
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümdeki sınır ihlallerinden ve sınır koymaktan kastım evlilik, çocuk, maaş sorgulamasından ziyade iş, ilişkiler ve arkadaşlık ve aile içerisinde fark ettirmeden hayatımıza müdahil olan kişilere yönelik sınır çizmek üzerine başa çıkma yöntemlerinden bahsettim.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar Geç Güzel Hayallere, hoş geldiniz.
Bu hafta birazcık kişisel mesafelerden ve sınırlardan bahsetmek istiyorum.
Bazen öyle bir an oluyor ki insanların hayatımıza müdahil olmasına fark etmeden izin veriyoruz.
Sınırlarımızı koruyamıyoruz ve bu durum bizi rahatsız ediyor.
Ama sonrasında da bunu nasıl dile getireceğimizi bilemiyoruz.
Böyle bir karmaşıklık oluyor zihnimizin içinde ya da bazı durumlarda hayır demeyi bilemiyoruz.
Ama bu konuyu şöyle bir yerden ele almak istemiyorum açıkçası.
Ne zaman evleniyorsun çocuk, ne zaman maaşın ne kadar gibi bir tarafından tutmayacağım.
Çünkü birincisi 21.
yüzyılda hala böyle sorular geliyor olmasına şaşırıyorum.
Ama gelecek yani böyle fütursuz insanlar her zaman aramızda olacak maalesef.
Hayatımızın belli dönemlerinde diyeyim.
İşte biz biraz daha mesafe koymaya başladığımız zaman onlar biraz daha eriyecekler diye düşünüyorum.
Hani burayı çok kısa geçmek gerekirse.
Bu tarz insanlar şu an benim hayatımda yok.
Çünkü çok güzel bir şekilde elimle ettim.
Bu fütursuzca sorulan soruları ya da bu tarz kişileri diyeyim.
Ama dönem dönem oluyor.
Yani arkadaş çevresinde oluyor, işte oluyor, ailede oluyor.
En zor da bu bence. Hani bu tarz insanları biraz daha dışarıda tutmak zorlaşıyor ailede olduğunda.
Ama bana böyle bir soru geldiği zaman gerçekten çok özel ve beni rahatsız edecek bir soru geldiği zaman.
Hadi olmayan birisi böyle bir soru sorduğu zaman.
Benim şöyle bir cevabım vardı ya da şöyle bir soruyla karşılık arıyordum diyeyim.
Bu bilgi sana ne kadar gerekli?
Mesela evlenmeyi düşünmüyor musunuz?
Bu bilgi sana ne kadar gerekli?
Tabii her zaman böyle nemrut bir şekilde söylenmiyor.
Bazı insanlara nemrut bir şekilde söyleyebilirsin.
Çünkü öyle durumda şey oluyorlar, böyle bir duruyorlar.
Galiba çizgiyi açtım gibi düşünüyorlar.
Diyecek cevap bulamıyorlar.
Ya da işte çok kırmak istemediğiniz ama yine böyle bir tık daha nokta koymak istediğiniz, bir tık daha sınır koyup çizgi çizmek istediğiniz birisi olursa böyle tatlı tatlı, e ne yapacaksın?
Bu bilgi sana ne kadar gerekli?
Bu bilgiyle ne yapmayı düşünüyorsun?
gibi. Böyle bir karşılık verdiğimde insanlar bana bu soruyu sormayı kesmişti açıkçası.
Tabi bazen şöyle bir şey oluyor ya işte çok sert Emine ya da Emine ayıp oldu falan gibi.
Yani ben de şey diyorum karşı tarafın bana böyle...
Bir soruyu sorması böyle gelip saygısızca haddini aşması ayıp değil.
Ama benim yaptığım ayıp oluyor bu durumda.
O yüzden saygı boyutuna girmeye hiç gerek olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü karşıdaki bana böyle bir saygısızlık yapıyor da benden de ekstra bir saygı beklememeli.
Ki hakaret etmiyorum, bağırmıyorum, çağırmıyorum ya da ters bir şey söylemiyorum.
Gayet nazik bir şekilde.
Neden bu soruyu sorduğunu, bu bilginin niye ona gerekli olduğunu merak ediyorum.
O benim hayatımı merak ediyorsa benim de bunu merak etmeye hakkım var diye düşünüyorum.
Tabi bu ailede olduğu zaman da şöyle oluyor.
Mesela anneanne. Anneannem çok tatlı, çok seviyorum.
Ama eski kadının 80 yaşında ister istemez soruyor.
Seni bir beyaz gelinlikte görseydim falan diyor.
Ondan sonra dayım giriyor. Rahat bırak çocukları anne diye.
Ondan sonra annem giriyor. Anne zaman değişti o öyle değil.
Hani ben bu konuda şanslıyım diye araya giriyorlar.
Ama anneannemle çok tatlı bir sohbetimiz olduğu için de çok rahat bir şekilde kendi düşüncelerimden bahsediyorum.
O da aman ne haliniz varsa görün diyor zaten.
Neyse burayı çok uzatmayacağım.
Çünkü benim aslında bugün asıl bahsetmek istediğim şey farkında olmadan böyle ikili ilişkilerimizde, arkadaşlıklarımızda, işte ya da aile içerisinde İnsanların hayatımıza
saçma bir şekilde müdahalesi, kendi sınırlarını bilmemeleri ya da haddini bilmemeleri.
Mesela bu ne olabiliyor?
Arkadaşlıklarda bazı insanlar kendini böyle eros ilan ediyor ve sürekli birileriyle birilerini yapma çabası içerisindeler.
Çünkü kendilerince siz o karşıdaki kişiyle çok iyi anlaşırsınız.
Ama işte bu insanlar zaten sizin çok yakın arkadaşınız olmuyor.
Sizin yakın arkadaşınız olan bir insan sizi çok iyi tanır.
Ve sizden böyle bir talep gelmedikçe beni şununla tanıştırsana ya da hani sizden böyle gerçekten bir talep gelmedikçe oraya adım atmaz.
Ama işte çok da sizi tanımayan ya da kendince iyilik yaptığını düşünen çünkü herkesin hayatında birilerinin olması gerektiğini düşünen insanlar yapıyor bunu.
O tarz durumlarda işte bence biraz açık bir şekilde konuşmak, sınır koymak, hani oradaki size karşı olan davranışını eleştirmekten ziyade bundan rahatsız olduğunuzu belirtmek çok
önemli. Benim başıma böyle bir şey gelmişti.
Mesela hani bir arkadaşım çok iyi anlaşacağımızı düşündüğü bir insanla bizi böyle eşleştirmeye çalışıyordu.
Ama o bilmiyordu ki benim için aslında o kadar kötü bir dönemde ki hayatıma birini almam için.
O kendince iyilik yapmaya çalışıyordu.
İşte böyle bizi kendince bir ortamda tanıştırdı.
Ondan sonra bana geldi dedik işte senden çok hoşlanmış.
Telefonunu istiyor vereyim mi?
Çok iyi çocuktur şöyle.
Ona da gitmiş benim telefonumu vermiş.
İşte bu da Emine'nin telefonu belki lazım olur falan diye.
Ben böyle kendimi saçma bir yerde bulmuştum.
Ve ben bunu çok sonra öğrendim bu arada.
Hani böyle bir ayarlama olduğunu arka planda.
O zaman bilseydim bir şekilde söylerdim.
Ama bunu sonradan öğrendiğim için.
gereksiz bir dönemi olmuştu hayatımın öğrendikten sonra ama bu insanla arama mesafe koydum ya da işte böyle bazı arkadaşlarınız oluyor sizin iyiliğinizi istiyor ama şey oluyor yani sizin
hayatınız hakkında ya da hayatınızdaki insanlar hakkında kendilerinde inanılmaz derecede eleştiri yapma hakkını buluyorlar ve ben buna gerçekten inanamıyorum yani sonuç itibariyle Senin mesela dert
yandığın ya da içini açmak istediğin bazı konular var.
Ailenle alakalı olur, sevgilinle alakalı olur ya da ne bileyim işte olur.
O sizin değer verdiğiniz kişiler hakkında böyle fütursuzca yorum yapma yetkisini kendinde buldukları zaman.
Ben önce kendimi sorguladım ya acaba ben mi verdim bu hakkı ona yani ben mi çok açıldım diye.
Öyle olunca hani...
Biraz insanlardan soğuyorsun.
Çünkü şey diyorsun ya şimdi ben buna bir şey anlatacağım ama aman bırak şunu aman o da gerizekalı falan gibi böyle sizin değer verdiğiniz ya da vaktinde değer verdiğiniz insanların hakkında saçma sapan yorumlar gelebiliyor.
Ama sonra şunu fark ettim.
Bu insanlar da aslında hayatımızdan birazcık daha elememiz ya da mesafe koymamız gereken insanlar.
Çünkü sizi gerçekten anlayan, sizi gerçekten...
tanıyan size değer veren insanlar böyle yorumlar yapmıyor gerçekten de şey yapıyorlar yani böyle dikkatli bir şekilde size yaklaşıyorlar o yüzden de öyle durum olduğunda ben hep şey diyorum yani
Bu şekilde yorum yapmanı gerektirmez ya da böyle konuşmandan hoşlanmıyorum çünkü söylememiz lazım bir şeyleri içimizde tuttuğumuz zaman o insana karşı kendimizi dolduruyoruz ve sessiz anlaşmalar yapıyoruz
aslında bunu bir kitapta okumuştum ya Doğan Cüceloğlu'nun kitabıydı ya Üstündökmen'in inanın hatırlamıyorum çünkü çok yıl geçti üzerinden ama işte böyle durumlarda Vermek istediğimiz tepkileri kişilere
vermediğimiz zaman onlarla sessiz anlaşmalar yapıyoruz.
Ve bu sessiz anlaşma o karşıdaki insanın kendinde bu hakkı görebileceğini gösteriyor bir noktada.
O yüzden de ben bu sessiz anlaşma yapmamaya çok uzun süre önce karar verdim ve içimdekini dışarı atıyorum.
Bunun en büyük sebebi de bu sınır koymanın...
Kişinin öz saygısıyla çok ilintili olduğunu düşünüyorum.
Yani ben kendime saygı duymazsam karşımdaki bana zaten saygı duymaz.
Ya da ben kendime nasıl davranırsam karşımdaki de bana o şekilde davranır.
Ya da ben ona nasıl davranacağını bir şekilde göstermezsem o da zaten haddini bilmeyebilir.
Dediğim gibi bu illa kötü niyetle olmuyor.
Bazı durumlarda insanlar sizin iyiliğinizi istiyor.
Mesela ailede de. Çünkü siz kaç yaşına gelirseniz gelin ebeveynlerinizin çocuğusunuz.
Sen benim çocuğumsun ve bizim kültürümüzde şöyle bir şey var.
Sen benim çocuğumsun ben senin için en iyisini bilirim.
Evet tamam bilebilirsin ama şu noktada bizim bir birey olduğumuzu ailelerimiz bazen unutuyor.
İşte bu bazı durumlarda yine yaşınız ilerlediğine mesafe koyarak ya da biraz agresifleşerek tartışmalara yol açarak gidiyor.
Ama böyle bir şey olsun da istemiyorum.
Şeyi çok iyi hatırlıyorum yani.
Geçmiş zamanlarda aileme karşı ben bir bireyim.
Hani bırakın da bunu ben kendim öğreneyim.
Çünkü ebeveyn mantığında şu olabiliyor.
Çocuklarının üzülmesini istemedikleri...
öğrenme kazanacağım. Çok büyük bir tecrübe kazanacağım.
Yani bırak da kendi halimde onu yaşayayım.
Ya da ben zaten senin tavsiyene ihtiyaç duyduğum zaman sana soruyorum.
Bunun bilincindeyim.
Bu aile için de geçerli.
Arkadaşlar için de geçerli.
Hani böyle sormadan tavsiye verenler.
Bunu böyle yapman lazım.
Şunu şöyle yapman lazım. Bunu niye böyle yapmadın?
Bunu böyle yapsan senin için daha iyi olur.
İşte bu insanlar bence bir tık daha hani Sınırlarımızı koyup kendimizi ifade etmemiz gereken insanlar çünkü evet kötülüğümüzü istemiyor olabilirler ama bir noktada sınırı aşıyorlar.
O yüzden ben tavsiyeye ihtiyacım olduğunu sana sorarım zaten merak etme gibi.
Ama şurada şunun tekrar altını çizmek istiyorum.
Sizi zaten çok seven, size değer veren ya da size çok saygı duyan arkadaşlarınız zaten size onların fikrini sormadan söylemiyor.
Ya da size sorular yönelterek kendiniz fark etmenizi sağlıyorlar.
Benim böyle çok değer verdiğim, çok sevdiğim bir arkadaşım var mesela.
O hep böyle bana...
Biraz daha açık bir şekilde yaklaşıyor.
Ben bir şey anlattığımda ve sorduğumda da ona fikrini sorduğumda bana hep şunu söylüyor.
Yani bana demek düşmez. Sen zaten kendi hayatınla ilgili en doğru kararları alıyorsun.
En iyisini biliyorsun diyor.
Hani böyle söylediğin zaman sanki birazcık politik gibi duruyor ama aslında karşındakinin sana duyduğu saygıyı belirten bir şey.
Ya da bazen şöyle olabiliyor.
Böyle arkadaşlar toplanıyor ya da birileri seninle görüşmek istiyor ve sen hani o an dışarı çıkmak istemiyor olabilirsin ya da insan görmek istemiyor olabilirsin biraz kendinle baş başa kalmak istersin ya da evde yapacağın işler vardır falan.
Ama ısrar ediyorlar.
Yani bazı insanlar hayırı bir cevap olarak kabul etmiyor.
Ve bence bu insanlar da bir tık daha böyle açık bir şekilde net olunması ve hayır denmesi gereken insanlar.
Çünkü bu demek ki senin alanına ve zamanına saygı duymuyor.
Çünkü sen ya ben bugün modumda değilim dediğin zaman aa tamam diyecek.
Ya da en baştan soran...
Ya sen bugün hani gelmek ister misin ya da yalnız mı kalmak istersin gibi soran insanlar bence olması gerekiyor.
Onlar daha kıymetli insanlar.
Zaman demişken zamanla alakalı da şunu söylemek istiyorum.
Hani belli de bir kitle oluyor böyle seni arayıp saatlerce dert anlatan.
Benim vardı öyle bir arkadaşım.
Çok seviyorum. Hani tatlı bir insan.
Böyle inanılmaz yakında değiliz ama hani hep böyle bir şeyin olduğunda her işine koşturur, yanında olur.
Böyle hiç şey yapmak, üzmek, kırmak istemeyeceğin biri.
Ama ve lakin bu insan beni arıyor, saatlerce konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, kendi hayatını anlatıyor.
Bana hiç nasılsın bile diye sormuyor bazen.
Sonra ee senden ne haber diyor.
Ben tam ağzımı açıyorum. Ay emine benim gitmem lazım kusura bakma, emine benim bir işim var deyip kapatıyor.
Sonra ben bir süre sonra bu insanın telefonlarını açmamaya başladım.
Yani cevap vermiyorum. O da bana sordu dedi ki, aa dedi ya bir şey mi var?
Ben dedim ki ya açık söyleyeceğim.
Biz ne zaman konuşsak bu bir diyalog değil, her zaman bir monolog oluyor.
Yani ben seni tabii ki dinlerim, dinlemekten keyif alıyorum ama sen bana ne zaman benim nasıl olduğunu sorsan aniden bir işin çıkıyor ve kayboluyorsun.
Ve bu bana kendimi değersiz hissettiriyor.
Yani benim bir arkadaşlıktan beklediğim bu değil dedim.
Ve çok utandı, çok özür diledi.
Farkında değilim dedi. Hani güzel bir şekilde hallettik.
Ama bu geri bildirimi alabilecek kapasitede bir insandı tabii ki.
Bazı insanlar bu geri bildirimi alamıyor.
Ve hani daha çok şey olarak yaklaşıyor biraz daha.
Kırılıyorlar, alınıyorlar.
Ondan sonra arkadaşınıza mesafe koyuyorlar gibi gibi.
Ama yani yapacak bir şey yok.
Kendinizi ifade etmek zorundasınız.
Öbür türlü şey oluyor yani.
Pasif agresif oluyor. Benim yaptığım da hani telefonlarını açmamak belli bir süre pasif agresifti yani şimdi itiraf ediyorum ama sorduğunda yok bir şey demedim.
Sorduğunda açık açık söyledim.
Çünkü durup dururken de hani nasıl söyleyeceğimi bilemedim ama şu an olsa mesela bu birkaç sene önce olmuştu.
Açık açık ya bir dakika biraz ben konuşabilir miyim bir izin verirsem falan derdim yani.
Bu arkadaş ya da tanıdık ilişkilerinden ya da sınırlar konusunda.
En çok zorlandığımız ilişki tipi yakın ilişkilerimiz diye düşünüyorum.
Partnerlerimizde olan ilişkilerimiz.
Çünkü en başta bir sessiz anlaşma yaparsak onların bizim hayatımıza müdahalesiyle alakalı ondan sonrasında onu çevirmek çok zor oluyor.
Burada bahsetmek istediğim şey biraz daha sizin hayat tarzınıza, yaşam tarzınıza ya da bazı noktalarda kazandığınız parayı nasıl harcayacağınıza.
Bir müdahale bile söz konusu olabilir yani.
Ve siz bunun farkında olmaya olabilirsiniz.
Ya da işte çok tatlı bir şekilde sizi manipüle ediyordur karşı taraf.
Siz onu fark etmeyebilirsiniz.
Ama nereye kadar fark etmeyeceksiniz?
Yani o an fark etmiyorsun.
Belli bir süre geçiyor fark etmiyorsun.
Ama sonuçta bir şeylerin yanlış gittiğini de biliyorsun.
Sonuçta salak değiliz. O yüzden böyle durumlarda hani birazcık oturup düşünmek, kendinle baş başa kalıp yahu ben ne hissediyorum?
Öfke mi, kırgınlık mı, kızgınlık mı, mutsuzluk mu?
Peki ben neden bunu hissediyorum?
Yani ne sebep oldu benim bu hissime?
Onun söylediği bir şey, onun yaptığı bir şey, aramızdaki bir davranış, yaptığı bir müdahale olabilir.
Ondan sonrasında işte...
Bunu bilip artık kendimizden emin olduktan sonra neyi neden hissettiğimiz ya da işte neyi ne kadar tölere edebileceğimiz, neyden rahatsız olduğumuz, ne istediğimiz ya da ne istemediğimizden emin olduktan
sonra karşı tarafla açık bir şekilde iletişime geçmemiz gerekiyor.
Çünkü ilişkilerde bu üstü kapalı şekilde iletişim, Daha doğrusu iletişimsizlik çoğu ilişkinin sonunu getiriyor.
Ve o konuşulmadığı zaman böyle arka planda bazen farkına bile varılmadan birikiyor, birikiyor, birikiyor, birikiyor.
Böyle kocaman bir volkan gibi sonra patlıyor.
Ne oluyor? Hani bazen çoğunlukla ilişkiler bitiyor.
Ya da çok yıpranmış oluyorsunuz.
Birbirinizi çok böyle yıpratmış oluyorsunuz.
Bittiğinde de zamanına yazık, enerjine yazık, sevgine yazık.
Özellikle ikili ilişkilerde bu sınır koyma olayının çok çok çok daha önemli olduğunu ve açık iletişime dayalı olduğunu düşünüyorum.
Yani çok önemli bir nokta kesinlikle iletişim kurmak.
Açık ve net bir şekilde birbirine kendini ifade etmek.
Önemli deyip buradan iş tarafındaki sınır ihlallerine geçeyim.
Çok uzattım bu ilişki kısmını ama dediğim gibi bence çok önemli.
Neyse işte de genelde şöyle bir şey oluyor.
Eğer siz böyle işinizi güzel yapan gerçekten hakkını vererek yapan biriyseniz bir insanlar böyle sürekli size geliyor.
İkincisi de işte müdürünüz olur bilmem kişi olur daha yüksek pozisyonda biri olur.
Gelip sizden bir şey istediğinde aman şimdi bunu yapayım da laf olmasın başım belaya girmesin diye yaptığımız hayır demediğimiz şeyler oluyor.
Ama bizimle hiçbir alakası yok.
İşte orada...
Dengeleri kurmak biraz zorlanabiliyor.
Çünkü iş dünyasında bu benim işim değil demek çok kabul gören bir şey değil.
Ama eğer siz bir şeyi yaparsanız o artık sizin göreviniz haline geliyor.
Ve her seferinde kendi yaptığınız işten, sorumluluğunuzdan alakasız şeyler üstünüze binmeye başlıyor.
Ki bu size psikolojik olarak da fizyolojik olarak da çok büyük bir stres baktığınızda.
O durumlarda ben hep şeyi söylüyorum.
Benim şu an önceliğimde bu bu bu var.
Ya da benden niye böyle bir şey yapmamı istiyorsun?
Yani ne olacak bunun sonunda?
Bunun karşılığında ben ne alacağım diye de buradan ne bekliyorsun?
Benden niye böyle bir şey istiyorsun? Ne bekliyorsun bunun sonucundan gibi?
Açık açık söylüyorum. Eğer bu müdürümse de ona asıl iş tanımımda olan işlerin ne kadar yoğun olduğunu, yani bak ben bunları yaparım ama...
Şu kadar da vakit kaybederim ve o zaman da bunu yetiştiremem gibi böyle biraz daha rakamlarla belki biraz daha böyle mantık çerçevesinde oturan şeylerle gitmek gerekiyor.
Bu arada işti aşktı aileydi derken ben yine aldım mikrofonu elime asla susmuyorum bence yavaş yavaş kapatalım artık.
Teşekkür ederim beni dinlediğiniz için umarım bu bölüm bir şekilde...
Bazı soru işaretlerine cevap olabilmiştir aklınızda ya da işinize yaramıştır.
Beğendiyseniz ya da bu bölümü dinlemesi gerektiğini düşündüğünüz arkadaşlarınız varsa sınır ihlali yapmadan arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
