
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sosyolog Catherine Hakim'in "erotik sermaye" kavramını mikrofona taşıdım. Dış güzelliğin, auranın, dışarıya verdiğimiz izlenimin ve kılık kıyafetimizin, tarzımızın hayatımızda, ilişkilerimizde ve en önemlisi de iş yaşamımızdaki etkisinden bahsettim. Kavram ve Hakim'in vardığı sonuç çok tartışmalı. Gelin beraber bakalım, azcık zihnimizin labirentlerinde dolaşalım.
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Bu hafta sosyolog Catherine Heykim'in erotik sermaye kavramını konuşmak istiyorum.
Dış güzelliğin, auranın, dışarıya verdiğimiz izlenimin ve kılık kıyafetimizin, tarzımızın hayatımızda, ilişkilerimizde ve en önemlisi de iş yaşamımızdaki etkisinden bahsedeceğim.
Referans aldığım çalışma da aslında London School of Economics'de görev yapan sosyolog Catherine Hakim'in Erotic Capital yani erotik sermaye üzerine yazdığı makaleler ve kitabı.
Kendisi daha çok böyle kadınların iş gücündeki durumu, kadın problemleri üzerine çalışıyor ama bu çalışması inanılmaz tartışmalı.
Yani katılanlar var, katılmayanlar var.
Çok da çelişkili, çelişkili demeyeyim de biraz daha böyle Yok artık diyeceğimiz şeyler de var.
Geldiği nokta da şu diyor ki bizim diyor nasıl bir insan sermayemiz, ekonomik sermayemiz, kültürel ya da sosyal sermayemiz varsa erotik sermaye de bunların bir çeşididir ama tarih
boyunca sosyologlar tarafından hep atlanmıştır.
Ben de işte hem onun bakış açısını hem de farklı bakış açılarını biraz da böyle araştırmalar, örnekler, kendi tecrübelerimle harmanlayıp anlatacağım.
İlgili kitap örnekleri, ilgili film örnekleri de vereceğim.
Özellikle kitap tavsiyelerim olacak sonlara doğru.
Şimdi kendi tecrübem demişken hemen şunu anlatmadan geçmeyeyim.
2022 sonuydu sanırım.
Türkiye'ye geldim bir aylığına evden çalışmak için.
Ve tam da böyle doğallık dönemimdeyim.
Saçlarımdaki ışıltı geçmiş.
Full böyle kendi rengi düzenli yüz egzersizleri yapıyorum.
Yüzüme böyle bir renk gelmiş.
Botoks dolgu yapmayayım.
Doğal şekilde takılmak en iyisi diye düşünüyorum.
Ve bu düşünceyle çok mutluyum açıkçası.
Ama bu mutluluğum uzun sürmedi.
Bir süre sonra...
Böyle İstanbul'da dolaşırken dışarıdan eve geldiğimde şöyle hissetmeye başladım.
Hani böyle siz çok normal günlük halinizde sokağa çıkmışsınızdır.
Bir arkadaşınızla karşılaşırsınız.
Ay ben de şuraya gidiyorum gel der ve gittiğinizde herkes aşırı özenerek giymiş böyle makyajı falandır.
Ve birden kendinizi böyle bir oraya ait hissetmezsiniz.
Ya bilseydim böyle bir yere geleceğimizi böyle bir ortama gireceğimizi.
Eve girer bir iki makyaj yapar elbise giyerdim falan diye düşünürsünüz.
Ben de işte Türkiye'deki o bir ayımın sonunda tam olarak böyle hissettim.
Çünkü herkes çok bakımlı, yapılı, botokslu, dolgulu, protestırnaklı falan.
Ben böyle tarifi tuhaf bir duygu hissettim.
FOMO yaşadım belki de bilmiyorum.
Estetiğe asla karşı değilim bu arada.
Yani bunu eleştirdiğimden söylemiyorum kesinlikle.
Sadece bende niye yok diye düşündüm bir noktada.
Artık böyle son günüm.
Dedim ki yani...
Bir ay kaldım hiçbir şey yaptırmadım kendime keşke yaptırsaydım ya neyse en azından gidip de bir saçlarıma ombre yaptırayım dedim.
Ay yaptırmaz olaydım onu da hala uçlarındaki sarılardan kurtulamıyorum ve aşırı sağlıksız bir hal aldı sonra saçım.
Neyse bu detaya gerek yok bu detaya ihtiyacınız da yok bu bilgiyi niye size verdim bilmiyorum ama demem o ki üzerimde böyle bir baskı hissettim.
Belki de kendimi yeteri kadar güzel ya da çekici hissetmedim olduğum halimle ve bir şekilde kendimle oynama ihtiyacı duydum.
senin problemin biz hiç böyle hissetmiyoruz.
Canınız sağ olsun. Tabii ki de hissetmiyor olabilirsiniz.
Yine de güzellik, kozmetik, estetik, fitness sektörlerindeki büyümeyi gözlemlediğimde buradaki akan paraları gördüğümde gözlerim fal taşı gibi açılıyor orası ayrı ama bu konunun aslında daha geniş bir
tabana yayıldığını fark ettim ve sadece Türkiye'de değil dünya genelinde de böyle bir trend olduğu için bunun arkasındaki motivasyonu anlamanın önemli olduğunu düşünüyorum ben.
Yani bu estetik, güzel, çekicilik ihtiyacının arkasındaki motivasyon nedir diye.
Konu biraz çetrefilli ve detayları çok olduğu için uzatmadan da başlamak istiyorum.
Hatta sosyolojinin babalarından Pierre Bourdieu ile başlamak istiyorum.
Bourdieu'yu bilenleriniz vardır.
Sosyolojinin babalarından kabul edilir.
Ve Bourdieu aslında toplumun sınıf kavramı etrafında değil alan kavramında açıklayan bir sosyolog.
Yani ona göre toplum bir oyun gibi insanların manevra yaptığı, stratejiler geliştirdiği ve istedikleri kaynaklar için mücadele ettiği bir alan.
Ve bu bağlamda her alan bir güç alanı.
rengisini korumak veya değiştirmek için mücadele ettiğimiz de bir alan.
İşte bu alanlar farklı toplumlarda farklı olabiliyor ve Bordeaux bu güç mücadelelerini üç temel sermaye türüne bağlıyor.
İktisadi yani ekonomik sermaye, para, mülk gibi ekonomik kaynaklara sahip olmayı ifade eden sermaye, sosyal ya da toplumsal dediğimiz sermaye, insanların sosyal ilişkilerindeki konumlarına göre belirlediği,
belirlendiği sermaye.
Bir diğeri de kültürel sermaye.
Bu da eğitim, bilgi, beceri gibi unsurları kapsıyor.
Catherine Hakem de buna bir dördüncüsünü ekliyor.
Diyor ki arkadaşlar erotik sermaye diye bir gerçek var ve siz bunun farkında değilsiniz.
Yani bizlerin yüzü suyu hürmetinin hayattaki etkisini ölçmek istemiş kendisi.
Bunu sadece cinsellik anlamında düşünmeyin erotik dediğim zaman.
Bir tane şey vardı.
Video vardı hatırlıyor musunuz?
Cihat deyince aklınıza ne geliyor?
Erotik diyordu adam. O videoyu bulursam paylaşacağım.
Aklıma hep bu geliyor. Neyse daha en başında dağıldım.
Yani sadece cinsellik anlamında düşünmeyin.
Bu erotik sermayenin bileşenleri arasında birincisi güzellik var.
Yani bu çok göreceli bir kavram.
Ama heykim şöyle açıklıyor.
İçinde bulunduğunuz toplumun ve zamanın standartlarına göre güzel bir insan olmak.
Evet bunu bir yere kadar anlıyorum.
Her coğrafyanın belli dönemler içerisinde kendine göre bir güzellik algısı var.
Mesela benim anneannem bana diyor ki sen bizim zamanımızda yaşamış olsaydın gençliğini kesin evde kalırdın bu çirozlukla.
Yani ya da ne bileyim şimdi bu kim kardeşen tarzı moda oldu.
Ben liseye giderken daha böyle zayıf olabildiğin kadar zayıf ve...
Sarışın saçlar, böyle platin sarısı saçlar, işte bronz ten, göz altına böyle beyaz far sürdüğün zamanlar falan modaydı.
Bu güzel adlediliyordu gibi gibi.
O yüzden hani bunun üzerinde durmaya çok gerek var mı bilmiyorum ama sadece şey dikkatimi çekti.
Şimdi bu kadını birkaç tane podcast'ta konuk almışlar teorisini anlatsın diye.
Bir tanesini de inanılmaz zorladılar.
Zorladıkları nokta da şuydu.
Üç tane sunucu var.
Sunuculardan bir tanesi siyahi.
Diyor ki ben İngiltere'de yaşıyorum ve buranın genel geçerli güzellik algısı sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli, uzun, ince falan.
Ben zaten baştan kaybediyorum eğer böyle bir şey varsa diyor.
Ben zaten erotik sermayeye sahip değilim o zaman senin bu anlattığına göre.
Şimdi burada tabii ki şeyleri biraz daha sorgulayabilirsiniz.
İngiltere çok kültürlü bir yer zaten her telden insan var.
Güzellik zaten göreceli ya da madem o kadar beyaz ten meşhur da batı dünyasında neden bu İngilizler İrlandalılar?
Bronzlaştırıcı sprey kullanıp turuncu turuncu geziyor ortada diye bunların hepsini sorgulayabilirsiniz.
Ama dediğim gibi genel geçer kabul edilen şeye yaklaşıyor.
O yüzden burayı anlıyorum.
Yani diyor ki zamanınıza ve coğrafyanıza göre aslında hani talep edilen bir güzellik standartında olmanız tamam.
Bir diğeri de cinsel çekicilik.
Hani bazı insanların böyle inanılmaz bir aurası vardır ya.
Yani hissedersiniz seksidir o insan.
Duruşu seksidir, bakışı seksidir.
Güzellikten bağımsız olarak aslında sizin seksepaliteniz gibi düşünüyor.
Onun dışında bir de diyor ki sosyallik sizin zarafetiniz, cazibeniz, etkileşimde sosyal becerileriniz, insanlara kendinizi sevdirdiğiniz, rahat hissettirdiğiniz ya da insanlar sizinle
sohbet ederken sizinle vakit geçirmek istemesi, diğerlerinin yerine sizi tercih etmesi.
Bunun devamında da yine buna benzeyen hayat enerjisi var aslında.
Yani hayata karşı yaşam dolu olmak bunu da canlılık diye anlatıyor.
Ve bu canlılığın içinde aslında sadece sizin yaşama karşı bu yüksek enerjiniz değil onun yanında mizahınız ve fiziksel uygunluğunuz da önemli diye gösteriyor.
Buna da en büyük örneği dansçılar, sporcular hani erotik cazibesinin yüksek olması bu canlılıklarından kaynaklanıyor.
Diye ekliyor kendisi.
Erotik sermayenin başka bir unsuru daha var.
O da sosyal sunum.
Giyim tarzı, makyaj, parfüm, mücevher, saç stilleri ve insanların sosyal statülerini ya da tarzlarını dünyaya duyurmak için taşıdıkları, giydikleri çeşitli şeyler, aksesuarlar, kıyafetler
böyle düşünün. Ben bir ara İrlanda'da kış vakti sürekli lahana gibi kat kat giyindiğim için çok mutsuzdum.
Ve psikolog bir arkadaşıma şey dediğimi hatırlıyorum.
Kendimi hiç seksi ya da böyle bir kadınsı hissetmiyorum bu kıyafetlerle.
Enerjim düşüyor. O da bana dedi ki aksesuarlar da bu konuda sana yardımcı olabilir.
Sadece kıyafet olarak düşünme.
Ve o zaman böyle bir küpe ya da yüzüğün sandığımdan daha büyük bir etkisi olabileceğini keşfetmiştim.
Daha çok benim üzerimde yani kendimi iyi hissetme anlamında.
Ki siz kendinizi daha iyi, daha canlı, böyle daha kadınsı, daha erkeksi, daha seksi hissettiğiniz zaman bu zaten karşı tarafa da yansıyor.
Sanıyorum heykemin de zaten bu bahsettiği şeyler bunları kapsıyor.
Bu örneği de niye verdim biliyor musunuz?
Benim gibi iklimi zorlu şartlarda ısrarla yaşamaya devam eden dinleyicilerim için aklınızda olsun.
Aksesuarlarla da kendinizi daha feminen hissedebilirsiniz.
Ama buradaki soru feminen hissetmek zorunda mıyız?
Değiliz. Hissetmek istiyorsanız tabi ki buralara da geleceğim.
Bu bölüm uzayabilir. Son bir unsuru söyleyeceğim.
Bu da cinsellik.
Cinsellikten kastım. Az önce zaten buna değinmemiş miydik emine diyebilirsiniz.
Şimdi bu cinsel çekicilikle o aurayla cinsellik ayrı.
Bunu da şöyle açıklıyor.
Cinsel yetenek, erotik hayal gücü, flörtözlük ya da daha çok böyle Seksepalitenizin yüksekliğiyle beraber cinsel hayatınızda da tatmin edici bir
partner olma yeteneğini sağlayan her şey.
Peki bunların hepsinin birleşimi...
Erotik sermayemizi oluşturuyor anladık.
Neden peki biz bunun üzerine konuşuyoruz?
Neden önemli bu erotik sermaye?
Çünkü bahsettiğimiz insan Allah katında bir insan şu anda değil mi?
Hem güzel olacak hem çekici olacak hem sosyal becerileri olacak.
Ondan sonra hem böyle fit olacak vücudu hem zerafeti olacak hem tarzı olacak falan fıstık.
Eee yani biz bütün enerjimizi buna mı harcayalım Emine diyebilirsiniz.
Heykim de bunu diyor. Bu insanlar zaten...
Hayata 5-0 önde başlıyor.
Hani bu güzel olan, çekici olan, çekiciliği şey olarak hani yüzüne bakılır, sevimli çocuk anlamında kullanıyor.
Bu çocuklar hayata zaten önde başlıyor.
Daha fazla türlere görüyorlar ya da bunlara sahip olan insanlar daha fazla güven teşkil ediyor.
Daha yetenekli, daha zeki adlediliyor.
Daha iyi işlerde yer alıyor ya da işte sosyal çevrelerinde daha güvenilir oluyorlar.
Statüleri daha yüksek oluyor gibi gibi anlatıyor.
Bu anlattıklarını da çok sağlam kanıtlarla destekliyor bu arada.
Tamam bir yere kadar katılıyorum ama biz neden bunlara sahip olmak için kendimizi yırtıyoruz?
Yani bunun arkasındaki motivasyon ne?
Bana birinin bunu söylemesine ihtiyacım var.
Yani bu erotik sermaye gerçekten bu kadar önemli bir şey mi?
Yazarın dediği kadar önemli mi?
Önemliyse ne dereceye kadar önemli?
Ben de size sormuş olayım siz ne düşünüyorsunuz?
Çünkü bizim kültürümüzde de var güzele bakmak sevaptır ya da birisi böyle daha tatlı olduğu zaman biraz daha fıtı fıtı fıtı fıtı olduğu zaman sürekli kadınlar üzerinden konuşuyormuşum gibi oluyor böyle ama erkekler
için aynı şey geçerli böyle biraz daha uzun boylu geniş omuzlu.
Ya da ne bileyim böyle daha maskülen olduğu zaman insanların karşı tarafı ikna etme olasılığı da artıyor ki buna da değineceğim şimdi.
İnsan sermayesi demiştik ya az önce bu nitelikler, eğitim ve iş deneyimi.
Biz insanları böyle değerlendirmeye alışkınız.
Son zamanlarda işte o sosyal sermaye dediğimiz network oluşturma olarak adlandırdığımız şey de dünyamıza girdi.
Kimleri tanıdığınızın ne bildiğinizden daha önemli olduğunu kabul etmeye başladık.
Hatta benim de bununla alakalı bir bölümüm var bu kanalda.
Eğer dinlemek isterseniz 3.
sezonda duruyor networking olarak.
Heykim de diyor ki işte erotik sermaye sosyal ve insan sermayesi kadar önemli.
Aslına bakarsanız toplumsal ve ekonomik süreçleri, toplumsal etkileşimi ve yukarıya doğru sosyal hareketleri yani sınıf atlama gibi kullanıyor bunu.
Anlamanın bir parçası.
Çünkü cinsiyetleştirilmiş bireysel modern toplumlarda erotik sermaye erkekler ve kadınlar için her geçen gün daha önemli ve daha değerli hale geliyor.
Güzellik ve çekicilik herhangi bir toplumda değerlidir çünkü bunlar kıt kaynaklardır diye belirtiyor.
Burada altını çizmek istediğim nokta şu.
Benim buradaki amacım erotik sermayeyi arttırmak üzerine konuşmak ya da güzelliği güzellemek gibi bir yerde değil.
Ben biraz daha birisinin bu konuyu masaya yatırmış olmasına mutlu oldum açıkçası.
Yani konumuz erotik sermayenin önemi değil.
Bunu tartışmaktan ziyade akıllara böyle bir soru işareti bırakılmış olması ve bu sektörün bu kadar büyüyor, insanların buna bu kadar önem veriyor olmasını biraz daha böyle algılamaya çalışmak.
Çok göz önünde olan ama insanların konuşmadığı da bir şey.
Yazarın tezlerine katılırsınız, katılmazsınız orası ayrı.
Ben zaten objektif bir şekilde kendi açımdan değerlendirmeye çalışıyorum.
Çünkü kadının çıkış noktası şu.
Son 100 yılda insanların IQ seviyelerinin her 10 yılda yaklaşık %6 arttığı gibi fiziksel çekicilik seviyeleri de zamanla ve yavaşça artıyor.
Ve bu bizim hayatımızı nasıl etkiliyor?
Kadın sosyolog yani buradan bakıyor.
Biz bunu ölçebilir miyiz?
Çünkü erotik eğlenceler ya da ticari seks endüstrisinin dışında reklam endüstrisinin büyük bir kısmı erotik sermaye satan işletmeler.
Cinsel hizmetlerinin olup olmadığına bakmaksızın bakın şöyle bir etrafınıza motor yağı reklamından tutun da şampuana, parfüme, kıyafete yani aklınıza gelebilecek her şeyde reklamlarda hep
erotik sermayesi yüksek olan.
Güzel, fit, çekici, hoş ya da tarzın duruşunu beğendiğimiz, başarılarını takdir ettiğimiz insanlar var.
Bu ünlü insanlar var.
Mesela... Burada Tiger Woods'u örnek veriyor.
Kariyerinde 1 milyar doları aşacak şekilde para kazanan ilk sporcu olarak adlediliyormuş kendisi.
Ben de onun yalancısıyım. Bu adam bu parayı sadece golf oynayarak mı kazandı?
Hayır, gelirinin çoğu sponsorluk anlaşmalarından akıyor.
Neden? Çünkü karizmatik bir adam.
İnsanların dönüp de baktığı türden, tabiri caizse göze hitap eden türden ki karizma da erotik sermayenin içinde bu arada.
Ya da oyunculara bakın.
Hadi filmlerde bir tık daha gerçekçi ama dizi izlerken herkes neden çok güzel ve çok bakımlı?
Herkes böyle kocaman geniş omuzlu çok böyle yakışıklı.
Neden yani? Neden biz ekranda sabah uyandığında gözünle eyelinerla uyanan porselen bebek gibi insanları izliyoruz?
Çünkü seks satar arkadaşlar.
İnsanları seks objesi olarak değerlendirerek söylemiyorum bunu.
Ama primat beynimizde konu buraya dayanıyor.
Çekicilik, beğenilirlik işte bu erotik sermaye.
Catherine'in de anlatmaya çalıştığı bu.
Çünkü primat beynimiz üremeye doğru gidiyor bu.
Burada diğer altının çizilmesi önemli olan nokta da bence şu.
Erkeklerin erotik sermayesinin kadınlardan daha değerli olduğu.
Yani ne demek istiyorum?
David Beckham, George Clooney gibi.
Ünlülerin ve yakışıklı ad edilen kişilerin kadınlara oranla yine kendi kategorilerindeki kadınlara oranla reklam anlaşmalarından daha fazla para kazandığına dair bir sürü kanıt varmış.
Bunun da geldiği nokta heykeme göre şu.
Kadınların erotik sermayesi aslında çok daha güçlü estetik olarak olsun, iletişim becerileri anlamında olsun, sosyallik anlamında olsun.
Kadınlar daha üstün ve erkekler bunun farkında.
Bu sebepten dolayı da...
Erkek egemen sistemin kendini korumak için güzelliği, çekiciliği küçümseyen bir ön yargı sistemi geliştirmesi gerekiyordu ve yaptılar da gördüğünüz üzere kadınların mesela iş yaşamına girdikten
sonra oralara biraz daha kendini ait hissedebilmesi ya da kendini kabul ettirebilmesi için hep böyle bir maskülen tavır takınmak zorunda kaldığımız bir dönemden geçtik değil mi?
Yani giydiğimiz kıyafetler olsun, tavırlarımız olsun çünkü kadınsılık daha çok böyle naiflikle ya da Duygusallıkla zayıflıkla adlandırılıyordu ya da güzel olmak ya sen kendine
vakit harcıyorsun işine vakit harcamıyorsun buraya odağını vermiyorsun gibi bir şeydi aslında.
O yüzden de güzelliğiyle övünen bu şekilde para kazanan kadınları böyle daha ahlaksız ya da beyinsiz olarak bir kategoriye soktular.
Neden mesela bizim Literatürümüzde genel olarak dünyadan bahsediyorum.
Aptal sarışın diye bir kavram var.
Bence bunu da düşünmekte fayda var.
Ben de yazdıklarından şöyle anladım heykemin.
Erkekler kadınlara olan zaaflarının farkında.
Ama kendi nefislerini eğitmekten ziyade kadınları farklı şekillerde kısıtlayarak patriark sistemin devamını sağlıyor.
Hatta bununla alakalı özellikle Amerika'da çekici olduğu, kalem etek giydiği, seksi göründüğü, ne bileyim flörtöz olduğu ya da baştan çıkaran parfümünden dolayı böyle ipi sapa gelmeyecek şeylerden
dolayı işten çıkarılan kadınlar da varmış.
Baya böyle bir konu olmuş.
Tek tek örneklerini veriyor kitapta da.
Hatta ben şeyi de hatırlıyorum.
Ne kadar doğru bilmiyorum ama haberlerde görmüştüm.
Aliyan diye bir parfüm var ya böyle mor şişesi var çok yoğun kokuyor bir tane havayolu onu yasaklamıştı galiba hosteslere çok seksa palitesi yüksek bir parfüm erkeklere çok cezbediyor diye.
Senaryo çok tanıdık değil mi?
Yani hiç değişmeyen bir senaryo aslında.
Ve kitapta hatırı sayılır bir cömertlikte bu farklı feminist düşüncelerinin nereden geldiğine hatta bunların patriark sistemi nasıl beslediğine de değinmiş.
Çünkü feministlere göre hani...
olan insanların güzellikle alakası olmaz diye baktığı noktaların aslında patriark sistemin ekmeğine yağ sürdüğünü anlatıyor ve farklı kültürlerin işte İngiliz Amerikan Fransız Alman feminizminin
arasındaki farklara da değiniyor şimdi buraya girersek çok çıkamayız o ayrı bir bölümün konusu olur ama benim dikkatimi çeken şey şu oldu yazar aslında Fransız feminizmine biraz daha yatkın Ama kitabı
o kadar dile çevriliyor sadece Fransızca çevrilmiyor.
Fransızlar diyor ki bizim bir Anglo-Sakson'dan öğrenebileceğimiz, bu konuda öğrenebileceğimiz hiçbir şey olamaz diye.
Daha en baştan.
Çevirmeyi reddediyorlar.
Çok iyi değil mi ya? Yani kadının anlattıklarından sonra Fransız feminizmle biraz daha böyle ilgim arttı.
Ama şeyi de söylüyor. Mesela Simone de Beauvoir'ın da aslında bu patriark sistemi destekleyecek görüşlerinin olduğunu farkında olmadan tabii ki bunu da söylüyor.
O da sonuçta bir Fransız feminizm.
Evet konumuza geri dönecek olursak da hey kim bu...
Erotik sermayenin arkasında yatan motivasyonu bu güzellik algısını biraz da bireyselleşmiş modern toplumlarda yaşamamızla ilişkilendiriyor.
Yani diyor ki bu toplumlarda bireyselleşmiş modern toplumlarda görsellik cazibesinin yükselişte olduğu gibi bir gerçek var ve dolayısıyla bizler bir şeyleri nesnelleştirmek istiyoruz.
Güzellik kavramı da bunlardan bir tanesi ve bunun farkındayım diyor ki Şu an etrafınıza baktığınız zaman güzellik endüstrisinin geldiği yerden anlayabilirsiniz Mesela ben geçenlerde birkaç
tane makyaj videosu bakmıştım Ve şu an keşfedim makyaj influencerlarıyla cilt bakımı, yüz yogası, estetik cerrahı, ne bileyim saçlar, tırnaklar neler neler
dolu. Ve İngiltere'de sadece Londra'da değil Kuzey'de de yaşarken dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de şuydu.
Her köşe başında kuaför ve manikürcü var.
Metrekareye düşen güzellik mekanı sayısı inanılmaz burada.
Sadece kozmetik için konuşmuyorum.
Diyet, fitness, işte silikon.
taktırma, popo büyütme, yağ aldırma gibi bedeni belli bir şekle koyan ve bu sermaye biçimiyle bağlantılı diğer tüm tüketim harcamaları da her geçen gün...
Ve ben bunu sorguluyorum.
Neden? Neden biz bunu yapıyoruz?
Evet tamam az önce hekimin dediği şey çok mantıklı.
Ya da kendimizi daha mı iyi hissediyoruz?
Tabii ki beğenilmek herkesin gururunu okşar ama bu kadar beğenilme ihtiyacının arkasında ne var?
Şu an algıladığımız güzellik standartlarına uygun olursak bize daha mı fazla kapı açacağını düşünüyoruz?
Daha mı değerli hissedeceğiz kendimizi?
Öz saygıyla mı alakalı ya da kendimize toplumda daha sağlam?
ayakları yere basan bir yer edineceğimizi mi düşünüyoruz?
Daha mı çok sevileceğiz? Yani nedir?
Eminim herkesin kendi cevabı vardır.
Herkesin cevabı farklıdır.
Ben de bilmiyorum ama beraber kafa yoralım istiyorum.
Yani bunun arkasında ne var?
Bizim Belki de bir şeyimiz eksik.
Onunla mı kapatmaya çalışıyoruz?
Ya da hiçbir şeyimiz eksik olmayabilir.
Hoşuma gidiyor diyebilirsiniz.
Belki ettiğim videolarımda var ya öyle bir tane karakter.
Takip etmiyorsanız takip edin kesinlikle.
Uberküloz diye. Böyle belli karakterleri işte videoya çekiyor.
Onlardan bir tanesinde bir kadın var.
Ev hanımı. Böyle bir şey soruyorlar.
Niye böyle yaptın diyor. Hoşuma gidiyor diyor.
Belki de hoşumuza gidiyor.
Evet şimdi hazır kadınların erotik sermayesine daha fazla eğilmişken.
Biraz daha deşelim burayı.
Heykin bu alanda hayatımızdaki en önemli iki şey olan iş ve eş konusuna da değinmiş.
Burada da araştırmalar yapmış.
Diyor ki erkeklerin parası ve statüsü ile kadınların güzelliği ve sosyalliğinin takası zaten çok uzun zamanlardan bu yana değişmedi.
Her ne kadar günümüzde kendi ayakları üzerinde duran, iş gücüne katılan ve dolayısıyla serveti artan kadınların sayısı artsa da hala daha hatırı sayılır bir miktarda zihin gücünden ziyade
güzelliğine, erotik sermayesine yatırım yaparak bu şekilde heykemin deyişine servet edinen de çok kadın var ya da hayatını kolaylaştıran kadınlar var diyelim.
Burada herkesin aşina olduğu bir örnek verecek olursam herhalde Şeyman Subaşı olur.
Kadınla çok dalga geçiyorlar, kadınla çok ayıpladılar vaktinde gibi gibi bunların hepsinin farkındayım.
Ama ben bu kitabı okuduktan sonra bu işte Toplumun görüşünü gördükten sonra tarihten bu yana toplum dinamiklerinin nasıl evrildiğini gördükten sonra ve insanların arkasındaki...
Daha doğrusu insan davranışlarının arkasındaki bazı motivasyonları anladıktan sonra şöyle düşündüm.
Herkesin hayat matematiği farklı.
Herkesin kendine koyduğu hedef ve o hedefe nasıl ulaşacağına dair yaptığı strateji ya da plan farklı olabilir.
Ki bu konuyla alakalı David Bass diye Amerikalı bir psikolog var.
Bunun üzerine bir araştırma yapmış.
5 kıtada 37 ülke ve kültürü kapsıyor bu araştırma ama her ülkede daha çok böyle şehirli, varlıklı ve eğitimli insanlara odaklanıyorlar.
Sonuçta günümüzde bile en çok eğitimli kadınların genellikle ekonomik olarak güçlü erkekleri tercih ettiğini, erkeklerin ise genelde böyle karşılığında fiziksel çekicilik aradığını gösteriyor.
İyi maaş alan, başarılı ve zengin bir partner arayan çok eğitimli kadınlar bile düşük gelirli bir erkekle evlenmeyi reddediyor.
Bunun istisnaları diğer evliliklere kıyasla daha fazla sorunla karşılaşıyormuş.
Günümüzde bile çoğu kadın amacın her zaman daha yüksek gelirli bir erkekle evlenmek olduğunu ve çoğunun da bu hedefe ulaştığını vurguluyorlar.
Bu bahsettiğim araştırma birazcık eski gerçi ama heykin bunları güncellemiş azıcık.
Katılmıyorum diyemem çünkü benim etrafımda şunu diyen çok fazla arkadaşım var.
Benim beraber olacağım erkek ya da evleneceğim erkek kesinlikle benden daha fazla para kazanmalı diye bir görüş var.
Nereden geliyor inanın ben de bilmiyorum.
Alışılagelmiş bir durumumuz olabilir ya da yine patriyark düzenin içerisinde kabullendiğimiz durum olabilir ya da belki yine primat zihnimize geri dönecek olursak hani avcı toplayıcı
mantıktan düşünecek olursak erkek avcıdır kadın toplayıcıdır gibi gibi her yere gidebilir.
Peki gelelim çalışma hayatına.
Sizce çalışma hayatında fiziksel görünümün rolü ne arkadaşlar?
Yani güzelliğinizden, çekiciliğinizden, tarzınızdan dolayı hem erkek hem kadın olarak söylüyorum bunu.
İş ya da terfi aldığınız ya da yöneticileriniz tarafından sevildiğiniz ya da sevildiğini, desteklendiğini gördüğünüz çalışma arkadaşlarınız oldu mu?
Kesin olmuştur bu arada.
Bununla alakalı Türkiye'de 2008 yılında Milliyet İK yani Milliyet İnsan Kaynakları 2, Böyle bir haber yapıyor, araştırma yapıyorlar.
62 binden fazla kişiye diyorlar ki dış görünüşün iş yaşamında önemli olduğuna inanıyor musunuz?
Katılımcıların %55'i dış görünüşün en önemli unsur olduğunu, %35'i de bu hususun önemli olduğunu ama en önemli unsur olmadığını söylemiş.
Yani yaklaşık %90 bunlar diyor ki dış görünüş önemli.
Bununla ilgili maaşa dayalı araştırmalar da var.
Finlandiya özelinde yapılmış bu araştırma.
Çekici olarak ad edilen insanların hala daha neye göre kime göre anlayabilmiş değilim ama neyse ortalamanın daha üzerinde maaş aldığı gibi bir sonuca varılmış.
Onun dışında obezite ile alakalı yapılan araştırmalar var.
Obez insanların yetenekleri ne olursa olsun aynı kademedeki kişilerden daha az kazandığını hatta eğer bu obez ve kadın olursa daha da az kazandığına dair
belli başlı araştırmalarda var.
Hatta şu da var çekici erkekler çekici kadınlara göre daha fazla maaş alıyormuş şirketlerde kurumsal dünyada.
Az önce verdiğim David Beckham örneği gibi işte.
Onun dışında güzelliği ve çekiciliği nasıl ölçmüşler diye bir baktım artık sonunda.
Çünkü sürekli aklımın arka planında şey diyor buna nasıl karar veriyorsunuz buna kim karar veriyor.
Onu da şöyle ölçmüşler.
Belli bir kontrol grubu var.
Onlara bir fotoğraf gösterip bu ne kadar güzel diyor.
Ona göre bir puanlıyor. Çoğunluk hangisine daha yüksek puan verirse onu güzel ya da çekici ad ediyor.
Yine bana çok mantıklı gelmiyor.
Çünkü çok subjektif bir şey.
O yüzden çok sağlıklı sonuç mudur bilemediğim için iktisat literatürüne de baktım.
Orada daha ölçülebilir bir kıstas var.
Tabii ki de nedir? Uzun boy ve ince beden.
Şimdi bu bir tık daha mantıklı yani mantıklı derken ölçülebilirlik anlamında mantıklı ama emek piyasasında güzelliğin etkisiyle alakalı bir literatür taraması yapıldığında da belli
başlı başlıklar var. Bunlardan biri işveren ayrımcılığı hatta bu konuyla alakalı çok güzel bir belgesel var arkadaşlar Netflix'te Abercrombie'nin bu.
Çok ünlü modelleri var ya hep böyle güzel yakışıklı erkeklerin olduğu hatta işte o kadar hep kadın kullanılan reklamlarda ilk defa erkekler kullanıldı diye ses getirmişti vesaire vesaire ama aslında o biraz daha farklı arka
planda çünkü mağazada çalışanlarını bile kendilerince tırnak içinde özenle seçip.
Daha böyle kendi güzellik standartlarına uymayan insanlara depoda görev verdiklerinden tutun da böyle nasıl bir mobbing olduğuna dair ağzım açık izlediğim bir belgesel izledim aklınızda olsun.
Onun dışında zaten hani böyle işe alım yaparken özellikle de müşteriyle temas insanlarla temas edilecek rollerde işi ilanların içinde hep şey yazar ya presentable
olmak ne demekse presentable olmak yani.
Ama işte yapılan araştırmalar diyor ki siz eğer daha el yüzü düzgünseniz daha çekiciyseniz müşteri sizinle temas kurmayı tercih ediyor.
Hatta mağaza çalışanlarında da yanlış hatırlamıyorsam kendi iş arkadaşlarına göre daha çekici olarak adleden kişilerin yaptığı satışlar %9 daha fazlaymış gibi gibi.
Özellikle bu işte aktörlük, aktristlik dediğim gibi satış danışmanlığı, garsonluk gibi mesleklerde daha fazla var bu ayrımcılıklar.
Sanırım bu konuda en çok baskı altında olan da hostesler.
Bundan 10 sene önce tabii o zaman böyle çeşitlilik, kapsayıcılık, politik doğuruculuk falan yok.
Delta Hava Yolları mı Amerikan Hava Yolları mı emin değilim.
Ekip arkadaşlarımla uçağa bindik.
Hostesler 50 yaş üstü tombul tatlış teyzeler.
Biz önce bir kaldık hani o genelde bir hostes algısı vardır ya genç, güzel, bakımlı diye.
Orada bir kültür şoku yaşandı tamam mı?
Hepimiz birbirimize bakıyoruz.
Hatta böyle diyoruz Allah Allah nasıl olabilir diye şaşırdık.
Yani saçmalığa bakar mısınız?
Bu nasıl olabilir diye şaşırıldı buna.
Sonra şöyle bir düşündüm dedim ki...
Abi evet ya neden biz belli meslekler için belli fiziksel kalıplar oluşturmuşuz ki zihnimize?
Yani bunu kim çıkarmış?
Bu insanlar da sonuç itibariyle işini yapıyor mu?
Yapıyor. Gayet güzel yapıyor mu?
Yapıyor. O zaman neden bir insan fiziğine göre bir sınır, sınır da değil aslında neden böyle bir kriter koyulmuş?
Ama galiba o da Amerika'da istisnaymış.
Çünkü kurumların, hosteslerin görünümlerine, dış görünüşlerine ne kadar çok müdahale ettiğiyle alakalı baya bir haber var Amerika'da da.
Hatta bir hava yolunun adayları reddetme sebeplerini söyleyeceğim şimdi size.
Aday yaşlıydı.
Bunu şimdi yapsan ayrımcılıktan topa tutarlar ki bence de insanların işini yapabildiği sürece yaşına bakılmamalı.
Adayın derisi lekeliydi.
Adayın saçları çok kısaydı.
Saçı dağınıktı ya da saçı çok sıkıydı.
Adayın tırnakları çok kısaydı veya kemirilmişti.
Adayın duruşu kötüydü.
Bacakları tombuldu.
Kilo boy oranı uygun değildi.
Çok içine dönüktü.
Letafet ve tarza sahip değildi.
Allah Allah. Bir aday hatta yüzünün öteki özelliklerine göre dişlerinin çok çıkıntılı olması sebebiyle reddedilmiş.
Hani dişlerin normalde çıkıntılı değil ama.
Altın oranına göre bakmışlar herhalde.
Hatta aksanından dolayı reddedilen insanlar da var.
Bu aksan olayı beni hep düşündürüyor.
Çünkü İngiltere'de, İrlanda'da ben hep farklı aksanla İngilizce konuşan insanların aynı ortamda çalıştığını gördüm.
Kurumsalda özellikle.
Ve şeye çok şaşırıyorum.
Türkiye'de bizim kurumsal dünyamızda tek bir Türkçe vardır.
İstanbul Türkçesi. Aksanla kurumsal çalışan hiç görmedim.
Ve bunu nasıl yorumlamalıyım bilmiyorum.
Kitapta şöyle bir detay da vardı çok hoşuma gitti.
Adamın biri diyor ki hostese gülümsesen azıcık ne kadar çok somurtuyorsun.
Kadına diyor ki önce sen gülümse.
Gülümsüyor adam. Tamam şimdi diyor onu 15 saat boyunca yüzünde tut bakalım ne olacak.
Sonra basıp gidiyor.
Haydım içimin yağları eridi.
Yani bu sadece bence hizmet sektöründe değil.
Genel olarak kadınların sanki erkeklere ya da iş ortamında daha böyle pozitif olmalıymış.
Daha çok gülümsemeliymiş.
Daha böyle... Şey olmalıymış nasıl diyeyim karşılayan bir yönü olmalıymış gibi bir algı var ama bunun da ince bir çizgisi var.
Eğer çok böyle ha ha ha kiki olursanız o zaman da hemen yaftayı yapıştırıyorlar.
Hatta bununla alakalı benim de şöyle bir anım var.
Bundan sanıyorum ki böyle bir 10-12 sene önce falan Türkiye'de kurumsal bir şirkette çalışıyorum ve yeni biri başladı.
Hemen böyle yanımda oturuyor.
Ama böyle yürüyen bir afet yani hatun yürüyor ve herkesin kafalar dönüyor.
O işe başladığı nasıl bir ün yayıldıysa artık alakasız departmanlarda böyle ağzına suyu akan erkek arkadaşlarımız sürekli bizim katta gözler böyle bizim departmanın olduğu tarafta falanlar
fıstıklar. Kız bunun farkında olduğu için de kimseye yüz vermek istemiyor.
Onlarla mı uğraşacak yani onlara şirinlik mi yapacak?
Gayet nemrut bir şekilde dolaşıyor ortada.
Bir gün artık hani bir hafta mı olmuştu iki hafta mı olmuştu?
Benim de sevdiğim bir arkadaşım aslında hiç kötü niyetle de yaptığını düşünmüyorum ama bakın işte arka plandaki düşünce.
Geldi bana dedi ki senin bu arkadaşına burada somutsun diye mi para veriyorlar?
Bir kere güldüğünü görmedik daha başladığından beri dedi.
Ben de dedim ki. Gülmek zorunda mı?
İşini yapıp geçiyor.
Ne bekliyorsun ki zaten ne yapacak gülücük mü dağıtacak herkese?
Ve çok sinirlendiğimi hatırlıyorum ama bu zaten feministlerin en büyük argümanlarından biri.
Erkeklerin kadınlardan.
Herhangi bir sebep olmaksızın bir böyle sempati bekliyor olması, bir gülücük bekliyor olması.
Bununla alakalı bayağı da böyle bir çalışma post bir şeyler var.
Döneceğim bu konuyla alakalı.
Ama yavaş yavaş toparlayacak olursak.
Geçen hafta en uzun bölümü çektiğimi düşünüyordum ama bu hafta daha da uzun oldu.
Ki çoğu konuyu da anlatamadım öyle söyleyeyim kitaptaki.
Sonuç olarak bence bu konu üzerine düşünmeye değer ilginç bir konu.
Bu yüzden de bugün mikrofona taşımak istedim.
Aşırı tepki çeken bir çalışma ve konu bu arada.
Çünkü bu çalışmayı yapan sosyolog şöyle diyor.
Erotik sermayenin kadınlara avantaj sağlayarak toplumda ve ekonomideki statülerini değiştiren bir faktör olduğuna inanmalarını istiyorum.
Çünkü bir kültür ne kadar ateerkilse erotik sermayenin her türlü gösterimi bastırılır ve cezalandırılır.
Özellikle de kadınların avantajlarını kullanmalarını önlemek için.
Çünkü biyolojik olarak erkeklerin cinsellik arzusunun kadınlara oranla daha yüksek olduğu yani amiyane tabirle...
kolay manipüle edilebilecekleri için erotik sermaye kullanımının patriyark düzene karşı bir tehdit olarak gördüklerini söylüyor.
Bu sebeple de kadınların hak ettiği yerde olmasının engellendiğini düşünüyor.
O yüzden de kadınları ve erkekleri de aslında biraz daha erotik sermayenize sahip çıkın, giyiminize, kuşamınıza, sosyalliğinize, cinselliğinize, kısacası başta bahsettiğim bu sermayeyi oluşturan elementlere
yatırım yapın gibi bir noktası var.
Bilmiyorum ne kadar katılıyorum buna ama karşıt görüşlerde diyor ki ablacım sen kısaca erkekler libidolarıyla yönlendirilen budalalar olduğuna göre kadınların yapması gereken tek şey
istediklerini elde etmek için bu zayıflığı en iyi nasıl manipüle edeceklerini anlamak diyorsun yani diye eleştiriyorlar.
Şimdi objektif bir şekilde yaklaşacak olursak araştırmalarında kullandığı referansları göz önünde bulundurduğumda ve evrimsel teorilerden yola çıkarak temellendirdiği için de bir tık anlıyorum ama bağladığı
sonuca ve önerdiği şeye katılmıyorum tabii ki.
Çünkü bir toplumda çoğunluğun güzelliği ya da herhangi bir şeyi kutsaması bunun doğru olduğu anlamına gelmiyor.
O yüzden ben sürekli bir yerlere uyum sağlamak, bir şekilde kendimi öne çıkarmak, daha fazla gelir ya da statü elde etmek için gözüme, kaşıma, kıçıma, başıma yatırım yapmalı mıyım ilgim olmasa bile?
Buna böyle kendimi zorunlu hissetmeli miyim?
Bence hayır. Bazı şeyler doğuştandır ve değişmez.
En başta anlattığım hikayede o siyahi podcaster'ı...
Hatırlayın ama yine de kitabı ya da kendi sitesindeki makalesini okuyun.
Çünkü benim buraya sığdıramayacağım kadar detay ve değindiği farklı konular da var.
Çapraz okuma yapmayı sevenleriniz varsa Sevişen Bey'in İngilizcesi'de Mating Mind isimli bir kitap var.
O da Darwinist yaklaşımda doğal seleksiyonun temelinin cinsel seleksiyondan başladığını kanıtlama çabasında.
Kafa açan bir kitap onu da tavsiye ederim.
Hazır tavsiyelere girmişken bir de bu konuyla alakalı Kate Vincent'in Dressmaker filminde...
O da biraz böyle değişmek, güzelleşmek, kabul görmek ve böylece biri biri üzerinde nüfus kullanmak isteyen kadınların gittiği bir terzinin hikayesini daha doğrusu o terzi ve o terziyle beraber
çalışan kadınların hikayesini anlatan bir film.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Fark ettim ki ben yine çok konuştum.
Ama umarım keyif almışsınızdır.
Bir önceki bölümde mutluluk endüstrisi diye bir konuya değinmiştim.
Onunla alakalı çok güzel yorumlar geldi.
Yani bu tarz bölümleri uzun da olsa seviyorsunuz diye anlıyorum.
O yüzden düşündürmeyi sağladıysam böyle farklı kapılar açabildiysem zihninizde ne mutlu bana.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
