
”Güçlü Kadın” Olmak İsterken Nelerden Vazgeçtik?
27 Ekim 2021 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bunca yıl kendimize yetebilmek, ilişkilerimizi ayakta tutabilmek, takdir görebilmek ya da kariyerimizde ilerlemek adına ''güçlü'' durabilmek için rafa koyduğumuz duygularımız ve sesini kıstığımız içimizdeki küçük kız çocuğu ile şimdi daha mı mutluyuz? Yoksa giydiğimiz ve üzerimize büyük gelen ''güçlü kadın'' pelerininin içine tam sığmak için olmadığımız hangi rolleri üstlendik?Mindfulness temelli koçluk için benimle çalışmak isterseniz iletişim için tıklayın.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Yeşil Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Bugün yine ben varım, solo bölümle karşınızdayım.
Geçtiğimiz haftalarda bana çok güzel konuk önerileriniz oldu.
Hepsiyle yazıştık, hepsiyle bir tarih belirledik ama henüz daha uyduramadık.
O yüzden o arada ben de hem boş durmayayım, hem de gün geçmiyor ki bir aydınlanmam daha olmasın.
Onları da burada paylaşayım diye aldım yine mikrofonu elime.
Bugün aslında biraz da konuşmak istediğim şeylerden bir tanesi güçlü kadın imajı.
Yani güçlü olmak, kendine yetmek çok güzel bir şey.
Ve bizim jenerasyonumuz yani J diye bir jenerasyon yok tabii ki, Y jenerasyonu.
Biz aslında biraz daha anneleri ev hanımı.
Hani ekonomik olarak biraz da tabii o zamanın getirdiği kültürel yapılar gereği aileye daha bağlı olarak yetiştirilen kişiler olduğumuzdan kadınlar için konuşuyorum.
Hep aman yavrum kendi ayaklarının üzerinde dur.
Aman yavrum bileğinde altın bileziğin olsun.
Kocanın eline bakma diye yetiştirilen çoğumuz yani hepimiz için demiyorum tabii ki ama çoğumuz bu şekilde yetiştirilen kadınlarız.
Hatta çok iyi hatırlıyorum.
Benim rahmetli dedem babamın babası hep şunu söylerdi.
Erkek torunlarım yeri gelir limon da satar pazarda ve para kazanır.
Ama ben kızlarımın hani tabiri caizse işte kaba bir tabirle kocasının eline bakmasını istemiyorum.
Benim kızlarım kendi ayaklarının üstünde duracak.
Ben de hani böyle bir aileden geldiğim için ve benim annem de çok uzun zamanlar ev hanımıydı sonradan çalışmaya başladı.
Hep böyle aman kızım kendine yet.
Kendi ayaklarının üzerinde dur diye yetiştirildim.
Açıkçası böyle yetiştirildiğim için de çok memnunum.
Yani ben eğer şu an istediğim gibi bir hayat yaşayabiliyorsam gerçekten de bunun payı çok büyüktür.
Ama ve lakin benim buralarda yanlış anladığım şeyler olmamış mı?
Olmuş. Ben bunlarla karşılaşmadım mı?
Karşılaştım. Siz bunlarla karşılaşmıyor musunuz?
Tabii ki karşılaşıyorsunuz.
Ben aslında bugün birazcık bunlardan bahsetmek istiyorum.
Çünkü biz her zaman kendi işini kendisi gören ve kimseye ihtiyacı olmaması gereken kadınlar olarak bu durumu çok güzel benimsedik.
Fiziksel olarak hem maddi olarak hem manevi olarak hem de duygusal olarak hep böyle kendimize yetme çabasındaydık.
Yettik de yetiyoruz da. Ve ama bizim bu güçlü duruşumuz bir noktada kırılganlıklarımızı arka plana iterek o gerçekte bizi inciten şeyleri göstermeyip biraz
daha sert bir tavır takınarak gerçekleşti.
Öyle olunca da insanların gözünde hep şu imaj oldu.
Emine sen zaten güçlü bir kadınsın yaparsın.
E Ayşe sen buna mı üzüldün sen neleri halletmedin sen zaten güçlü bir insansın.
Evet bunu duymak insanın egosunu okşasa da evet ben zaten güçlü bir insanım bunun da altından kalkarım.
Hadi onu da ver hadi bir de sen çarp onun da altından kalkarım tabii ki kalkarım.
Ama bu demek değil ki benim de bazen birinin de şöyle birazcık omzuma pat pat yapıp ya hadi bu da geçecek merak etme.
Demesine ihtiyacım yok ya da oturup beni dinlemesine ihtiyacım yok.
Şimdi öyle bir noktaya geliyor ki ben bunu çok böyle uzun seneler önce bir ilişkimde fark ettim.
Böyle çok güçlü bir kadın olduğum için bu yönümün övüldüğü ve her seferinde dile getirildiği bir ilişki.
Tabii ki çok memnunum bu durumdan.
Ama öyle bir yere evrildi ki ben ne zaman kendimi kötü hissetsem karşımdaki kişi yok oluyor.
Çünkü karşımdaki kişinin çok güzel bir bahanesi var.
Emine sen güçlü bir insansın.
Bunu yaparsın.
Şimdi benim güçlü olmam demek beraber bu yolu yürümek için yola çıktığım kişinin yanımda olmayacağı anlamına gelmez.
Ya da benim sana ihtiyacım olmayacağı, senin desteğine ihtiyacım olmayacağı anlamına da gelmez.
Tabii biz hayatı ben kendime yeterim, kimseden hiçbir beklentim olmaz tonunda yaşadığımız zaman Burayı birazcık geç anlıyoruz.
Ne zaman ki işte hem duygusal olarak hem fiziksel hem maddi hem manevi bütün yükler böyle omzumuza lök diye biniyor.
Ve biz bir yerden sonra artık taşıyamıyor hale geliyoruz.
Ve şunu diyoruz. Bir dakika ya burada yanlış bir şey var.
Yani ben bunların altından tek başıma kalkamam.
Ya da işte diyelim ki bir iş yapıyorsunuz.
O işi bir şekilde bölmeniz lazım.
Çünkü her şeyin uzmanı olamazsınız.
Her şeyi siz bilemezsiniz gibi.
Ama her şeyi biz yapmaya çalışırsak olmuyor işte.
İlişkilerde de böyle. Tabii benim bunu anlamam birazcık geç oldu.
En başta böyle hani duygusal konularda başladı.
O duygusal yük zaten yüklerin en ağırı gerçekten.
Ondan sonra da çok komik bir şekilde bir gün böyle taşınıyoruz.
Ve hani çok kıstı bir zamanımız var.
Böyle ev toplanacak, koliler, ertesi gün işte nakliyatçılar gelecek vesaire.
Karşı taraftan hani hiç böyle nezaketen de olsa bir yardıma ihtiyacın var mı, bir şeye ihtiyacın var mı gibi bir soru gelmedi.
Gelseydi de ben zaten hayır yok diye geçiştirirdim.
Neden? Çünkü güçlü kadın olmak bunu gerektirir.
Ama işte benim yavaş yavaş ayıktığım zamanlardı o arada.
Sonra işte bir denemek için ben sordum.
Dedim ki yahu gel de iki bardağı gazete kağıdına sarıp.
Kolyeye yerleştirelim. Evde yalnızım zaten ve zamanım kısıldı.
Ve dünyanın en saçma bahanesi, yani böyle bir şey olamaz, bulunduğu oraya gelinmedi tabii ki de.
Tam olarak da zaten beklediğim şeydi bu.
Ama ben bunu dile getirdiğim zaman, iletişim kurmak istediğim zaman aldığım cevap şu.
Sen güçlü bir kadınsın, bana ihtiyacın yok ki.
Yahu ne alakası var?
Ve sonrasında da benim beklentilerimin çok yüksek olmasıyla ilgili bir de azar işittim.
Orada kendimi sorguladım gerçekten kendi kendime şüpheye düştüm.
Çünkü ben senelerce hiç kimseden hiçbir beklentisi olmadan kendi ayakları üstünde durabilmiş güçlü bir kadın olarak nasıl olur da birinden bir beklenti içerisinde olabilirdim.
Şimdi beklenti konusu çok geniş bir konu.
Tabii ki de hani beklenti sahibi olmak, beklentilerin karşılanması falan çok ayrı bir bölümün konusu olur.
Ama şunu da fark ettim.
Hiç kimseden hiçbir beklentin olmadan zaten yaşanmıyormuş da.
Yani o beklentileri yönetebilmekmiş aslında olay.
Ya da kimden ne bekleyeceğini bilmekmiş.
Ya da işte kendini daha iyi tanımakmış.
Beklentinin olmaması diye direkt bir şey yokmuş.
Çünkü günün sonunda hepimiz insanız.
Neyse bu bende son nokta oldu.
Çünkü ben bu hareketle beraber şunu gördüm.
Ben aslında o ilişkinin içerisinde yalnızım.
Ben aslında o ilişkinin içerisinde kendim olamıyorum.
Çünkü güçlü olmak sürekli bir şeyleri sineye çekmek ya da sürekli bir şekilde hani kırılganlıklarını belli etmeden sert olmak demek değilmiş.
Güçlü olmak dediğin şey aslında senin kendi içindeki o kopan...
Fırtınalarla beraber o kırılgan, o küçük kız çocuğu halini de kabullenmen ve karşındakilere de korkusuzca...
cesur bir şekilde o kabullendiğin kişiyi gösterebilmem demekmiş.
Çünkü eğer senin karşındaki insan gerçekten senin dostunsa, seni gerçekten seven biriyse ya da gerçekten hayatını paylaşacağın kişiyse, sen
o kırılgan yüzünü gösterdiğinde, sen o zayıf noktalarını gösterdiğinde, bunu tırnak içinde söylüyorum, yeri geliyor, hepimizin belli bir zayıf noktası oluyor.
İşte sen bunları gösterdiğinde karşındaki bunu senin algıladığın tonda bir zayıflık olarak algılamıyor.
O bunları tamam bak bu geçecek deyip senin yanında oluyor ya da diyor ki gel bakalım neler yapabiliriz.
Beraber çözüm üretmek için kolları sıvıyor.
Ve işte karşındaki ya da çevrendeki insanların sana olan bu desteği senin gücüne güç katıyor.
Çok kuvvetli bir insansın, çok güçlü bir insansın ve her insan gibi arada düştüğünde birinin elinden tutarak kaldırmasına ihtiyacın var ve bu senin gücünden bir şey kaybettirmez.
Bu seni değersiz kılmaz, bu seni yetersiz kılmaz, bu seni aciz kılmaz.
O yüzden de sonra şunu fark ettim.
Güçlü olmaktan biz çok yanlış şeyler anlamışız.
Kendi ayaklarımızın üstünde durmak, kimseye müdana etmemek, kendi kendine yetmek demek evet maddi anlamda çok güzel bizi kurtaran bir şey ama manevi anlamda bu
bizi... Olmadığımız bir kimliğe de sokan bir şey, olmadığımız gibi sert gösteren bir şey, duygularımızı olduğu gibi ifade etmeyi engelleyen bir şey, yaşadığımız kırgınlıkları ifade
etmeden içimize atmamızı sağlayan bir şey ve bir noktadan sonra bu içimize attıklarımız ya da olmadığımız kişiyi gibi davranıyor olmamız o kadar nasırlaştırıyor ki bizi ve
bunu aşmakta zorlanıyoruz.
O yüzden işte gerçek dostlarınız ve çevrenizdeki sizi gerçekten seven ya da değerinizi gerçekten bilen insanlar sizi güçsüz olmakla hiçbir zaman yargılamaz.
Ve siz bu yargılanmayı yaşamayacağınızı bildiğiniz için onlara karşı her seferinde daha da açık olabilirsiniz ve her kırılganlığınızı dile getirdiğinizde daha da güçlenerek
çıkarsınız o konuşmadan ya da o sohbetten.
Sonra da zaten öyle bir hale geliyor ki yani sizin yakınınızdakiler sevdikleriniz dışında da diğer insanların sizin o güçsüz olduğunuz düşüncesini umursamamaya başlıyorsunuz.
Çünkü siz kendinizin farkındasınız ve siz her şeye rağmen yıkılmadım ayaktayım diyebiliyorsunuz.
O yüzden de o insanların ne düşündüğü çok çok da umurunuzda olmuyor.
Ama tabii bunu böyle söylemek kolay.
Hala daha şunu yapmıyor muyum?
Yapıyorum. Ben sonuçta çok uzun bir insan değilim.
Ufak tefek minyon bir kadınım.
Elim mutfak raflarında herhangi bir şeye ulaşmıyor mesela yukarıdaki raflarda.
Gidiyorum sandalye alıyorum geliyorum.
Sandalyenin tepesine çıkıyorum.
Boyum yine yetmiyor. Mutfak tezgahına tırmanıyorum da alıyorum.
Çok mu zor şuradan?
Fren gel şunu bana ver demek.
Değil. Ama o kadar bunu içselleştirmişim ki.
Ya da işte bir yere gidiyorum.
Arkadaşım dedi ki geçen ara freni gelsin alsın seni.
Yok dedim ya ben kendim giderim ne uğraştıracağım.
Niye hani niye yapayım ki niye bir şey isteyeyim ki.
Sonuçta benim elim var ayağım var yani saat geç de olsa ben bir taksiye atlar gidebilirim.
Ona güvenerek gelmedim ki buraya.
Çünkü bana böyle öğretildi yani hani.
Aramadım ama sonra fark ettim ki o da dışarıdaymış ve bana bayağı da yakınmış.
Biz de bayağı aynı saatlerde eve gelmişiz.
Arasaydım da beraber gelebilirmişiz.
Hatta normalde de şeyi çok söylüyor yani bu saatte tek başına dönme beni ara ben gelir alırım seni.
Burası zaten İstanbul gibi de değil avuç içi kadar yer tabi pıtı pıtı gidiyorsun pıtı pıtı geliyorsun.
Ama böyle bunu yenemiyorum mesela hala.
Çok böyle yavaş yavaş yenmeye başladım kendimce.
Hala da bence burada bir yolum var.
Ama şu ana kadar yaşadığım tecrübelerin.
bana öğrettiği çok çok büyük bir şey var.
Özellikle de bu az önce bahsettiğim ilişkiden sonra hayatıma insanları alırken insanlara karşı biraz daha kendimi açmaya başladım.
Çünkü insanlara karşı farklı bir emine sunduğumu ve insanların gördüğü emine ile içerideki emine farklı olduğunda aradaki iletişimin de ve beklentilerin de yönetilemediğini fark ettim.
O yüzden de benim açımdan hayatıma giren insanları biraz Deneme oldu bu.
Eğer karşımdaki insana ben açıldığımda karşımdaki insan korkup kaçıyorsa ya da işte sen güçlüsün zaten yaparsın gibi bir şey diyorsa tamamdır bu insan benim
gerçekten güvenebileceğim el ele sırt sırta verip bir yol yürüyebileceğim insan değildir diye bende bir düşünce oluşturdu.
Ama eğer karşımdaki insan beni dinliyorsa hani dinlemekten daha da fazla bir şeye ihtiyacı yok aslında insanın yani hani o kırılganlığımı benim yüzüme vurmuyorsa ya da beni yargılamıyorsa ya
da beni zayıf olarak yaftalamıyorsa işte o insan benim yolu yürüyebileceğim insandır.
İşte üstüne üstlük bir de gelip tamam hadi gel bakalım ne yapabiliriz burada diyorsa, çözüm üretiyorsa dediğim gibi benimle birlikte ya da oturup beni karşısına alıp şunu diyorsa bak sen bunu
bunu bunu yaptın, bunu bunu bunu yaptın, bunu da yapamayıver.
Bunu yapmak seni güçlü yapmaz.
Aksine bunu peçerememek seni güçsüz de yapmaz.
Yani senin en zayıf halinle bile sana hala daha o gücünü hissettirebiliyorsa, sana kendini iyi hissettirebiliyorsa bu insan senin hayatındaki doğru insanlardan bir tanesidir.
O yüzden de şöyle düşünüyorum artık.
Ben her zaman güçlü olmak zorunda değilim ya da her zaman güçlü olduğumu birilerine ispatlamak zorunda değilim.
Güçlü olduğumu göstermek zorunda da değilim.
Yeri gelir. gözyaşlarıma boğulup böyle ağlayabilirim de, yeri gelir kırılgan olabilirim, yeri gelir alıngan olabilirim.
Tabii ki hani bunu çok böyle alıganlık şeyinde söylemiyorum ama, ama bunlar benim hiçbir zaman içimdeki güçten, benim ne kadar aslında sağlam durduğumdan, ayaklarımı ne kadar sağlam yere
bastığından ödün veren şeyler değildir.
O yüzden bu podcastı kapatırken sizi bu soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
Siz güçlü olmaktan ne anlıyorsunuz?
Ve eğer bu anladığınız güçlü kişiyi karşı tarafa yansıtamazsanız, gerçek kimliğinizi yansıtırsanız ne olur?
Ne olur? Diyorum ve gününüz çok güzel geçsin diyorum.
Ah tabii ki kapatmadan.
Size çok teşekkür etmek istiyorum.
O kadar çok dinlenme oranları artıyor ve o kadar güzel mesajlar geliyor ki paylaştığınız için faydası dokunacağını düşündüğünüz kişilerle paylaştığınız için de çok çok çok teşekkür ederim.
Ve beni takip etmeyi unutmayın ki yeni bölümlerden haberiniz olsun diyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
