
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kendi hayat hikayeni anlat dediniz, peki anlatayım ama bilin ki onca sene buraya sığmayacağı için son 6 senemin mini bir özetini geçtim:)
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde Hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimle beraber günlük hayatta uygulanabilir pratik
yöntemleri paylaşıyorum. Ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kişisel farkındalığımızı arttırmak adına bir soru ile birlikte bir e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineisitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Bugün sizlere beni kaybolmuşluğun karanlık kuyularından çıkarıp tünelin sonundaki ışığı görmeme yardımcı olan birinden bahsetmek istiyorum.
Sayesinde ben şu an, şu yaşımda hem içsel huzur olarak hem de konum olarak tam da olmak istediğim yerdeyim.
Bundan 5 sene önce dünya çapında teknoloji alanında çok saygın bir şirkete girmişim.
Anadilim İngilizce olmadığı halde İngiliz marketinde satış yapmak üzere nedense benim doğru aday olduğumu düşünüp çalışma izni çıkarmayı hatta İrlanda'da sadece özel yetenekli insanlar için çıkartılan
critical skills dediğimiz izin tipini çıkartarak beni işe almışlar.
Ve ben tabii ki de şükür mamutlarda boğuluyorum.
Çalışma izni kısmını bir kenara bırakıyorum.
Bir beyaz yakalı için inanılmaz güzel fırsatları olan bir firma.
Mutluyum yani ama tabii o mutluluğum çok uzun sürmedi.
Çünkü işimden nefret ediyorum.
Kısa zamanda nefret ettim.
Sadece tecrübem olduğu için o işi yapmayı kesinlikle istemiyorum.
Ne yapmak istediğimi de hiçbir şekilde bilmiyorum.
Bu arada tabii ki ilgi alanlarımın farkındayım.
Az çok kafamda bir şeyler var gibi ama bir yandan da o kadar çok ilgi alanım ve o kadar çok seçeneğim var ki ben o opsiyonlar arasında zaten boğuluyorum ve hiçbir şeye karar veremeyip öyle akıntıda sürüklenen
bir ağaç dalı gibiyim.
Her gün amaçsızca şehrin en ücra köşesinde serviste bir saatte gittiğimiz 80'li yıllardan kalma böyle mavi halı fleksi ve beyaz florosa ışıktı.
Ofise gidiyoruz. Böyle açık ofis.
Ne kadar keyifli bir ortam olduğunu tahmin ediyorsunuzdur.
Böyle gerçekten 80'li yılların Alman ofislerinden kalma.
Zaten Alman firması. O zamanlar tabi böyle evden çalışma falan yok.
8-9 saat daha bile fazla ofisteyiz.
Ve yapacak işimiz olmadığı zamanlarda gerçekten sıkıntıdan böyle boş boş oturuyoruz.
Birbirimize bakıyoruz. Hatta İrlandalı kankitolarıma Türk kahvesi ve kahve falını öğretme hatasında bulundum ben o dönemler.
Yoğun istek üzerine arada makinamı ve kincanlarımı ofise götürüyorum falan.
Kahve içip birbirimize... fal bakıyoruz, geyik yapıyoruz.
Ama bunu sürekli yapamadığımız için genel olarak masa başında böyle çalışıyormuş süsü vererek bilgisayarda bir şeyler yapıyoruz.
Ben de böyle şirketlerin intranet dedikleri kendi bilgilerinin, kendi portallarının olduğu alanlarda takılmayı çok severim.
Hem de şirketle ilgili olduğu için kimsenin dikkatini de çekmiyor.
Böyle çalışıyormuş gibi görünüyorum.
Yine yapacak hiçbir şeyim olmadığı bir öğle vaktinde o portalda gezinirken şirketin çalışanları için ayrı ayrı koşuluk ve mentorluk platformları olduğunu fark ettim.
Dedim size beyaz yakalı için çok güzel fırsatları olan bir şirket.
Şöyle bir düşündüm hangisine ihtiyacım var diye.
Çünkü arasındaki farkları bilmiyorum o zaman.
Baktım mentorluk sizin iyileşmek istediğiniz bir konuda uzmanlığı olan kişinin size bilgi aktarması.
Benim sorunum zaten ne istediğimi bilmemem.
O yüzden o sayfayı direkt kapadım.
Koçluk platformuna geçtim.
Koçluğu da şöyle tanımlıyordu.
Bir insanın kendini daha iyi tanımasına, kişisel farkındalığının artmasına, yönünü bulmasına destek olan kişi.
Ve de sonrasında kişinin yeni bir beceri, yetkinlik veya davranış geliştirmesine, kendisi için belirlediği hedeflere ulaşmasına yardım eden kişi.
Aha dedim benim buna ihtiyacım var.
Girdim portala böyle profiller önünüze düşüyor fotoğraflarıyla birlikte.
Siz de o fotoğrafın üstüne tıklayıp koçlarınızın...
Özgeçmişine bakabiliyorsunuz.
İçinize sinen kişilere istek gönderiyorsunuz.
Karşı taraf kabul ederse de çalışmaya başlıyorsunuz.
Böyle portanda baktım.
Herkes ICF onaylı.
ICF de Uluslararası Coaching Platformu Federasyonu.
ICF onaylı.
Bu alanda böyle en saygın kabul edilen kurumlardan biri Ericsson Akademiden mezun.
128 saatlik böyle profesyonel koşul eğitimi almış.
En az 100 saat koşul tecrübesi bulunan şirket çalışanları.
Ben böyle bir baktım.
Fotoğraflardan biri bana inanılmaz pozitif bir enerji verdi.
Böyle kumral, ela göğsü, göğsünün içi parlayan, yüzünde kocaman gülümsemesi olan bir adamın fotoğrafı.
Adı Tom. Kendisi İngiliz ama Pırak'ta yaşıyor.
LinkedIn'den stalkladım tabii ki de.
Ama şeyi de biliyorum hepimiz aynı şirket çalışanı olduğumuz için şirket içi peer-to-peer learning dediğimiz bir sistem var.
Yani ne demek? Şirket kendi çalışanlarına yatırım yapıyor.
Yine şirketteki diğer çalışanları eğitsinler diye.
O yüzden zaten bu 128 saatlik eğitimler falanlar fıstıklar bunlara bu kadar para ödüyor.
Neyse ben gönderdim talebi ama şey de biliyorum Tom'un bunun yanında kendi yaptığı da bir işi var.
O da satışçı. O yüzden yoğunluğuna göre reddedebilirdi.
Ertesi gün geldi. Yine 80'lerden kalma ofisimize gidip bilgisayarı açtım sabah ve bir baktım Tom'dan mail gelmiş.
Tabii birlikte çalışabiliriz ama önce ön görüşme yapmamız lazım ne zaman yapalım diyor.
İki gün sonra ayarladık ön görüşmemizi ama ben anlamadım niye ön görüşme yapıyoruz diye.
Meğerse şöyleymiş hem tanışmak hem enerjimizin uyup uyumadığını hem de benim nasıl bir desteğe ihtiyacım var anlamak için.
Tom bana bu konuda yardımcı olabilecek doğru kişi mi yoksa benim terapiye, danışmanlık, psikiyatr gibi farklı bir desteğe ihtiyacım mı var?
Bunu anlamak için yapıyormuşuz onu.
Görüşme sonunda beraber çalışabileceğimize karar verdik ve 6 aylık sürecimiz başladı.
Ama ne süreç?
Bu süreçte kendimi...
Daha yakından tanıma, hayatta ne yapmak istediğimi anlamama ve aksiyona geçme anlamında inişli çıkışlı çok farklı bir tecrübe edindim.
Yani yine böyle kan ter ve gözyaşı diyebiliriz bence.
Bunu şöyle düşünün uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasında bir geminin kaptanısınız ama pusula kullanmayı bilmiyorsunuz.
Ve yanınızda sadece bir miçonuz var.
İşte Tom da benim hayatımın kaptanı olduğum gemimde miçondu.
Güvenilir bir yol arkadaşı ve hiçbir zaman ne yapacağımı söylemeden bana yönümü bulduran kişi oldu gerçekten de.
Ve ben 6 aylık yolculuğumuz bittiğinde okyanusta tek başıma devam edeceğim zaman pusulamı nasıl kullanmam gerektiğini öğrenmiş.
Fırtınalı zamanlarda ne yapacağımı öğrenmiş.
Hangi limanlarda demir almam ve hangilerinde...
almamam gerektiğini bilen bir insandım.
Çünkü gerçekten iyi bir koç sizi çok iyi dinleyip oradan harekette güçlü sorular sorarak kendi cevaplarınızı bulmanızı yani yönünüzü bulmanızı sağlayan kişidir.
Böylece size de kendinize doğru soruları sormayı öğretir.
Bir nevi Sokratik düşünme yani sizin beyninizin o kısmını açıyor.
Neyse sonrası malum ben Tom'un sayesinde 32 yaşında olmak istediğim yerde olmak istediğim kişiyim.
Bir yandan gelişik güzel hayalleri büyük bir keyifle sürdürürken bir yandan da hem çalıştığım şirkette hem de ek iş olarak koçluk, eğitmenlik, konuşmacılık kariyerime devam ediyorum.
Hatta kariyeri bir kenara bırakacak olursak az önce de dedim ya olmak istediğim insan olmamı sağladı diye.
Yani hayatı algılama ve anlamlandırma şeklimi kendimi daha iyi tanımamı sağlaması konusunda da emeği çok büyüktür.
Yeri geldi ilişkimle alakalı kör noktalarımı keşfetmemi de sağladı.
O ilişkinin böyle uçurumdan düşmeden önce kurtarılmasını da sağladı.
O yüzden ben Tom'a gerçekten çok müteşekkirim.
Yani hayatımı değiştiren tek insan diyemem belki ama hayatımı değiştiren bir elin parmağını geçmeyecek kadar insan varsa...
Tom bunlardan bir tanesidir.
Tabii ki bu yayını kendisi dinleyemeyecek.
Çünkü anlayamayacak. Çünkü Türkçe bilmiyor.
Ama ben her fırsatta Tom'a ne kadar müteşekkir olduğumu iletiyorum.
Ve o da bana diyor ki ben hiçbir şey yapmadım.
Her şeyi sen kendin yaptın.
Sonra da o muhabbet hani anneanneler bir mekana gider ya ben ödeyeyim ben ödeyeyim diye kavga ederler.
Allah aşkına ben ödeyeyim. Hayır ölümü gör ben ödeyeyim.
Yani en azından benim anneannem böyle.
O muhabbet ediliyor.
Anladınız siz ne demek istediğimi.
Uzun lafın kısası.
Gelmek istediğim nokta şu.
Tom benim hayatımı değiştiren tek insan olmasa bile gerçekten de hayatımda mihenk taşı olan bir elin parmağını geçmeyecek insanlardan bir tanesi.
Eğer aranızda benim gibi uçsuz bıçaksız bir okyanusta kendinizi kaybolmuş hissedenler varsa, size yol arkadaşlığı edecek bir miçoya ihtiyacınız varsa, koşul hakkında ya da
hangi konularda beraber çalışabileceğimize dair daha detaylı bir bilgi almak için bana ulaşabilirsiniz.
Web sitemin linki her zamanki gibi açıklamalarda.
Ek olarak LinkedIn profilimi de ekliyorum.
Oradan da bana ulaşabilir.
Slash stoklayabilirsiniz.
Ve... Unutmayın hayat okyanusunda dalgaları durduramazsınız ama aynı dalgalarla surf yapmayı öğrenebilirsiniz demiş John Kabat-Zinn.
Tam olarak böyle demedi ama ben biraz daha böyle çevirdim çünkü böyle daha anlamlı.
Neyse kendinize çok iyi bakın, sevgiyle kalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
