
Hayatınızı Tasarlayın: Stanford’un Design Thinking Yöntemiyle Yönünüzü Bulun
6 Ocak 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, Stanford Üniversitesi’nde geliştirilen Design Thinking (Tasarım Odaklı Düşünme) yaklaşımını ve Designing Your Life metodunu kullanarak hayatınızı nasıl daha bilinçli şekilde tasarlayabileceğinizi konuşuyoruz.
Design Thinking nedir?
Hangi alanlarda kullanılır ve neden sadece ürün tasarımı için değil, kişisel gelişim ve yaşam tasarımı için de güçlü bir araçtır?
Bu bölümde ele aldığımız konular:
• Stanford d.school’un Design Thinking nedir? yaklaşımı
• Design Thinking’in 5 aşaması: Empati, Tanımlama, Fikir Üretme, Prototip, Test
• Neden empati kurmak (kendinizle bile) yaşam tasarımının temelidir
• Designing Your Life kitabına göre hayatı “tasarlanabilir bir süreç” olarak görmek
• İş felsefesi (Workview) ve hayat felsefesi (Lifeview) ile kişisel pusula oluşturmak
• Küçük denemeler ve prototiplerle büyük kararları test etmek
• Belirsizlik, yön kaybı ve “ne yapacağımı bilmiyorum” hissiyle baş etmenin bilimsel yolları
Ayrıca bölümün sonunda, 3 güçlü soru ile yeni yıl için kendi yönünüzü sorguluyor ve onceki bölümlerde bahsi geçen vizyon panosu (vision board) çalışmasına zemin hazırlıyoruz.
Bu bölüm;
✔ hayatını yeniden tasarlamak isteyenler,
✔ yönünü kaybolmuş hissedenler,
✔ yeni yıla daha net, daha bilinçli girmek isteyenler
için hazırlandı.
🎙️ Dilek tutmak yerine, hayatınızı tasarlamaya hazırsanız, bu bölüm tam size göre.
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Arkadaşlar bu hafta direkt konuya girmek istiyorum çünkü bu bölümü 31 Aralık 2025'de çekiyorum akşamüstü hatta.
Muhtemelen siz dinlediğinizde yeni yıla girmiş olacağız.
O yüzden de dedim ki geçtiğimiz haftalarda çok güzel bir kitap okudum.
Kendi hayatımızı tasarlamak üzerineydi.
Yeni yıla girerken şöyle bir geçmiş yılda neler oldu neler bitti nelerden ders çıkarabiliriz ve neleri daha iyi yapıp istediğimiz bir hayatı bilinçli bir şekilde nasıl tasarlayabiliriz buna bakalım
istedim. O yüzden de bu bölümü Stanford Üniversitesi'nde uygulanan Design Thinking yani tasarım odaklı düşünme sisteminden faydalanarak hazırladım.
Referans aldığım kitap da Design in Your Life.
Kitabın yazarları Bill Burnett ve Dave Evans, tasarım dünyasında iyi bilinen iki isim.
Bill Burnett, Apple PowerBook'un tasarımında yer almış birisi.
Hasbro'nun Star Wars figürlerini de tasarlamış ve Stanford'ın tasarım programının direktörü.
Evans da hem mühendis hem de yaratıcı problem çözme üzerine uzman bir akademisyen.
Bu design thinking yaklaşımı da aslında ürün tasarımı için geliştiriliyor arkadaşlar.
Ve dediğim gibi az önce Apple, Google, IBM gibi teknoloji devleri kendi ürün tasarımlarında bu yöntemi kullanıyor.
Zamanla ürün geliştirme, kullanıcı deneyimi tasarımı, eğitim programları, sağlık hizmetleri, organizasyonel değişim ve bireylerin kendi yaşamlarını tasarlamaları üzerinde kullanılıyor.
Nasıl oluyor peki? Vakti zamanında bahsettiğim yazarlar, kitabın yazarları Burnett ve Evans fark ediyor ki tasarım öğrencileri o kadar ürünü tasarlamayı öğreniyor ve tasarlıyor da.
Ama kendi hayatlarını tasarlayamıyorlar.
Mezun olduktan sonra sudan çıkmış balığa dönenler mi dersiniz tanıdık gelmiştir diye düşünüyorum.
Hiçbirimiz neredeyse bilmiyorduk mezun olduktan sonra ne yapacağımızı.
Elimizde böyle bir pusulamız bir şeyimiz de yoktu.
Ama onun dışında dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de şuydu kitapta.
Çok severek okuyup bitirdikleri bölümden sonra seçtikleri işlerde bile mutsuz olanlar varmış.
O yüzden de kitabın yazarları Burnett ve Evans diyor ki biz neden bu design thinking sürecini öğrencilerin hayatlarını tasarlayamıyoruz.
Karlamaları için geliştirmiyoruz ve bunun üzerine bir adım atıyorlar.
Hayatını tasarla diye bir program geliştiriyorlar.
Bunu da önce kendi tasarım öğrencileri üzerinde uyguluyorlar tabii ki.
Ondan sonra yavaş yavaş diğer bölümleri.
tüm okula yayılıyor.
Sonrasında da zaten diğer okullara ve kurumlara yayılarak günümüzde tasarım odaklı düşünme adı altında bireysel ve kurumsal eğitimlerde yankı buluyor.
Yani demek istediğim şu ana hatlarıyla nasıl yaşanır sorusuna mühendislik zekasıyla yaklaşan iki bilim insanının yönteminden bahsedeceğiz bugün.
Çünkü bu kitap Designing Your Life Türkçesiyle hayatınızı tasarlayın bize şunu söylüyor.
İyi bir hayat şansa bırakılmaz.
Tasarlanır. Peki nasıl?
Haydi gelin biraz da ona bakalım.
Şimdi Stanford'ın tasarım stüdyosunda şöyle bir tabela asılıymış.
You are here. Yani buradasınız.
Çok basit bir cümle ama aslına baktığınızda çok şey anlatıyor.
Geçmişteki kararlar, pişmanlıklar ya da eksiklikleriniz hiçbir şekilde şu an sizi irdelemez.
Önemli olan şu an bulunduğunuz yeri dürüstçe görmek.
Hiçbir şeye geç kalmadınız ya da erken değil mesajı veriyormuş o you are here mesajı.
O yüzden de hayat tasarımının ilk adımı başlangıç noktanızı tanımak hatta kabul etmek diyor ama objektif bir şekilde kitabın başlangıcında bunu söylüyor.
Onun dışında Kendine dışarıdan bakmayı öğrenmek önemli bulunduğumuz noktayı kabul ederken.
Başkaları nasıl gözlemliyorsak, design thinking'in ilkelerinden bir tanesi de bu zaten.
Empati kurmak, başkalarını gözlemlemek.
Çünkü tasarım insan için yapılan bir şeydir.
Biz de kendi hayatımızın tasarımını kendimiz için yaptığımız için bireysel düzlemde kendimizi gözlemlememiz gerekiyor.
Davranışlarımızı, rutinlerimizi, tepkilerimizi tarafsızca izleyip anlamamız lazım.
Tamam çok güzel ama insan bu kadar tarafsız olabilir.
Her zaman olamıyor arkadaşlar.
O yüzden de benim burada önerim kitapta yazan önerilerden bir tanesi de buydu.
Bir gününüz nasıl geçiyor?
Bir haftanız nasıl geçiyor?
Bir ayınız nasıl geçiyor?
Bunların böyle düzenli olarak kaydını tutmak geriye dönüp baktıktan sonra sizin düşünce paternleriniz hakkında ya da gününüzle ilgili gününüz içerisindeki davranışlarınızla ilgili size güzel doneler verebilir.
Onun dışında şöyle bir Büyük resimden baktığınızda da yapmak istediğiniz şeylerle bu hayatta başarmak istediğiniz ya da hayatınıza dahil etmek istediğiniz şeylerle günlük, aylık, haftalık rutininizin
içerisine yaptıklarınız uyumlu mu?
Ya da bu davranışlar bir şekilde paralel gidiyor mu?
Bir diğeri de hayatınızda olmak istediğiniz yerde misiniz?
Biliyorum bu sorunun cevabı çok acıtabilir ama bunu şöyle bölebilirsiniz.
Fiziksel olarak. Mental olarak, duygusal olarak siz hayatınızda olmak istediğiniz yerde misiniz?
Değilseniz sebebi ne olabilir?
Bir de çevreniz size iyi gelen insanlardan, sizi yükselten, size ilham veren insanlardan mı oluşuyor?
Bunlar böyle şimdilik aklımızda tutacağımız sorular olsun.
Çünkü kendimize dışarıdan bakmayı öğrendiğimiz yer burası olacak.
Bunun detaylarına birazdan ineceğim.
Bunları bu verileri topladıktan sonra ama karşımıza iyi kötü bir resim çıkıyor değil mi?
Ondan sonra bu topladığımız bilgilerle problem çözmeye odaklanacağız.
Ama Stanford'ın rehberine göre bu aşama bulguları sentezlediğimiz ve asıl çözülecek soruyu netleştirdiğimiz yer direkt problem çözmeye odaklandığımız yer değil.
Açık konuşayım benim bu konuyu mikrofona taşıma sebeplerimden bir tanesi de buydu.
Çünkü biz bu kanalda ne yapmaya çalışıyoruz?
Doğru cevaplardan ziyade doğru soruları soruyoruz.
sormaya çalışıyoruz değil mi? Tam olarak design thinking de bunu söylüyor bize.
Hatta kitapta wicked problems diye geçen bir kavram var.
Kötü problemler.
Yani ya çözünmez gibi görünen problemler ya da yanlış tanımlanmış problemler.
Belki o da bir problem ama başka bir probleme odaklanırsak o zaten çözülecek.
Doğru probleme odaklanmıyoruz gibi düşünebilirsiniz.
Şöyle bir örneklendireyim. Diyelim ki işimden sıkıldım diyorsunuz.
Başka bir işe geçmek istiyorum diyorsunuz.
Ama belki mesele yaptığınız iş değil.
Mesele o işin sizi tatmin etmemesi olabilir.
Herkes sevdiği işi yapacak. Ama şunu düşünmekte fayda var.
Diyelim ki iş arıyorsunuz. Aynı pozisyonu daha iyi maaşla bir tık daha iyi maaşla başka şirkette buldunuz.
O şirketten çıkıp diğerine geçtiğinizde bir süre sonra yine böyle afakanlar basacaksa yine mutsuz olacaksanız o işi yaparken.
Demek ki konu çalıştığınız yer değil tam olarak.
O da olabilir tabii ki ve çok çok büyük bir etkende olabilir.
Buna da bir sonraki bölümlerde değineceğiz zaten.
Ama şu an demek istediğim şey şu.
Bir problemi çözmeye çalıştığınızda eğer yanlış probleme odaklanıyorsanız o problemi çözmüş değil ertelemiş oluyorsunuz.
Ve ertelediğiniz problemlerin sonucu her zaman aynıdır arkadaşlar.
Size tükenmişlik getirir.
O yüzden de Stanford yaklaşımı diyor ki önce problemi bulmayı sonra çözmeyi öğren.
öğrenin ama problemi bulurken de doğru problemi bulun.
O yüzden de kendimize sormamız gereken sorulardan bir tanesi benim asıl problemim ne?
Buradaki gerçek ihtiyaç hangisi?
Ya da neden ben bunu seçtim, bu işi seçtim, bu eşi seçtim, bu hayatı seçtim artık her neyse ve bunlar şu an ne öğrenebilirim?
Buradan bana gelen data nedir?
Gerçekten ben ne istiyorum?
Yine derine giriyoruz gibi geldi bana ama bunlar kendimize sormamız gereken sorular.
Bir de bunlar öyle sorular. Bir kere sordum cevabını buldum artık hayatımın sonuna kadar rahatım diye bir şey de yok.
Bunların cevapları da değişiyor çünkü sürekli o yüzden de belirli aralıklarla kendimize sormamız gereken ve hayatımızı ona göre tasarlamamız gereken durumlar gibi düşünebilirsiniz.
Tekrar edeyim. Amacımız doğru cevabı bulmak değil zaten.
Amacımız doğru soruyu sormak.
Çünkü doğru soruyu sorduğumuzda zaten doğru cevap kendiliğinden gelecek.
Doğru soruyu sormak demek yüzeyin altına inebilmek demektir.
Bu da merak gerektiriyor.
Çünkü merak her şeyde olduğu gibi tasarımında yakıtı.
Yani hayatınızın tasarımında siz hem tasarımcı Hem de kullanıcısınız gibi düşünebilirsiniz.
Tabii şu da var. Bazen problemlerimiz bizi o kadar yoruyor ki bir noktadan sonra çözmeyi bırakıp onunla yaşamaya alışıyoruz.
Ve problemlerimiz kendimize anlattığımız hikayeye dönüşüyor.
Bir düşünün isterim. Sizin böyle alıştığınız artık çözmeye çalışmaktan bakıp da tamam ya bu da böyle deyip kabullendiğiniz en büyük probleminiz ne?
Ve bununla alakalı kendinize nasıl bir hikaye anlatıyorsunuz?
Ve hayal edin eğer...
doğru problemi bulup ona odaklansaydınız yani o ana problemi çözseydiniz hayatınızda başka neler değişirdi?
O problemi çözmek, doğru problemi çözmek sizin hayatınıza nasıl bir kelebek etkisi yaratırdı?
Bir de şu var. Kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz şeyler var değil mi hayatta?
Yazarlar buna kitapta yer çekimi efekti diyor.
Yani ne yaparsanız yapın değiştiremeyeceğiniz şeyler.
Örneğin aileniz olabilir.
Bazen ben annemle konuşurken telefonda bana diyor ki anneannen hiç laftan anlamıyor, kendine bakmıyor, şöyle böyle.
Sonra ona nasıl vaaz verdiğinden bahsediyor.
Nasıl onun davranışlarını bu yaştan sonra değiştirmeye çalıştığından bahsediyor.
Ben de diyorum ki anne 81 yaşında kadın bu yaşına kadar...
seni dinlememiş, kendi bildiğini yapmış.
Şimdi Beni mi dinleyecek?
Neden nefesini boşa tüketiyorsun?
Deli misin? Ama bunu ona söylerken ben de kendi nefesimi boşa tükettiğimi fark ediyorum.
Çünkü her seferinde aynı konuşma geçiyor.
O yüzden ben de saldım artık hiçbir şey demiyorum.
He he deyip geçiyorum. Tabii ki bu çok hafif bir örnek ama şunu demek istiyorum.
Bir problemi çözmek istiyorsanız ilk bakacağınız şeylerden biri de o problemin çözülebilir olup olmadığıdır.
Bunu da doğru bir şekilde değerlendirmek için bu kanalda sıkça bahsettiğim başlangıç zihni mantığı...
Yani bir konuya yaklaşırken tüm önyargılarınızdan, tüm geçmiş bilgilerinizden sıyrılıp ilk defa görüyor, duyuyor gibi objektif bir şekilde yaklaşabilmek
gerekiyor. Biliyorum çok zor bir konu ama bu da her şey gibi pratik yaptıkça kolaylaşan şeylerden bir tanesi.
Problem çözme kısmını böylece toparlayalım ve geçelim diğer adıma hayatımızı tasarlamak için.
O da ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Fusula oluşturmak.
Şöyle söyleyeyim hatta tasarımcı dinleyicilerim bilir.
Bir tasarımcının ürünü yönlendiren bir vizyonu vardır değil mi?
Bizim de işte hayatımızda bir vizyonumuzun olması gerekiyor.
Hayatımızı yönlendirecek bir pusulamız olması gerekiyor.
Böyle de düşünebilirsiniz. Her zaman o pusula çalışmayabilir, bazen durabilir, bazen değişebilir, yönünüzü değiştirmek isteyebilirsiniz.
Böyle dönemlerden de geçebilirsiniz ama...
Genel hatlarıyla bu kitapta bahsetilen pusula iki parçadan oluşuyor.
Bir tanesi iş felsefeniz.
Yani hayatınızda iş kavramını nasıl algıladığınız gibi düşünebilirsiniz buna.
Bununla alakalı şimdi üç tane soru soracağım.
Çok sorulu bir bölüm oldu ama eminim çok işinize yarayacak.
Bu iş felsefenizi anlamanız için, daha netleşmesi için kendinize soracağınız sorular şunlar olabilir.
Birincisi iş sizin için ne ifade ediyor?
Bunu hiç düşünmüş müydünüz? Bir yere yazabilirsiniz.
Not alabilirsiniz. İş sizin için ne ifade ediyor?
İkincisi neden şu an yaptığınız işte çalışıyorsunuz?
Üçüncüsü para için mi?
Katkı için mi? Anlam için mi?
Bunların hepsi olabilir. Hiçbiri olmayabilir.
Hangi alanın daha ağır bastığını bulmak.
Bu iş kısmı. Bunu bir kenara koyalım.
Sonrasında ne var? Hayat felsefeniz.
Sizin için hayat ne demek?
Yine sorular geliyor bakın.
Yani hayat dediğiniz zaman.
Gözünüzde canlanan şey nedir?
İkinci sorum ne sizi tatmin ediyor?
En çok neye değer veriyorsunuz bu hayatta?
Üçüncüsü de nasıl bir dünya yaratmak istiyorsunuz kendinize ve genel anlamda?
Eğer bu iki bakış açısı, bu sorulara verdiğiniz cevaplar birbiriyle tutarlıysa yönünüz bir tık daha nettir.
Ama iş felsefeniz ve hayat felsefeniz birbiriyle zıtsa ve çelişiyorsa işte o zaman bir yerlerde bir şeyler sizi rahatsız etmekte haklı olabilir.
Ya da şu da olabilir. İşinizde Çok başarılı olabilirsiniz ama hayat felsefenize çeliştiği için mutsuz olabilirsiniz.
Bu noktada da başarılı ama mutsuz insanlar kategorisine girme ihtimaliniz yükselebilir.
O kadar çok insan var ki arkadaşlar kağıt üzerinde böyle baktığınızda mükemmel bir CV'si var.
Kime göre neye göre tabii ki bu değişir ama şöyle genelleyecek olursam birçok insanın bulunmak istediği yerde diyelim ama içten içe hayatından tatmin değil ya da mutsuz.
O yüzden zaten birçoğumuz belli bir süreden sonra kendimize daha uygun bir iş arayışına girmiyor muyuz?
Kariyer değiştirmeye çalışmıyor muyuz?
Ya da farklı hobilere yönelmiyor muyuz?
Bir şekilde iş felsefemizi, hayat felsefemizi dengede tutmaya çalışıyoruz.
Birine daha fazla koyup birine daha az koyarak gibi gibi.
Benim de bu noktada size sorum şu olacak.
Üzerine düşünün isterim.
İşiniz ve özdeğeriniz...
Yani hayata bakış açınız ne kadar uyuşuyor ve bunlar sizin günlük rutinlerinizde ya da aylık rutinlerinizde nasıl vuku buluyor?
Çünkü bu örtüşme oranı yaşam tatmininizin bilimsel bir göstergesi olarak kabul ediliyor uzmanlar tarafından.
Tabii ki hemen mutsuzsanız değiştirmelisiniz demiyorum çünkü hayat böyle bir şey değil, bu kadar kolay değil.
Ama eğer bugün bu bölümü dinliyorsanız demek ki siz bir şeylere...
Bir yerden başlamak istiyorsunuz.
Bir şeyleri tekrardan inşa etmek istiyorsunuz.
Tasarlamak istiyorsunuz.
İşte hayatınızı tasarlarken de nereden başlamanız gerektiği konusunda ve önemli aciliyet sırasını bir şekilde size verecek olan veriler bu soruların cevapları arkadaşlar.
Hazır buraya değinmişken yazarların önerdiği küçük ama etkili bir egzersiz de vardı kitapta.
Onu da sizinle paylaşmak isterim.
4 tane alan belirlemişler.
Hayat tatminiyle alakalı.
Bu alanda kendinize not verin diyorlar.
Detaya girmeden önce not verme sistemini nasıl kolaylaştırabileceğinizden bahsetmek isterim.
Genelde benim de koçluk seanslarında en çok kullandığım yöntemlerden bir tanesi bu.
Bir kağıdın üzerine büyük bir çember çizin arkadaşlar.
Bu çemberi de 4 tane dilime bölün.
Bu dilimlerden ilki sağlık dilimi.
Sağlığınıza 1 ila 10 arasında bir en düşük 10 en yüksek olacak şekilde kaç verirsiniz?
Bunu verirken şöyle de düşünün.
Fiziksel, mental ve duygusal olarak.
Bunu da hatta minik çemberlere ayırabilirsiniz.
İsterseniz yanına fiziksel sağlık, mental sağlık ve duygusal sağlık yazıp ona göre de rakamlandırabilirsiniz.
Ve rakamı verdikten sonra çemberi verdiğiniz rakama göre boyayın.
Diyelim ki 7 verdiniz. 7'ye kadar boyadınız.
Sizin için 7 neresiyse.
Boyadığımız zaman çünkü bir...
Bir şeyler gözümüzde daha da netleşiyor ve beyin görsel olarak bir şeyleri daha büyük resimde görebiliyor.
İkinci dilimimize geliyoruz.
İş. Sizi geliştiren, tatmin eden şeyler yapıyor musunuz?
Ya da ne kadar yapıyorsunuz?
1 ila 10 arasında.
Dediğim gibi 1 en düşük, 10 en yüksek.
Üçüncüsü oyun. Oyun şöyle düşünün, bunun İngilizcesi playfulness.
Yani hayata hafif, neşeli, oyuncu bir göze yaklaşabiliyor musunuz?
Ciddiyet böyle biraz kenara bırakıp anın tadını çıkarabiliyor musunuz?
Olaylara, mizahla, espriyle yaklaşabiliyor musunuz?
Ya da içinizdeki çocuğun sık sık dışarı çıkmasına izin veriyor musunuz da diyebilirim bu oyun alanını boyarken.
Dördüncü dilime gelelim.
O da ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Sevgi. Bunu da şöyle düşünebilirsiniz.
Hayatınızda hem kendinizi hem başkalarına nasıl bağlanıyorsunuz?
Yani romantik ilişki anlamında sevgi, aile, arkadaş, çocuk sevgisi bu alanlarda nereden besleniyorsunuz ya da nerelerde tıkanıyorsunuz?
Bunu az önce sağlıkta yaptığımız gibi 3 farklı dilime de kendi alt dilimlerine de ayırabilirsiniz isterseniz.
Ben kolaylık olsun diye 4 dedim ama bazıları...
tek bir şekilde değerlendirilemeyeceğinden ayrı ayrı da bölebilirsiniz.
4 değil de 8 dilim yaparsınız.
O şekilde de ilerleyebilirsiniz.
Yani bu 4 alan sizin yaşam pusulanızın bir göstergesi.
Bunları numaralandırıp boyadıktan sonra şöyle bir bakın.
Ne görüyorsunuz? İlk dikkatinizi çeken şey ne?
En çok nereye zaman ve enerji harcamanız gerektiği zihninizde canlanıyor.
Neden söylüyorum biliyor musunuz?
Çünkü zayıf olan bir alan tüm sistemi aşağı çekebilir.
Bu bütün bahsettiklerimin dengede olması gerektiğinden bir sonraki adımımız da bu değerlendirmeyi yapıp gelişmesi gerektiğini düşündüğünüz alanlarda fikir üretmek ve aksiyona geçmek.
Çünkü Stanford'daki mantık şöyle.
Çokça fikir üret ondan sonra seç.
Bu aşamada beynimizi biraz daha serbest bırakıyoruz.
Fikir üretme aşaması gibi düşünün bunu.
Burada işte bol bol yazma.
Yine en çok kullanılan yöntemlerden bir tanesi.
Günlük tutmanın gizli gücü bölümünde farklı yazma tekniklerinden bahsetmiştim.
Özellikle bir probleme çözüm arıyorsanız nasıl yazılacağından orada da bahsetmiştim.
Ama bu kitapta bir tık daha farklı bir yaklaşım var.
Ondan da bahsedeyim hemen. Diyor ki yazarlar güzel zamanlar kaydı tutun.
Yani ne zaman enerjiniz yükseliyor?
Size ne iyi geliyor?
Biraz daha yansıtma tekniğiyle kendinizi gözlemleme gibi düşünün.
daha çok nasıl getirebilirsiniz, nasıl hayatınızda uygulayabilirsiniz.
Bu aşamada benim faydalandığım diğer şeylerden bir tanesi de zihin haritaları, beyin fırtınası veya serbest çağrışımlar.
Bu üçü çok güçlü yöntemler.
Zihin haritası benim en çok uyguladığım yöntemlerden bir tanesi danışanlarımla beraber.
Şöyle düşünün, düşünce ve fikirleri görsel olarak dallandırıp organize etmek ve merkeze ana fikrinizi koyuyorsunuz, yani yapmak istediğiniz şeyi, onu oraya yerleştirip sonra da kenarından üstünden
altından çıkan dallara alt başlıklar ekliyorsunuz.
Benim bu alanda kullandığım birkaç tane ücretsiz uygulama var.
Bunlardan bir tanesi Miro.
Aynı yazıldığı gibi okunuyor.
Diğerleri de Mindmeister ya da Xmind.
Bunları Instagram'da paylaşıp hikayelere sabitlerim eğer merak ediyorsanız.
Buradan da faydalanabilirsiniz.
Çünkü dediğim gibi bir şeyleri görselleştirdiğiniz zaman zihin onu daha iyi absorbe ediyor ve Sonrasında da yazarlar diyor ki prototipleme yapın.
Yani Bir şeyleri artık denemeye geçebilirsiniz ama küçük adımlarla deneyin.
Fikirleriniz oluştuktan sonra bunları minik minik testlerle hayatı geçirin ve bakın işe yarıyor mu yaramıyor mu beklediğiniz gibi mi değil mi?
Mesela yeni bir iş istiyorsanız belki o alanda birisiyle konuşabilirsiniz.
Ya da biraz daha böyle deneme fırsatınız varsa gidip onunla alakalı bir eğitim yapabilirsiniz gibi.
Ya da yeni bir şehre yeni bir ülkeye mi taşınmak istiyorsunuz?
Birkaç hafta eğer imkanınız varsa oraya gidip lokal bir yer gibi yaşayabilir misiniz?
Bakın bakalım hayalinizde canlandırdığınız gibi mi?
Benim mesela yaptığım en büyük tasarım hatalarından biri buydu.
İrlanda'dan İngiltere'ye taşınırken ben direkt Londra'ya taşınmadım.
Hatta Londra çok büyük beni yorar diye düşünmüştüm.
Halbuki İstanbul'da doğmuş büyümüş bir insanım.
Ama ülkenin kuzeyinde biraz daha böyle kasabamsı hatta direkt kasaba hatta köy bile diyebiliriz.
Böyle bir yere taşındım ve normalde orası sürekli gittiğim bir yerde sevmiştim.
Yaşayabileceğimi düşündüm.
Doğa içerisinde çok mutlu olurum diye düşündüm.
O yüzden de gidip böyle bir ay ya da birkaç hafta orada kalıp burada hayat nasıl bir gözlemliyim diye bir düşüncem olmadı.
Yaptığım en büyük hatalardan biri olabilir.
Neden biliyor musunuz? Çünkü ben oraya kasaba hayatını seviyorum.
Şehir hayatına zaten uzaklaştım.
Artık burada çok mutlu olurum falan diye taşındım.
Topuklarım totoma vura vura Londra'ya koştum.
Çünkü birincisi çok küçük bir yerdi.
Sosyalleşebileceğim hiçbir ortam yoktu.
Arkadaşım yok. Orada yaşayanların yaş ortalaması ya 45 üstü ya da onların ergen çocukları.
Ve ben uzaktan çalışıyorum.
Yani ofise gidip yine sosyalleşebileceğim bir ortam yok.
Her ne kadar ben içe dönük bir insan olsam da bir noktadan sonra artık patladım.
Ve o kadar uzaktı ki o kadar böyle hiçbir yerin ortasında bir yerdi.
Bir yerlere gidip gelmek çok dertti.
Yakında böyle sanatsal bir aktiviteye erişim imkanım yok.
Herhangi bir aktiviteye erişim imkanım yok.
Çok boğuldum arkadaşlar. Şimdi böyle geriye dönüp baktığım zaman nasıl onu deneyimlemeden, nasıl onun simülasyonunu yapmadan böyle bir cesaretle taşındım hiçbir fikrim yok.
Çünkü hiç benlik bir şey değil böyle bir karar almak.
Ama işte herkesin bir buhran zamanı oluyor diyelim.
Bunlar da sonuçta bize bir sonraki kararımızı nasıl vermemiz ya da vermememiz gerektiğini öğretiyor.
O yüzden demem o ki hayali gerçeğe yaklaştırmanın en güvenli yolu Deney yapmak ve şunu hatırlamak da önemli.
Prototipin amacı zaten başarılı olmak değil.
Yani ben buraya gittim 3-5 hafta yaşadım beğenmedim tamam bitti beğenmek zorunda değilsin.
Oranın amacı geri bildirim vermesi.
Önemli olan sen orayı geri bildirim aracı olarak kullandın mı kullanmadın mı?
Çünkü başarısızlık bu modelde bir hata olarak görülmüyor.
bir bilgi kaynağı olarak görülüyor.
Ve bu elde ettiğimiz bilgiler de bize şunu öğretiyor.
Ne işe yarıyor ne yaramıyor ve biz tasarımımızı bu bilgiye göre nasıl şekillendirip daha iyi hale getirebiliriz.
Daha ayakları yere basan gerçekçi hale getirip daha sağlamlaştırabiliriz.
Çünkü teste koyduğunuz şeyin gerçek hayatta nasıl karşılık bulduğunu görmek sizi sadece fikirden çıkarıp gerçek sonuçlara da götürür.
Burası da Diğer bir nokta şimdi kapatmadan önce size yine birkaç tane sorum var arkadaşlar.
Daha doğrusu biraz daha görselleştirmeli sorular gibi düşünebilirsiniz.
Yazarlar kitapta sizden 3 farklı 5 yıllık yaşam planını oluşturmanızı istiyor.
Ben normalde böyle 5 sene sonraki kendini nerede görüyorsun temalı soruları pek sevmem.
Ama hazır böyle yeni yıl zamanı iken kendimize karşı dürüst olmamız gereken noktalarla yüzleşmek iyi olur diye düşünüyorum.
Ve biraz da kendimce soruları güncelledim açıkçası.
Hazırsanız kağıt kalem alanı ya da telefonunuzun notlar bölümünü açın bakalım.
Bu sorulara verdiğiniz cevaplar sizi ne kadar rahatsız edecek ve ne kadar harekete geçirecek.
Hazırsanız başlıyorum.
İlk olarak bunu birinci senaryo gibi düşünün.
Hayatınıza şu anki gibi hiçbir şey değiştirmeden devam etseniz nasıl olur?
5 sene sonra da böyle bir hayat yaşamak ister miydiniz?
Şu an olduğunuz yerde olmak sizi mutlu eder miydi ya da rahatsız mı ederdi?
Cevabınız evet ben 5 sene sonra da şu anki yaşadığım hayatı yaşamak isterdim ise eğer demek ki sizi tatmin eden bir yerdesiniz muhteşem ama cevabınız hayırsa ben bunu bir arkadaşıma sormuştum bana
kesinlikle hayır demişti.
O zaman ne isterdiniz?
O zaman ne yapmanız gerekiyor 5 sene sonra bu durumda olmak istemiyorsanız?
Bu bir. İkinci senaryo mevcutta sahip olduğunuz hayat ya da sahip olduğunuz hedef yürüdüğünüz hedef aniden yok olsa.
Ne yaparsınız? Düşünün birdenbire işinizi kaybettiniz.
Ya da şu an sahip olduğunuz her şeyi kaybettiniz.
Şu an elinizde olan hiçbir şey yok.
Ne yaparsınız? Gerçekten ne yaparsınız?
Yani insan bunu düşündüğü zaman birden şey oluyor.
Bir dakika ben bunu hiç düşünmemiştim diye de bilirsiniz.
O yüzden bunun üzerine düşünmek, azıcık yazıp çizmek ya da birkaç alternatif üretmek.
Ya bu işi yapmasam şöyle bir şey yapabilirdim.
Ya hayatımda bu insan olmasa belki ben şöyle bir insan olurdum ya da farklı biri olurdu gibi düşünmek de önemli.
Ve üçüncü senaryoya geliyoruz.
Hiçbir kısıtlama olmasaydı hayatınızda.
Kısıtlamadan kastım da şu para, zaman ve toplum baskısı.
Siz o zaman kim olurdunuz?
Ne yapardınız? Bu soru genelde koşul seanslarında danışanlara gerçekten ne istediklerini, neye ilgi duyduklarını bulmak için sorulan sorulardan bir tanesidir.
Yani hayatınızda para derdiniz olmasa, yargılanma derdiniz olmasa, zaman derdiniz olmasa siz ne yapıyor olurdunuz ya da kim olurdunuz?
Ve bu şekilde böyle farklı açılardan düşünmek, bu sorulara cevap bulmak, kendimizi cevap bulmaya zorlamak bize şunu gösteriyor arkadaşlar.
Tek bir doğru yol yok.
farklı farklı yollarda olabilir.
Farklı farklı hayatlarda tasarlanabilir.
Bu bölüm çok sorularla doluydu.
Farkındayım. Ve bunların cevaplarını hemen bulmanız gerekmiyor.
Ama düşmeye başlamak bile bir harekettir diye düşünüyorum.
O yüzden de Unutmayın hareketten bereket doğar arkadaşlar.
Şimdiden ufak ufak düşünmeye başlayabilirsiniz.
Ve tek başınıza düşünmek zorunda da değilsiniz.
Bunu arkadaşlarınıza sorup yakın çevrenizdeki insanlara sorup onların verdiği cevaplarla da aklınızda bir şeyler şekillenebilir.
Bu bölümün ardından kendine ait bir hayat ve vizyon panosu hayatı sıfırdan başlamak bölümlerini dinlemek isterseniz onlara da bakın.
Hepsi birbirleriyle ilintili bölümler sonuçta.
Belki de bu soruların cevaplarını bulmanız konusunda size yardımcı olur.
Evet. Baya çok konuştum yine bir bölümün daha sonuna geldik sanırım.
Unutmayın hayatınızı tasarlamak için hiçbir zaman geç değil.
Siz yeter ki adım atmak isteyin ve bu konuda profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyorsanız.
Bölümde bahsettim zaten koşluk seanslarında nasıl çalıştığımızı.
Mutlaka benimle iletişime geçebilirsiniz.
Ücretsiz ön görüşme için web sitemden her zaman açıklamalara ekliyorum.
Onun dışında da emineyesitimen.com slash koşluk adresinden bakabilirsiniz.
Ön görüşme randevusu almadan önce sadece tek bir şey söyleyebilirim.
Birazcık web sitesinde gezinin.
Koçluk nedir, ne değildir, ben hangi alanlarda çalışıyorum, sizinle hangi alanların üzerinde bir tık daha detaya inebiliriz, geçmiş danışanlarım ne demiş, hangi konularda fayda görmüşler, bunlara bir bakın, aklınızda bir resim
oluşsun ya da eğer isterseniz Hayatımı Değiştiren İnsan isimli bölümünde benim kendi koçumun bana nasıl fayda sağladığını Fark ettikten sonra ben neden bu koçluk işine giriştim?
Neden bunu meslek olarak yapıyorum?
Burayı da dinleyebilirsiniz. Ve benim çalışma tarzımı nasıl aldığım eğitim nerelerden?
Bunlara da bakabilirsiniz. Çünkü bence önemli.
Onun dışında kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. İyi seneler diliyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Sizi çok seviyorum. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
