
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta ilişkimiz sürüncemedeyse, kendimize sormamız gerektiğini düşündüğüm soruların etrafında döndüm.
İlişkisi uzatmaları oynayan, ayrılmayı düşünüp cesaret edemeyen ya da çiçeği burnunda bekarsanız verdiğiniz kararı tartmanıza yardımcı olacağını düşündüğüm bir bölüm çektim.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, yaşlı güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde Hayat daha yaşanılabilir kılmak ve hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz öngörüşme randevusu olabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Geçtiğimiz bölümde ilişkilerde sağlıklı tartışmaya değinmiştik.
Bu haftada devamı niteliğinde ilişkilerin bitişi, sonlanışı, ayrılık sürecini konuşalım istiyorum.
Bu kararı nasıl veririz, bittiğini nasıl anlarız, bittiyse farkındaysak, sürüncemedeysek nasıl kendimizi doğru adıma atmak için motive ederiz gibi konulara değinmek istiyorum.
Bu bölümde referans olarak aldığım birkaç tane nokta var.
Bir tanesi beni gerçekten çok etkileyen konuşmalardan biriydi.
Geçtiğimiz sene bizim şirkete yani çalıştığım şirkete gelen çift terapisi üzerine uzmanlaşmış bir psikoterapist vardı ve muhteşem bir konuşma yaptı.
Herkes ağzı açık dinledi.
Sorulan çok güzel sorular vardı onları da ekleyeceğim.
Onun dışında da her zamanki gibi kendi gözlemlerimi ve tecrübelerimi aktarıyor olacağım.
Hazırsanız başlayalım. Romantik ilişkiler çok hassas bir konu.
Çünkü bir ilişkiye başlarken her iki tarafta önceki ilişkilerinin tecrübesi, ailesinde gördüğü ilişki modeli, bu modele uygun ya da tam tersi olacak şekilde zihninde
oluşturduğu ideal ilişki anlayışı ve dolayısıyla karşı taraftan beklentilerini beraberinde getiriyor değil mi?
Bu beklentiler bazen uyuyor, bazen de uymuyor.
Kişiliklerimiz de uymayabiliyor ve o ilişki sonlanıyor ya da sonlanmayıp aylarca hatta senelerce can çekişiyor.
Ben şuna çok inanıyorum.
Sonlar bir başlangıç döngüsüdür.
Evet vedalar zor ama bazen birilerinden ya da bir şeylerden vazgeçmeliyiz ki yeni şeylere, yeni insanlara, yeni yerlere, yeni fikirlere, yeni bir hayata
yer açabilelim. Konu ilişkilere geldiğinde veda zorlaşıyor çünkü Hayatına aldığın insan kavun değil ki koklayıp seçesin.
Birbirini tanımak için ilişkide zaman geçmesi gerekiyor.
Ve o zaman içerisinde haliyle, acısıyla, tatlısıyla anılar biriktiriyoruz.
Birbirimize alışıyoruz. O insan hayatımızın bir parçası hatta çok büyük bir parçası oluyor.
Ve tabii bir ilişkiden ne beklediğimizi, ne istediğimizi yaşadıkça öğreniyoruz.
Deneye yanına öğreniyoruz. Böyle böyle tecrübe ediyoruz.
Bazen de bir bakıyoruz.
Bu insan bize ya da ilişki anlayışımıza uygun değil ama...
bir şekilde o ilişkide var olmaya devam ediyoruz.
Ki kendimiz uyum sağlıyoruz.
Hatta bazen fazla uyum sağlayıp kendimize yabancılaşıyoruz.
Bazen de realistik olmayan bir şekilde ısrarla karşımızdakinden olmayacağı birine bürünmesini bekliyoruz.
Bu az önce bahsettiğim psikoterapist konuşması esnasında şöyle demişti.
Bir insan ilk 6 ayda az çok kendini belli eder ama bizler görmek istemeyebiliriz.
Ve eğer görmemeyi tercih edersek de karşımızdakinin olumsuz yanlarını yok sayabiliriz.
Ya da değişebileceğine, düzelebileceğine inanırız.
Bu yüzden de özellikle daha genç yaşta olanların yürümeyen bir ilişki içinde gerekenden daha uzun kaldığını söylüyordu.
Ama baktığınız zaman bunun bir tür psikolojik yanı da var.
Mesela düşünün karşınızda biri var, o ilişki yürümüyor ama şimdi...
Kim uğraşacak bitirmeyle?
Bu kişiyle bir sürü anımız var.
Birlikte geçirdiğimiz onca yıl var.
Ortak arkadaşlarımız var.
Belki ortak bir işimiz var.
Bazıları da şey düşünebiliyor.
Öf şimdi ayrılacağım. Aileme, arkadaş çevreme, iştekilere vs.
açıklamak zorunda kalacağım.
Ya da işte o ayrılık sürecinin duygusal sızıntıları veya beraber yaşıyorsanız o lojistik tarafıyla uğraşmak zor gelecek.
Ev bulacaksınız da taşıyacaksınız da ya da karşı taraf için aynı şey geçerli vs.
vs. derken insanın Gözünde büyüğü olabilir.
Çok normal değil mi? Zaten genel mantık insanın elinde olanı düzeltmeye gitme.
Yani diyardan gitmek yerine deveyi gütmeye çalışması üzerine oluyor.
O noktada da bir şeyleri yürütmeye çalışmak, oldurmaya çalışmak ilk yaptığımız şey.
Bunda bir beis yok. Tabii ki de yapmamız gereken ilk şey ama olmadığını göre göre bile bile bunu zorlamak işte orası bence düşünmemiz gereken bir nokta.
Örneğin... Bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsunuz.
Böyle içinize tamsilmeyen bir şeyler var ama adını koyamıyorsunuz.
Ya iletişimle alakalı ya karşınızdakinin size nasıl hissettirdiğiyle alakalı ya da belki böyle partnerinizin hayata bakış açısıyla alakalı tamamen farklı yerlerden bakıyorsunuz
hayata. Hayattaki motivasyonlarınız, beklentileriniz çok farklı.
Bu her şey olabilir ve görmezden geliyorsunuz.
Neden? Sizce neden böyle farklılıkları görmezden geliyorsunuz?
O ilişkide size ne hizmet ediyor ki iç sesinizi ve ilişkinin yanlışlarını belki de karşı tarafın yanlışlarını görmezden gelerek devam ediyorsunuz.
Hayatınızdaki insan hangi ihtiyacınızı karşılıyor ki durmamanız gereken bir yerde olduğunuzu bile hissede orada duruyorsunuz.
Ve bunu yaparken nelerden feragat ediyorsunuz?
Kendinize olan saygınızdan mı?
Hayallerinizden mi? Arkadaşlarınızdan mı?
Ailenizden mi ya da işinizden mi?
Bunlar bence üzerine düşünülmesi gereken sorular eğer ilişkinize bir çıkmazdaysanız.
Bazı şeyler tabii ki daha fazla zaman geçirene kadar ortaya çıkmıyor ama o söyleşiyi dinlerken şöyle bir düşündüm de gerçekten insan 6 ayda hadi bilemedim bir senede kendini belli ediyor ya
da siz onu aslında anlıyorsunuz.
Biz onu anlamak kapasitesine sahibiz.
Bunu şöyle düşünün. Şu an kullandığımız birçok uygulamanın arkasında yapay zeka ve algoritmalar var değil mi?
Bu algoritmalar çok çok hızlı bir şekilde karar verebiliyor.
Nasıl yapıyorlar bunu? Veri analizi tahminiyle.
Bu mantıktan yola çıkarak bizler de hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren çeşitli bilgilere yani verilere maruz kalıyoruz.
Ve bu verileri absorbe ediyoruz.
Bir diğer anlamıyla içselleştiriyoruz.
Aşkla ilgili duygularla alakalı, hayatla, aileyle, işle, her şeyle alakalı kendi küçük algoritmalarımızı oluşturuyoruz.
Çünkü bu veriler zihnimizde böyle veri depolama merkezleri gibi depolanıyor ve bir yere gitmiyor.
Sürekli yenileniyor da.
Bir nevi dediğim gibi kendi küçük algoritmalarımızı oluşturuyoruz ve aşk algoritmamızda da aslında aşkın neye benzediğine dair karşımızdaki insanın bize nasıl hissettirmesi gerektiğine dair bir algoritmamız
var. Ama o kişi bu algoritmaya uyuyor mu uymuyor mu bunu görmek istemiyoruz.
Bahsettiğim şey bu. Ama tabii ki bu oluşan algoritmalarımız genellikle yetiştiğimiz evde oluşuyor.
bilinçaltımıza yerleşiyor.
Demek istediğim şu, bu verileri gün yüzüne çıkarıp doğru bir şekilde okuyabilirsek, ifade edip dile getirebilirsek, bilinçaltını bilinçli hale getirme şansımız da olur.
Yani hangi düşünce paternenin, hangi davranışın arkasında ne var anlar, dolayısıyla kendimizi daha iyi anlar ve ona göre seçimler yaparız.
Belki de ne istediğimizi, ne istemediğimizi daha iyi muhakeme edebiliriz.
Çünkü ailemize gördüğümüz Gördüğümüz ve farkında olmadan içselleştirdiğimiz o beklenti ya da yaklaşımlar ya da oluşturduğumuz aşk algoritması diyeyim her zaman doğru olacak diye bir şey yok.
Belki o algoritmanın kodunu değiştirir yeniden yazarız.
Belki beklentilerimizi tekrar düzenleriz gibi gibi.
O yüzden de bazen çok hızlı vazgeçebildiğiniz en başında bu olmayacak diye bitirdiğiniz ilişkilerle oradaki denemeklerle çok böyle uzun sürüncemede olan ilişkileri değerlendirirken
bu açıdan bakmakta fayda olabilir.
İlla bu vardır demiyorum tabii ki arkasında ama belki de o hızlı biten ilişkiler size bilinmezliği çağrıştırıyordur.
Orada tanıdık bir pattern görmüyorsunuzdur.
Ama içinde kaldığınız ilişkiler biraz daha size daha tanıdık gelen, sizin idare edebildiğiniz ilişkilerdir.
Şimdi bu konu böylece bir dursun burada.
Bunun üzerine düşünürsünüz muhtemelen sonra ama bazen de ne düşünüyorum biliyor musunuz?
Belki de ilişkide problem yaşama halini çok normalleştirmişizdir.
Çevrenize bakıyorsunuz herkesin bir problemi var.
Kimilerinin bizimle benzer problemleri var.
Kimilerinin daha derin, daha sancılığı.
Kimilerinin daha az sancılığı.
Ve insan ister istemez doğası gereği karşılaştırıyor ve diyor ki benim ilişkimde de böyle sorunların olması normal o zaman diyor.
Bir tek ben değilim bunları yaşayan.
Bak insanlar neler neler yaşıyor diyor.
Ayşe'nin ilişkisinde de aynaları var diyor.
İnsanlar demek ki bunları yaşayabiliyor deyip normalleştiriyor tecrübelerini.
Peki o zaman sizce şöyle bir şey mümkün olabilir mi?
Belki de bize hizmet etmeyen bir ilişki içinde kalmamızı kolaylaştıran şey, çevremizle yaptığımız karşılaştırmalar sonucu bizi yanıltan normalleştirmelerdir.
Bence çok mümkün.
Yani kötü bir şeyin ya da olumsuz bir şeyin sayısının yüksek olması, farklı insanlar tarafından tecrübe ediliyor olması, Onun normal olduğunun, onun doğru olduğunun,
olması gereken yol bu olduğunun anlamına gelmez.
Üniversitede bir arkadaşım vardı.
Sevgisiyle ilişkisinin motosu almost perfect yani neredeyse mükemmeldi.
O zaman bana demişti ki hiçbir zaman mükemmel olmayacak.
Bunun farkındayız ama bizim kendi standartlarımız içinde neredeyse mükemmel olması yeterli.
Biz bunun için uğraşıyoruz.
Ve çok etkilenmiştim bu bakış açısından o zaman.
Yani o yaşta böyle bir bilince, böyle birini istediğini bilmeye sahip olup bunun için çaba göstermek.
Bakın bu çaba göstermektir, bu okeydir.
Şimdi ben de bunu biraz daha indirgeyip şunu soracağım.
Yeterince iyi mi? Yani siz ilişkinize baktığınızda benim için doğru insan ve yeterince iyi biri diyebiliyor musunuz?
Bu ilişki yeterince iyi diyebiliyor musunuz?
Bunu diyemiyorsanız da...
Takip eden sorumu az çok tahmin edersiniz.
Neden o ilişki içindesiniz?
Belki burada bitişlere karşı bakış açımızı masaya yatırmak da gerekir.
Mesela bir şeyin bitmesi sizin için ne ifade ediyor?
Hangi duyguları uyandırıyor?
Örneğin bazı insanlar bitişleri başarısızlıkla ilişkilendirir.
Özellikle de ilişkilerdeki bitişleri.
O yüzden içten içe bitmiş olsa bile sözlü olarak söylemek istemezler.
Bazıları veda edemez, vedaları sevmez.
Hüzünle, yalnızlıkla, bir şeyleri kaybedişle ilişkilendirir.
Sorumu tekrar edeyim burada.
Siz. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bitişleri, ayrılığı neyle ilişkilendiriyorsunuz?
Derinlerde bir yerde sizin için ne ifade ediyor?
Bazı insanlar da vardır böyle bitişleri yeni bir sayfa açmak olarak görür.
Heyecanlanırlar. Yaşasın yeni bir şeyler olacak hayatımda diye düşünürler.
Yeni başlangıçtan kalsam illa yeni birini hayatımıza dahil etmek değil bu arada.
Hayatı, yaşadığınız tonun, şeklin, bakış açınızın değişmesi bu da yeni bir başlangıçtır.
Açıkçası... Bazı şeylerin sona ermesi gerektiğinde kabullenmek lazım.
Her şey uzun ömürlü olacak, sonsuza kadar olacak diye bir şey yok.
Ben şeyi de çok sorguluyorum.
Bu son 200 yılda aşk ve birliktelik kavramı fazla romantize edilmedi mi sizce de?
Hayatının aşkını bulup sonsuza kadar mutlu mesut yaşadılar romanları.
Ne kadar gerçekçi. Yani bence hiç gerçekçi değil.
Özellikle de günümüz dünyasında.
Her şeyden önce insanın kendisi değişiyor zaten.
Hayatı bakışı değişiyor, beklentileri değişiyor, arzuları değişiyor.
Bazen hayat yolculuğunda beraber yürüdüğün insan buna ayak uydurabiliyor, evet.
Bazen de ayak diretiyor.
Ya da o insanın kendisi de değişiyor.
Aslında bakmayın herkes değişiyor da bazı çiftler o değişimle uyumlanıp harmoniyi yakalıyor.
Çünkü benzer bir temelden geliyor.
Öz değerleri altın çizerek söylüyorum burayı birbirine yakın oluyor.
Temelde çok farklı olanlar da zaten zıt yönlere gidiyor.
Bu zıt yönler söz konusu olduğunda ısrarla o ilişkide kalmaya çaba göstermek şey gibi.
Ben güneye gideceğim, sen kuzeye gideceksin ve birlikte o yolu kat etmeye çalışıyoruz.
Yani ne kadar mümkün ki zaten ben Antalya'ya gitmeye çalışıyorum, sen Trabzon'a gitmeye çalışıyorsun.
Hani nasıl aynı aracın içerisinde yolculuk edebiliriz ki?
Günün sonunda herkes değer gördüğü, sevdiği sevildiği bir ilişki içinde olmak ister.
Karşınızdaki insan her zaman bunu karşılayacak kapasitede olmayabilir.
Bunun da farkında olmak çok önemli.
Yani sadece yıllarınızı verdiniz, yalnız kalmaktan...
ya da maddi olarak tek başınıza ayakta kalamayacağınızı düşündüğünüz için bitmiş olan bir şeyi ayakta tutmak ya da size uygun olmayan birini hayatınızda tutmak konuları üzerine kafa yorulması
gerektiğini düşünüyorum ben. Çünkü hepimizin bir tane hayatı var.
Az önce dediğim gibi duygusal olarak sizin bir ihtiyacınızı karşılıyor da olabilir bu insan.
Bu güvenlik olabilir.
Çünkü güvenlik bizim insan olarak bu dünyadaki en temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi değil mi?
Masamın hiyerarşisine en altında zaten.
Bu olabilir. Aidiyet hissi olabilir.
Sevgi olabilir. Ama orada sevgi diyorsanız eğer sevgi sizin için ne demek?
Sevgi... Ne ifade ediyor?
Sevgiyi nasıl ifade ediyorsunuz ve nasıl ifade edilmesini bekliyorsunuz?
Buralara da bakmak lazım. Yani sevgi kavramını anlamlandırma şeklinize de bakmak gerekebilir.
Gibi gibi birazcık derin, birazcık böyle çetrefilli uğraş gerektiren şeyler ama bence üzerine kafa yormaya, düşünmeye değer konular.
Şimdi... Size bir şeyden daha bahsetmek istiyorum.
Zihnimde ampul yakan konuşmalardan bir tanesi de şuydu.
Yakın zamanda bir arkadaşımla kahve içerken dedi ki...
Biz çocuk olduktan sonra aşırı zorlandık.
Ayrılma noktasına dahi geldik dedi.
Bu arada hani şey çiftler vardır ya böyle bakarsınız hayatta ayrılacak en son çift diye düşünürsünüz.
Tabii ki içeride kiminle yaşadığını kimse bilmez ama hani böyle bir imaj veren çiftler vardır ya benim arkadaşım da onlardandı.
Sebebi de şöyle. Şöyle açıkladı yani.
Dedi ki... Her iki tarafın da ailesinde gördüğü ebeveynlik şekli birbirine taban tabana zıt.
Kadının ailesinde baba figürü çocuklarının her ihtiyacı ile ilgilenen, eşine her konuda destek olan bir figür ve dolayısıyla kadın çocuğun sorumluluğu konusunda eşinden de benzer bir davranış bekliyor.
Ama adamın ailesi tam tersi.
Onda baba daha mesafeli, her şeyi anne hallediyor.
Ve burada ister istemez sorumluluk paylaşımlarına dair beklentiler çakışıyor ve çatışma yaşanıyor.
Ki bunu şöyle bir tonda söylemiyorum.
Arkadaşım da aynı kendi babasını rol model alıyor diye değil.
O kendi babasının daha fazla yapması gerektiğinin farkında ve kendi babası gibi olmadığını düşünmesine, onun tam tersi hareket etmesine rağmen bu tartışmaları yaşıyorlar.
Öyle söyleyeyim. Şimdi tabii aklınıza şöyle bir soru gelmiş olabilir.
Emine senin çocuğun yok sen tam olarak burada nasıl aydınlanmış olabilirsin diye sorarsanız da hemen cevap vereyim.
Şöyle aydınlandım arkadaşlar.
Şimdi bunu anne baba figüründen eş figürüne indirgeyin çocuğunuz olmasa da olur.
Kendi içinde yetiştiğiniz aileden ya da çevreden ister istemez farkında olmadan bir şeyleri içselleştiriyorsunuz ve bir partner figürü oluşturuyorsunuz zihninizde.
Ve o figürün yapması gerekenlere, o figürün olması gerektiği kişiye dair bir beklentiye giriyoruz ister istemez.
Ama o beklenti karşılanmayınca da hayal kırıklığı, kavgalar, tartışmalar olabiliyor.
Bir kendi ilişkinize bu gözle bakın isterim.
Yani sizin yaşadığınız hayal kırıklıkları karşı tarafa...
ait olan hayal kırıklıkları gerçekten zihninizdeki belli bir figürden mi kaynaklanıyor ya da karşı tarafın sizinle ilgili yaşadığı hayal kırıklıkları sizden zihnindeki figüre dair olan beklentisinden ötürü
mü ve o beklentiyle uyuşmadığınız için mi kaynaklanıyor?
Bu arada ailemizden aldığımız ve zihnimizde oluşan figür en doğru figür diye demiyorum.
Ama ilk gördüğümüz, içselleştirdiğimiz örnek o ya ve eğer bizden farklı aile yapıları olan insanlarla çok bir arada olmadıysak, içli dışlı olup aile dinamiklerini gözlemleme fırsatımız
olmadıysa ya da olup da bunu gözlemlemediysek, muhakemesini daha önce yapma ihtiyacı duymadıysak ister istemez karşımızdakini, zihnimizdeki figürü uydurmaya yani değiştirmeye çalışabiliyoruz.
Değiştirmek demişken biraz burada da dolaşmak istiyorum değiştirmek konusunda.
Çünkü birini komple değiştirmek ya da iyileştirmek, tabiri caizse düzeltmek partnerlerin görevi değil bence.
Bunu neden söylüyorum biliyor musunuz bu değiştirme ve iyileştirmeyi?
Çünkü bazı ilişki dinamiklerinde partnerlerden bir tanesi böyle diğer tarafı biraz daha yaralı gibi görüp onu iyileştirmeye, ona karşı anaç bir
tavır üstlenmeye meyilli olabiliyor.
Ama herkes kendi kapısının önünü süpürme diye düşünüyorum.
Karşınızdaki insanın kendi içinde problemleri varsa ve bunu bireysel olarak çözmeye yanaşmıyorsa, siz istediğiniz kadar çabalayın, istediğiniz kadar destek alın.
Karşı taraf elini taşın altına koymadan olumlu sonuç almak çok mümkün değil.
Bu konuda çok net karar alabilen bir arkadaşım var.
Hazır konusu gelmişken ondan da biraz bahsetmek isterim.
Hayatının aşkından, alkol problemi yüzünden ayrıldı.
Ve ayrılmadan önce açık açık dedi ki ben seninle bir hayat kurmak istiyorum.
Ama ileride evliliğimin ve olursa çocuklarımızın alkol yüzünden zarar görmesini istemiyorum.
Bununla alakalı adım atmak istersen her zaman yanındayım destekçinim.
Ama bana söz vermen lazım dedi.
Daha doğrusu ya alkol ya ben diye bir rest çekti.
Partneri de ben hayatımda böyle bir değişiklik yapmaya hazır değilim dedi ya peki o zaman elveda dedi ve hiç arkasına bakmadı.
Şimdi burada Emine ilişkiler emek ister derseniz anlarım.
Ama bu emek karşılıklı olmalı az önce dediğim gibi.
Şimdi burada benim arkadaşımın ayrılmayıp o ilişkide kaldığını düşünün.
Bu ne demek? Partnerini böyle ciddi bir durumla kabul etmesi demek değil mi?
Hayatına sorumluluklarını aksatan, yeri geldiğinde başı belaya giren, onun arkasını toplayan, ileride eş hatta ebeveyn görevini yerine getiremeyen ve doğal olarak da sürekli kendini hayatının
sorumluluğunu partnerine yıkan birini kabul etmesi demek.
İnsanlar içinde bulundukları durumu değiştirmek istedikleri sürece onlara destek olunabilir.
Aksi mümkün değil.
O yüzden eğer bir ilişkinin içerisine sürüncemedeysek bu taraftan da bakmak gerekiyor.
Ve arkadaşımın şunu üstüne basa basa dediğini hatırlıyorum.
Hala daha söyler. Ben onun annesi değilim Emine.
Ben onun arkasını toplayamam.
Bu bir ilişki ise herkes kendi sorumluluğunun farkında olmalı.
Herkes kendi sorumluluğunu üstlenmeliyordu.
Az önce dedim ya hani iyileştirmeye çalışıyor diye bazı taraflar.
İşte burada arkadaşım şey de yapabilirdi mesela.
Ya ben ona iyi gelirim böyle böyle falan gibi bir romantik bir yerden tutarak da yaklaşabilirdi.
Ama çok net sınırını koydu.
Çünkü ilişki içerisine sınır koymak da çok önemli.
Kendini önceliklendirmek de çok önemli.
Sınır koyma başlı başına bir konu zaten.
Bununla alakalı bir bölümüm var ama ilişki spesifik değil.
Belki ilerleyen bölümlerde bunun üzerine de konuşuruz.
İlişkilerde sınır koyma, romantik ilişkilerde sınır koyma üzerine.
Ama bahsetmek istediğim birkaç tane daha konu başlığı var.
O yüzden bunu şimdilik burada bırakalım.
Yavaş yavaş diğerlerini de değerlendirmiş, diğerlerini de konuşmuş olalım.
En başta bahsettiğim söyleşi esnasında aldığım notlardan bir tanesi de şuydu.
Konuşmacı psikoterapist demişti ki, dürüst olmak gerekirse genç çiftler...
Genellikle bana düzeltilmemesi gereken bir şeyi düzeltmek için geliyor.
Ve 7 çiften 6'sı çift terapisine gelmek için çok geç kalmış oluyor.
Hmm dedirtti bana açıkçası.
Siz de bir üzerine düşünün isterim.
Acaba ilişkinizde düzelmeyecek bir şeyi düzeltmeye, olmayacak bir şeyi oldurmaya mı çalışıyorsunuz?
Bunun da temel sebebini bağlanma şeklimizle ilişkilendirerek devam etti.
Bağlanma teorisi bölümünde bahsetmiştim.
Rakamlar yanlış olmasın ama genel anlamda insanların %50'si güvenli bağlanmaya sahip, %25'i kaygılı ve yaklaşık %20'si kaçıngan.
Geri kalan %5'te böyle ortaya karışık dediğimiz düzensiz bağlanma.
İşte kendimizi ve karşı tarafı bu anlamda anlayabilirsek o ilişkinin akıbeti için de daha doğru kararlar verebiliriz bence.
Bir diğer değindiği şey de sevgi deriydi.
Bu da geçtiğimiz sene üzerine bayağı konuşulan bir konu diye ben çekmedim burada ama buna da bir bölüm isterseniz çekilebilir neden olmasın.
Bazen bana gelen bölüm önerisi taleplerine bu çok konuşuldu zaten diyorum ama şöyle bir cevap geliyor genelde.
Biz senden dinlemek istiyoruz.
Hay hay seve seve ben de konuşmayı seviyorum zaten.
O yüzden bu sevgi deri konusu için de bir anket yaparız ilerleyen zamanlarda.
Ben de bu Beş Sevgileri kitabını okudum bu arada.
Bizim ve karşımızdaki insanın sevgiyi ve kendini nasıl sevilmiş, değerli hissettiğini anlamak, bu doğrultuda ona göre davranma açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu dinamiklerin farkında olmadığımız zaman ilişki içinde biriken hisler...
Zaman geçtikçe kalp kırıklığını tetikleyebiliyor.
Bu aynı zamanda bir yorgunluk faktörü de olabilir.
İnsan sürekli mücadele verdiği bir ilişkide olduğunda ruhu yoruluyor ya o yüzden de belki bitirmesek de biraz mola verip gerekirse böyle bir uzaklaşıp taze bir bakış açısı kazanmak için kendimizi,
ilişkimizi böyle kuş bakışı misali farklı açılardan değerlendirmek de güzel olabilir.
Evet yavaştan toparlayalım.
Bu seminerde çok güzel sorular gelmişti.
Kısaca onlardan da bahsetmek istiyorum kapatmadan önce.
Biri dedi ki ayrılıktan sonra yaz sürecindeyken hemen flört etmeye başlamalı mı yoksa biraz beklemeli mi?
Bence çok güzel bir soru çünkü herkesin ilişki bitişinden sonra yaz tutma biçimi ya da bu ilişkiyi bitirdikten sonra o duygusal süreçte başa çıkma biçimi farklı ya.
Psikoterapiste şöyle cevap verdi.
Eğer yaz tutuyorsanız ve hayat arkadaşınızı Kaybettiyseniz fiziksel olarak bahsetmiyorum duygusal olarak kesinlikle biraz geri durmalısınız.
Çünkü gerçek bir yaz süreci ise duygusal olarak oldukça kırılgan olma eğilimindesinizdir.
Duygularınız tamamen sağlam değildir ve yeni ilişkiniz için sınırlarınız da tam olarak belirlenmemiştir.
Evet belki hala iyi olabilirsiniz.
Bu dönemde rahatlık güzel olabilir ama büyük kararlar vermekte dikkatli olmanız gerekir.
Biraz rahatlık güzel birkaç akşam yemeği olur.
Ancak ciddi bir ilişki taahhütü gibi kararlardan uzak durmak en doğrusu dedi.
Tabii ki herkesin kendi bileceği iş ama cevap bana mantıklı geldi.
Bahsettiği kırılganlık ve sınırlar kısmını hiç böyle düşünmemiştim bu arada.
O yüzden hoşuma gitti bu cevap.
Tabii bu cevap şöyle ilişkiler için geçerli değil.
bence. O yüzden altını çizmekte fayda var.
Diyelim ki ilişkiniz aylar hatta yıllar önce bitti.
Kırıntısı kalmadı. Ama işte ayrılığın ismini koymamışsınızdır.
Orada bir yaz sürecinden çok bahsedilmez zaten.
O yüzden bu tarz durumlarda daha farklı olabilir.
Onları dışarıda tutabiliriz gibi düşünüyorum.
Tamamen her açıdan değerlendirmek için düşünüyorum bunu bu arada.
Bir tane daha soru vardı.
O da güzel bir soruydu. Dedi ki bittiğini nasıl anlarsınız?
Cevap da şöyle geldi.
Bu arada bunları çok net hatırlıyorum sanmayın.
Kaydı vardı onu tekrar açıp izledim bölümü çekmeden önce.
Notlarımla beraber tekrar not aldım falan fıstık.
Neyse cevap diyorduk.
Dedi ki eğer bir ilişkiyi bitirdiğinizde ay hafifledim çok daha iyi hissediyorum.
Hiç arkama bile bakmadım.
Dünya varmış be oh be diyorsanız cevabınız zaten burada.
Yani o noktada geri dönsem mi dönmesem mi bir şans daha versem mi bu ilişkiye gibi düşünmenin manası yoktur diyor.
Tabi bir de bunu ilişkiyi bitirmeden önceki safhaya çekecek olursak ben de şöyle düşünüyorum.
Eğer üzerinizde bir ağırlık varsa sıkışmış hissediyorsanız artık böyle boğuluyor gibi hissediyorsanız o ilişkinin içinde ya da kendinizden çok fazla ödün verdiğinizi hissediyorsanız bence yine bu bittiğinin sinyalleridir
diye düşünüyorum. Ve söyleyişi de çok güzel, çok içten bir tavsiyeyle kapatmıştı.
Ben de aynı şekilde kapatmak isterim.
Dedi ki kendinize kulak verin, iç sesinize, duygularınıza kulak verin.
Duygularınızın size verdiği uyarıları görmezden gelmeyin.
Çünkü siz bu uyarıları görmezden gelirseniz kimse size yardım edemez.
O yüzden de benliğinizle iletişim halinde olun.
Evet sanıyorum ki bir bölümün daha sonuna geldik.
Umarım hayat sizi güzel kalpli insanlarla karşılaştırır.
Güzel anılar biriktirmenize yardımcı olur diyorum.
Ve kendinize çok iyi bakın, iyi davranın.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
