
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kendi iyileşme hikayesinden yola çıkarak kurduğu Mutlu Mesaj Platformu ile yüzbinlerce kişiye ışık olan Nur Ersan ile kendimiz ile olan ilişkimizden başlayıp, insanlık hallerinden bahsettik. Yetersizlik, mutsuzluk, kendimizi kıyaslama, tatminsizlik hisleriyle başa çıkma yöntemlerimizden konuştuk. Brene Brown’un kulaklarını bol bol çınlattık.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Yeşil Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Bugün çok mutlu bir konuğumuz var.
Mutlu Mesaj platformunun kurucusu Nur Ersan bizimle, Kendi iyileşme hikayesinden yola çıkarak kurduğu bu platform çok kısa zamanda yüz binlerce kişiye ulaştı.
Bize ilham verdi ve gerçekten farkındalığımızı arttırıp bizim mutluluğumuza böyle bir tutam da olsa bir şeyler katma konusunda çok büyük başarılara ulaştı.
O yüzden bugün Nur bize hem kendi sürecini hem de bu süreci anlatıyor olacak.
Nur hoş geldin. Merhaba, teşekkür ediyorum Emine.
Hoş bulduk. Güzel sözlerin içine ayrıca teşekkür ederim.
Özellikle platforma dair böyle şeyler duyunca çok çok mutlu oluyorum.
Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Asıl çünkü... Platform bana çok ilham veriyor ve gördüğüm kadarıyla sadece bana değil çok fazla insana ilham veriyor.
Ben böyle bazen bakıyorum paylaşımlarınızın altındaki yorumları okuyorum.
İnsanlar öyle güzel şeylerden bahsediyor ki iyi ki varsınız işte günümü aydınlattınız tam olarak böyle düşünüyordum rahatladım.
Hani ayrı bir tatmin olsa gerek bu kadar ışığını yayıp aynı zamanda birilerinin hayatına dokunuyor olmak.
Çok güzel bir yerden değindin.
Zaten bu kadar uzun süre benim bir şeye tam fokus olmamı sağlayan aslında güzellik de oradan geliyor.
İnsanların bu kadar takdiri kolay ifade etmeleri bana karşı, takdir etmeleri, güzeli görmeleri, onay vermeleri beni çok çok mutlu ettiği için aslında hala devam ediyorum.
Bu benim için artık hayatımın işi, hayallerimi giden yolda aslında bir mihenk taşı oldu.
O yüzden yaptığın işin takdir görmesi özellikle binlerce insan tarafından bu kadar kısa sürede dillendiriliyor olması çok çok kıymetli kesinlikle.
Evet yani binlerce insan tarafından bu kadar dillendiriliyor çünkü fayda sağlıyorsunuz aslında.
Şu anda 7 kişilik bir ekipsin diyebiliyorum.
Hani kocaman bir ekibim var bunun arkasında çalışan ve gerçekten fayda sağlıyorsun.
Kendilerini iyi hissetme kapısı açıyorsun.
Bu çok önemli. Çok da değerli bir şey.
Bu ama nasıl başladı?
Nereden çıktı? Ben birazcık biliyorum bu hikayeyi.
Ama ilham olması açısından dinleyenlerin de duymasını çok isterim.
Aslında hikaye...
Mutlu olma ihtiyacı taşıyan bir insanın aslında sadece süreci, yolu takip etmesi ve ortaya böyle bir ürün çıkması yani kısa özeti belki bu.
Ben kendim normalde işte gazetecilik tarafında deneyimlerim oldu.
Televizyon kanallarında çalıştım, o tarafta eğitim gördüm.
Ve gerçekten hani corporate tarafına da geçince, uluslararası kuruluşlarda çalışmaya başlayınca o süreç içerisinde aslında kendimi iş noktası da geliştirdiğimi...
Ama hani içsel huzur ve kendimi anlama noktasında da bir şekilde kendimden uzaklaştığımı fark ettiğim bir dönemdeydi.
Aslında hepimizin hayatında böyle kayboldukları dönemler, belirli arayışlara girdikleri dönemler elbette ki oluyor.
İşte birimiz kitaplara sarılıyoruz, psikoloğa gidiyoruz vs.
Tam bu süreç başladığında pandemi patlamak üzereydi.
Ve işte pandemi patlamak üzereydi ama ben bir yandan kitap okumaya, kendimi geliştirmeye, nasıl mutlu olacağızın derdine düşmüştüm kendi kendime.
Daha sonra pandemi patladım, işler durdu ve ben iş yapmamaya başladım.
Tek başımayım, kimsem yok yanımda, ne yapacağım?
Onun derdim değil. Ve bir yandan da bir mutluluk arayışım var.
Okuyorum, sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum kendi çapımda.
Ve daha sonra öğrendiklerimi neden paylaşmıyorum dedim.
Bir sayfa açayım Instagram'da.
Vaktimi de güzel bir şeylere harcamak noktasında bana da ilham olur diye düşündüm.
Aslında hiç buralara geleceğini düşünmek, buradan bir marka çıkarmak, binlerce, yüzbinlerce insana ulaşmak noktasında hayal dahi edilmeyecek bir şey.
Küçücük bir başlığımla oldu.
Böyle platforma isim düşünüyorum.
Ne koysam acaba? Bir de anonim olacak ya oradan, hiç kimse bilmeyecek.
Kendi sayfamda bile paylaşmıyorum çünkü kim olduğunu.
Bir gün isim arıyorum ve Instagram'da bütün isimler alınmış.
Bütün kullanıcı adları dolu.
Ve diyorum ki ne yapacağım, nasıl bir isim bulacağım, ne olacak vs.
Deniyorum böyle bir sürü.
Spital tarafta isimler geliyor, bilimsel tarafta ama hepsi alınmış.
Sonra bir akşam oturuyorum, kitap okuyorum.
Dedim ki ben mesaj vermek istiyorum insanlara ve bunlar pozitif, mutlu mesajlar olacak dedim.
Ve dedim ki mutlu mesaj olsun ismi.
Instagram'a girdim, kullanıcı adını yazdım ve alınmamış bir isim.
Ve hani dedim ki o an evet burada bir şey var.
Hani bu işin burada bir güzelliği, kolaylığı var demek ki.
Hani ben bu ismi almak için uğraş bile sarf etmedim.
O yüzden bana bir yol gösterdi yani.
Kolay adım atılacak bir yol gibi geldi.
İşte ondan sonraki 7 aylık süreç içinde bulunduğumuz sürece kadar da her gün aynı şekilde, aynı özenle içeriklerimizi paylaşmaya, insanlara dokunmaya ve aynı zamanda kendimi de iyileştirmeye devam ediyorum.
Çünkü gün içerisinde çalıştığım tek alan bir şekilde iyi hissetmek, iyiliği paylaşmak, mutluluğu yaymak vs.
O süreç bana da iyi geliyor.
Hatta şunu söylerken de çok iyi hissediyorum.
Ben mutlu mesajdan sonra daha iyi bir insan oldum.
Yani gerçekten şunu fark ettim.
Sürekli gün içerisinde mutluluğa dair bir şeyler okuyor olmak, insanların ne kadar iyi niyetli, saf ve iyileşme arzusunu görüyor olmak sürekli olarak.
Yani benim gerçekten iyi bir tarafımı büyüttü yani.
İyileşmenin dışında iyi bir insan olma vasfını daha derinlerinde hissetmeme sebep oldu.
O da işi sevmeme sebep oldu.
O da insanlara ulaşmama sebep oldu deyip ilerledi gitti.
Buralara geldik Emine.
Buradayız şimdi. Vallahi çok güzel bir yere gelmişsin ve bence hepsi birbiriyle bağlantılı.
Hani dedin ya ismi alırken çok kolay oldu.
Aslında... Ben hep şeye inanıyorum.
Güzel olan şey kolaydır.
Bunu bana bir arkadaşım söylemişti.
Ve o zaman ben de böyle dank etmiştim.
Aa evet ya demiştim.
Çünkü biz bazen mutluluğu da, tatmini de, güzelliği de o kadar zor şeylerde arıyoruz ki.
Hep böyle kovalamak zorundaymışız.
Bir şey için böyle inanılmaz çaba sarf edip, acı çekip sonunda güzelliği alacakmışız gibi.
Halbuki öyle bir şey yok. Zaten senin hayrınaysa, sana iyi gelecekse o kolaydır.
O konuda kesinlikle katılıyorum ve aynı zamanda kendinin de iyileşme süreci böyle artarak ilerlemiş ya.
Bu tamamen bir community etkisi değil mi Nur?
Yani karşılıklı etkileşim.
Sen yarattığın bir şeyin fayda sağladığını, ne kadar büyüdüğünü görüyorsun, karşılığını alıyorsun ve bu seni daha çok motive ediyor.
Gitgide daha çok, daha iyi bir şey yapmaya, daha fazla üretmeye, kendini daha fazla geliştirmeye itiyor.
O yüzden... Çok güzel bir döngü haline gidiyor.
Seni yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dinledim.
Peki bu iyileşme sürecinde dedin ya hep okuyorum, araştırıyorum.
Burada seni böyle aydınlatan şey neydi?
Evet ya ben şurada bunu yanlış yapıyormuşum.
Aslında bu değilmiş dediğin.
Yani aslında bir dönüm noktası yok.
Benim kendi tarafımda baktığımda bir süreç aslında.
Bir periyot başlıyor ve o periyotta sürekli bir sıkıntı var.
Mutlu olduğun anlar çok geçici olmaya başlıyor, çok kısa sürmeye başlıyor.
İçinde sürekli bir huzursuzluk hali.
Ve hani davranışlarınla ruh halinin tutmuyor olması, düşüncelerine bir şekilde hükmedemiyor olmak süreç içerisinde benim bir şeylerin iyi gitmediğine inandırmaya başladı.
Hani ben belli bir yaşıma kadar böyle ergenlik döneminin sonlarına doğru hani çok iyi olduğumu falan düşünüyordum psikolojik olarak.
Çok güçlü olduğumu düşünüyordum psikolojik tarafta.
Çünkü kitap okuyordum.
Sürekli kendimi besliyordum.
Ama bir süreden sonra şeyi fark etmeye başladım.
Düşüncelerim çok acımasız.
Benimle iletişime geçtiğim, içimdeki iç sesin çok acımasız olduğunu fark ettim.
İnsan ilişkilerimde, insan iletişimlerimde yeteri kadar kuvvetli olmadığımı fark ettim.
Aslında bunların hepsi farkındalık.
Hepimiz iyi olduğumuzu düşünüyoruz.
Belirli noktalarda iyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir arkadaş.
Ama derinden baktığımızda kendimizde çok küçük hatalar yaptığımızı, hayatta bir şekilde uyum sağlayamadığımızı fark ediyoruz.
Ben kopmuş hissettim o noktada.
Kimseyle derin bir bağ kuramadığımı hissettiğim bir dönem vardı böyle.
Bir sene öncesine kadar.
Sonra kendime dedim ki bunu birlikte inşa edeceğiz.
Sorun neyse en temeline ineceğiz.
Sorun da zaten çok geçmişte yani.
Çocukluğunda başlıyor.
Ortaokulda başlıyor, ilkokulda başlıyor.
Senin kendi dilini öğrenmeden sana bambaşka bir dil öğretilmiş belki sen daha çocukken, bebekken.
Hani o kadar geçmiş ki aslında sorun şu anda bile değil.
Hani şu anda yaşadıklarımızın hepsi bir şeyin tezahürü sonuçta.
Yaşadığımız travmaların, şokların, sevilmeme duygusunun, yetersizliğin hepsinin tezahürünü yaşıyoruz günlük hayatımızda.
Yani şu kafamızda dönen bu ses bile belki 20 sene öncesinde işlendi kafamızın içerisine.
Aslında işin bu bilim tarafını öğrendim.
Bilim tarafını anlamaya çalıştım.
İnsan nedir? İnsan ne tarafta kodlanmış?
Nasıl kodlanmış? Kodunu çözmeye çalıştım bir şekilde okuduğum kitaplarla.
Sonra dedim ki okey iyileşme nedir?
Nasıl ilerleyecek bu süreç?
Meditasyon denedim.
Nefesi denedim.
Psikoloğa gitmeye başladım.
Daha derin felsefi kitaplar okumaya başladım.
İnsan ilişkilerimi düzeltmek için artı bir çaba sarf etmeye başladım.
Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Gelişigüzel ilişkiler kurmak değil de bunun çaba merkezli ilişkilere dönmesi noktasında insanın bir emek vermesi gerektiğine inanıyorum.
Benim süreçte de bunların hepsini topladım.
İyileşme dönemime bir baktım, travma dönemime bir baktım ve ortada nasıl çözeceğim bunları.
Hala deniyorum yani çıktığım bir yol yok.
Bir çözüm yolu, mükemmel mutlu hissediyorum, her gün güncüklerle uyanıyorum diye de bir yol yok hala.
Hepimiz yoldayız, hepimiz öğreniyoruz.
Hala iç sesimizi durduramadığımız, öfke patlamaları yaşadığımız, ağladığımız anlar var.
Ama bunları iyileştirmeye çalışan farkında bir yanın olması zaten kıymetli olan.
Onu kazandığımı düşünüyorum son birkaç senedir.
O yüzden şimdilik iyi gidiyor bakalım Emine ya.
Biraz daha var gibi.
Bence o yol hiç bitmeyecek.
Yani gerçekten iyi gidiyor gibi duruyor ve kendimden de biliyorum o yol hiçbir zaman bitmiyor.
Aslında bir yerde şey okumuştum.
Varmak istenilen nokta değil yolculuktur keyifli olan.
Bunu da okumadan önce bir gün böyle arabada gidiyorumdur.
Yolculuktan inanılmaz keyif alıyorum.
Arkada böyle otururken etrafımı seyrediyorum.
Birdenbire bu geldi.
Hayatla ilişkilendirdim onu.
Hani şöyle bütün hayatım bir gözümün önünden geçti.
Aynı senin dediğin gibi o travmalarım, o seneler önce beynimize işlenmiş şeyler, onların bugünkü yansıması, bizi biz yapan ya da bizi daha farklı insan yapan
kısımları. Dedim ki yani ben gerçekten şu an içinde bulunduğum bu yolculuktan keyif alıyorum.
Öğrenme, iyileşme.
Daha çok kendimi geliştirme yolculuğundan.
Nereye varacağımı bilmiyorum.
Ama çok da bir önemi yok.
Sonra iki gün sonra karşıma bu laf çıkınca dedim ki evet Emine tamam doğru yoldasın.
Ve dediğin çok doğru.
Bir şeylerin farkında olmadan yaşamak.
Bu beynimizde ne oluyor, bedenimizde ne oluyor.
Hiç benlik bir şey olmadı bu arada.
Sen de bu konuda benim gibisin.
Evet ben buradaysam, bir mevcudiyetim varsa kendimi anlamam lazım.
Neye neden tepki veriyorum?
Bir insanla konuşurken neden sinirleniyorum?
Ya da bir insanla mutluysam o beni neden mutlu ediyor?
Bir şey yapmaktan zevk alıyorsam bunun arkasındaki şey ne?
Bunlar çok önemli şeyler. Kendini tanımak, farkında olmak.
Çünkü öyle öyle bir şeyleri inşa ediyoruz.
Ve dediğin gibi her zaman böyle gülücüklerle uyanmıyoruz.
Ah biz çok farkındayız, aştık.
Her şeyin üzerinde böyle bir şey yok.
Kimse böyle değil. Her zaman zorluklar oluyor, her zaman bir şeyler geliyor ama her seferinde onu bir tık daha kolaylaştırabiliyorsun, daha kolay atlatabiliyorsun.
O yüzden dediklerim çok kıymetli.
Bunun yolculuk olduğunu bazen unutuyoruz.
Kendimizi böyle farklı hissediyoruz, yetersiz hissediyoruz.
O da en sıkıntısı galiba değil mi?
Özellikle senin de dediğin gibi yetersizlik, bu kuruntularımızın temelindeki o duygu adım attırmıyor.
Yolculuğa devam etme noktasına keyif verdirmiyor sana.
Sürekli gözün başkalarında, sürekli yaptığından bir mutlu olmama hali.
Özellikle yetersizlik duygusunun herkeste olduğunu, bir o kadar çok yaygın olduğunu ama çok konuşulmadığını da hissediyorum sanki.
Belki içinde bulunduğumuz çağdan da kaynaklı olabilir.
Hani sosyal medyanın etkisi belki.
Herkes mükemmel taraflarını gösteriyor.
Hani herkesin hayatı çok güzel.
Herkes bir şekilde en iyisini yaptığını göstermeye çalışıyor ve biz de ister istemez geride mi kaldım, iyi miyim, ben onlar gibi değilim, ben onlar kadar iyi görünmüyorum, onlar kadar mutlu değilim, onlar kadar farkında değilim,
onlar kadar eğitimi değilim.
Sürekli bir yetersizlik çukurunun içerisine dönüp duruyoruz.
Buna baktığımızda bu duygunun içerisine dolaşırken mutlu olmanın da aslında zorluğunu bir şekilde kendimize çıkarıyoruz.
Orada işte farkındalık devreye giriyor.
Niye yetersiz hissediyorsun?
Neden bunun temelinde her şeyde, her konuda yaptığın her işte temelinde yetersizlik duygusu var?
Onları anlama süreci işte birazcık benim de şu anda içinde bulunduğum şey.
Yetersizlik konusunu senle konuşmayı seviyorum.
Üzerine çok çok değindiğimiz konular olduğu için.
Çok konuşularak aşılacak bir tarafı var mı onu da bilmiyorum.
Sen ne dersin burada bu yetersizlik kasırgasının içerisinde ne yapacağız?
Nasıl daha iyi hissedeceğiz?
Nasıl tam hissedeceğiz? Tammış gibi hissedeceğiz?
Nasıl hiç kimseyle birbirimizi yarıştırmadan, kıyaslamadan olduğumuz bu halimizi seveceğiz bilmiyorum Emine.
Ne dersin? Vallahi önce kabulleneceğiz.
Bence bir şeyi değiştirmenin ilk adımı kabullenmek.
Bu konuyla alakalı ben daha uzun bir bölüm yapmayı düşünüyorum.
Birkaç kişiye de ulaştım. Çünkü seninle de hep konuşuyoruz.
Gerçekten... benim de terapiye başlama sebebimdeki en büyük etki budur dediğin gibi şu an sosyal medyanın üzerimizdeki etkisi böyle bir şeyi hep daha iyisi var hep
olacak ama şu çok önemli bence bir noktada durup şu ana kadar başardıklarını bir listelemek gerekiyorsa yazmak gerekiyorsa düşünmek gerekiyorsa
meditasyon yaparken mesela afirmasyon ya da şöyle bir Flashback yapmak.
Onlar bana çok iyi geliyor.
İkincisi de şunu fark ettim.
Şimdi insanın doğası olarak hepimiz bir kabul görme ve onaylanma ihtiyacı içindeyiz.
Hani bunu ister kendine itiraf et Nur ister etme.
Hepimizin temelde bilinçaltında yatan şey bu zaten.
O yüzden şeyi fark ettim.
Arkadaşlarımla konuşurken bunları çok rahatlıkla konuşabildiğim arkadaşlarımla Kendimi daha iyi hissediyorum çünkü onlar biraz ayna tutuyor bana.
Hani sordun ya konuşarak aşılabilir mi?
Aşılabilir aslında.
Sen nasıl mutlu mesajda insanlara ayna tutuyorsun ve onların bir şeyler hakkında farkındalıklarını artırmalarına yardımcı oluyorsun.
Yetersizliği de öyle kullanabilirsin.
Ben çok yakın arkadaşlarıma nasıl hissettiğimi, duygularımı açtığımda onlar bana diyor ki ya Emine saçmalama sen neler neler yaptın, şunu şöyle yaptın, bunu böyle yaptın, kaç kişi yapmıştır bunu.
Hani öyle bir bana ayna tutuyorlar ki orada diyorum evet.
Haklısın. Bu da çok önemli.
Birbirinden destek almak, konuşmak, kendinin farkında olmak.
Tabii birazcık da öz şefkat burada devreye giriyor Nur.
Kendime bu kadar yüklenmemeliyim.
Çünkü çok yükleniyoruz kendimize.
Herkesten çok kendimize yükleniyoruz.
Ben bu üç şeyi, biraz daha geriye yönelik başarılarını sıralama, gerek düşünme, gerek yazma.
Sevdiğin çevrendeki insanlarla bunu konuşup onlardan destek alma.
Ve biraz da bu işte öz sevkat, öz sevgi, öz değer.
Çünkü bunun altında değersizlik hissi de var.
Bu alandaki çalışmaların daha böyle yardımcı olduğunu düşünüyorum.
En azından benim üzerimde çalıştı.
Ama tabii terapinin de çok çok çok etkisi var.
Ben burada küçük bir ek de yapayım hatta.
Onay ve takdir görme ihtiyacının...
Ve sürekli bu noktada dışa bağımlı, aferini alma o ruh halinin ve gerçekten yetersizlik duygusunu çok ciddi anlamda etkilediğini düşünüyorum.
Yaptığımız her işte dışarıya bağımlı olmak, sürekli onay beklemek, iyisin, iyi yapıyorsun, Nuri iyi gidiyorsun, çok iyi bu yaptığın işi beğendim diyoruz ya mesela sen söyledin ya az önce mutlu mesajda böyle yorumlar çok geliyor.
Bunlar çok geliyor, bunlar işi yapmanı çok çok motive ediyor, seni iyi hissettiriyor ama Onaya ve takdire bağımlı olan insanlar onay ve takdir görmediğinde de hareketsiz kalıyorlar.
Bir şey yapamıyorlar. O yetersizlik hani çukurun içerisinde yine aynı az önce verdiğim örnekte kaybolup gidiyorlar.
Ben mesela şunu bir şekilde kendimde son zamanlarda eğitmeye çalıştığım taraf onay ve takdir merkezi bir iş yapmamaya gayret ediyorum.
Çünkü biliyorum ki bugün o onay ve takdir beni çok mutlu ediyor.
Ertesi gün o onayı ve takdiri almadığımda bu işi yapacak motivasyonu kendimde hissetmiyorum.
Onu fark ettim. Yani bir post atacağım mesela beğenilmedi çok fazla işte atıyorum hakaret edildi onunla ilgili vesaire.
Çok beğenen de var ama benim gözüm hep böyle hani onay verilmedi takdir edilmedi ya mesela.
O tarafta bana bu işi yaptırmam noktasına direnç gösteriyor.
O yüzden yetersiz hisseden insanlara kendi deneyimimden, hikayemden yola çıkarak şunu söylemeyi çok istiyorum.
Onay ve takdir merkezi hiçbir şey yapmayın.
Yani hayatınıza bir bakın yaptığınız işlerde gerçekten amacınız alkışlanmak mı, onay görmek mi, takdir görmek mi?
Benim geçmişte gerçekten çok ciddi bir yetersizlik duygusuyla aslında bir mücadelem olduğu için yaptığım seçimlere bakıyorum.
Sonra fark ettim ki ben meslek seçimlerimi bile aslında bir noktada onay ve takdir görme merkezi yapmışım.
Çünkü o tarafın beslenmesi lazım değil mi?
O tarafın sürekli açanı, sürekli bir onay ve alkış bekleyen bir taraf var.
Ve sen yaptığın işlerde iyi işler yaparak.
güzel işler yaparak bu tarafı beslemeye çalışıyorsun.
Ben mesela bunun farkında değildim geçmişte.
Şu anda mesela kendimi şu şekilde eğitmeye çalışıyorum.
Diyorum ki okey insanlar bunu beğendi ama senin beğenmen önemli.
Sen bunu beğendin mi Nur? Bu güzel mi Nur?
Bunu gerçekten içi de sindi mi?
Okey. Eğer buna daha da kötü bir yorum gelecekse daha sonrasında onu artık takmamayı tercih ediyorum.
Bunu şöyle yaparsam hadi insanlar beğensin, umarım beğenirler, umarım çok beğenilir, umarım çok izlenilir.
Kaygısıyla yaptığımda, karşıdan böyle bir refleks gelmediğinde yaptığım işi de sen takdir etmemeye başlıyorsun.
Çünkü sen dışa bağımlısın duygusu olarak.
Ve o yüzden bu bizim sınırlarımızı yok sayıyor, duygularımızın çok çabuk hasar görmesine sebep oluyor.
O yüzden gerçekten hangi noktalarda onay ve takdir arayışındasın bir bak kendine.
Ben onu mesela çok kendimle test ediyorum sürekli.
Bunu niye yaptım? Onay ve takdir görme çabası var mı burada?
Varsa hemen değiştiriyorum.
O onayı ve takdiri kendim vermeye gayret ediyorum.
Biraz hikaye böyle işliyor son zamanlarda.
Orada çok doğru ve şu da çok önemli bence.
Senin kendi mutlu olman, kendi kendine onay vermenle beraber o yaptığın işin sana ne kadar anlam verdiği, ne kadar anlam bulduğun onda.
Çünkü eğer sen çok tatmin olarak yapıyorsan o işi ve seni mutlu ediyorsa, sana anlamlı geliyorsa bir noktada o onay ve takdir kısmı da daha
iyi yönetilebiliyor.
Öyle söyleyeyim.
Ve biraz daha... Kendini yansıtmak.
Mesela ben senin postlarını okurken hala daha bakıyorum.
Yani ekibin de var evet ama senin dilin olduğunu çok iyi anlayabiliyorum.
Seni orada görüyorum. Hani cümleleri yazış şeklinden, onu yansıtış şeklinden.
Bence bu da çok önemli. Çünkü biz bir noktada şeyi çok kaybediyoruz.
Mutluluğu farklı yerlerde ararken kendimizden de çok uzaklaşıyoruz.
Başkası gibi olmaya çalışıyoruz.
Ondan onay almaya çalışırken ya da birilerinden onay almaya çalışırken Şuraya geliyoruz.
Bu yapıldı, çok onay aldı.
Ben de bunu yapayım. Ben de bunu söyleyeyim.
Ben de bunu giyeyim. Böyle bir şey yok.
Bu yetersizlik ve aynı zamanda da kendi özünü yansıtma, özgünlük, özüne dönme.
Bu aralar zaten podcast'ta da hep bu bölümleri dinliyor dinleyiciler.
Kendim gerçekten nerede sıkıntı yaşıyorsam...
Yalnız olmadığımı biliyorum ve onu yansıtmaya çalışıyorum.
Çok uzun bir süre yalnızım zannettim bu arada Nur.
İlk terapi almaya başladığımda arkadaşlarım bana dedi ki Emine ne alaka sen zaten çok mutlu bir insansın.
Çok pozitif bir insansın.
Ne gerek var? Anlattım onlara.
Ben şu an kendi işimi kurmaya çalışıyorum.
Çok güzel şeyler yapıyorum. Ama bir yerden de inanılmaz bir baskı hissediyorum üstümde.
Yani ilerleyemiyorum. Beni tutuyor, çekiyor ve ben bunu merak ediyorum.
Kendimi tanımak istiyorum. Hayatım boyunca bu duyguyla ilerlemek istemiyorum.
Burada bir kör nokta var. Çözeyim, öyle gideyim.
Ondan sonra böyle böyle hissediyorum dedim.
E biz hepimiz böyle hissediyoruz ki ne var bunda?
Allah Allah. Sonra bunu birkaç kişiden daha duydum.
Yani sonra da fark ettim ki Nur, yahu dediğin gibi bu konu çok yaygın ve biz asla üzerine...
konuşmuyoruz ve asla kalkıp da paylaşmıyoruz.
Halbuki paylaştıkça daha da çok kendimizin farkına varıyoruz.
Daha çok yardımcı oluyoruz birbirimize.
Öyle. İnsanın kendisini yansıtması dedim mesela orada.
Ben mesela sosyal medyada kendim içerik paylaşırken de şunun farkında olarak yani o gün ne hissediyorsam, hangi duygunun mücadelesini veriyorsam, son zamanlarda onu iyileştirmek için ne yaptıysam, neyi pratik ettim
ve işe yaradıysam onu paylaşıyorum.
Ve insanlarla bunu rahat bir şekilde açıklama kısmında, verdiğim cevaplarda gösterdiğim için aslında bir bağ kurduğumuzu düşünüyorum.
Çünkü bizim sayfa olarak duyguları rahat ifade ediyoruz.
Kıskançlığı, öfkeyi, mutsuzluğu.
Bunları kolay, toksik bir pozitiflik yok yani.
Sürekli mutlu olacaksın, sürekli iyi hissetmek zorundasın tarafı yok.
O yüzden belki bizim özgünlüğümüz tamamen kendi yaşadıklarımızı aktarma tarafında geliyor.
Bir sayfa olmak değil de aktarım merkezde olduğu için belki insanlarla daha kolay bağ kuruyoruz.
Kesinlikle, kesinlikle.
Zaten öyle bir yerdeyiz ki az önce de söylemiştin herkes böyle mükemmeli yansıtmaya çalışıyor.
Ben çok mutluyum o artık biraz daha kırıldığı ve herkes her şeyi daha rahat konuşabildiği için.
Çünkü şeyi inkar edemeyiz artık Nur.
Sosyal medyanın üzerimizde çok büyük bir etkisi var.
yani elimiz sürekli orada sürekli bir sosyal medya mecrasındayız ve orada gördüğümüz her şey bizi etkiliyor bu şey gibi düşün yediğin içtiğin bedenini nasıl etkiliyorsa neye bakıyorsan neyi okuyorsan
neyi izliyorsan o da senin beynini etkiliyor o yüzden hani şeyi çok değerli buluyorum ben sadece böyle toksik pozitifite olan hesapları değil de dediğin gibi olduğu gibi yansıtan
beni iyi hissettiren şeyleri takip etmeyi hatta işte gerektiğinde biraz daha Dijital detoks yapmak o da iyi geliyor.
Ama şeyde böyle duyguları kendimiz bile bazen kabullenemiyoruz ki onu konuşalım.
Mesela kıskançlık.
Bana bir tane şurada kıskançlık duygusu yaşamayan böyle aklından geçmeyen birisini göster.
Mümkün değil. Yani ama hiçbirimizde kalkıp bunu yansıtmıyoruz.
Ya da işte bu bahsettiğimiz yetersizlik duygusu, özdeğer bunların hepsi.
aslında birbirimize dokunarak iyileştireceğimiz şeyler.
Ben hatta buradan çok güzel bir örnek vereceğim.
Konuşmadığımız konulardan birisi utanç.
Sen söyleyince aklıma geldi.
Mesela utanç duygusunun çözümünün gerçekten konuşmak ve utandığın konuyu paylaşmak olduğunu söylüyor Bren Brown.
Ben özellikle dinleyen arkadaşlara çok önermek istiyorum.
Kendisi utanç üzerine çalışıyor.
Çok güzel bir kitabı var hatta, Kuvvetli Ayağa Kalkmak, Bren Brown.
Mutlaka okuyun.
Eğer gerçekten hani belirli duyguların içerisine kalmış ve adım atamıyormuş gibi hissediyorsanız hani duyguların esir aldığı durumlar vardır ya utancın hani hareketsiz bırakır seni.
Hani toplumun içerisinde belki de gerçekten en kısıtlayıcı duygu utançtır.
Çünkü seni kabına çeker, konuşmanı, duygularını ifade etmeni engeller.
O mesela o kitabında şeyden bahsediyor.
Utancın... aşılabilmesi için utancı konuşmamız lazım.
Utancın üzerine örnekler kendi hayatından yaşadığım sıkıntıları sürekli paylaşıyor olman lazım ki bunu normalleştiresin kendi içinde.
Biz aslında normalleştiremediğimiz bütün duyguları içimizde büyütüyoruz.
Büyüttüğümüz kadar bunlar bize zaten zarar veriyor.
Konuşmadığımız için, paylaşmadığımız için, bir arkadaşımıza, bir dostumuza anlatmadığımız için.
Ve kimsenin böyle şeyler yaşamadığını düşündüğümüz için sürekli içimize attığımız her şey bize daha da zarar veriyor.
Yani dünyanın en iyi psikoloğu olsun gerçekten hani mindful insanı olsun.
İlla ki o da kıskanıyor yani.
İlla ki onun kafasında da bir hinlikler dönüyor yani.
Hani insanız yani bu insanın doğasında olan bir şey.
Böyle birilerini çok mükemmel rol model görüp böyle olmak istiyorum, böyle düşünmek istiyorum.
Bu kadar pozitif, bu kadar mutlu olmak istiyorum.
Diye de bir yol yok. Bu insancıl duygularla barışmak noktasında konuşmanın ve paylaşmanın, bu noktada yazı yazmanın da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Özellikle ben utanç hissettiğim noktalarda, kendimi gerçekten o utanç kasırgasının içinde bulduğumda direkt o konuyu yazmaya çalışıyorum mesela.
Niye utanıyorum? Ne beni tetikledi?
Neden şu an insanın içine çıkamayacak kadar zayıf hissediyorum?
Direkt mesela bir kalem kağıt alıp yazıyorum ve hafifleştiriyorum içimdeki duyguyu bir aktarımla.
Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Ne kadar rahatlatıyor değil mi yazma kısmı?
Yani ben kendim bildim bileli yazıyorum bu arada Nur.
İlk yazı yazmayı öğrendiğimden beri hep bir günlüğüm vardı.
Hep yazıyorum. Duygularımı yazıyorum ama sevgili günlükte başlayan o hikayem artık ne hissediyorsam onları böyle döküyorum.
Bir yerden sonra...
kafamın içini rahatlatıyor.
Çünkü bir şekilde dışarı atmış oluyorsun ve sonra onu okuduğunda diyorsun ki Allah Allah ya aslında bu kadar da büyütülecek bir şey değilmiş bu.
Hani bu günlük tutma, yazı yazma olayına çok inanıyorum.
Zaten hani çok böyle danışanlarımda ya da derslerimde de yaptırdığım bir şey.
Çok rahatlatan bir şey. Bilmiyorum hani seni de böyle bu şekilde rahatlıyor olmana sevindim.
Peki bunun dışında böyle günümüze Ufak şeylerle mutluluk katmak için senin bize böyle mutlu mesajdan önereceğin neler var?
Bugünün mutlu mesajı ne?
Senden alabileceğimizi kapatmadan önce.
Ben günümüzü gerçekten iyi bir tarafa çekmek için neler yapabiliriz?
Belki küçük kendi yaptıklarımdan birkaç örnek verebilirim.
Ben drama yapmamaya çalışıyorum mesela kafamda.
Yaşadığım sorunları drama etmemeye çalışıyorum.
Olduğu gibi görmeye çalışıyorum.
Bunun hani son zamanlarda yaptığım mutluluk adına en güzel pratik olduğumu düşünüyorum.
Yaşadığım kötü olayları kafamda drama etmemek, dramatize etmemek bana çok iyi geliyor.
Dinleyen arkadaşlara da mutlaka öneririm.
Abartmadan o duyguları, o kötü hisleri çoğaltmadan gerçekliğiyle görmenin belki güzel bir geri bildirimi olacağını düşünüyorum.
Gerçekten mutlu olmaya dair vereceğim.
Günlük yaşantımızda hepimizin işine yarayacaksa insan ilişkileri noktasına lütfen çalışın.
Hepimiz insan ilişkilerimizi iyileştirmek ve bu alanda iyi bireyler olmak zorundayız.
Sağlıklı iletişimler kuruyor olmamız lazım.
Sınırlarımızı biliyor olmamız lazım.
Günlük bir aktivite değil ama her gün yaptığımız bir şey olduğu için söylüyorum.
Özellikle insan ilişkileri noktasında mutlaka kendinizi geliştirin.
Dışarıya nasıl aktarıyorsunuz?
Nasıl bir insansınız? Hatta bunun için dost kazanma sanatı var.
Dale Carnegie'nin.
Mutlaka okumanızı da tavsiye ediyorum.
İnsan ilişkileri konusuna bu konuşmada bu kadar çok değinmene çok mutlu oldum açıkçası.
Çok sevindim. Çünkü çok göz ardı ediyoruz.
O kadar gelişine gidiyoruz ki insan ilişkilerinde Nur.
Böyle kafa göz yararak gidiyoruz.
Ama özellikle pandemi döneminde şunu fark ettim ben.
Pandemi döneminde kurduğum ilişkiler...
Beni çok ayakta tuttu.
Çünkü hepimiz aynı gemideyiz.
Hepimiz böyle zor zamanlar geçiriyoruz.
Şu anki kısıtlamalarla birlikte işte iniş çıkışlarımız oluyor duygusal olarak vesaire.
Şeye çok şaşırıyorum.
İnternette tanıştım.
Özellikle bu podcast sayesinde tanıştığım insanlarla o kadar sağlam, o kadar böyle doyurucu ilişkilerim oldu ki.
Hala daha devam eden arkadaşlıklarım.
Orada dedim evet insan ilişkileri çok önemli.
Çünkü günün sonunda insan sosyal bir varlık.
Hepimizin birbirine ihtiyacı var.
Ve en güzel şekilde birbirimize yaklaşmamız lazım.
Bu ihtiyacı pragmatik bir şekilde değil de birbirimizi büyüterek, birbirimizi besleyerek, mutlu ederek buradan yola çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.
O yüzden çok mutlu oldum. Sen buna çok değindin konuşmamız süresince.
Bugünü böyle sonlandırıyoruz.
Çok teşekkür ederim katıldığın için Nur.
Ben yine böyle çok mutlu, çok gülümseyerek ayrılıyorum bir bölümden daha.
Ben de çok teşekkür ederim Emine.
Gerçekten benim için de çok güzel bir sohbet oldu.
Teşekkür ediyorum tekrardan güzel davetin için.
Gününüz çok güzel geçsin diyoruz o zaman.
Mutlu mesajı takip etmeyi unutmayın.
Gelişigüzel Hayaller'i takip etmeyi unutmayın.
Ve düşündüklerinizi, hissettiklerinizi, bu bölümden aldığınız şeyleri bize yazın, bize geri bildirim verin.
Paylaşalım hep beraber, konuşalım.
Görüşmek üzere. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
