
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İnsanız illa ki sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlarla tartışabiliyoruz. bir konuda tartışıyorsak o konuyu önemsiyoruz ve bi noktada çözmek istiyoruz demektir. Güzin Abla moduna girdiğimden değil ama kendi ve çevremdeki insanların tecrübelerinden faydalanarak ilişkilerde tartışmayı sağlıklı bir şekilde yönetmek için işe yaradığını düşündüğüm birkaç iletişim aracına değindim.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe...
bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayatı dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de meyil kutuma düşsün bunlar derseniz...
evineyesiltimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta ilişkilerde tartışma kültürü üzerine konuşmak istiyorum.
Geçtiğimiz seneden gelen bir talepti Ama ben genelde bu kanalda insanın kendiyle olan ilişkisi üzerinde durduğum için ilişkilere, romantik ilişkilere çok yer vermiyordum.
Ama sonra fark ettim ki hem sizden bu konuda çok fazla talep geliyor hem de insanın ilişkisi hayatının ve yaptığı işin kalitesini de etkiliyor.
Bu yüzden de artık bu sene içerisinde biraz daha fazla yer vermeyi planlıyorum.
Şimdi konumuz uzun, detayımız da çok.
O yüzden hemen başlayalım.
Şuradan tutacağım konuyu bugün.
İnsanız illaki sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlarla tartışabiliyoruz.
Sadece bazen yaşadığımız tartışmalar istemediğimiz yerlere varabiliyor değil mi?
İstemediğimiz noktalara gelebiliyor.
Ama ben şöyle düşünüyorum.
Bir konuda tartışıyorsak o konuyu önemsiyoruz, o insanı önemsiyoruz demektir.
Ve o tartıştığımız şeyi, bize rahatsızlık veren şeyi çözmek istiyoruz demektir.
Yani hiç umursamadığımız biri olsa tartışmaya değer görmeyiz.
Ya da komple bitmiş bir şeyse zaten tartışmayı yine...
Tamam der geçeriz.
Ona da ayrıca değineceğim zaten ama tamamen genel konuşuyorum bu arada.
Tartışmaktan beslenen kişiler de var.
Bunu biliyorum. Onları ayrı tutuyorum.
Bu konuyla alakalı Dostoyevski'nin çok güzel bir sözü var.
Araştırırken karşıma çıktı.
Diyor ki aslında insanı en çok acıtan şey hayal kırıklıkları değil.
Yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.
Haklı olarak bu söz insanı düşündürüyor.
Neden mümkün olan bir mutluluğu dolu dolu yaşamak varken incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden tartışıp sevdiklerimizden vazgeçelim ki ya da içinde bulmamız ilişkiden vazgeçelim.
Bu yüzden de eğer amaç bir şeyleri düzeltip çözüm bulmaksa bunu ancak yapıcı bir yaklaşımla sağlarız diye düşünüyorum.
Bu yapıcı yaklaşımlarla alakalı da hem Çevremdekilerden hem danışanlarımdan hem kendimden hem de şu zamana kadar yaptığım psikoloji okumalarından değerlediğim gözlemlerimi paylaşacağım
ve nacizane birkaç tane önerim olacak tartışma esnasında nelere dikkat edilebilir ve sağlıklı bir tartışma kültürü nasıl oluşturabiliriz diye.
İlk olarak kendi ihtiyacını anlamanın öneminden bahsetmek istiyorum.
Kendi duygusal ihtiyacımızı anlamak.
Marshall Rosenberg'in Şiddetsiz İletişim kitabını okuyanlar vardır.
O kitabın ana temasından benim anladığım tartışma esnasında önce kendi duygusal ihtiyacının farkına varmak.
Mesela diyelim ki karşındakinin bir davranışı seni rahatsız ediyor ve bunu dile getirdiğinde kavga ediyorsunuz.
Peki neden rahatsız oluyorsun?
Sana ne hissettiriyor o davranış ve o an senin ihtiyacın ne?
Yargısızca birinin seni dinlemesi mi?
Anlaşıldığını hissetmek mi?
Değerli olduğunu hissetmek mi?
Sevilmek mi? Nedir yani?
Bunu anlamak önemli. Yoksa alakasız konulardan tartışıp olayı çözemediğimizde kalıyoruz.
Bu konunun detayını duygulara yer açabilmek ve duygusal zeka bölümlerinde bayağı bir anlatmıştım.
Oradan da dinleyebilirsiniz. Ama derseniz ki Emine benim...
Kendimi ve bu konudaki ihtiyaçlarımı anlamak, farkındalığımı artırmak için daha detaylı çalışmam lazım.
Bir podcast bölümü dinlemeyle olacak bir şey değil.
Tek başıma yapamıyorum bir desteğe ihtiyacım var.
O zaman koçluk için iletişim bilgilerim her zaman olduğu gibi bölüm açıklamalarında var.
Ücretsiz öngörüşüm için benimle oradan iletişime geçebilirsiniz.
Eğer size yardımcı olacak kişi bensem ve karşılıklı enerjimiz tutarsa birlikte çalışmaya başlayabiliriz tabii ki bu konuda.
Evet gelelim ikinciye.
Kendimizi anladık tamam ama...
Bunu karşımdaki bilmediği sürece ne işe yarayacak?
Bence çok önemli bir soru. Aklım ilişkilerin dinamiklerine biraz ermeye başladığında karşımdaki insanlardan beklediğim ve açıkça söylediğim ilk şey şu olmuştu.
Birbirimizin zihnini okuyamayız.
Bir şeyleri varsayıp onun üzerinden çıkarım yapmanın ikimize de bir faydası yok.
Merak ettiğin, aklına takılan bir şey varsa ya da istediğin bir şey varsa bana açık açık sor.
Ya da ne söylemek istiyorsan açıkça söyle.
Benim anlamımı bekleme.
Bu neden önemli? Çünkü herkes farklı aile yapısından, farklı birer kültürden, farklı tecrübelerden geliyor ve haliyle bu beraberinde getirdiği tecrübeler, inanışlar, düşünce paternleri
kişiler arası iletişimi etkiliyor.
Açık ve net olmak mutlu ve sağlıklı bir ilişkinin en önemli yapı taşlarından bir tanesi bence.
Bir de şu var, sürekli imalarda bulunmak veya sorunlar konuşulacağı zaman...
Konuyu değiştirmek de sizi bir yere götürmüyor.
Aksine ilişkilere zarar veriyor.
Diyelim ki partnerinizin söylediği bir şey sizi çok kızdırdı ve çok üzdü.
Ama siz nedense bunu içinize attınız ve rahatsızlığınızı dile getirmediniz.
Ya da o sizi o kadar etkilememiş gibi davrandınız.
Tabiri caizse biraz daha cool davrandınız.
Orada içinize attığınız şey başka bir şekilde alakasız bir yerde patlıyor ve gereksiz bir tartışma çıkıyor.
O yüzden bir şeyler böyle çok birikmeden, dolmadan zamanında söylemenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Tabii bununla birlikte esas sorunu dile getirmediğimiz, kızgınlığımızı başka şekillerde ifade ettiğimiz zaman...
Mesela bu ne olabilir? Karşımızdakiyle konuşmamak, tavır almak, trip atmak, yaptığı başka şeylere fazla tepki vermek gibi.
Karşımızdaki insan da bu duruma bir anlam veremiyor.
Çünkü sizin ona neden kızgın olduğunuzu bilmiyor ki.
Tekrar ediyorum kimse kimsenin beynini okuyamaz arkadaşlar.
Biliyorum bazen insan içten içe böyle bir beklenti içine girebiliyor.
Ve bunu da ana bir zahmet diyor değil mi?
Yani o kadar belli ama sana göre belli ona göre belli değil.
Ve bu beklenti içine girdiğimizde kalıyoruz.
Duygusal zekası yüksek olan ya da empati yeteneği gelişmiş olan insanlar bir terslik olduğunu anlıyor zaten.
Evet ama o tersliğin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmak da çok yorucu.
Karşı tarafa bunu söylemek ya da sormak çok daha mantıklı değil mi?
Öbür türlü falcılığa giriyor bir yerde.
Öte yandan öyle ilişkiler var ki tartışmaktan ya da gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmak için aynı evin içinde, aynı yatağa paylaşıp birbirlerine böyle yabancı gibi olan insanlar var.
Ariel Garcia Marquez'in çok sevdiğim bir sözü var.
Diyor ki, birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup da ona hiçbir şekilde ulaşamayacağını bilmektir.
İşte bu duruma varmadan bir şeyleri netleştirmek, bir şeyleri düzeltmek eğer düzelebiliyorsa ya da düzelmesi gerekiyorsa tabii ki önemli.
İlişki devam eder etmez orası tartışılır ama bitse bile en azından mutlu olmadığımız bir ilişkin içinde var olarak vaktimizi ve enerjimizi harcamayız.
Üçüncü bahsedeceğim şey de zamanlama.
Bu arada 1-2-3 diye gidiyorum toplam 10 tane şeyden bahsedeceğim yani ona indirgedim.
Aklınızda olsun sonsuza kadar gitmiyor bu önereceğim şeyler ama.
Bir konu konuşulacaksa kesinlikle her iki tarafın...
görece sakin olduğu, telaşsız, zihninin dolu olmadığı bir anı seçmek önemli.
Mesela sabahın köründe afyonunuz patlamadan değil, kafanıza milyon tane düşünce varken ya da işte gergin bir günden sonra değil, tam uyumadan önce hiç değil.
Siz zaten karşınızdaki insanı tanıyorsunuz.
Tanıyor musunuz? Yani en azından bu kadar tanımalısınız diyeyim.
Hem sizin hem de karşı taraf için önemli bir konuyu ele alacağınızda doğru zaman seçmek o tartışmanın alevlenme seviyesini bayağı etkiliyor bence.
Tabii ki bazen insanlar hani o gerginlikle uyuduğu zaman kalkar kalkmaz aklındakini atmak istiyor.
Çünkü uyandığınızda aklınızı meşgul eden bir durum var.
Ama işte... O zamanı mı gerçekten?
Sabah kimse daha gözünü açamadan onu tartışmaya gerek var mı?
Bunu da düşünmek lazım. Emine hep biz mi doğru zamanı seçmek zorundayız derseniz de hayır.
Bence bu konuda partnerlerimizi eğitmek de önemli.
Yani karşımızdaki insan tartışmak istediği zaman eğer ben kaldıracak durumda değilsem kafam almıyorsa o an konuşmak istemiyor da olabilirim.
Şimdi değil sonra konuşalım.
Şu an hani gerçekten...
konuşacak durumda değilim, konuşmak istemiyorum gibi belki biraz daha belirtebiliriz.
Yani sonuçta iletişim nasıl tek tarafta değilse tartışma da değil ve partnerlerin ikisinin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekiyor.
Diğer bir söyleyeceğim şey de kendimizi doğru ifade edebilmek.
Sorunlarımızı paylaşmak kadar nasıl ifade ettiğimiz de önemli.
Hatta bence... Bunu hep söylüyorum bu kanalda ama bir şeyi nasıl söylediğin ne söylediğinden çok daha önemli.
Annemin ilişkilerde gergin konuları konuşurken bana öğrettiği bir şey vardı.
Sen diliyle değil ben diliyle konuş kızım derdi hep.
Karşındaki kişiyi suçlamadan o davranışını sana nasıl hissettirdiğini anlat.
Aksi takdirde karşındaki insan direkt savunmaya geçer ve seni dinlemez, ortak nokta bulamazsınız.
Yani hayatımda aldığım en iyi tavsiyelerden biri olabilir.
Sanıyorum o da bunu Doğan Cüceloğlu'nun kitaplarından öğrendi.
Hangi kitabı olduğunu inanın hatırlamıyorum ama İletişim Donanımları isimli bir kitabı var.
Yıllar önce okumuştum, çok beğenmiştim.
Buradan da yeri gelmişken tavsiye etmiş olayım.
Demem o ki... Tartışma esnasında doğru kelimeleri seçerek ses tonunu kontrol edip bağırmadan, sesinizi yükseltmeden kendimizi ve ne hissettiğimizi ifade edebilmek çok önemli.
Biliyorum her zaman kolay değil ama pratik yapa yapa öğreneceğiz.
Sonuçta Roma da bir günde kurulmadı değil mi?
Yani bir şeyi çözmek istiyorsak eğer karşı tarafı psikolojik olarak tehlikede hissettiremeyiz.
Aynı şekilde karşı taraf bize bağırıyorsa biz de bir yerde eror veriyoruz değil mi?
Yani bağırmak zaten...
Mümkün olmamalı bence bir ilişkinin içerisinde.
Yani birbirine karşı bağırmak, hakaret etmek, psikolojik, fiziksel şeyler zaten bunlar varsa orada tartışmaya da gerek var mıdır artık bilmiyorum.
Ama geri dönecek olursak konuya bu konuyla alakalı, bu kendi ifade edebilmek, iletişimle alakalı beden dili de bence çok önemli.
Karşımızdakinin beden dilini okuyabilmek de bize yardımcı oluyor.
Tonumuzu ona göre belirleyelim. Altyazı M.K.
Bir de beden dili akademi diye bir hesap buldum Instagram'da.
Bayağı güzel şeyler paylaşıyor.
Ona da bakabilirsiniz. Şey falan paylaşıyor.
Böyle karşınızdakinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız?
Tek tek ifadeleri görsel olarak anlatıyor gibi gibi.
Aklınızda olsun. Ben de yeni keşfettim.
Kendimizi ifade ettik. Tamam.
Çok güzel. Ama karşıdaki insanın da kendini ifade edebilmesine alan açmamız da lazım.
Aksi takdirde o diyalog değil monolog oluyor zaten.
İşte burada da iyi bir dinleyici olmak devreye giriyor.
Dinlemek demişken de totomuza değil can kulağı ile dinlemek önemli olan hatta dinlerken ses tonunu, yüz ifadesini az önce dediğim gibi bedendiğini fark edip holistik bir şekilde dinleyebiliyorsanız zaten o tartışma alevlenmeden de orta
yolu bulabilirsiniz diye düşünüyorum.
Buradaki kilit nokta bence bir insanı dinlerken anlaşıldığını hissettirebilmek ya da en azından anlamak için çaba gösterdiğinizi hissettirebilmek.
Emin olun... Bu karşınızdaki kişinin sakinleşmesine de olmamak tanıyor.
Aktif dinleme ile ilgili bir bölüm de çekmiştim.
Ona da bakabilirsiniz. Evet gelelim bir diğerine.
O da empati kurabilmek.
Şimdi tartışma esnasında kendimizi savunma haline getirdiğimiz zaman haklı olmaya çalışıyoruz.
Ve haklı olmak, evet tabii ki ben haklı olmak istiyorum.
Haksızlığa uğramaktan hoşlanmıyorum.
Ama bazen bir adım geriye atıp şunu düşünmek de önemli olabiliyor.
Haklı olmak yerine olayı çözmeye odaklansak nasıl olur?
Yani burada gerçekten benim algıladığım gibi bir haksızlık var mı?
Yoksa ben egosal bir yerden mi biraz daha hareket ediyorum?
Yani sadece kendi tarafımdan mı bakıyorum?
Partnerimin olayı nasıl algıladığını anlayabiliyor muyum?
Çünkü belli ki karşımdaki insan bir şeyleri benden farklı düşünüyor, benden farklı muhakeme ediyor ki biz bu tartışmayı yapıyoruz değil mi?
O yüzden de arada bir bunu check etmekte fayda var.
Yani ben şu anda gerçekten...
Sadece kendi bakış açımdan mı bakıyorum?
Empati yapabiliyor muyum?
Onun gözünden bakabiliyor muyum?
Ve bunu da tabii karşı tarafın da aynı şeyi yapması lazım ama ben bunu hep şeye benzetiyorum.
Kuş bakışı bakmak. Yani olaya tüm açılardan yaklaşmaya çalışıp olabildiğince objektif olmak.
Çünkü bazen haksızı olmamak istemiyoruz.
Evet ama bazen öyle bir şey oluyor ki haklı olmak zorundaymışız gibi davranıyoruz.
Ve her şeyde de haklı olamayız.
Haklı olmadığımız durumlar da olabilir.
Benim gözlemlediğim ve gerçekten çok yıkıcı olan diğer bir davranış da genelleme yapmak.
Asla... Her zaman gibi böyle kelimeleri, keskin ifadeleri tartışma esnasında kullanmak.
Mesela bir sorun dile getirirken her zaman bencilsin, hiçbir zaman beni düşünmezsin gibi böyle süreklilik ve genel geçerlik belirten cümleler kurmak ilişkiyi düzeltmekten çok zarar veriyormuş.
Böyle diyor araştırmalarda.
Karşınızdaki insan bunu yapıyorsa uyarıp bu genellemeden de rahatsız olduğunuzu belirtmek önemli bence.
Bu arada kitap olsun, podcast olsun, çiftlerin böyle kaynakları beraber...
etip sonrasında üzerine konuşmalarının, çıkarımlarını paylaşmalarının da çok faydalı olduğunu gördüm.
Belki zaten yapıyorsunuzdur ama ben yine de eklemiş olayım.
Neyse ne diyordum? Genelleme diyordum.
Bu da insanın kendini savunmaya geçmesine sebep olan bir şey bence.
Çünkü Olumsuz genellemeler karşınızdakinin olumlu davranışlarını görmezden gelmeniz anlamına geliyor.
Ve o kişinin olumlu davranışlarını sürdürmeye dair motivasyonunu da olumsuz etkiliyor.
Çünkü ne yapsam yaranamıyorum diye düşünüyor insan.
Ya da haksızlık yapıyorsun diyor.
İşte bu haklı haksız muhabbeti bence burada daha önemli.
Tek bir kez yapılan bir şeyin ya da bir iki kere arada biri olan bir şeyin her zaman diye genellenmesi haksızlık bence.
Karşınızdakinin emeğine haksızlık demek.
Karşınızdaki size yapıyorsa sizin emeğinize haksızlık demek.
Her zaman yapıyorsa ona bir şey diyemem.
Burada geri bildirim vermek önemli tabii ki.
Ama yine suçlayıcı bir dil olmadan.
Diğer bir nokta da şu.
Tartışırken birden fazla konuyu gündeme getirmemek.
Bence burası çok önemli.
Çünkü konu dağılıyor. Sonra olay sen şunu da yapmıştın, böyle de demiştin, şöyle de olmuştu.
Böyle geçmişte halının altında süpürdüğünüz her şey teker teker çıkıyor ve...
Orada ipin ucu zaten kaçıyor.
Araştırmalar da şöyle diyor. Birden fazla sorunu aynı anda tartışan çiftlerin hiçbir sorunu tamamen çözemedikleri ve o tartışmadan, o konuşmadan mutsuz ayrıldıklarını bulmuşlar.
Yani bunu araştırmasa gerek yoktu.
Bize sorsanız söylerdik zaten ama neyse.
Bunu partneriniz de yapıyor olabilir.
O da ayrı bir konu. Bunun yeri burası değil diye set çekmekte fayda var.
Çünkü biz kendi sınırlarımızı koymazsak ki iki ilişkilerde sınır koymak biraz daha zor olduğu için söylüyorum diğer ilişkilere göre.
Bunun sınırını koymazsak sonrasında çok ceremesini çekebileceğimiz sıkıntısındayım.
Bir de küçümseme olayı var.
Yani... Ben birbirini seven, birbirine değer veren insanların birbirini küçümsediğini düşünmek istemiyorum.
Beyin hücrelerim bunu reddediyor.
Ama insan çiğ bir varlık.
Yani yapıyor. Yeri geldiğinde yapmasa, sesi söylemese bile bunu düşünüyor ve o ifadesiyle hissettirebiliyor da bunu.
Yani demem o ki arada bir de olsa oluyor.
O yüzden kısaca yer vermek istedim.
Farkında olmadan da olsa karşımızdakinin kişilik özelliklerine ya da davranışlarına dair küçümseyici bir yorum, küçümseyici bir tavır, bir surat ifadesi yapabiliyoruz bazen.
Özellikle o tartışma partnerlerden birinin bir kişilik özelliği ile ilişkili ise burada dikkatli olmak lazım.
Çünkü yine çözüm odaklı bir yaklaşım değil.
Aksine direkt inciten bir durum.
Ve inanın... söylenilenleri unutuyoruz belki ama nasıl hissettiğimizi unutmuyoruz.
Yani biri bana kendimi aptal, işe yaramaz, beceriksiz hissettirirse O içimde yer eder değil mi?
Bu konuyla alakalı duygusal şiddet ve gaslighting bölümlerinde detaylıca bahsetmiştim.
Eğer ilişki içerisinde psikolojik olarak güvenli hissetmediğiniz bir durum varsa o bölümlere de bakın derim ama böyle bir durum varsa bölüme bakmaktan ziyade bir destek almanız daha doğru olacaktır tabii ki.
Onun dışında son olarak bahsetmek istediğim şeylerden bir tanesi de farklılıklara saygı göstermek.
Çünkü özellikle uzun yıllar içinde olduğumuz ilişkilerde Bir noktadan sonra bir bütün gibi oluyoruz ya sanki o bütün farklılıklarımız birbirini tamamlıyor gibi oluyor.
Ama insanlar ilişkilerde farkında olmadan işte karşısındakinin değişmesini ve kendi gibi düşünüp ona ayak uydurmasını bekleyebiliyor.
Ben de hep şöyle düşünüyorum.
Yahu sen beni böyle sevmedin mi arkadaşım?
Neden önceden senin hoşuna giden, senin ilgini çeken, bana aşık olmanı, benimle beraber olmanı sağlayan farklılıklar şu an sana batıyor?
Ne oldu? Ne değişti?
Niye beni değiştirmeye çalışıyorsun?
Sonuçta bir ilişki içinde olsak da herkesin kendine ait bir dünyası var değil mi?
Kendine ait bir dünya görüşü var.
Bu tabii ki değişebilir kendine ait dünya görüşü.
O da normal. Birlikte hayata paylaşan ve çok fazla zaman geçiren iki kişinin aynı noktada buluşması daha muhtemel olsa da...
Zaman zaman karşıt görüşe sahip olması kadar normal bir şey yok ki.
Kaldı ki bence ilişkiler bu farklılıklardan besleniyor zaten.
Böyle böyle birbirimizi geliştiriyoruz.
Michelangelo etkisi bölümünde bahsetmiştim zaten.
İdeal bir ilişkide tarafların birbirini nasıl geliştirdiğini, nasıl büyüttüğünü, nasıl kendilerinin daha iyi bir hayat sürmesine, iyi bir versiyon demek istemiyorum artık ama yani kendilerinin
daha iyi bir hali olmasına katkı sağladıkları diyelim.
Bundan bahsetmiştim.
İsterseniz oraya da bakabilirsiniz ama...
Bence burada önemli olan her iki tarafında farklılıklarının ayırdığına varmak ve tartışma anında da buna saygı göstermek.
Yani bu farklılıklar yüzünden tartışma çıkaracaksanız da iki kere düşünmek.
Çünkü bir noktada eğer ben o ilişki içerisinde kendim olamıyorsam, kendimden feragat ediyorsam ve bu yüzden tartışıyorsak o ilişkide kalıp kalmamayı iki kere düşünmek de gerekir.
Ki bununla alakalı bitişler ve ayrılıklarla alakalı da bir bölüm çekeceğim zaten bundan sonraki haftalarda.
O yüzden oraya çok girmiyorum ama tartışmaya geri dönecek olursak bu tartışma sonrasında oluşan gergin ortamı yumuşatma yollarının başında dokunmak geliyor diyor araştırmalar.
Yani oksitosin dediğimiz sevgi ve güven hormonu salgıladığımız bir aktivite.
Mantıksız değil bu arada ama ben onu ne zaman tehlikeli buluyorum biliyor musunuz?
Eğer bitmiş ve uzatmaları oynayan bir ilişki içindeyseniz o oksitosin toksitosine dönüşüyor.
Bu genel anlamda tartışılıp, hiçbir şeyden memnun olmayıp, birbirinizden tiksinip, araya cinsellik gir diyen tarafların yumuşaması gibi düşünün.
O yüzden durup şöyle bir 360 derece değerlendirme yapmak da lazım.
Yani her ne kadar zor da olsa eğer bittiyse bunu kabullenmek gerekebiliyor.
Uzatmaları oynamak bilmiyorum ne kadar mantıktı.
Dediğim gibi tartışacağız onu da ilerleyen haftalarda ama.
Sonuç olarak çiftler sorunları saygı çerçevesinde konuşup çözüme kavuşturmak için gayret ederlerse, her iki tarafta duyulduğunu ve anlaşıldığını hissederse, kendini psikolojik
ve fiziksel olarak güvende hissederse, çatışmalarda daha sağlıklı yönetilebilir diye düşünüyorum.
Bunu ilişki içinde her zaman yapamayabiliriz tabii.
O noktada bir çift terapist ile görüşmek de mantıklı olabilir.
Bu şekilde böyle ilişkisine sağlıklı bir şekilde devam eden ya da o ilişkinin artık bittiğini...
kabullenip kendi yoluna giden bir sürü insan var.
Bunu da bir göz önünde bulundurmakta fayda var diye düşünüyorum.
Evet, bugün de bir bölümün daha sonuna geldik.
Kapatmadan önce birkaç tane kitap önerisi yapayım.
Daha önceki bölümlerde bahsetmiştim ama belki kaçıranlarınız vardır.
Öfke Dansı, Harriet Lerner.
Çok beğendiğim bir kitaplardan bir tanesi.
Öfke ile alakalı bölümde de zaten bahsetmiştim.
En başta dediğim Şiddetsiz İletişim, Marshall Rosenberg.
Gayet güzel bir kitap. Özellikle bu çiftler arası iletişimden bahsediyor zaten.
Onun dışında bir de Bir Ağız İki Kulak, Zen ile İletişim Salatı, Thich Nhat Hanh yine güzel bir kitaptır.
Beden Dili, Joe Navarro, İletişim Donanımları, Doğan Cüceloğlu.
Bu kitaplara da tekrardan bakmanızı öneririm.
Zaten newsletter'a da koyacağım hepsini.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi davranın.
Hoşçakalın. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
