
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ne demiş Aristoteles; "Gerçek dostluk, iki bedende yaşayan tek bir ruhtur. "
Ben de bu bölümde gerçek dostluğa ve dostlarımızın hayatımızı benliğimizi nasıl etkilediğinden bahsettim.
Keyifli dinlemeler.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde...
Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve kendinizi daha iyi tanımak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginiz çeker ve benim demeyi kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de...
Yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi ve ücretsiz ön görüşme randevusu alabilir ya da bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Evet kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz.
Ben bu hafta arkadaşlık üzerine konuşmak istiyorum ama böyle hakiki arkadaşlık üzerine.
Canından bir parça olan arkadaşlıklar üzerine.
Sebebi de birincisi sizlerden gelen talepler arasında en çok istenen konu başlıklarından biri arkadaşlık.
Gerçek arkadaşlık, dostluk, kız kardeşlik.
İkincisi de yakın zamanda hatta yakın zaman demeyelim buna tüm 2023 boyunca düzenli dinliyorsanız beni fark etmişsinizdir.
O kadar inişi çıkışlı bir dönem geçirdim ki o kadar değişiklik oldu ki hayatımda.
Yine böyle ülke değiştirmeler, ev değiştirmeler birkaç kere falan fıstık derken.
Gerçekten... Çok zorlandım yani inişi çıkışlı derken baya bir inişi çıkışlı dönemden bahsediyorum.
Ve bir kez daha anladım ki bir insanın hayatında en değerli, en kıymetli şey güvenebileceği arkadaşlarının olması.
Biliyorum çok klişe olacak ama...
Paraymış, kariyermiş, konformuş, aşkmış yani bunların hiçbiri bir insanın sevdiğini ve desteklendiğini hissettiği arkadaşlarının olmasından daha önemli değil.
Hatta Muhammed Ali demiş ya dostluk dünyada açıklanması en zor şeydir.
Okulda öğrenmediğiniz bir şeydir ama dostluğun ne anlama geldiğini öğrenmediyseniz gerçekten hiçbir şey öğrenmemişsiniz demektir.
Yürekten kızıldığım bir söz yine ne diyebilirim ki?
O yüzden de ben...
Bu bölümü izninizle ailem olarak gördüğüm canımın parçası olan arkadaşlarıma hitap etmek istiyorum.
Ve bölümün açılışında kendisinin de rızasıyla tabii ki o can arkadaşlarımdan bir tanesinin bana gönderdiği ve beni hüngür hüngür ağlatan bir ses kaydı ile yapmak istiyorum.
Emoşum ne haber nasılsın?
İki gündür ses kaydı atayım adayım diye diyordum.
Bir türlü böyle denk gelip atamadım.
İyi misin? Ne yapıyorsun?
Döndün? Her şey yolunda mı?
diye bir sormak istedim.
Bir de sana şey söylemek istiyorum.
Bunu ne kadar söylüyorum bilmiyorum.
Ama seninle gerçekten çok gurur duyuyorum.
Yaptıkların, yapacakların için.
Böyle bir harika bir kişiliğin olduğu için kendini bu kadar geliştirip yani ne bileyim buralara geldiğin için gerçekten seninle bütün kalbimde gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum.
Kalbimde yerin gerçekten ayrı.
Bunları söylemek istedim.
Ne kadar söylüyorum bilmiyorum.
Ne kadar böyle her şeyin yoğunluğundan seninle çok konuşamadık son zamanlarda.
Sen bunu bil.
Biz seni çok seviyoruz.
Senin burada birden fazla evin var.
Benim evim senin evin yani.
Her zaman ne şartta, ne koşulda ihtiyacın olursa bir telefon uzanmak mümkündür yani.
İstediğin zaman gelip kendi evin gibi burada da şey yapabilirsin.
Yani bunlar hakkında olsun. Şu anda ihtiyacın olduğu için söylemiyorum.
Ama bizde yerin çok farklı.
Bende yerin çok farklı.
Gerçekten yani...
Örnek aldığım, hayatımda böyle hep olmasını isteyeceğim birisin ve hayatımda olduğun için de çok mutluyum.
Yakın arkadaşım olduğun için de çok teşekkür ederim.
Seviyorum kız seni. Sevini dememde.
Yani iyi ki hayatımdasın.
Gururumuzsun gerçekten. Valla helal olsun sana.
Seviyorum. Hatırlatmak istedim, söylemek istedim.
Sen kendi değerini biliyorsun.
Şu anda belki böyle şey yapmasan da biz senin değerini biliyoruz.
Seni sevenler değerini biliyor.
Bunu söylemek istedim.
Öpüyorum çok. Bu ses kaydını paylaşmak istedim.
Çünkü benim için çok kıymetli bir ses kaydı.
Ve bunu sadece bir kişiden değil, tüm can arkadaşım olarak adlandırdığım kişilerden, yazılı olarak, yüz yüze olarak hepsinden benzer mesajları, benzer sözleri duydum.
Ve bu mesajı özellikle denediğimde hüngür hüngür ağladım.
Bölüm notlarını yazarken ağladım.
Şu an böyle anlatırken yine duygulanıyorum.
Gerçekten de bütün arkadaşlarım...
Her zaman yanımdaydı.
Ben de onların yanındaydım.
Yani birbirimizi hep destekledik.
Hep birbirimizin yanında olduğunu hissettirdik.
Yalnız olmadığımızı sonuna kadar hissettirdik.
Özellikle de böyle benim gibi yurt dışında yaşıyorsanız, ailenizden, sevdiklerinizden, arkadaşlarınızdan uzaksanız, yurt dışına taşındığınız zaman okurduğunuz güçlü bağlar sizin için çok önemli oluyor.
Ben hep söylüyorum, ben şanslıydım.
Ben gerçekten çok güzel insanlarla, çok güzel kalpli insanlarla tanıştım ve hepsi ailem oldu.
O yüzden de...
Bu tarz durumlarda bir destek mekanizmasının olması insanın çok önemli zorlandığı durumlardı.
Bu illa çok büyük dramalar, trajediler olmasına gerek yok.
Yani insanın sonuçta duygusal durumumuz da aşağı yukarı çıkabiliyor.
Ama gerçekten de sırtını yaslayabileceği dostlarının olması insanın maddi manevi çok önemli.
Şimdi o dönem bu sohbetleri ederken, böyle arkadaşlarımla konuşurken genel olarak tüm dönemlerde de ben şunu düşündüm.
Ciddi anlamda çok farklı ailelerden, çok farklı kültürlerden geliyoruz.
Çünkü bu bahsettiğim arkadaşlarımın arasında yabancı arkadaşlarım da var.
Ama buna rağmen bir de belli bir yaşın üzerinde böyle 20'lerimizin sonunda tanıştık biz.
Böyle güçlü bağları nasıl kurabildik?
Çünkü benim eskiden şöyle bir inanışım vardı.
Gerçek arkadaşlıklar işte çocukluktan gelen arkadaşlıklar olur.
Sonrasında böyle derin bağlar kurulmaz.
Saçmalığın daniskası tabii ki de kurulabilir.
Şekil bir ağ gördüğünüz üzere.
Yani biz nasıl böyle birbirimizi iniş çıkış yaşadığımız dönemlerde, çünkü hepimizde oluyor bu, böyle destekliyoruz, kardeş gibi, canından bir parça gibi koruyup kolluyoruz.
Bu soru benim çok aklımı kuracaktı ve aklıma gelen ilk şeylerden bir tanesi de iyi niyet oldu.
Yani tabii ki herkesin aklına farklı bir sebep gelir.
Siz de bir düşünün isterim.
Sizin böyle canım dediğiniz, can arkadaşım dediğiniz insanlarla kurduğunuz bağların arkasında ne var?
Benim için iyi niyet. Neden?
Çünkü çok zaman önce böyle üniversite zamanlarımda bu bahsi geçen arkadaşlıkların tam tersini yaşadığım durumlar oldu.
Böyle ilkokul gibi sebebini anlamadığım gruplaşmalar, gıybetler, yargılamalar, işte mental olarak aşağı çekmeler ve şeyi çok gördüm ben.
Senin hatanı bu gözüne sokmaktan ya da senin mutsuzluğundan zevk alan insanlar var.
Yani böyle insanlar gerçekten var ve bu iyi niyet dahilinde değil maalesef.
O zamanlar kendime bir söz vermiştim.
Demiştim ki bundan sonra hayatıma kabul ettiğim insanlar konusunda çok dikkatli olacağım ve iyi niyetle olmayan kimseyle arkadaşlık kurmayacağım.
Yani hayatıma dahil etmeyeceğim diye.
İnsan böyle tecrübeler yaşayınca zamanla radarları çok iyi çalışır hale geliyor bu arada ve 100 metre öteden kimin ne olduğunu anlayabiliyorsun.
İyi niyetten kastım da aslında şu, böyle kendi halinde gizli ajandası olmayan ya da kendisiyle fiziksel ve mental olarak barışık olan insanlar.
Çünkü arkadaş çevrenizde kendisiyle sizi sağlıksız bir şekilde karşılaştıran biri varsa eğer, sağlıksızın altını çiziyorum.
Çünkü insanın kendini karşılaştırması hayatta kalma güdüsünden kaynaklanıyor.
Bunun detaylarına neden kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum bölümünde değinmiştim.
Ama bu şekilde kıyaslıyorsa kuvvetle muhtemel aşağıya yönlü bir karşılaştırma yapıyordur.
Yani kendini daha aşağıda görüyordur.
Ve sizin seviyenize çıkamayacağına dair bir inancı da varsa farkında olarak ya da olmayarak Sizi de aşağı çekmeye çalışır.
Gereksiz yere eleştirir.
Hata olmayan şeyleri hataymış gibi gösterip sizi suçlu hissettirmeye çalışır.
İnsanların arasında sizi rencide eder.
Bunlar duygusal olarak çok yorucu insanlar.
Yani bunlara ihtiyacımız yok bence hayatımızda.
Özellikle de belli bir yaştan sonra.
İki sene önceydi galiba.
Böyle biri hayatıma girdi.
Sevdiğim bir arkadaşımın vasıtasıyla tanıştım.
Ama böyle tanıştırırken altını da çizdi kızcağız dedi ki yakın arkadaşım değil.
Ortak online bir kitap kulübündeydik.
Oradan tanıyorum. Dublin'e taşınıyormuş.
Senin podcastlerini dinliyormuş. Hoş sohbet biri olduğunu düşünüyor.
Tanıştırmamı istedi. Dedim olur yani seninle aynı ortamdaysa kaliteli biridir muhtemelen.
Tanıştık biz. Tatlı da biri.
Muhabbeti de akıyor. Ama ikinci görüşmeden sonra içimden bir ses dedi ki Emine dikkatli ol.
Çok şey paylaşma.
Özel hayatına da çok tanık olmasın çünkü senin hayata bakışını çok anlayabilecek biri gibi değil sanki.
Ve aşırı meraklı ama böyle samimi bir merak da değil yani sorularının arkasında hep bir ölçme, tartma, karşılaştırma var.
Böyle adını koyamadığım tedirgin eden bir yanı vardı yani.
Nitekim de öyle oldu. Çok spontane bir şekilde 3.
ya da 4. görüşmemizdi sanıyorum ki.
Aa sizin şirketin oradayım şu baba gel bir şeyler içelim dedi.
Ben de tam ofisten çıkmışım yolumun üzeri hava güzel tamam dedim.
İçimden de diyorum ki Emine insanları yargılama.
O da kendi yolunu bulmaya çalışıyor bir şekilde hayatta vesaire vesaire.
Böyle böyle gittim ben. Sonra biz oturduk.
Böyle çok da keyifli bir sohbet olmadı zaten.
Böyle değişik dinamikleri olan, değişik böyle kompleksleri değinen bir sohbet oldu diyeyim.
Tam kalkarken böyle haddini aşan bir yorum yaptı.
İnanılmaz çiğ bir yargılama yaptı öyle söyleyeyim.
Ve bastı gitti trene yetişmem lazım diye.
Ben böyle neye uğradığımı şaşırdım kaldım.
Dedim ki ben ne yaşadım ya şu an diye.
Ondan sonra bana mesaj atıyor böyle tepkimi ölçmek için.
Ben de direkt yüzüne vurdum.
Dedim ki o değil de sen neden beni yanlış bir şey yapmışım gibi yargılayıp suçlu hissettirmeye çalışıyorsun.
Yani ben senin ne yaptığını anlıyorum.
Gerizekalı değilim mi hissettirmek istedim.
Böyle kemküm etti falan. Cevap yazmadım tabii ki de ve bir daha asla konuşmadık.
Bence o da yaptığı şeyin yanlış olduğunu ve kendini...
Nasıl bir duruma düşürdüğünü fark ettim muhtemelen ama benim için artık geçmiş olsundu.
Yani hiçbir zaman o dakikadan sonra hayatımda farklı bir yere olabilecek bir kişi olmadı.
İşte bu yüzden arkadaş olarak seçtiğimiz insanların kendisiyle barışık olup olmamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü ben bu olayın üzerine düşününce ve geçmiş sohbetlerimizi de şöyle bir gözümün önünden geçirince şunu
fark ettim. Bu konu tamamen benden bağımsız.
Yani benimle hiçbir alakası yoktu aslında o yaşadığımız olayın.
Bu yaşadığımız şey karşımdaki insanın benlik algısıyla alakalıydı.
Ben sadece bir nesneydim orada.
Yani onun kendini iyi hissetmesi için tırnak içerisine düzgün kategorisine koyduğu ya da mental olarak, fiziksel olarak ya da belki kariyer olarak bir şekilde olmak istediği yerde olan birisinin
Hatasını görmesi gerekiyordu.
Yani onun bir açığını bulup çıkartması ve bak o da hata yapıyor, bak o da yanlış yapıyor diye düşünerek bir şekilde kendini rahatlatması gerekiyordu.
O zaman dilimi içerisinde onun hayatında ben vardım.
Benim tarafımdan olay bu.
Ama tabii şunun da altını çizmekte fayda var.
Bu benim gözlemim, kişisel bir gözlem ve subjektif biliyorum.
Yani ben bu insana kin güttüm, bu insana düşmanca bir tavır içerisindeyim gibi bir şey zaten söz konusu değil.
Bir de... Şeyi bilmiyorum yani o zaman o insanın iç dünyasında neler oluyordu ya da ne gibi şeylerle boğuşuyordu kendi hayatında.
Bunu bilmeden herhangi bir yargıya varmak zaten benim haddim değil.
O yüzden orada bir yanlış anlaşılmaya şansını istemem.
Sadece şunu düşünüyorum.
O zaman çerçevesi içerisinde bu tarz düşünce kalıplarıyla, bu tarz hareketlerle benim arkadaşlık kavramına dahil edemeyeceğim bir insan olduğu için ben o insanla bir daha görüşmeme kararı aldım.
Ve tabii ki hayatımızın belli dönemlerinde bize hizmet etmeyen ya da bizi belki de rahatsız edecek, üzecek ilişkiler olacak tabii ki ama her zaman böyle gitmek zorunda değil.
Bunun tersi ya da ideali ne olurdu onu da beraber düşünelim isterim.
Şöyle bir hayal etsenize her düştüğünüzde birbirinizin elinden tutup yukarı çektiğiniz, birbirinizin başarısıyla kendininki gibi gurur duyduğunuz, O hep hayali kurduğunuz
şeyleri denemek için birbirinizi cesaretlendirdiğiniz, iteklediğiniz ya da böyle bir araya geldiğinizde zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız, kendiniz olabildiğiniz, böyle delicesine gülüp eğlenebildiğiniz,
istediğiniz kadar salaklık yapabildiğiniz ve yargılanmadan, yargılanmadan var olabildiğiniz, gözünüz kapalı her daim güvenebileceğiniz can dostlarınız var.
Böyle dostlara sahip olmanın insanın hayatını nasıl güzelleştirdiğinin farkında mısınız?
Yani hayat kalitenizin ne kadar arttığının farkında mısınız böyle insanlar etrafınızda olduğu zaman?
Ve şöyle bir düşünüyorum sağlam bir arkadaşlık.
Gerçekten insanın kendiyle bağını da güçlendiriyor.
Kendisine olan saygısını da öz değerini de arttırıyor.
Çünkü yalan yok hepimiz yeri geldiğinde kendimizi yerden yere vuruyoruz.
Vurmuyor muyuz? Ya da öyle bir kör noktamız oluyor ki işte ilişkilerde yürümeyen bir şeylere takılıp kalıyoruz.
Büyük resmi göremiyoruz. O anda böyle güvendiğiniz birinin sizi omuzlarından tutup sarsması, gözünüzü açması, kendine gel demesi çok kıymetli bence.
George Herbert'ın da bir sözü var ve çok hoşuma gidiyor.
Diyor ki... En iyi ayna eski bir dosttur.
Gerçekten de öyle değil mi? Çünkü eski dostlarınız sizin yaşanmışlıklarınıza şahit olduğu için yeri geliyor sizi sizden iyi tanıyor.
Hatta The British Psychology Society diye bir web sitesi var.
Bu da yeni favorilerimden bir tanesi.
Orada arkadaşlıklarla ilgili bir makalede şöyle bir yer vardı.
Sıkı dostluklar daha iyi yaşlanmamıza yardımcı olabiliyor.
Yani genç kalmaya. Ben buradan genç kalarak da yaş aldığımızı anladım.
Umarım öyle bir şey oluyordur.
Bazı araştırmalarda sosyal bir çevreye dahil olmanın, bu çevrede böyle sıkı bağlar kurmanın, kısacası aidiyet hissinin bu ölüm oranları, kalp krizi riski, depresyon ve stres üzerindeki etkisini
araştırmış. E sonuç sürpriz değil.
Tabii ki olumlu etkisi var.
Günün sonunda insanın en büyük derdi sürüden ayrı kalmamak değil mi?
Bir aidiyet duygusu, güvende hissetmek değil mi?
Yine dönüp dolaşıp masamın piramidine geliyoruz yani.
Sadece o da değil bu arada.
İlla çok sıkı fıkı dostluklarınız olmasına da gerek yok diyorlar.
Yani bir sosyal gruba üye olmak bile, bir kitap kulübü olur, spor takımı olur.
Bunlar bile insanın psikolojisi üzerinde olumlu etkiye sahip oluyor.
Çünkü dediğim gibi en temel ihtiyacımız olan ait olma hissini veriyor bize.
Hatırlar mısınız bilmiyorum çok eski sezonlardandı.
Neden kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum diye bir bölüm çekmiştim.
Ve o bölümde de Benim kendi anlam çerçevemde bir yere ait hissedebilmenin lokasyondan bağımsız olarak kendinle ve kurduğun bağlarınla, dostluklarınla oluşan bir his olduğundan
bahsetmiştim. Merak edenleriniz varsa o bölümde dinleyebilirim.
Hatta yeri gelmişken bir de film önerisi yapayım.
In Touchables diye bir film var.
2012 yapımı. İzlemişsinizdir muhtemelen ama ben çok seviyorum o filmi.
Gerçek bir hikayeden alıntı.
Fransa'da Yamaç Paşütü kazası sonrasında dört uzvunu kullanamayan bir aristokratın genç bir adamı bakıcısı olarak işe alıp sonra üzerine kurulan böyle arkadaşlıklarını anlatıyor hikayede.
Başrolünde Omar Siyah oynuyor.
Beğeniyorum o adamın oyunculuğunu.
Lupin'de de başrolde. İzlemediyseniz o da çok güzel bir dizi bu arada.
Tabi dizi ve arkadaşlık temasından bahsediyorsak Friends'i anmadan geçmek olmaz.
Ve bence dünyanın açık ara en iyi dizisi...
Karşısında olanlar varsa gelin tartışalım.
Matthew Perry'i kaybettikten sonra kamera arkası röportajlarına falan bakıyordum böyle.
Hepsi aynı şey diyor.
Diyor ki gerçek hayatta da çok iyi arkadaşız.
Mizacımız o kadar uyuyor ki zaten bu sayede dizide bu kadar gerçekçi oldu.
Bu kadar yansıdı diziye de bizim iyi arkadaş olmamız ve mizacımızın uyması.
Ve şu bana helal olsun dedirtmişti.
David Schwimmer Ross ilk sezonda parlıyor ve ona diğerlerinden daha fazla ücret teklif ediyorlar bölüm başı.
O da diyor ki hayır herkes eşit kazanmalı.
Hepimiz aynı oranda emek veriyoruz ve diğerlerine gidip...
Takım olarak pazarlık yapalım birbirimizin arkasında duralım diyor.
David'in yaptığı o hareket hem aralarındaki bağı güçlendiriyor hem de dizinin dönüm noktalarından biri oluyor.
Çünkü hepsi daha yüksek ve daha iyi bir ücret kazanıyor.
Aynı oranı kazanıyorlar.
Baya güzel bir pazarlık yapıyorlar ve 8.
sezondan itibaren bölüm başı herkes ayrı ayrı 1 milyon dolar kazanıyormuş.
İşte iyi niyetten kastım da bu.
Yani sadece kendini... Değil sevdiklerini de düşünüyor anladın mı?
Yani benim olsun ama onların da olsun herkesin olsun istiyor.
Bu da bence bir iyi niyet göstergesi.
Senaka da demiş ya gerçek dostluk, umutsuzluk, korku ve çıkarını koparamayacağı türdendir diye.
Aynen öyle. Benim en büyük hayallerimden biri ne biliyor musunuz?
Bu bahsettiğim kankitolarımla yazlıkçılık.
Böyle hepimiz aynı siteden ya da aynı mahalleden yazlık ev alacağız.
Yazın gideceğiz oraya böyle kokoş kokoş giyineceğiz.
Sedef ile 60 yaş üstü ojelerimizi sürüp gündüz toplanıp okey atacağız.
Güneşleneceğiz. Akşam böyle sofralar kuracağız.
Sahilde yürüyüşe çıkacağız.
Eski günleri yad edip güleceğiz, eğleneceğiz.
Muhtemelen hayat sorgulamalarımız, ilişkilerimiz, günlüklerimiz, tasalarımız olur tabii ama işte beraber olduğumuz zaman onları da böyle halledeceğiz.
Bu arada bunun için emekli olmayı beklemek istemiyorum.
Ben bu sene bu planımı, vizyonumu herkese tek tek...
söyledim. Herkes hem fikir tez zamanda inşallah bunu hayata geçireceğiz.
Herkesi itekliyorum bir de bu plan için yani öyle böyle bir şey hayal ediyorum diye bırakmadım.
Baya plan falan çıkardım.
Yani toparlamam gerekirse arkadaşlık konusunda şu iki noktanın altını çizmek istiyorum.
Kendi tecrübelerime dayanarak.
Birincisi çevrenizdeki iyi niyetli temiz yürekli arkadaşlarınızın kıymetini bilin.
Olur da Bir şeyden sürtüşme yaşarsanız ki çok normal hepimiz insanız.
Açık iletişim en güvenilir çözüm yolu.
Bu bahsettiğim arkadaşlarımla ben iletişim problemi yaşamadım mı zannediyorsunuz?
Tabii ki de yaşadım. Ama hep birbirimize karşı dürüst olup ne hissettiğimizi paylaştık.
Suçlamadan, yargılamadan.
Çünkü... Sonuç itibariyle karşındaki hiçbir zaman senin kötülüğünü istemiyor.
Onun iç dünyasında farklı bir şey olabilir.
Yani eğer iyi arkadaşınsa tabii ki hiçbir zaman kötülüğünü istemiyor.
İç dünyasında farklı bir şeyler dönüyor olabilir.
Yanlış anlaşılmış olabilir.
Sen de o da. O yüzden açık iletişim her zaman çok önemli.
Buna inanıyorum. Arkadaşlıkta da, ilişkide de, ailede de.
İkincisi de yeni tanıştığınız insanları arkadaş statüsüne almadan önce...
Kendileriyle olan ilişkilerini iyice gözlemleyin derim.
Davranışlarını, inançlarını, düşünce paterlerini, beden dilini, davranışlarının arkasındaki motivasyonu, özellikle bunu anlamaya çalışmak da kıymetli.
Kendini ve başkalarını yargılayan, kendiyle barışık olmayan, başkalarıyla problematik ilişkileri olan biri ise Bence temkinli olmakta fayda var.
Nitekim arkadaşınız sizi vezir de edebilir, rezil de edebilir.
Bir de hayat gaylesi içinde yuvarlanıp giderken bazen böyle o kadar uzun zaman giriyor ki araya.
Aa diyorsun ben nasıl konuşmamış olabilirim bu kadar uzun süre?
Yani ne yapıyor, nelerle boğuşuyor karşımızdaki bilemeyi biliyoruz.
Özellikle de böyle saat farkımız falan varsa iletişim azalabiliyor.
Ben değer verdiğim bir arkadaşım bana başından geçenlerini böyle haftalar sonra, aylar sonra anlattığında kendimi çok kötü hissediyorum.
Diyorum ki... Niye beni aramadın?
Sonra da kendime soruyorum ben niye aramadım?
Yani ben niye aramadım o zaman gerçekten?
O yüzden buraya kadar dinlediyseniz bu bölümü can arkadaşlarınıza gönderip iyi ki varsın demek isterseniz gönderin gitsin.
Bu bölümde birbirinizin halini hatırını sormak için vesile olmuş olsun.
Onun dışında bu kanalda bahsettiğim birçok konuda hayat olsun, ilişkiler, arkadaşlıklar, kariyer...
Ne olursa olsun bu konularda koçluk almak isterseniz açıklamalardaki linkten bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Sevgiyle kalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
