bir şey varken onu nasıl yemeyip de o orada dururken sen sakin sakin oturabiliyorsun
falan gibi hep merak etmiştim ama bu bölüme hazırlanırken de fark ettim ki ben de artık öyle yapıyorum.
Ben artık elime geldiğinde bir çikolatayı anında bir oturuşta bütün paketi bitirmeden ayırabiliyorum.
İrademi kontrol altına alabiliyorum.
Bu arada yemek örneklerini veriyorum ama en kolayı bunlar olduğu için.
Ama her anlamda yani işte spor olsun, duygusal ilişkiler olsun ya da işte para biriktirmek olsun, bir şeyi ertelememek olsun her anlamda bunun hayatıma yansıdığını fark ettim.
Ve gözlemlediğim kadarıyla çevremdeki insanlarda irade gerçekten geliştirilebilir bir şey.
Şimdi burada şöyle bir bakış açım var.
İradeyi güçlendirmek için bence birinci en önemli şey kendini tanımak.
Hatta Aristo'nun bununla alakalı çok sevdiğim bir sözü var.
Kendini bilmek tüm bilgeliğin başlangıcıdır diyor.
Ben buna gönülden katılıyorum.
Çünkü kendini bildiğin zaman kişisel farkındalığın artmış olduğu zaman sen aslında neyi neden yaptığını ve nasıl yapacağını daha iyi biliyorsun ve ona göre adımlar atmış oluyorsun.
Şimdi bu noktadan alırsak da kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor.
Ben hangi durumlarda irademi kullanabiliyorum?
Hangi durumlarda iradem güçlü?
Hangi durumlarda değil?
Mesela benim için şöyle işliyor.
Ben bir karar vereceksem o verdiğim kararın Bedenimde, zihnimde ve ruhumda yarattığı sonuçlarını bilmek kendimi ikna etmemi ve irademi
de ona göre güçlendirmemi ya da doğru kullanmamız sağlıyor.
Ne demek istiyorum? Hadi az önceki o çikolata örneğinden gidelim.
Ama tabii çikolata çok masum bir şey.
Benim genelde canım hep böyle yağlı, şekerli, bol karbonhidratlı şeyler çekiyor.
İçinde çikolata da olmak üzere.
Yani kısacası brownie.
Mesela akşamları bir şeyler izlerken ya da yemekten sonra canım tatlı çekiyor.
Yani hepimizin çekiyor.
Belli dönemlerde ya da sürekli olarak.
Benim sürekli çekiyor çünkü. Akşamları onu yiyeceğimi bilmek şöyle bir şey de yapıyor.
Diyorum ki şimdi kendimi ikna ediyorum.
Ya Emine sen şimdi bunu yiyeceksin yatmadan önce.
Zaten erken uyuyorsun ama bunu yedikten sonra kan şekerini fırlayacak.
bir süre sonra uykun kaçacak uykun kaçtığı için strese gireceksin strese girdiğin için daha da uyuyamayacaksın ondan sonra iki gıdım uykuyla sabah kalkacaksın hem yorgun olacaksın hem işini doğru düzgün yapamayacaksın
hem mutsuz hani böyle modun düşük olacak ay ne gerek var şimdi bunu ben yarın sabah kalkınca yiyeyim diyorum mesela hani çünkü onun bu işte dediğim gibi bedenimde zihnimde ve ruhumda o modumda yapacağı
etkiyi bilmek beni buradan vazgeçirebiliyor ama şimdi hani bu Bu arada bunu her seferinde böyle yapmıyorum, bunu böyle anlattım diye her olaya böyle yaklaştığımı düşünmeyin.
Bir noktadan sonra o alışkanlık haline geliyor ve otomatikleşiyor tabii ama bunun arkasında bir tık daha derin bir şeyler var.
Şimdi hangi kaynaklara bakarsanız bakın genelde şunları söylerler.
İşte spor yapmak, işte sağlıklı yemek, meditasyon yapmak, mindfulness bunlar işte sizin iradenizi güçlendiriyor.
Ya da işte sevdiklerine vakit geçirmek, doğada vakit geçirmek hep iradenizi güçlendiren şeyler.
E tamam da bunlar zaten irade gerektiren şeyler.
O zaman irade gerektiren şeyleri yaparak nasıl irademi güçlendireceğim diye insan...
Sorgulamıyor mu? Ben sorguluyorum birazdan.
İşte bu sorgulamaya da bir cevap bulabilmek için bunun arka planına bakıyorum.
Kendimi ikna etmek dediğimden kastım budur.
Arka planında da bunun ne var?
Şimdi burada birazcık tabi bilimsel bilgi girecek ama en böyle sade haliyle anlatacağım.
Bizim karar alma mekanizmamız.
Aldığımız arkasındaki prefrontal korteks dediğimiz bir beynimizin parçası.
Burası bizim karar alma, hedef koyma, o hedefe doğru ilerleme bunları yöneten kısım.
Bu bizim prefrontal korteksimiz limbik sistem dediğimiz ilkel beynimizde bir alışveriş içerisinde.
Bu ilkel beynimizin içerisinde de ne var limbik sistemin içerisinde?
Bir tanesi amigdala dediğimiz duygularımızı yöneten.
İkincisi hipokampüs dediğimiz bizim daha çok hafızamızı yöneten.
Üçüncüsü de hipotalamus dediğimiz gündelik hayatımızdaki işte yemek yemek, su içmek, cinsellik gibi dürtüsel kaynaklı etkinlikleri uygun şekilde sürdürmek için gerekli fizyolojik işlemleri
düzenleyen bir kısım.
Şimdi bu hipotalamus şöyle önemli çünkü aynı zamanda bizim otonom sinir sistemimizden sorumlu.
Otonom sinir sistemi dediğimiz şey de bizim böyle nefes alıp verme, kan akışını sağlama gibi temel hayati süreçleri yürüten bir sistem.
Yani biz yaşadığımız sürece bilinçli olarak kontrol etmeye gerek olmaksızın bu sistem işliyor ki biz de hayatımıza devam edebiliriz.
Böyle anlatırken bir yandan da şey gibi hissettim sanki üniversitede ders veriyormuşum gibi.
Ama gerçekten çok böyle üstten anlatacağım.
Çünkü bu noktaların çok önemli olduğunu düşünüyorum kendimizi bilme konusunda.
Neyse bu otonom sine sistemi de ikiye ayrılıyor.
Birincisi sempatik sistem.
En bilinen ismiyle kaç ya da savaş dürtümüzü harekete geçiren sistem.
İşte korku, kaygı, duygusal gerginlik, stres, heyecan gibi durumlarda çalışıyor.
Ve böyle... Acil durumlarda vücudun çok hızlı ve yoğun bir şekilde harekete geçmesini sağlıyor.
Mesela ne bu? Karşıdan karşıya geçiyoruz.
Üzerimize araba geliyor. O arada işte hızla koşmamızı sağlayan sistem bu sistem.
Nasıl yapıyor bunu da?
Kan basıncı hızlanıyor.
Solunum hızlanıyor. Göz bebekleri büyüyor.
Duygusal keskinliğimizi de arttırıyor.
Ve vücudumuz bu sistemi devreye soktuğunda daha fazla yağ ve şeker salgılıyor.
Bunu da bizi enerji sağlayabilmek için yapıyor.
Şimdi bu sempatik sinir sisteminin bir de kardeşi var.
Parasempatik sinir sistemi.
O da tam tersi biraz daha böyle dinlen ve sindir.
Hani bu sakin olduğumuzda biraz daha mutlu olduğumuzda bu sistemin devreye girmesinden kaynaklanıyor.
Şimdi bu iki sistem parasempatik sinir sistemi ve sempatik sinir sistemi kardeş kardeş uyumlu çalışmak durumunda ki biz normal hayatımıza devam edebilelim.
Ama işte bu maalesef her zaman böyle olmuyor.
Modern hayatın getirdiği artıların yanında eksi olarak da yüksek oranda bir stres var.
Yani işimizle alakalı, eşimizle alakalı, yaşadığımız çevreyle alakalı, hani dünyada zaten gün geçmiyor ki saçma bir haber duymayalım ya da en ufandan döviz kurunun sürekli artmasıyla
alakalı insanlar strese girebiliyor.
Hani ve bu stres kronik hale geldiğinde biz düzenli olarak bu sempatik sinir sistemimiz aktif halde olduğu, Bundan dolayı stresli olduğumuzda da az önce dediğim gibi vücudumuz sürekli yağ ve şeker pompalıyor.
Ve stres hormonu pompalıyor.
Buraya böyle bir kısır döngü gibi girmiş oluyoruz.
Şimdi herkesin strese başa çıkma yöntemi farklı tabii ki de.
Kimisi böyle strese girdiğinde bir sigara yakar.
Kimisi böyle eve giderken iş çıkışı böyle bir iki kadeh bir şeyler içeyim der.
Erkekler genelde PlayStation oynamayı tercih eder.
Ya da işte sorumluluğumuzdan ya da stresten kaçmak için bizi sakinleştirsin diye.
Biraz daha fazla normal izlediğimizden daha fazla televizyon izleriz gibi gibi yani bunun bazılarımızın eli yemeğe gider daha şekerli şeylere gider ya da bazılarımızda daha sağlıklı seçimler yapar.
Bu örnekleri neden verdim?
Çünkü birçoğumuz farkında olarak ya da olmayarak strese başa çıkma yöntemi olarak bunları seçiyor.
Ve bir kısır döngünün içerisine giriyoruz.
Çünkü bu yaptığımız şeyler, bu başa çıkma olarak seçtiğimiz yöntemler aslında bize uzun vadede daha fazla stres getiriyor.
Hatta Amerikan Psikoloji Derneği'nin yaptığı bir araştırma var.
Amerikaların %75'i bu şekilde strese başa çıkıyormuş.
Şimdi... Zurnanın zırt dediği yere geldik.
Hani böyle hep stresle başa çıkmak için yapmanız gerekenler diye makaleler vardır ya işte meditasyon, mindfulness, yoga, spor yapın, yürüyüşe çıkın, kitap okuyun, müzik dinleyin, işte masaja gidin
diye. İşte o kaynakların dayandığı noktalardan bir tanesi de burası.
Yani bizim yapmayı seçtiğimiz bir aktiviteyle bu otonom sinir sistemimizi Regüle edebileceğimiz, böylece kendimizi sakinleştirebileceğimiz hatta özellikle işte meditasyonla
sakinleşme üzerindeki çalışmalar da buradan geliyor.
Çünkü mindfulness meditasyonları özellikle hep böyle nefes odaklı olduğu için biz nefesimiz yoluyla bu sinir sistemini manipüle edebiliyoruz tabiri caizse.
Bununla alakalı çalışmaları olan kişi de Rick Hansen, Wise Bulletin diye çok güzel bir aylık yayınladığı bülteni var.
Mutlaka ki ona ilginiz varsa bu tarz konulara.
Şey yapmanızı, subscribe olmanızı, abone olmanızı öneririm.
Onun dışında dediğim şey bu.
Yani biz burayı manipüle edebiliyoruz.
Peki Emine burayı yaptıktan sonra bunun karar almayla ya da iradeyle ne alakası var diyecek olursanız en başta dediğimi hatırlayın.
Bu otonom sinir sistemimizden sorumlu olan kısım bizim.
beynimizdeki limbik sisteminin içerisinde yer alıyordu ve bu limbik sistemde bizim karar alma merciğimiz olan prefrontal korteksimizle doğrudan konuşuyordu.
Yani bir şekilde irademizi güçlendirmek istediğimiz zaman alacağımız kararlarda bir değişiklik yapmak istediğimiz zaman sakin kafayla stressiz bir şekilde aldığımız kararlar
her zaman için istediğimiz şekilde irademizi güçlendirir.
Bahsettiğim konular bu arada inanılmaz böyle çetrefillik konular.
Bir yerine giriyorsun farklı bilgiler çıkıyor.
Ben kendi araştırmalarım, derslerde öğrendim ve kendi yorumumla bunu bu şekilde anlattım.
Bunu her alacağım kararda bu kadar derine gidip düşünmüyorum tabii ki de.
Ama bir şeyi neden yapıyorum, niye yapıyorum bunu bilmek, zihnim ve bedenim arasındaki ilişkiyi anlamak, nasıl...
çalıştığını bilmek gibi şeyler kendimi ikna etmem konusunda, irademi güçlendirmem konusunda bana gerçekten faydalı oluyor.
Bu konuyla alakalı eğer ki daha fazla böyle iradeyle alakalı daha doğrusu bir şeyler okumak isterseniz Kelly McGonagall diye birisi var.
Bu kadının böyle Stanford Üniversitesi'nde profesör, psikolog bir kişi.
Çok güzel konuşmaları ve kitapları var ve hatta The Willpower Instinct diye bir kitabı var.
Baktım Türkçe'ye çevrilmemiş.
O yüzden sizinle şeyi paylaşacağım.
Aşağıda onun TED konuşmasını hatta onun konuşmasını da böyle sorularla düzenledikleri bir video daha var.
Onu da paylaşırım. Çok hoşuma gitti.
Ve Kelly McGonagall da şey diyor mesela.
Diyor ki eğer ki iradenizi güçlendirmek istiyorsanız yapmamanız gereken şeylerden bir tanesi de Öz eleştiriyi böyle humharca negatif bir halde kullanmak.
Yani öz eleştiri güzel bir şey ama bunu negatif derecede yaptığımız zaman, kendimizi sürekli eleştirdiğimiz zaman, suçladığımız zaman ya da yapmamamız gerektiğini düşündüğümüzde, irademize
karşı koyarak, irademizi kullanmadan bir şey yaptığımızda, kendimize kötü davrandığımız zaman o iç konuşmamız, iç sesimizle bu bizi daha da demotive ediyor.
O yüzden de hani...
irademize destek olmak istiyorsak aslında bir noktadan daha kendimizle daha dostane bir şekilde ilişkimiz olması, kendimize daha sakin, yumuşak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kendimize dostane ilişki demişken bir kitap daha önereceğim.
Son zamanlarda hiç bu kadar çok altını çizdiğim başka bir kitap olmamıştı.
Wilhelm Schmidt.
Umarım doğru telaffuz ediyorumdur.
Wilhelm Schmidt'in kendiyle dost olmak.
Hayatı nasıl kolaylaştırır diye bir kitabı var.
Çok beğendim. Kitap da incecik.
Aslına bakarsanız 76-78 sayfa falan ama hani böyle her bölümü ikişer kere okudum ve dediğim gibi çok fazla not alıp aldım çizdim.
Bu konuda da destek olabileceğini düşünüyorum açıkçası.
Neyse son kitap önerimde yapmışken yavaştan kapatalım.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Umarım faydalı olmuştur.
Hem sizin için hem de eğer faydalı olabileceğini düşündüğünüz, arkadaşlarınızın sevdikleriniz varsa paylaşmayı unutmayın.
Ve bunu her seferinde söylemek istemiyorum ama beni Spotify'dan takip etmeyi unutmayın.
Yeni bölüm geldiğinde haberiniz olsun diyeyim.
Kendinize çok iyi bakın.
Sizi çok seviyorum.
Görüşmek üzere bir sonraki bölümde.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
