
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayal kırıklığı her ne kadar istenmeyen çocuk muamelesi görse de yine de hayatın ve insan olmanın bir parçası. En çok deneyimlediğimiz duygulardan biri. Peki süregelen bir şekilde hayal kırıklığına uğruyorsak nereye bakmak gerek? Beklentilerimizi nasıl yönetmek gerek? Kendimizden ve dolayısıyla çevremizden beklentilerimiz mi yüksek yoksa madalyonun diğer tarafı mı var?
Sıfır beklenti formülü ile mutlu mesut hayatımı yaşarım diyenlerdenseniz bu bölümde ona da değindim.
Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe...
Bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendimizi daha iyi tanımak, anlamak adına sorduğum soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineestimen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle...
Birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp ücretsiz öngörüş ve randevusu alabilir ve bilgi alabilirsiniz.
Ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bu hafta bölümün isminden de anlayabileceğiniz üzere birazcık hayal kırıklıklarından bahsetmek istedim.
Yine önerim olarak gelen ve benim de uzun zamandır aklımda olan konulardan biriydi.
Zaten böyle aklımda çok uzun zaman olan konular vaktinde çekilmeyince birileri illa çekiyor sonra diyorum ki tüh be tam ben çekecektim o yüzden hazır aklımdayken çekeyim çıksın aradan.
Son birkaç haftadır yaza göre biraz daha böyle ağır derin dokunaklı konular işlediğimi fark ettim ama Sonbahar biraz da böyle fiziksel ya da duygusal yüklerimizden kurtulduğumuz, yeni başlangıçlar için hayatımıza
yer açtığımız, böyle tabiri caizse arındığımız, içe döndüğümüz bir mevsim ya en azından benim için öyle.
Sanırım bundan mütevellit burayı da son zamanlarda sesli günlük olarak değerlendiriyorum.
Şimdi öncelikle şu hayal kırıklığı kavramına bir göz atmak istiyorum.
Hayal kırıklığı nedir? Ne değildir?
Bir bakalım isterseniz. En basit haliyle umutlarımızın ve beklentilerimizin karşılanmadığı şartlarda bu mutsuz hissetme, kendini kötü hissetme durumu.
Peki şöyle bir düşünecek olursak bu hayal kırıklığı duygusu nereden geliyor?
Şimdi genel olarak bizim 6 tane temel insani duygumuz var.
Böyle olduğu varsayılıyor.
Bunlar nedir? Sevinç, öfke, Üzüntü, korku, şaşkınlık ve tiksinme.
1980'lerde Robert Blachick'te duygu tekerliği diye bir teori ortaya atıyor.
Ve bu teoriye göre de insan duygularının birbirine nasıl dönüştüğünü, bu temel duyguların ötesinde daha karmaşık deneyimleri nasıl genişlediğini anlatıyor.
Mesela hayal kırıklığı.
Bu daha karmaşık duygulardan bir tanesi olarak üzüntüden türetiliyor.
Hatırlarsanız iki sezon önce duygulara yer açabilmek diye bir bölüm çekmiştim.
Orada da Yale Üniversitesi profesörlerinden Mark Brackett'in teorilerinden bahsetmiştim.
Konuya ilgisi olanlar bu duygularla ilgili daha derin bir şeyler dinlemek isteyenler o bölümü de dinleyebilir.
Şimdi Plattçik'e geri dönecek olursak o da diyor ki duygu tekerleğinde zıtlıklar çiftler halinde yer alır ve sekiz temel duygu vardır.
Bunlar da ne? Sevinç, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinme, öfke, beklenti ve güven.
Şimdi bu bilgiyle biz ne yapacağız emin ediyorsan?
Bu bilgiyle aslında hayal kırıklığı nereden geliyor ve bunu nasıl biraz daha yönetebiliriz?
Nasıl beklentilerimizi yönetebiliriz?
Buraya bakacağız. Hadi gelin bakalım beraber.
Şimdi bölümü araştırırken beni şaşırtan şeylerden bir tanesi hayal kırıklığının birçok diğer duygu gibi evrimsel köklere sahip olduğunu öğrenmek oldu.
Sebebi de hayatta kalmak ve büyümek için bu karmaşık duygulara ihtiyaç duyuyormuşuz insan olarak ve hayal kreplerinde 3 ana nedeni var diyor uzmanlar.
Birincisi varış hayali.
Hani emek olmadan ekmek olmaz mantığı vardır ya.
Bazılarımız nedense bir şeyi hak etmek için zorluk yaşamamız gerektiğine, güzel olan şeylerin kolay olmayacağına inanıyor.
İşte bu biraz öyle varış hayali.
İstediği yere varmak, istediği şeyi elde etmek için o süreçte uğradığı hayal kırıklıklarını, o zafer anını değerli kılacağına inanıyor insan.
Ben bu inançla çok karşılaştım.
Yani yakın çevremde de olsun, danışanlarım arasında da olsun çok fazla bu inanca sahip insan var ve danışanlarımda özellikle bu inançla geldiğimizde, bunu fark ettiğimde altını hep deşiyorum.
Çünkü bu inanç aynı zamanda sizin kendinize koyduğunuz hedefe yakınlaştırmaktan ziyade uzaklaştırıyor da olabilir.
Bu kadar çok hayal kırıklığının altından kalkamıyor da olabilirsiniz.
Ya da bir şeyin kolay yönünü görmüyor da olabilirsiniz.
O yüzden de bu biraz daha altının deşilmesi gereken bir şey diye düşünüyorum.
İkinci hayal kırıklığı nedeni de dışsal faktörler.
Yani diğer insanlardan ve hayattan olan beklentileriniz ve bu beklentilerin karşılanmaması.
Şimdi diğer insanlar kısmına birazdan değineceğim.
Çünkü orası geniş bir konu ve kendimize de değiyor ucu tabii ki.
Ama bu hayattan olan ya da diğer kurumlardan olan beklentiyle ilgili bir tane örnek vermek istiyorum.
Bu da çok karşılaştığım örneklerden bir tanesi olduğu için bunu vermek istiyorum.
Mesela bir iş görüşmesine gidiyorsunuz değil mi?
Çok güzel bir iş, çok güzel bir kurum.
Görüşme de iyi geçti ve siz de bayağı kuvvetli bir adaysınız.
İçinizden bir his diyor ki alacaksın galiba bu işi ya oldu bu iş.
Sonra insan kaynaklarından bir dönüş geliyor.
Başka biriyle ilerlemeye karar verdik diyorlar.
Eminim o hayal kırıklığını şu an tahmin edebiliyorsunuzdur.
Çoğunuz yaşamıştır. Ya da başvurduğunuz an gelen otomatik red mesajı var ya hayal kırıklığı duygusunun vücut bulmuş hallerinden bir tanesi.
Sonra insan kendisini sorguluyor.
Diyor ki ya ben neyi yanlış yapıyorum?
Bu işi alan insanların benden ne fazlası var?
Bu sorgulama uzun sürerse de insan kendine ve yeteneklerine olan inancını kaybedebiliyor.
İçinizi rahatlatmak için söylüyorum.
Bunun arkasında şöyle sebepler olabilir.
Ben sürekli insan kaynaklarıyla birebir çalışan bir insan olduğum için içeriden biliyorum.
Aklınızda olsun bir daha böyle bir durum yaşarsanız mutlaka ki aklınıza getirin bu örnekleri.
Siz o iş için biçilmiş kaftan da olsanız, dünyadaki en iyi aday da olsanız içeriden bir aday son dakika başvurmuş olabilir ve şirket onu tercih etmiş olabilir.
Çünkü sıfırdan şirkete kültürünü ve işi öğretmek zorunda kalmayacak.
Yani kendi faydasını düşünüyor.
2. Başvurduğunuz kurum.
Her şeye evet diyecek, yönetebilecekleri bir karakter arıyordur.
Ve sizin bağımsız, itaatkar olmayan bir karakteriniz varsa direkt üstünüzü çizmiş olabilirler.
Benim bir arkadaşıma birinci mülakattan sonra kişilik testi atmışlardı.
En güçlü adaydı ve inanılmaz bir CV'si var.
Şirket utanmadan geri bildiriminde dedi ki seni eledik çünkü çok bağımsız bir karakterin var.
Biz biraz daha hali hazırdaki yöntemlerin dışına çıkmayacak birini arıyoruz diye geri bildirim verdi.
Yani koyun arıyoruz dediler.
Üçüncüsü siz firmaya fazla iyi gelmiş olabilirsiniz ve ileride sizin beklentilerinizi karşılayamayacaklarını öngörüp şimdiden reddetmiş olabilirler.
Bunu da çok duyduğum işe alımcılardan bu arada.
Diyorlar ki mesela biz bu adayı mutlu edemeyiz.
Bu kişiyi işe alacağız.
6 ay sonra ben gidiyorum diyecek.
Daha iyisini bulacak. Bu da ayrı bir maliyet firma için.
Ya da en basit haliyle mülakata girmiş insanlar sizin değerinizi anlayamamış olabilir.
Yani sonuçta onlar da etten kemekten insan.
Masanın diğer tarafında olmaları çok iyi değerlendirme yaptıkları anlamına gelmiyor.
E tabii ki sizin de kendinize dönüp bakıp geliştirmeniz gereken yönleriniz de olabilir.
Bunlar sadece ihtimallerin birkaçı bu arada.
Bu durumların hepsinde hayal kırıklığına uğramak normal.
Yani bunu alın işten başka bir yere koyun yine benzer şeyler çıkacaktır.
Ama önemli olan siz o duygu içinde ne kadar kalıyorsunuz ve hayatınızın geri kalan ilişkilerinizi nasıl etkiliyor, nasıl etkilemesine izin veriyorsunuz.
Ki burası da biraz daha çocukluk deneyimlerine geliyor.
Hayal kırıklıklarının üçüncü sebebi de uzmanlara göre çocuklukta yaşadığımız deneyimler.
Zaten bir konuda çocukluğumuza inmesi şaşıracağım ama olan bu arkadaşlar.
Yapacak bir şey yok. Çocukluk döneminde bir kayıp veya hayal kırıklığı deneyimi yaşadıysanız bu deneyimden sonra zihin o durum hakkında olumsuz bir sonuca varıyor maalesef.
Hani demiştim ya hayata sıfırdan başlamak bölümünde insan kendine anlattığı hikayeler aracılığıyla dünyayla bağ kurar diye.
İşte bu noktada bizler kendimize negatif bir hikaye anlatmaya başlıyoruz belki de hayal kırıklığına uğradığımız zaman.
Mesela küçükken babanız size uçurtma yapmak için söz vermiştir.
Ama o verdiği sözü tutacak hiç zamanı olmamıştır.
Hep önümüzdeki hafta yapacağız, önümüzdeki hafta yapacağız olmuştur.
Bir şekilde yapamamışsınızdır.
Sonra size olmayan o vaktini, sizin için yaratamadığı o vaktini komşu çocuğuna ya da kuzenine ayırabilmiştir.
Ve başkasına uçurma yapmıştır.
Siz de... O minik kalbinizde üzülüp hayal kırıklığına uğradıysanız içten içe insanların özellikle de erkeklerin sözünün tutmadığına ya da güvenilmeyeceğine dair bir inanç geliştirip o hikayeye
inanıyor olabilirsiniz. Ya da şöyle inancı olan bir ailede yetişmiş olabilirsiniz.
Aksilikler hep beni bulur zaten.
Ben şanssız biriyim. Bütün manyaklar beni bulur.
Bir işimde rast gitmez gibi gibi bir inancınız varsa yerleşmişse büyürken sürekli bunları duymak sizi etkilediyse hayal kırıklığı kısmı bu şekilde düşünme buna odaklanma sizin
normaliniz olmuştur ve olumlu düşünme sizin için bir alışkanlık değildir.
Yetişkinliğe geldiğinizde de benzer durumlarla karşılaştığınız zaman zihniniz otomatik olarak çocukluktaki kayıp ve hayal kırıklığı deneyimini tekrar tekrar canlandırır.
Yani sizi kendinize onaylatır.
Ama buraya dikkat bu yetişkinliğe adım attığımızda.
Zihnimizde oluşan o düşünce patternleri durumun nesnel bir değerlendirmesi değil arkadaşlar.
Bunlar hep kişisel deneyimlerimiz.
Yani sizin o yaşadığınız durum ve dolayısıyla şekillenen inancınız ya da düşünme alışkanlığınız.
Sizin o durumu nasıl algıladığınız ve yorumladığınızla alakalı objektif bir değerlendirme değil.
Bunun farkında olmak çok önemli.
Neden önemli? Çünkü biz bunun farkında olduğumuz zaman hayal kırıklıklarıyla başa çıkmaya başlıyoruz.
O beklentileri yönetiyoruz.
İşte burada size sorum şu.
Sizin böyle ailenizden içselleştirdiğiniz bir düşünce kalıbı var mı?
Yani sizin bugün yaşadığınız bu hayal kırıklıklarını onaylatan, sizin bugün yaşadığınız bu beklentilerinizin karşılanmamasını onaylatan herhangi bir alışılmış, sorgulamadığınız düşünce kalıbınız
var mı? Bir düşünün isterim.
Çünkü bizler beklentilerimizi yönetmeyi dolayısıyla da hayal kırıklıklarıyla başa çıkmayı öğrenmezsek o hayal kırıklıkları hızla kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşebilir.
O yüzden hayatınızı memnuniyet ve mutlulukla yönlendirmek istiyorsanız eğer yani melankoliden beslenmiyorsunuz bunu eleştirmek için söylemiyorum bazı insanların yaşam tonu o çünkü ama siz biraz daha
Mutlu bir hayat ya da mutludan ziyade, mutlu da çok geniş bir kavram gerçi ama biraz daha kendinizden memnun, kendinize hemhal olabildiğiniz bir hayat istiyorsanız nesnel ve öznel ayrımı yapmayı, duygularınızı
regüle etmeyi öğrenmelisiniz diyor uzmanlar.
Böyle duyguları regüle etmek deyince biri bana geçenlerde şey sordu, Emine duyguları regüle etmek ne demek?
Yani duygularımızı düzenlemek, o duyguyu yönetebilmek.
Bunların detayını yine duygular serisinde hem duygusal zekada hem duygulara yer açabilmek bölümlerinde anlatmıştım.
Eğer detay isterseniz oralara da bakabilirsiniz.
Şimdi şöyle bir geri dönecek olursak hayal kırıklığı duygusu özelinde.
Bir söz var ya hani hayat sana limon verirse limonata yap diye.
Dünyanın en klişe sözü belki ama ben seviyorum o sözü.
Çünkü günün sonunda konu...
Elinde var olan durumu nasıl en iyi şekilde değerlendirirsin'e çıkıyor.
Beklentilerimizi dış faktörlere bağlarsak işimiz gerçekten zor.
Yoksa hayal kırıklıkları denizinde boğuluruz arkadaşlar.
Orada bence neden böyle bir beklenti içindeyim sorusu da çok önemli.
Cevabı her zaman sizi mutlu etmeye olabilir ya da her zaman cevabı bulmak çok kolay değildir.
Ama başkalarından ya da hayattan beklentilerimiz süre gelen bir şekilde karşılanmıyorsa nedenini ve beklentilerimizin seviyesini anlamak da çok önemli bence.
Çünkü diğer insanlar tarafından sürekli hayal kırıklığına uğruyorsak biz beklentilerimizin iletişimini ne kadar açık yapıyoruz?
Burası da bir soru işareti.
Herhangi bir konuda desteğe ihtiyacımız olduğunda mesela bunu açık açık söylüyor muyuz?
Yoksa karşı tarafın doğaüstü güçleri olduğunu ya da zihin okuma yeteneğini olduğunu varsayıp anlamasını mı bekliyoruz?
Anlamadığında da kendi kendimize küsüp içimize mi kapanıyoruz?
Buraya dürüst cevap vermenizi rica edeceğimdir sizden.
Ve burada birkaç sorum daha var.
Üzerine beraber düşünelim isterim.
Size hizmet etmeyen belli ilişkiler var mı?
Yani bir ilişki diğer her şeyden daha fazla hayal kırıklığı yaratıyorsa bu ilişkinin yaşamınızdaki rolünü ve durumunu tekrar değerlendirmek isteyebilirsiniz.
Bu bir arkadaşınız olabilir, meslektaşınız olabilir, partneriniz hatta komşunuz bile olabilir.
Ama konuşarak halledebileceğiniz bir şey mi yoksa iletişiminizi azaltabileceğiniz bir durum mu?
Benim çok yakın bir arkadaşım sancılı bir boşanma sürecinden geçiyordu.
Sonra olay böyle tam tersine döndü ve mutlu mesut bir şekilde ilk günlerine geri döndüler.
Hepimizi afalladık yani dedim ki sonra merak ettim sordum.
Ne değişti ya dedim ne oldu?
Ben dedi beklentilerimin çok yüksek olduğunu fark ettim Emine ve...
Bu beklentilere o ulaşamadığı zaman hep eleştirdim adamı.
Yani hep böyle üzerine gittim.
Bunu fark edip de bıraktığım zaman yani eşimi olduğu haliyle kabul edince her şey yoluna girdi dedim.
Tabii ki farklı dinamikleri vardır.
Bu kadar kolay değildir. Ama şeyi biliyorum.
Onların ilişkisi toksik ya da duygusal manipülasyon olan bir ilişki değildi.
O yüzden ufak bir düzeltmeyle güzel bir manevra yapabildiler.
O çok ayrı konu zaten diğerleri.
Biliyorsunuz bu kanalda hep bahsettim o konulardan.
Tabi hayal kırıklığı dediğimiz zaman kendimizden olan beklentilerimizin bu sahnede rol almaması mümkün mü?
Bence değil. Çünkü bazılarımızın kendimizden olan beklentisi o kadar yüksek ki yani çıtayı o kadar yükseğe koyuyoruz ki hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.
Ve kendinden yüksek beklentisi olan kişilerin diğerlerinden de beklentisi aynı şekilde yüksek oluyor maalesef.
Bu durumda... ilişkiler içinde çatışmalar yaratabiliyor haliyle.
Ben de böyle bir insanım bu arada.
Kendimden beklentim yüksek oldu ve hep onun üzerine koyarak daha fazlasına, daha iyisine odaklandığım için birisi bir şey yapamadığında empatiden yoksun bir şekilde nasıl yapamazsın
ya, nasıl anlamazsın, nasıl beceremezsin diye sinirleniyorum böyle.
Seneler önce bir gün kardeşim bana dedi ki Abla sen bir şeyleri başardın diye, bir şeyleri yapabildin diye herkes yapmak zorunda değil.
Herkesin kişiliği, kapasitesi, hayattan beklentisi farklı.
İnsanların üzerine baskı kurma artık.
Yine aydınlanma yaşadığım anlardan biri olmuştu bu sohbetimiz kendisiyle.
Bir de düşünsenize sizden 8 yaş küçük kardeşiniz gelip bunu söylüyor.
Yani böyle kardeş mi olur? Bu olsa olsa abi olur.
Olsa olsa başka bir şey olur.
Şaka bir yana gerçekten yeri geliyor bana abilik yapıyor, yeri geliyor babalık yapıyor.
En yakın arkadaşım şu dünyada.
Arada bazı paternlerinizi keşfetmeniz için sizi böyle tokatlayacak insanlara...
İhtiyacınız var çevrenizde.
Tokatlamaktan kastım duygusal olarak tokatlamak ama anladınız beni diye düşünüyorum.
Şimdi benim kişisel gözlemim bunun mükemmeliyetçi insanlarda daha yoğun olduğu yönünde.
Yani mükemmeliyetçiyseniz hem kendinizden hem diğer insanlardan dolayı hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz daha yüksek.
Ama değer mi gerçekten?
Yani şu iki günlük dünyada yarın ne olacağımız belli değilken her şeyin dört dörtlük olması için yırtılmaya değer mi soruyorum size.
İşte bu noktada insanın kendine şu an kendimden beklediğim şey ne kadar gerçekçi diye sorması gerekiyor bence.
Denendi, onaylandı, işe yarıyor arkadaşlar.
Şimdi içinizden ben dört dörtlük olsun demiyorum ki Emine sadece belli bir standartım var diye düşünüyor olabilirsiniz.
Peki o standartınız nerede?
Gerçekçi bir yerde mi?
Ona da bakmak lazım. Elbette hayal kırıklığına uğrayacağız.
Yani bu da hayatın bir parçası, insan olmanın bir parçası.
Bu duyguyu da deneyimleyeceğiz.
Ama işte burada... Bu duygudan sonra kendimizi değersizleştiriyor muyuz?
Öz saygımızı zedeliyor muyuz?
Ya da kendimizi suçlama içine giriyor muyuz?
Bunlara da bakmak lazım.
Özellikle kendinden beklentisi yüksek olanlar için öz şefkat bir panzehir olabilir.
Kendiyle arkadaş olma bölümünde detaylıca bahsetmiştim.
Her şey her zaman ideal bir şekilde işlemeyebilir.
Bu sizin bir şeylere layık olmadığınız ya da beceriksiz, başarısız bir insan olduğunuz anlamına gelmez.
Sadece bir şeylerin...
Beklediğiniz gibi gitmediği anlamına gelir.
Bu kadar basit yani çok anlam yüklemeye de gerek yok aslına bakarsanız.
Her şeyi kontrol edemeyiz.
Bunu kabullenmemiz lazım.
Viktor Frank'ın dediği gibi bir durumu değiştiremeyecek halde ise...
Kendimizi değiştirmeye zorlarız.
Kabul kişisel büyüme yolunda atılan ilk adımdır.
Ben buna çok inanıyorum. Bir de şu var hayatın bize ne getireceği gerçekten belli olmuyor.
Ben 33 senelik hayatımda ne zaman beklentilerim karşılanmadı ve hayal kırıklığına uğradıysam sonrasında öyle bir şey oldu ki iyi ki olmamış dedim.
Çünkü hep daha iyisi daha güzeli geldi.
Şimdi böyle söyleyince de hep çok iddialı bir kelime farkındayım.
Acaba ben mi pariyanlacı yaklaştım diye düşünüyorum.
Ama şu var.
İnsan hayal kırıklıklarının içinde kaybolmaktansa yeni ihtimallere yelken açmayı tercih ettiği zaman daha iyisine ve daha güzeline de yer açabiliyor.
Yani ona yer açmayı seçiyor.
Çünkü bakış açısını genişletmiş oluyor.
Bunu sadece kendimde değil bu arada çevremde de benzer bakış açısına sahip insanlar da gözlemledim.
Hani bir söz var ya, karamsar olan rüzgarı eleştirir, iyimser, değişeceğini bekler, gerçekçi ise yelkenleri ayarlar diye tam duvara asılacak bir söz.
Şöyle düşünüyor da olabilirsiniz.
Emine ben bu işi hallettim.
Ben hiç kimseden hiçbir beklentiye sahip değilim.
Hayatımı sıfır beklenti felsefesiyle yaşıyorum ve çok mutluyum.
Ben buna çok katılmıyorum.
Çünkü ben de çok uzun süre böyle bir kafayla yaşadım ama çalışmadı bende.
Neden? Çünkü ben kendime yeterim.
Kimseye ihtiyacım yok.
Beklentiye girip hayal kırıklığına uğramaktansa kimseden bir şey beklemem daha iyi diye düşündüğünüz zaman bir noktada O da sağlıklı olmayabiliyor çünkü bizler sosyal varlıklarız
ve güven, korunma, kollanma duygusu yok olduğu zaman büyük bir yalnızlık hissi çöküyor insana ve kendini dünyada yapayalnız, güçsüz hissediyor.
Başınıza bir şey gelirse zor bir dönemden geçerseniz desteğe ihtiyacınız olduğunda her zaman size destek olacak birilerinin olduğunu bilmek, bir destek ağınızın olması psikolojik sağlamlık açısından da çok kıymetli.
Yani ben hayal kırıklığına uğramamak için bunların hepsinden vazgeçiyorum da çok işeyen bir yaklaşım değil.
En azından benim tarafımda olmadı.
Sonuç olarak tek bir cümleyle özetleyecek olursam hayal kırıklıkları kaçınılmazdır arkadaşlar.
Hayatın... İnsan olmanın bir parçasıdır.
Ancak beklentilerimizi nasıl yönettiğimiz ve onlara nasıl yanıt verdiğimiz fark yaratır.
Bu konuda beklenti yönetme konusunda eğer desteğe ihtiyacınız varsa ve benimle çalışmak isterseniz bana nereden ulaşabileceğinizi biliyorsunuz.
Ücretsiz randevu alabilirsiniz ön görüşme için.
Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
