
Güney Kore Kozmetik Patlamasının Arkasında Ne Var?
10 Mayıs 2026 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Son birkaç yılda Kore kozmetik ürünleri (K-Beauty) neden bu kadar popüler hale geldi? Markalar farklı ne yapıyor? Ar-Ge'leri gerçekten bu kadar güçlü mü? Bunun arkasında nasıl bir kültürel bağlam var ? Özellikle Kore'deki kadın güzelliği algısı ve estetik cerrahi normalleşmesi açısından?
K-Beauty bir sektör başarısı mı, yoksa görünürde göremediğimiz toplumsal bir baskının pazarlanmış hali mi? Ve bu ürünler gerçekten bu kadar kaliteli mi, yoksa kısmen pazarlama balonu mu?
Hepsini bu bölümde masaya yatırdım. Keyifli dinlemeler
#koreanbeauty #society #ciltbakımı
Transkript
Altyazı M.K.
Geçtiğimiz haftalarda Güney Koreli arkadaşım Juliet Londra'daydı.
Beylerimiz çocukluk arkadaşı biz de onların sayesinde tanıştık.
Kafa yapılarımız çok uydu ve arkadaş olduk.
Hazır bu sefer uzun gelmişken böyle biraz kız kıza vakit geçirelim evde kahve içelim falan dedik.
Tam da o gün merak edip sipariş verdiğim Kore cilt bakımı ürünlerinin kargosu geldi.
Juliet de haklı olarak dedi ki neden benden istemiyorsun bunları ben sana gelirken getirirdim.
Dedim bak pişman olursun sonra yok yok olmam dedi.
Kore'de yaşamıyor aslında ama çok sık seyahat ediyor.
Londra'ya da çok sık geliyor. Ama benim aklıma o an ürünlerden ziyade şöyle bir şey geldi arkadaşlar.
Ben geçen seneye kadar hiç Kore ürünleri kullanmıyordum.
Hatta çok severek aldığım bir yüz ve dudak maskesi var.
Onların Kore markası olduğunu bile bilmiyordum.
Fransız sanıyordum. Şu an böyle deli gibi Kore markası kullandığım da söylenemez.
Ama yine de böyle merak edip aldığım, memnun kaldığım birkaç tane ürün var.
Bu Kore ürünlerinin bu kadar patlaması da bana şunu düşünürdü.
Nasıl oldu da birdenbire bir ülkenin kozmetik endüstrisi bütün dünyaya yayıldı?
Tabii ki hemen... Juliet'e bunu sordum.
Biraz üzerine sohbet ettik.
Ama beni biliyorsunuz araştırmadan duramam.
Üzerine baya bir baktım ve değişik bilgiler edindim.
Bugün de o edindiğim değişik bilgiler çerçevesinde Kore güzellik ürünlerinin kalitesini nasıl bu kadar popüler olduğunu konuşacağız.
Ama bir yandan da bu sektörün arkasında çok daha derin bir kültürel ve toplumsal hikaye var.
Onu da konuşacağız. Sadece kalite ve pazarlama başarısı değil Kore ürünlerinin şu an geldiği nokta.
Hem ekonomik hem felsefi hem de toplumsal bir hikaye.
Benim en çok aklımı kurcalayan soru şu.
Bu hikaye gerçekten bir başarı hikayesi mi?
Yoksa bizim görmediğimiz bir baskının dışa vurumu mu?
Ve ürünler gerçekten dünyanın geri kalanından bu kadar iyi mi?
Yoksa birazcık balon mu?
Bugünkü konuyu Kore ürünlerinin kalitesi ve o kaliteyi neyin belirlediği kadar aynı zamanda ekonomik ve kültürel açıdan da ele alacağız arkadaşlar.
Hazırsanız başlayalım. Herkese merhaba, gelişigüzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda hayatı ve kendimizi daha iyi anlarız.
sosyoloji, psikoloji ve felsefe desteği ile konuşuyoruz.
Arada bir de böyle toplumsal konuları ya da ilgimi çeken konuları öğrendikçe sizlerle paylaşıyorum.
Bugün de Kore kozmetik patlamasının arkasındaki kültürel detayları, bilimsel detayları konuşacağız arkadaşlar.
Evet, öncelikle büyük resmi görebilmek için sayılarla başlayalım.
Çünkü bu sektörde olan şey gerçekten çok ilginç.
Şöyle söyleyeyim, 2012'de Kore'de binin altında kozmetik markası varmış.
2022'ye geldiğimizde bu sayı 30 bine...
Ve 2025'te Güney Kore'nin toplam kozmetik ihracatı neredeyse 12 milyar dolara fırlıyor.
İnanılmaz bir şekilde büyüyen bir pazardan bahsediyoruz burada.
Küresel KBT pazarının Kore güzellik endüstrisine globalde verilen isim bu.
2033'e kadar 30 milyar doları aşması beklendiği söyleniyor.
Yani büyüme inanılmaz hızlı derecede devam ediyor.
Ve tabii ki bu bir anda olmadı.
Belirli bir dönüm noktası var.
Nedir o dönüm noktası? Tabii ki de Covid.
benzer bir şey söyledi bu arada benim arkadaşım.
Dedi ki biz aslında her zaman çok iyiydik.
Her zaman RG'ye ekstra yatırım yapıyorduk ama COVID döneminde iç pazar çok daraldı.
İhracata ağırlık vermek zorunda kaldık ve pazarlama da çok daha iyi bir noktaya geldik.
Aslında kırılma oydu.
Aslında işin perde arkasını araştırınca da daha ilginç bir hikaye çıkıyor karşımıza.
Georgetown Üniversitesi'nin yayınladığı bir analize göre KBT'nin asıl kırılma noktası 2017'de yaşanan Güney Kore Çin krizi.
Çünkü 2017'de Güney Kore, Amerika'nın kendi topraklarına bir füze savunma sistemi kurmasına izin veriyor.
Ve Çin buna çok kızdığı için Güney Kore ürünlerine ekonomik yaptırım uyguluyor.
Ve o zamanlarda Çin, Güney Kore'nin kozmetik ihracatının yaklaşık %50'sini alıyormuş ve bir gecede pazar dağıldığından dolayı kozmetik endüstrisi çok büyük bir zarara uğruyor.
Ama bunu fırsata çeviriyorlar.
Böylece Amerikan pazarına dönüyorlar ve K-Beauty Trinity denilen yepyeni bir model geliştiriyorlar.
Üretim, lojistik ve pazarlamayı birbirinden ayıran modüler...
bir yapıdan bahsediyorum. Yani bu büyük L'Oreal Estee Lauder gibi devler her şeyi tek elinde toplarken Koreliler bu sistemi bir tık daha parçalıyor ve bu sayede küçük bağımsız markalar bile globale çıkabilir hale geliyor.
Yani bir krizden öğrenip sistemi değiştiriyorlar ve bugün hasat ettikleri başarı da o krizin bir sonucu olarak da görülebilir Covid'in yanında.
Yani dışarıdan bakınca bir anda patlamış gibi görünüyor.
Aslında yıllarca arkasında biriken yatırımın ve doğru anda görünür hale gelmenin bir hikayesi var en başta.
Peki Güney Koreli güzellik markaları neler?
Birincisi Juliet'in de dediği gibi ARGE'ye sürekli yatırım yapıyorlar.
Korelilerin cilt bakım geleneği aslında M.Ö.
700'lere uzanıyormuş. Yani modern Kore endüstrisi yüzyıllarca biriken bir bilgi havuzu üzerine kurulu diyebiliriz.
Ama bunun ötesinde Kore hükümeti kozmetik ihracatını stratejik bir alan olarak görüyor ve destekliyor.
Vergi teşvikleri yapıyor, ARGE fonları çıkartıyor, uluslararası fuar destekleri veriyor, olivyan gibi yerel zincirlerin globalleşmesini kolaylaştırmak için bunlara destek sağlıyor.
Zaten bunu da direkt örnek olarak verebiliriz.
Bir de şu var ki bence dikkat edilmesi gereken de bir konu.
Mesela Amerika'da bir ürünü piyasaya sürmek için FDA onayı almak gerekiyor ve bu onay gerçekten çok uzun sürüyor.
Ama Kore'de negatif liste sistemi dedikleri bir şey var ve bu açıkça yasaklanmamış her şeyin serbest olduğu bir sistem.
Yani ürünleri piyasaya sürmek için önceden onay almalarına gerek yok.
Bu da yeni ürünlerin çok hızlı bir şekilde çıkmasını sağlıyor.
İkincisi de tüketici geri bildirimini ürün geliştirme döngüsüne çok hızlı bir şekilde entegre edebiliyorlar.
Batı'da bu 2-3 yıl sürerken Kore markaları aynı süreçte birden fazla tekrarlama yapabiliyor.
Mesela Marie Claire dergisi 2010'larda Güney Kore'yi inovasyonda dünyanın geri kalanından 12 yıl ileride diye lanse etmişti.
Sektörde Kore'ye yeni Fransa deniyormuş hatta.
Mesela BB krem, CC krem, Cushion fondöten bunların hepsi Kore'de geliştirilmiş.
Ben de bölümü araştırırken öğrendim.
Global markalar sonradan Korelilerden kopyalamış bunları.
maskeleri de öyle. Salyangoz salgısının kozmetik kullanımı da aynı şekilde.
Yani gerçekten öncüler birçok konuda.
Üçüncüsü ve bence en önemlisi yaklaşımları batıya göre çok daha farklı arkadaşlar.
Çünkü batı genellikle sorunu çöz mantığıyla çalışıyor.
Mesela kırışıklık varsa retinol kullan.
Akne varsa salisik asit kullan gibi.
Kore yaklaşımı ise sorunu önlemek üzerine kurulu.
Cildi besle, cildin bariyerini güçlendir ve sorunu olmadan önle diye düşünüyor.
Ve o yüzden de ürünler zaten daha harika.
Hafif daha çok katmanlı, daha nemlendirme odaklı.
Kore'deki en büyük kozmetik markalarından birinin kurucusu Alicia Yoon şöyle demiş.
Kore'de cilt bakımı bir öz bakım pratiğidir.
Çünkü cilt vücudun en büyük organı.
Bu felsefi bir çerçeve ve bu çerçeve ürünlerin formülasyonuna da yansıyor.
Dördüncüsü de fiyat kalite oranı.
Güney Kore'de orta segment bir ürün.
Avrupa'daki lüks segmentteki ürünlerle aynı kalitede olabiliyor.
Çünkü iç pazardaki rekabet inanılmaz acımasız.
Dünyanın en zorlu tüketicileri arasında onlara satabilen bir marka dünyaya satabiliyor mantıken.
Beşincisi ambalaj ve kullanıcı deneyimi.
Kore markaları bir kavanozun açılışı, bir serumun dokunuşu, bir maskenin nasıl koktuğu konusunda obsesif.
Bu detay önemsiz gibi görünebiliyor.
Bence önemsiz bu arada ama tüketicinin günlük rutin sevgisinde çok belirleyiciymiş.
Bu arada şöyle bir parantez de açayım.
Ben B2P isimli bir marka kullanıyorum.
Çoğu ürünü oradan sipariş ediyorum.
Kurcusu Kanadalı ama genel merkezleri İngiltere.
Amerika'da da operasyonları var.
Ve muhteşem, karizmatik, aklına koyduğunu yapan seri girişimci bir kurucusu var.
Hatta Londra'da pop-up store açmışlardı.
Yani geçici bir dükkan. Oraya gittim sırf o kadınla tanışmak için.
Annem yaşlarında böyle çok tatlı bir kadın.
Tanıştık, biraz sohbet ettim.
Bana dedi ki, kendim kullanmadığım hiçbir ürünü ürettirmiyorum.
Ya da kendim kullanmayacağım, kendim yüzüme sürmeyeceğim hiçbir ürünü ürettirmiyorum.
Onların mantığı da şu, ambalaj ve paketlemeye vereceğimiz parayı ARGE çalışmalarına yatır...
Daha uygun fiyatla herkesin ulaşabileceği kaliteli ürünler üretelim.
Bana bu daha mantıklı geliyor. Üyelik sistemiyle çalışıyorlar.
Senede 30 pound gibi bir ücrete piyasadaki muadillerinin 3'te 1'i fiyatına mükemmel ürünler alabiliyorsunuz.
Ben son 8 senedir falan yüz temizleme, bal mı, retinol, hyalurik asit, C vitamini gibi temel ürünlerimi oradan alıyorum.
Böyle havada kaldı farkındayım bahsettiğim ürünler ama B2P ve diğer kullandığım ürünleri de bir video çekip Instagram'a koyarım sizin için.
Bu arada belki fark etmişsinizdir ben şöyle bir tipim.
Hani böyle bir markadan... memnun kalınca senelerce o markanın ürünlerini kullanan tipler var ya üstüne bir de herkese önerip bunu kesin al diyen sanki böyle o markadan komisyon alıyormuş gibi ben oyum arkadaşlar.
Tam böyle markaların seveceği sadık müşteri profili.
Ama şöyle düşünüyorum günün sonunda cildin ihtiyacı olan 3-4 tane temel ürün var ve bunları almışken en iyisini alayım.
O şekilde cildime iyi bakayım diye düşünüyorum.
Mesela her şeyden önce cildi iyi temizlemek, iyi bir nemlendirici kullanmak, yaşlanma karşıtı ürün istiyorsanız düzgün bir retinol kullanmak ve kaliteli bir güneş kremi tabii ki.
Bir de ben C vitaminini kullanıyorum.
Çünkü onun da cildime çok faydalı olduğunu fark ettim.
Diğer şeyler biraz da pazarlama harikası demişti bana cilt doktorum.
Bir de şöyle bir şey de var. Bunu hem doktorum söyledi hem ben sonra araştırdım.
Cildimize sürdüğümüz o kremlerin, ürünlerin sadece %10'u emiliyor.
Zaten çok büyük bir kısmı geçmiyor.
O yüzden ben de şunu çok faydalı buluyorum.
Bu microneedling ya da dermapen gibi uygulamalar var ya.
Gerek evde ya da gerek güzellik merkezlerine giderek ya da cildin altından böyle nemlendirici enjekte etmek.
Bunlar bana bir... Biraz daha uzun vadeli ve biraz daha kalıcı çözümlermiş gibi geliyor.
Kore'ye geri dönecek olursak da onların büyümesini sadece ürün kalitesiyle açıklamak da doğru olmaz az önce dediğim gibi.
Çünkü sadece kaliteli ürünleri Güney Kore üretmiyor arkadaşlar.
Asıl buradaki katalizör Hallyu dalgası.
Hallyu Türkçe'ye Kore dalgası diye çevrilen Korece bir terim.
Yani K-pop, K-drama, Kore filmleri, BTS, Blackpink, Squid Game dizisi, Parasite filmi gibi bunların hep beraber ördüğü kültürel bir ihracat.
Netflix'te bir Kore dizisi izliyorsunuz.
Ana karakterin cildi nasıl böyle porselen gibi parlıyor değil mi?
Hangi seri mi kullanıyor? Bir dakika sonra TikTok'ta o ürünü görüyorsunuz zaten.
Bir hafta sonra Olive Young'da her yerde.
Bir ay sonra zincir güzellik mağazalarında gibi gibi.
Kore hükümeti bunu uzun yıllardır stratejik olarak destekliyor ve K-içerik ihracatı zaten devasa bir gelir kaynağı.
Ve K-beauty bu kültürel ihracatın sevdirilmiş hali.
BTS bir ürünü mü kullanıyor?
10 milyonlarca... kişi ona bakıyor.
K-pop yıldızları kozmetik markalarının elçileri mesela.
K-dramalardaki cilt ürünleri sahnelerin bir parçası.
Böyle de düşünmek lazım. O yüzden bu yumuşak güç dediğimiz şey Joseph Nye'nin 1990'larda ortaya attığı bir kavram.
Bir ülkenin kültürü, değerleri, yaşam tarzı aracılığıyla başka ülkeleri etkilemesi.
Kore son 20 yılda bunu çok bilinçli, çok stratejik bir şekilde inşa etti ve K-beauty bu inşanın sonuçlarından bir tanesi.
Şimdi buraya kadar güzellik ürünlerinin Ama burada bir duralım istiyorum.
Çünkü bu hikayenin görünmeyen bir yüzü daha var.
O kısmını da atlamamak gerekir.
Kore kozmetik endüstrisi neden bu kadar gelişmiş sorusuna bu az önce bahsettiğimiz şeyler tek başına yeterli gelmiyor.
Çünkü diğer cevaplardan bir tanesi de çok az konuşulan bir şey.
Ama Kore'de güzellik zorunlu arkadaşlar.
Nasıl yani Emine dediğinizi duyar gibiyim.
Şöyle rakamlarla konuşalım yine.
Internal Society of Aesthetic Plastic Surgery raporuna göre Güney Kore kişi başına düşen estetik operasyon sayısında dünyada birinci.
Amerika'yı ve Brezilya'yı geçmiş durumda.
Her bin kişiden yirmisi senede en az bir kere estetik operasyon geçiriyor.
Ve bu rakam Amerika'nın neredeyse dört katı.
Ve bu sadece bireysel tercih meselesi değil arkadaşlar.
Yapısal bir mesele. Bence
bu tesadüf olamaz.
Mesela Avrupa'da fotoğraflı CV en az son 10 yıldır tarihe karıştı ayrımcılığı engellemek için ama Güney Kore'de CV'lere fotoğraf eklemek hala daha normalmiş.
İşe alımlarda, evlilik ajanslarında, evet evlilik ajansları varmış bu arada, görünüş en önemli kriterlerden biri.
değil ki emine diyebilirsiniz.
Evet ama bu Kore'de, Güney Kore'de bayağı bir obsesiflik seviyesinde.
Ve bu durum giderek daha da derin bir hale geliyor.
Mesela World Matrix'in 2023 verilerine göre Güney Korelilerin %91'i estetik cerrahiyi sosyal olarak kabul edilebilir buluyormuş.
Neredeyse herkes diyebilir miyiz buna?
Ya da ilk estetik yaptırma yaşının ortalama 23 olması.
Kadınların yarıdan fazlası %52'si 20-30 yaş arasında en az bir kozmetik prosedür geçiriyormuş ve daha çarpıcı olan da şu 2018'de erkeklerin estetik yaptırma oranı %12 iken
2023'de %19'a çıkmış.
Bu bahsettiğimiz şey sadece kadınlara özgü bir şey değil estetik kısmı ama hala kadınlar pazarın %69'unu oluşturuyor.
Feminist sosyolog Ruth Holliday ve Joanna Elfing bu olguya appearance management yani görünüş yönetimi diye yaklaşıyor ve şöyle açıklıyorlar.
Kore'de iş ve evlilik başarısı bir bireyin bedelini yönetebilir.
Yani güzellik bir öz bakım meselesi değil bir kapital.
Bordeaux'nun kültürel sermaye kavramının ya da hatta bu kanalda konuştuğumuz Catherine Hakem'in erotik sermaye kavramının da somut bir versiyonu gibi düşünebilirsiniz bu arada.
Henüz dinlemediyseniz erotik kapital bölümüne de kesin bakın derim.
En garip gelen araştırmalardan bir tanesi de yani benim en garip bulduğum şeylerden bir tanesi de şuydu.
1994'te Korelilerin %38'i bir kadının evlilik için ameliyat olmasını kabul edilebilir buluyormuş.
2015'te bu oran %66'ya çıkmış.
2023'te %91'e.
Yani neredeyse evrensel bir kabul.
30 yıl içinde bir toplum normu nasıl değişiyor örnek görmek istiyorsanız alın size Güney Kore'nin güzellik örneği.
Yani bu rakamlar çok şey... Bu toplumsal mekanizmayı anladığımızda K-beauty endüstrisinin neden bu kadar büyük ve sofistike olduğunu da daha iyi anlıyoruz.
Bin yıllık güzellik geleneği evet, inovasyon evet ama aynı zamanda son derece talepkar, son derece kritik, son derece yüksek standartlı bir iç pazardan bahsediyoruz.
Çünkü o pazardaki tüketici ürünün performansını test eden değil, ürünün performansından hayatının başarısını ölçen biri.
Ve sosyolog Holiday'in şöyle bir cümlesi var diyor ki estetik cerrahi.
Kore'de masajanist bir güzellik kültürünün içinde var oluyor ve gerçekte yalnızca kadınları etkiliyor.
Bence de böyle bu arada. Çünkü Kore'nin zaten patriyark bir toplum olduğunu biliyoruz.
O ayrı bir bölümün konusu olur gerçi ama.
Ve Korean Women's Movement Federation gibi feminist organizasyonlar da yıllardır bu konuyu eleştiriyor zaten.
Escape the Corse hareketi var mesela.
Koreli kadınların makyajı bırakıp saçlarını kestiği, plastik ameliyatları reddettiği bir akım.
Yani bu tek yönlü bir trend değil.
İçeride direnişi de var.
İyi ki de var ve iyi ki de artar bu direniş demek istiyorum şu anda araştırırken.
Gerçekten ben de çok şok olarak okudum birçok makaleyi.
Ve şunu da net bir şekilde görüyoruz arkadaşlar.
Bu K-beauty endüstrisinin başarısı yalnızca yenilikçiliğin değil, aynı zamanda son derece yoğun bir toplumsal baskının da ürünü.
Yani hikayenin tamamını görmek için bu kısmı atlamamak gerekiyor.
Peki son sorum şu. Güney Kore ürünleri gerçekten bu kadar iyi mi?
Dürüst cevap vereyim. Kısmen evet ama kısmen de pazarlama kendi tecrübelerime dayanarak.
söylüyorum. Tabii ki de araştırmalarımla da söylüyorum ama şöyle bir bakalım, karşılaştıralım.
Kore markaları evet çok güzel formülasyonlarla dünyada öncü olabilir.
Cildin bariyer fonksiyonunu güçlendirmek üzere yoğunlaşan bilimsel araştırmalar yapıyorlar.
En iyi uygulamalar Güney Kore'den çıkıyor.
Fermente içerikler, fermente bir pirinç suyu, fermente maya, fermente soya ya da biyo yararlanım açısından batılı muadillerinden daha gelişmiş formlarda ürünler üretiyorlar.
Mesela centella asiatica bitkisi, salyangoz salgısı, Propolis.
Bunların kullanımında Güney Kore 10 yıl ileride diyorlar.
Ben de araştırırken öğrendim.
Öyle güzellik gurusu olduğundan falan değil.
Ama spesifik kategorilerde aç kara üstünlükleri var.
Güneş kremi bunlardan bir tanesi ya da yüz maskeleri.
Dünya çapında kabul gören ve hatta onun üstü standartlarmış.
Bunun sebebi de Güney Kore güneş kremleri formülasyonel olarak Avrupa ve Amerika ürünlerinden daha hafif, daha yüksek SPF performansına sahip olduğundan dolayıymış.
Bana da beyim geçenlerde Güney Koreli bir güneş kremi almış.
Sen bu aralar Kore ürünlerine Sardım bak bu bayağı iyiymiş diye düşünceli bir bey.
Denedim ve gerçekten çok hoşuma gitti.
Çünkü sadece güneş kremi değil aynı zamanda nemlendirici özelliği de var.
Benim kendi kullandığım güneş kremi de böyle.
Bu arada Fransız bir marka.
Hem dokusu çok güzel nemlendiriyor.
Hem yaşlanma karşı da özelliği var ki doktorum zaten bütün güneş kremlerinin doğal olarak yaşama karşı olduğunu söylemişti.
Doğru. Hem de tabii ki güneşten koruyor.
O yüzden böyle çok değiştirme taraftarı değildim.
Ama şu anki de bayağı hoşuma gitti.
Onu da paylaşırım diğer ürünlerle beraber.
İnstagram'da paylaşım yaptığım.
Ama diğer tarafından bakacak olursak da az önce bahsettiğim bölümün başında demiştim ya içerikleriyle alakalı onay süreçleri bir tık daha hızlı diye.
O yüzden bende biraz daha soru işareti yaratıyor.
Çünkü klinik etiket yani ürünün içerisindeki tam olarak yüzde kaç aktif madde olduğu konusunda batı çok daha şeffaf ve tabii ki de Retinol, AHA, BHA, vitamin C gibi yüksek
konsantre olan ürünlerde batılı markalar özellikle de Amerikalı klinik markalar ya da dermokozmetik markalar için konuşuyorum çok daha güçlüymüş.
Bir de şöyle 10 adımlı Kore rutini gibi bir sürü ürün kullanmalı durumlar var ya dermatologlar da şöyle eleştiriyor onu.
Yani bu kadar fazla ürünü cildinize uyguladığınız zaman ya da her gün farklı ürün uyguladığınız zaman hassas ciltler daha fazla irite olabiliyor.
Bence çok yorucu bir şey değil mi?
Yani az önce dediğim gibi ben bir taşla 8 kuş vurulan ürünleri gerçekten çok seviyorum böyle cilt bakımı konusunda.
Çünkü ona saatlerimi harcayamıyorum öyle bir vaktim yok.
O yüzden böyle nemlendiricili güneş kremimle aşk yaşıyorum zaten.
Onun dışında da şunun da farkında olmak gerekiyor.
Güney Kore markalarının bir çoğunu L'Oreal, Estee Lauder gibi devler satın almaya başladı.
Yani Kore markası diye etiketlediğimiz şey bazen sadece bir Kore ismi taşıyan ama global bir devin ürün hattı da olabilir.
bir şey alırken etiketini nasıl okuyorsak yediğimiz içtiğimizde bence yüzümüze sürdüğümüz şeylerde de okumakta fayda var.
Yani en kısa haliyle şunu söylemeye çalışıyorum.
KBT'nin en iyi ürünleri gerçekten dünyanın en iyi ürünleri arasında ama her Kore ürünü iyi değil tabii ki ve en sağlıklı bakış açısı benim kendi görüşüm ürünlerin ne ülkeden geldiğine değil de formülasyonunun cildinize
uygun olup olmadığına bakmak ve bunu yapabilmek için de içerik etiketlerini okumayı öğrenmek.
Şöyle toparlayacak olursak beni bu hikayeden çıkardı.
Birkaç tane şey var. Birincisi bir endüstrinin başarı hikayesini her zaman çok katmanlı bir şekilde okumak gerekiyor.
Yani yenilikçilik, yatırım, pazarlama bunların hepsi gerçek olabilir ama aynı zamanda toplumsal baskılar, kültürel beklentiler, ekonomik zorluklar da o başarının bir parçası.
Yani bunları görmezden gelmek hikayeyi eksik anlamak demek.
Çünkü ben bir ürün alırken sadece o ürüne göre almıyorum.
O ürünün arkasında ne var, kim var, bu insanların vizyonu ne, bu insanların felsefesine buna bakarak alıyorum ki benim de desteklediğim bir iş büyüsün diye düşünüyorum.
B2P'yi de o yüzden kullanıyorum.
Kurucusunu gerçekten çok beğendiğim, mantalitesini beğendiğim için ve çok başarılı bulduğum için.
Şimdi bunu kenara koyalım. Siz böyle yapmak zorunda değilsiniz tabii ki.
Bu benim kendi görüşüm. Ama diğer biri de evet Korelilerin cildi çok güzel.
Bunun hepimiz farkındayız.
Herkes öyle cilde sahip olmak istiyor.
Ama o cilt sadece onların kullandığı serumun etkisi değil ya da çok sıkı derecede kullandıkları güneş koruma kültüründen dolayı değil.
Beslenmenin, su tüketiminin, uyku düzeninin ve aynı zamanda yoğun toplumsal baskının sonucu.
Yani sadece o Ürünü alarak o sonucu elde edemezsiniz.
Ama markalar size bunu satıyor.
Markalar arka plandaki hikayeyi görmezden gelip ya da bütününü göstermeyip bu ürünü alırsanız cildiniz böyle olacak diyor.
Tabii ki de böyle bir şey yok. Üçüncüsü de benim için en önemlilerinden biri.
Kozmetik kullanmak çok güzel bir şey.
Ben çok seviyorum böyle bir şeyler keşfetmeyi, yüzüme bir şeyler sürmeyi.
Öz bakımın bir parçası öyle görüyorum.
Ama kusursuz bir cilt hedef olduğunda kozmetik bir araç olmaktan çıkıp bir baskıya dönüşüyor.
O yüzden hiçbir zaman kusursuzluk bir amaç olmamalı.
Kusursuz bir cilt... bir amaç olmamalı diye düşünüyorum.
Kore kozmetik endüstrisinin sunduğu aslında tam olarak bu.
Cildiniz daha iyi olabilir, daha parlak olabilir, daha pürüzsüz olabilir, daha genç görünebilir.
Gerçi bütün endüstri sunuyor bunu.
Yani sadece Kore değil de bütün ülkeler sunuyor.
Ya da bütün ürünler bir şeyleri daha iyi sunuyor.
Ama şunun için bir adım daha atın, bunun için bir ürün daha alın, bunu da rutinize ekleyin dediğimiz zaman ee nereye kadar yapacağız ki bunları?
Ondan sonra dolaplarımız kullanmadığımız ürünlerle doluyor.
Benim öyle cilt bakımı takıntılı bir arkadaşım vardı.
Tüm maaşını kremlere, serumlara yatırıyordu.
Hepsi de böyle aşırı pahalı, lüks markalar bu arada ama hepsini de tüketemiyor ki.
Yani sonuçta yüzüne kaç tane farklı şey sürebilirsin?
Bir de onların da bir son kullanma tarihi var.
Zaten son kullanma tarihine doğru geldiğini fark ettiğinde ve bunu bitiremeyeceğini görünce çevresine dağıtıyordu, boşa gitti.
Bir de geçenlerde bir videoya denk geldim.
Kullandığı yüz maskesi alerji yaptığı için az kalsın hayatından olacak biri.
Tecrübesini paylaşmış. Bu tarz konularda çok dikkatli olmak lazım.
O yüzden işte bir ürünün etiketini okumak ya da bir ürünün numunesini alıp kullanmak çok çok çok önemli.
Evet arkadaşlar konu Kore'nin güzellik ürünlerinden çıkıp nerelere geldi.
Ama kendi bedenimizde ilişkimiz her zaman için markaların üzerinden para kazandığı bir şey değil mi?
Endüstri toplumdan ayrı olamayacağı için hiçbir alışveriş seçimi politikadan ve psikolojiden de bağımsız değil bence.
Evet KBT bir başarı hikayesi olabilir ama aynı zamanda bir baskın da hikayesi.
Kültürel bir ihraç ve pazarlama.
Bunları anlattığım detayına girdim.
Çünkü bu tarz detayları bilmek bizi daha bilinçli tüketiciler yapıyor.
Daha da önemlisi kendi cildimizle, kendi bedenimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza yardım ediyor bence.
O yüzden bu haftanın sorusu kullandığınız ürünlerin arkasındaki hikayeyi ne kadar biliyorsunuz ve sizi o ürünleri...
Kullanmaya yönlendiren şey gerçekten sizin ihtiyacınız mı?
Yoksa sürekli üretilen bir yetersizlik hissi mi?
Üretilen ve size pompalanan markaların size pompaladığı yetersizlik hissi mi?
Bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Bölümü sevdiklerinize paylaşmayı unutmayın.
Özellikle banyo dolabı Güney Kore güzellik ürünleriyle dolu bir arkadaşınıza gönderin bakalım o ne diyecek.
Bir sonraki bölüme kadar görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
