
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayata sahip çıkmak ne demek? Ben de bu bölümde varoluşçu filozofları da yanıma alarak kendimce cevaplandırmaya çalıştım. Gelin beraber düşünelim.
Profesyonel Koçluk için Bilgi ve Randevu
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu kanalda hayatı daha yaşanabilir kılmak ve farklı açılardan bakabilmek için gündelik deneyimlerime dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Bununla birlikte kariyer başta olmak üzere.
Hayatında, ilişkilerinde ya da kendinde somut bir değişiklik yapmak isteyenler ile çözüm odaklı profesyonel koçluk üzerine çalışıyorum.
Amacım felsefe, psikoloji ve farkındalık öğretileri çerçevesinde doğru soruları sorarak kendinize ait doğru cevapları bulmanızı ve istediğiniz değişiklik için adım atıp sürdürülebilir
bir şekilde hayatınıza dahil etmeye yardımcı olmak.
Daha fazla bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu için emineyesizcimen.com slash koştuk adresinden bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Açıklamaları da zaten hep bırakıyorum.
Evet kısa bir aradan sonra kavuştuk.
Heyecanlı mısınız? Ben çok heyecanlıyım.
Mikrofona tekrar döndüğüm için de çok mutluyum.
Planladığım bir sezon arası değildi bu arada.
Ama hayat şartları bunu gerektirdi diyelim.
O yüzden de birazcık böyle uzak kalmak durumunda kaldım.
Bir şeyler üretebiliyor olmaktan da.
Ki hiç hoşlaşmıyorum bu durumdan.
Çünkü ruhumu en çok besleyen şeylerden bir tanesi bir şeyler üretmek.
Ama bu esnada beni merak etmişsiniz.
Bana çok güzel mesajlar attınız.
Teşekkür ederim. Sağlığım yerinde.
Herhangi bir problem yok.
Sadece hayat gaileleri, hayatın önüme fırlattıkları aramıza girdi diyelim.
Şimdi hazır bu konuyu açmışken ben de dedim ki geri döndüğümde podcastimin ilk konusu ne olsun?
Tabii ki bu hayatın önümüze fırlattıkları olsun.
O yüzden de bu hafta biraz daha dışsal etmenlerin, kontrol edemediğimiz durumların hayatımıza etkisinden, o etkiyi bizim nereye koyduğumuzdan, nasıl tepki verdiğimizden, belki de onu sahiplenip,
Nasıl yolumuza devam edebileceğimizden bahsetmek istiyorum.
Bir formülüm falan olduğundan ya da bu konuda uzman olduğumdan değil, her zamanki gibi beraber düşünüp beraber kafa yoracağız, çözüm bulacağız.
Sadece ben bu dönemden geçerken beni neler dengeye getirdi, neler bakış açımı esnetmemi sağladı onlardan da bahsedeceğim.
Hatta... Hazırsanız direkt başlayalım ya fazla da uzatmayayım.
Şimdi hayatımızın belli başlı dönemleri var değil mi?
Bazen her şey çok yolunda gidiyor.
İyi seçimler yapıyoruz, güzel kararlar alıyoruz ya da şansımız yaver gidiyor.
Bir nevi kontrolün bizde olduğu hissi...
Normalden daha yüksek oluyor.
Kendimizde, iç dünyamızda, dış dünyamızda daha mutlu, daha huzuru, daha entegre bir halde oluyoruz.
Evet ya ben doğru bir noktadayım.
Yavaş yavaş oluyorum herhalde diyoruz yani.
Özellikle de yaş geçtikçe bir şeylerin tatminini yaşadıkça bu oluyor.
Ama orada şöyle bir yanılsama var.
Sanıyoruz ki... Hayatta o noktaya geldik ya ondan sonrası hep artan bir ivmeyle devam edecek.
Yani o noktadan duygusal olarak, mental olarak ya da belki maddi olarak bir daha düşmez insan gibi.
Ama maalesef hayat böyle bir şey değil arkadaşlar.
Siz de çok iyi biliyorsunuz ki işimiz istediğimiz gibi gitmeyebilir.
İlişkilerimiz ya da arkadaşlıklarımız son bulabilir, ailevi problemler yaşayabiliriz ya da seçimlerimizin sonuçları daha doğrusu beklemediğimiz sonuçları ağır gelebilir.
Hayatımızı anlamlandırdığımız noktalar ya da değerlerimiz değişebilir.
Yani bu liste uzar gider ama sonucu benzer kendimizi koskoca içsel bir kaosun içinde bulabiliriz.
İşte o noktada insan eğer beklemediği anda bir kaosun içine fırlatılıyorsa hayat tarafından Önce bir reddediyor.
Yani diyor ki bir dakika ya ne oluyoruz?
O kabullenme aşaması zaten sıkıntı.
Sonra da diyor ki bu benim başıma niye geldi ya?
Nasıl geldi? Neden ben?
Neden ben? Zihnimizde böyle sorular döndükçe dönüyor.
Bence bunlar gereksiz sorular değil bu arada.
Neden biliyor musunuz? Çünkü seçtiklerimiz ve seçmediklerimizle alakalı iyi bir data veriyor bu sorular.
Ve bunların cevapları da haliyle bir sonraki adımlarımızı, seçimlerimizi şekillendirmemize yardımcı oluyor.
Sadece bu alanda çok uzun süre kalmayı ben bizi...
dibe çeken bir girdaba benzetiyorum.
Hani olur ya böyle denizin ortasında çok güçlü bir girdap olur böyle döne döne içine aldığı her şeyi kumun dibine çeker.
İşte oralarda kalmak orada fazla uzun süre kalmak da bunun gibi geliyor bana ve kendimize eziyet ediyormuşuz gibi geliyor.
Tabii ki hiç negatif tecrübe yaşamayalım.
İşte bunları göz ardı edelim.
Hemen her şeye çözüm bulalım demiyorum.
Bazı şeylerin çözümü de yok yani ne yapabiliriz öylece bırakmak gerekiyor.
Ama işte o Bu sorgulama ve isyan alanında gereğinden fazla vakit ve enerji harcayıp kendimize eziyet etmeyelim diyorum.
Bu durumla alakalı benim çok şey öğrendiğim bir arkadaşım var.
Çok sevdiğim çok yakın bir arkadaşım.
Hayatının bir döneminde anksiyete ile buluşmak zorunda kaldı.
Ama o kadar ani geldi ki geliyorum bile demedi anksiyete ya.
Sanki böyle biri fırlattı hop kızın kucağına attı al bu senin anksiyeten diye.
Ve konuşurken dedi ki hiç unutmuyorum.
Bunları hallettiğimi sanıyordum Emine ya dedi.
Yani kendime o kadar yatırım yaptım.
Mental, fiziksel, spritüel olarak.
O kadar şey okudum, araştırdım.
Demek ki hiçbir işe yaramamış bunlar ya.
Döndüm yine sıfıra sıfır elde var sıfır.
Gerçekten de farkındalığı ve empati yeteneği çok yüksek.
Okuyan, araştıran, sürekli gelişen, çevresini de geliştiren kendi gelişirken.
Böyle hayattan keyif almayı bilen, benim de çok ilham aldığım birisi.
Hala öyle. Ama işte...
Bir noktada bu saydıklarım bunu besleyemez hale geldi ve içinden çıkamadığı bir durumda buldu kendini.
Şunu sorgulamaya başladı az önce dediğim gibi nasıl oldu da böyle düşebildim.
Çünkü ona göre bu bir yenilgi belki de bir başarısızlıktı.
En başta böyle görüyordu onu.
Belli bir farkındalığa eriştikten sonra duygularını yönetememek, hayatının yönünü tayin edememek, bazı seçimlerinin beklemediği sonuçlarıyla ani bir şekilde yüzleşmek, içinde bulunduğu durumdan nasıl çıkacağını
bilememek ahır gelmişti yani.
O yüzden de o az önce bahsettiğim girdap onu bayağı bir çekti.
Bir de böyle bir girdaba girdiğimiz zaman çok büyük bir çaresizlik hissi geliyor ya.
Hem girene geliyor hem de çevresindekilere.
Çünkü çevresindekinin de eli kolu bağlı ne yapacağını bilmiyor.
Arkadaşım ne zaman toparlayabildi ama biliyor musunuz?
İyisiyle kötüsüyle o tüm başına gelenlere sahip çıkmaya başladığında ve tamam ya bu da oldu artık bu bir başarısızlık bir yenilgi değil diyebildiğinde.
Ne demek istiyorum şu sahip çıkmaya geri dönecek olursam?
Sadece seçtiklerimize ve kontrol ettiğimiz şeylere sahip çıkmaktan bahsetmiyorum.
Kontrolümüz dışında başımıza gelenlere de hayatın birdenbire böyle kucağımıza attığı saçmalıklara da sahip çıkıp bu da bana ait diyebildiğimizde o içinde bulunduğumuz durum her ne kadar sancılı
olsa da o işte tünelin ucundaki ışık varmış gibi oluyor bu bana ait diyebildiğimizde.
Yani öyle bir his geliyor.
Nereden mi biliyorum çünkü sadece o arkadaşım değil bu girdabın içine çekilen ondan birkaç sene sonra ben de kendi girdabımda boğuldum.
Eminim sizde benzer tecrübeler yaşamışsınızdır yaşıyorsunuzdur ve yaşayacaksınız demek istemiyorum ama yaşayacaksınız arkadaşlar.
Yani insan olmanın bir parçası bu hayatta olmanın bir parçası da bu.
Yani ben onu gözlemlerken bu bana ait diyebilme olayını çok...
Anlamamışım.
Sonra sonra bir kitap okurken orada yazan Yaşadığın olayları sahiplenme kısmı bakış açımı çok değiştirdi.
Çünkü yazarın şöyle bir yaklaşımı var.
Diyor ki her ne kadar istemediğimiz tecrübelere maruz kalsak da benim de başıma bu geldi diyebilmek, bu tecrübe bana ait, bana dair bir şey diye o durum sahiplenmenin acıyı azalttığını
ve yolumuza devam edebilme yetisini kazandırdığını söylüyordu.
Orada şöyle bir durdum o kitabı okurken.
Sesi tekrar ettim.
Hiç bu açıdan bakmamıştım ve Düşününce, sesi tekrar edince ne kadar hafifletici bir etkisi olduğunu fark ettim.
Tüm tecrübelerini sahipleniyor olmak.
Tabii ki bazen isyan ediyoruz ve edeceğiz de yani.
Benim de çok isyan ettiğim şeyler oldu.
Hala da oluyor. İsyan da bir seçenek.
Yeri geliyor rahatlatıyor.
Onun da hafifletici bir etkisi var.
Yok değil ama bir yere kadar.
Çünkü içinde yaşadığımız dünya maalesef her zaman adil bir yer değil.
Muğlaklığı içinde barındıran her anımızda sonucunun tersine dönebilecek seçimler yapmamız gereken bir yer.
Yani belki de biz çok iyimser bir noktadan bakıyoruz.
bazen bu da olabilir bu arada yanlış anlaşılmasın pasif bir kabullenişten bahsetmiyorum arkadaşlar sadece altını çizmek istediğim nokta şu biz insanlar olarak hayatımızı kontrol etmeye doğru seçimler yapmaya hayata
hedonistik bir yerden belki de yaşamaya daha iyiye sürekli daha iyisine doğru gitmeye o kadar odaklanmışız ki irili ya da ufaklı bir olayda yeri geldiğinde benim de başıma bu geldi ya diyemiyoruz
ya da bu da kaderin cilvesi ya bu da oldu artık Diyemiyoruz zorlanıyoruz bir noktada demek zorunda kaldığımız için diyoruz tamam olan oldu önümüzdeki maçlara bakalım diyoruz ama işte bunu diyebildikten sonra
oluyor o da. Bunu da her zaman tek başına diyemiyor insan o yüzden ben bu tarz durumlarda destek almanın çok gerekli olduğunu düşünüyorum.
İlla profesyonel bir destek alacaksınız diye bir şey yok.
Hani o durumda insanın ailesi sevdikleri onu tanıyan ona güvenen ona güç veren insanların etrafında olması daha sık iletişimde olması çok önemli.
Profesyonel destek alacaksanız terapi olabilir ya da daha ileriye yönelik çözüm odaklı bir yaklaşım arıyorsanız da bu da koçluk olacaktır.
Hayatımı değiştiren insan bölümünde bahsetmiştim.
Orada benim o zamanki koçumun...
Nasıl beni dipsiz kuyudan çıkartıp hayatımın yönünü tayin etme konusunda bana nasıl yardımcı olduğunu ki zaten ben de ondan sonra koç olmaya karar verdim.
Yani onun etkisini gördükten sonra ya bu muhteşem bir şey bunu daha fazla yaymalıyız diye düşündüm.
İyi ki de olmuşum ve bu mesleği icra etmeye başladıktan sonra neyi fark ettim biliyor musunuz?
Şimdi sizinle podcast aracılığıyla bir münasebetimiz bir muhabbetimiz var ya.
Beni podcast'e dinleyip ondan sonra danışmanlık almak için gelenler diyor ki Emine ben seni...
Beni tanıyorum. Sen beni tanımıyorsun ama ben seni tanıyorum.
Ve bütün bölümlerini dinledim.
Ve karar verdim.
Beni anlasan anlasan sen anlarsın.
Ya bu çok güzel bir şey değil mi?
Yani bir insanla beraber bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Birkaç ay, birkaç hafta her neyse artık.
Ve gittiğiniz zaman anlaşılacağınızı biliyorsunuz.
Çünkü biliyorsunuz ki o insan da sizinle aynı yollardan geçmiş.
Benzer tecrübeler yaşamış.
Bence bu çok kıymetli bir şey.
Benim şu anki koçum da böyle mesela.
Yani uzun lafın kısası eğer bu tarz konularda koçluk hizmeti almak istiyorsanız bana açıklamalardaki linkten her zaman ulaşabilirsiniz deyip devam ediyorum.
Ve devam ederken de birazcık böyle varoluşçu tarafa doğru kayacağım.
Varoluşçu psikoterapist Ferhat Cak iç özü.
Bilenleriniz vardır. Bilmiyorsanız da çok güzel bir kitabı var.
Kendin olmanın dayanılmaz hafifliği diye kesinlikle tavsiye ederim.
Hatta ben bunu instagramda paylaştıktan sonra şey de geldi.
İkinci bir kitabı daha varmış. O da çok beğenilmiş.
Ben henüz okumadım ama onu da listeme attım.
Aklınızda olsun. Şimdi İçöz bu konuya biraz da otantiklik tarafından yaklaşıyor.
Ben otantikliği ne yalan söyleyeyim daha çok böyle kendine, kendi mizacına sahip çıkmak ve olduğum kişiyi kabullenmekle ilişkilendiriyordum.
Ama yazar Heidegger'den hareketle şunu vurguluyor.
Hayatta seçtiklerimize ve başımıza gelenlere ne oranda sahip çıkabiliyorsak, onlar hakkında iyi hissetsek de kötü hissetsek de...
bana dair ya da bu bana ait diyebiliyorsak o oranda otantik oluruz.
Diğer varoluşçu filozoflardan da örnek vermek isterim ki biraz bakış açımızı esnetmiş olalım.
Mesela Sartre da aynı noktadan bakıyor.
Benzer bir noktadan bakıyor daha doğrusu.
Ona göre de otantiklik hayattaki eylem ve seçimlerimizin sorumluluğunu almaktan geçiyor.
Bir tık daha farklı bir noktadan yaklaşıyor.
O da diyor ki otantiklik içinde yaşadığımız dünyanın ve varoluşun koşullarını kabullenip yüklenip ayağa kalkabilmekle alakalı.
İster çok otantik canlı bir hayatınız olsun ister boş ve anlamsız bulduğunuz bir hayat olsun günün sonunda hepsi bitip hiçliğe geri dönecek.
O yüzden bu absürtlüğü kabullenmek de canlılığın kaynağı olarak görülüyormuş kamuya göre değişik.
Nietzsche ne diyor dersiniz? Bir düşünün bakalım.
Nietzsche sizce otantikliği nasıl tanımlardı?
Tabii ki de sürü ahlakının ötesine geçebilmenin ve el alem ne derce olmamanın, daha çok umursamadan kendi kendinize yaşamanın tarafını savunuyor biraz daha.
Kierkegaard'da kendinize ne kadar dürüst olursanız o kadar otantik olursunuz diyor.
Temel kaçıl bu. Acı ama gerçek evet bunu biliyoruz zaten.
Yani sonuç olarak hayatımıza sahip çıkmanın diğer bir bacağı da başımıza gelenlere seçimlerimizin beklenmedik ya da iyi hesaplamadığımız için karşılaştığımız sonuçlara sahip çıkmak.
Anlayabileceğiniz üzere bölümün ana teması bu.
Başımıza gelene sahip çıkmak.
Daha ne kadar tekrar edeceğim bilmiyorum.
Ama bölümü birkaç soruyu da kapatmak istiyorum arkadaşlar.
Kağıdınızı, kaleminizi ya da not uygulamanızı neyiniz varsa hadi alın gelin.
Ara ara bu soruları sormakta fayda var çünkü.
Şu an ihtiyacınız olmasa bile bir yerlere koyun elinizin altında dursun.
Bir. Sizce hayatınıza ne kadar sahip çıkıyorsunuz?
Böyle söylediğim zaman çok geniş çapta gelmiş olabilir.
Eğer ki direkt cevabı gelmiyorsa ya da Emine bu çok geniş bir soru oldu derseniz şöyle de cevaplayabilirsiniz.
1 ila 10 arasında bir en düşük 10 en yüksek olduğunu varsayarsak siz bu skalada hayatınıza ne kadar sahip çıkıyorsunuz?
2. Hayatınızda olanlara hoşunuza gitse de gitmese de.
Bu bana ait diyebiliyor musunuz?
Yani işte yaşanan bir şey olur, aşkta yaşanan bir şey olur, o gün yolda yürürken başınıza gelen bir şey olur ya da ilişkilerinizle, ailenizle her şeyle alakalı olabilir.
Üç, hangi olaylara bu bana ait diyebilme anlamında sahip çıkmak size göre daha kolay ve hangi olaylar daha zor ve neden?
Bence önemli. Dört, kendi değerleriniz çerçevesinde bir hayat sürdüğünüzü düşünüyor musunuz?
Bu öz değerlerinizden bahsediyorum.
Sizin olmazsa olmazlarınız, sizi besleyen şeyler, size yaşam enerjisi veren şeyler, sizin hayatta savunduğunuz şeyler.
Eğer düşünmüyorsanız bu da beşinci soru.
Sizi geri tutan nedir?
Neden siz kendi değerleriniz çerçevesinde bir hayat yaşamıyorsunuz?
Evet bu soruları buraya bırakıyorum.
Bir düşünün bakalım neler dökülecek içinizden.
Bir bölümün daha sonuna geldik sanıyorum ki.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Sizleri seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
