
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Beynimiz bir insanı yargılamak için kaç saniyeye ihtiyaç duyuyor biliyor musunuz?
Saniyenin onda biri. 🤯
Yani siz daha ağzınızı açmadan, karşınızdaki kişi sizin ne kadar "güvenilir", ne kadar "zeki", hatta ne kadar "yetenekli" olduğunuza çoktan karar verdi bile. Buna halo etkisi deniyor ve kötü kardeşi horn etkisi.
Bu haftaki bölümde, ilk izlenimlerin ardındaki o görünmez mekanizmayı konuştum:
🔹 Aynı özgeçmiş, sadece isim farklı → beyaz isimli olan %50 daha fazla geri dönüş alıyor
🔹 Mahkeme salonlarında yüz hatlarının verdiği idam kararları
🔹 İşe alımda "okul fetişi", "yıldız çalışan" yanılgısı
Peki bu görünmez yargılardan nasıl sıyrılırız? Hem kendi içimizdekilerden, hem de bize yöneltilenlerden?
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün size gerçek bir deneyden bahsederek açacağım bölümü çok ilgimi çeken konulardan bir tanesi.
1977'de iki tane psikolog Michigan Üniversitesi'nde bir araştırma yapıyor.
Öğrencilere bir profesörün kısa videosunu izletiyorlar.
Ama öğrencilerde iki grup var.
Bir grup profesörün sıcak, güler yüzü böyle cana yakın halini izliyor.
Diğer gruba da aynı profesörün daha soğuk, mesafeli hatta bir tık da ukala halini izletiyorlar.
Aynı profesör, aynı ses, aynı aksan.
Bu profesör Belçikalı hafif bir aksanı da var.
Aynı bilgiyi veriyor sadece tavrı farklı.
Sonra öğrencilere şöyle bir soru soruyorlar.
Sizce bu hoca ne kadar zeki, ne kadar iyi bir öğretmen?
Hatta ne kadar çekici buldunuz?
Bir de aksanıyla alakalı da birkaç soru soruyorlar.
Sonuçlar şöyle. Sıcak halini izleyenler adamın daha zeki, daha yetenekli, daha yakışıklı olduğunu düşünüyor.
Ve o Belçikalı aksanını bir tık daha hoş ve sevimli buluyor.
Soğuk halini izleyenler de aynı profesörü çok daha itici, daha az zeki buluyor ve aksanının da rahatsız edici olduğunu düşünüyor.
Adam aynı adam sadece enerjisi farklı daha doğrusu bir gülümseme ekleniyor oradaki videoya.
Ama o gülümseme adamın zekasından fiziğine hatta konuşmasından çıkan sesin tınısına kadar her şeye dair insanların onun hakkındaki kararını değiştiriyor.
Ve işte bunun bir adı var arkadaşlar.
Halo etkisi tam tersi de...
Bugün bunları konuşacağız çünkü hem hepimiz bunu yapıyoruz farkında olmadan hem de maruz kalıyoruz.
Herkese merhaba ben Emine, gelişigüzel hayallere hoş geldiniz.
Bugünkü konumuz işe alınmalarda, mahkemelerde, sınıflarda, ilk buluşmalarda fark etmeden karşımızdaki insan hakkındaki düşüncelerimizi şekillendiren yargılar ya da diğer insanların bizim hakkımızdaki
düşüncelerini şekillendiren yargılar.
En kısa haliyle söyleyecek olursam ki baya bir araştırmam var bu konuda ama bir kişinin tek bir olumlu özelliğine bakıp hakkında olumlu yargıya varmamız yani halo efekt.
Tam tersi de bir kişinin tek bir olumsuz özelliğine bakıp o insan hakkında negatif bir yargıya varmamız bu da.
Bu konu son zamanlarda danışanlarımla çok gündeme gelmeye başladı.
Özellikle de göçmen danışanlarımla.
O yüzden de biraz daha derinine inmek istiyorum.
Ve konuyu üç açıdan ele alacağım.
Psikoloji, sosyoloji ve felsefe.
Her zamanki gibi. Hem sorgulayacağız hem de bunun bilimsel olarak arka planında ne var?
İnsan psikolojisi neden bunu yapıyor?
Bunlara bakacağız. Bir de şu var.
Sadece biz maruz kalmıyoruz.
Bizim de kendi önyargılarımız var.
O yüzden bu bölüm hem kendi önyargılarımızdan nasıl kurtuluruz?
Hem nasıl farkına varırız?
Bize yapıldığı zaman bu duruma maruz kaldığı zaman ne yapabiliriz bunları konuşmak.
O yüzden de hadi gelin şöyle 1920'lere gidelim.
Edward Thorndike adlı bir psikologun çalışmasıyla başlayalım.
Bu psikolog ortadaki subayların aslarını nasıl değerlendirdiğini incelemek istiyor ve subaylara sorular soruyor.
Diyor ki askerlerinizi ayrı ayrı özelliklerde puanlayın.
Görünüşü ayrı puanlayın, zekayı ayrı, liderliği ayrı puanlayın ve bunların birbiriyle alakası olmasın.
Ama bunu söylemesine rağmen şöyle bir şey fark ediyor.
Bir asker yakışıklıysa ya da daha iyi bir izlenimi varsa fiziksel olarak subay...
Ona zekada da, liderlikte de, karakterde de yüksek puan veriyor.
Sanki böyle tek bir olumlu izlenim diğer her şeyin üstüne yayılmış ve her şeyi parlatmış gibi.
Thorndyke buna kişinin başının etrafında bir ışık halkası varmış da o ışık her şeyi aydınlatıyormuş gibi düşündüğü için hale etkisi adını veriyor.
Şey gibi düşünün işte Azizlerin başının arkasında böyle bir altın halka vardır ya.
Tek bir özellik o insanın tamamını olduğundan daha iyi göstermeye başlıyor.
Tam tersi olan horn etkisinin de ismi çok manidar çünkü o da boynuz etkisi demek.
Yani o hale sizi nasıl her şeyde daha iyi gösteriyorsa o boynuzda ne kadar iyi olursanız olun o tek bir gölge yanınızda sizi olduğunuzdan daha kötü, daha karamsar ya da daha negatif olarak
göstermeye yetiyor.
Şimdi bu konuda yapılan diğer çalışmalardan da biraz bahsetmek istiyorum.
Ondan sonra da gerçek hayat örnekleri de mahkeme salonlarına kadar gideceğiz.
Diğer bir ünlü çalışmada çok tuhaf gelmişti bana.
Orada da şöyle yapıyorlar. Farklı çekicilikte insanların fotoğraflarını gösteriyorlar ve bu kişi nasıl biri diye soruyorlar.
Toplumun güzellik algısına uyan insanların yani görece güzel ve çekici olan insanların hakkındaki yorumlar şöyle.
Daha mutlu, daha başarılı bir insan, iyi bir karakteri var, daha iyi bir ebeveyindir.
Gibi şeyler söyleniyor ve çalışmanın adı da meşhur zaten.
What is beautiful is good. Yani güzel olan iyidir.
Düşünsenize bir insanın yüzüne bakıp iyi ebeveyn olup olmayacağına karar verebiliyorsunuz.
Sadece sizin güzellik standartınıza uyuyor diye.
Hiçbir mantıklı bağı yok.
91 yılına geldiğimizde de sosyal psikolog Alice Eagley özellikle toplumsal cinsiyet ve önyargı alanında çalışıyor kendisi.
Ekibiyle dev bir meta analiz yapıyor.
O güne kadar yapılmış bütün güzellik çalışmalarını birleştiriyorlar.
Araştırma var 8 binden fazla kişiyle görüşülmüş ve onların arasında şöyle bir incelik buluyorlar.
Güzel olan iyidir denmişti ya.
İlgili de diyor ki tam olarak öyle değil aslında.
Güzel insanları daha zeki, daha sosyal, daha yetenekli sanıyoruz.
Evet ama daha dürüst ya da daha iyi kalpli diye düşünmüyoruz.
Yani buradan vardıkları konu da şu.
Halo efekt dediği şey her şeyi boyamıyor.
En çok sosyal ve başarılı algısını boyuyor.
Bu yüzden de çalışmanın adını şöyle koyuyorlar.
Güzel olan iyidir.
Şimdi böyle çalışmaları anlattığımda yok ya ben öyle düşünmüyorum bunlar da abartmış falan diyebilirsiniz içinizden.
Ama sizi iki kere düşünmeye davet edeceğim arkadaşlar.
Çünkü 1977'de Lisbeth ve Wilson'ın yaptığı bir araştırma var.
O da diyor ki insanlar bu önyargıyı yaşıyor ama farkında değiller.
Gerçekten değiliz bu arada.
Ben de değilim, siz de değilsiniz.
Ben bu konuyu yıllar önce master yaparken okumuştum bu arada.
Ve kendimce ufaktan bir deney yapmak istemiştim.
İnsanlar hakkındaki düşüncelerimi, yargılarımı böyle iki kere sorgulamak.
gibi zihnimden bir düşünce geçtiği zaman ve cidden farkında olmadığım o kadar çok ön yargım olduğunu görmüştüm ki kendimden utanmıştım resmen.
Yani başkasında bunu gözlemlemek dışarıdan bir göz olarak daha kolay olabilir.
Birisi önyargılı yaklaştığında halo efekt ya da horn efekt yaptığında bunu direkt söyleyebilirsiniz.
Ama kendinizde bunu fark etmek o kadar kolay değil.
Çünkü sizinle beraber gelmiş bu yaşa kadar.
Kendimizi hep daha objektif sanıyoruz ya zaten.
Değiliz arkadaşlar. O yüzden bu bölümden sonra şöyle bir düşünün isterim.
Ben aslında fark etmeden insanları neye göre nasıl yargılıyorum, nasıl kategorilendiriyorum hayatta?
Oturup bunu düşündüğünüz zaman baya bir şey çıkıyor bu arada.
Peki bu durum bizi eğitim ve çalışma hayatımızda nasıl etkiliyor?
Hatta nelere mal oluyor?
Ona da bakalım istiyorum. Birincisi eğitim.
Mesela daha çekici bulunan kız öğrenciler yüz yüze derslerde daha yüksek not alıyormuş.
Ama pandemiden sonra online derse geçtiğimiz için hocalar herkesin yüzünü göremediğinde fark kaybolmaya başlamış.
Ama bu alanda yapılan çalışmalar zaten bu farkın olduğunu destekliyor.
Mesela öğretmenler...
tırnak içinde düzgün olan çocuklara daha fazla yatırım yaptığı için o çocuklar daha fazlasını alabildiği için daha fazla beklentileri karşılayıp daha fazla başarılı oluyor gibi kendini gerçekleştiren kehanet bölümünde bahsetmiştim.
Dileyenler oraya da bakabilir.
Onun dışında iş hayatında da şöyle bir araştırma var.
İşe alımcıların %57'si bakın yarısından fazlası nitelikli ama daha az çekici adayların iş bulmakta zorlandığını kabul etmiş.
Neden sizce? Çünkü Görünüş, deneyim ve özgüvenden sonra 3.
sırada. Hangi okuldan mezun olduğundan bile önce geliyormuş.
Türkiye için geçerli mi emin değilim burada.
Çünkü Türkiye'nin en büyük firmalarının işe alım departmanlarına yıllarca danışmanlık yaptım.
Okul fetişinin bu kadar yüksek olduğu başka bir ülke görmedim.
İş hayatımdaki birçok farklı ülkeyle çalıştım.
Hiç bu kadar okul takıntılı bir ülke daha, bir kültür daha görmedim açık konuşayım.
Bu da Halo efekt bu arada.
Çünkü belli okullardan mezun olduğunda senin daha zeki, daha çalışkan, İngilizcenin daha iyi olacağın, daha iyi bir...
Eğitim aldığını düşünüyorlar. Eğitim konusuna katılıyorum.
Burası kısmen doğru. Tabii ki de bu okullar boşuna en iyi okullar olmadı.
Ama bu demek değildir ki senin diğer üniversitelerden işe alacağın insanların İngilizcesi çok kötü.
Özellikle de bilginin ve İngilizce öğrenmenin bu kadar kolay olduğu bir dönemde.
Reklam gelecekmiş gibi hissettiniz değil mi?
Hayır reklam gelmeyecek arkadaşlar. Ama söylemek istediğim şey şu, bu kadar yıllık tecrübemde ben şunu çok gördüm.
İngilizcesi daha iyidir, bu okuldan alalım diye işe alınan insanların İngilizcesinin diğer o beğenmedikleri okullardaki mezunların İngilizcesine göre çok daha kötü olduğunu çok fazla gördüm.
Ya da bu insan daha zekidir, daha iyi çalışır, performans daha yüksektir diye düşündüklerinde aslında biraz daha egodan mütevellit performansın...
O kadar da iyi olmadığını diğer o beğenmedikleri okullardan gelen insanların çok daha yüksek performans gösterdiğini bunların hepsini gördüm.
O yüzden de evet tabii ki belli üniversitelerin eğitimleri çok daha iyi ama sadece buna göre yapamazsınız.
Burada bireysel olarak değerlendirmeniz gerekiyor.
Evet buradan şimdi devam edelim.
Nereye gelelim? Hazır performans demişken performans değerlendirmelerine gelelim.
Orada da şöyle bir şey var. Mesela bir yönetici çalışanın tek güçlü yanına hayran kalırsa ya da onu beğenirse.
Diyelim ki çok iyi sunum yapıyor.
özgüveni çok yüksek, kendini çok iyi pazarlıyor gibi onu her konuda yüksek puanlayabiliyor.
İlla işinde çok iyi olmasına gerek yok.
Bunu zaten biliyorsunuz. Her şirkette vardır böyle.
Her organizasyonda vardır daha doğrusu.
Doğru ata oynayan, daha görünür olan, daha fazla ilişkileri yöneten insanların daha hızlı yükseldiği gibi gibi.
Ama onların dışında bir de kendi halinde çalışan, işini çok iyi yapan ama yok iş yeri politikasıymış, yok yalakalıkmış, şöyleymiş, böyleymiş diye uğraşmayıp da Hiç fark edilmeyen, emeğinin karşılığını alamayan insanlar da var.
Ve asıl garibi de ne biliyor musunuz?
Biz bunu çok normalleştirdik.
Biz bunu gerçekten yani iş hayatına yükselmek istiyorsan bunu bunu yapmalısın.
Böyle böyle insanların üstüne basmalısın.
Böyle kendini ön plana atmalısın.
O kadar normalleştirdik ki diğer yapmayanlara ama seni de böyle yapman lazım ya diye bir de tavsiye veriyoruz.
Şimdi biz hep böyle güzellikten bahsettik ama aslında bu halo efekt dediğimiz şey yani halo etkisi sadece güzellikle alakalı değil.
Diğer kısımlara geçelim. Önce bir şey söyleyeceğim.
Elotik sermaye bölümünü dinleyenler hatırlar.
Catherine Hakim'in güzelliği sermaye olarak ele aldığı bir kavram var.
Fiziksel olarak avantajlı insanların iş hayatında, sosyal hayatta ya da eğitim hayatında nasıl daha fazla öne çıktığı, nasıl daha fazla fırsatları elde ettiği.
O bölümü dinlemediyseniz bu bölümden sonra da kesin bakın derim ve güzelliği burada kapatıyorum.
Toplumsal ön yargılar tarafına doğru geçiyorum.
Mesela her toplumun tanımı belli bir ten rengi, yüz tipi, beden ölçüsü, merkezi vardır değil mi?
Ve o tanıma uymadığınızda halo etkisi tersine dönüyor ve horn etkisi devreye giriyor.
İşte burada iş estetik bir meseleden çıkıp insanın hayatının geçmişine hatta özgürlüğünü bile belirleyen bir şeye dönüşebiliyor arkadaşlar.
Size yine birkaç tane araştırmadan bahsedeceğim ve inanın bunları okurken tüylerim diken diken oldu böyle anlattığıma bakmayın.
İş hayatından başladık iş hayatından devam edelim.
Princeton'dan Alexander Todorov'un bir çalışması var.
Bir yüze sadece saniyenin onda biri baktığınızda o insanın güvenilir olup olmadığına dair bir yargıya çoktan varmış oluyorsunuz diyor.
100 milisaniye. Göz kırpmaktan bile hızlı ve daha uzun baktığınızda kararınız değişmiyor.
Sadece o kararı olan güveniniz artıyor.
Yani beynimiz bir yüze bakar bakmaz bu güvenilir.
Bu değil diye etiketliyor.
Sonra da bu etiketi haklı çıkaracak kanıtlar arıyor.
Ben tabii ki içgüdülerime güveniyorum bu arada.
Ben birisi hakkında bir yargıya vardığımda o genelde doğru çıkıyor.
Ama bu her zaman doğru çıkıyor anlamına da gelmiyor.
Zaten kanıtlar aradığınız için kendinizde doğruluyor olabilirsiniz.
Yine derin yerlere giriyoruz bir dakika şimdi şöyle düşünelim.
Eğer bir toplumda güvenilir yüz algısı çoğunlukla beyaz belli bir tipte bir yüzse beyaz olmayan herkes daha o odaya girmeden tek kelime etmeden bile bir dezavantaja başlıyor değil mi?
Ve bu sadece bir...
Teori değil, meşhur bir araştırma da var.
2004 yılında Amerika'da iki ekonomist tamamen aynı özgeçmişleri iş idamlarına gönderiyor.
Tek fark isimleri. Yarısında Emily ve Greg gibi beyaz Amerikalı isimleri, yarısında da Lakisha ve Jamal gibi siyahi isimler var.
Sonuç? Beyaz isimli özgeçmişler %50 daha fazla geri dönüş alıyor.
Aynı özgeçmiş hiçbir fark yok.
Aynı deneyim sadece isim farklı.
Hatta ve hatta şöyle de bir detay vereceğim çok ilginç.
Beyaz isimler özgeçmişlerini iyileştirdiği zaman yani daha çok deneyim eklediği daha iyi eğitim eklediği zaman Gelen geri dönüş artıyor haklı olarak ama aynı şeyi siyahi bir isim yaptığında
özgeçmişlerini iyileştirmenin neredeyse hiçbir faydası olmuyor.
Yani nitelikleri bile ön yargıyı aşmıyor.
Bu çok korkunç yani.
Avrupa'da da benzer çalışmalar var.
Almanya'da yapılan bir araştırmada aynı kadın aynı özgeçmişte 3 farklı başvuru yapıyor.
Biri Alman isimli, biri Türk isimli, biri de Türk isimli ve başörtülü fotoğraflı.
Alman isimli başvuru yüzde 18.8 geri dönüş alıyor.
Türk isimli başvuru yüzde 13.5.
Başörtülü Türk isimli başvuru sadece yüzde 4.2.
Aynı kadın aynı titelikler tek farkı ismi ve başörtüsü.
Ve geri dönüş oranı dörtte birine düşüyor.
İnanabiliyor musunuz arkadaşlar dörtte birinden daha azına düşüyor hatta.
Şöyle İngiltere'ye doğru gelelim.
Orada da King's College London'ın 123 farklı özgeçmiş çalışmasını incelediği bir derleme var.
Bunların %95'inden fazlası yüksek düzeyde etnik ayrımcılık buluyor.
Etnik azınlık isimli adaylar ortalama olarak yarı yarıya daha az olumlu yanıt alıyor.
%95. Bu artık bir istisna değil bu arada bir kural.
Hep söylüyorum göçmenlik üzerine çok konuşuyoruz.
Ayrımcılık üzerine çok konuşuyoruz.
Özellikle de Avrupa'nın şu an bu kadar merkez sağ yön...
yönlendiği bir ortamda bunlar giderek de artacak.
Zaten geriye yönelik göçü şu an hep okuyoruz ve izliyoruz ya sosyal medyada da ya da geleneksel medyada da.
Bence bunlar hep etkileri. O da ayrı bir bölümün konusu olur bu arada.
Tersine göçle alakalı da konuşmak istiyorum ne zamandır.
Evet şimdi işi şöyle bir kenara bırakalım.
Önyargıların sadece kimin işe alınacağına değil de kimin yaşayacağına bakalım.
Stanford'da 2006'da yapılan şöyle bir çalışma var.
Çalışmayı yapan da Jennifer Eberhardt ve ekibi eğer bakmak isterseniz.
Pensilvanya'da 1979 ile 1999 arasında beyaz bir kurbanı öldürmekten yargılanmış 44 siyahi erkeğin fotoğraflarını alıyorlar.
Sonra Stanford öğrencilerine gösteriyorlar ve öğrencilere bu insanların kim olduğunu ne yaptığını söylemiyorlar.
Sadece bu yüz ne kadar tipik olarak siyahi görünüyor diye soruyorlar.
Tipik olarak siyahi.
Ne demek istiyorum? Ten rengi, burun, dudak, saç gibi özelliklere göre birden 11'e kadar puanlamalarını istiyorlar.
Sonra da bu puanları o insanların gerçekte aldığı cezalarla karşılaştırıyorlar ve şöyle bir şey buluyorlar.
Tipik olarak siyahi dedikleri insanlar bunların %57.5'i idam cezası almış.
Daha az tipik siyahi bulunanların ise sadece %24.4'ü.
Ne demek istiyorum peki tipik olarak siyahiden daha koyu tenli daha belirgin Afrika kökenli yüz hatlarına sahip olan?
Bunlara sahipseniz idam edilme ihtimaliniz neredeyse iki katına çıkıyor.
Ve en çarpıcısı bu korelasyon sadece kurbanın beyaz olduğu davalarda ortaya çıkıyor.
Siyahi bir insanın siyahi birini öldürdüğü davalarda yüz hatlarıyla ya da ne kadar tipik siyahiye oluyla ceza arasında hiçbir ilişkisi yok.
Yani mesele sadece suç değil.
Kimin kime karşı ve nasıl göründüğü.
Başka çalışmalar da bunu doğruluyor.
Mesela Minnesota'da 850'den fazla tutuklunun sabıka fotoğrafını inceleyen bir araştırma var.
Daha koyu ten ve daha belirgin Afrika kökenli yüz hatlarının daha ağır cezalarla ilişkili olduğunu buluyorlar.
Tesadüf mü? Değil.
Örüntü mü? Evet. Yani biz kendi içimizde o yaptığımız önyargıları konuşuyorduk ya az önce kendi bireysel seviyemizde, toplumsal seviyede de bunlar oluyor gördüğünüz gibi.
Peki neden böyle düşünüyoruz?
Onu da Kahneman'ın teorisiyle açıklamak mantıklı olabilir diye düşünüyorum.
Hızlı ve yavaş düşünme kitabını okuyanlar vardır.
Okumadıysanız da tavsiye ederim diyeceğim ama kütük gibi bir kitap aklınızda olsun.
O kitapta Kahneman şundan bahsediyor.
Zihnin iki düşünme sistemi var.
Sistem 1 hızlı otomatik sezgisel, sistem 2 yavaş çabalı mantık.
Bu saatlerdir bahsettiğim Halo ve Horn efekte tam bir sistem 1 ürünü.
Beyin enerji tasarrufu yapıyor.
Tek belirgin özelliğe bak, gerisini doldur.
Evrimsel olarak vaktinde tabii ki işe yarıyordu, hızlı karar alarak hayatta kalıyorduk.
Ama bir iş görüşmesine ya da mahkemede adaletsizliğe dönüşebiliyor verdiğim örneklerde gördüğünüz gibi.
Platon'un mağara alegorisi var ya mesela, gördüğümüz gerçek mi yoksa gölge mi?
Bunun gibi halo etkisinin de ben benzer olduğunu düşünüyorum.
İnsanın kendisini deyip zihnimize düşürdüğü gölgeyi değerlendiriyoruz.
Sonra da onu gerçek zannediyoruz.
Mesela bir arkadaşım işe alım yapıyordu kendi start-up'ı için.
Adaylara yetenek testi göndermiş.
Biraz daha böyle soft skill dediğimiz yumuşak becerileri ölçen bir yetenek testiydi.
Dört farklı kategoride ölçüm yapıyor.
Dedi ki sadece mülakattaki performansına baksam hayatta işe almazdım.
Ama test sonuçlarından dört kategorinin dördünde de o kadar yüksek çıktı ki ben de buna güvendim işe aldım.
ve hayatımda yaptığım en iyi işe alındı.
Bu kadar iş bitirici, proaktif, zeki bir insanla daha önce hiç çalışmamıştım dedi.
Ama halbuki o Halo ya da Horn etkisi altında kalsaydı tipine bakarak, konuşmasına bakarak ya bu daha kendini bile ifade edemiyor deseydi.
Çünkü onu söyledi. Yani cümle kuruş tarzı diğer adaylara göre ya da kendini ifade edişi, kendini satışı diğer adaylara göre çok daha aşağıdaydı.
Ama bu test de en yüksek onunkiydi.
Ben bunu baz aldım demişti.
Eğer bu testi baz almasaydı bu kadar memnun kalır mıydı yaptığı işe alımdan?
Orasını bilmiyoruz. Tartışılır ama kalma ihtimali de bence çok yüksek.
Peki Emine bize bu bilgileri verdin üstüme.
Üstümüze bütün bilimsel çalışmaları attın ama ne yapacağımızı söylemedin diyorsanız hemen söylüyorum arkadaşlar.
Birincisi önce kendimizden başlamamız lazım.
Çünkü kişi kendinden bilir değil mi?
O yüzden de şöyle bir kendi önyargılarımızı fark edip ben de yapıyorum demek çok önemli.
Önyargılı değilim demek ne kadar mantıklı bilmiyorum.
Çünkü hepimizin belli konularda yetiştirilme tarzımızdan, tecrübelerimizden gelen önyargıları var.
Bakın ülkemizden örnek vereyim.
Bizim ülkemiz Ermenisi, Yahudisi, Lazı, Kürdü, Türk ile çok farklı kökenden gelen insanların bir arada yaşadığı.
Bir coğrafya değil mi? Ve eğer siz ailenizde belli bir gruba karşı ön yargılı, daha mesafeli, daha eleştirel bir şekilde büyüdüyseniz farkında olmadan o etnik gruba ait insanlarla tanıştığınızda bu düşünce devreye
girer. Giriyor da zaten bakın etrafınıza, bakın kendi ailenize, bakın diğer aileleri görürsünüz direkt.
İkincisi bu az önce örnek verdiğim hızlı ve yavaş düşünme kitabındaki sistem 2'yi devreye sokmak arkadaşlar.
Bir insan hakkındaki görüşünüzü iki kere düşünmek.
Elimde yeteri kadar data var mı diye sorgulamak.
Geçen haftalarda hiking ile alakalı bir video paylaşmıştım.
Konumuz sadece hiking bu arada.
Adamın biri gelmiş. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü bu tarz yorum yapanlar genelde erkekler oluyor.
Benim kendi... Hesabım için konuşuyorum diğer hesapları bilmiyorum ama ben bu durumdan muzdaribim.
Neyse gelmiş adamın biri. Demiş ki 3 kediyi de yaşarsınız ileride.
Ben de anlamadım ne alaka diye.
Dedim ki size bu yorumu yazdıran nedir?
İleri seviyede feminist olmanız diye cevap yazmış bana.
Gerçekten anlam veremedim çünkü içeriklerimde feminizmle alakalı hiçbir şey yok.
Hadi bir cümlemden böyle bir şey çıkardın diğer videolarıma.
Baktım beni takip etmiyor bile her zamanki gibi.
Böyle bir yargıya verdin.
Ben de aynı yargıyla yaklaşacak olursam.
Senin profil fotoğrafına bakıp videodan alakasız yazdığın yoruma bakıp şöyle diyebilirim.
Kendisinin feminizmin ne olduğunu bildiğinden bile şüpheliyim ama demiyorum.
Evet üçüncüsü kriterleri önceden belirlemek.
Halo'ya ya da Horn etkisine karşı en güçlü savunma yapılandırılmış bir değerlendirmedir arkadaşlar.
Somut data, örnekler.
Mesela İngiltere'de kuzeyde bir sokak röportajında orta yaşlı bir İngiliz bey diyor ki Geçenlerde izledim.
İngiltere'de yaşayan Müslüman kadınların %85'i İngilizce konuşamıyor.
Röportajı yapan kişi de soruyor.
Nereden biliyorsun? Yapan da İngiliz bu arada.
O kadar inanmış, o kadar biliyor ki böyle diyor.
Bu bir fact, bu data. Sen diyor nasıl bilmiyorsun?
Sonra konuyu değiştiriyor. Zaten Orta ve Güney Afrika'nın IQ ortalaması da %60.
Hepsi de buraya geliyor diye devam ediyor.
Diğer adam zavallım.
Geri çekiyor konuşmayı. IQ olayına cevap bile vermeyeceğim ama şu %85'e bir geri dönelim.
Nereden biliyorsun diye sıkıştırıyor bayağı bir.
Biliyorum diyor gerçek bu.
En son itiraf ediyor haberlerde okumuş.
Sonra da diğerini suçluyor.
Diyor ki sen diyor ileride karına kızına göçmenler tarafından tecavüz edilince gelip bana ağlama.
Röportajı yapan adam sonrasında istatistikleri veriyor.
Birleşik Krallık'ta yaşayan Müslüman kadınların %87'si gayet iyi İngilizce konuşuyor.
Burada doğup büyüyenlerin %99 İngilizceyi zaten anadili gibi konuşuyor.
Konuşamayan kesim de yaşlı olup sonradan gelenler.
Sonra şu tecavüz kısmında olan araştırmalara baktım ben de.
Çünkü altında baya bir yorum vardı aslında tam tersi hani beyazlar falan diye hiç de sevmediğim bir konu bu arada.
Keşke hadım cezası olsa bunun için ama dataya baktığımızda Birleşik Krallık'ta tecavüz olaylarında %83'ü Beyaz.
Sadece İngiliz değil karışık beyazlar.
Tabii ki bir göçmen böyle bir olaya karıştığında daha fazla ses getiriyor.
Bizim ülkemizde de bu böyledir.
Her yerde böyle. Ama demem o ki yani böyle bir data olmadan böyle herhangi bir somut veri olmadan insanları suçlamak tabii ki de çok daha kolay ama cahilce de.
O yüzden de ben böyle şeylere maruz kaldığımı düşündüğümde ya da gözlemlediğimde etrafımdakilerin kendime de hatırlattığım insanlara da söylediğim şey şu.
Konu sizinle alakalı değil.
Konu aksanınıza isminize göre Yargılanmak evet ama bu sizin eksikliğiniz değil.
Bu karşıdakinin kör noktası.
Göçmen danışanlarımla da hep konuştuğumuz bir şey.
Reddedilmek, bu tarz ayrımlara maruz kalmak hiçbir zaman sizin değerinizle alakalı değil.
Karşı tarafın ön yargılarıyla ve kendini geliştirememesiyle alakalı.
Bir önceki bölümde mesela mütevazi olmaktan bahsetmiştik.
Genelde iş hayatından bahsetmiştik ama ben bu konularda da mütevazi olmuyorum.
Çünkü bu insan bunu yapabiliyorsa, zihni bu kadar kapalıysa demek ki benimle aynı seviyede değil.
Demek ki benim muhatabım değil zaten.
Hani muhatap alıp konuşmam. Benim çok sinirimi bozuyorsun ya da durum eskale etmiştir.
O zaman da ağzının payını veririm.
Seni asaletimle döverim.
Yani oradaki bilgimle, kültürümle döverim ve geçerim.
Ama dediğim gibi insanın bunu yapabilmesi için kendi önyargılarının da farkında olması gerekiyor.
Ve onların üzerine de düzenli olarak çalışması gerekiyor.
Halo etkisi insanın doğasına var arkadaşlar.
Bir özellikten yola çıkıp koca bir insanı tanıdığımızı zannediyoruz.
Ama insanlar hale değil ya da o horn boynuz değil çok katmanlı çok çelişkili varlıklar böyleyiz.
O yüzden de bu haftanın sorusu bölümün ortasında da bahsetmiştim gerçi.
Şöyle bir düşündüğünüz zaman kendinizi daha detaylı gözlemlediğiniz zaman sizin hangi konularda daha çok ön yargınız var?
Siz hangi konularda halo ya da horn etkisi yapıyorsunuz kendinizce?
Ve size hangi konularda yapılıyor?
Bunları düzeltecek olsanız.
Hem karşı tarafa karşı size yapan birine karşı biraz daha mesafe koyacak olsanız ya da ona karşı bir önlem alacak olsanız ne yapardınız?
Hem de sizin yaptığınız, sizin geldiğiniz bu önyargıları nasıl biraz daha nötrleştirebilirsiniz?
Evet arkadaşlar eğer ki bu bölümü faydalı bulduysanız ve kesin dinlemelisin dediğiniz bir arkadaşınız varsa ona yollamayı unutmayın.
Ve eğer bu konularda...
Profesyonel bir koçla çalışmak isterseniz de bana her zaman emineyesitmen.com slash koçluk ya da coaching adresinden ulaşabilirsiniz.
Web sitemi yeniledim çok mutluyum.
Evet bir sonraki bölümde görüşmek üzere arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
