
Genco’yla bu bölümde mütevazılık ile kendi değerine sahip çıkmak arasındaki ince çizgiyi konuştuk.
Bazen “tevazu” sanıp geri çekiliyoruz. Başarılarımızı küçümsüyor, yaptıklarımızın hakkını teslim etmekten çekiniyoruz. Oysa fazla tevazu, İbn-i Haldun’un o çarpıcı sözüyle, insanı vasatın nasihatini dinler hâle de getirebiliyor.
Peki hem mütevazı kalıp hem de emeğimizin, yeteneğimizin, başarılarımızın arkasında nasıl durabiliriz?
Bunu yapamadığımızda kariyerimizde ve hayatımızda neleri kaçırıyoruz?
🎙️
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bu hafta... Çok konuşmak istediğim bir konuyu çok çok sevdiğim bir insanla ele alacağız.
Konumuz tevazu, mütevazi olmak.
Mütevazi olmanın bize getirdikleri ve bizden götürdükleri.
Ve konuğum da Genco Orkun Genç.
Genco benim Dublin'den arkadaşım.
Beraber LinkedIn'de çalıştık, yollarımız orada kesişti.
Ve şu an ikimiz de koçluk yapıyoruz.
Kendisi aynı zamanda liderlik eğitmeni.
Hemen uzatmadan mikrofonu Genco'ya vereceğim.
Genco kendini tanıtmak ister misin? Hoş geldin.
Hoş bulduk Emine. Öncelikle çok teşekkür ederim davet için.
Seninle konuşmalarımız seninle sohbetlerimiz her zaman benim için çok keyifli ama bugün daha farklı bir dinleyicinin karşısında olmak seninle beraber bizim bu konuşmalarımızı başkalarının da dinleyecek olması benim için çok heyecanlı.
Dediğin gibi liderlik iletişimi konusunda ve bunun koçluğu.
Go to market konusundaki koçluk tarafında çalışıyorum.
Yaklaşık 20 yıldır iş hayatının içerisindeyim dediğim anda yaşımı belli etmiş oluyorum ama hadi bakalım demiş olalım podcastta da onu da paylaşmış olalım.
Ve seninle beraber dediğim, senin de bahsettiğin gibi 9 sene benim tarafımda, 5 sene de senin tarafında 14 senelik bir LinkedIn tecrübemiz var ortak noktamız.
Evet kesinlikle ve bu süre boyunca sen de çok farklı marketlerde çalıştın.
Ben de hem İrlanda'da çalıştım hem burada çalıştım.
Yani Londra'da çalıştığım onun dışında farklı şirketlerde de çalıştık.
Ve benim Türkiye'den çıktıktan sonra en çok gözlemlediğim şeylerden bir tanesi de mütevazi olmanın.
İş hayatında sana aslında o kadar da fazla katkısının olmaması ama bahsettiğim şey kendini böyle ön planlara atmak değil.
Yani şeyin arasındaki fark bir şeyi ben yaptım, ben bu konuda iyiyim, ben bunu başardım diyebilmek de kendini ifade edebilmek de kendini övmek arasındaki farkı biz çok fazla bilmiyormuşuz.
Kendi adıma konuşayım. Hatta ama kendi çevremde gözlemlediğim hem arkadaşlarımla hem seninle konuştuğumuz konular hem danışanlarımla gözlemlediğim şeylerden bir tanesi bu.
Çünkü biz genelde Türkiye'de mütevazi ol, sakın kendinden bahsetme, sakın ben şunda iyiyim deme.
Çünkü bunun karşılığı kendini övmek ve bu çok kötü bir şey gibi algılanıyor.
Ama orada çok ince bir çizgi var ve bu ince çizgiyi bilmemek, buna hakim olmamak, kendini ifade edememek senin kariyerinde...
önüne blokajlar getirebiliyor.
Burada senin 20 senelik iş tecrübenden dolayı her ne kadar yaşımı belli ettin desen de hiç de öyle göstermiyorsun ama burada senin o 20 senelik tecrübende sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Lider tarafından ne düşünüyorsun?
Bizim bakış açımızı değiştirmemiz için neler yapmamız gerekir ki kariyerimizde de sağlam adımlar atabilelim?
Bunları senin tarafından dinlemek isterim.
Teşekkürler Emine. Benzer yetiştirilme tarzlarından geliyoruz.
Dolayısıyla ilk söyleyeceğim Konu kültür çok önemli.
Kültür çok önemli derken ben atasözlerini çok seviyorum.
Kendi kültürümüzün derinleştiğimiz alanlarında mesela bize ne öğretildi biz büyürken?
Dolu başak eğik durur.
Dolayısıyla sen bilgini kendine sakla ve hani takdir edilirsin.
Sen yeterince mütevazi olursan, tevazu gösterirsen takdir edilirsin.
Şimdi ben 20 senelik iş hayatımın 20 senesi de satış mesleği üzerinde.
Ve bu satış mesleğini de aslında...
Bir Türk olarak dünyada 50'ye yakın pazarı kurarak geçirdim.
Dolayısıyla bu 50'ye yakın ülkenin de kültürüne hakim olduğum için bu 20 sene benim şu Dolubaşak atasözünden biraz uzaklaşmamı sağladı aslında.
Ve nereye geldim?
Aslında İbni Haldun'u çok sevdiğim ve iş hayatında yine benim çok sevdiğim bir arkadaşım.
O da Salesforce'da üst düzey yönetici.
Sıla Şener Köksal. O beni tanıştırmıştı bu fikirle.
Fazla tevazu. Vasattan nasihat dinletir.
20 senelik tecrübemin özeti bu oldu Emine.
Özellikle satış dünyasında, özellikle yöneticilik liderlik dünyasında fazla tevazu vasattan nasihat dinletir.
Bunu şurada bir bırakayım, bir demlensin.
Oradan devam ederiz.
Tamam demlensin.
Doğru söyledin. Ben de sana tam şeyi soracaktım.
Neden? Harika.
Hazır orada demlenirken.
Şimdi şuradan başlayalım mı?
Sen aslında girişte çok güzel bahsettin bundan.
Bu arada baştan çok özür diliyorum.
Emine de ben de yurt dışında yaşayan Türkler olarak bazen sohbetlerimizin içerisine İngilizce kelimeler bol bol girebiliyor.
Bu dünyanın içinde doğduğumuz ve bu dünyanın içinde çalıştığımız için, ikimizin de kariyerinin büyük bölümleri yurt dışında geçtiği için bu İngilizce kelimeleri maalesef kullanıyorum ama mümkün mertebe Türkçe'yi kullanmaya da çalışacağım.
Şimdi mütevazilik konusunda, tevazu konusunda iki farklı konu var.
Bir tanesi self-promotion.
Senin anlattığın gibi aslında ben ben ben demek.
İşte LinkedIn'de de görüyoruz ya şu ödülü kazandım.
Türkiye'nin en başarılı 50 CHRO'su arasına katıldım.
Bu arada bunun parayla satın alabildiğini biliyorsunuz değil mi?
Yani bu hani öyle çok ciddi bir kurul şey yok.
Yani hatta sürekli ben bu konuda da e-mailler alıyorum.
Şu 50 listesine seçilmek ister misiniz?
Fiyatı 1000 dolar gibi.
Ben bunu senden öğrendim bu arada ben bilmiyordum bunun parayla satın alındığını ve hep şey zannediyordum.
Vay be ne güzel işler yapmış diyordum.
Bu çok güzel ve şöyle de bir trik vereyim.
Eğer bu title'ları bu ünvanları almak istiyorsanız bu 50'ler listesine girmek istiyorsanız biraz bekleyin biraz sabırlı olun.
İşte 2000 dolardan açıyorlar kapıyı biraz nazlanırsanız 1000 dolara iner oradan 500 dolara kapatırsınız bu ünvanı.
Türkiye'nin en...
değerli işte 50 CFO'su arasına rahatlıkla girersiniz.
Bunu yapanları tenzih ediyorum.
Seçimdir, self-promotion'dır.
Ama şimdi self-promotion kısmı benim çok hayran olduğum bir konu değil.
Ben, ben, ben demek. Sürekli kendini anlatmak, kendi başarılarından bahsetmek.
Neden bunun çok hayranlığı değilim?
Çünkü bunun diğer tarafında aslında idea promotion var.
Ve bu alanda aslında mütevazi olunmaması gerektiğini savunuyorum.
Çünkü senin, benim çalışma hayatında kan, ter ve gözyaşı dökerek edindiğimiz çok değerli dersler var.
Ben bu dersleri kendime saklarsam mütevazi değil, ne olurum?
Bencil. Doğru, doğru.
Bencil olurum.
Yani dolayısıyla ben...
Şunu anlatmak istiyorum. Evet yani fazla tevazu vasattan nasihat dinletir.
Nasihat eden vasatlara gireceğim.
Orası bambaşka bir konu.
Bana neyi nasıl yapmam gerektiğini anlatan çok insan var.
Benden çok daha az tecrübeli.
Oralara zaten gireceğim.
Ama öncelikle hani senin görüşünü de burada duymak isterim.
Bu self promotion ile idea promotion sana ne hissettiriyor?
Yani şöyle ben buna bir örnek de cevap vereyim hatta.
Şimdi bizim... Bizim kültürümüzde demek istemiyorum.
Bu farklı kültürlerde de var.
Kendini çok fazla anlatmamak, mütevazi olmak.
Norveçli bir arkadaşım vardı. Onunla konuşuyorduk.
Ve ben ona şey dedim. İngiltere'de bunun çok çalışmadığını gördüm.
Ben artık kendi yaptığım şeylere daha fazla sahiplenmem gerektiğini düşünüyorum dedim.
Bana şöyle baktı. Çünkü onların kültüründe de onun hep anlatığı şeylerden bir tanesi ne kadar mütevazi olursan o kadar iyidir gibi.
Bu bence birçok kültürde farklı anlaşılabilecek bir şey ama ben şunu gördüm İngiltere'ye taşındıktan sonra.
İnsanlar yaptıkları şeyleri o kadar güzel paketliyor ki zaten bu paketleme, bir şeyin pazarlamasını yapma, tabiri caizse kendini iyi satabilme burada çok prim yapıyor.
Çünkü gösterdiği performansa bakıyorum, yaptığımız işlere bakıyorum ya da başkasıyla yaptığı işlere bakıyorum.
aslında performans anlamında çok çok daha iyi değil diğerlerinden.
Ama kendini o kadar güzel anlatıyor o senin self-promotion dediğin kendini o kadar güzel promote ediyor ki bir noktada şey diyorsun vay be diyebiliyorsun ve ne yazık ki İngiltere'deki
kurumsalda benim kendi tecrübem farklı tecrübelere olanlar kesinlikle vardır ama benim kendi tecrübem bu insanların daha hızlı yükseldiği kapsamında.
Hatta bu insanların biraz daha politik olup doğru insanlarla doğru ilişkiler kurması.
Bu da başka bir bölümün konusu olur tabii ama bunları da iyi yapan insanlar olduğunu gözlemliyorum.
Ama arada şöyle bir ince çizgi var.
Bunu yapmaktan ziyade yaptığın bir şeyi biz diye anlatmak da ya da sen yaptıysan bunu ben yaptım diyebilmek de önemli.
Çünkü o zaman karşındaki insan senin ne yaptığını bilmiyor.
Vereceğim örnek de şuydu aslında Genco.
Ben bir görüşmeye girdim, bir mülakata girdim.
Mülakatım muhteşem geçti.
Ve... Mülakattan sonra içimde böyle tuhaf bir his vardı.
Çok güzel geçti ama bir şey karşı tarafa tam geçmedi diye.
Sonra bana sağ olsunlar muhteşem bir geri bildirim verdiler.
Aldığım en düzgün geri bildirimlerden bir tanesiydi.
Dedi ki sen ürünü çok iyi biliyorsun, yaptığımız işi çok iyi biliyorsun, alanına çok hakimsin ve bizim aradığımız tüm özellikler var ama...
Bu pozisyona başvuran adaylar arasında, çok aday vardı zaten ve bu pozisyona başvuran adaylar arasında kendi yaptığı işi daha iyi artiküle edebilen, daha iyi ben yaptım diyebilen
adaylar vardı ve biz onlarla çalışmayı tercih ettik.
Ve gösterdiği, verdiği örneklerden bir tanesi de şuydu Genco.
Sen biz şöyle yaptık, takımla beraber yaptık diye anlattın ama ben sen orada biz derken senin bireysel katkını anlayamadım.
Orada senden benim bireysel katkım şuydu.
Benim katkım sayesinde şunu şunu yaptık demeni beklerdim.
Bana göre bunu bu şekilde anlatmak mütevazi olmamak ve kendini ön plana atmak ve ayıp bir şey.
Ama bekledikleri oydu.
Çok ilginç değil mi? Allah!
Damarıma bastım.
gerçekten damarıma bastım.
Çünkü bak söyleyeceklerim var ama şunu söylemeden geçemeyeceğim.
Lütfen. Ben de hani kariyerim içerisinde 500'ün üzerinde mülakat yaptım.
Yani masanın diğer tarafında bulundum.
Ve şu çok kritik. Lütfen mülakat yapıyorsanız bu başınıza çok gelecek.
Benim başıma çok sık geldi.
Karşıdaki biz, biz, biz diye anlatıyor.
Sonra geri bildirim vermek için mülakat sonrasını beklemeyin.
Lütfen. Alt yazıya yazın, üst yazıya yazın.
Bunu klip yapın, caption yapın.
Geri bildirim için mülakat sonrasını beklemeyin.
Bu benim adaylarla çok sık başıma gelen bir konuydu.
Durduruyorum. Diyorum ki Emine'ciğim harika anlatıyorsun.
Ama ben burada senin bu işi beraber yaptığın takımı işe almıyorum.
Ben şu an seni işe almak için düşünüyorum.
Çok güzel anlıyorum.
Muhteşem bir takım oyuncususun.
Ve bunu da buraya getiriyorsun.
Ama... Bu iş bir takım işidir.
Onu da anlıyorum. Bu takımda senin rolün neydi?
Bana bunu anlatır mısın?
Deyip kişiyi bizden benek getirtiyorum.
Ve bunu da çok alenen söylüyorum.
Ben cümleleri kurmana ihtiyacım var.
Arkadaşlar mülakat yapıyorsanız karşınızdakinin o anda söyleyebileceklerini lütfen...
O anda yol açın.
Sonra çünkü mülakattan sonra vereceğiniz geri bildirim çok geç.
Evet bu kişi sonrasındaki mülakatlarında bunu kullanır.
Ama mütevazilik konusunda da buna katılıyorum.
Aslında sana topu yine deneyimlerime dayanarak riskli bir yere atıyorum.
Gitmek istersen gitmek istemezsen genci oraya gitmeyelim diyebilirsin.
Tamam. Ama ben bu trendi daha çok kadınlarda görüyorum Emine.
Mülakat yaparken erkek adaylar bir yaptıklarını ona anlatırken.
Kadın adaylar on yaptıklarını birini seçiyor, o birini de dediğin gibi ekiple yaptık, birlikte yaptıkla anlatıyor.
Ve bu da maalesef dediğin üzere şu anki iş dünyasında, kariyerlerde, mülakatlarda, kariyerlerin ilerlemesinde etkisi var.
Yani aslında riskli sorumu sorayım.
Kadınlar erkeklerden daha mı mütevazi veya böyle mi öğretilmiş?
İkisi de. Kesinlikle.
Hiç riskli değil. Tam istediğim yere değindin.
Çok teşekkür ederim. Yani şöyle.
Şimdi biz bu konunun derinine inersek patriarkadan girer, her şeyden çıkarız.
Ama şöyle toparlayayım.
Şimdi evet kadınlar çok daha mütevazi.
Bu kadınların yapısı da ama toplumun kadınlara biraz daha bunu...
dayatması demek istemiyorum.
Bu kelime çok dikkat çekiyor ama kadınlara biraz daha bunu ittirmesi diyelim.
Neden biliyor musun? Çünkü sen bir kız çocuğu olarak büyütülürken bile Hep daha mütevazi, hep daha edepli, hep daha kendi halinde başın önde olmak zorundasın.
Hep kendini övmemek zorundasın gibi.
Evet bu kültür kodlarımızda da var, birçok kültürün kodlarında da var.
Ama ben bunun kadınların üzerinde daha fazla olduğunu düşünüyorum.
İkincisi, gözlemlediğim kadarıyla iş ortamında da bir erkek bir şey yaptığı zaman, seni dediğin gibi ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım dediğinde bu alkış alıyor.
Ama bir kadın aynı tavırla, aynı şekilde söylediği zaman kadına bak ya ne kendini övdü denilebiliyor.
Ve benim kendi gördüğüm, gözlemlediğim şeylerden bir tanesi mesela sana şöyle bir örnek vereyim.
Bu konuda benim zihnimi açan şeylerden bir tanesidir.
Ben böyle birkaç ay önce bir video paylaştım.
Hiç istemediğim bir kitleye gitti bu video.
Videoda şeyden bahsediyordum.
İnsanların hadsizliğinden bir arkadaşımın bana işte sen şöylesin böylesin şu şu özelliklerin var.
Buna rağmen neden hala bekarsın diye sorduğunda vakti zamanında bekarken.
Ben de işte neden insanlar böyle hadsizlikler yapıyor diye bununla alakalı bir video paylaşmıştım.
Ve bu olan bir yol. konu.
Ama altında yorumlar şöyle.
Kendini de iyi övdün bu arada arkadaşım dedi ayağına.
Ay ne kadar iticisin.
İşte kendini övüyorsun.
Ay şöylesin. Kendini zirvede görmeyi bırak.
Sen kimsin ki? Ve bunu yapan yorumların bu yorumları yapanların hepsi erkekte.
Yani demek istediğim şu erkeklerin kadınlara karşı kadın ben bir şeye şunu iyi yaptım.
Ben bu konuda iyiyim ya da şunu yapabiliyorum.
Bu konuda kendime güveniyorum demesi belli bir kitlede.
Herkes dediği tabii ki.
belli bir kitlede çok büyük bir tiksinti ya da çok büyük bir iriti oluşturuyor ve haliyle kadınlar da, birçok insan da böyledir sadece kadınlar değil, yargılanmamak için, sürekli bunlara uğraşmamak
için, bunlara maruz kalmamak için kendilerini geri çekiyor.
O video bana aslında hayatım boyunca bana o mütevazi olacaksın, mütevazi olmalısın şeylerini, söyletilerini o kadar iyi hatırlattı ki şimdi dedi işi yuza girmeyelim ama benim babam
da böyle. Benim babam hep söyledi.
Ne olursan ol her zaman mütevazi olmak zorundasın.
Kendini övmeyeceksin hep bunu söylüyordu.
Halbuki bana kimse şeyi anlatmadı.
Kendini övmekle başarıların sahiplenmek arasındaki farkın ne olduğunu bana kimse anlatmadı.
Ve ben birçok şeyi başardığım zaman benim gibi bütün kadın arkadaşlarım hatta bazı erkek arkadaşlarım da birçok şeyi başardığımız zaman şey zannediyorduk.
Bu ne ki ya? Bunu herkes yapar ki.
Ben yaptıysam zaten herkes yapar.
Bu bana özel bir şey değil ki.
Sonra sen o barını buraya buraya buraya koya koya, üstü üstü koya koya hep kendini daha az görüyorsun.
Kendi yaptığının farkında oluyorsun.
Olmuyorsun. Kendi yaptıklarına sahip çıkamıyorsun ve kendinin farkında olmuyorsun.
Kendini daha aşağı bir yerde konumlandırıyorsun farkında olmadan.
Ben bunu danışanlarımda çok görüyorum.
Halbuki potansiyeli çok yüksek.
Şey var genco ya bıraksan ülke yönetecek insanlar var danışanlarımın arasında ama o kadar mütevaziler ki o kadar bu öğretiden gelmişler ve kendi yaptıklarını duyurmamak, söylememek
üzerine kurulmuş ki bu yüzden istediği kıdemi alamayan insanlar bile var yani.
Dediklerinin hepsinin altına imza atıyorum.
Biz şu konuda aynı sayfada mıyız?
Aynı sayfada olduğumuzu düşünüyorum.
Aslında ikimiz de bu podcast'ta şöyle demiyoruz.
Mütevazi olmayın arkadaşlar.
Tam tersine. Biz mütevaziliği savunuyoruz.
Ama biz mütevaziliğin altında yatan, bizi limitleyen o inançlara bir savaş açıyoruz.
Mütevazi olun tabii. Ben de mütevazi olayım sen de mütevazi ol.
Ama mütevazi olmak sessiz olmak değil.
Mütevazi olmak değerini masaya koymamak değil.
Kaç bölüm oldu gelişigüzel ayarların şu ana kadar?
200'den fazla bölüm oldu ya 220 bölüm falan olmuştur.
Neden? Kaç kişi 200'ün üzerinde bölüm çekecek güce...
Buradaki aslında seni övüyorum ama yüzünü burada kapatma.
Bu 200 bölümü sen çektin.
Bu 200 bölümü senin için birisi çekmedi.
Ve sen bu 200 bölümü kendini övmek için çekmedin.
Bakın işte gözlerim ne kadar güzel, saçlarım ne kadar güzel anlatmak için çekmedin.
Bu bölümlerin birçoğunda senin yüzünü görmedik Emine.
Ve bu 200 bölüm kaç kişiye dokundu Emine?
Nasıl mesajlar aldın?
İnsanlar sana neler dedi.
Hatta bununla ilgili paylaştığım bir reel var.
Bunu hatırlamak çok önemli.
Mütevazilik burada önemli. Mütevazilik kendi değerinin farkında olmak.
Bence bu podcast'ın sonunda biz seninle bir mütevazilik formülü çıkaralım.
Senin dinleyicilerine de Emine ve Genco'nun mütevazilik formülü diye sunalım.
Ne dersin? Çok güzel fikir.
Çok güzel fikir. O Reels'ı da bu arada sen dediğin için çekmiştim.
Sen vermiştin o fikri de.
Evet şu çok güzel bir şey yani bu kadar insana dokunmak, pozitif bir etki yaratmak ki benim bu podcast'ı oluştururken de zaten yaptığım arkasındaki düşüncelerden bir tanesi buydu.
insanların hayatında pozitif bir etkisi olsun, bir motivasyon kaynağı olsun, bir ilham aracı olsun, farklı insanların hikayelerini dinlemek.
Sonra farklı yerlere evrildi.
Daha bilgilenelim, daha eleştirel düşünelim, hayatımızı kendimize daha anlamlı bir şekilde yaşayalım gibi bir yere evrildi ama hatta ben hala şunu düşünüyorum.
Bana gelen mesajları ekran görüntüsü alıp paylaşıyorum.
Güzel bir şey. Kutlanması gereken bir şey.
Ama bunu yaparken bile ya şimdi acaba yanlış anlaşılır mı?
Ya işte bu da iyi ki iyi bir şey yazmışlar kendisine.
Hemen de ekran görüntüsü aldı paylaştı gibi anlaşılır mı diye bak hala arkada bu taraf var.
Evet tabii ki sana katılıyorum.
Biz kendi tecrübelerimizi anlatmazsak, bildiğimiz şeyleri anlatmazsak ya da insanlar olarak biz hep kendi içimizde bir şeyleri yaşıyoruz ya ve zannediyoruz ki sadece biz yaşıyoruz.
Halbuki ne kadar çok konuşulursa sen, ben, o, herkes konuşursa biz yalnız olmadığımızı anlıyoruz ya bunu yapabilmek bence çok kıymetli.
Ve bunu yapıp birilerine dokundum ya ben de bu işin şu ucundan tuttum.
Şu çorbaya şöyle bir...
Katkıda bulunduğum tuzumla demek bence güzel.
Ama işte çok yapabildiğimiz bir şey değil.
Dediğine çok katılıyorum. Buradaki amaç mütevazi olmamak değil.
Mütevazi olmak gerçekten güzel bir kalite.
Kaliteli insan göstergesi.
Ama benim burada ayrımına varmak istediğim şey şu genco.
Mütevazi olmakla kendi başarılarına, kendi iyi yönlerine sahip çıkmak arasındaki o ince çizginin farkında olalım.
Yani ben bunu yaptım, ben bunda iyiyim, ben şu konuda bunu başardım diyebilmekle, bunu doğru bir şekilde, mütevazi bir şekilde ifade edebilmekle kendini övmek arasındaki farkı bilelim
ve ona göre önümüzdeki fırsatları geri tepmeyelim.
Bu benim istediğim aslında bu podcast'tan formül neyse artık bu podcast'ı dinleyenlerin çıkarmasını istediğim şey bu.
%100 mutabıkız. Zaten gitmek istediğimiz, götürmek istediğimiz, ikimiz de koç olarak zaten danışanlarımızda da, müşterilerimizde de bunu yapıyoruz.
Bunu yaşatmaya çalışıyoruz. Ama senin söylediğin bir noktaya iki adım geri giderek tekrar değinmek istiyorum.
Reprezentasyon çok önemli. Reprezentasyon neden çok önemli?
Bir deneyimi yaşamış...
O ateşin içinden atlamış, o ateşin içinden geçmiş, o ateşin içinden geçerken yeri gelmiş, kolu yanmış, saçı yanmış, ona merhem bulmuş insanların deneyimleri bizim için önemli.
Yurt dışında yaşayan Türkleriz mesela biz, sen de ben de.
Yurt dışındaki başarılı Türklülerin hikayeleri bizi motive ediyor mu?
Ediyor. Bugün global şirketlerin C seviyesine gelmiş Türklerin başarıları bizi mutlu ediyor mu?
Mesela şu an dünyanın kullandığı Duolingo şirketinin Chief Product Officer'ı bir Türk.
Ben bundan gurur duyuyorum.
Ve ben bu kişilerin hikayelerini dinlemek istiyorum.
Çok mu şey istiyorum?
Anlatsınlar istiyorum. Yani bu yolda ama bu yolda dediğin noktadaki fark şu.
Tevazunun içinde yolda ayağımıza takılan yerler de var.
Yolda düştüğümüz, dizimizin yaralandığı veya başımıza güneş geçtiği anlar da var.
Ve o anlarda ne yaptığınızı merak ediyorum ben.
Ya şu an hepimiz AI, yapay zeka ile oturup kalkıyoruz.
Birçok insan şu korku propagandasına maruz kalıyor.
AI işlerimizi alacak, yapay zeka benim işimi 3 sene sonra mı alacak, 5 sene mi sonra alacak?
Sevgili liderler buradan size sesleniyorum.
Ekiplerinizin bu konuda sizin görüşlerinizi duymaya ihtiyacı var.
Nasıl ki biz uçakta gittiğimizde bir türbülanstan geçerken pilotun bize ya ben bundan geçtim.
Bu bölgede genellikle hava böyle bir türbülans yaşayacağız.
8 dakika sürecek 20 dakika sürecek.
Şiddetli olacak hafif olacak dediği zaman.
Rahatlıyor muyuz? Rahatlıyoruz.
Ben şimdi o pilota bu pilot da ne kadar kendinden emin ne kadar biraz da mütevazi ol be pilot diyebilir miyim?
Hayır arkadaş yani o pilot şu an beni rahatlattı.
Senin podcastin birçok kişiyi rahatlatıyor.
Ben bugün bir kendim de bir girişimci olarak birçok girişimciye Bir satış organizasyonu kurmayı öğretiyorum.
Çünkü bilmiyorlar Emine.
Ve ben kendim öğrendiklerimi, yolda yaptığım hataları ama yolda kazandığım başarıları anlatmasam bencil mi olurum?
Mütevazı mı olurum?
Tekrar bunu bırakıyorum. Yani bencillikle mütevazılık arasındaki denge de çok önemli.
Genco, sen şimdi az önce dedin ya bu insanların, başarılı insanların nereye geldiğini, nasıl geldiğini.
Ya da ne zorluklardan geçtiğini bilmek isterim diye.
Bu podcast'ın çıkış amacı da bu zaten.
O yüzden zaten adı gelişi güzel hayaller.
Çünkü ben hep şeyi düşünüyordum.
Yani çok güzel, çok iyi şeyler yapmış insanlar var.
Ve baktığında aslında karşılaştırma teorisi psikolojide bir kavramdır.
Buna göre insan şunu düşünür.
Aa, genç öyle ben benzer backgroundlardan geliyoruz.
Eğer genç bunu yaptıysa ben de yapabilirim.
Ve insana bir motivasyon veriyor.
Ben aslında bu podcast'ı yaparken o herkesin çok bilmediği, tanımadığı insanları mikrofona getirerek onların nelerden geçtiler, neler başardılar, bunu yaparken nelerden feragat ettiler bunları hep soruyordum.
Ve çok hoşuma gidiyordu.
Herkes bana şey diyordu. Ya işte bilinmeyen isimleri çıkartırsan podcast'ın hiç büyümez.
Ben de diyordum ki benim amacım zaten bu podcast'ın hunharca büyümesi değil.
Benim amacım bu podcast'ın gerçekten o...
bilinmeyen insanların hikayelerini mikrofona taşıyıp birilerine ya bu yaptıysa ben de yapabilirim dedirtebilmek.
Çünkü benim motivasyonum böyle.
Ve şunu fark ettim.
Gerçekten bahsettiğin insanların, podcast'ta o ilk sezonda gelen insanların hepsi çok mütevazi insanlar ama başarılarına sahip de çıkabilen insanlar.
O yüzden hala daha olsa, hala daha bu arada böyle çok bilinen isimler getireyim, şöyle olsun, böyle olsun gibi bir...
Gayem yok açıkçası.
Tek istediğim şey biz birbirimizden öğrenelim.
Dediğim gibi bilgi paylaşalım.
Bu paylaştığımız bilgiyle beraber büyüyelim.
Aslında başım sağ söyleyince bunu hatırladım.
Gerçi hep biliyordum da. Bunu bir söylemek istedim.
İşte zaten seninle benim birbirimizi bu kadar sevmemiz ve bu kadar senedir bu kadar hani dirsek temasında sürekli başımız sıkıştığında birbirimizi aramamızın sebebi bu.
Vizyonumuz benzer. Bana insanlar soruyorlar.
Ben perşembe günleri genellikle LinkedIn'de Türkçe paylaşım yapıyorum.
Ve Türkçe yaptığım paylaşımlarda da genellikle birisiyle birlikte olan paylaşımı yapıyorum.
Neden diye soruyorlar.
Neden sadece sen değil?
Neden işte yanında Ahmet var, Leyla var, Meral var?
Bu çok fazla gelen sorulardan bir tanesi.
Çünkü ben kendi hikayesini anlatmayan şu an için...
Ona kendini hazır hissetmeyen insanların başarılarını masaya getirmeyi.
Hani bu masa dediğim çok sanal bir masa.
LinkedIn dünyanın şu an en büyük profesyonel network'ü.
Buraya getirmeyi kendimde görev görüyorum.
Benim vizyonum da bu işte. Dedin ya sen tanınmayan.
A şirketinin CFO'sunun yaptıklarını buraya getirmek evet sen de biliyorsun ben de biliyorum.
Bunlar algoritmanın hoşuna giden seni daha fazla kişinin karşısına çıkarabilecek ucuz numaralar.
Ama sen de ben de aslında hikayesi henüz duyulmamış ama duyulmayı hak eden insanların hikayelerini kendi platformlarımıza taşıyoruz.
Bu konuda da çok affedersin mütevazi olmayı.
Reddediyorum. Yapıyorum ve bundan keyif alarak yapıyorum.
Evet keyif alarak yapıyoruz ama zaten en önemlisi bu.
Bu podcastten sonra da ne kendilerini övdüler diye yorum gelir mi?
Ne dersin? Umarım gelir.
Çünkü ben kendi geçtiğim yola ve...
Bu işte 20 senedir veya yaşımı da söyleyeyim yaklaşık 2 hafta önce tam hatta tam 2 hafta önce 43 yaşına da geldim.
Bu 43 yıldır bu hayatı yaşayan genconun tecrübelerine, deneyimine çok saygı duyuyorum.
Ben kendimden razıyım.
Dolayısıyla eğer yorumlarda ne kendinizi övdünüz be derseniz sizden de razıyım.
Teşekkür ederim. Hani o da sizin perspektifinizdir.
Ne mutlu. Kendi perspektifinizde bir yorum olarak kendi içinizde de sövebilirdiniz bana.
Kendi içinizde sövmek yerine yorumlara getirdiniz.
Emine'ye şey olur, interaction olur.
Algoritma bunu da seviyor.
Biliyorsunuz bu sene sözlüğe giren kelimemiz rage bait.
Yani öfkeyle insanları bir yere çekmek.
Eğer bana benim yaşadıklarımı anlattığım için öfke duyuyorsanız canımsınız.
Teşekkür ederim. Genco seni çok seviyorum gerçekten.
Ama rage bait rica ediyorum benden uzak olsun.
Hiç hiç hoşlandığım bir etkileşim tarzı değil.
Ve hiçbir şekilde kendi sayfama çekmek istediğim bir şey de değil.
Zaten beni en çok zorlayan şeylerden bir tanesi de buydu.
Şimdi yavaş yavaş bu formüle bağlayalım o mütevazilikte.
Kendi başarılarına sahip çıkma arasındaki çizgiyi bulup ona bir formül getirelim.
Ama ondan önce şunu da söyleyeyim.
Mesela podcast benim için çok kolay.
Çünkü alıyorum mikrofonu elime konuşuyorum kendi kendime.
Ve orada kendimi çok daha iyi ifade edebiliyorum.
Çünkü uzun cümleler kuruyorum. Çünkü kısa formlu bir içerik üretmek zorunda değilim.
İnsanların dikkatini satın almaya yönelik bir şey yapmıyorum.
Zaten podcast'a gelen bir insan.
Ben bunu dinlemek istiyorum.
Ben Emine'yi dinlemek istiyorum.
Ben X'i, Y'yi dinlemek istiyorum.
Bu konuya ilgiliyim diye geliyor.
Ve o konuda bir şey öğrenmek istediği için geliyor.
Ama Instagram dediğimiz ya da TikTok.
Youtube Shorts bunlar kısa formları olduğu için ve o algoritma kontrolü de sende çok fazla olmadığı için herkesin önüne düşebiliyor.
Ve o noktada insanlar senin o 30 saniyelik videondan, 1 dakikalık videondan bir şeyi cımbıza çekip ve kime gösterdiği de belli değil tabii ki.
Tabi burada da... Şunu söyleyeceğim.
Ben bir içerik üretiyorsam tabii ki de bir hedef kitleye yönelik içerik üretiyorum.
Herkese göstersin. İstemiyorum algoritma benim içeriklerimi.
Çünkü nasıl ben her içeriği beğenmiyorsam, her içeriği anlamıyorsam, her içeriği ilginç bulmuyorsam insanlar da bu şekilde.
Hani benzer ya da bu içerikten bir şeyler anlayabilecek insanların önüne düşmek istiyorum.
İşte bu noktada diğer short form içerikler dediğimiz kısa formlu içerikler buralara çok uymadığı için.
Ben de ne diyeceğimi unuttuğumdan, nereye bağlayacağımı unuttuğumdan sana mikrofonu atıyorum.
Yani söylemek istediğim şey şu aslında.
Yani o yüzden de herkese de göstermesini tabii ki de istemiyorum içeriklerin.
O yüzden de şey konusunda çok okey değilim.
İnsanların içerik üretiyorsan altına istediğimi yazarım, eleştiriye açık olmalısın gibi.
Sen dedin ya istediğimi yazsınlar, içinizden de sövebilirsiniz.
Ben o konuda okey değilim ya. İçinizden sövün.
Çünkü birincisi sen neden benim...
Beni tanımadan, bilmeden, benim içeriklerimi tüketmeden benim hakkımda yargıya varıp gidip bütün içindeki kötülüğü döküyorsun.
Bu kadar mı boş vaktin var?
Bu kadar mı işin yok?
Bunu anlamıyorum. Düzgün geri bildirim vereceksen çok okeyim.
Yani saygılı bir şekilde bir şeyler yazacaksan kesinlikle buna tamamım.
Ama o şekilde böyle kendi dünyasından anlayan insanlara da çok saygı gösteremiyorum.
Bu konuda da mütevazi olamıyorum.
Bunu söyleyeceğim. O yüzden de demek istediğim şey şu.
Biz şöyle bir toparlayacak olursak seninle.
Bu kendimizle alakalı mütevazi kalarak ama yaptığımız şeyleri, başardığımız şeyleri, güzel özelliklerimizi nasıl sahipleniriz?
Bunun formülü ne olmalı Genco?
Şimdi hadi gel bu keki beraber yapalım.
Ununu, şekerini, yumurtasını birlikte atalım.
Şimdi ben ilk ürünü atıyorum kekimizin içerisine.
Bence samimiyet önemli.
Şimdi eğer mütevazi olacaksak ve mütevaziliğimizi de sahipleneceksek bu konuda şişirmece olmamalı bu hikayenin içerisinde.
Ne yaşadıysam o aşağıya da çekmemek olduğundan fazlasını da anlatmamak ama samimiyet, samimi bir şekilde ne yaşadım ya dur
bir gerçekten bu güzel bir egzersiz benim için.
Bugün de Pazar günü mesela burada da pazar günü siz de bunu dinliyorsanız eğer.
Ya bir kendinize 10 dakika ayırın.
Daha fazla ayırabiliyorsanız 30 dakika ayırın.
Geçmişe baktığınızda mesela ben iş hayatından gidiyorum.
İş hayatında kendinizle gurur duyduğunuz ya bunu da yaptım dediğiniz bir anı yazın arkadaş.
Yaz. Yani şuradan şuraya aksın ve kendinle...
Gurur duyduğun o anı samimi bir şekilde sadece kendin okuyacağın, kendine saklayacağın şekilde bir yaz.
O samimiyeti bir dök ortaya.
Ben un olarak samimiyet attım.
Sen şeker olarak ne atarsın?
Ben şeker olarak ne atacağım biliyor musun?
Bunu kendin yapmak güzel ama biz bir arkadaşımla, sen de tanıyorsun, Meltem'le şöyle bir şey yapmıştık.
İkimiz de... Çok mütevazıyız ve kendi iyi özelliklerimizi sahiplenebilen insanlar değiliz.
Bunun da çok farkındayız. O yüzden birbirimizi sürekli ittiriyoruz.
Dedim ki, geçen seneydi hatta böyle bodrumda, balkonda oturuyorduk onunla.
Dedim ki Meltem, arkadaşlıktan konu açılmıştı.
Meltem seni iyi bir arkadaş yapan şeyler ne?
Bana anlatsana dedim. Ben sorduğum için, bana anlattığı için, yakın arkadaşım olduğu için tabii ki bunu kendini övme gibi görmedi ve başladı anlatmaya.
Bunu başkası sorsa anlatamazdı.
Başladı anlatmaya ve o kadar aslında farkında ki kendisinin ne kadar iyi bir arkadaş olduğunu ve onu iyi arkadaş yapan şeyler ne diye.
Sonra bana sordu. Ben de gayet filtresiz bir şekilde anlattım.
Kendimi iyi değerlendirebildim.
Çünkü yargılanmadığımı hissettim.
Demem o ki bence bu egzersizi kendi çevremizden, güvendiğimiz insanlarla, güvendiğimiz zihinlerle beraber yapmak da kıymetli.
Ben de şeker olarak bunu koyayım.
Hadi ben bir tane daha ürün atıyorum içerisine.
Atmak istediğim bir diğer ürün de kendinden başka kimin için yapıyorsun?
Biz koçlukta deriz ya ekolojik mi diye.
Yani benim anlatacağım bu hikayeden benim dışımda kim faydalanır?
Ya ben nasıl daha iyi bir arkadaş olduğumu anlattığım zaman bunu aslında sahiplendiğim zaman arkadaşım Emine mi bundan daha fazla?
Arkadaşım genco mu bundan daha fazla nasiplenir?
İş arkadaşları mı bundan daha fazla nasiplenir?
Ya belki de kendime daha iyi bir arkadaş olmak.
Bu da çok önemlidir ya. Yani kendine de arkadaş olursun.
Kim nasiplenir? Yani benden başka bu işten kim nasiplenir sorusunu kendinize sorduğunuz zaman ve ben bunu kimin için yapıyorum dediğiniz zaman cevabınız kendinizden başka insanları
da veya Kendinizden başka konuları da kapsıyorsa, iklim krizi konusu sizin içinizi yiyip bitiriyorsa konuş arkadaşım iklim krizi üzerine.
Anlat, paylaş, okuduklarını, izlediklerini, yaşadıklarını anlat.
Kendinin dışında anlattığın konular.
Dolayısıyla ben de Genco'dan son ingredient de bu olsun.
Güzel bir malzeme koydun.
Ben onunla ilgili şöyle bir şey söylemek istiyorum sadece kapatmadan.
Biz, sen, ben, bizim gibi düşünen insanlar şeye hep bakıyor.
Yani ben bunu yapıyorum ama bunun bütün ne, faydası ne?
Biraz daha kendinden büyük düşünen.
Ve bunun ekolojiye katkısı ne?
Koçlukta zaten bizim sorduğumuz şey ya.
Ben bir keresinde koçluk verirken bir danışanım bana şöyle dedi.
Benim için bu önemli değil Emine dedi.
Benim için bunun bütüne katkısının ne olup olmamasının hiçbir önemi yok.
Çünkü ben eğer kendime iyi bakarsam kendi çevremde şu kadar...
olumlu bir alan yaratırsam bu dedi kelebek etkisiyle ben A kişisine olumlu bir etki bırakırım.
A kişisi gider B kişisine, o gider ona.
Bu şekilde yapabilirim ve benim aslında önem verdiğim şey bu.
Bir şeyi yaparken ben kendi iyiliğimi düşünüyorum.
Çünkü biliyorum ki onun ekstra faydası diğerlerine de olacak.
Yani bunu nasıl bütüne daha fazla katkı sağlarım diye yapmıyorum demişti ve bana o kadar iyi geldi ki bu.
Vay be dedim gerçekten.
Bu da farklı bir bakış açısı. O yüzden bunu da söylemek istedim.
Bu da baktığınız bir nokta olabilir.
İlla her şeyde ben de bütüne katkı sağlayayım, ben de dünyayı kurtarayım gibi yapmamıza da gerek yok aslında.
Katılıyorum, katılmıyorum.
İki alan. Bir, biz koçlar, sevgili müşterilerimiz, gözünüzün içine bakarak size söylüyorum, sizlerden çok şey öğreniyoruz, sizlerden çok besleniyoruz.
Danışan de, danışan de.
Biz koçlar olarak, siz danışanlarımızdan, İnanılmaz besleniyoruz.
Gözünüzün içine bakarak söylüyorum.
Çünkü bu hikayelerinizi dinlemek bize inanılmaz kapılar açıyor.
İşte katılıyorum ve katılmıyorum dediğim nokta da şu.
Bütüne katkısını düşünmüyorum.
Kendi iyiliğimle başlıyorum diyen danışanının örneğinde bile ne kadar güzel biliyor musun?
Çünkü diyor ki ben zaten o etkiyi bıraktım dünyaya.
Tereddütleri bıraktım.
O dünyayı ben kendim iyiysem bu da diğerlerine, bu da bütüne olumlu bir etki sağlayacağını ben zaten biliyorum diyor.
Bu da bence inanılmaz güzel bir bilgelik.
Çok farklı bir bilgelik seviyesi.
Danışanlarımız sizi seviyoruz.
Teşekkür ederim Gence.
O zaman şöyle yavaştan toparlayalım mı?
Ne yapalım? Teşekkürler.
Yani demem o ki evet mütevazi olmak çok güzel bir şey.
Tabii ki kendimizi her yerde ortalara atıp altı dolu olmayan bir şekilde kendimizi ön plana atmayalım.
Ama aynı zamanda da sahip olduklarımızı, başardıklarımızı, iyi yaptığımız şeyleri, güzel özelliklerimizi söylemekten, bunlara sahip çıkmaktan da çekinmeyelim.
Çünkü bunlara sahip çıkmamak bizi ileri götürmüyor.
Bizi daha iyi bir insan yapmıyor.
Bizi daha başarılı bir insan da yapmıyor.
Aslında bizi... tık daha geriye atıyor.
Çünkü maalesef ki maalesef diyorum Genco, şu an içinde yaşadığımız dünya pakete daha çok bakıyor.
Paket ne kadar iyiyse, kendini ne kadar daha iyi pazarlıyorsa, ne kadar daha kendini göz önüne atıyorsa ona bakıyor.
Yani sen de görüyorsundur, her meslekte görüyorsundur bunu, her sektörde görüyorsundur.
Bakıyorsun Belli bir noktaya gelmiş.
Kesinlikle vardır farklı meziyetleri.
En azından network'ü vardır.
Genelde böyle oluyor zaten.
Ama kualifikasyonlarına baktığın zaman şeyi sorguluyorsun.
Nasıl? Neden?
İşte buna baktığın zaman ya insanlar neler neler yapıyor.
Ben daha iyiyim ama neden ondan daha gerideyim diye buna hayıflanmak yerine ya da işte o da kendini iyi pazarladı demek yerine Çok ufak bir şey ya.
Kendi başarılarına sahip çıkmak da bunlardan bir tanesi benim gözlemlediğim bu.
Yine aynı sayfadayız.
Zaten seninle benim konularımız bitmez.
Sen konuştukça alt detaya girecek bir konu geliyor aklıma.
Ama inşallah bu bölümü viral yaparsınız.
Biz Emine ile tekrar bölümler çekeriz.
Oralarda da konuşuruz.
Ama şu arkadaşlar.
Bazı durumlar ve olaylar var ki mütevazi...
Olmanız ayağınıza takılıyor.
Bu mülakatlar.
Yani bir mülakat mütevazi olunacak yer değil.
Orada zaten kendinizi anlatmanız bekleniyor.
Bir performans görüşmesi iş yerinizde.
Mütevazi olacağınız yer değil.
Ya yöneticim zaten görmüştür diyorsunuz ya.
Bak ben o yöneticiydim. Ben...
Onlarca kişi yönetiyorum ve son 6 aya geri baktığım zaman senin o yaşadığın ve senin o çok gurur duyduğun örneği ben hatırlamıyorum.
Orada o senin görevin.
O örneği bana getirmek, bana anlatmak.
Bu böbürlenmek değil.
Bunun arasında işte biz bugün Emine ile anlatmaya çalıştığımız konu bu.
Tevazunun karşıtı böbürlenmek değil.
Mütevazi olup... Aynı zamanda kendi değerinize sahip çıkabilirsiniz.
Muhteşem bir şekilde kapattın.
Üzerine daha söyleyecek tek kelimem yok.
Çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için.
Zaten benim dinleyicilerim artık seni tanıyor düzenli dinleyicilerim diyeyim.
Çünkü ben bölümlerde senden bahsediyorum.
Hatta seninle bu reframing yani yeniden çerçeveleme üzerine konuşmuştuk ya.
Ben onun üzerine bir bölüm de çekmiştim.
Dileyenler oraya da bakabilir.
Tekrar teşekkür ediyorum.
Vaktini ayırdığın için, bu güzel tecrübelerini, güzel yüzünü, güzel sesini bizimle paylaştığın için ve umarım dinleyenler de keyif almıştır diyorum.
Eğer ki kariyer koçluğu anlamında da bir desteğe ihtiyacınız varsa sadece kariyer değiştirmek olmaz bu.
Olur da sektör değiştirmek de olur, mevcut iş yerinizde ilişki yönetimi de olur, kadem atlamak da olur.
Hepsi olabilir ya da özellikle de satış fonksiyonları içerisindeyseniz Genco'ya da her zaman ulaşabilirsiniz diyelim.
Çok teşekkür ediyorum davetin için.
Benim için inanılmaz keyifli bir sohbetti.
Online ve offline bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
