
Eril Bakış ve Güzellik Standartları: Kime, Ne İçin Güzeliz?
26 Ocak 2025 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Güzellik algısı tarih boyunca değişti, ama toplumsal baskılar hep aynı kaldı. Bu bölümde, Hollanda'nin güzellik yarışmalarını iptal etmesinden, Victoria's Secret skandallarına, The Substance filminden gençlik aşılarına ve botoksa kadar güzellik ve toplumsal dayatmaların izini sürüyoruz. Eril bakış yani male gaze ve medyanın güzellik anlayışımızı nasıl şekillendirdiğini sorguladığım bir bölüm oldu, keyifli dinlemeler🌟
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda hayatı daha yaşanabilir kılmak ve farklı açılardan bakabilmek için sizlerin merak ettiği konulardan, kendi deneyimlerimden, düşüncelerimden, okuduklarımdan ve öğrendiklerimden
yola çıkarak paylaşımlar yapıyorum.
Aynı zamanda kariyer başta olmak üzere hayatımda ya da ilişkilerinde somut bir değişiklik yapmak isteyenlere profesyonel koç olarak destek oluyorum.
Eğer sizde hayatınızda profesyonel bir desteğe sizi farklı açılardan bakmaya davet edecek bir yol arkadaşına ihtiyaç duyduğunuz bir dönemdeyseniz bana her zaman emineyesitmen.com slash koçluk
adresinden ulaşabilirsiniz.
Son iki senedir hem kendimde hem de yaşıtlarımdan oluşan yakın çevremde şunu fark ediyorum arkadaşlar yaşlanma tedirginliği.
Kızlar muhabbetimizin büyük bir kısmı güzellik ürünleri, kırışık azaltıcılar, botoks, gençlik aşısı, somon DNA'sı, düzenli spor, evet ama yağ kaybı, kas arttırımı, işte kaliteli uyuyalım,
daha böyle cildimiz güzelleşsin derken konu sağlıklı yaşamaktan nasıl genç ve güzel kalırız temalı bir yere dönmeye başladı.
Ve geçtiğimiz günlerde bunun üzerine düşünürken O sinsi sinsi gelen yaşlanma korkusunu fark etmek, o duyguyla yüzleşmek beni çok şaşırttı.
Bir yandan da rahatsız etti.
Ben buna takılacak biri değilim ya.
Neden gözümün kenarındaki iki tane kaz ayağının sinirimi bozmasına izin veriyorum ki diye düşündüm.
Bununla ilgili size çok yakın zamandan bir örnek vereceğim şimdi.
Benim annem çok genç anne olmuş biri.
Genleri de güzel maşallah diyelim ve bunların da bir sonucu olarak ben hayatım boyunca yani kendimi bildim bileli ya bizi hep kardeş zannettiler ablam mı diye sordular bana ya da annemin benim yaşımda
bir kızı olduğunu duyunca aa senin nasıl 30 yaşında 30'un üzerinde kızın olabilir falan diye şaşırdılar.
Ta ki geçtiğimiz seneye kadar.
Böyle kadın resmen bir senede yaşlandı.
Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum ama şey gibi düşünün bunu.
Çok uzun bir süre yüzünde hiç kırışık olmadan ya da böyle gerçekten diri bir şekilde devam ediyorsun.
Ve bir senede yüzünde derin derin çizgiler oluşmaya başlıyor.
Ben de gayri ihtiyari.
Normalde hiç yapacağım ya da söyleyeceğim bir şey değil.
Benim iletişimim, tarzım değil.
Ama anneme dedim ki sana botoks yaptıralım ki bu çizgiler daha fazla derinleşmesin.
Hani öyle diyorlar ya erken yaşta başlayın ki sonra çizgileriniz derinleşmesin falan diye.
Bu da muhtemelen daha fazla insana botoks atabilmek için olan pazarlama stratejilerinden biri ama inanıyoruz işte.
Mantıken doğru da geliyor aslında ama yine de ufak da olsa kesin bir pazarlama payı vardır bence.
Birazdan zaten güzellik sektöründeki rakamları anlatınca ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Neyse ben anneme böyle bir fikirle gittim.
Normalde dediğim gibi hiç tarzım olan bir iletişim şekli değil.
Annem de bana döndü dedi ki ben yaş aldığım halimi seviyorum Emine ya.
Kendimi böyle seviyorum mutluyum.
Vay be dedim ne kadar doğru söylüyorsun keşke herkes bu kafada olsa.
Aradan iki hafta geçti annemle telefonda konuşuyoruz.
Birdenbire durdu şöyle dedi.
Ben de doktordan botoks için randevu aldım.
Hayırdır dedim. Sen söyledikten sonra iyice dikkatimi çekti.
Bu kaşlarımın arasındaki çizgiler çok derin sinirli gösteriyor beni dedi.
O an gerçekten başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Çünkü şunu fark ettim.
Olduğu halinden gayet memnun birini durduk yere kendi kendine kötü hissettirip toplumun güzellik standartlarına uymaya zorladım.
Tabi ki geri vites yapmam hiçbir şey değiştirmedi.
Annem kombine bir şekilde botoks, vitamin aşısı, dolgu ne varsa randevu almış zaten.
Şimdi ben bunu size niye anlattım?
Ben anneme bu yorumu yaptığım zamanlarda kendi kaz ayaklarımı fark etmiş, aynada onlara sinir olmaya başlamış ve botoks yaptırmayı düşünüyordum.
Bir yandan da doğal yolla neler yapılabilir diye böyle sağlık, güzellik, gençlik temalı tüm kaynakları tüketmeye başlamıştım zaten.
Etki altında kaldım sayın yargıç diyebilir miyiz buna?
Bence diyebiliriz. Ama genç kalmak sadece kaz ayaklarının olmaması değil tabii ki ve yaşlanmama gibi bir opsiyonumuz da olmadığından bu bahsettiğim konular beni şuraya getirdi.
Bir, ben neden güzellik furyasının bu kadar etkisi altında kalıyorum?
Önce bunu bir sorguladım.
O yüzden bugünkü konumuz güzellik, estetik, eril bakış, kadının toplumdaki metalaştırılması üzerine dönecek biraz daha.
İkincisi de... Sonra düşüne düşüne şuraya geldim.
Ben kendi bedenimi daha bilinçli olarak nasıl anlar, kendime içten dışa nasıl bakarım ki daha sağlıklı yaşlanırım ya da yaş alırım?
O da bol bol bilimsel araştırmalı bir sonraki bölümün konusu.
Bu bölümü dinledikten sonra ona da bakabilirsiniz.
Ve tabii ki sonunda The Substance filmini izledim.
Bu bölümü çekmek için onu izlemeyi bekliyordum açıkçası.
İzlemeyenler için spoiler vereceğim baştan söyleyeyim.
Ama bu kadar uzattığım yeter.
Haydi hazırsanız başlayalım.
Hatta şöyle tarihe doğru geri giderek başlayalım.
Çünkü tarihten geriye gittiğimiz zaman şunu görüyoruz.
Güzellik algısı her dönemde toplumların, kültürlerin ve coğrafyaların etkisiyle şekillenen bir kavram.
Mesela Antik Yunan'da güzellik...
Simetri ve orantılı vücut hatları ile ilişkilendirilmişti değil mi?
Güzellik idealinin en önemli ölçütü insan vücudunun o mükemmel oranları, altın oran dedikleri şeydi.
Roma İmparatorluğu döneminde güzellik daha çok böyle zenginlik ve toplumsal statü ile ilişkilendirilmişti.
Hatta şey okuduğumda çok şaşırmıştım.
Roma'da da zengin kadınlar yüzlerini süslemek için çeşitli makyaj teknikleri ve cilt bakım ürünleri kullanırlarmış.
Böyle eski İngiliz Victoria zamanı filmlerini, dizilerini izlediğiniz zaman orada da...
görürsünüz. Zaten Kraliçe Victoria'nın yüzü bembeyazdır pudradan falan gibi.
Antik Mısır'a bakalım. Orada da kadınlar da erkekler de güzellik ve sağlık için yağlar, doğal içerikler kullanarak böyle cilt bakımlarına büyük önem veriyormuş derken günümüze kadar hem o bakımlar hem de
estetik gelmiş durumda şu anda.
Yani güzellik dediğimiz şey üzerine değer atfedilen bir kavram olmuş.
Bugün de baktığımızda güzellik yarışmalarını görüyoruz.
Estetik cerrahinin Ne kadar yükseldiğini yükselişte olduğunu görüyoruz.
Body shaming dediğimiz o insanların vücutlarına ya da yüzlerinin güzelliğine dair ne kadar çok toplumsal baskı olduğunu görüyoruz.
Güzellik standartlarının ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu görüyoruz.
Duyanlarınız vardır Hollanda yakın zamanda 35 sene sonra Miss Netherlands'ı kaldırdı ve onun yerine No longer of this time, artık zamanı geçti diye bir platform kurdu.
Buradaki amaç da şuymuş, genç kadınları desteklemek ve filtrelenmiş hayatlardan ziyade gerçek hayatları ön plana çıkarmak.
Onda nasıl yapacaklar emin ederseniz şöyle, güzellikten ziyade hem kadınların başarı hikayelerini paylaşacaklarmış, hem de o sosyal medyadaki gerçekçi olmayan güzellik standartları gibi şeylerle
mücadele edenlerin arka plandaki hikayelerini paylaşmayı hedefliyorlarmış.
Ve diyorlar ki, Artık taçlar yok ama ilham veren hikayeler var.
Elbiseler yok ama hayat bulan hayaller var.
Bana çok mantıklı geldi.
İnşallah güzel bir çıktısı olur.
Diğer bir amacı da genç kadınlara bir sıçrama tahtası olanağı sunmakmış.
Başkalarına da nelerin mümkün olduğunu göstermek istiyoruz diyorlar.
Ne kadar güzel değil mi ya? Bunu ilk okuduğumda aklıma gelen ilk şey neydi biliyor musunuz?
Miss Turkey 2024'ün birincisine sosyal medyada yaptıkları zorbalama.
Hatırlarsanız yazın baya yer yerinden oynamıştı ve her bir okuduğum yorumda gördüğüm dalga geçen görselde kanım dondu resmen.
İnsanlar ne kadar acımasız ya.
Sadece senin güzellik standartlarına uymuyor diye birine ağzına geleni söyleme hakkı görüyorsun kendinde.
Çok yazık. Gerçekten çok yazık.
Ben de bu arada küçükken çok isterdim Miss Turkey'ye katılmak.
Böyle hep diyordum ben büyüyünce Miss Turkey'ye katılacağım falan diye.
Babamın da feminist damarı tutmuş olsa gerek hiç unutmuyorum.
Hala dün gibi aklımda bu sözleri.
Bana dönüp şöyle demişti.
3-5 tane neydiği belli olmayan jürinin tabii ki bu kadar kibar söylemedi bunu.
Ben burada birazcık gümüş atıyorum ama neyse.
3-5 tane neydiği belli olmayan jürinin kimin güzel kimin çirkin olduğuna karar verdiği rezil bir yarışma o kızım.
Kadınları sadece fiziksel görünüşleriyle değerlendiren, metalaştıran, saçma sapan bir şey.
Ben yaşadığım sürece de o ve benzeri hiçbir şeye katılamaz.
Yani yüzünle, güzelliğinle, fiziğinle ünlü olabileceğin bir şeyler elde edeceğin hiçbir şeye katılamazsın demişti.
Üzerine tabii ki çok uzun bir nasihat çekti ve çok haklıydı.
Adam öngörmüş zaten bu günleri ve beni ikna etti biliyor musunuz?
Bir daha da aklımın ucundan bile geçmedi ne o yarışma ne de benzer bir şeye dahil olmak.
Babamın bu söylediği şeyin aslında literatürde bir karşılığı var arkadaşlar.
Ona da male gaze yani...
Eril bakış deniyor. Babamın bunun farkında olarak söylediğini düşünmüyorum tabii ki ama aklın yolu bir diyorum.
Ne peki bu eril bakış derseniz de şöyle.
Toplumda erkeklerin özellikle kadınları kendi istekleri ve arzularına göre gözlemleme biçimi gibi düşünebilirsiniz.
Bu kavramda film teorisyeni Laura Mulvey tarafından tanımlanmış vakti zamanında.
Mulvey 1975 yılında Visual Pleasure and Narrative Cinema adlı bir eser yayınlıyor.
Ve burada diyor ki kadınların sinema ve görsel medyada genellikle nesneleştirildiğini görüyoruz.
Ve bu temsilin toplumda kadına yönelik bakış açısını nasıl şekillendirdiğini tartışıp kadınların sadece erkeklerin arzularını tatmin eden bir nesne olarak sunulmasından ve bunun ne kadar yanlış
olduğundan bahsediyor ki haklı.
Bunun örneklerini görsel medyada da O zamanki filmlerin hatta yakın zamana kadarki filmlerin büyük bir kısmını da görürsünüz zaten.
Kadın karakterler genellikle görsel olarak çekici, cazibeli olmalarıyla tanıtılır.
Öyle ön plana çıkartılır.
Çok büyük bir rolü yoktur.
Özellikle de böyle bundan 30-40-50 sene önceki eserleri dikkatlice izleyin.
Ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
O zamanın sinema, televizyon ve reklamlarına bakın.
Sanki kadınların varlığı görsel bir tatmin sağlamak amacıyla o yayın.
Yer edinmiş gibi ve biz kadınlar da yıllarca bunu içselleştirdik bir şekilde o rollere girdik kendimize onu uygun gördük ya da onun doğru olduğunu zannettik diyelim.
Eriğit bakış açısına bence en büyük örneklerden biri de Victoria's Secret arkadaşlar.
Victoria's Secret'ın yıllarca süren pazarlama stratejileri bu bakış açısının nasıl ticarete dönüştüğünü mükemmel bir örneği bence.
Hatta hatırlayanlarınız vardır belki.
Bundan birkaç sene önce markanın eski CEO'musuna yani pazarlamanın başındaki kişiye şunu soruyorlar.
Büyük beden mankenleri neden podyuma çıkartmıyorsunuz?
Onlar neden melek olamıyor diye.
Adam da diyor ki...
Victoria's Secret erkeklerin göz zevkine hitap eden bir marka ve hiçbir erkek şişman bir kadın çekici bulamaz kusura bakmayın.
Şeklinde hadsizce bir cevap veriyor ve bu söylemin kamuoyunda büyük tepki çekmesinden dolayı da istifa etmek zorunda kalıyor.
Bu yılbaşı melekleri vardı ya her sene büyük sükselerle böyle Victoria's Secret'ın melekleri yılbaşında podyuma çıkıp şov yapardı.
O zamandan sonra kaldırılıyor zaten ama bu sene geri döndü diye biliyorum yanlış hatırlamıyorsam.
Ama inanılmaz bir skandal değil mi?
Yani nasıl bir cüret, nasıl bir had...
...bilmezlik. Ondan sonrasında da...
Victoria's Secret'ın yönetim kadrosunun dünyanın en zengin iş adamlarından biri olan Jeffrey Epstein'le olan kirli ilişkileri ortaya çıkıyor.
Sizi Victoria's Secret mankeni yapacağım diye kandırıp genç kızları, ünlülere, devlet insanlarına nasıl peşkeş çektiklerinin kanıtları ortaya çıkıyor.
Epstein zaten hapse girdi.
İzleyenleriniz vardır onun belgesini Netflix'te.
Ve o kadar derin, o kadar geniş bir ağ ki bu bahsettiğimiz kirli işler konuşmasın diye anında indirdiler adamı.
Sonra da işte hapiste kendini...
Canına kıydı, süsü verdiler falan.
Kim bilir daha bizim bilmediğimiz neler neler var ve buralara yansımıyor.
Yani konunun nerelere gittiğinin farkındasınız değil mi?
O güzellikle masum bir şekilde başlayan konu aslında çok büyük bir kadın sömürüsüne kadar gidiyor.
O yüzden de eril bakış aslında...
Bütün kadınların, bütün genç kızların, erkekler de dahil olarak farkında olması ve karşısında durması gereken bir şey bence.
Ve bu erit bakış dediğimiz şeyin yalnızca fiziksel güzellik üzerinden değer atfedilen bir toplum yaratmasının dışında, kadınların toplumsal değerini de ne kadar dar bir çerçeveye sığdırdığını da
görüyoruz. Ve bu gerçekten büyük bir sorun arkadaşlar.
Bölümün başında spoiler vereceğim dediğim The Substance filmi de...
Tam olarak bu yüzden çok önemli.
Ben filmi geçtiğimiz haftalarda izledim.
Uzun zamandır listemdeydi ama bir türlü denk getirememiştim.
Film en kısa haliyle ve en az spoiler verdiğim haliyle şöyle güzellik algısının birey üzerindeki etkisini çok çarpıcı bir şekilde ele alıyor bence.
Güzellik algısı ve ecil bakış diye düzelteyim.
Çünkü filmin Ana teması artık yeteri kadar genç ve güzel olmadığı için değersiz hisseden ve bunu tersine çevirmeye, gençliğe, güzelliğe ulaşabilmek için elinden gelen her
şeyi yapan bir kadının hikayesi bu.
En basit haliyle. Ve filmde şöyle bir sahne vardı bence çok çarpıcıydı.
Elizabeth ana karakter bir noktada kendisini olduğu gibi kabul etmeye meyledip Daha öncesinde yolda karşılaştığı ve ona hala dünyanın en güzel kadının
sensin diyen onu çok beğenen eski bir arkadaşıyla date'e çıkmaya karar veriyor.
Ama hazırlanırken böyle...
Kaç kere gidiyor, geliyor, üstünü değiştiriyor, makyajını düzeltiyor, flor takıyor, rujunu tazeliyor ama kendini asla ve asla beğenemiyor.
Sonuç olarak iyice sinirleri bozuluyor ve yeterince genç ve güzel hissedemediği için evden çıkmıyor ya da çıkamıyor.
O sahneyi izlerken ben kafayı yedim filmle konuşuyorum diyorum ki ya gayet güzelsin çık işte evden ne olacak yani rujun da güzel sen de güzelsin falan diye böyle filmle konuşuyordum ama demin o çıkmadı evden.
Bu sadece Elizabeth'in iç dünyası değil bu arada güzelliğin nasıl toplumsal bir baskı haline geldiğini gösteren bir sahne.
Çünkü Elizabeth orada sadece kendi görünüşüyle ilgili değil toplumun beklentilerine göre hareket etmeye çalışan bir karakter aynı zamanda ve film güzellik anlayışının nasıl bir iç...
İçsel mücadeleye yol açtığını çok güzel gösteriyor.
İzlemeyenler için mutlaka tavsiye ediyorum.
Ve o Elizabeth'in her adımda yaşlandığı için kendini yetersiz hissettiğini, güzellik, tazelik, dirilik algısının ona nasıl zorlayıcı ve tahrip edici bir şekilde etki yaptığını açıkça görebiliyorsunuz.
Sonsal baskılara karşı durmanın ne kadar zor olduğunu da görüyorsunuz.
Onu da vurguluyor film. Ve bu da beni nereye getiriyor?
Tahmin ederseniz ki estetik cerrahiye getiriyor arkadaşlar.
Kaynaklara göre dünya genelinde estetik cerrahi işlemlerinin sayısı 25 milyonun üzerinde.
Bunların arasında göğüs büyütme, popo büyütme, yüz gerdirmeler var.
Botoks da var ama botoks estetik cerrahiye girmiyor diyebiliyorum.
Ama en popüler işlemler bunlar.
2023 yılında estetik cerrahi ve kozmetik sektörü ikisi birlikte genel olarak tüm dünyada 50 milyar dolara ulaşmış durumda.
Şu an 2025'teyiz düşünün.
Ben İngiltere'ye taşındığımda en çok neye şaşırmıştım biliyor musunuz?
Hala şaşırıyorum. Böyle ufak mahallelerde...
Bir tane süpermarket var Tesco Express diyelim ufak olanlardan ama bir süpermarketin etrafında minimum 5 tane güzellikle alakalı salon var.
Ya manikürcüsü var ya kuaförü var ya işte kaş yapan yerleri var güzellik merkezi var falan.
Bu bile tek başına ne kadar çok şey anlatıyor farkında mısınız?
Estetik cerrahi dışındaki...
Kozmetiktir, makyaj malzemeleri, cilt bakım ürünleri, saç bakım ürünleri, yok kirpik serumları, yok bunlar falan.
Bunlara girmiyorum bile.
Burada muazzam bir ekonomi dönüyor arkadaşlar.
Öyle böyle değil. Görüyorsunuzdur zaten sosyal medyada karşınıza çıkan filterden ya da reklamlardan.
Ya da her sene belli bir malum mağazanın indirime girdiğinde insanların, kadınların birbirini ezip kavga etmesi, bunların haberlere konu olması.
Yani bunlar sizce normal mi?
Gerçekten soruyorum.
Ve ister istemez şunu soruyorum.
Biz niye bu kadar güzellikle kafayı bozduk ya?
Tabii ki az önce anlattığım sebeplerden mütevellit ama.
Yani neden bu kadar güzellik uğruna harcama yapıyoruz?
Neye atlıyoruz? Neye bakmamız gerekiyor da oraya bakmıyoruz?
Biraz da bunları araştırdım açıkçası ve bu alandaki araştırmalarda der ki fiziksel çekicilik ile öz saygı arasında güçlü bir bağlantı var.
Tamam buna katılıyorum.
Tabii ki de bir insanın öz saygısının olması, kendine bakması, kendini beğenmesi çok çok önemli.
Ama bunun bir dengesi olması gerekiyor.
Özellikle kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda toplumsal baskıların nasıl benlik saygısını etkilediğini gösteriyor zaten.
Ve çok ilginç bir şekilde yine aynı araştırmalar der ki güzellik kadınların genellikle değerli ve başarılı olarak algılanmalarına yol açarken haliyle daha fazla sosyal fırsatlara ve
ekonomik avantajlara sahip olmalarını sağlıyor.
Erotik sermaye bölümünde detaylı olarak bahsetmiştim zaten hatırlayanlarınız vardı dileyenler o bölüme de bakabilir.
Bir de şu var benim özellikle yurt dışında yaşamaya başladıktan sonra dışarıdan bir göz olarak baktığımda her Türkiye'ye geldiğimde dikkatimi çeken bir mesele.
Mesela birisinden bahsediliyor ya.
Aman o çirkinlikle de nasıl doktor olmuş.
Tipine baksan bir şey sanmazsın ama şöyle zengin böyle zengin gibi.
Sanki sadece güzel insanlar statüyü, parayı ya da iyi şeyleri hak ediyormuş.
İyi davranılmayı, saygı görmeyi sadece güzel insanlar hak ediyormuş gibi bir inanç.
Ama bu o kadar yerleşmiş ki bunu söyleyen insan bile farkında değil aslında ne kadar korkunç bir şey söylediğinin.
Özellikle de büyüklerin sohbetlerini.
Buna dikkat ederek dinlediğiniz zaman bu bakış açısının toplumumuzda ne kadar yerleşik olduğunu, ne kadar içselleştirdiğini görüyorsunuz ve çok şaşırıyorsunuz.
Ben artık şöyle yapıyorum.
Böyle bir sohbete maruz kaldığımda kim olursa olsun...
Mutlaka yüzlüyorum ve düzeltiyorum çünkü bir şey dilimizde ise zihnimizdedir ve siz müdahale etmezseniz ben müdahale etmezsem bunlar yavaş yavaş normalleştirilir.
O yüzden de ufak da olsa farkındalık yaratıp bir şekilde müdahale edebileceğimiz şeylerde ben her zaman adım atma taraftarıyım.
Sonuç olarak güzellik algısı toplumsal olarak şekillendirilen ve bir noktada insanlara dayatılan bir kavram.
Kadınlar başta olmak üzere erkeklerin de üzerinde çok fazla estetik baskı var.
Ve ister istemez bu baskılar bizim hayatımızı etkileyebiliyor maalesef.
Bu anlattıklarımdan estetiğe, ufak dokunuşlara, bakıma vs.
karşı olduğu anlamını çıkarmayacağınızı biliyorum.
Ama ben yine de altını çizeyim.
Böyle bir şeye karşı değilim tabii ki.
Kendimizi iyi hissettirecek şeyleri yapmak en doğal hakkımız.
Ben daha geçen hafta gittiğim yüzüme nemlendirici vitamin falan yaptırdım.
Böyle evde kullanmak için dermaroller aldım.
Daha doğal yollarla nasıl daha sağlıklı olurum diye bakıyorum.
Güzel kremler kullanmayı seviyorum.
Kendime bakmak iyi geliyor.
Hepimize iyi geliyor. Sadece nerede duracağımızı bilmek, neyi neden yaptığımızı, yaptırdığımızı, arkasındaki motivasyonu, bunu anlamak ve ona göre hareket etmek bize daha geniş
bir bakış açısı verir diye düşünüyorum.
Ben bu bölümde özellikle değinmedim çünkü zaten çok konuşulan bir şey sosyal medyada insanların kendini olduğundan nasıl farklı gösterdiği.
O da zaten yine öz saygıya ve öz değeri insanın kendiyle olan ilişkisine gidiyor ama hani bu catfish muhabbetleri falan çok fazla dönüyor ya.
İşte o noktada da bence şey de önemli.
Evet böyle bir ortam var ve çok az kendini olduğu gibi gösteren.
Bir kitle var. Burada tek tipleştirilmiş bir güzellik algısı var.
Bunun farkındayız.
O yüzden de belki arada bir sosyal medya hesaplarında kimleri takip ediyoruz, neleri takip ediyoruz, feedimize neler düşüyor ve biz buna nasıl etkileniyoruz?
Bunlar bize iyi mi geliyor, kötü mü geliyor?
Bunların bir muhakemesini yapmak, arada bunların bir temizliğini yapmak da uygun olabilir.
Ama şunu da inkar etmemek lazım.
Evet bunların etkisinde kalıyoruz.
Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz kalmamak için.
Ama kalmaya da devam edeceğiz.
Çünkü geçmişte de çok uzun bir süre yine toplumun güzellik standartlarına uygun eleştirilerin etkisindeydik.
Ben hatırlıyorum küçükken haber kanallarında, gazetelerde, magazin programlarında sanıyorum ki hala öyle ünlülerin özellikle tabii ki ünlü kadınların selilleri.
Boy boy fotoğraf olurdu.
Boy boy haber olurdu yazın.
Ya da birisi kilo mu almış artık o kağıt bebek statüsünde değil mi?
Hemen böyle yazın Bodrum'da denize girerken görüntülenen Emine Yeşilçimen'in aldığı kilolar gözlerden kaçmadı falan diye böyle saçma sapan sinirim bozdu anlatırken de böyle haberler
oluyordu. Hala oluyor diyebiliyorum dediğim gibi ama.
O 2000'li yıllar, 2010'lu yıllar body shaming'in en çok yaşandığı yıllar diye ben hatırlıyorum.
Çünkü şu an en azından...
Ben böyleyim ben kendimi böyle beğeniyorum ya da birisi birisine body shaming yaptığı zaman insanlar tepki gösteriyor sana ne diyebiliyor.
Ama o zamanlar bu kadar tepkilerimizi belirleyemediğimiz için ya da dışarıya vuramadığımız için gerçekten kendimizde sorun zannediyorduk.
Ve bunlar çok hassas konular arkadaşlar.
Yani derinlerde bir yerde çok farklı travmaları gün yüzüne çıkarabilecek ya da çok farklı şeyleri tetikleyebilecek konular.
O yüzden dikkatli olmakta kullandığımız dili...
Biraz daha böyle seçmekte fayda var.
Evet bence bugünün mesajını verdim diye düşünüyorum.
Umuyorum bu bölümü dinlemekten keyif almışsınızdır.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz dinlemesinin gerçekten de iyi olacağını düşündüğünüz sevdikleriniz varsa onlarla da paylaşmayı unutmayın.
Kalbinizin güzelliğinin yüzünüze yansıdığı bir gün olsun.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
