
Hayatın Anlamını Bulmak Mümkün Mü? | Varoluş Sancıları
8 Nisan 2021 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Varoluş sancılarımız, hayattaki anlam arayışımız, mutluluk, kişisel farkındalık, içimize dönmek... Toplam 2 senesini Asya'da bu konulara kafa yorarak geçiren Mindfulness Eğitmeni Merve Karakuş ile ''anlamlı ve tatminkar bir hayatı nasıl yaşarız?'' Sorusunu kendi tecrübelerimiz ve farklı öğretilerden yola çıkarak cevaplamaya çalıştık.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Yeşil Güzel Hayallere.
Hoş geldiniz. Bugün çok güzel bir konudan bahsedeceğiz.
Bayağı da derin bir konudan bahsedeceğiz.
Hayatın anlamı üzerine bir konuşma yapacağız ve bunu da Merve Karakuş ile yapacağız.
Neden Merve Karakuş derseniz, Merve hayatının 7 ayını Tibet Budizmini öğrenmek için Nepal ve Hindistan'da geçirdi ve aslında hayatının anlamını o zamanlarda buldu.
O yüzden Merve Budizm bugün hem kendi yolculuğundan hem de farkındalığımızın, kişisel farkındalığımızın özellikle hayatımızın anlamını keşfetmedeki rolünden bahsedecek.
Merve hoş geldin. Hoş bulduk Emine.
Böyle çok derin bir giriş yaptım.
Üzerine çok sorumluluk yüklemiş gibi mi oldum ama?
Yok hiç olmadı. Lütfen.
Süper. Yani şöyle son zamanlarda böyle hayatımızın anlamını keşfetmenin çok işte tatminkar bir hayat sürmek için gerekli olduğu üzerine konuşuyoruz.
Her yerde işte hayatın anlamını bul, senin için güzel olan şeyi bul diye bir sürü şey okuyoruz.
Ama biz bunu nasıl yapacağız?
Çünkü çok derinde bir konu, çok geniş de bir konu.
Burayı çok bilmiyoruz.
Ve sen aslında çok anlamlı bulduğun bir iş yapıyorsun.
Çok anlamlı bir hayat yaşıyorsun bizim önceki konuşmalarımızdan benim anladığım kadarıyla.
Ve bunu tüm hayatına yaymak da çok büyük bir meziyet.
O yüzden ben burada biraz senin başlangıç hikayeni dinlemeyi çok isterim.
Eminim dinleyicilerimiz de bu konuda bayağı isteklidir şu an.
Hikaye aslında Emine tam da senin bu bahsettiğin soruyu kendime sormakla başladı.
Şöyle bir noktaya geldim.
İnsanların benden istediği her şeyi yaptım.
İyi bir okulda okuman gerekiyor dediler okudum.
İyi bir yerde şirkette çalışman gerekiyor dediler mutlu olmak için çalıştım.
İyi bir semtte oturmak, iyi bir arabaya binmek, evlenmek.
Toplumun beklediği ve bunlar tamam olduğunda mutlu olacaksın dediği her şeyi yaptım.
Ve sabahları uyandığımda mutlu hissetmemeye başladığımı fark ettim zaman içinde ve şunu sordum kendime.
Bu kadar her şeyi yapmama rağmen neden ben hala o derin tatminsizliği hissediyorum?
Benden istedikleri ve söyledikleri her şeyi yaptım ama neden hala böyle hissediyorum?
Bu soruyla biraz tabii birkaç yıl geçirdim çünkü hala şey noktasındaydım.
Onlar böyle söylüyorlarsa ve insanlar bunu yapıp da memnun, tatminkar bir şekilde bir hayat yaşıyorlarsa herhalde sorun bendedir.
Ben fazla sorguluyorum ya da ben fazla hayalperestim.
Hep bu tarafı beni birazcık durdurdu ama öyle bir noktaya geldi ki benim bu anlam denilen şey, niye bu hayatı yaşıyoruz ve bütün bunların anlamı ne, niye böyle hissediyoruz bu derin
tatminsizliği, bu derin tatmin hissini bize ne verecek, ben bu sorunun peşine düşeceğim diye işimden istifa ettim.
Asya'ya bir bilet aldım ve iki sene boyunca farklı aylara yayılmış işte 6 ay, 5 ay, 7 ay gibi sürelerde Asya'ya seyahatlere başladım.
Bu sorunun cevabını bulacağım.
Bulmama ihtimalimi de göze alarak aslında bulamazsam eski hayatıma geri dönelim.
Zaten buradaydım ve zaten bu hayatı yaşıyordum gibi bakarak ama büyük bir inançla yola çıktım.
Benim anlam arayışım böyle başladı.
Bütün bunların anlamı ne, niye buradayız?
Niye böyle hissediyorum sorularının cevabı için?
Ve beni gerçekten ne mutlu eder?
Bizi ne mutlu eder? Evet.
Bu soruları aslında hepimiz soruyoruz.
Hani yalnız değilsin.
Ben de hep şeyi hatırlıyorum.
Mesela bazı sabahlar oluyordu Merve.
Uyanıyorum. Sabit bir şekilde yatağın içinde böyle gözümü tavana dikip bakıyorum.
Ve diyorum ki ben neden buradayım?
Ben ne yapıyorum? Hani benim hayattaki amacım ne?
O yüzden çok iyi anlıyorum.
Ve şey bana çok dokundu açıkçası.
Dedim ya bu kadar insan bunu yapıyorsa ve bana bunu söylüyorsa vardır bu işte bir hikmet.
Ben mi fazla hayalperestim?
Orada aslında biraz daha o iç sesimizi hep bastırıyoruz.
O kendimize güvenme kısmını ya da eleştirel düşünme kısmımızı hep bir kenara itiyoruz.
Çünkü öyle kalıplar içindeyiz ki toplum içinde.
Sorgulama tamam bu işin oluru budur böyle git diye.
O yüzden bana bayağı dokundu.
Benim de çok tecrübe ettiğim bir şey o özellikle.
Sen peki Asya'ya gittin anlam bulmak için.
Ne oldu orada? Ben bu soruların yanıtlarını en azından arayacağım dedim.
Hani Rumi'nin bir sözü var ya, her arayan bulamaz ama bulanlar arayanların arasından çıkar.
Dedim ki ben bir aramaya çıkacağım.
İlk sene çok bir şey bulamadım.
Ama ilk sene biraz tatil yapmak.
Plajlarda zaman geçirmek, o 12 yıllık belki kurumsal hayatın verdiği o yorgunluğu birazcık atmakla geçti.
Sadece bir 10 günlük bir fasana meditasyon inzivasına katılmıştım.
İkinci sene hala çalışmıyorum, iş hayatına dönmedim.
Bu kez dedim ki benim bu ilk yılda öğrendiğim şey neydi?
Beni en çok etkileyen şey neydi?
Aa evet Tayland'da o katıldığım 10 günlük meditasyon katı inziva gerçekten...
Dönüştürücü bir etkisi olmuştu.
O zaman dedim ben Asya'ya bir tura daha çıkayım.
Bu kez meditasyonun peşine düşeyim.
Bir sürü farklı tarzı öğreneyim.
Meditasyonla ilgili bir uzmanlığım olsun.
Onu keşfedeyim. İlk durağım çok şans eseri.
Hindistan'ın kuzeyinde Dharamsala diye bir eyalet var.
Sürgündeki Tibet hükümetinin kurulu olduğu, Dalai Lama'nın manastırının olduğu, Tibet topluluğunun yaşadığı bir yer.
Aslında dünyada çok bilinen bir yer.
Herkes dalaylamayı görmek için oraya gidiyor aslında.
Ama benim tesadüfen gideceğim merkez Tibet geleneğini öğreneceğim.
Ama sadece meditasyonunu.
Tushita Meditasyon Merkezi diye bir yer.
Tushita'ya gittim ve katılacağım kurs Budizme giriş kursu.
Introduction to Buddhism.
Ve benim amacım orada Tibetlilerin meditasyon geleneğini öğreneceğim.
Sonra yoluma devam edeceğim. Zen Budizmine bakacağım.
Bedik meditasyona bakacağım.
Ama ilk gün bitti Emine ve ben oturduğum yerden kalkamadım.
Ve şunu fark ettim.
Ben buradan artık hiçbir yere gidemem.
Neden? Bu spritüel, ruhani çalışmalar ya da işte mutluluk, hayatın anlamıyla ilgili benim döne dolaşan, herkese sorduğum, sence ne, sence ne dediğim sorulara
ilk defa mantıklı yanıt verme potansiyeli olan şeyler dinledim.
Evet, çok mantıklı anlattıkları şey, dedikleri şeyler.
Ve etrafa bir baktım, salonun yarısı psikolog, psikiyatrist ya da ruh sağlığı alanından gelen insanlar.
Ne bir güven oluştu.
Ve o gün bitti ve ben bütün planımı iptal ettim.
Manastırlarda kalmaya devam ettim.
Oradan Bodgaya'ya geçtim.
Bodgaya'da Buda'nın aydınlandığına inanılan bir yer.
Haç merkezi Budistler için.
Oradan Nepal'e kopan manastırına gittim.
Ve ben Manastır'da onlarla birlikte yaşamaya başladım ve devamlı eğitim alıyorum.
Ve vizemin süresi doğacak diye hatta çok üzülüyorum böyle.
Vizemin süresi doğmasın biraz daha kalayım.
Çıkıp girme planları yapıyorum.
Böyle oldu. Yani Tibetlilerle tanışmak ve onların mutluluk anlayışı, bütün bunların anlamıyla ilgili açıklamaları beni çok etkiledi.
Hala da bu etki devam ediyor.
İzdivalara gitmek istiyorum.
Bu yolda devam etmek istiyorum.
Ve öğrendiklerimi insanlara farklı formatlarda burada aktarmaya çalışıyorum.
O anlamda çok anlamlı bir hayatım var diyebilirim.
Yani her gün uyandığımda şunu söylüyorum.
Evet bugün de yorulacağım ama uyuyunca yeniden dinleneceğim.
Çünkü çok anlamlı bir şey yapıyorum.
Bunu söyleyebiliyorum. İçimin en derininden gelerek yüzde yüz mutlu bir hisle bunu söyleyebiliyorum artık.
Ne kadar önemli değil mi onu söyleyebilmek hani o yastığa başını mutlu koymak ve sabah uyandığında da hani böyle seni heyecanlandıran dört gözle bekleyecek bir şey yapıyor olmak.
Emin ol aynı tatmin bende de var şu an hani bu mindfulness alanında yaptığım çalışmalarla ki sen de yapıyorsun buraya değineceğim.
Ama ve lakin sen dedin ya Tibetlilerin mutluluğun anlamına ilişkin mantıklı cevapları.
Neydi onların mutluluktan anladığı?
Sen orada ne öğrendin? Seni bu kadar etkiledi, bütün planlarını iptal ettiğinde orada kalmak istedin.
Şimdi çok derin bir şeyden bahsettiler.
Ve böyle şey gibi diyorum ben Tibetlilerle tanışmama.
Ben hayatın anlamını onlara sormaya gittim.
Bana söylediler ve verdikleri cevap şu.
Hangi hayat türünü yaşıyorsan ol, hangi işi yapıyorsan ol aslında yaptığın şey çok anlamlı.
Biraz şey gibi oldu. Ben oraya gittim bana zaten senin anlamlı bir hayatın olabilirdi cevabını verdiler.
Söyledikleri şey şuydu.
Biz uyandığımız andan uyuyana kadar kendimizle ilgileniyoruz aslında.
Bu ben dediğimiz şeye fazla tutunmuş durumdayız.
Aslında bizi gerçekten mutlu edecek ve tatmin olmuş hissedecek şey diğerleri için yaptıklarımız.
Bütüne hizmet etmek.
Biz diğerleri ne bir şey yaptığımızda enteresan bir şekilde daha mutlu hissediyoruz.
Çünkü dış dünyadan bu kendime doğru çekebileceğim her şeyin bir sınırı var.
O yüzden bir ayakkabı aldığımızda mutlu olmayıp ikincisini istiyoruz.
O yüzden bir eve taşınma hayali kuruyoruz.
Ona sahip olduğumuzda bir ay sonra normalleşiyor, yeni bir şey istiyoruz.
Bunun bir sonu yok. Zaten benim eski hayatımda...
hissettiğim o bana söylediğiniz her şeyi yaptım ama niye hala böyle hissediyorumun cevabı bu.
Çünkü o her şeyi yapmakta anlam değil, yok.
Arabamı bir üst modeliyle değiştirmekten heyecan da bir yer sürecek.
Ama biz başkaları için bir şey yapmaya başladığımızda bu asla kendini unutmak, kendini yok saymak, kendini sadece başkalarına adamak anlamına gelmiyor.
Zaten Tibetlilerin kendileriyle bu öz şefkat dediğimiz kısımda hiçbir problemleri yok.
Dalaylama ilk batıya seyahatlerini yaptığında özgüvensiz hissetmek ve kendini sevmemekle ilgili bir şey söyleyebilir mi?
Dalaylama diye bir soru geldiğinde çevirmen bu soruyu çeviremedi dalaylamaya.
Çünkü bunların kelime karşılığı yok tıbbetçe de.
Ve dalaylama şunu söylemiş.
Bu bir hastalık mı batıda?
Niye kendilerini sevmiyorlar?
Beyinleri mi değişik?
Bunun bir nedeni olmalı diyor.
O yüzden bu felsefeyi ya da bu teoriyi söyleyen insanların kendileriyle zaten bir derti yok.
Hatta onlar mümkün olduğunca ben merkezilikten çıkmaya çalışıyorlar.
Çünkü bu ben dediğimiz şeyin konumlandırdığımız şeyi çok yanlış anladığımızı anlatıyorlar uzun uzun eğitimlerle.
Ve bunu test edin diyorlar.
Gidin ve dış dünyaya test edin.
Gerçekten kendiniz için bir şey yaptığınızda kendinize bakmaktan bahsetmiyorlar.
Bir şeyi kendime doğru çekmeye çalıştığımda ki...
Mutluluk zannettiğim o hedonistik hislerle başkası için bir şey yaptığımdaki o derin tatmin hissi arasındaki farkı gördükçe aslında söyledikleri şeyleri onaylayarak ilerliyorum hayatta.
O yüzden bu fikri sadece böyle satın aldım, uyguluyorum diye test ediyorum ve görüyorum.
Ne kadar mutlu ve tatminkar bir hayat yaşamaya başladım.
Hatta sen şimdi alaylamadan bahsettin ya çevirmen çevirememiş diye.
Ben de şöyle bir şey okumuştum orada.
Mesela self-compassion olarak öz şefkati self-compassion olarak İngilizce'de kullanıyoruz ya.
Çünkü mesela compassion şefkat demek ama onun kendine olabilme ihtimali yok.
Ve o hani Dalai Lama'nın kendi ana dilinde zaten şefkat kendine olan şefkati de içeriyor.
Ama İngilizce'de onun tam karşılığı olmadığı için başına self getiriyorlar mesela.
Türkçe'de de yok mesela şefkat var.
Kendimize karşı şefkatli olmak için öz şefkat diyoruz.
O yüzden evet doğru söylüyorsun ve şey de hani dedin ya kendimizin dışında bir şey yapmak.
Ben buna çok inanıyorum.
Hani bütüne fayda sağlayan.
Bu tamamen dediğin gibi kendimizden vazgeçmek değil ama bütüne katkısı olacak, birilerinin hayatına ışık olacak bir şey yapmak bence çok büyük bir tatmin.
Yani hayatın anlamını bulma yolundaki en büyük tatminlerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum.
Ve bunun da biraz daha bu ikisinin kombinasyonu gibi sanki değil mi Merve?
Sen zaten kendinle barışık olduğunda ışığını öyle bir yansıtıyorsun ki diğer insanların da hayatına dokunuyorsun.
Ne yaptığımız her şey aslında anlamlı.
Hani dedim ya Tibetlilere gittim sordum ve bana sen aslında bankacıyken de mutlu olabilirdin dediler ya.
Öyle bir teoriden bahsediyorlar ki aslında yaptığımız her şey o kadar anlamlı ki.
Yani bir yandan evet belki bazıları benim gibi büyük bir hayat değişikliği istiyor ama şunu da farkındayım Emine.
Ben tek başınaydım.
Kimseye hesap vermek zorunda değildim.
Morgaç kredilerim yoktu.
Okul taksitleri ödemiyordum.
Sorumlu olduğum insanlar yoktu.
O yüzden ben evimi kapatıp arabamı satıp Asya'ya gidebiliyorum dedim.
Burada hiç kimseye şunu söylemek istemem.
Siz de aynısını yapın.
Bana derler ki Merveciğim. Senin hayatınla benim hayatım aynı değil.
Yani burada ahkam kesmek asla istemem.
Peki o insanlar ne yapacak?
Mortgage kredileri olan, okul taksiti ödeyen, ondan ilgi, sevgi, destek bekleyen insanların olduğu bir ortamda yaşayan insanlar ne yapacak?
Tibetliler diğerlerinin nezaketi diye bir şeyden bahsediyorlar.
Kindness of others.
Ne diyorlar ki? Hayat...
Diğerleri sayesinde bu kadar konforlu ve onlar sayesinde mümkün.
Başka insanlar olmasaydık, tek başına olsaydık nefes almamız bile mümkün değildi diyorlar.
Ve konuyu şeye getiriyorlar.
Hadi bu dünyaya geldiğimiz ilk andan beri bakalım diyorlar.
İşte annenin bizim doğacağımızı öğrendiği andan itibaren gösterdiği nezaket hayatını değiştirmesi.
Ve insan yavrusunun yürümeye başlamasının bile bir buçuk yılı alması.
İnsan yavrusunu...
Annesi beslemediğinde kendi kendine yetenemesi.
Sonra okula gidiyoruz, bir şeyler öğreniyoruz ya da bugünkü hayatımıza bakalım.
Uyandım mesela, bu içinde uyandım.
Ev nereden geldi? Kim yaptı bunu?
Diğer insanlar. Üzerine uyandığım yatak nereden geldi?
Diğer insanlar yaptı. Duş alıyorum, o sıcak su nasıl buraya ulaştı?
Birileri onu yaptı. Dokunduğum, elimin değdiği, giydiğim, yediğim, içtiğim her şey diğer insanların sayesinde mümkün.
Bankacılık hayatıma dönersem, peki hayatın anlamı bankacıyken de var mıydı?
Vardı. Mesela ben ATM bölümünde çalışıyordum.
Ve o büyük bir bankanın, 4000-5000 ATM ağa olan bir bankanın ATM'lerinin pazarlama faaliyetlerinden, kullanıcı deneyiminin tasarlanmasından ve projelerinden
sorumluydum. Orada Tibetlerle tanışmadan önce bu çok sıkıcı bir iş.
Bilgisayarın karşısındayım.
Bir makine ile ilgili bir şeyler yapıyorum.
Bunun anlamı ne olabilir? Dileklerle tanıştıktan ve diğerlerinin nezaketini öğrendikten sonra bunun anlamı ne olabilir?
Ben iyi ki bu işi yapıyorum ki birileri çocuğu hastalandığında gece yarısı onu hastaneye götürecekken bu ATM'den para çekebiliyor.
Ya da bu kart sistemleri var ki cebinde parası olmadığı zaman acil bir ödeme yapabiliyor.
Ya da birisi bir ay çalışıyor bir fabrikada gece gündüz ve Bu ATM'ye gelip o kartı takıp o maaşını alıyor ve avucunda o bir aylık emeğine bakıyor.
Yani düşünsene yani şu anki hayatımızda bile ATM'lerin önemini düşünsene.
Devamlı onlarla hakimleşiriz.
O zaman benim yaptığım işte bir anlam var.
Eğer ben hayatımı değiştiremeyeceksem, Tibetlilere gidemeyeceksem, ferahisi satan bilgi olamayacaksam, böyle bir hayali yaşayamamanın mutsuzluğunu yaşamak yerine şunu söyleyebilirim.
Peki ben bugün...
Kime ne fayda sağlıyor? Benim yaptığım işte.
Ve görecekler ki her yaptığımız şey diğerlerine zaten hizmet ediyor.
Evet zaten hepimiz birbirimize bağlıyız.
Birbirimize dokunuyoruz.
Dediğin çok doğru. Çok güzel örnekler verdin.
Ben de onu soracaktım bu arada.
Şey diye soracaktım hani hayatında ne yapmak istediğinden emin olamayan böyle anlam arayan insanlara ne tavsiyen olur?
Ki bu zaten çok güzel bir anlam tavsiyesi oldu ama onun dışında böyle hani kitap, eğitim, film bu tarz şeyler bize yardımcı olacak enstrümanlar neler burada?
Şimdi anlam bulmanın bence tek bir yolu yok.
Bu benim yolumdu çünkü zihnime hitap eden şey buydu.
Kendi yollarını nasıl bulacaklar?
hangi yoldan gidecekler ki o anlam havuzuna ulaşacaklar, bunu keşfetmek için canlarının sıkılmasına izin vermeleri lazım.
Kendilerini devamlı bir şeylerle oyaladıklarında, oradan oraya devamlı koşturduklarında, oturup böyle canları sıkılmadığında, ya ben gerçekten benim için ne anlamlı olabilir, neyi merak ediyor
olabilirim? Bunun için canının sıkılmasına izin vermesi lazım bir insanın.
Benim bu soruları sormam, bir eve taşınmam.
Ve orada ilk defa hayatımda tek başına yaşamamla gelişti.
Akşam eve geliyordum ve kimse yoktu evde.
Bu soruları soracak vaktim vardı.
Canımın sıkılacağı bir zamanım vardı.
O yüzden hani Alice Harikalar diyarında izleyenler bilir.
Alice bu macerayı nasıl yaşadı?
Tavşan deliğinden içeri baktı ve onu merak etti.
Orada ne olduğunu merak etti.
Canı sıkılmıştı, gezintiye çıktı ve tavşan deliğinden baktı.
Ve onun içine düştü ve bir macera yaşadı.
Ve canlarını sıkılmasına izin versinler ve kendileriyle baş başa kalmaktan korkmasınlar.
Kendiyle baş başa kalmak her zaman eğlenceli bir şey değil biliyorum.
Tibetliler kendi zihnine bakmayı, kendi içine bakmayı, kendiyle yüzleşmeyi ellerini kendi pisliğine dağıtırmaya benzetiyorlar.
Diyorlar ki o eller kirlenecek ama sonu çok güzel bir yere çıkacak.
O fark ettiğimiz şeyler bizim bir parçamız.
Zaten oradalar.
Ben buna şey diyorum, kendi içimizdeki dansı anlamak diyorum.
Ben kendi karanlık ve aydınlık tarafıyla kendi dansımı anlarsam diğerlerinin dansını da anlayabiliyorum.
Bu gerçekle savaşmak değil, onunla barışmanın asıl önemli olduğunu öğreniyorum.
Ve kendilerine yeniden ve derinden bağlanabilsinler, bunun için farklı yollar araştırabilirler, denesinler.
Bana hitap eden şey ne?
Budist felsefeyi mi merak ediyorum?
Okudum, bana hitap etmedi mi?
Sorun değil. O zaman başka bir şeye bakarım.
O zaman şunu denerim. O şeyi zaten kendileri için anlamlı olan yolu bulduklarında onu başka bir şeyle karıştırmalarının imkanı yok.
Yani ben o gün oturduğum salondan ayağa kalkamadıysam o gün bittiğinde tamam budur dedim ve bir ateş yanmaya başladı.
O ateşin yandığını görecekler ve o ateş yandığı sürece Hiçbir şey onları yoramaz artık.
Yorulsalar da dinlenip tekrar başlayabilirler.
Kendilerini zorlamayacaklar.
Her şey çok doğal gerçekleşecek.
Bunun için bazen başkalarının hikayelerini dinlemek güzel.
Mesela bugün beni dinleyecekler.
Ve benden ilham alacaklar belki.
Ama ben olmamaya dikkat etsinler.
Kendimizi bulmak aslında.
Bununla alakalı çok güzel bir bölüm çektik.
Özgün olmakla alakalı Erdem Aksakal'la.
Gerçekten özgün olmak kadar.
Güzeli yok. Kendini bulmak kadar.
Ve kendinle oturmak, kendinle baş başa kalmak Merve.
Evet birçok şeyi kapı açıyor.
Ama ve lakin çok zor.
Biraz daha kendimizle baş başa kalmayı yalnız kalmakla çok ilişkilendiriyorlar.
Bununla alakalı bir çalışma var aslında.
Şöyle yapıyorlar. Belli bir sayıda kadını ve erkeği alıyorlar.
Diyorlar ki... Sizi bir odaya koyacağız.
Burada 20 dakika yalnız vakit geçireceksiniz.
Ve böyle birkaç bin dolarda ödül.
Diyorlar ki 20 dakika yalnız kalın.
Size bu parayı vereceğiz. Kadınların %70'i.
Bakar mısın orana?
Erkeklerin de yine çok yüksek bir rakamı.
Hayır diyor. Ben 20 dakika kendimle baş başa kalamam.
Çok zor. Ama tabii bunu yapabilmek imkansız değil.
Herkes yapabilir. Bunun da farklı dediğin gibi.
Budizm, meditasyon, sadece öyle oturmak, doğada vakit geçirmek, hani herkes için çalışan farklı bir yöntemi vardır diye düşünüyorum.
Sen şimdi oraya gittin, bu kadar güzel böyle aydınlanmalar yaşadın.
Ben şeye de çok hayran kaldım.
Oraya nasıl bu kadar kolay alıştın?
Yani o kadar güzel bahsediyorsun ki.
ister istemez çok farklı bir kültür olduğu için zorlanmışsındır.
Ama ve lakin bir de döndükten sonra o güzelliği, o tadı aldıktan sonra bir daha buraya dönünce de zorlanmışsındır diye tahmin ediyorum.
Ama tabii bunlar hep tahmin. Yani nasıl o değişimi yönettin?
Ondan sonra evet ya ben bunu yapmak istiyorum dedin.
Mindfulness eğitmeni oldun.
Ama karşına zorluklar çıkmıştır elbette ki.
Bu zorluklarla nasıl baş ettin?
Zorlukların hayatın bir parçası olduğunu, Kabul ederek başladım.
Her şey gibi bu sürecin de sancılı olacağını biliyordum.
Tabii ki benim de şöyle sabahlarım oldu.
Sabah uyanıyorum ve diyorum ki ben ne yapıyorum?
Ben ne yapıyorum? Bu olmayacak.
Mis gibi işim vardı.
Her şeyi bıraktım ve bir yola girdim.
Tamam bazı cevaplar buldum ama şimdi bambaşka bunu meslek ediniyorum.
İnsanlara bunu öğreterek hayatıma devam edeceğim.
Ben ne yapıyorum? Bu doğru şey mi diye sorguladığım zamanlar oldu.
Ama Emine az önce söylediğim o ateş yanması konusu var ya yani içinde o ateş yanarken korksan da adım atıyorsun.
Çünkü şunu biliyorsun artık yol bu.
Korksan da bundan yürüyeceksin.
Ve o cesaret o hani Tibetlerin söylediği biz hep anlam bulmayı yukarıya bizden daha büyük olan bir şey koyduğumuzda oraya doğru çekiliyoruz.
Konunun içinde ben değil diğerleri olduğu için ve onlara yardım etmek olduğu için.
Tibetlilerle geçirdiğim aylarda bunu sadece konsept olarak öğrenip güzel bir fikir değil, gerçekten derinden hissettiğim için hep o itici güç o oldu.
Bu kadar çok Instagram canlı yayını yapmamın nedeni de o.
Eğitimlere gelemeyenler aman onları dinlesin.
Aman meditasyonlarımı ücretsiz kaynaklara koyayım oradan da dinlesinler.
Aman belki şunu da okusunlar.
Çünkü Tibetliler hep şunu diyordu bana.
Hepimize diyorlardı. Bir şey yapamıyorum dediğimizde diyorlardı ki peki ne kadarını yapabilirsin?
Örneğin ben yemekten vazgeçemem.
Peki ne kadar az diyebilirsin?
Nelerden vazgeçebilirsin?
Azaltabilir misin? Tamam süper o zaman azalt.
Bu da bir şey. Hep ne yapabilirsin?
Ne yapabilirsin? O yüzden ben de hep ona dikkat ediyorum.
Ne yapabilirim? Bu kadarını yapabiliyorum.
O zaman bu kadar. Çok zorlansaydım ve bu...
Yolda yürüyemeseydin, önüme bir sürü engel çıksaydın, eski hayatıma dönmek zorunda olsaydım ne olurdu?
Artık rahatlıkla dönebilirdim.
Çünkü yaptığım işte de anlam olduğunu biliyordum.
Ve bu öğrendiklerimle benim herhangi bir topluluğun içinde yer almam, kendimi ölmek için söylemiyorum, bir insanın belli sorularına cevap bulmuş ve birazcık anlam bulabilmiş her insan için geçerli bu.
Sadece toplulukların içinde yer almanız bile yeterli.
İnsanlar size soruyorlar. Burada herkes kızdı ama sen kızmadın.
Ne oldu? Sende bir şey var.
Bir şey oluyor daha sakin görünüyorsun.
Ya da kurduğun cümleler çok güzel.
İnsanlar sana zaten çekiliyorlar ve onları etkileyebiliyorsun.
O yüzden ha bankada etkilemişim, ha sokakta yürürken etkilemişim, ha mindfulness eğitmeni olarak ki diğerleri de beni etkiliyor tabii ki.
Evet bu konuda katılıyorum.
Çünkü gerçekten hani...
En çok etkilendiğimiz zaten çevremizdeki insanlar hani o farkı olan insanlar.
Bu arada kendini övebilirsin de Merve bunlar çok büyük fark yaratan şeyler.
Mesela birinin seni dinledikten sonra hayatında böyle ekstra bir aydınlanma yaşaması.
Ben en başlarda bunu anlamıyordum.
Ben arkadaşlarımla konuşuyorum.
Bir arkadaşım bana sürekli şey diyor seninle tanıştıktan sonra hayatında şunlar şunlar değişti.
Seninle tanıştıktan sonra hayatımdan daha fazla keyif almaya başladım.
Bir sürü şey fark ettim.
Hayatımın yönü değişti.
Böyle şeyler söylüyor bana.
Ben önce utanıyorum tamam mı?
Gerçekten yani ben kimim ki falan oluyorum.
Ama işte o hep kendimizi biraz daha küçük görme ya da işte doğru yere konumlandıramama belki bilmiyorum.
Ama dediğin gibi bir insan bir şeyleri bulduğu zaman onu yansıtıyor ve bence burada bu tecrübe değişiminin herkese çok faydası var.
Yani bu demek değil ki ben her şeyi aştım ya da sen her şeyi aştın biz herkese belli konularda ya da her konuda bir şey vereceğiz deyip herkesin herkesten öğrenecek bir şeyi var.
Hani benim senden öğreneceğim mesela şu anki bu şefkat.
Bu anlam arayışı belki senin benden öğreneceğin farklı var ya da bizi dinleyen insanların bize öğreteceği çok farklı şeyler var gibi gibi bu günün sonunda bir paylaşım ağı
gibi düşünüyorum ben bunu. Birbirimizi devamlı etkiliyoruz senin söylediğin gibi.
Öyle. O zaman son olarak ben sana sadece bir soru daha sormak istiyorum.
Bu anlam arayışında sen bir mindfulness eğitmeni olarak mindfulness'ın hayat amacımızı bulmadaki rolü, hayat amacımızı keşfetmedeki rolü sence ne?
Şimdi mindfulness pratiği yaptığımızda bir kere zihnimizdeki bulutlar birazcık dağılıyor.
Birazcık daha içsel sakinliğimiz artıyor.
Mindfulness bazen eğitimler verirken ya da öğrencilerle iletişimde mindfulness'ın bakış açısını bazen sorguladıklarını görüyorum ama problem orada durmaya devam ediyor.
Ben hep kendi deneyimimdeyim ya da kafamdaki bulutların dağılması problemi çözmeyebiliyor.
Hayır tam tersine biz mindfulness pratiği yaptıkça içsel sakinliğimiz arttıkça, içimizde bir bilgelik uyanmaya başladıkça o içimizdeki dansı anlayıp, kendimizle bağlanıp, ona
saygı duyup, hem kendimizle hem diğerleriyle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başladıkça bir şeylerin önündeki bulutlar dağılmaya başlıyor dışarıda.
Onlar zaten oradaydı ama ben devamlı kafamın içinde yaşadığım için onları görmüyordum.
Ben yarınki toplantıyla meşguldüm, gelecek kaygılarımla meşguldüm ya da o niye öyle dedi, bu niye bunu yaptı şimdi.
Onları çözümlemekle meşguldüm.
O yüzden gözümün önünde olan şeyleri görmüyordum.
Dolayısıyla Mindfulness Pretty yapmak genel...
sağlığımızı ve iyilik halimizi artırıyor ve aslında hepimizde olan bir potansiyeli sadece ortaya çıkarıyor.
Hani no mud, no lotus diye bir şey vardır.
Çamur yoksa lotus da yok.
Evet hepimizin zihni böyle ama o lotus çiçekleri aslında hepimizde olan bir potansiyeli gösteriyor.
Yani o çamurun altında bile bir şey var ve o yukarıya çıkıp çiçek açabilir.
Biz buna bilgelik ya da wisdom diyoruz.
Ben bunu şeye benzetiyorum.
Hem Tibetlilerle geçirdiğim zamandan sonra, pratiklerden sonra böyle göğsümün ortasında bir ses uyanmaya başladı.
Çok yumuşak bir ses. Ve bu tatlı tatlı konuşuyor.
Hayatla ilgili, benim günlük yaşadığım şeylerle ilgili.
Mesela Tibetlilerden bir şey öğrenmiştim.
Şey demişlerdi.
Şefkatle zorlanırsanız özellikle küçük hikayelerden çıkmaktan bahsediyorlardı.
Yani biri bana çok zarar verdiyse ve...
Ona şefkat hissetmek, affetmek bunlar çok büyük şeyler ama küçük hikayelerden çıkarsanız bile çok mutlu olmaya başlayacaksınız demişlerdi.
Örneğin markette birisi önüme geçiyor ve ben ufak bir öfke uyanıyor diyelim ki sırada önüme geçiyor.
Orada Tibetliler şey demişti, hep şunu düşünün küçük hikayelerde.
Düşen bir uçakta olsaydım ve bu insan benim yanımda olsaydı muhtemelen onun elini sıkı sıkı tutardım.
Gün içinde birileri beni...
Böyle irite ettiğinde ufak da olsa, ben aydınlanmadım bu arada, bahsettiğim aydınlanmalar ufak farkındalıklar diyelim.
O ufacık ses şey diyor, bu göğsümün içindeki yumuşak ses şey diyor, Merve, Merveciğim düşen bir uçakta olsaydın onun elini sıkı sıkı tutardın.
Tamam diyorum, tamam önüme geçebiliriz, sorun değil.
O yüzden oblige bizi olması gerekenleri olması gerektiği zaman da fısıldıyor.
O bilge bambaşka biri değil.
Bizim gerçek doğamız oradan gelen bir ses.
Biz pratik yaptıkça o ses berraklaşıyor, yumuşuyor.
Çünkü biliyoruz ki geldiğimiz gittiğimiz yerin çok da bir önemi yok.
Hayatımız bu ve birçok şey aslında kafamızın içinde geçmiş ve gelecek.
Çok klişe bir şey söyleyeceğim ama elimizde olan tek gerçek zaman şimdiki zaman.
Ve şimdiki zamanda fark ettiklerimi, bu anda hissettiklerimi, duygularımı, düşüncelerimi, bedensel hislerimi, diğerleriyle bu andaki ilişkim üzerinde bir şeyler yapabiliyorum.
Ve mindfulness pratiği yapmaya başladıktan sonra, Tibetlilerle geçirdiğim zamandan sonra, Budizm'den sonra her gün aynı soruyu soruyorum kendime.
Ve her gün buna böyle tatminkar cevaplar verebiliyorsam tamam diyorum.
Bugün gayet güzel bir gündü.
Ben bugün yeterince yaşadım mı?
Yeterince hissettin mi?
Ve ben bugün yeterince sevdim mi?
Yeterince sevdim mi kısmı her zaman yakınlarımızla ilgili değil.
Markette önüme geçen kişiye de bir dakika düşen bir uçakta olsaydım onun elini sıkı sıkı tutardım.
O yüzden bu anı ona ikram edebilirim.
Bu zaferi ona verebilirim.
Hiç sorun değil. Bu da yeterince seviyor muyum cevabı aslında.
Diğer insanları yeterince seviyor muyum?
Kendimizi paspas yapmaktan bahsetmiyorum.
O zaman biz... Küçük budalar gibi gezelim.
Sırada önümüze de geçsinler.
Hakkımıza da geçsinler.
İşte bize zarar da versinler.
Biz sessizce, pasif bir şekilde burada oturalım.
Onu söylemiyorum. Ses çıkartman gereken yerde tabii ki çıkaracaksın ayağa kalkıp.
Ama küçük zaferleri başkalarına vermenin de bilgelik olduğunu düşünüyorum ben.
Ve kalp yumuşatma, kalbi yumuşatma, şefkati hissetme konusunda güzel bir pratik olduğunu inanıyorum ben.
Şu an böyle seni dinleyince bana en çok rezil eden kısmı da şey oldu.
Küçük Zafer. Bırak oğlunun Zafer'i olsun.
Onun için kendini sinirlendirmeye değmez.
Aynen o şekilde. Çok teşekkür ederim.
Ben çok şey öğrendim ve gerçekten çok güzel notlar aldım kendime.
Umarım dinleyenlerimiz için de aynısı geçerlidir Merve.
Çok teşekkürler vaktini ayırdığın ve güzel sohbetin için.
Çok daldan dala atladık.
Heyecanlandım çünkü... Bu konular beni gerçekten heyecanlandırıyor.
Uyandığım andan uykuya dalana kadar bazen rüyamda bile bunlarla meşgulüm.
O yüzden bunları anlatmak ve sessiz söylemek benim için çok değişik anlamlı.
Fazla heyecanlandıysam lütfen dinleyenler kusura bakmasınlar.
Davet ettiğin için çok teşekkür ederim Emine.
Gerçekten çok mutluyum bunun bir parçası olduğum için.
Soruların enfesi de üzerinde konuşmaktan çok keyif aldım.
Seni dinlemek de çok güzeldi.
Çok teşekkür ederim. Bu seslerin heyecanlı sesin ise çok merak ediyorum.
Sakin sesin nasıl? Ama başka benim gibi merak edenler de varsa sana Merve Karakuş ismiyle Instagram'dan da YouTube'dan da ulaşabilirler.
Sanırım Spotify'dan da.
Bir de meditasyonlarımızı yüklediğimiz bir uygulama var.
Insight Timer. Oradan da meditasyonlarını dinleyebilirler.
Diyelim. Ve o zaman bugünlük bu kadar.
Çok teşekkürler. Görüşmek üzere.
Çok teşekkürler. Dinleyen herkese de buradan.
Çok çok sevgiler. Düşen bir uçakta olsaydık elinizi sıkı sıkı tutardık.
Kesinlikle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
