
İkizler de Değilim ama Neden Bu Kadar Dengesizim? | Eril - Dişil Enerji Alanları
29 Nisan 2021 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hindolog Didem Öztabak ile hayatımızda dengeyi bulma konusunda eril-dişil enerji alanlarının davranış biçimlerimize etkisinden bahsettik.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün çok güzel bir konudan bahsedeceğiz.
Benim de aslında çok ilgili olduğum bir konudan bahsedeceğiz.
erik dişil enerji ve çakralar üzerine konuşuyor olacağız.
Bunu da Hindolog Didem Öztabak'la konuşacağız.
Şimdi böyle Hindolog deyince, benim de kendi cahilliğim, bu programdan önce gerçekten bilmiyordum.
O yüzden Hindolog nedir, ne yapar, önce onu söylemek istiyorum.
Didem'e hoş geldin demeden önce.
Hindolog aslında Hint tarihi, coğrafyası, felsefesi, Sanskritçe dilini okuyan, mitolojisini okuyan, Bir insan.
Yani hindoloji bir bilim dalı.
Didem kusura bakma cahilime ver.
Ben böyle bir şey seni davet etmeden önce bilmiyordum.
Genelde kimse bilmiyor zaten emine.
Problem yok. Ve bakarken şeyi fark etmiyor.
Çok farklı alanlardan besleniyorsun.
Eril dişil enerji kısmı.
Bununla alakalı ben uzun yıllardır çalışıyorum bu arada.
Ve çakralarla da.
Çünkü beni çok zorlandığım, çok böyle içinden çıkamadığım anlarda bu araçlar kurtardı.
Öyle söyleyeyim. O yüzden de bugün böyle bu konuları konuşuyor olmak beni çok mutlu ediyor ve inanılmaz çok soru geldi.
Bilmiyorum hepsini yanıtlayabilir miyiz bu soruların ama bu eril dişil enerjiyle başlayalım istiyorum.
Bu eril dişil enerji nedir, ne değildir, hayatımızın hangi alanlarını etkiler?
Bir de hani çok yanlış bir anlaşılma var gördüğüm kadarıyla çevremde de.
Eril enerji sadece erkeklerde olur, dişil enerji sadece kadınlarda olur gibi.
Diden bize aydınlat. Emineciğim şimdi şöyle öncelikle çok teşekkür ederim davet ettiğin için.
Çok memnunum seninle tanıştığım için bu sabah.
Şimdi şöyle bu eril dişil enerji sistemi tabii çok bence yıllardır çok soyutta kalan tam olarak anlaşılmayan bir sistem.
Şimdi ben kendim bu konuyla ilgilenmeye başladıktan sonra ve yaklaşık işte 6-7 yıl önce de bu sisteme kendi bakış açımı geliştirdikten sonra aslında bu...
Konunun ne kadar gündelik, ne kadar hayatın içinde, her an.
Dedin ya hani hangi alanlarda kendini gösteriyor.
Hayatımızda aklımıza gelebilecek her türlü alanda kendini gösterdiğini 6-7 yıl önce böyle tam olarak bir aydınlanma gibi işte bu aslında bu diye fark ettim ve bu sisteme tamamen kendi
yarattığım bir bakış açısıyla yaklaşıyorum.
Bu bakış açısını da anlatıyorum, eğitimler veriyorum, yazıyorum, çiziyorum bununla ilgili.
Şimdi birazcık bundan bahsedeceğim tam olarak ne diyorum ben bu eril dişil alan dengesi demeyi seviyorum ben buna.
Çünkü alanlar üzerinden gitmeyi seviyorum.
Kendimde ilk başta bunu keşfederken veya hissederken sanki bir alanlar var ve böyle bir enerji alanları gibi onların içinden geçerken aslında oradan tavır gösteriyorsun ve o senin somut bir takım
hayatında dönüştüğü noktalar oluyor gibi hayal ettim.
O yüzden de şimdi öyle anlatıyorum bunu.
Çok somut bir anlatım şekliyle anlatıyorum aslında.
Diyorum ki eril dişi denge sisteminde benim baktığım yerden 4 adet alan var diyorum.
Bunlar işte merkez alan.
Merkez alanda dengeli eril alan ve dengeli dişil alan birbirinin içinden akıyor.
Burayı çok seviyoruz ve istiyoruz.
İdealden bahsediyoruz aslında burada.
Bir de sapma alanları var diyorum.
Sapma alanları da merkez alanda...
bünyemdeki o dengeli eril ve dengeli dişil alan birbirinin içerisinden akarken, dengeli dişil alandan kayıp verdiğimde, azaldığında orası, ben diyorum ya da herkes, başka insanlar,
bunu düşünmeyi, yaşamayı seven insanlar, o algıyı açan insanlar, yıkıcı eril alana kayarız diyorum.
Bünyede dengeli dişil alan azaldı.
Ben yıkıcı eril alana kaydım.
Artık oradan tavır göstermeye başladım.
Bu bir sapma halidir diyorum.
Merkezden sapma halidir.
Tam tersi de geçerli.
Bünyemden dengeli eril alandan kayıp verdiğim bir dönem.
Bu sefer pasif dişil alana saparım diyorum.
Bu da bir sapma halidir.
Toplam dört alandan bahsediyorum.
Ve bu dört alanın kendine ait, kendine has tavırları var.
Ve bu tavırlar asla birbirinin içerisinden bıçak gibi ayrılmıyor.
Benim yaklaşık 6-7 yıldır bu kendi bakış açımla anlattığım eğitimleri veriyorum ve aktarmakta aslında kişilerin hayatına bunu sokmasındaki en önemli bariyerinde bunun olduğunun farkındayım.
Bahsettiğim şey şu, bizler çok kesitli düşünmeye alışmış yapılarız aslında.
Zihnimiz çok köşeli, çok kesitli.
Birbirinin içinden akan, birbirinin içinden akarak tek bir somut ortaya...
bir ürün, bir tavır çıkartma halini anlamakta çok zorlanıyoruz.
Sosyal medyaya mesela bakarsanız bu gibi eril dişil denge anlatımlarında dengeli eril dengeli dişil denmez pek zaten eril dişil diye ayrılır.
Ben o şekilde kullanmayı sevmiyorum.
İşte şu erildir, bu dişildir gibi böyle keskin ayrımlar var.
Benim anlatış şeklimde hiçbir şey ama hiçbir şey kendi başına salt.
hiçbir alana ait değil.
İçinde mutlaka diğer alanlardan da dans ediyor ve ortaya bir tavır çıkıyor.
Örnek vermek gerekirse merkez alandan bahsettim ya Emine biraz önce.
Hani o ortada dengeli eril ve dengeli dişli alan dans ediyor ve harmanlanıyor.
Ortaya tek bir tavır ortaya çıkıyor.
Onu şöyle anlatabilirim. En çok örnek vermeyi sevdiğimden gideceğim.
En kolay anlaşılır.
Örnek mesela işte harekete geçmek, bir eyleme geçmek dengeli eril alanla başlar.
Ama işte o süreci nasıl yönettiğim, karşı tarafa ne kadar söz hakkı verdiğim, karşı tarafı ne kadar dinlediğim, planlarımda ne kadar esnek olabildiğim, onlar benim dengeli dişil alanımın ne kadar kendini gösterip göstermediğini
ortaya koyar. Örneğin ben çok merkezimde bir dönemdeyimdir ve bir plan içindeyimdir.
Bak bizden örnek verelim mi bu canlı bir örnek olsun?
Mesaj attın işte böyle bir şey yapabilir miyiz dedin.
Aslında seni harekete geçiren o anki bünyendeki dengeli eril alanın o hareket ivmesi.
Senin merkezinde olduğun bir dönemde olduğumuzu varsayalım ve oradan örnek verelim.
Sen çok merkezinde bir dönemdesin ve dengeli eril alanında harekete geçmek için böyle bir hop diyorsun değil mi?
Bir mesaj atayım, bir mail atayım, bir sorayım bakayım diyorsun.
Sana bunu yaptıran dengeli eril alanın.
Şimdi merkezdesin.
mutlaka dengeli dişil alanla harmanlanıyor olması lazım ki %100 potansiyelle bir tavır ortaya çıksın.
Bu sana nasıl bir darbanış şekli olarak dönüyor?
Bana ulaşıyorsun ama aceleci değilsin.
Zaman içerisinde diyebiliyorsun ki sana uyan zamanlarda, esneklik gösterebiliyorsun, fikrimi soruyorsun, şu sence uygun mu diyorsun.
Tüm bunlar aslında karşı tarafı dinleme, anlama, ona alan açma halini de...
tavrın içine getiriyor ve bunlar bak birbirinin içerisinde harmanlanıyor ve merkezden bir tavır ortaya çıkıyor.
Sen diyelim ki yıkıcı eril alana saptığın bir dönem içerisindesin.
Diyorsun ki Hadidem'e bir ulaşayım diyorsun.
Bünyende azalan taraf dengeli dişil alan tarafı.
Yani ne azaldı bünyende?
Benden haber beklemek için aceleci olmama, benim fikirlerimi sorma, zaman konusunda esnek olabilme.
Gibi böyle dengeli dişil alana ait alanlarda bir azalma yaşadığını düşün.
Ne oluyorsun? Yıkıcı eril alana saptın.
Bu artık senin bünyende şöyle bir tavır ortaya çıkartıyor.
Bana mesaj atıyorsun, mail atıyorsun.
Aynı gün cevap gelmesini bekliyorsun.
Baktın gelmedi, tekrar atıyorsun.
Size ulaşmaya çalışmıştım, gelmedi diyorsun.
Yani o bekleyebilme zaman tanımadan fire verdin.
Bak tavırlar kendini böyle gösteriyor.
Diyelim ki pasif dişil alana kaydığın bir dönemdesin.
İçinden şunu geçiriyorsun. Tamam iyi değil demedi bir mail atsam da bir mesaj atsam da diyorsun.
Fakat bünyende azalan dengeli eril alan olduğu için harekete geçmen çok zorlaşıyor.
Elbette bu ne kadar sapma içinde olduğuna göre değişir.
Bir miktar sapma içindeysen belki ertelersin.
Merkezine geri gelme becerin varsa eğer tekrar eril enerjin o dengeli eril alandaki enerjin yerine gelir ve eylemini yaparsın.
Ama çok diplerdeysen.
çok diplerde bir yerlerde sapma gösteriyorsan, şöyle olursun bak, ay Didem'e ulaşsam ne kadar iyi olur, ne kadar güzel olur bir sohbet etsek, bir şey yapsak.
Ama o hayal olarak, istek olarak olur, sonucun olmaz.
Çünkü dengeli erir alan sonuçtur.
Elde etmedir, yapmadır, ben bunu aldım, bu benim, tamam bende, bu taraf, o taraftan fire verdiğinde...
Hayallerin, açık isteklerin elinde olmayan sonucunda oturmaya devam edersin.
Sapma alanları da böyle çalışıyor.
Elbette bunu ben şimdi anlatmaya kalkarsam örnek 100 saat falan konuşabilirim bununla ilgili ama fikir olması açısından böyle bir örnek verdim şu anda.
Ay çok teşekkür ederim.
O zaman ben şu an merkezindeyim.
Bunu duyduğuma çok mutlu oldum.
Senin yaklaşım tavrın?
Hakikaten çok böyle hem net, temiz ne istediğini anlatan, bütün bunlar aslında bak dengeli eril alan, netlik, karşı tarafta açık.
Şimdi benimle konuşacak ama ne konuşacak acaba?
Bunları bırakmamak, isteklerini net, temiz bir dille, sade, direkt olarak iletebilmek bunlar dengeli eril alanın özellikleri.
Şimdi bu dengeli eril ve dengeli dişil ya da pasif eril pasil dişil ben ne zamandır böyle takip ediyorum, okuyorum, araştırıyorum ama bunları harekete geçirmek ya da merkeze gelmek için de yapılması gereken belli başlı şeyler var
ya. Onlar nedir?
Ben kendi kısıtlı bilgimle mesela şöyle şeyler yapıyorum.
Eril enerjiyi aktive eden, biraz daha böyle kardiyo ya da ağırlık sporları.
Mesela spor yaparken bunları bir tık daha dahil etmeye çalışıyorum hayatıma.
Orayı dengede bırakmak için.
Dişil kısmı daha çok aktive etmek için biraz daha böyle yavaş şekilde yaşamaya, biraz daha alan tanımaya çalışıyorum gibi gibi.
Çünkü belli bir zaman döneminde Eril enerjimin çok dengesiz olduğu bir dönemdi.
O zaman hep böyle yavaşlamaya çalıştım kendimce.
Bunları kendi örneklerimi veririm ama senden de dinlemek çok istiyorum.
Bu alanların dışında olan, merkezde olmayan bir insan merkeze nasıl dönebilir?
Merkezdeki eril ve dişil alana nasıl dönebilir?
Ne aktiviteler yapabiliriz?
Yediğimiz, içtiğimiz, görüştüğümüz insanların burada etkisi var mı, yok mu?
Emineciğim şimdi şöyle benim anlattığım, bu dört alan üzerinden anlattığım yerde şunlar geçerli değil.
Dişil enerjimi nasıl yükselteceğim?
Eril enerjimi biraz önce hatta senle öncesinde de konuştuk ki aslında bunlar benim baktığım yerden doğru tanımlamalar olmuyor.
Çünkü belki de dengeli dişil alanının yükselmesine geri gelmesine ihtiyacın vardır.
Belki de dengeli eril alanının geri gelmesine ihtiyacın vardır.
Şöyle benim anlattığım yerden.
Diyelim ki sen... Yıkıcı eril alana saptığın bir dönemdesin.
Bu da bünyende ihtiyaç duyduğun dengeli dişil alan.
Yani bu ne demek? Yıkıcı eril alana saptığın zaman çok hızlanırsın.
Çok panik içinde olursun.
Çok telaşlı olursun. Her şey senin istediğin gibi olsun istersin.
Planların karşısında herhangi bir esneklik uyum becerisi gösteremezsin.
Çok hırslı olursun. Çok rekabetçi olursun.
Her şeyi en iyi senin bildiğini düşünürsün.
Elbette sapma oranının derinliğine göre bu tavırlar Şiddeti artacak veya azalacaktır.
Fakat burada bünyende dengeli dişil alan az.
Merkeze geri çekmek için kendini ne yapman lazım?
Biraz dengeli dişil alanın egzersizlerinden yapıyor olmak lazım.
Örnek veriyorum. Yıkıcı eril alanda kişinin ateş elementi çok yüksek, kişi ateşli zaten, sıcak.
biraz serinlemeye ihtiyacı var.
Yani onu ne serinletecekse belki serin gıdalar, belki işte biraz serin havada durmak, cama pencereyi açmak gibi ya da çok hareket ediyor ya mesela yıkıcı evli alana saptığında bir kişi hareketin aralarına
boşluk koymak, gün içerisinde kendine boş zamanlar, hiçbir şey yapmadan durabileceği zamanlar yaratmak bunlar kişi de merkeze geri çekmek için ne yapıyor?
Tahtıravalli gibi düşün. O dengeli dişil alanını Tekrar biraz daha yükseltmeye yani tekrar biraz daha bünyeye katarak kişinin o sapma dışarı taşmış kısımlarını içeriye merkeze topluyor.
Aynı şekilde pasif dişil alana saptığını düşünelim bir kişinin.
O noktada da kişinin o kadar böyle yayvan bir enerjisi oluyor ki dışa taşmış yayvan karar veremiyor.
Atalet içinde ne yapacağını bilmiyor.
Şimdi düşünsene böyle bir yapının ihtiyacı olan şey.
Dengeli eril alan çalışmak.
Ne yapması lazım? Kendini içe toplamak için bir miktar hızlanması lazım.
Karar vermeye çalışması lazım.
Net cümleler kurması lazım.
Çünkü pasif dişli alana kaydığımızda her şeyin ucu açık kalır.
Mesela ben seninle konuşurum.
Bu sohbeti yapacak mıyız yapmayacak mıyız belli olmaz.
Açıkta kalır. Sen dersin ki tamam iyi hani iyi sohbet ettik falan da yapacak mıyız bunu yani?
Hep böyle bir açıkta kalan bir şey vardır.
Pasif dişli alana kaydığımız dönemlerde...
Okuduğumuz kitaplar hep yarım kalır.
Seyrettiğimiz filmler hep yarım kalır.
Tabağımızda yemek hep yarım kalır.
Bir sürü bir sürü açık kalmış şeyler olur.
Bunları tamamlamaya çalışmaya başlamak minnacık örneklerden giderek, çok küçük hedeflerden giderek bu seni ne yapar?
o dışarı savrulmuş yani pasif dişil alana doğru olan savrulmanı hop içeriye toplar.
Çünkü pasif dişil alan bir de böyle kişi orada kendini dağınık hisseder.
Evi de dağınıktır. Çekmeceleri de dağınıktır.
Zihni de dağınıktır. Toparlayamaz.
Hep der ki mesela ay böyle kafam bir şey gibi böyle toz bulutu gibi bir türlü netleşmiyor.
İşte orada bünyede eksik olan dengeli eril alan ihtiyacı.
Şimdi çünkü bu şekilde anlatıldığında mesela dişil Senin sorduğun soru tarafından bakacağım şimdi.
Dişil enerjimi aktive etmek için.
Benim anlattığım sistemde bu gibi soruların veya bu gibi bakış açılarının bir karşılığı yok.
Hatta o sorular yanlış bile oluyor diyebilirim.
Benim anlattığım sistemde azalan taraf var, artan taraf var ve onları merkeze çekmek için ne yapmak lazım?
Çünkü pasif dişil alana kaydığın dönemde diyelim ki bir şeye katıldın ve orada dişil enerji çalışma...
şeyleri yapılıyor, arttırma şeyleri.
Senin ihtiyacın olan o değil işte.
Senin ihtiyacın olan aslında dengeli eril alanda biraz yürüyüş yapmak, ayaklarını hissetmek, rap rap rap daha böyle net şeyler yapmak.
Orada senin bünyenin ihtiyacı olan şey artık zaten herhangi bir dişil alan değil.
Orada eril, dengeli eril alana ihtiyaç var.
O yüzden böyle inceliklerini bilip çalıştığında kişi bence çok daha net ve nokta atışlı şeyler oluyor.
Hepimizin ihtiyacı farklı ya.
Evet, doğru söylüyorsun.
Ay Didem ben hep kitapları yarım bırakıyorum şimdi.
Çünkü çok farklı kaynaklardan besleniyorum.
Çok farklı şeyler okumayı seviyorum ve aynı anda 3 kitap okuyorum mesela.
Şimdi başka çekmeceleri düzenlemek, etrafı toplamak.
Evet bunlar çok doğru ya da o atalet.
Ve o pasif dişil enerjisinde şey beni çok rast ediyor.
Karar verememek.
Evet çok vardır o.
O bir türlü karara gelememek.
Ve şunu fark ettim mesela.
Biraz daha yıkıcı eril enerjisi yüksek olan bireylerde.
Pasif dişil enerjisi yüksek olan bireylere karşı bir tahammülsüzlük var.
Kendimden biliyorum.
Evet. Kendimden biliyorum.
Çünkü o çok yıkıcı eril alanında olduğum zaman bu işte karar veremeyen, harekete geçemeyen insanlara karşı böyle bir püskürdüğüm dönem oluyordu.
Öf ya senle mi uğraşacağım falan gibi.
Ama işte sonra o dengeye geldiği zaman dediğin gibi çok daha sakin, esnek olmaya başladım.
Anladım. Peki şimdi çakralara geçmeden önce orayı da çok konuşmak istiyorum.
Başka burada bahsedeceğimiz bir şey var mı?
Şunu kesinlikle söyleyelim dediğimiz.
Emine evet var. Şimdi çakralara geçmeden önce şunu mutlaka söyleyelim.
Şimdi ben bu sistemi tabii ki anlatırken lineer bir sistem gibi anlatıyorum değil mi?
İşte böyle düz ilerleyen ama sistem böyle ilerlemiyor.
Her şeyde olduğu gibi döngüsel, dairesel.
Yani bu ne demek? Böyle bir düz çizgi üzerinden baktığımız zaman alanları yan yana işte merkezde birbirinin içinden akan sapmaları da böyle bir kağıda çiziyor olsak düz bir...
halde olur. Halbuki sistem böyle değil.
Sistem dairesel.
Bu ne demek? Ben yıkıcı eril alanda çok vakit geçirdiğim zamanlarda bir süre sonra merkeze gelme çalışması yapmazsam, kendimi içeriye toplamazsam savrulacağım yer pasif dişil alan oluyor.
Pasif dişil alanda çok vakit geçirirsem böyle sarkaç gibi düşün.
Ben böyle sarkaç gibi gidip geliyorum.
Pasif dişil alanda çok vakit geçirirsem kontrolsüzce bir gün bir bakmışım hop!
yıkıcı eril alana savrulmuşum.
Yani o sarkacı, ben şu an elimle yapıyorum ama sen görüyorsun şimdi dinleyenler görmeyecek.
Böyle bir sarkaç var ve eğer ben kendimi bilinçli, uyanmış, artık uykudan uyanmış bir bilinçle çalışıp merkeze ortaya toplama çalışması yapmazsam hayatım nasıl geçecek
biliyor musun? Bir orada bir burada.
Bu sebeplidir ki Hakikaten artık herhalde yüzlerceye bile geçti.
Bence binlerce kişiyle çalışmışımdır yıllar içerisinde benim anlattığım bu bakış açısıyla.
Hep şunu gördüm. İşte Didem ben hem yıkıcı el alandan çok tavır gösteriyorum hem de çok pasif dış alandan tavır gösteriyorum.
Neden oluyor bu? Tam olarak bundan dolayı oluyor işte.
Kişi eğer o farkındalık seviyesi düşükse, kendiyle çalışma yapmıyorsa, zihni sürekli uyku halindeyse hep o savrulma gerçekleşiyor.
Ve böyle uçlarda bir hayat ya hep...
Ya hiç. Bir gün çok dinamiksin, ertesi gün işte tamamen her şeyden vazgeçmiş gibi bir durumdasın.
Bir gün çok uzun zamanlar diyelim ki kararsızsın Emine.
Ay şunu şöyle mi yapsam, böyle mi yapsam?
Bir gün bir bakıyorsun hayatınla ilgili çok önemli bir şeyle ilgili saniye içinde karar vermişsin.
Halbuki dün restoranda ne yemek yiyeceğine karar veremiyordun ama bir anda hayatınla ilgili ben şunu yapacağım diye büyük bir karar veriyorsun.
Aslında bunlar hep o savrulmaların sonuçları.
Biz o savrulma hallerinden ziyade işte o merkeze içeriye toplanmak istiyoruz.
Mesela işte karar vermek burada çok kendini gösterir.
Ya da bir şey yapmak istiyorsun, onu çok ertelersin, ertelersin, ertelersin.
Bir gün bir bakmışsın, hiç olmadık bir zamanda pat diye hayatına düşünmeden, önünü arkasını düşünmeden hayatına sokmuşsun.
İşte bunlar hep savrulmaların sonuçları.
Çok örnek verebilirim ama...
Bu herhalde mantığı anlamak için yeterlidir diye düşünüyorum.
Mantık aslında burada, mantığı kapmak önemli.
Evet, kesinlikle.
Hani şey dedin ya bir de bu kişi uyuyor, zihni uyuyor, farkındalığını arttırmak.
Peki bizim bu konularda böyle zihnimizi biraz daha açmak, bu konulardaki farkındalığımızı arttırmak, hayatımıza daha çok denge davet etmek için ekstra yapabileceğimiz neler var?
Hani buradan ne getirebiliriz hayatımıza?
Ben şunu söylüyorum. Mesela hem atölyelerde söylüyorum bunu hem kendim uyguluyorum.
Zaten kendi uygulamadığım bir şeyi pek söyleyen birisi değilim.
Bir böyle sanki bir işte şuradan baktığın bir kamera var tamam mı?
Bir kamera var. Ondan sonra ve o seni sürekli gözlemliyor, sürekli gözlemliyor gibi hayal etmek, düşünmek veya işte şu anda burada tavrım nasıl, şu anda kendimi nasıl hissediyorum, şu anda
nasıl gözüküyorum gibi bir çalışma bence çok işe yarayan bir çalışma.
Çünkü bizler genellikle kendimizi, şu anda yine göstereceğim, sen görüyorsun, biraz da anlatacağım ne yaptığımı.
Kendimi çok dar bir yerden görüyorum, kendimi bu sıkışıp kaldığım bedenden...
Bu seviyeden görüyorum aslında.
Çok büyük platformdan, büyük bir bakış açısından görmeye alışkın bir zihnim yok yani genel olarak hayat içerisinde.
Hep buradan bakıyorum, daha bir bakış açısıyla bakıyorum ve buradan değerlendiriyorum.
Halbuki belki biraz daha büyük baktığımda işte bu odanın etrafında, bu hayatta bana ne oluyor?
Ben bu bütün içerisini nasıl bir yer tutuyorum?
Bu yaptığım hareket geri kalanları nasıl etkiliyor?
Daha yüksek bir yerden, şu anda böyle elimi tepeden böyle bir lamba varmış gibi gösteriyorum.
Öyle bir yerden bakmaya alışkanlık edinmek bence çok iyi bir başlangıç çalışması olur.
Çünkü o zaman işte kişi kendini çok rahatlıkla fark edebiliyor.
Diyor ki burada böyle yapıyormuşum, burada böyle yapıyormuşum.
Tabii bunu da fark etme seviyesi kendine ne kadar dürüst olmaya meyilli, ne kadar dürüst olmaya gönüllü onunla alakalı.
Ben bunu hep şey diye düşünüyorum, biraz daha kuş bakışı bakmak.
Tepeden bakıp o hayatımızın tüm taraflarını görebilmek.
Çünkü şey de var, biz bir nevi at gözlüğü takıyoruz ve bir şeye bazen çok tutunuyoruz.
Hani istediğimiz şeylere tutunuyoruz, olan şeylere, olmayan şeylere.
Ama bir tık daha böyle bir adım dışarı atıp uzaktan bakabilmek, aynı dediğin gibi.
Ya da işte o kuş bakışı bakmayı becerebilmek biraz daha bize farklı bir...
Bakış açısı veriyor.
Yahu aslında ben bunun sonucunun tek bir olduğunu düşünüyordum ama öyle değilmiş.
Somut örnek vereyim mi bu arada?
Şöyle bir şey olmuştu.
Ben şimdi buraya İrlanda'ya ilk geldiğimde çok da hoşlaşmadığım bir iş yapıyordum.
Ve böyle deli gibi bütün işlere başvuruyorum Didem.
Ondan sonra çok istediğim bir firmayla mülakata giriyorum.
Neden çok istiyorum firmayı?
Nedenini bile bilmiyorum. Tek amacım...
Kurtulmak o çalıştığım yerden.
Ve o firmaya girmeyi sadece kurtuluş olarak görüyorum.
Hiçbir şey değerlendirmiyorum.
Öyle kapalı bakıyorum ki ben buraya girersem hayatım çok düzene girecek.
Ben buraya girmezsem her şey mahvoldu gibi.
Ve hayatımda bunu kibir olarak algılamam.
Hayatımda ilk defa bir mülakatı alamadım bu arada.
O da oydu. Çünkü öyle bir korku duygusuyla öyle bir endişeyle girdim ki mülakata.
Çok kötü geçti.
Ve bana gelen Geri bildirim şuydu.
İletişim eksikliği bana.
Bunu kabullenmekte çok zorlandım.
Çünkü hep böyle olumlu geri bildirim aldığım bir özelliğimdir.
Ve dil becerisi.
Ve ben böyleyim. Nasıl yani?
Kendimi ne kadar ifade edemediğimi, o bir şeye tutunduğum zaman ne kadar zorlandığımı fark ettim.
Ve bunun üzerinden 3 sene geçti.
Aynı firma bana ulaştı.
Özür dilerim. Yok özür dilemedi.
Çünkü farklı kişi ulaştı.
Bu arada o 3 seneden önce ben bunu aldıktan sonra geri bildirimi aldıktan sonra çok üzüldüm.
Ama üzerine çalıştım bu arada.
Ben neyi nerede yanlış yaptım diye.
Ve bunu fark ettim. Sonra birkaç ay sonra başka bir mülakata girdiğimde şey oldu.
İngiliz marketine satışçı olarak girdim.
Bana gelen geri bildirim dilimin eksik, İngilizcemin yetersiz olduğuydu.
Ama Birkaç ay sonra ben o kendimde yaptığım çalışmayla hani bu sadece İngilizcemi geliştirmek için değil bu arada o bakış açımı değiştirmemle şey olmuştum ya şu adama mesaj atıp sen beni işe almadın ama ben
İngiliz marketine satışçı olarak girdim hani demek istemiştim.
Sonra işte onun üzerinden de vakit geçti yine aynı şirket bana şu an çok yüksek çok daha böyle güzel bir teklifle geldi.
Ve ben de artık oraya geçiyorum.
Bu çok canlı bir örnek.
Şu an görüyorum ne kadar tutunduğumu, ne kadar yanlış bir bakış açısıyla baktığımı.
Çünkü ben o zaman o iş için hazır değildim.
Benim hayatım, benim bakış açım zaten sadece zihinsel olarak değil, fiziksel olarak da mümkün değildi o an iş değiştirmem.
Zorluyordum. Hiç böyle kendimin farkında olmadan bir düşünceye, bir şeye tutunmuş bir şekilde zorluyordum.
ve olmadı. Şeye de çok inanıyorum bu arada.
Bir şeyi çok istediğin zaman mutlaka ki oluyor.
Olmuyorsa da daha iyisi geliyor.
Ya da o senin için doğru bir zaman olmuyor.
Hani o yüzden böyle bir örnek vermek istedim ben de.
Örnek süper oldu. Emine buna şöyle bir ekleme yapmak istiyorum bu bakış açısından.
Hem bir örnek de olmuş olur.
Aslında işte bu İlla benim istediğim gibi olsun.
İlla benim istediğim zamanda olsun.
Ya beni nasıl beğenmezler?
Nasıl olmaz? Aslında bütün bunlar bir tık böyle yıkıcı eril alana kaymanın verdiği tavırlar.
Şimdi bak hayatta bunu çok yakında kitabım çıkıyor ya Emin onu da söyleyeyim.
Bu örnekleri verdim aslında kitapta.
Gene anlatacağım şimdi. Evet ben dört gözle bekliyorum kitabı.
Ben de en çok ben bekliyorum.
Hayatta bir miktar ben buna yüzde yirmilik sapma diyorum.
Bir miktar yıkıcı yaralarına saptığımızda bu bize başarı getiriyor.
Yani örnek veriyorum bir şey hedefliyorsun.
Ama yüzde yirmilik bak öyle çok diplerde bir sapmadan bahsetmiyorum.
Çok ince ayrımlar var.
Bunu hiç unutmamak lazım. Bir miktar saptığımda bir şeyi hedef olarak kendime koyduğumda ve onun için bir çalışma bir azim içerisinde olduğumda belki merkezimden çok daha fazla çalışıyorum.
Daha odaklıyım. Daha hedef koydum ve oraya yılmadan Bedenimi de dik tutarak oraya varmak istiyorum.
Bunu istiyoruz zaten.
Ama işte bu sapmayı kontrol edemediğimde, çok diplere çekildiğimde o zaman işte bana iyi mi, kötü mü, bedenimi ne kadar yordum, zihnimi ne kadar yordum, ne kadar tutturukçuyum diyorum ben mesela buna.
Tutturuk yani illa böyle olacak.
İşte orada kişi bedenine zarar da vermeye başlıyor.
Biraz konuşmuştuk ya seninle öncesinde.
Orada işte sinir sistemimi de fazlasıyla gergin bir hale getiriyorum.
ona pek gerek olmadığını şahsen yani kendi adıma da hayat içerisinde ona çok gerek olmadığını da düşünüyorum ama o %20'lik sapma işimize yarıyor yani.
Tabi tabi bu şey gibi zaten hani mesela hep stres kötüdür stres kötüdür diyoruz ama stres aslında o kadar kötü değil.
Bilirsen o senin başarına çok fazla katkıda bulunur.
Stresi arkadaşın yapmak diye bir video var hatta TED Talk'ta.
Yani o çünkü sonuç itibariyle o vücudumuzdaki sinir sistemi otonom sinir sistemi Sempatik, parasympatik sinir sistemi.
Bu sempatik sinir sistemi stresle çalışan bir şey.
Bizi karşıdan karşıya geçerken araba altında...
Evet yani ezilmememizi sağlayan bir sistem.
Aynı şekilde bir şey yaparken işte o eril enerji alanında dedin ya bir şey bitirmek, motivasyonluk...
O dengeli eril, biraz daha yönetebilir stres gibi düşündüm ben onu.
O anlamlar da önemli.
Bizim galiba çakraları konuşmaya vaktimiz kalmadı.
Bunu ayrı bir yayında kaydedelim.
Ayrı yayında. Çakraları ayrı bir yayın yapalım.
Sen bana dedin ama. Vaktimiz olmayacak.
İkisi çok geniş konulardı.
Çakralarla alakalı da bayağı soru geldi.
Ama o da çok derin derin.
Farklı bir yarım saate belki bir saate koymak isteyeceğim bir konu.
Aynen öyle. Burada hemen bir ekleme yapayım mı vaktimiz bitmeden önce?
Şimdi dengeli eril alanı, hareket alanı ya orası adrenalin, orası sempatik sinir sisteminin aktif olduğu yer.
Dengeli dişil alanda parasempatiğin aktif olduğu yer.
Şimdi biz ne istiyoruz? Regülasyon becerisi.
İkisi birbirinin içerisinden akacak.
Ben bana faydalı kaygı, korku, stres miktarıyla...
Öyle bir stresin kaygının gerekmediği, evimde dinleniyorum, seninle sohbet ediyorum, herhangi bir kaygı duymama gerek yok.
Hop para sempatikten de böyle hareket edebileceğim bir yere kaymak istiyorum.
Tam işte o merkezde bu ikisi böyle harmanlanıyor.
Ama ne yazık ki gerçek hayatta öyle işlemiyor ya bu.
parasempatik alanından fire verdiğimizde eşittir dengeli dişil alandan fire vermiş oluyoruz.
Ve vücudumuz, bedenimiz her an bir tehlike varmış gibi, her an bir stres kaygı, işte o işimize yarayan hal bir anda bizim lanetimiz olmaya başlıyor.
Ben her şeyi düşman olarak gördüğümde, dışarıdaki her şeyin bana karşı olduğunu zannettiğimde ve kendimi savunmaya geçtiğimde o zaman işte yıkıcı eril alana sapıyor oluyorum.
Ve bedenim de bana eşlik ediyor ne yazık ki.
İşin kötüsü yani. Ve diyor ki büyük bir tehlike var.
Ben hiç rahat, huzurlu, şu kan dolaşımını işte omurgasını falan hiçbir rahat bırakmayayım yani.
Ben bunun kalbini sürekli çarptırayım diyor ve ben sonunda hastalanıyorum.
Yani bu el ilişki denge bakış açısında aslında hastalıkların da nasıl oluştuğunu anlatan iyi bir sistem olduğunu düşünüyorum.
Yani o sinir sistemi üzerinden de şimdi bir saat bunun üzerinden de konuşabiliriz.
Vaktimiz kalmadı ama... Eril dişil denge sistemi ama tekrar ediyorum benim anlattığım bakış açısıyla anlayan bir kişi sinir sisteminde nasıl çalıştığını çok net anlar.
Ve onu tekrar regüle etmek için tekrar merkeze getirmek için de aslında aynı çalışmaları yapmak yeterli.
Hani dedik ya karşıdan karşıya geçme.
Eğer kişi pasif dişil alana kaydığı bir dönemde ise ne oluyor biliyor musun?
Parasympatik aslında bak çok istediğimiz o alan.
İçindeki o sempatikten fire verdiği için, dengeli eril alandan fire verdiği için karşıdan karşıya geçerken bile o tek başına gelen, o hızlı gelen arabayı ve koşması gerektiğini düşünemiyor.
Ay o kadar bütünsel ki yani ikisinin birbirine denk geleceğini o ayrıntıyı fark edemiyor.
O kadar aynı ki sistem iç içe geçmiş.
Evet aynen öyle.
Böyle konuştuk bu arada sempatik parasempatik belki bilmeyenler vardır ben onu da söyleyeyim.
Sempatik sinir sistemi dediğimiz kaç ya da savaş ya da don sinir sistemi.
Bu çok stresli anlarda verdiğimiz tepkiler.
Parasempatik sinir sistemi dediğimiz şey de aslında bizim biraz daha dinlenme sindir dediğimiz böyle sakin olduğumuz anlarda aktive olan bir sistem.
Birinden birinin daha yüksek olması değil ikisinin dengede olması lazım.
İşte nasıl eril dişil dengesi.
Aynı mantık. Kitapta bunu da yazdım Emine.
Kitapta bu sinir sistemiyle eril dişil denge bakış açısına nasıl örtüştüğünü çok detaylı yazdım.
Çünkü aynı, hiç fark eden bir şey yok.
Ben hep şey diyorum ya, benim anlattığım, tekrar ediyorum, benim anlattığım bakış açısı da erilişi denge sistemiyle her şeyi bağlantı haline getirebilirsiniz.
O kadar her şeyin içinde.
Ama ne anlattığımı çok iyi bilmek lazım.
Ben neden bahsediyorum? Evet, iyi dinlemek lazım.
Biraz daha yargısız bakmak ya da açık bir şekilde bakmak lazım.
Kitabı istiyorum. İmzalı olursa çok sevinirim.
Bakar mısın? Emin Esere'ye falan.
Evet. Hatta buraya gelirsin.
Böyle seninle beraber götürürsün.
Çok da güzel olur. Umarım gelebilirsin.
Gerçekten umarım. Çok isterim ağırlamak, göstermek etrafı.
Onun dışında çok teşekkür ederim Didem.
Çok zevk aldım bu konuşmadan.
Çok da şey öğrendim. Ve bu konuyla ilgili olan dinleyenlerimiz seni sosyal medyada nasıl bulabilir?
Onu da alabilirsek kapatmadan.
Şöyle, Instagram'ı çok aktif kullanan birisiyim ve çok paylaşım yapıyorum.
Sadece o Instagram sayfasını bile takip ederek çok olumlu dönüşümler söylediğini söyleyen insanlar oluyor.
Atölyeler de yapıyorum, onlara da katılabilirler.
Sadece Instagram sayfasını da takip edebilirler.
Hindolok.didemöztabak Instagram sayfam çok da aktif.
Oradan ulaşabilirler, bakabilirler ne anlatıyorum, ne diyorum.
Sayfanın altlarına doğru yani gelişimsel olarak aslında en altlardan başlayıp yukarılara doğru bakarlarsa bir sürü konuyla ilgili ne anlatıyorum anlamak çok kolay olur.
Çok teşekkürler.
Bizi de etkisi güzel hayaller olarak takip edebilirsiniz.
Çok teşekkür ederiz bizi dinlediğiniz için.
Gününüz çok güzel geçsin.
Emineciğim çok teşekkür ediyorum davet ettiğim için.
Dinleyen herkese çok teşekkürler.
Herkese sevgilerimi gönderiyorum.
Sana da sevgilerimi gönderiyorum Emineciğim.
Öpüyorum çok. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
