
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayata sıfırdan başlamak nedir? Bu kadar yaşanmışlıklarımızla, cebimize koyduğumuz tecrübelerde hayata sıfırdan başlayabilir miyiz gerçekten de? Hadi diyelim karar verdik yeni bir sayfa açmaya, peki nasıl olacak? Nereden başlayacağız ne yapacağız? Hepsi bu bölümde!
Keyifli dinlemeler.*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde...
Hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcastta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineestmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine...
Aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz öngörüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta sizlerden öneri olarak gelen ve benim de çok içime sinen bir konu hakkında konuşmak istiyorum.
Hayata sıfırdan başlamak.
Bu konunun içime sinme sebeplerinden biri belki de hayatımda birçok kez maddi manevi dibe vurup bir şekilde yeniden başlayabildiğimdendir ki bu bir şeyleri geride bırakmak, yeniden şekillendirmek,
devam edebilmek üzerine Konuşmaya değer bir konu bence.
Neden yeniden şekillendirmek dedim?
Çünkü sıfırdan başlama kavramını düşününce bu ilginç bir kavram.
Hayatımız boyunca bir şeyleri tecrübe ederek var oluyoruz ya, bir şeye başladığımızda gerçekten sıfırdan mı başlamış oluyoruz?
Yani sıfır bilgiyle mi başlamış oluyoruz?
Hayır aslında. Ve aklıma hep bunu söylediğim zaman, düşündüğüm zaman...
Kartopu geliyor böyle yuvarlanarak yokuş aşağı hızla inen kartopu.
Çünkü o kartopu da büyüyerek, genişleyerek aşağı doğru iniyor ya.
Biz de aynı şekilde hayatın belli dönemlerinde böyle ışık hızıyla aşağı da çıkılsak, yukarı da çıksak hep bunu cebimize koyduğumuz tecrübelerle yapıyoruz.
Bu şekilde var oluyoruz.
Öğreniyoruz, büyüyoruz, gelişiyoruz.
İşte bu noktada...
Ben bu soruyu soruyorum. Gerçekten sıfırdan mı başlıyorsun Emine?
Yani o kar topu büyüyerek aşağı çıkıldıktan sonra orada duruyor, havalar ısınınca eriyor, su oluyor, farklı bir forma geçiyor ve toprağa karışıyor, bitkilere besin oluyor derken ekosistemde bir
şekilde varlığını sürdürüyor ya, bence biz insanlar da böyleyiz.
Bir şeylere böyle sil baştan başlamak genelde bir tercih olmuyor.
Zorunluluktan oluyor. İşten çıkarılmak, terk edilmek ya da yürümeyen bir ilişkiyi bitirmek, iflas etmek, duygusal olarak boşluğa düşmek, dibe vurmak bunlar hiç kimsenin tercihi olacak şeyler değil zaten.
Ama insan olmak da böyle bir şey değil mi zaten ya?
Yani insan olmak çaresizlikleri de barındırır, yenilmeyi de barındırır.
Her zaman zaten kazanamayız, her zaman zaten başarılı olamayız, hep mutlu olamayız.
Her şey tezatıyla var oluyor ya günün sonunda.
Yani onu da yaşayacağız ve bir şeylere tekrardan başlayacağız ki daha güzelini, istediğimizi var edelim.
Şimdi buralara girmeden önce bu çaresizlik dedik ya, onun üzerinde biraz dolanmak istiyorum.
Çünkü bir insan dibe vurduğunda yaşadığı en yoğun duygulardan bir tanesi çaresizlik bana kalır saptı.
Ve o çaresizlik esnasında insanın...
Eli ayağa bağlanıyor.
Sanki böyle gözlerine bir bant çekilmiş oluyor.
Hareket edemiyor. Hiçbir şey yapamıyor ya.
O çok zor yani orada durmak, oradan çıkabilmek.
Sanki böyle bir dipsiz kuyuda düşüyormuşsun ve seni kimse duymuyormuş, kimse görmüyormuş gibi.
Sanki sen zaten artık yoksun, varla yok arasında bir yerdesin ya da gibi hissediyorsun.
Ama işte birazcık o çaresizliğin içinde dolandıktan sonra ondan da sıkılıyorsun.
Ya bu değil diyorsun, böyle bir şey olmaması lazım.
Bunun bir çıkış yolu olması lazım.
İşte o noktada benim bakış açımı değiştiren şeylerden bir tanesi şu oldu.
Şimdi insan hayatla bağını, dünyayla bağını kendine anlattığı hikayeler üzerinden kuruyor.
Buna şöyle bir örnek vereyim.
Diyelim ki aileniz maddi ya da manevi vaktinde çok büyük bir krizden geçti.
Ebeveynleriniz ayrılma kararı almış olabilir, boşanmış olabilir.
Bu süreç çok sancılı geçmiş olabilir.
Ya da maddi olarak dibe çökmüş olabilirsiniz.
Siz bu noktalarda ailenin yükünü üstlenmiş olabilirsiniz.
Bu tamamen bir örnek, başka bir örnek de olabilir bu arada ama diyelim ki ailenin bütün yükünü üstlendiniz maddi ve manevi olarak.
Yani her şeye yetiyorsunuz, her şeyi toparlıyorsunuz ama bir noktada içiniz acıyor.
Çünkü siz aslında kurtarıcısınız, ailenizin kurtarıcısınız, annenizin babanızın kurtarıcısınız.
Evet bu roldesiniz, hayatla bağınızı bu yerden, bu hikayeden kuruyorsunuz.
Ama günün sonunda dönüp baktığınızda istemediğiniz bir hayatı yaşıyorsunuz.
Ve hayalini kurduğunuz hayattan fersah fersah uzaksınız.
Evet aileden daha önemli bir şey yok.
Evet bazı noktalarda verici olmak gerekir.
Ama bunun bir dengesi yok mu gerçekten de?
Orta yolu yok mudur?
Çünkü bir noktadan sonra siz kurtarıcı olduğunuz zaman bu her türlü ilişkide olursa olsun yani nereye koyarsanız koyun bunu.
İnsanlar sizin kurtarıcılığınızı kabul edip onun arkasında kendilerine bir rol ediniyorlar.
Buna birçok örnek verebilirdim bu arada.
Siz orada hayatını kurduğunuz bağ kurban rolünden yapıyor olabilirsiniz.
Parayla olan ilişkinizden yapıyor olabilirsiniz.
İnsanlara karşı, evliliğe karşı olan ilişkinizden de böyle bir bağ kuruyor olabilirsiniz.
Bu örneği özellikle verdim ben.
Çünkü son zamanlarda bana çok fazla mesaj geliyor benzer tonlarda.
İstediği hayatı, ailesine baktığı için, üzerinde çok fazla sorumluluk, çok fazla yük olduğu için yaşayamayan kişilerden.
Ve ben şunu diyorum, sizi çok iyi anlıyorum.
Neden anlıyorum? Çünkü ben de aynı yoldan geçtim.
O kadar net hatırlıyorum ki en yakın arkadaşıma şunu demiştim.
Bundan daha dibi yok ya ben dibinde dibindeyim yani duygusal olarak daha da düşemem.
Öyle bir acı çekiyorum ki iliklerime kadar hissediyorum ve asla anlam veremiyorum.
Çünkü iyi bir işim var yediğim önümde yemediğim arkamda hani param var ama istediğim hayatı da yaşayamıyorum mutsuzum.
Sonradan fark ettim ki ben o yaşayamadığım hayatımın acısını çekiyorum.
Beni aydınlatan şey şu oldu.
Yani kendime durup sorduğum şu soru oldu.
Ben gerçekten böyle bir hayat mı yaşamak istiyorum?
En güzel, en verimli çağımda hayatımı nasıl deneyimlemek istiyorum?
Ve en önemlisi de nasıl bir hikaye anlatmak istiyorum ben kendime hayatımla ilgili?
Bu sorular neden önemli biliyor musunuz?
Özellikle de sonuncusu. İnsan kendini hikayeler ile var eder.
Bakın etrafınıza.
Bakın gezdiğiniz gördüğünüz yerlere, tarihi eserlere, mağaralara, resimlere, mitlere.
Destanlara, filmlere, dizilere, şarkılara hepsi bir hikaye anlatmıyor mu bize?
Hepsi bir yaşanmışlık, hüzün, sevinç, mutluluk ya da keder içermiyor mu?
İçeriyor. E siz de gün içinde arkadaşlarınıza sohbet ederken, başınızdan geçenleri anlatırken, gıybet yaparken kendi gününüzün hikayesini anlatmıyor musunuz?
Anlatıyorsunuz. Yani sonuçta her birimiz homonaransız hikaye anlatan insan değil mi?
Ve kendimize anlattığımız hikaye ya da hikayeler bizim dünyayla nasıl bir bağ kurduğumuzun göstergesi arkadaşlar.
Kim olduğumuz ve kim olabileceğimizi bize söyleyen.
Kendimize anlattığımız ya da bize anlatılan ve bizim sorgulamadan inandığımız hikayelerdir.
Burada bahsettiğim gibi insan homonoranstır.
İnsan hikaye anlatarak var olur.
Bu şekilde dünyayla bağ kurar.
Ve siz dünyaya kurduğunuz bağınızı gördüğünüz zaman, bunun farkında olduğunuz zaman bir dakika ya diyorsunuz.
Orada hikayeyi değiştirme şansınız olduğunu fark ediyorsunuz.
Anlatabiliyor muyum? Yani biraz daha kontrol sizde gibi hissediyorsunuz.
Kendimize anlattığımız hikayeler ne kadar acınası ve olumsuz olursa bize çıkış yolu olmuyor.
O zaman bizi sıkıştırıyor.
Orada bir... Kör noktanın içinde dolaşıp duruyoruz.
Bir kara delikte kalıyoruz.
İhtimallerimizin önü kapanıyor.
İşte orada o içinde bulunduğunuz durumda ben hep kuş bakışı derim ya hani böyle yukarıya çıkıp kuş bakışı olarak değerlendirmek.
Daha farklı hayatların var olduğunu hayal edebilmek.
Daha farklı yaşanmışlıkların var olduğunu, yaşanacakların, yaşanacak şeylerin, hikayelerin var olduğunu hayal edebilmekle başlıyor.
Bunu istemekle başlıyor.
Ondan sonra zaten gerisi geliyor.
Ve inanın. sizin kendiniz için attığınız o adım en başta bencillik gibi gelse de, küskünlükler, kırgınlıklar getirse de, siz kendinizin kurtarıcısı olmayı seçtiğiniz
zaman, herkes kendinin kurtarıcısı olmayı seçiyor ve diğerlerini de olumlu yönde etkiliyorsunuz.
Zaman içinde gerçekten de su akıyor, yolunu buluyor ve o ilişkileriniz hiç beklemediğiniz bir noktada daha da iyi hale geliyor.
Çünkü aslında siz kendinizi kurtararak, diğer insanların da ailenizdeki insanlar olsun, arkadaşlarınız olsun, eşiniz olsun, her kimse artık bu hikayede bulunan figürler, o insanlar da
artık... Kendi
başının çaresine bakmayı öğrenip sizden feyiz alarak, size saygı duyarak hayatına devam ediyor.
Ve işte orada sıfırdan başlamak dediğimiz ya da yeniden başlamak dediğimiz şeyler oluyor.
Ve yeniden başlamak güzel bir şey ya.
Bazen ileri sıçramak için, daha uzun, daha ileri sıçramak için geri adım atmak lazım.
Mutlu sonla bitmeyebilirdi bu arada.
Romantiz etmenin manası yok çünkü...
Her ilişkinin, her ailenin, her varoluşun dinamiği farklı.
Ama en azından siz geriye dönüp baktığınızda hayatınızın, yaşayamadığınız hayatınızın pişmanlığını yaşamazsınız.
Yani sizin için önemli olan ne?
Eğer sizin için önemli olan aile ise hayatla bağınızı evet buradan kuruyorsanız tamam o zaman...
Onun çevresinde de bir şey yapabilirsiniz.
Ama önemli olan bence tek bir yerden bir mutluluğun, tek bir yerden bir çıkış yolun olduğunu düşünmekten ziyade farklı açılar var.
Bunlar da yapılabilir.
Bunlar da bir fırsat.
Bunlar da bir seçenek.
Bunları görebilmek. Çünkü insanın seçeneğinin olması, onun olduğunu bilmesi insanı o çaresizlik hissinden çıkartabiliyor.
Hani demiştim ya dibin dibini gördüm bundan daha fazla düşemem diye.
Ben bir daha oraya düşmek istemiyorum.
O çok kötü bir histi. Orası çok zorlandığım bir yerdi.
Çok çaresiz bir yerdi.
Ve gerçekten de bölümü çekerken de şöyle bir düşündüm.
Baktım geçmişe doğru bir muhakime yaptım.
Kendimce, kendime koyduğum hedefler doğrultusunda çok da güzel istediğim bir hayatı yaşadım.
Hak ettiğimi düşündüğüm hayatı yaşadım, yaşıyorum.
Umarım böyle de devam eder.
Ve içsel huzurum var.
Her şeyden önemlisi. Bu yaşta olmak istediğim kafa yapısında, olmak istediğim olgunluktayım.
Bunu oldum bitti tonunda söylemiyorum bu arada ama öğreniyorum, olgunlaşıyorum, her bir gün daha da evrediyorum ve bundan keyif alıyorum.
Yani yapmak istediğim şeyleri yapıyorum, çok zevk aldığım işleri yapıyorum, insanlarla olan ilişkilerim, hayatla olan ilişkim, kendimle olan ilişkim tam da olmasını istediğim şekilde.
Yani benim o zamanlar hayal ettiğim şekilde.
Şimdi... Hayatıma ne gelirse gelsin bir daha oraya düşmemek için kendimi gerçekten ekipmanlarım varmış gibi hissediyorum.
Duygusal ekipmanlarım, başa çıkabilirmişim gibi hissediyorum ki bence bu çok önemli.
İşte o yüzden kendimizi anlattığımız o olumsuz hikayeyi bıraktığımızda, kendimizi sabote etmeyi bıraktığımızda o zaman bir şeyleri yeniden başlayabiliyoruz.
O hikayeyi yeniden seçip yeni bir sayfa açabiliyoruz.
Hani derler ya yeni bir sayfa açtım hayatımda diye.
Ya da belki o yeni sayfa da olmadı.
Yırtıp tekrar yazabilirsiniz.
Ya da mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakıp üstünü çizip devam edersiniz.
Yani size kalmış. Hani diyor ya Coldplay, Scientist şarkısını çok severim.
Bende yeri çok ayrıdır onun.
Nobody said it was easy.
Gerçekten de. Kimse bize kolay olacak demedi ki.
Yani biz neden bazı şeylerin ilizyonu içinde gerçekçi olmayan beklentilere tutunup hayal kırıklığı içinde yaşayalım?
Bakın çok pragmatik yaklaşıyor olabilirim ama zaman geçip geriye dönüp baktığımda o sıfıra düştüğüm zamanlarda sadece bu verdiğim örnek değil bundan birkaç tane oldu bu arada.
Her şey bitti sandığımda aslında o hayatın bana hizmet etmeyen devrini kapatmam için bir fırsattı ve onu değerlendirmek.
Değerlendirmemek de benim elimdeydi.
Yani tekrar edeyim, ilişkiniz bitmiş olabilir.
İşten çıkarılmış, batmış, bütün paranızı kaybetmiş olabilirsiniz.
Bunlar insanın gururunu, benlik algısını zedelenen şeyler.
Ve istemsiz olarak ekon devreye giriyor.
Hayatını sorguluyorsun, geçmişe tutunmaya çalışıyorsun.
Ama orası en çok gitmemen gereken yer aslında.
Eğer burada oturup bu benim başıma neden nasıl geldi kısmına girip orada debelenirsek insanların ne dediği ne düşündüğü bunlar gibi şeylerde kaybolur gurur ya da egodan dolayı olmayan
bir şeyi oldurmaya çabalarsak o zaman bizim için enerji ve zaman kaybıdır işte.
O yüzden sıfırdan başlayamayız belki çünkü sıfırdan başlamak gibi bir şey yok bence ama sil baştan başlayabiliriz.
Şebnem Ferah'ın da dediği gibi o şarkıyı da çok severim.
Madem şarkılardan girdik onu da söyleyeyim.
Onun da tek katılmadığım bir yeri var.
Her şeyi unutmak diyor ya.
Öyle bir şey yok. Bence onu unutmamalıyız.
Unutmamalıyız ki aynı hataları bir daha yapmayalım.
Ya da karşımıza bir şey geldiğinde onunla nasıl başa çıkabileceğimizi bilelim.
Geçmiş değiştiremiyoruz.
Olanları geri alamıyoruz. Ama cebimize koyduğumuz seçmelerle yeni bir gelecek yaratabiliyoruz.
İşte bunu da şimdi de yapabiliriz.
Şimdi elimizde ne var, bununla ne yapabilirim'e odaklanıp ve bu beni gelecekte nasıl bir hayata götürürün vizyonunu çizerek yapabiliriz bence.
Danışanlarımla da en çok yaptığım şeylerden bir tanesi bu hayal etmek, görselleştirmek, vizyon oluşturmak, hayata dair vizyon belirlemek.
Neden? Çünkü kendi hedefinizi, sizi motive eden hedefi gözünüzle canlandırmak, hayal etmek beynin bazı bölgelerini çalıştırıyor.
Prefrontal korteks dediğimiz hedef koyma, planlama bölgesi ve dopamin salgılıyorsunuz.
Yani ödül sisteminiz harekete geçiyor.
Haliyle motivasyonunuz artıyor.
Ayrıca görselleştirdiğiniz zaman duygularınız pozitif yönde teşvik edildiği zaman kaygınızı da azaltıyor.
O yüzden ben ve benim ekolümden gelen koçlar görselleştirmeyi aksiyon almaya ve planlamaya yönelik bir araç olarak kullanır.
Onun dışında ufak da olsa harekete geçmek, minik de olsa bir yerden başlamak, alakasız da olsa bir şeyi değiştirmek işe yarar.
Bu eşyaların yeri olur, tarzınız olur, bazı alışkanlıklarınız olur, her şey olabilir.
Çünkü hareket devinim getirir.
Bir de benim hem kendimde hem de danışanlarımda çok faydasını gördüğüm bir şey daha var.
Kendi mektup yazmak.
Şefkat de yapıcı bir dille, motive eden ve tabii ki gerçekçi bir dille.
Bundan 1, 2, 3, 5, 10 sene sonra böyle açıp okuyacağınız bir mektup yazmak.
O mektupta zorlukları nasıl aşacağınızdan, nasıl bir hayat yaşayacağınıza, nasıl hissedeceğinize, ne tür insanlarla beraber olup ne tarz işler yapacağınıza kadar dilediğiniz detayı verebilirsiniz.
Mükemmel bir görselleştirme yöntemi aynı zamanda.
Ama derseniz ki eminim benim desteğe ihtiyacım var.
Ben artık bazı şeyleri geride bırakıp yeni sayfaları açmak istiyorum ama tek başıma değil bunu bir koç ile yapmak istiyorum.
O zaman bana nereden ulaşacağınızı biliyorsunuz.
Açıklamalardaki linkten ücretsiz ön görüşme randevusu oluşturabilirsiniz.
Bu arada hazır konusu açılmışken bir konuda size teşekkür etmek istiyorum.
Bazen gelen danışanlarıma soruyorum diyorum ki beni nereden buldunuz?
Çünkü podcast'tan gelenler direkt zaten podcast'ta dinliyorum diyor.
Podcast'tan gelmeyenlere de soruyorum beni nereden buldunuz?
Eşi, partneri, arkadaşı beni dinleyip de kendilerine bir sorunun açtıklarında sana destek olsa olsa emine olur diye bana yollayan bir kitle var.
Teşekkür ederim bana güvendiğiniz için.
Yani ne mutlu bana bu güveni inşa edebildiysem.
Son olarak burası benim için önemli.
Lütfen durdurmayın. Bu konularda destek istemek benim için zor, çok kolay bir şey değil.
Ama 3 senedir aramızda böyle bir samimiyet oluştuğuna inanıyorum.
Ve ben de...
Yardım isteyebilmek üzerine çalışıyorum son zamanlarda.
Bu podcast'ın arkasında minimum 7-8 saatlik hatta bazen 10-12 saatlik bir emek var.
Ve benim metin yazarı, içerik üreten, kurgu yapan, edit yapan bir ekibim yok.
Hepsini kendim yapıyorum. Şahsen bizzat ben kendim olarak yapıyorum yani.
Normalde bunlar 2 ila 5 kişilik ekiplerle oluyor.
Yani dinlediğiniz çoğu podcastın arkasında profesyonel bir ekip var.
Ben bağımsız içerik üretiyorum ve aynı zamanda kurumsal ve freelance işimi de yürütüyorum.
Sağlık problemim olmadığı sürece de her hafta düzenli olarak bölüm yayınlıyorum biliyorsunuz.
Bunun arkasında çok büyük bir emek var.
Tahmin edersiniz ne kadar büyük bir emek olduğunu.
Hani bana hep mesaj atıyorsunuz ya umarım podcastınız hak ettiği yerlere gelir diye.
İşte onun için...
Algoritmanın benim varlığımdan haberdar olması lazım.
Uzun lafın kısası, beğendiğiniz bölümleri lütfen çevrenizdekilerle paylaşın.
Gerçekten beğendiyseniz, beni dinlemekten keyif alıyorsanız Spotify'dan 5 yıldız vermeyi, Apple'dan yorum yazmayı unutmayın.
Ne kadar büyük bir etkisi olduğunu, bu podcast'ın sürdürülebilirliği için nasıl bir fayda sağladığını tahmin bile edemezsiniz.
Ben 3 senedir çok zevkle yapıyorum.
Hala daha çok konuşmak istediğim konu var.
Ulaşmak istediğim bir sürü insan var.
Yani sonuçta podcast'lar dinlenmek için yapılıyor değil mi?
Bu minik ricamı buraya bırakayım.
Alıp almamak size kalsın.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Haftaya görüşmek üzere. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
