
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Türkiye’deki gençlerin hayallerinin peşinden koşmasına yardım eden Kesişen Yollar derneğin kurucusu Selim Önal konuğum. Hem kendisinin Silikon Vadisine uzanan yolculuğunu hem de derneğinin kuruluş hikayesini bizimle paylaştı. Eğer siz de anlam arayışınıza destek olacak, birilerinin hayatına dokunacak bir şey yapmak istiyor ve nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız, bu bölümü kaçırmayın derim.Dernek Linkihttps://www.kesisenyollar.org
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gerçi Güzel Hayallere hoş geldiniz.
Bugün her zamanki gibi çok özel bir konuğum var ve bize San Francisco'dan katılıyor Selim Önen.
Kesişen Yollar Derneği'nin kurucusu.
Bu dernek Türkiye'deki lise ve üniversite gençlerinin kariyer gelişimlerine yol göstermek, katkı sağlamak için kurulmuş bir dernek.
Ve Selim de senelerdir bu dernekle beraber gençlere hem çok güzel burslar sağladı, hem çok güzel kariyer sohbetleri gerçekleştirdi ve daha birçok şey yaptı.
Bugün kendisinden dinleyeceğiz.
Selim hoş geldin. Merhaba, hoş bulduk.
Ben böyle kendi işinin dışında, sen çünkü normalde özel bir şirkette direktör olarak çalışıyorsun yazılım alanında ama kendi işinin dışında gerçekten de çok faydalı, çok güzel bir şey yapıyorsun ve ben
böyle insanlara inanılmaz hayranlık duyuyorum.
O yüzden bugün de hem böyle geçen yolları tanıyalım ama hem de senin yolculuğunu tanıyalım istiyorum.
O kadar işinin arasında, buradan gittin San Francisco'ya, orada zaten çalışıyorsun, zaten değişik bir kültür.
Bir de üstüne bunu kurdun, bu derneği kurdun, çok da güzel işliyor.
Oradaki sürecini çok merak ediyorum açıkçası.
Bugün birazcık bizi aydınlatırsın diye düşünüyorum.
Tabii, seve seve. Teşekkürler öncelikle güzel sözlerin için.
Kendi hikayemi anlatayım.
Kendi hikayemi anlatırken aslında derneğin hikayesi de biraz kendi hikayemden çok beslenen yönleri var.
Derneği kurarkenki motivasyonumuz aslında biraz benim veya o dönem...
beraber yola çıktığımız arkadaşların hikayelerinden beslendi.
Ben Türkiye'de İstanbul'da doğdum, büyüdüm ve Amerika'ya taşınana kadar aslında aynı sokakta doğdum ve yaşadım.
2008'de Sabancı Üniversitesi'ne girdim.
2008'de Sabancı'dan mezun oldum.
Amerika'da Brown'a doktora yapmaya geldim.
Aslında ben o zaman akademisyen olmak istiyordum.
Ben böyle okulu öğrenciliği çok seven bir öğrenciydim.
Ömür boyu okulda kalsam mutlu olurum gibi düşünüyordum.
Akademisyenliği biraz öyle zannediyordum.
Ama doktoraya gelince araştırmayı o kadar sevmediğimi fark ettim.
Bir de üstüne gerçekten böyle çok yoğun sıla özlemi yaşadım.
Yani o dönem belki başka bir şey yapsaydım da mutsuz olacaktım.
2010'da, 2009'un son günlerinde hatta bırakmaya karar verdim doktorayı.
İşte 2010'un başında iş aramaya başladım Amerika'da.
O dönem aslında benim hikayem biraz ben dönmek istiyordum Türkiye'ye.
Ama işte askerlik vardı o zaman.
Dedim ki zaten iki sene kaldım.
Bir sene daha çalışayım. Hani biraz iş tecrübesi kazanayım.
İşte kısa dönem askerlik yapayım.
Öyle döneyim falan gibi bir planla iş aramaya başladım.
İlk işimi o zamana kadar dediğim gibi hiç iş hayatı tecrübem yoktu.
Üniversitedeki stajım falan da Almanya'da Max Planck Enstitüsü'ndeydi.
Hep araştırma üzerine. Oracle'da işe başladım.
Ama o dönem... Hiç bilmiyordum.
İş arama nasıl olur? Amerika'da ya da dünyanın geri kalan her yerinde yazılım mülakatları nasıl oluyor?
Bunları böyle baştan öğrenmek o sürece hazırlanmak biraz zorlu oldu ama bayağı çalıştım.
Günde böyle 8-9 saat çalışıyordum sırf mülakatlara.
İşte bir şekilde Oracle'da işe girdim.
Haziran 2010'da Oracle'da işe başladım.
Sonra bir yıl sonra Google'a geçtim.
2011 Google'da Temmuz'da işe başladım.
Google'da çalışırken Böyle yavaş yavaş işe alım süreçlerinde çok gönüllü olmaya başladım.
İşte mülakat yapıyordum.
Onu da birçok mühendis yapar zaten.
Üzerine işte işe alım komitelerinde gönüllü olmaya başladım.
Onlar genelde böyle gönüllükle yürüyen süreçlerdi.
Sonra üniversite etkinliklerinde gönüllü olmaya başladım.
İşte iki kere Çin'e gittim.
Amerika'da çeşitli yerler.
Brown'a gittim. İşte Harvard, MIT'ye.
İşte başka başka üniversitelerdeki etkinlikler gittim.
Dediğim gibi iki kere. Çin'e sırf işe alım etkinliğine gittik bir hafta falan.
Bir de o arada Google'da bir program vardı.
Kendi ülkenizde, kendi okulumuzda veya başka okullarda aslında kendi ülkenizde olmasına da gerek yok.
Bir üniversiteye gidip Google'ın tanıtımını yaparsanız eğer sizin işte yol paranızı, otel paranızı, o etkinlikteki işte yemek, içmek, öğrencilere vereceğiniz ikramı, öğrencilere yollanacak
bu ufak hediyeleri işte.
defterler, kitaplar, Google kalemlikleri falan o tarz şeyleri yolluyorlardı.
Tam bir kazan-kazan ilişkisi değil mi?
Hem fayda sağlıyorsun hem de üstüne geziyorsun.
Üstüne para alıyorsun neredeyse.
Aynen öyle oluyor. Yani işte sizi alıyorlar.
Kotanız mesela tabii business class biletine de yetiyor.
Gidiyorsunuz iyi otelde kalıyorsunuz falan.
Benim açımdan güzel bir değişiklik.
Yani ülkeye gidiyorum. O tatili uzatıyorum.
Biraz evde kalıyorum falan. Bir de iş seyahati olduğu için hani tatil de daha azalmış oluyorum.
Çin'e gidiyorum, Çin'i görüyorum falan.
Bir yandan da ama atıyorum mesela bu olayın maliyeti 4-5 bin dolara geliyor.
Ama sonra bir bakıyorum Google'dan öğreniyorum ki Google'ın iyi bir adayı sors etmek diyoruz biz ona.
Yani bulup sisteme dahil etmesi zaten maliyeti ona yakınmış.
Şimdi öyle düşününce ben bir tane iyi aday bulsam orada aslında Google çıkarıyor bu maliyeti.
İki tane bulsam kâr da. Sonra bunu Sabancı'da yaptım.
2013'ün aralığıydı yanlış hatırlamıyorsam.
Sonra işte 2014'te Galatasaray ve Antalya üniversitelerinde yaptık.
Sonra Antalya Bilim Üniversitesi'ydi sanırım.
Sonra işte İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent, Koç.
Bayağı bir üniversite dolaşmaya başladım bu etkinlikte.
Yani her Türkiye'ye gidiş seyahatimi bir iş seyahatine çevirmeye başladım.
Hem dedim ki benim işime geliyordu hem şirketim de çok hoşuna gidiyordu.
Avrupa'daki iş alım ilgileniyordu Türkiye'yle.
Onların da çok hoşuna gidiyordu benim böyle.
aktif olarak Google markasını işveren olarak bir Google markasını tanıtmam sürekli.
Sonra o sırada da şunu ben gözlemledim kişisel olarak.
Yani Türkiye'de ben de öyleydim öğrencilikte.
Bu bana has bir durum değilmiş. Öğrencilerin çok başarılı öğrenci var ama ne yapacağını bilmiyor.
Nasıl ilerleyeceğini bilmiyor.
Hiçbirimiz bilmiyorduk değil mi Selim ya?
Hala daha emin olduğumuzu söyleyemem.
Bazen geliyor yani. Kesinlikle doğru ama şu var.
Benimki mesela bence çok daha derin bir cahillikti kariyerimi yönetme konusu öğrenciyken.
Yani şimdi de oluyor bazen öyle mi yapsam böyle mi yapsam ama bunlar yine ne yapacağımı nasıl bilgi toplayacağımı biliyorum.
Ya da bir seçenek arkasından gittiğimde hani sonuçların tabii ki yanlış bir seçim yapabilirsiniz.
Yanlış bir şirkette çalışabilirsiniz.
Sevmeyebilirsiniz işinizi ama o dönemki böyle hiç neyin ne olduğunu da bilmemekti.
Tabii. Bu kadar kaynağımız da yoktu ama.
Yani mesela ben stajyerken LinkedIn daha yeni Yeni yeniydi yani popüler olmaya başlamıştı.
Ya da ne bileyim Google'da bu kadar çok bilgi yoktu.
Glassdoor diye bir şeyin varlığından haberdar değildim.
Yani bizim erişebileceğimiz bu kadar bilgi de yoktu.
Hep kulaktan dolma ya da üniversite etkinliklere gelen senin gibi bu kişilerden dinlemeydi.
Yani doğru ama ben mesela bir yandan da burada, şimdi burada silikon valisinin göbeğinde olmanın da tabii etkisi var.
Stanford'daki öğrencilere biz işe alım için mülakat yapıyoruz.
Bakıyorum mesela üniversite 2'den itibaren çok net neyin ne olduğunu anlamışlar.
Yani eğitim olarak aldıkları eğitimin bence Türkiye'deki iyi bir kendi alanında söyleyeyim bilgisayar bilimi eğitiminden farklı.
Eğitimin derslerin içeriğinin çok fazla yok.
Ben mesela kendim Stanford'dan 6 veya 7 ders aldım.
Bizim şirketlerde bir eğitim...
fonu oluyor, bütçesi oluyor.
Her sene işte Stanford'da çok pahalı olduğu için bir tane alabiliyorsunuz onunla ama yani bunu kullandım ben bayağı çalıştığım şirketlerde hem Google'da hem şimdi Salesforce'da ve bu
süreçte yani şeyi gördüm ders içeriği olarak öyle çok da matah bir şey yok ama vizyon bambaşka.
Yani çok biliyor öğrenciler neyin ne olduğunu, sistemin nasıl çalıştığını, kendi değerlerini yapabileceklerinin çok daha farkındalar.
Bu kadar önemli değil mi? Farkındalığı yayından önce de konuşuyorduk.
Farkındalığın ne kadar önemli olduğunu orada bir kere daha görüyorsunuz.
Öğrencinin o kendi yapabileceklerinin farkında olmasının.
Biraz bunları besledi derneğin temasını.
Ama dernek kurma fikri benim açığım yani böyle çok çocukluk hayali bile denebilecek bir şeydi.
Çocuklarım da gençlik. Orada biraz geriye gidersem.
Lise 2'yi bitirdiğim yaz.
Benim zamanımda 3 yıllıktı liseler.
Ben işte biz lise 2 lise 3'te dershaneye giderdik.
Lise 2'nin bitirdiğim yaz biraz böyle değişik bir şey yapmak istedim.
Hani ders çalışmak hiç istemedim.
Zaten 3'de bol bol çalışacağız.
Okulu seviyordum dedim ama yani böyle arada ara almak da çok hoşuma giderdi benim.
Ve o yaz hani böyle İstanbul'dayım.
Hani ne yapabilirim diye düşünüyordum.
Böyle tam yaza doğru Mayıs ayında Kadıköy'de bu Bingros vardır Kızıltoprak'ta.
Orada çağdaşlarımı destekleme derneğinin katikör şubesi var.
Onun önden yürüyordum.
Tabelayı gördüm. İçeri girdim.
Dedim ki böyle böyle hani ben gönüllü eğitmenlik yapmak istiyorum.
Var mı herhangi bir böyle program beni yönlendirebileceğiniz?
Ama o dönem web sitelerinden bakmıştım.
İşte lise mezunu olmak gerekli diyor.
Değilim daha. 18 yaşını doldurmuş olmak gerekiyor diye.
18 yaşıma girmemem ve de böyle 2-3 hafta var.
Dedim yani ne 18 yaşındayım ne daha lise mezunuyum.
Oradaki yani işte ofis koordinatörü hanımefendi.
Aa dedi olur mu öyle şey? Bizim dedi öğrenciler geliyor yaz okullarımıza yardımcı oluyorlar.
İşte şu ismini vereyim dedi.
Hatta artık iletişimde değilim ama Asuman Beyhan da o yaz okulunun koordinatörü.
Asuman Hanım'ın numarasını verdi.
İşte aradım ben. Böyle dedi Temmuz ayında başlıyoruz.
Fikirtepe, Yenisaray dedi pardon o zaman.
Yenisaray'da bir yoldan gözüken mavi bir okul vardı.
O okulda...
İşte gel dedi. Bir gittim liseden benim bir iki arkadaşım da varmış meğerse onların haberi varmış falan.
İşte o dönem orada çalışmaya başladım.
Sonra o Amerika'ya taşınana kadar her yaz hatta kişi okullarında devam etti.
Sonra Sabancı'da bize zaten toplumsal duyarlılık projeleri bir sene zorunluydu.
Ben onu dört sene boyunca devam ettirdim.
Çok keyif almaya başladım. Biraz o yaz ne yapayım ne edeyim ben ders anlatmayı seviyorumdan başlayan şey hani o toplumsal duyarlılık projesi yapmanın tadına vardım ve bunu soranlar oluyor bence.
Bambaşka bir hazı var onun.
Özellikle eğitim alanında bir şey yaptığınızda birinin gelişimini görmek, değişimini görmek.
Özellikle yaş grubu küçük olursa da siz bir veriyorsunuz gerçekten on geri veriyorlar o sevgiyi size.
O dinamikler çok beni bu alanda bir gün bir şey yapmak istiyorum diye teşvik etmişti.
Sonra Amerika'ya gelince devam ettim.
Bir dernekte mentörlük yaptım.
Sonra onların yönetim kuruluna falan girdim.
Bu dönemde ama hep kendi derneğimi kurmak istiyordum.
Kendi derneğimi kurmak isteğiyle bu iş alanında yaptığım gözlemler birleşti.
Dedik ki yurt dışında yaşamayı avantaja çevirecek bir şey yapalım.
Şimdi uzaktan Türkiye'de böyle yerelde olmak gereken bir iş yapmak çok zor.
Hani uzakta olmamızı nasıl avantaja çevirebiliriz?
Hani bizim burada mentörlük yapabilecek ya da işte kariyerlerinde ileride olan insanlara yaşamımız daha kolay vesaire.
O dönem ben Google'dan ayrıldıktan sonra kurduk bir tane ama Google'da tanıştığım bu fikri yaptığımız dört arkadaşla Mayıs 2016'da kurduk.
O arkadaşların hiçbiri artık dahil değil ama bir kısmı zaten öyle bir kuruluşta yardımcı olalım sonra gideriz modundaydı.
Sonra bir kişi katıldı aramıza.
Yani 30-40'a yaklaştık şu aralar.
Bunların hepsi gönüllü. Yani yarısı Türkiye'deki üniversite öğrencileri ya da işte daha genç profesyoneller.
Diğer yarısı da yurt dışında yaşayan, benim gibi hani iş hayatında olanlar var, yurt dışında okuyanlar var, yeni yurt dışında yeni mezun olanlar var.
Bayağı bir saat dilimi olarak sanırım 6 veya 7 farklı saat diliminden gönüllümüz var.
Neler yapıyorsunuz peki?
Onu anlatayım. İlk başlarken aslında biraz böyle çok da ne yapacağımızı bilerek...
Yani kariyer alanında bir şey yapmak istiyoruz.
Böyle gözlemlerimiz var. Ne yapabiliriz?
İlk aklımıza iki program geldi.
Bir, YouTube'da yayınlar yapalım dedik.
Konuk alalım, insanların hikayelerini dinleyelim.
Bir de danışmanlık yapalım.
İnsanlara bir mentorluk daha doğrusu.
İnsanlara bir mentor, danışman atayalım.
O süreci 6 ayda bir, 6 ay sürsün falan.
Yola girdik. Sonra burada biraz öğrendik.
İşte bu danışmanlık baktık onu idare etmek çok ciddi bir iş.
Gönüllükle yapılabilecek bir şey değil.
Özellikle birebir atamak, onu takip etmek.
İşte onu daha böyle havuz sistemi gibi döndürdük.
Hani danışmanlarımız var, danışanlar alıyoruz.
Onlar soruyorlar, ediyorlar, iletişim kuruyorlar.
Kendileri biraz daha proaktif oluyorlar.
Sonra biraz daha değiştirdik o formatı.
Bu son format en başarılı olan format oldu.
Senede üç kere başvuru alıyoruz.
Bir danışmanlık koçları oluyor.
Onlar genel olarak yol gösteriyor bu süreçte.
Bazı... çalıştaylar da yapıp eğitim de veriyoruz.
Ama bir yandan da havuzdaki danışmanlara ulaşıp onlarla da randevu alıyorlar.
Daha böyle somut bir hedef oluyor.
Dediğim gibi her danışmanlık koçu 5-6 kişiyle ilgileniyor.
Ama o süreç boyunca başka danışmanlara da erişiyorlar sistemde.
Kapalı bir sosyal halk kullanıyoruz.
Bu danışmanlık programımız.
Kariyer Sohbetleri YouTube çok benzer formatla devam ediyor.
YouTube kanalımıza konuk alıyoruz.
Kariyer hikayelerini dinliyoruz.
Onun biraz böyle canlı çekimliliğini de aslında bir noktada yapmak istiyoruz.
Biraz böyle vlog gibi ama bir pandemi girdi.
Ondan sonra hani organizasyonu bir türlü yapamadık.
Bu yaz olursa denemek istiyoruz onu.
Bu iki programımız. Staj bursu programımız var.
Aslında genel olarak burs programlarımız diyeyim.
Bunun bir ayağı yurt dışında staja kabul alan ama gideceği yerden maddi destek almayan öğrencilere ulaşım bursu verdik çeşitli kereler.
İhtiyaç bursu da vermeye başladık pandemi döneminde.
Çünkü çok fazla tablet talebi ya da bilgisayar mühendisi öğrencilerinden bilgisayar talebi gelmeye başladı.
Kod yazacağım ya da ders takip edemiyorum falan gibi.
Bir de DevPads diye bir programımız var.
Bu tek belli bir alana odaklanan program bu.
Burada Türkiye'de illa Türkiye ile sınırlı değiliz ama tanıtımımızı Türkiye'de yaptığımız için öğrencilerin %95'i Türkiye'de okuyan öğrenciler oluyor.
Öğrencileri silikon bazı firmalarının mülakat süreçlerine hazırlıyoruz.
Ama bu hani böyle bir kerelik danışmanlık gibi değil de 17-18 haftalık bir ders.
Ve böyle hani konuklar alıyoruz bu firmalardaki mühendisler anlatıyorlar tecrübelerini.
Biz de bir de her hafta işte özgeçmiş nasıl hazırlanır, davranışlar soruları nasıl cevap verilir bir sürü deneme mülakatı yapıyoruz.
Öğrenciler deneme mülakatını dinliyorlar birbirlerinin.
Ve 18 haftanın sonunda işte başarılı olanları referansla buluyoruz bu şirketlerden.
Bu da dev mezun.
Fonlama kısmına gelirsek, aslında Amerika'da kurulmuş olmamızın kurulma nedenlerinden bir tanesi de buydu.
Burada özellikle de silikon vasıf firmalarının bir çoğunda sosyal sorumluluğu destekleyici programlar çok fazla.
Mesela ben 1 dolar bağışlarsam, benim çalıştığım şirket her yıl 6 bin dolara kadar 1 dolar ekliyor.
Mesela ben 500 dolar bağış yapıyorsam sene sonunda o da 500 dolar ekliyor.
Onun dışında benim mesela şirketimden bugüne kadar 30 bin dolara yakın fon aldık.
Bir tane 10 bin, bir tane 15 bin.
Arada da işte 500 bin dolarlık ufak ufak fonlar.
Bunlar mesela gönüllülük yaptığınız saatleri giriyorsunuz.
Sonra sene sonunda ufak bir proposal gibi bir şey yazıyorsunuz.
Hani bu derneğe ben çok emek veriyorum.
Zaten görebilirsiniz sene boyunca bu kadar saat gönüllülük yaptım.
Üzerine hani bu parayı alırsak şunlarda kullanacağız diye.
Hem hani ne kadar emek vermişsiniz geçmişte.
Fikriniz, planınız ne? Bunu böyle iki yılda bir almaya hak kazandığınız bir fon vardı.
Şimdi onu biraz değiştirdiler bu sene.
Oradan aldık. Buradaki eşten dosttan bağış yapanlar oluyor.
Dediğim gibi şirket eşleşmesiyle ikiye katlanıyor.
Mesela Google'ın yılbaşı zamanı 400 dolar veriyor her çalışanına.
Bunu istediğiniz derneğe bağışlayın diyor.
Derneğe bağışlamak zorundasın. O listede kayıtlı yüzlerce dernek var.
Tanıyan arkadaşların bir kısmı o yılbaşı hediyelerini bize yolluyorlar.
Google'da gönüllülerimiz varsa eğer, bizde çalıştıkları saat adına 10 dolar bağışlıyor.
Microsoft 25 dolar bağışlıyor.
Facebook'un mesela reklam...
kredisi şey var.
Her çalışanın 200'e doğarlık aylık reklam kredisi veriyor falan.
Böyle bunları takip ediyoruz.
Hani bu coğrafi olarak ya da ne bileyim sektör olarak silikon bahçesi olmanın avantajlarından faydalanmaya çalışıyoruz.
En büyük gelir kaynaklarımızdan biri o.
Dürüst olmak gerekirse. Teknoloji firmaları ve oradaki çalışanların bize yaptığı bağışlar.
Çok güzel. Yani hiç böyle bu şekilde fanlanabileceğiniz hiç aklıma gelmemişti biliyor musun?
Yani en büyük gelir kaynağımız o.
Bir de aslında bakarsan bizim burs dışındaki hiçbir programımız böyle çok para gerektiren programlar değil.
Aylı yıllık streamyard kullanıyoruz.
Ona işte 100-200 dolar veriyoruz.
Ne bileyim bazen çok büyük bir etkinlik olursa onun tanıtımına 20-30 dolar veriyoruz falan.
Ama bunların hepsi böyle.
Hatta rakamlar vardı bende.
Çok hızlı da bakabilirim. Toplandığımızdan bugüne sanırım % yani elimize geçen paranın % harcadığımız paranın pardon 20 yani % 80'ini
83'ünü burslara harcamışız.
Çünkü en büyük şey o.
Gider o. O bir yandan bizim açımızdan iyi bir şey.
Çünkü eğer para atıyorum, bağış azalırsa bu sene ne yazık ki ama bursları azaltarak biraz kendimizi bayağı uzun süre devam ettirebiliyoruz.
Bağış çok olursa daha çok burs vermeye çalışıyoruz o sene.
Bir de sana ilginç gelebilir ya da gelir mi bilmiyorum.
Aslında sektörün içindesin. Yani sektördeki problem bizim biraz dernekte de var.
Şu bizim bazı programlarda para olmadığı için değil.
Yani ona emek verecek gönüllü çalışan bulamadığımız için yapamıyoruz.
Mesela staj bursu programını böyle senede iki veya üç kere yapıyorduk.
Bu Ocak, Şubat gibi yeniden başlatacaktık.
Gönüllü olan arkadaşın kendi kişisel işlerinden dolayı çok yoğundu.
Yeni bir gönüllü bulamadığımız için.
Staj bursları biraz daha hassas programlar.
Hani gönüllüye belli bir seviyede güvenmek, tanımak istiyoruz.
Çünkü jüriyi koordine ediyor falan.
Ondan mesela bu ara yapamadık.
Ama yani problem fonumuz, bir para ayırmıştık ona.
Para değil. Hani bu süreci yürütecek, başvuruyu toplayacak, jüriye o başvuruları yollayacak falan kişiyi bulamamız.
O zaman hemen buradan duyurusunu yapalım Selim.
Çünkü bu podcast'ın 47 ayrı ülkede dinleyicisi var.
Her baktığımda yeni bir ülke ekleniyor ve en çok aslında Türkiye'den sonra Almanya, Amerika ve Kanada olarak gidiyor.
O yüzden de hani bizi dinleyen böyle güzel bir şeylere imza atmak isteyen birileri varsa selimekesisyenyollar.org üzerinden ulaşabilirsiniz ya da LinkedIn üzerinden de ulaşabilirsiniz ki ben çok
kıymetli buluyorum. Hani mentorluk çünkü birçok dernek yapıyor hani hem mentorluk yapıyor hem böyle güzel kariyer.
Görüşmeleri, buluşmaları yapıyorlar.
Yani bunlardan herhangi biri olur ya da dediğin gibi şu an sizin açıkta ihtiyacınız olan rol neyse belki yardımcı olmak isteyen olur deyip duyurusunu yapmış olalım buradan.
Çok teşekkür ederiz.
Çok mutlu oluruz. Ben tek sosyal medya LinkedIn kullanıyorum gibi bir şey.
Çok sosyal medya kullanmıyorum ama LinkedIn'i çok düzenli takip ediyorum, bakıyorum.
Oradan yazarlarsa ben mutlaka cevap veririm.
Evet süper olur ya çünkü gerçekten dediğim gibi hani bilmiyorum ben mi acaba obsesif bir şekilde hani bu bir şeylere fayda sağlama bir şeye böyle dokunalım bir şeyde çorbada tuzumuz olsun modundayım herkes
mi böyle ama yani o kadar çok yapılacak şey var ki o kadar çok böyle hayatımıza minik de olsa anlam katacak güzel şeyler var ki bence...
Bir şekilde ucundan tutabiliriz ya.
O yüzden sana da soracağım.
Bu kadar işin arasında, bu kadar işte bursu var, bunun YouTube'u var.
Aynı şekilde öğrencilerle görüşüyorsunuz, gidiyorsunuz.
Sadece gönüllülerden oluşuyor.
Bunu nasıl yönetiyorsunuz? Hem tam zamanda çalışıyorsun.
Yani şöyle şimdi dedim ya 40'a yakın gönüllü ordumuz var neredeyse.
Yani o üniversite, birçoğu da üniversite öğrencisi bu arkadaşların.
Onların emeği tabii ki çok büyük.
Onlar sayesinde yürüyor. Benim açımdan ama kişisel en büyük motivasyonum açıkçası ben bunu dedim yani lise öğrencisiyken fark ettim.
Bu tarz şeylere vakit harcamak bence insanın genel verimliliğini çok arttırıyor.
Yani böyle hayata daha farkındalığını arttırıyor diye düşünüyorum.
Daha böyle gerçekçi bakmaya başlıyorsun.
Mesela yani ben üniversitedeyken işte hiç unutmuyorum.
Sultanbeli'de bir okula giderdik.
Böyle gerçekten kışın biz böyle kat kat montlarla ayakkabısız, çorapsız çocuklar sokakta oynardı.
Onu görüp geri gelince işte ki ben böyle çok...
çalışkan, okula önem veren bir öğrenciydim.
4'e yakında ortalama mezun olurken ama ona rağmen mesela ya bu dersten de, ödevden de tam yapamadım diye üzülemiyorsunuz.
Böyle ufak şeylere olan üzüntünüz çok daha mantıklı ve gerçekçi bir seviyeye iniyor.
İş hayatı için de öyle.
Bir yandan mesela aslında bizim dendenin yaptığı işler açısından o da böyle bir uçurum oluyor bazen.
Bazen mesela işte bu DevPets'deki öğrencilerle teklif aşamasına geliyorlar.
Şirketlerden 2-3 şirketten teklif alıyorlar.
Bu bizi çok mutlu ediyor. Onlara şey taktiği veriyoruz.
Pazarlık yani şirketlerden başlangıç maaşlarını nasıl arttırabilirler?
Orada konuştuğumuz rakamlar işte yıllık 200-250 bin dolarlık maaşlar.
Amerika'daysa özellikle bu öğrenci.
Sonra geliyoruz Türkiye'ye.
Atıyorum yani kirasını ödeyemeyen, bin liraya ödeyemeyen öğrenciler bazen bize ulaşıyor bir şekilde.
Biraz bu hani bu iki birbirinden çok farklı gibi gözüken gerçekliğin ikisi de aslında çok gerçek.
Yani hani o kirasını ödeyemeyen öğrenciye de duyarlı olmak gerekiyor ama sadece ona odaklandığınızda da bence bazı şeyleri çözemiyorsunuz.
Yani bu hani yüksek kazanan çok başarılı olan insanlara da ihtiyaç var bence toplumda uzun vadede ki hani onların getirdiği zenginlik paylaşılsın.
Ben mesela alakasız belki biraz ama Türkiye'de bugün siyaseten bir gücüm olsa ya da bu alanlarda biri olsam teknoloji firmalarının Türkiye'de mühendislik
ofisi ya da genel olarak ofis açması veya büyümesi için çok çaba harcadım.
Bence inanılmaz.
Sen de mi katılıyorsun?
Kesinlikle katılıyorum. İlk yapacağım şey bu olur diye.
O kadar çok yeteneğimiz var ki ve hepsi gidiyor.
Hem de yani bu hani ödenen maaşların çok yüksekliği bence inanılmaz.
Ülke ekonomileri için de yani mesela İsrail'in gayri safi milli asasının sanırım yarısından fazlası teknoloji sektöründen geliyormuş.
Yani San Francisco, New York'tan sonra dünyada üçüncü telaviymiş start-up kültüründe.
Mesela ben hep bunu söylüyorum yani İsrail bunu başarıyorsa bütün siyasi sanırım onun üzerinde parti var mecliste.
İşte sınırsal problemleri.
iç yaşadığı inanç veya etnik köken odaklı problemleriyle İsrail bunu başarıyorsa yani hani başka hiçbir ülkenin bence mazeret olmaması lazım.
Türkiye'nin hiç mazeret olmaması lazım.
O açıdan yani bu hem bence dediğim gibi beyin göçünü bence önleyici veya azaltıcı bir şey.
Bizim gibi yurt dışında artık bayağı uzun kariyer atmış insanlar için bence bir şans.
Yani geri dönüp ülkede de çalışabilme şansı.
Şu an çünkü bizim sektörde burada çalışanların bir çoğunun öyle bir şansı yok.
Yani ülkeye döndüklerinde benzer yaşam standartlarını tutturabilecekleri gerçekten hiçbir iş yok.
Yok hatta benim şirketimin Türkiye'de genel müdürlüğü bile yok.
Mesela şu an bize evden çalışma var ya da remote working geldi ya dışarıdan çalışabiliyoruz ya da istediğimiz ülkeden.
Ben çalışamam Türkiye'de çalışmak istesem mesela istifa etmem gerekecek.
Ama bildiğim kadarıyla böyle bir şey geliyor.
Bu konuda bilgin var mıydı senin Selim?
Bildiğim kadarıyla şu an...
Türkiye'de mutlaka ki bir ofis açmak zorunda bütün teknoloji şirketleri.
Böyle bir yasa geliyor. Ama çıktı mı çıkmadı mı emin değilim.
O çıktı sanırım. Hatta zorlanıyor.
Rusya'da çıkarmış hatta. Bütün ülkeler çıkarıyor şimdi onu.
Ama yani onlar geldi böyle daha ufak satış ofisi açıyorlar.
Bizde mesela yine de mühendislik olarak izin verilmiyor.
Yani o hani mühendislik ofisi olmadığı için bir tek senin orada ama saat dilimin çünkü çok farklı.
11 saat ileride. ekip ruhu vesaire gibi şeyler.
Aradığı da istediğini de hadi ofise gel olmayacağı için şu aşamada izin verilmiyor.
Resmi olarak olduğu ülkelerin hepsinde izin vermiyor.
Mühendislik ofislerinin olduğu ülkelerden çalışmaya izin veriyorlar.
Bizim için mesela bu Amsterdam, Londra, Avrupa'da Dublin, Amerika'da belli iller.
Uzaktan çalışma, Amerika içindeyse uzaktan çalışmaya da izin veriyorlar büyük ölçüde ama bazı firmalar şimdi yeni dönemde bu yazdan itibaren en azından 2-3 gün gelebileceğin bir sistem istiyorlarmış falan.
Yani ama hani bence bu önemli bir faktör ama uzaktan çalışmaktan daha öte o bakış açısı da bence çok önemli.
Yani insanların bence kaçırdığı ya da kaçırdığı demeyeyim ama ya da herkesin fark etmediği yani silikon martisinin silikon martisi yapan şeylerden bir tanesi buradaki hoşgörü ortamı.
dünyanın gerçekten 100-200 farklı ülkesinden gelen insanların bir arada yaşayıp çalışabilmesi vesaire gibi faktörler de insanları buraya çekiyor.
Yani teknoloji firmalarının bu kadar bu bölgede büyümesinin bence bir nedeni de o.
Bu biraz böyle hani daha böyle bütünlükçü bir bakış açısıyla bence yaklaşılmalı diye düşünüyorum bu probleme.
Bunun haricinde bu bizim sektörün deli gibi büyümesinden bence bir noktada mutlaka ülke olarak fayda almamız lazım.
Bazı adımlar atılıyor. Hiç atılmıyor değil.
Ama bence tam doğru adımlar mı atılıyor?
Gerçekten sektörün nasıl çalıştığını bilen insanlar mı atıyor adımları?
Benim o konuda kuşkum var.
Yani bazen oradaki arkadaşlardan duyduğumuz şeyler ya da buraya gelen ziyaret edenlerden duyduğumuz biraz sanki buradaki demikler çok anlaşılmıyor gibi geliyor bana.
Evet olabilir yani zamanla.
Ama ne güzel ki sen böyle bir adım attın.
Güzel de bir dernek kurdun.
Bu kadar güzel de yardımcı oluyorsun.
Bence bunlar biraz da kelebek etkisi Selim ya.
Yani o yüzden sana şeyi soracaktım.
Senin böyle kelebek etkisi yaptığını düşünsek.
Şu an böyle birkaç kişiyi etkileyeceksin.
Onlar diğerlerini etkileyecek gibi.
Böyle senden ne...
ne öğrenebilirdik? Yani bize ne söylerdin?
Eğer ki işinizin dışında ekstra böyle bir şeye dokunmalık bir şey yapmak istiyorsanız, ufacık bir etki yaratmak istiyorsanız ne söylerdin?
Yani çok güzel anlattın.
Ben genelde deniz yıldızının hikayesi benim bu konulardaki motivasyon nedenim oluyor.
Yani gerçekten bütün deniz yıldızlarını kurtaramıyorsunuz ama kurtardığınız deniz yıldızı için onun anlamı çok büyük oluyor.
O kelebek etkisi de bence çok çok güzel bir benzetme.
Yani benim açımdan benim söyleyeceğim.
Genelde işte vaktim olur mu, olmaz mı, yapar mıyım, yapamaz mıyım gibi soru işareti taşıyan ama bunu hani denemek isteyenler varsa bence hani hiç düşünmeden denesinler.
Gerçekten hayatlarının diğer alanlarına da olumlu bir katkı sağlayacağına ben çok inanıyorum.
Yani insan beyninizin farklı bir kısmı çalışıyor bence sosyal sorumluluk projelerinde.
Hani kişiliğinizin farklı kısımları tatmin oluyor.
Ve o tatminin genel hayata dair bence insanın mutluluk düzeyini arttırdığını düşünüyorum.
Daha verimli kıldığını düşünüyorum.
Daha motive ettiğini düşünüyorum.
Kesinlikle katılıyorum.
Bu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden bahsetmiştin ya.
Benim kardeşim orada Ateşe Yaşı Üniversitesi'ne başkanlık yaptı.
Ve böyle beni birkaç kişiyle tanıştırdı.
Onlara böyle eğitimler verdi.
Mindfulness temelli stres azaltma eğitimi de verdik.
Güzel böyle değişik projeler yaptık.
Sana anlatamam.
O kadar güzel bir böyle vibe vardı.
Ve o kadar güzel bir elektrik oldu ki öğrencilerle aramızda.
Her böyle bilgisayarı kapattığımda yüzümde kocaman bir gülümsemeyle kapatıyordum.
Ve çok mutlu olmuştum.
O yüzden böyle herkese şey diyorum.
Arkadaşlar bakın işte CHDD'nin böyle bir şeyi var.
Mentör de olabiliyorsunuz. Bunda olabiliyorsunuz.
Speaking Club'ları var. Çünkü o kadar iyi şeyler yapıyorlar ki.
Hani sen ilk söylediğinde o yüzden böyle kocaman gülümsüyordum.
Yine Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile karşılaştığın zaman.
Bir de hani dediğin seni daha iyi bir insan yapıyor.
Hayatın diğer alanlarını etkiliyor.
Bu pandemi başladığının ilk yılıydı.
Ben işte yine böyle şirkette gönüllü olarak...
Meditasyon dersleri veriyorum, workshoplar yapıyorum.
Çok ekstrem bir şey yapmıyorum aslında.
Ama o ilk sene o kadar zordu ki Selim.
Sana anlatamam yani insanlar çok zorlanıyordu.
Haftada iki kere yarımşar saatlik bir meditasyon dersi.
Ne kadar hayatını değiştirebilir ki baktığında.
Belki o haftanı kurtarır birazcık ama.
Sene sonunda katılımcılarımdan, düzenli böyle bir sınıfım vardı.
Katılımcılarımdan biri bana ne dedi biliyor musun?
Hayatımdaki en önemli insan olduğun için bu sene sana teşekkür ederim hayatımı kurtardın gibi bir şey söyledi.
Ve ben deli gibi ağlamaya başladım.
Hani onun etkisini hayatının diğer taraflarında kesinlikle hissediyorsun.
Yani o gerçekten birinin hayatında bir şeyi değiştirmiş minicik de olsa onun etkisi sana çok farklı bir şey katıyor yani.
Bir yaşama sevinci katıyor.
Bir anlam katıyor. Ekstra daha fazlasını yapma isteği katıyor.
Aman ne çok konuştum ya.
Benim değil senin podcast'ındı zaten.
Kusura bakma. Yani bu Levent Gültekin demişti sanırım bir kere bir yazısında.
Demokrasi bu açıdan çok güzeldi.
Çünkü eğer hani sadece kendini düşünürsen.
Mesela sen zengin oluyorsun.
Çocuğunu özel okula yolluyorsun.
Ya ne olacak ki?
Hani başkalarını düşünmeyeyim diyorsun.
Ama atıyorum işte seçimde bu sefer mesela.
o düşünmediğim dediğin kişiler senin de çocuğunun da geleceğini belirliyor.
Ya da işte pandemi oluyor. Hani o ayrı şey ara duvarlar lak diye yıkılıyor.
Hani bu yüzden biraz özellikle demokrasiden dolayı eğer kendini düşünüyorsan da aslında kendinin çocuklarını yani illa hani fedakarlık olması gerekmiyor.
Bence bencilce düşündüğünde de bir şey yapma isteği ve de bir şey yapma zorunluluğu hissediyorsun.
O açıdan yani ben biraz öyle de bakıyorum açıkçası.
Sadece Yani ben belki söylediğim mesajlar biraz ters olacak ama benim en büyük yapma nedenim beni mutlu etmesi açıkçası.
Yani kişisel olarak bana garip de demeyeyim çok büyük bir mutluluk var.
Bir şeyi başarmak, birinin hayatında olumlu bir etki yapmak çok farklı başka hiçbir yerde almadığım bir tatmin veriyor.
Benim en büyük yapma nedenim o.
Beni mutlu etmesi. Tam olarak o yüzden kelebek etkisi dedim zaten.
Hani seni mutlu ettiği için sen de başkalarını mutlu ediyorsun.
Aslında hani söylediğim mesaja ters değil.
Aslında tabanda baya bir benzer.
Neyse biz bunu böyle sabaha kadar güzelliğini konuşabiliriz ama çok teşekkür ederim katıldığın için Selim.
Gerçekten çok güzel mesajlar aldım.
Çok da büyük ilham aldım senden.
Umarım dinleyicilerimiz de aynı şekildedir.
LinkedIn'den Selim'e ulaşabilirsiniz.
Eğer ki Selim'in derneğinde gönüllü olarak yer almak ve öğrencilere yardım etmek isterseniz.
Ya da yani fayda almak isteyen öğrenciler sorular varsa onlar da ulaşabilir.
Kesinlikle. Kesinlikle.
Çünkü bana da bazen geliyor.
Benim de bir yurt dışı serim vardı.
Yurt dışına taşınmak, yaşamak, iş bulmak gibi bir serim vardı.
Oradan bana da bayağı soru geliyor öğrencilerden.
Bizi dinleyen öğrenciler mutlaka Selim'e de ulaşabilirler.
Ya da kesisyonyollar.org.
O zaman görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
