
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İstediğimiz hayatı yaşamak için çok mu geç kaldık?Gerçekten her şeyin bir zamanı var mı yoksa bizi engelleyen toplumunun beklentileri ya da zihnimizin içinde oluşturduğumuz hapishaneler mi? Bu bölümde neler var?Hayata geç kalma hissinin sebepleri ve etkileri.Marcus Aurelius ve Seneca'nın eşliğinde hayata geç kalma hissini felsefi taraftan değerlendirme27 yaşında kariyerimi, sevdiklerimi, düzenimi kısaca her şeyi arkamda bırakıp İrlanda'ya taşınırken yaşadığım geç kalmışlık hissi ile nasıl başa çıktığımGeç kalmışlık hissi baş edebilme ve aksiyon alabilmek için Koçluk görüşmelerimde danışanlarımla uyguladığım methodların bir kısmını paylaştım.Bireysel Mindfulness Koçluğu ücretsiz ön görüşme için form Artwork: Anna Godeassi
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bu hafta üzerine hunharca konuşulan ama ne kadar konuşulsa da aşmakta çok zorlandığımız bir konudan bahsetmek istiyorum.
Hayata geç kalma hissi.
Ve tabii ki çözüm odaklı bir podcast yaptığım için bu his ile baş edebilmek için neler yapabiliriz bunlardan bahsedeceğim.
Bahsederken de felsefe ve psikolojiden yararlanacağım.
Bunun dışında da kendim ve danışanlarımda uyguladığım metaplardan bahsedeceğim.
Bu arada her çarşamba bölümde bahsettiğim konulara ait pratik yöntemleri, kitap önerilerini ve açılacak grup çalışmalarını, online eğitimleri e-bültende paylaşıyorum.
Eğitimler genelde bültende yayınladığım an doluyor.
O yüzden farklı platformlardan da çok duyurmuyorum.
Eğer siz de bu eğitimlerden haberdar olmak istiyorsanız açıklamalardaki linkten e-bültene kaydolmayı unutmayın.
Devam edecek olursak...
Direkt metotlara geçmek isteyen dinleyicilerim bu kaydı ilerletebilir ama arada çok şey kaçırırsınız benden söylemesi.
Şimdi bu konuyu iki şekilde ele almak bence en iyisi.
Birincisi yaşadığımız toplum içindeki beklentiler ve düzenden kaynaklanan geç kalma hissi.
İkincisi de kendi yerleşmiş inançlarımızdan kaynaklanan geç kalma hissi.
Bu arada unutmadan söyleyeyim e-bültene henüz kayıt olmadıysanız mutlaka olun.
Çünkü burada konuştuğumuz konularla alakalı gündelik uygulayabileceğiniz mindfulness pratikleri ki bunların bir kısmını pdf olarak da atmayı planlıyorum.
Kitap önerileri ve açılacak olan grup çalışmalarının öncelikli duyuruları newsletter üzerinden yapılıyor.
O yüzden açıklamalardaki linki de size hatırlatmış olayım ve konuya hızlıca bir giriş yapalım.
Bugün Maslow ile başlamak istiyorum çünkü kendisine göre biz insanlar olabileceğimiz bütün potansiyelleri kapsayan bir çekirdekle doğuyoruz.
Amacımız da en yüksek potansiyelimize ulaşmak yani Maslow'un deyişiyle kendini gerçekleştirme.
Şimdi size burada bir iyi bir de kötü haberim var.
Önce kötü haberle başlayayım.
Kötü haber... Bu potansiyeller zayıf.
En ufak bir reddedir işte törpülenen potansiyeller.
Bir kısmını ebeveynlerimiz törpülüyor, diğer kısmını eğitim sistemimiz, toplumsal beklentiler ya da reddetilmekten, alaya alınmaktan, onaylanmaktan ya da onaylanmamaktan diyelim korktuğumuz için.
Ve yıllar geçtikçe istemsiz bir şekilde sabote ediyoruz potansiyellerimizi.
İyi haberse bu potansiyelimiz her ne kadar sabote edilse de törpülense de Ölmüyor ama içimize işliyor bir şekilde.
Ve ara ara böyle ruhumuza fısıldıyor bu potansiyellerimiz.
Her ne kadar hayat dairesi içinde böyle kaybolup yeteneklerimizi köreltsek de, doğuştan müzisyen olup da kurumsal hayatta çürüsek de ya da ait olmadığımız bir yerde yaşamımızı sürsek de tüm
insanlar içten içe bu fısıltıları duyuyor.
Kendilerini aldattıklarını biliyor aslında.
Ve bu nedenle kendilerini...
Farkında olmadan küçümsüyor.
Sonunda bu küçümseme büyüyor ve içsel bir çatışma haline geliyor.
Böyle bir kaçınılmaz çatışma oluyor.
Ve Maslow'a göre de bu çatışma hayatımızda ikinci bir sayfa açmak için gerekli olan bir çatışma.
Ve tabii geç kaldığımızı düşünerek ve adım atmayarak o ikinci sayfayı açamayız.
Şimdi potansiyelimizi törpüleyen dışsal sebeplerle devam edelim ve hatta birkaç tane sorum olacak size burada.
Birincisi. Tam olarak neye geç kaldığınızı düşünüyorsunuz?
2. Neden geç kaldığınızı düşünüyorsunuz?
3. Sizin hayatta asıl yapmak istediğiniz şey, öz değerlerinizde uyumlu olan şey, geç kaldığınızı düşündüğünüz konu ile aynı mı?
Bunları özellikle de üçüncüsünü neden soruyorum biliyor musunuz?
Bazen bu geç kalmışlık hissi toplumun bizden beklentileri çerçevesinde içimize işliyor.
Ama üzerine düşündüğümüz zaman bizim asıl istediğimiz şey olmayabiliyor.
Yine de çevremizde 10 kişiden 9'u aynı yolda ilerleyince biz kendimizi sorgulayabiliyoruz.
Bu çok normal. Önemli olan bu kalıpları kendimize hatırlatmak, farkında olmak.
Hep diyorum her şeyin başı farkındalık.
Hatta burada size en sevdiğim filozoflardan biri olan Seneca'nın kardeşine yazdığı mektuptan bir alıntı yapmak istiyorum.
Şöyle diyor mektupta, şöyle başlıyor mektup.
Kardeşim Gallio. Herkes mutlu yaşamak ister.
Ancak yaşamı mutlu kılan şeyin ne olduğunu görmek konusunda zihinleri kördür.
Mutlu yaşamak için atılması gereken elzem adımın kalabalığın gittiği yoldan ayrılmak olduğunu söylüyor Seneca.
Çünkü kendisine göre kalabalık en çok neyin yapıldığını gösteren bir şey ama en çok neyin yapılması gerektiğini göstermez.
Ve devam ediyor diyor ki niçin gösterebileceğim değildi.
hissedebileceğim türde işe yarayan iyi bir şey aramıyorum.
Sene kadar hareketle biz de bu soruyu kendimize soralım isterim.
Hatta bu soruyu not edin. Podcast bittikten sonra bir düşünün istedim.
Böyle düşündüren soruları seviyorsanız e-bülten'de hem böyle sorular paylaşıyorum hem de bu tarz düşündüren soruların yer aldığı ya da kişisel farkındalığı arttırma yönelik kaynakları paylaşıyorum.
Kayda olmayı unutmayın. Tekrardan bir hatırlatma yapmış olayım.
Link her zamanki gibi açıklamalarda.
Ve devam edelim.
Gelelim içimizdeki kalıplara yani inançlarımıza.
Bunların da yine bir kısmı çevremizdeki kişilerin, bizi yetiştiren kişilerin hayata bakış açısından etkilendiğimiz için içimize işlemiş olabilir.
Biz de sorgulamadan bunları içselleştirmiş olabiliriz.
Haliyle küçük yaşta öğrendiklerimiz bugün hayata algılama ve yaşama biçimimizi etkiliyor değil mi?
Örnek vereyim mesela meslek değiştirmek, farklı alanda bir okul okumak, dil öğrenmek, bir enstrüman çalmak bile olsa çok geç kaldığını düşünen bir sürü insan var.
Şimdi geç kalmış olma düşüncesi başlı başına bir engel olarak görülmekle birlikte başka ne engeliniz var diye sorsam eminim göklere çıkan bir liste yapabilirsiniz bana.
Oysa engeller yolun kendisidir diyor Marcus Aurelius.
Bugün baya bir su acılardan gidiyorum arkadaşlar ama gerçekten benim de kendimi biraz daha rahatlatmak istediğimde en çok başvurduğum felsefe stoa felsefesi.
Neyse devam edelim.
Diyor ki yolumuza çıkan yolumuza dönüşür.
Karşılaştığımız sıkıntılar bizi eyleme iter, bizi konfor alanımızdan çıkarır, farklı düşünmeye, farklı davranmaya, farklı seçimler yapmaya mecbur bırakır.
Ve işte böyle böyle potansiyelimizi ortaya çıkarıp aslında hayalini kurduğumuz hayatı yaratmak için adım atmış oluruz.
Bu benim eklememdi tabii.
Benim fikrimi soracak olursanız ben...
Bu saydıklarımın işte okul olsun, iş olsun, bir enstrüman çalmak, bir hobi, herhangi bir şey olsun hiçbiri için geç kalma gibi bir durum olduğunu düşünmüyorum.
Tabi 21. yüzyılın Mozart'ı olmak istiyorsanız ona bir şey diyemem ama bence sorun da burada.
Bakın Sincerella mükemmelliyetçilik yine geliyor.
Bir deli konuşup bir enstrümanı çalacaksak sanki en iyi şekilde yapmamız gerekliymiş gibi düşünüp ondan keyif almayı göz ardı ediyoruz.
Ya da öğrenmenin sadece genç yaşta yapıldığını düşünüyoruz değil mi?
Halbuki hayat boyu öğrenme diye bir şey var.
Ve insanın hiçbir zaman oldum diyememesinin sebeplerinden biri de zaten sürekli öğrenme fırsatının olması ve bence bu çok kıymetli.
Gelelim meslek değişikliğine.
Şimdi beni dinleyenlerin yaş ortalaması benimle hemen hemen aynı.
20'lerin sonu 30'ların başı.
Yoğunluk bu şekilde gidiyor. Geri kalan kısımda 45'e kadar çıkıp 23'e kadar iniyor.
Ve size bir sorum var burada.
Ne kadar kıymetli bir dönemde olduğunuzun farkında mısınız?
Yapmak istediğimiz bir şeye başlamak için bırakın geç kalmayı.
Bence en verimli dönemimizdeyiz.
Bir kere kendimizi daha iyi tanıyoruz.
Hayattan ne istediğimizi genç yaşlarımızı görece daha iyi biliyoruz.
Ne istemediğimize gelince onu zaten çok çok iyi biliyoruz ki bence bu daha önemli.
Çünkü ne istediğimiz ana hatları sabit kalmakla birlikte hayat boyu farklı formlarda sezafür edecek.
Maddiyata gelecek olursak maddiyatçıdan birçoğumuzun özgürlüğü var.
Erken yaşlarımıza oranla kendimize olan güvenimiz daha fazla.
Eee daha ne istiyoruz?
Daha ne bekliyoruz, neyi bekliyoruz sorarım size.
Kendimizi diğerleriyle kıyasladığımızda gelen bir geç kalmışlık hissi de var.
Çünkü yapmak istediğimiz şeyleri birileri daha erken yaşta yapmış olabilir.
Ya da bizim yaşımızda ya da belki bizden daha genç olarak şu an bizim olmak istediğimiz yerde de olabilir.
İşte biz bu sebeplerden dolayı geç kalmışlık hissine kapılıyor ve bu hissi bir bahaneye döndürerek hiç adım atmıyoruz.
Şimdi size bununla alakalı bir hikaye anlatmak istiyorum.
Çocuk Köstebe'ye sorar.
Sence en büyük zaman kaybı nedir?
Kendini başkalarıyla karşılaştırmak diye yanıtlar köstebek.
Ve hemen ardından ekler.
Çok tuhaf değil mi?
Sadece birbirimizin dışını görebiliyoruz.
Oysa hemen her şey içimizde oluyor.
Bu alıntıyı da...
İngiliz illüstratör Charlie McKenzie'nin Çocuk, Köstebek, Tilki ve At diye bir eseri var.
Oradan aldım. Merak edenleriniz varsa diğer eserlerine de bakabilir.
Yani demek istediğim şu.
Sadece biz içimizde ne fırtınalar koptuğunu biliyoruz.
Ve biz aslında kendimizi başkalarıyla karşılaştırabiliriz.
Ama asıl karşılaştırmamız gereken şey nereden nereye geldiğimiz, dünkü halimiz.
Bununla alakalı... Tabii ki de bir bölümüm var.
Neden kendimi diğerleriyle kıyaslıyorum bölümünde sosyal karşılaştırma teorisinden bahsettim.
İnsanların kendini karşılaştırmasının aslında evrimsel bir teorisi olduğundan bahsettim.
Ve kendimizi kıyaslama huyunu nasıl pozitife çeviririz ve fırsat olarak kullanabiliriz?
Hayatımızı bu noktada nasıl iyileştirebiliriz?
Bunlara değindim. Merak edenleriniz o bölümü de dinleyebilir.
Burada kendimden de bir örnek vermek istiyorum.
Ben İrlanda'ya taşındığımda 27 yaşındaydım.
Bütün arkadaşlarım evlenmeye başlamıştı çoluk, çocuğa karışmaya başlamıştı ya da böyle terfi üstüne terfi alanlar, hayat amacını bulanlar, kendi işini kuranlar mı dersiniz?
Ben komple düzenimi bozup kariyerimi sıfırdan başlatmaya göze alarak Avrupa'nın en ucunda şengene bile dahil olmayan bu hepinizden tiksiniyorum ülkesine taşınırken geç kaldığımı hiç mi
düşünmedim sizce? Tabii ki düşündüm.
Ama bir yandan da kendime hep şunu dedim.
Emoş bunu şimdi yapmazsan bir daha hiç yapamayabilirsin.
Ve hiç yapamama ihtimali beni geç kalmış olma hissinden daha fazla rahatsız etti.
Şimdi geriye dönüp baktığımda diyorum ki iyi ki de yapmışım ve iyi ki de daha önce değil bu yaşımda yapmışım.
Hadi ben görecek encim size çok yakından başka bir örnek vereyim.
Benim annem 52 yaşında üniversite bitirdi.
Ve mental, fiziksel olarak çok yoğun bir iş yaparken hala daha çalışıyor.
Bu üniversiteyi bitirdi. Akşam eve gelmesi çoğu zaman sekizi buluyor.
Akşam yemeği de azıcık dinleneyim de ev işleri derken kadın sabahlara kadar yılmadan ders çalıştı.
Çok sevdiği bir bölüm okuduğu için ve gerçekten orada potansiyelini kullandığını fark ettiği için her gün yeni bir şey öğrendiği için hiç vazgeçmedi.
Bu arada yeniden üniversiteye girme kararını alması 30 senesini aldı şaka değil.
Ama hatun hızını alamadı.
Şimdi diyor ki bana Emine acaba ben yüksek lisansa mı başlasam?
Biz burada 3-5 senenin hesabını yapıyoruz.
Kadıncağız orada 50'sinden sonra üniversite bitirmiş bir de yüksek lisansa başlama planı yapıyor.
Ve tabii ki de iyi ki yapmışım diyor.
Hep diyorum bir şeyi hiç yapmamış olmanın verdiği pişmanlığı yaşamaktansa zihnimizdeki kalıplardan kurtulup adım atmak daha önemli.
Ne demiş atalarımız?
Geç olsun güç olmasın.
Hazır bunu demişken ben bir yandan her şeyin kendi içinde bir zamanı olduğuna ve öncesinde olmadıysa demek ki doğru zamanın henüz gelmediğine inananlardanım.
En doğru zaman ne zaman emin ederseniz onu da siz bileceksiniz.
Nasıl? Kendinizi, iç sesinizi, ruhunuzu dinleyerek.
Günlük hengamin içinde durup kendinize alan ve zaman yaratıp derinlerden gelen sesinize kulak vererek.
Doğan Cüceloğlu'nda dediği gibi için biliyor çünkü.
Ki zaten Maslow da diyor ki kişinin kendini gerçekleştirme serüveni uzun bir süreç.
Üstelik her zaman ileriye doğru gitmeyiz.
Ara sıra dururuz, hatta geri adım atarız.
Başarısızlıklarımızdan öğreniriz.
Bir önceki bölüm başarısızlık korkusuna buradan atıfta bulunalım.
Ve Masop diyor ki bunun için savunma ve gelişim yanlarımız vardır.
Bunları iyi tanımamız lazım. Ne demek istiyorum?
Savunma yanı baskın olduğu zaman biz bir şeyler için geç kaldığımızı hissetsek bile risk almak istemeyiz.
Çünkü bunun arkasındaki dürtü kendimizi mental ve fiziksel olarak güvende hissetmektir.
Gelişme yanı ağır bastığında ise arkasındaki dürtü kendimizi bütün tam hissetmektir.
Buraya kadar her şey tamam ama derseniz ki Emine iyi hoş diyorsun da bu menem his bastırdığında üzerimizde bir ağırlık yaratıyor.
Yani nasıl altından kalkacağımızı bilmiyoruz.
Haklısınız. İşte o yüzden de birkaç tane benim hem kendimde hem de danışanlarımda uyguladığım yöntem var.
Başlamadan önce kağıt kaleminiz varsa ya da telefonunuzun notlar kısmını açmak isterseniz açın derim.
Ama not tutamayacak durumdaysanız da merak etmeyin.
Zaten Newsletter'ın içerisinde ya da web sitesindeki blog kısmında bunları hep paylaşıyorum.
Oraları da takip edebilirsiniz.
Neyse ne diyorduk? Birinci yöntem.
Şimdi şöyle bir gözlerinizi kapatın ve hayal edin.
80 yaşına gelmişsiniz.
O yaşa kadar yaşadıysak şanslıyız tabii ama neyse.
80 yaşındayız. Böyle hayatınız film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçiyor.
Burada size iki tane sorum var.
Bir, istedikleriniz için geç kaldığınızı varsayıp adım atmadığınız bir durumda nasıl bir hayat yaşadınız ve nasıl hissediyorsunuz?
Neler var çevrenizde?
Neler düşünüyorsunuz?
Burada duygularınızı yazabilirsiniz.
Olayı hikayeleştirebilirsiniz, görselleştirebilirsiniz, tamamen size kalmış.
2. Tam tersi olarak bir adım attığınızda geç kalma hissini yenip de geç de olsa başladım dediğinizde nasıl bir hayat yaşadınız?
Bunları yapmış olmak, istediklerinizi yapmış olmak, bunlar için bir adım atmış olmak sizi nasıl hissettiriyor?
Geriye dönüp baktığınızda nelere minnettarsınız?
Ve neleri iyi ki yaptım demiş olmak istersiniz.
Şimdi buraya kadar tamam.
Bu birinci yöntemizdi.
Gelelim ikinci yönteme.
İkinci yöntem biraz tuhaf.
Bunu genelde ev ödevi veriyorum.
Ama gelen yaratıcı cevaplara inanamazsınız.
Neyse uzatmayayım.
Şöyle ki yine böyle yıllar geçmiş.
Siz kendi cenaze töreninizdesiniz.
Böyle ruhunuz havalanmış yukarıya doğru.
Aşağı bakıp insanları görüyorsunuz ve duyuyorsunuz.
Ne konuştuklarını da duyuyorsunuz sizin hakkınızda.
Şimdi buradaki sorularda şöyle.
Birincisi, geç kaldığınıza takılmadan istediğiniz gibi bir hayat yaşadığınız senaryoda insanlar arkanızdan ne diyor?
İkincisi de tam tersi senaryoda ne diyorlar?
Yani geç kaldığınızı düşünüp...
İstediğiniz gibi bir hayatı yaratamadığınız senaryoda.
Bu bölümlerde paylaştığım egzersizlerin üzerine çok güzel mesajlar alıyorum.
Eğer benimle paylaşmak isterseniz instagram adresim gelisi güzel hayaller oradan da paylaşabilirsiniz.
Ben her mesaja cevap yazıyorum ve like atıp geçmiyorum.
Baya uzun uzun cevap da yazıyorum.
Bilenler biliyordur zaten baya sohbet ediyoruz.
Neyse demem okey.
Mark Twain'in ünlü sözünde olduğu gibi, bundan 20 yıl sonra yapmadığınız şeylerden dolayı yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız.
Demir alın ve güvenli limanlardan çıkın artık.
Rüzgarı arkanıza alın, araştırın, hayal edin ve keşfedin.
Umarım bu bölüm geç kalmışlık hissinize.
Az da olsa merhem olabilmiştir.
Ve tabii bu bölümü sevdiklerinizle bir katkı sağlayacağını düşündüğünüz arkadaşlarınızla paylaşırsanız hem beni hem de kim bilir belki onları çok mutlu edersiniz.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
