
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
21. yüzyılda neden ev almak, iyi bir hayata sahip olmak ve finansal bağımsızlığı kurmak giderek daha zor hale geliyor? Sistem bizi nereye sürüklüyor? Ve zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bu yapıyı nasıl kıracağız?
Transkript
Altyazı M.K.
Millenyalılar olarak öyle bir zamana denk geldik ki iş hayatına atıldık, ekonomik krizler ardı ardına dizildi, dünya genelinde enflasyona bakın aldı başını gitti, ev fiyatları zaten paralel
evrende yaşıyormuş hissi veriyor ve OECD göstergesine göre Konut Erişebilirlik İndeksi son iki yılda tarihin en kötü seviyesine geldi.
Küresel ölçekten bahsediyorum ve biz bugün bu tabloyu konuşacağız arkadaşlar.
Rakamlarıyla, sebepleriyle ve belki de en önemlisi bize psikolojik olarak ne yaptığıyla ilgili.
Herkese merhaba, ben Emine.
Gelişi Güzel Hayallere, hoş geldiniz.
Arkadaşlar bu hafta biraz dertleşelim istiyorum bu bölümde.
Çünkü yapay zeka, 3.
Dünya Savaşı ihtimali, Epstein belgeleri, Trump derken dünya nereye gidiyor?
Hepimiz yüreği ağzında izliyoruz haberleri.
Tabii bunun etkisiyle zaten olumlu olmayan küresel ekonomi daha da kötüye gitme eğiliminde.
Biliyorum felaket tellalı gibi açtım bölümü ama bunları konuşmamız lazım.
Çünkü son zamanlarda en temel ihtiyacımız olan Maslow'un hiyerarşisindeki...
En alt kısım yani barınma, beslenme ve güvenlik ihtiyaçlarımız tehlikeye girmeye başladı.
Bu hafta bu konuyu mikrofona getiriyorum çünkü beni dinleyen insanların bu tabloda bir yerlerde olduğunu biliyorum.
Konumuz geniş, verimiz çok o yüzden hazırsanız başlayalım.
Önce gelin bu tabloya Türkiye penceresinden bakalım.
Çünkü Türkiye'de durum küresel krizin çok daha yoğun yaşandığı bir vaka.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın en güncel verilerine göre 2025 Kasım konut fiyat endeksinden bahsediyorum.
Konut fiyatları bir önceki yıla kıyasla nominal olarak %31.4 arttı.
İstanbul'da bu %31.7, Ankara'da 37.9, İzmir'de %31.6.
Elimde hunharca veri var ama sizi rakamlarla sıkmak istemiyorum.
Sadece şunu söyleyeceğim.
2020 ile kıyasladığımız zaman bugünkü fiyatları İstanbul'da metre karesi 2020'de bir evin 4482 TL iken 2025 yılında 74153
TL'ye çıkmış. Yani yaklaşık...
16,5 kat artmış.
İnanılmaz bir artış.
Kiralara baktığınızda tabii ki oraya da yansıyor ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın 2025'te yeni yayınlamaya başladığı yeni kiracı kira endeksine göre 2025 yılının son çeyreğinde 100
metrekarelik Bir konutun ortalama kirası Türkiye geneli için konuşuyorum 22.000 TL.
Bu İstanbul'da 37.000, Ankara'da 21.000, İzmir'de 25.000 TL böyle düşünün.
Biliyorum sizi çok veriye boğdum ama işin matematiğini yapmadığımız zaman çok da anlayamıyoruz.
O yüzden bu rakamı...
Asgari ücretle kıyasladığınızda şunu görüyorsunuz.
2025 yılında asgari ücret 22.104 TL yani İstanbul'da ortalama kira asgari ücretin 1.7 katı.
Tek maaşla kira ödemek matematiksel olarak imkansız ve Türkiye genelinde bile kira neredeyse asgari ücrete eşit.
Ve yasal kira zam tavanına baktığınız zaman 2025 Aralık itibariyle konut kiralarında ev sahibinin yapabileceği maksimum zam...
Oranı 35.91.
Ne kadar garip bir rakam ya.
Niye 36 ya da 35 değil?
Neyse vardır arkasında bir mantığı diye düşünmek istiyorum.
Ama zaten altından kalkılamayan kirayı eve girmişse %36 daha arttırabiliyor ev sahibi.
Ve konut kredisi faizlerine bakacak olursanız yine TCBM'nin verilerine göre faiz oranları şu an hala %40'ların üzerinde seyrediyor.
Yani 2025'teki rakamlarla kıyaslarsak bu oran 2025'te %15'ti.
Yani 5 yıl önce fiyatlar artıyor diye almadığınız o evi şu an almak isterseniz kat be kat daha fazla faiz ödüyorsunuz.
Arz talep dengesizliğine birazdan değineceğim ama Türkiye'de şöyle bir durum da var.
Konut Türkiye'de artık bir ihtiyaç olarak görülmüyor.
Enflasyona karşı korunma aracı olarak alınıyor.
Ve serveti olanlar yani parası olanlar enflasyondan korunmak için konut alıyor.
Serveti olmayanlar da o piyasanın dışına itiliyor haliyle.
Talep var. Arz yetersiz, fiyat artıyor ama kimin aldığına bakınca tablo çok daha karmaşıklaşıyor.
Sadece Türkiye'de değil bu arada genel olarak küresel anlamda da aynı durum mevcut.
Hazır küresel taraftan bahsetmişken gelin biraz oraya da bakalım.
Söz veriyorum son rakamlar.
Dünya genelinde de şöyle bir durum var.
IMF'nin 2024 raporuna göre konut erişebilirlik indeksi Amerika'da 2021'de 150 iken 2024'te 80'lerin ortasına düşmüş.
İngiltere'de 105'ten de 70'lerin altına düşmüş.
Şöyle bir baktığınız zaman bu rakamlar 2007-2008 konut krizinin bile üzerinde.
Bu rakamları vermemin sebebi de şu.
Ev almak şu an tarihin en zor...
olduğu dönemlerden birinde.
Bunu söylemeye çalışıyorum.
Hatta bu konuyla alakalı Amerikan Emlak İşçileri Birliği de bir araştırma yapıyor ve diyorlar ki 2024 verilerine göre medyan ev fiyatları 2015'den bu yana %50 arttı ama aynı dönemde genç
çalışanların maaşları %15 arttı.
Yani ev fiyatları maaşlarımıza oranla 3.3 kat daha hızlı artıyor minimumda.
Ve emlak araştırmaları genel olarak da şunu söylüyor.
18-29 yaş arasındaki gençlerin neredeyse yarısı %49'u eğer net olmak gerekirse şu an ailesinin evinde yaşıyor.
Bu oranda %40'lardan bu yana hiç bu kadar yüksek olmamış dünya genelinde.
Şöyle bir genele baktığım zaman ailesiyle yaşamayan birçok insan da ev paylaşıyor zaten.
Son olarak bir şey daha söyleyeceğim bu konuyla alakalı.
Gallup'un OECD ülkelerinde yaptığı bir anket var.
Burada uygun fiyatlı konuttan memnuniyet son 15 yılda en fazla düşen tek hizmet kategorisi.
Sağlık, eğitim, ulaşım hepsi değişmiş ya da sabit kalmış ama konut memnuniyeti çöküş kategorisinde.
Çünkü kimse bütçesine uygun yaşamak istediği tarzda bir ev bulamıyor.
Burada hemfikirizdir diye düşünüyorum.
Ben İstanbul'da doğdum büyüdüm.
İstanbul'da yaşadım İrlanda'ya taşınmadan önce.
Orada uzun süre yaşadım.
Şimdi de İngiltere'de yaşayan biri olarak çok yakından söyleyebilirim ki her bir şehirde arkadaşlarımızla aynı soruyu tartışıyorduk.
Hala daha tartışıyoruz.
Ne kadar çalışırsak çalışalım.
Kendi birikimimizde bir ev almaya paramız yetmiyor ya da tüm birikimimizi böyle koyup alabildiğimiz evlere baktığımızda cücük kadar eski püskü evler var.
Biraz daha böyle şehir dışına çıkınca yeni evler olsa da bu sefer mesafeler uzuyor.
Zaten rakamlardan bahsettim az önce.
Para biriktirmek gündelik koşullarda zaten zor şu an için.
Ama hadi biriktirebildik, yapabildik diyelim.
Biz biriktirdikçe fiyatlar da o kadar artıyor.
Hani Tazmanya canavarı sürekli böyle Roadrunner'ı kovalıyor ya ama bir türlü yakalayamıyor çizgi filmde.
Tam olarak öyle değil miyiz şu an içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda?
Tam böyle oh tamam oldu diyorum bir bakıyorum enflasyon yine fırlamış, fiyatlar yine artmış ve benim param yine hiçbir şeye yetmiyor.
Peki biz buraya nasıl geldik arkadaşlar?
Yani şu an içinde bulunduğumuz duruma nasıl geldik?
Birincisi arz talep dengesizliği.
Konut son 15 yılda hiçbir gelişmiş ekonomide yeterli ülkede inşa edilmedi.
Amerika'da 2008 kriziyle birlikte konut enflasyonu durdu ama nüfus büyümeye devam etti.
Yani çok fazla ürüyoruz.
İngiltere'de yapı izinleri ve arazi politikaları arzı kısıtlıyor ve arz kısıtlandığında var olanın fiyatı artmak zorunda haliyle.
İnanamayacaksınız ama Türkiye'de bile inşa edilen konut sayısı talebin altında kalmış geçen sene.
Hayır nereye baksam inşaat var nasıl hala bu kadar talep var?
Kim satın alıyor bu evleri?
Tabii ki de sermayesi olanlar.
İkincisi de kurumsal yatırımcılar.
O parası olanlardan kastım sadece bireysel serveti olan değil kurumsal yatırımcılar.
Son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa'da özel sermaye fonları ve kurumsal yatırımcılar konut piyasasına büyük hacimde girmeye başladı.
Konut artık sadece yaşanılacak bir yer değil bir varlık sınıfı çünkü.
Ve kurumsal oyuncular piyasaya girdiğinde bireysel alıcı zaten rekabet edemez nasıl etsin?
Üçüncüsü faiz oranları şu an için değil ama borcu daha da ağırlaştırdı.
Pandemi sonrası dönemde merkez bankaları faizleri hızla yükseltmişti ya bu durum ev fiyatlarını düşürmedi ama morgaç maliyetlerini patlattı.
Geçenlerde Atlanta Fed'in verilerine baktım.
2024 ortasında Ortalama bir ev sahibi olmak hane gelirinin %47.7'sini alıyormuş.
Genel uygun sınır aslında %30 gibi düşünün.
Hani hep deriz ya gelirinin maksimum 3'te 1'i konaklamaya gitmeli diye.
Öyle bir matematik vardı eskiden.
O artık yok. O artık gelirinin yarısı durumuna gelmiş durumda maalesef.
Ve dördüncüsü de bence en sessiz yine de en belirleyici olanı miras ve başlatıcı sermaye.
Ne demek istiyorum? Federal Reserve'in 2022 verisine göre Baby boomer kuşağının ortalama net serveti 288 bin dolar.
Z kuşağının 13 bin 900 dolar.
Yani arada 20 kat fark var arkadaşlar.
Ve ev sahibi olan birinin net serveti kiracıya kıyasla 40 kat daha yüksek.
Çünkü konut bir varlık ve varlık zaman içinde büyüyor.
Yani ev alanın serveti artarak devam ediyor.
Ev alamayan kira ödemeye devam ediyor ve kira öderken kiralar sürekli arttığı için onların da ev alması ya da para biriktirmesi zorlaşıyor.
Dolayısıyla varlık sahibi olanlar ile olmayanlar arasındaki uçurum gitgide artıyor.
Bunu kendi ülkemize uyguladığımızda bu uçurum çok daha fazla.
Yani 20 sene öncesiyle kıyasladığım zaman gerçekten orta sınıfın yok olduğunu görebiliyorum.
Peki burada bir duralım. Biraz nefes alalım.
Çok fazla veriverdim çünkü.
Rakamlardan bağımsız olarak piyasanın nasıl işlediğine baktığımızda bir tık daha oturuyor.
Fransız ekonomist Thomas Piketty şöyle diyor.
Sermayenin getiri oranı ekonomik büyüme oranından yüksek olduğunda yani varlıklar emek gelirinden hızlı büyüyorsa eşitsizlik yapısal olarak artar.
Bu kadar basit. Tekrar ediyorum.
Sermayenin getiri oranı.
ekonomik büyüme oranından yüksek olduğunda yani varlıklar emek gelirinden hızlı büyüyorsa eşitsizlik yapısal olarak artar.
Ve şu an içinde bulunduğumuz konut krizi de tam olarak bu formülün somut bir örneği.
Çalışarak biriktirebilirsiniz ama varlık sahibiyseniz Ev, hisse, sermaye artık neyse o varlık sizin için çalışıyor.
Yani oturduğunuz yerde bir noktada para kazanıyorsunuz gibi düşünün.
Ve bu ikisi arasındaki fark uzun vadede kapanmıyor daha da açılıyor.
Piyasanın mantığı bu şekilde çalıştığı için sizin ne kadar çalıştığınızdan bağımsız olarak mevcut konjonktürde ailenizden kalan bir miras varsa ya da vakti zamanında iyi bir yatırım yaptıysanız, vakti zamanında
elinizde olan parayı herhangi bir hisse senedine yatırdıysanız o büyüdüyse bitcoin aldıysanız...
O sürekli dalgalanıyor gerçi ama ya da konuta yatırdıysanız 10 adım öndesiniz demektir.
Aynı şehirde aynı çalışma etiğiyle iki insan biri servet biriktirebilirken diğeri biriktirmeyi bırak.
var olmak için ekstra çaba harcayabiliyor.
Sürekli survival modda yaşıyor.
Ve bu durum maalesef Generation Rent denen bir kuşağa doğurdu.
Yani bizler, çoğumuz, çalışıyoruz, kazanıyoruz.
Ama biriktiremiyoruz.
Çünkü kira ve yaşam maliyetleri buna izin vermiyor.
Ve bu noktada bazı insanlar şöyle düşünüyor.
Ya zaten ben elimdeki parayla çok bir şey yapamıyorum.
Onu da harcayayım bari.
Buna harcayayım, şuna harcayayım, seyahat edeyim, tecrübe odaklı şeyler yapayım.
Hatta benim bir arkadaşım vardı, burun ameliyatı olacaktı.
Çok böyle fahiş bir fiyat söyledi.
Dedim ki ya buna bu kadar para verilir mi deli misin?
Senin burnun güzel ayrıca neden burnunu yaptırıyorsun ki?
O da dedi ki yani benim bu parayı koyabileceğim hiçbir yer yok şu anda.
Halbuki koyabiliriz. bir sürü yer var.
Birazdan değineceğiz onlara. O yüzden de ev alsam alamam.
Araba alsam alamam. Bir şey yapsam yapamam.
Ben de bari burnumu yaptırayım.
Böyle düşünüyor insanlar. Hiçbir şekilde yargılamıyorum bu arada.
Çünkü böyle bir durumdayız.
Böyle bir dönemdeyiz şu anda.
Peki biz bugün Konut krizinin ekonomik boyutunu konuşuyoruz ama psikolojik boyutunu hiç konuşmuyoruz ve bence şu an biz milenyalları en çok yıpratan şeylerden bir tanesi bu.
Gallup 2024 anketine göre yaşadığı yerde memnun olan insanların yaşam standartının iyileşme ihtimali %49, memnun olmayanların %35.
Bu fark diğer hizmet kategorilerinde yok ilginç bir şekilde.
Yani yaşadığınız yerde özel ve ait hissetmek çok temel bir insan ihtiyacı.
Çünkü öbür türlü sürekli misafir gibi hissediyor insan.
Özellikle de kirada oturuyorsanız birçok insan kiraladığı eve masraf yapmak istemiyor ya da ev sahibi izin vermiyor.
Ya da siz diyorsunuz ki bu nasıl olsa benim evim değil.
İstediğiniz gibi döşemeyebiliyorsunuz.
Eşyalı olarak kiraladıysanız zaten size ait olmayan eşyalar kullanıyorsunuz.
Günün sonunda kendinize ait hissedemediğiniz bir yerde var olmaya çalışıyorsunuz.
Ben de çok uzun süre boyunca yurt dışında yaşarken, ev kiralarken ya da özellikle eşyalı ev kiralarken hep bunu hissettim.
Hep böyle bir var olma çabası ama ait hissedememe duygusu.
En son birkaç senedir böyle tamam ya burası benim artık ben buraya yatırım yapabilirim, bir şeyler yapabilirim hissi geldi ve o gerçekten çok farklı bir duygu.
Gerçekten insanın hayattan memnuniyetini yaşadığı yerden memnuniyetini kendinden bile olan memnuniyetini arttıran bir şey.
Bu arada aidiyet konusuyla alakalı...
Akıllı bir bölümüm var. Eğer dilerseniz ona da bakabilirsiniz.
Peki Emine iyi hoş konuştun.
İçimizi kararttın.
Her bölümde bir çözüm sunuyorsun.
Buradaki çözümün ne? derseniz sizinle açık konuşacağım bu sistematik bir kriz olduğundan mütevellit çözümleri kısıtlı.
Yani bizim bireysel olarak müdahale edebileceğimiz çok az şey var.
Ama oraya geçmeden önce şunu söylemek istiyorum.
Bu tabloyu görmek, bu rakamları bilmek, ekonomik olarak, çağ olarak nerede olduğumuzu bilmek en azından bir tık rahatlatıyor.
Çünkü yalnız olmadığımız hissini veriyor.
İnsanlar çevresine baktığında özellikle de maddi olarak bir tık daha rahat birikim yapıp daha kolay ev alanları gördüğünde arkadaki tabii ki hikayeyi bilmediğimiz için kendini suçlayabiliyor.
Neden bir türlü birikim yapamıyorum?
Neden ev alamıyorum?
Ben yeterince çalışmıyor muyum?
Yeterince kazanmıyor muyum?
Daha fazla kazanmaya kapasitem mi yok?
Onlar nasıl yapıyor? Ben disiplinli mi değilim?
Doğru seçim mi yapmıyorum diye insanın kafasında bir sürü soru işareti dönüyor.
Belki evet bunlardan biri olabilir ama asıl konu içinde bulunduğumuz sistem.
Ebeveynlerimizin ya da dedelerimizin, anneannelerimizin, babaannelerimizin dönemindeki gibi emekli ikramiyesiyle ev alabildiğimiz bir dönemde değiliz artık.
3-5 tane maaşımızı biriktirince ev alabildiğimiz bir dönemde de değiliz.
O zamanki dünya nüfusuyla şu zamanki dünya nüfusu arasında çok büyük bir fark olduğu için arz-talep dengesi sadece konutta değil birçok konuda zaten belli.
O yüzden de bu farkı görmek çok önemli diye düşünüyorum.
Çünkü çözemediğimiz bir şeyin sorumluluğunu taşımak, Uzun vadede yıpratıcı bir şey.
Sistematik bir eşitsizliği, bireysel bir başarısızlık gibi deneyimliyoruz şu anda milenyallar olarak.
Ve bana sorarsanız en çok farkında olmamız gereken nokta da burası.
Tabii bu demek değil ki sistem bize çözüm vermiyor diye her şey durmak zorunda.
Tamam bu böyle deyip kabullenelim, bir adım atmayalım.
Bunu söylemiyorum. Bu tablo içinde bile seçimler var.
Koşulları değiştirme, şehir değiştirme, beklentileri yeniden kalibre etme ya da doğru yatırımlar yapma gibi.
Ama bunlar seçim, zorunluluk değil.
O yüzden ben size bu hafta şöyle bir soru sormak istiyorum.
Bu sistemin içinde çok adil olmayan bir beklenti taşıyor musunuz kendinizden ya da çevrenizden?
Ve o beklentiyi nasıl dengeleyebilirsiniz?
Tamam sistem bu, şu an değiştiremiyoruz.
En azından kısa vadede. Ama finansal okuryazarlığımızı arttırmak, elimizdeki oyunu biraz daha iyi oynamak mümkün.
Bu noktada size bir kitap bir de YouTube kanalı önericem.
Son dönemde gerçekten çok işime yaradı ikisi de.
Birincisi Morgan Housel, Paranın Psikolojisi kitabını yazan kişi.
Hatta ben de bu konuyla ilgili baya detaylı bir bölüm çekmiştim.
Paranın Psikolojisi Geriş Güzel Hayaller diye aratabilirsiniz Spotify'da.
Housel 2025'de yeni bir kitap çıkardı.
O da The Art of Spending Money.
Para harcama sanatı Türkçe'ye çevrildi mi bilmiyorum ama bütçe formülleri ya da hayat hackleri yok içinde bunun yerine şunu soruyor.
Parayla ilişkiniz kararlarınızı nasıl şekillendiriyor?
Ve Hazıl şunu diyor, servet her zaman iki parçalı bir denklemdir.
Sahip olduklarınız eksi istedikleriniz.
Yani gelir artmasa bile beklenti yönetimi servetinizi arttırabilir.
Baya saçma geliyor kulağa farkındayım ama şunu vurguluyor aslında.
Pratikte kıyaslama refleksi devreye giriyor ya, sosyal medyada ne görüyorsunuz, çevreniz ne yapıyor, geri kalmak korkusu size nasıl para harcatıyor?
Buna göre... Hostel'da diyor ki insanların çoğu yatırımlarının getirisini dikkatle hesaplıyor ama harcamaların getirisini hiç hesaplamıyor.
Her harcamayı maliyetiyle değil getirisiyle değerlendirin diyor.
Ve bu getiri neşe olabilir, kazanan zaman olabilir, azalan stres, güçlenen bir ilişki ya da kendinize kattığınız herhangi bir şey.
O yüzden de ben bunu karşılayabilir miyim, buna param yeter miden ziyade bu bana ne satın alıyor sorusunu sorduruyor.
Ama tabii ki kitabı okuyun ben şu an çok geniş bir şekilde özetledim.
Bir de şu var biriktirmenin noktası hiç harcamamak değil.
İyi harcamalar yapmak, akıllı yatırımlar yapmak.
Evet bir diğeri de bir YouTube içerik üreticisi.
Eski yatırım bankası çalışanı ve muhasebeci Nisha diye birisi.
İsmini ve kanalını Instagram'da paylaşırım.
Son böyle iki senedir falan içerik üretiyor ama bir milyonun üzerinde takipçisi var.
Kişisel finans içeriği üretiyor.
Ben de tamamen tesadüfen keşfettim YouTube'da bir şey ararken.
Ama genel hatlarıyla şunu çok beğeniyorum.
Birincisi güzel bir bütçe yapmayı, doğru bütçe nasıl yapılır bunu.
İkincisi... Harcamalarınızı kategorilere göre nasıl takip edersiniz?
Görünmez maliyetleri nasıl bulursunuz ve nasıl elersiniz?
Mesela otomatik yenilen abonelikler olabilir.
Emeklilik fonundan yılda %1 kesen kurumun yerine daha az kesen bir kurumu nasıl tercih edersiniz gibi böyle uzun vadede size çok fazla rakamlara mal olacak şeylerin nasıl böyle bir bilançosunu
çıkarırsınız? Ondan sonrasında da paranızı nasıl daha doğru harcayıp elinizdeki parayla az bile olsa nasıl iyi bir yatırım yaparsınız?
Bunları çok güzel bir şekilde dile getiriyor açıklıyor.
Bir de şöyle bir şey var bence yine Nişa'dan öğrendiğim bir şey.
Bizim atladığımız en önemli şeylerden bir tanesi bileşik faiz konusu.
Diyelim ki iki insan var A kişisi olsun 25 yaşında yatırım yapmaya başlıyor.
Her ay kenara 300 dolar ortalama yıllık %10 getirir sağlayan bir endeks fonuna koyuyor.
65 yaşında emekli olduğunda şu anki hesaplamayla elinde yaklaşık 1.9 milyon dolar olur değil mi bu insanın?
B kişisi de bekliyor, daha hazır değilim diyor, farklı önceliklerim var diyor, öyleydi böyleydi derken 35 yaşında yatırım yapmaya ya da para biriktirmeye başlıyor.
Ya da benim biriktireceğim para, elimdeki para ne işe yarar ki diyor.
Az önce bahsettiğim konu biz milenyalların en çok düştüğü tuzak bu.
Yine aynı 300 dolar, aynı %10, aynı strateji ama 65 yaşına geldiğinde yaklaşık elinde 678 bin dolar oluyor.
Yani fark 1.2 milyon dolar sadece 10 yıl beklemekten.
Bu fark B kişisinin daha az katkı yaptığından değil, A kişisinin parasının para kazanmasından.
O paranın kazandığı paranın daha fazla para kazanmasından geliyor.
Biraz karışık oldu ama anladınız bence.
Yani birleşik faiz etkisi.
Ve zaman bizim en güçlü silahımız.
Tabi ki bu örnek batı bağlamında.
Türkiye'de döviz bazlı yatırım, enflasyona karşı koruyucu varlıklar, bist, altın, gümüş, bakır seçenekleri farklı hesaplamalar gerektiriyor.
Ama prensip hep aynı.
Genel olarak size en pahalıya patlayan karar çoğu zaman beklemenizden kaynaklı.
Doğru zamanı bekleyen insan genellikle hiç başlayamıyor.
Evet arkadaşlar bu bahsettiğim birleşik faiz ya da doğru zaman olayı o kadar atabileceğimiz adımın arasında sadece bir tanesi.
Geri kalan için bu verdiğim kaynakları inceleyebilirsiniz.
Şöyle bir toparlayacak olursak da şunu söyleyebilirim.
Ev almak, iyi bir hayata sahip olmak, birikim yapmak bunlar artık bireysel disiplin meselesi değil.
Bunlar kısmen sistemin bize ne kadar yer açıp açmadığı meselesi.
O yüzden de bunu görmek, kabullenmek enerjimizi doğru yere harcamamızı sağlar.
Eğer finansal olarak istediğiniz yerde değilseniz belki de şu an yapabileceğiniz en iyi şey kendinizi suçlamaktan çıkıp gerçekten yapabileceklerinize bakmak, sistemi kabullenmek, sistemi suçlamak
demiyorum sistemi kabullenip içinde bulunduğumuz koşullarda ne yapabiliriz ona bakmak.
Genelde içinde para olan konuları zaten çok konuşmuyoruz ya da konuşmaya çekiniyoruz.
Ama insanlar tecrübeleri ne kadar paylaşırsa o kadar birbirinden öğreniyor.
O yüzden fikir alışverişi yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Ben de çoğu yatırım fikrini etrafımda güvendiğim insanlara sorarak öğrendim bu arada ya da onlar konuştuğu zaman onları dinleyip daha fazla sorarak.
O yüzden bu bölüm size bir şeyler kattıysa sevdiklerinize paylaşmaktan çekinmeyin.
Spotify'da yorum bırakmayı unutmayın eğer bulunduğunuz ülke buna izin veriyorsa.
Ve bu hafta size bir soru daha sormak istiyorum.
Konut, birikim veya finansal bağımsızlık konularında kendinizi en fazla ne zaman yetersiz gibi hissettiniz?
Ve şimdi düşündüğünüz zaman ne kadarı sizinle alakalı, ne kadarı sistemle alakalı?
Dürüst cevap verin. Eğer bu sorularla kariyer, finansal hedefler, yaşam tasarımı...
gibi konularda bir düşünme ortağına ihtiyacınız varsa da emineyesitmen.com slash coaching adresinden bana ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
