
Enerjimi Doğru Yönetebiliyor muyum? | Çakralar 101
9 Haziran 2021 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Vücudum, ruhum ve zihnim bağımsızlıklarını ilan ettiyse ne yapacağım? Enerjimi nasıl doğru yönetebilirim? Çakra dengeleme bu durumda bana nasıl yardımcı olur? Hangi çakra ne işe yarar? Soruları ve daha fazlası Hindolog Didem Öztabak ile bu bölümde!
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Geçti Güzel Hayallere.
Hoş geldiniz. Bu bölüm birkaç bölüm öncesinin devamı niteliğinde olacak.
Çünkü eril dişil dengeyi çekmiştik Didem Öztabak ile.
Hatta oraya çakraları da sıkıştırırız demiştik.
Ama ve lakin vaktimiz kalmadı.
O yüzden çakraları sizden de gelen yoğun istek üzerine ayrı bir bölümde derin derin konuşacağız.
Didem hoş geldin tekrar.
Emineciğim merhaba, hoş bulduk.
Çok mutluyum seni gördüğüm için.
Bil mukabele ben de çok mutluyum gerçekten.
Hani bu vakti de ayırdığın için bayram bayram.
Her zaman, her zaman. Aklımda o kadar çok soru var ki gelen de çok soru var.
Çakra nedir diye çok basit bir soruyla gireyim.
Çünkü bazen bir şeylere o kadar odaklanıyoruz ki Didem.
Aslında o en temelini bilmiyoruz.
O yüzden çakra nedir?
Çakra sistemi nedir?
Bizi aydınlatır mısın?
Ya şöyle Emineciğim aslında çakra sistemi bu hani çok biliniyor artık şu anda değil mi?
Bununla ilgili çok fazla bilgi de var.
Çakralara temel olarak...
Bence yani böyle dönen enerji sistemi diyebiliriz.
Yani bedenin içerisinde dönen böyle çarp gibi tekerlek gibi dönen enerji sistemleri.
Aslında bu enerji sistemimiz nasılsa bütün hayata bakış açımız yansımamız da bununla çok paralel bir şekilde ilerliyor diye düşünüyorum.
Yani enerji hüzmeleri bunlar ışık hüzmeleri yani.
Bu enerji hani bizim ruh, beden, zihin dediğimiz o enerjinin hepsini toplayan bir enerjiden mi bahsediyoruz?
Bence yansıtan. Yani şöyle düşünebiliriz.
Bunu nasıl açıklıyor mesela eski Hint insanları demeyi çok seviyorum.
Bunu bir sürü konuşmalarda da bu şekilde söylüyorum.
Nasıl açıklıyorlar? Diyorlar ki işte omurga hizası boyunca çeşitli ışık hüzmelerin var ve bunlar bedende dönüş halindeler, dönme halindeler ve bir enerji üretiyorlar ve bedenden dışarıya bir alan...
Ve senin hayata bakış açın yaptıkların ettiklerin söylemlerin tüm bu enerji sisteminin yani bu çakra sisteminin kontrolü altında diyorlar ve bunu da bölümlere ayırıyorlar.
Yani her bir çakraya bir isim veriyorlar ve her bir çakranın aslında yönetiminde olduğu veya konuları belirli başlıklı konuları olduğunu söylüyorlar.
Fakat tabii ki gene her zamanki gibi bu hiçbir enerji sistemi birbirinden kesitli olarak ayrılmadığı gibi çakralar da bence birbirinden kesitli olarak ayrılmıyor.
Evet yerleri var bunların her birinin bedende.
Fakat bence yani benim bakış açıma göre bu böyle işte kök çakranın yeri şurası gibi kesitli bir yer değil.
Hepsi birbiriyle böyle yukarıya doğru en aşağıdan yukarıya doğru birbiriyle akış ve iletişim halinde birbirinden net olarak ayrılmayan enerji akışı gibi düşünebiliriz aslında bu sistemi.
Anladım. Ama hani hepsinin zaten bedenimize etki ettiği bir alan var.
Mesela işte kök çakra dediğimizde bu ayaklarımızdan bacaklarımız ve bu kuyruk sokumumuz.
Ondan sonra yukarıya doğru çıktığımızda sakral çakra var.
Bu bizim biraz daha rahim bölgemiz.
Yani o sadece rahim olan değil de o komple 360 derece alıyor değil mi?
İçinde gibisin. Yani sanki aslında bu enerji alanının içerisinde gibisin.
Şimdi ben tabii kendim çok böyle holografik düşünmeyi seven ve aslında çok da o düşünce içinde yaşayan bir kişiyim.
Ama bunu anlatırken daha somut anlatmaya çalışıyorum.
Sanki böyle bir boru olduğunu düşünelim bizi böyle komple içine alan.
Aslında çakra sistemi de onun gibi.
Bizi böyle komple saran bir sistem gibi.
365 derece dedin ya o çok güzel bir anlatım.
Aynen öyle. Mesela kök çakra.
Evet bedenimizde işte ayaklarımız, dizlerimiz, ayaktabanlarımız, bacaklarımız yani bizi yerküreye bağlayan kısım o.
Fakat işte bu yukarı doğru çıktığımız zaman evet şimdi burada kök çakra bitti hop ikiye geldik gibi bir bakış açısı benim baktığım yerden çok tabii kesitli kalıyor.
Hepsinin birbirinin içerisinden geçerek bir yani bir öncekinden de etki alarak bir öncekinden de etki alarak aslında böyle gökkuşağı gibi yukarı doğru gittiğini düşün.
Tek başına değil yani hiçbiri.
Hep böyle birbirinin içinde.
Tamam bu çok güzel bir görselleştirme oldu.
Şey anlamında hani içinden geçiyor diye.
O zaman hani şöyle kök çakradan yukarı çıkıyoruz.
Sakral çakra ama sakral çakrada kök çakranın da etkilerini görebiliyoruz.
Mesela şöyle şeyler oluyor ya Emine hep bunu sosyal medyada da görüyoruz.
Bana da çok fazla mesela şöyle sorular geliyor.
İşte boğaz çakrası işte beşinci çakra boğazımda bir şey var bir rahatsızlık var.
Beşinci çakra ile mi ilgili? Yani evet tabii yani bilgi olarak baktığımızda beşinci çakra ile ilgili.
Ama sen kökenini çalışmak istersen çok daha alt çakralara bakman lazım.
Çünkü artık üst çakralar bir sonuç.
Yani temelin, başlangıcın bir sonucu.
Şimdi sonuçla uğraşmak mı çok?
Ya da sonuçla çalışmak mı çok?
İnsanı uzun vadede kalıcı bir şey getirir, bir rahatlama getirir.
Yoksa kökenle mi, başlangıç noktasıyla mı çalışmak?
Benim baktığım yere göre başlangıç noktasıyla, sorunun esas kaynağıyla dengesizliğin nerede olduğunu çalışmak bence en kalıcı.
çözümü getiren şey. O yüzden beni takip edenler veya işte bu belki söyleşiyi dinledikten sonra dönüp bakmak isteyenler olacaktır.
Ben kök çakradan çok bahsederim yıllardır.
Kendim de orada çok zaman geçirdiğim için ve onu anlamak için çok çok çok yıllar geçirdiğim için aslında belki önemini çok böyle vurgulamak istediğim çakra temel çakramız aslında.
Kök çakra yani köklenme.
Bir kişi mesela ne çalışsın çakralara ilgili?
kök çarka çalışsın. Hayatın sonuna kadar kök çarka çalışabilir.
Çünkü binanın temeli gibi düşün.
Zaten binanın temeli senin bu yerküreye, bu dünyaya ayakları nasıl bastığın nasıl bir denge durumunda nasıl bir orantı durumundaysa yukarı doğru da aynı şekilde o akış devam edecek.
Yani bir bina düşün. Binanın temeli kayık.
Böyle kaymış bir tarafa doğru.
E sen şimdi üst katları koyduğunda haliyle kaymış bir yerden devam edeceksin.
Şimdi kaymış beşinci katı mı düzeltelim yoksa temelin Birinci katını olması gereken yere mi alalım mantıken?
O yüzden ilk kök çakrayı düzenli olarak çalışmak diğerlerine zaten otomatik olarak olumlu etki yapacaktır diye tahmin ediyorum.
Ama seninle konuştuk ya yine başlamadan önce.
Bütün bu sistemlerde yine benim baktığım yere göre herkes kendi deneyimini kendi elde etmeli.
Çünkü çok fazla bilgi var. Çok fazla konuşan, bunlarla ilgili bilgi üreten veya bir şeyler anlatan kişiler var.
Bence herkesten bir şey alınabilir, herkesinki dinlenebilir.
Fakat sonrasındaki kişi kendi pratik ederek kendi deneyimini, benim için böyle, aslında böyle, bu değil gibi kendi deneyimini mutlaka kendi elde etmesi gerekiyor.
Kendisi çalışa çalışa, pratik ede ede onun için neyin iyi ve işler olduğunu herkesin kendisinin bence hayatına katması lazım.
Bu çok önemli bir durum.
Pratik etmek ve kendi kararını kendin vermek.
Bu bana iyi, bu bana iyi değil gibi.
Evet evet yani ben de ondan inanıyorum.
Çünkü tamamen bireysel bir şey.
O zaman diğer çakralara geçmeden önce ya da böyle çok genel bilgiler vermeden önce bu kök çakrada köklenelim birazcık istiyorum.
Ay nerede? Bu kök çakra tam olarak neyi ifade eder?
Doğru çalıştığında bizim bedenimize ve davranışlarımıza etkisi nedir?
Doğru çalışmadığında etkisi nedir?
Hani buradan bir başlayalım o zaman.
Madem ki her şeyi bunun üzerine inşa ediyoruz.
Hani bir geniş olarak kök çakra nedir, ne değildir?
Nasıl etki eder bizim bedenimize, ruhumuza, zihnimize?
Emineciğim şimdi şöyle, kök çakrayı şöyle düşünmek lazım.
Ya da ben şöyle düşünmeyi daha çok seviyorum.
Lazımdan ziyade. Bu dünyada bedenlendiğimiz andan itibaren zaten bu bedenin içinde olma hali var ya bu bedenin içinde olma hali.
Bu eşittir kök çakra yani beden eşittir kök çakra.
Çünkü kök çakra aynı zamanda neyi ifade ediyor?
Yer küreği, bu dünyayı ve bu bedenin içerisinde bu yer kürede var olma halini.
Bedeninin içerisinde tam, tam olma hali.
Yani bu ne demek? Ayakları yere sağlam basmak diye bir deyimimiz var ya mesela.
Tam olarak bunu ifade ediyor.
Hayatın içerisinde güvenli adım atabilmek, hayatın içerisinde yaptığın planların veya düşündüklerinin bir düzen içerisinde devam etmesi, köklenme kelime anlamı olarak şöyle yanlış biliniyor.
Bu bana çok da soruluyor.
Sanki böyle hiç hareket edemem.
Köklendim kaldım, yapıştım kaldım falan gibi.
Hani böyle bir yerden hareket edememek gibi.
Aslında hiç böyle değil. Kişi eğer köklenmesi dengede bir yerdeyse o kökleri kendi içinde oluyor aslında ve bağlandığı köklendiği yer yerküre oluyor.
Yerküreye bağlanan bir kişi yani kendi içinden yerküreye bağlanan bir kişi için dünyanın her yeri aslında onun için evi olabilme, her yeri yuvası olabilme potansiyeli taşıyor.
Bu çok bence önemli bir şey.
Ben mesela buna sahip olan birisi değilim.
Bunu da konuştuk seninle. Beni çok ürküten bir şey mesela.
Bu da böyle bir bilgi olsun diye bunu öncelikle söylemek istedim.
Köklenmenin kelime anlamından çıkarak kişi dünyanın her yerinde güvenle yaşayabiliyorsa içsel bir güvenle.
Ya ben okey orada da yapabilirim ve bunu bir nezaketle yapıyorsa böyle hırs değil de benim elimden hiçbir şey kaçmaz gibi bir halde değil ama bir nezaketle böyle bir içsel güvenle bir sakinlikle yapıyorsa bence bu çok tatlı
güzel bir böyle dünyaya, yerküreye köklenmenin güzel bir yansıması diye düşünüyorum.
Öncelikle bunu söylemek istedim.
Didem bu da sana bir şey eklemek istiyorum.
Şimdi az önce dedin ya herkesin tecrübesi kendine olmalı.
Her yerden bir şey alın ama kendi tecrübenizi geliştirin diye.
Şimdi ben kök çakrayla alakalı çok çok çok büyük problemler yaşıyordum.
İlk başladığımda seneler önce.
Ve bunun da senin de dediğin gibi en büyük problemim aidiyet hissiydi.
Yani hiçbir yere kendimi ait hissedemiyorum.
Sürekli bir yabancı gibiyim.
Ve ait hissetmem gerektiğini düşünüyorum.
Ama bir yere o dediğin gibi ağaç gibi köklenip orada kalma fikri beni böyle basıyor.
Sanki karabasanlar geliyor üstüme.
Onu da hiç sevmiyorum.
Sonra kök çakra üzerine çalıştıkça çalıştıkça Benim aklımda tamamen kendi tecrübem, bunu hiçbir yerden okumadım.
Şöyle bir düşünce çıktı.
Benim köklendiğim yer bu evren.
Bir noktadan ziyade bir evrene ait olmayı, bu yeryüzüne ait olmayı seçiyorum.
Yani ben nereye gidersem gideyim aslında kökümü salabilirim.
En başta hatta şöyle dedim.
Ya ben de kendime uydurmak için bunu saçmalıyor muyum acaba?
Hani abarttım, ince şey mi yaptım falan diye düşündüm.
Ama şu an sen böyle deyince ben o zaman doğru bir şey yapmışım farkında olmadan.
Şöyle mutlaka ki senin kişisel hayatın için doğrudur.
Bence zaten kişinin başına ne geliyorsa ve her ne yapıyorsa tam da mükemmeli odur.
Tam da olması gereken odur.
Benim baktığım yerden böyle.
Ben düşündüğüm zaman yıllardır diyorum ya hani çok benim kendimin de çok üzerinde düşündüğüm ve çok çalıştığım bir konu olduğu için bugün düşündüğüm noktada Yer küreye köklendiğin anda
hani sen 365 derece dedin ya seni içine alan çakra sistemi gibi.
Şey gibi düşün böyle magma yer kürenin tam ortası.
Şu an elimle de gösteriyorum sana.
Oraya köklendiğinde dünyanın neresine gidersen git 365 derece.
Okey zaten oradasın ve köklüsün.
Yani çok enteresan bir şey bu.
Ve bu hisse ulaşmak herhalde çok özgürleştirici de bir haldir diye düşünüyorum.
Bak ben orada değilim. Onu da belirteyim yani hiç öyle bir his de değilim fakat onu tahmin edebiliyorum yani beni ürkütüyor mesela o kadar böyle güven alanımın dışına çıkmak o kadar büyük hamleler yapmak
beni çok ürküten bir hal ama bunun tabii bir taraftan da çok gerçek köklenmenin bu olduğunu ve çok da büyük bir özgürlük bir taraftan da büyük bir güven çünkü güvendiğin şey yerküre yani düşünsene ne kadar doğaya güveniyorsun
toprak anaya güveniyorsun çok da bence müthiş bir şey.
İnşallah öyle gelirim. Dur bakalım çalışıyorum şu anda.
Gelirsin. Yani ben de hani ben oldum geldim demek istemiyorum.
Öyle bir şey kesinlikle yok. Sadece böyle kendi tecrübemde bunu keşfettim.
Ama özgürlük konusunda katılıyorum.
Çünkü... özgür hissediyorsun yani şöyle hissediyorum ben şu an dünyanın neresine gidersem gideyim orada kendime ait bir alan kurabilirim orada kendime bir yaşam alanı oluşturabilirim yani o korkularımdan
biraz daha sıyrıldım yani o korkularımı geride bıraktım gibi hissediyorum ama tabi bu üzerine düzenli çalışılmadıkça bence kaybedilebilecek bir şeydi.
O yüzden de şimdi sana da soracağım zaten hani bu kök çakrayı aktive etmek için neler yapmak gerekir diye.
Hani ben mesela doğa içinde vakit geçirmek en çok huzurlu hissettiren şeylerden biri.
Doğa içinde vakit geçirme kısmına ekstra vakit harcıyorum.
Yani ekstra bir efor harcıyorum.
Ama bunu yapmak zorunda olduğum için değil de gerçekten kendimi doğada huzurlu hissettiğim için.
Yoksa zaten hiçbir güç beni kalkıp da İrlanda'nın şu an en ücra köşesindeki bir köyde yetiştiremezdi.
Ama şey de soracağım sana.
Hani bir kök çakrası düzgün çalışmayan bir insanın o gösterdiği şeyler ne olur?
Gerçekten bedenimize nasıl yansıyor?
O davranışlarımıza nasıl yansıyor?
İlişkilerimize nasıl yansıyor?
Ya şöyle Emine bunu şuradan anlatmaya başlayabilirim.
Şimdi o kadar tabii büyük bir konu ki bu.
Böyle hani kısa net ve dinleyen bir kişinin...
Küçük de olsa bir şey anlamasını isterim böyle bir sohbeti dinledikten sonra.
Şimdi hani çakralar dönen bir sistem diye konuştuk ya ilk başta.
Eğer benim kök çakram böyle çok yavaş dönmeye başlarsa, bende ne oluyor?
Bende şunlar olmaya başlıyor.
Bir kere hareket kabiliyetimi çok kaybetmeye başlıyorum.
Hareket edemiyorum. Yani hayatın içerisinde hareket edemiyorum, günlük hayatta zor hareket ediyorum, bir şeyler planlayamıyorum.
Sanki böyle ayaklarım yukarılara doğru gidiyormuş gibi, kendimi net, temiz ifade edemiyorum, aklımı bir türlü toparlayamıyorum.
Ve ne oluyor biliyor musun?
Kişinin kendisinin bedenin içinde olma hissi gidiyor.
Bedenin içinde olma hissinin gitmesini demek, o kadar yani şimdi şöyle anlatayım bunu.
Zihnini toplayamama hali, aklının hep bir bulanıklık içerisinde olma hali, okuduğunu anlamama, dinlediğini anlamama, sanki böyle klik etmeyen bir şey var.
Yani hayat akıyor ve sen o hayatın içerisinde bir klik etmiyorsun hiçbir yere ve bir şeyler senin kontrolün dışında akıyor, gidiyor ve sen çok dışındasın, çok etkisizsin, hiçbir
kontrolün veya bir müdahalen yokmuş gibi hissediyorsun.
Çok böyle flu bir alan burası, çok flu.
Çok sağlıklı insan ilişkileri kurman çok zorlaşır.
Çünkü zaten kendi bedeninle, kendinle çok ilişkin.
Ben ne istiyorum, ben kimim ya, bu hayatta ben ne yapmak istiyorum gibi algılardan çok uzaklaşan bir yapının zaten karşı tarafla sağlıklı, akışkan bir ilişki içerisinde olması çok zordur.
Çünkü kendini çok rahatlıkla ortaya koyamaz.
Ne istediğini bilemez, hislerini bilemez.
Çünkü zaten bedeninden kopuk bir yapıdan bahsediyoruz.
Genellikle hayatı izler böyle yapılar.
Bir türlü hayatın içerisinde karışamaz çünkü kendinde öyle bir güç bulamaz.
Sadece izleyici olarak kalır ve hayat böyle akar ve gider.
Sanki tutamadığın bir şey yani tutamadığın bir film senaryosu gibi, katılamadığın bir senaryo gibi, eline alamadığın bu benim işte ben bunu yaptım diyemediğin bir sonuç elde edemediğin bir alan gibi hayat
böyle akıp gider.
Bu böyle az çalıştığında.
Çok çalıştığında, çok çalışmaya başladığında, çok döndüğünde kişi bu sefer çok hırslı, çok böyle benim istediğim olsun, ben her şeyi yapabilirim, ben sadece
bedenden ibaretim.
Kendini sadece bedenden ibaret zannetmeye başlar mesela.
Her şeyi kontrol edebileceğini, işte o biraz önce az çalışan yapı, o senaryonun çok dışında kalıyor gibi hissederken çok çalışan, kök çarkası çok çalışan bir yapı da Zanneder
ki bütün senaryoyu ben yönetebilirim.
Bütün senaryo benim kontrolüm altında gibi çok böyle egoistik bir alana doğru kayabilir.
Kontrolsüz hareketler başlar.
Bir türlü bir yerde rahatlıkla uzun süre ya da kısa süre bile kalsa böyle bir iç huzuruyla rahatlıkla bir yerde kalamaz.
Hani mesela köklenememe falan diyoruz ya mesela işte köklenemiyorum ben hiçbir yere.
Aslında neye göre köklenemiyorsun ya?
Az çalışan bir kök çakranın köklenememe hali başka.
Çok çalışan bir kök çakranın köklenememe hali başka aslında.
Mesela çok çalışan bir kök çakra kolaylıkla bir yerde uzun süreler kalmaz.
Tekrar ediyorum kısa süre kalsa bile ya da kısa süreler içerisinde olsa bile bir türlü iç rahatlığı ile orada değildir.
Hep akşö bir şey vardır.
Şimdi burada mutlu değilim ama şuraya gidince mutlu olacağım.
Şimdi burada bir huzuru değilim ama dur bak ben şuraya bir gideyim de bak ne kadar huzurlu olacağım.
Yani zanneder ki o huzur dışarıda işte mutluluk dışarıda bir yerlerde.
O rahatlama hali, iç huzuru sanki dışarıda bir yerde ve dur burada olmadı ama şurada yakalayacağım diye bir koşturma halinde sürekli dışarıda bir şeyleri yakalama ve onun peşinden koşma
halinde ömrünü harcayabilir.
Çok çalışan kök çakra.
İş kolik olur. Her şeyi parayla halledebileceğini zanneder ya da paranın çok büyük bir hayatında yönlendirici gücü vardır mesela.
Bir türlü durup dinlenemez.
Hep bir koşturma halindedir burası.
Yıkıcı eril alanın çok yansıması çok benzer ikisi.
Evet değil mi sen de şimdi.
Tam onu diyecektim.
Tam bir sonraki sorum geliyordu diyecektim ki yıkıcı erille ne kadar çok benziyor bu sen söyledin.
Evet yani şimdi burada tabii eril dişil dengeyi ne kadar iyi anlattığımdan dem vurmadan geçemeyeceğim yani.
Yani her şeyde olduğu gibi çakra sisteminde de o kadar net ki yani az çalışan bir kök çakra eşittir.
Pasif dişil alanın özellikleri çok çalışan bir kök çakra eşittir.
yıkıcı eril alanın özellikleri.
Aslında çakra sistemi dediğimiz şey şu temelde.
Yani bu eril ve dişil denge alanımızın böyle birbirinin içerisinden dans ettiğini, harmanlandığını düşün ve bunların böyle birleşerek oburga hizası boyunca yukarı doğru geçtiğini düşün ve bunlar zaten çakraları
oluşturuyor. Yani çakraları oluşturan şey de aslında bizim eril-dişil alan dengemiz.
Yani eril-dişil alan dengesini çok iyi çalışan bir kişi zaten otomatik olarak çakraların çalışıyor olur.
Aa okey. Çünkü şöyle bir şey biliyorum.
Şimdi kök çakradan tepe çakraya atlamış gibi olacağım.
Hani birden yediye atlamış gibi ama benim kadarıyla da mesela tepe çakra çalışırken de o da eril dişil dengeyi sağlayan çakralar diye bilmiyorum.
Bütün hepsi. Aa tamam.
Mesela orada ben yanlış biliyormuşum.
Çünkü ben mesela hep ekstra ona da çalışıyordum.
Anladım. Peki. Bu şey çok mantıklı oldu.
Hani kökten gelip dediğin gibi yukarıya doğru çıkma şeyi.
Çünkü ben eskiden ilk öğrendiğim şekil en tepeden hatta bu tepe çakranın da başında yıldız çakra var ya.
Oradan başlayıp tepe çakra, üçüncü göz, boğaz, kalp çakrası, solar plexus, işte sakral çakra, kök çakra diye çalışıyordum.
Sonra işte karşılaştığım birisi bana anlattı bunu.
Ama zaten Kök en temeldir.
Sen burada köklenmelisin ki buradan toprağa en tepe çakradan da o yukarıya gidiyor olman lazım diye.
Öyle değiştirince bir tık daha fazla faydasını gördüm.
O yüzden evet çok mantıklı geliyor.
Peki bir şey daha soracağım. Şimdi böyle yukarıdan çıkıyoruz.
Kök çakrayı dengeledik.
Kök çakramız çok dengede oldu diyelim.
Ama diğerleri değil.
Böyle bir şey mümkün mü?
Ya da kök çakra dengedeyse hepsi dengededir mi demek oluyor bu?
iddialı olur o. Yani hani o kadar da iddialı konuşmayı sevmiyorum genelde.
Ama diğerlerinin akışına çok büyük alan sağlamış olursun.
Çünkü düşünsene binanın temeli yerli yerinde.
Üstler için çok büyük bir avantaj sağlamış oluyorsun.
Bu arada şeyi söyleyeyim.
Eril dişil denge dedik ya biraz önce.
Eril dişil dengenin yuvası ikinci çakra.
Çünkü ikilik yani bu hayattaki ikilik dualite ikinci çakrada kendini gösteriyor ve eril dişil Alanın yuvası da ikinci çakra.
Yani bir kişi eril dişil denge çalışmaya başladığında zaten hem köklenmesini hem işte o sakral çakradaki o ikilikleri çalışmaya başladığında kendim de en azından şunu gözlemliyorum.
Düzenli olarak bunları çalıştım.
Zaten üstlere akışı hissedebiliyorsun bedeninde.
Okey. Yani şöyle gerçekten de...
Onu da diyecektim de önce tepeden gireyim istedim.
Ama mesela o ikinci çakra sakral çakra zaten bizim şeyimiz de üretkenliğimizle, yaratıcılığımızla, coşku, hayattan zevk alma ve aynı şekilde o cinsellik
bununla alakalı. Bunların hepsi o.
Sonra işte yukarıya çıkıyorsun.
Yukarıda ne var? İşte solar plexus.
Bu neyle? İşte öz değerle alakalı.
Kendine güvenle alakalı.
Ben yapabilirim. Aklıma koyduğumu yaparımla alakalı.
Sonra da yukarı çıktığında zaten bunlar tam oturduğunda orada da kalp çakrasında işte sevgi, öz şefkat, biraz daha hani affedebilme, olayları olduğu gibi kabullenme, işte o iyileşme dediğimiz
hal tamam. Böyle düşününce o kadar mantıklı geldi ki sonra da yukarı çıktığında zaten istediğin gibi o kendini ifade edebilme kısmı boğaz çakrasında.
Benim kadarıyla orası yaratıcılıkla da alakalı değil mi?
Boğaz çakralının bence çok önemli olduğunu düşündüğüm kısmı ne biliyor musun?
Özü sözü bir olma hali.
Özü sözü bir. Yani ben nasılsam ağzımdan çıkan şeyde onunla eğer yani iç niyetimle, iç halimle ağzımdan çıkan birbirleri arasında böyle bir bağlantı temiz ve hizalıysa Okey
zaten yani sen üçüncü göze ve tepeye ve daha yukarılara zaten çok rahatlıkla geçebiliyorsun.
Çünkü düşünsene eylemlerinle, niyetin, eylemlerin ve sözün ve sen bir hiza içindesin.
Bundan zaten daha büyük bir geçiş kapısı olabilir mi?
Çok büyük bir şey yani.
Bunu ancak nasıl olabilirsin zaten?
Çok temelinin yerli yerinde olması lazım.
Şimdi benim kalbimi açmam için öncelikle zaten...
Seni fark etmem için, seni düşünmem için önce kendimi çok iyi farkında olmam lazım değil mi?
Yani sana kendimi feda etmemem gerekiyor, seni yok da saymamam gerekiyor.
Yani orada ince bir ayar var.
Onun için de kendimi zaten çok iyi farkında olmam lazım.
Kendimi seviyor olmam lazım.
Kim olduğumu, sınırlarımı, ne üretmek istediğimi, kendimi var edebilmiş bir insan olmam lazım ki sana da aynı şekilde bakabileyim.
Yani kalbe gelene kadar altta onları halletmiş olmam lazım ki.
Kalp zaten otomatik olarak onu hizalayacak.
Ama ben altta bunları halledemediysem hala kendi sınırlarımı koruyamayan, hala ne istediğimi bilmeyen ya da söylediklerim ne yaptıklarım birbiriyle çok alakasız olan bir insansam okey zaten üstlere
geçmem oldukça zor.
O altta bir yerlerde zaten hala halletmem gereken bir şeyler var.
Her zaman olacak zaten.
Şimdi bunlar şöyle değil.
Ben şimdi bunu bir kere çalıştım.
Çok da iyi oldu.
Hadi bakalım şimdi üstlere geçtim ve işte orada akış içerisindeyim ve böyle akış halinde yaşıyorum.
Şimdi bu bir kerede ya da böyle hemen bunu yaptım oldu gibi bir şey değil ki.
Benim baktığım yerden bunu daha önce de konuşmuştuk.
Ölene kadar bunlarla ilgili kişi çalışmak durumunda zaten.
Dünyevi işlerde de çalışmak zorunda.
Çalışmak zorundayız çünkü şöyle düşünüyorum mesela ben tek tek ayrı ayrı çakra çalışmayı sevmiyorum.
Çakralarım üzerinde çalışırken hep böyle ona o 3 dakikayı her çakraya 3'er dakika diyorlar ya bilmiyorum sen ne düşünüyorsun o konuda onu da sormak istiyorum sana.
Ama hani 3 dakika minimum o an eğer daha fazla hissediyorsam insan onu hissediyor çünkü özellikle reiki yaparken hani böyle eliyle enerji verirken hani bunu hissediyorum.
Hepsini bir oturuşta çalışmayı daha böyle faydalı buluyorum.
Kendimi daha iyi hissettiğimi düşünüyorum.
O yüzden dediğim gibi hepsini düzenli olarak çalışayım.
Hadi oturayım bugün şu çakrayı bu çakrayı çalışayım.
Tabii ki olur ama genel anlamda bütünsellik önemli.
Bir 3 dakika kuralını soracağım.
Bir de Reiki'yi soracağım sana.
Çünkü ben seneler boyunca Reiki ile çakraların aynı şey olduğunu düşündüm.
Bu aradaki fark ne?
Ya aradaki farkın tabii şimdi şöyle ben de yıllar önce bu reiki ilk böyle bir 20 yıl önce falan ya da 25 yıl önce falan bir böyle ilk şey olduğunda eğitimlerini almıştım, katılmıştım falan.
Fakat düzenli olarak uyguladığım bir şey değil.
Yani oradaki teknikleri uyguladığım bir şey de değil.
Yani herhalde benim kendime ait bir takım tekniklerim olduğunu düşünüyorum ben.
Yani kendimle çalışırken belki bunları hani şu an gösteremiyoruz tabii sadece sesimiz duyuluyor.
Benim böyle kendim...
çakralarımla çalışırken yaptığım bir takım böyle çalışmalar var.
Ama bunlar reiki değil bence.
Yani reikiye ait şeyler değil.
Belki onu bir gün bilmiyorum canlı yayın yaparız.
Orada böyle bir gösteririz nasıl bir şeyle çalıştığımı.
Bu bir yerden öğrendiğim bir şey de değil bu arada.
Bu kendi çalışma sistemim.
Ama o üç dakika kuralını da bilmiyorum açıkçası.
Kendim de öyle pek dakikalara takılan bir kişi de değilim.
Çünkü şunu gözlemledim Emine'yi yani kendimle çalışırken.
Bazı zamanlarda. Günlerce oturabilirim ve hiçbir anlamı olmayabilir.
Ama bazen böyle bir bedenime süpürdüğüm anda bile kendimi yükseltebildiğim veya köklendirebildiğim zamanlar oluyor.
Yani bu çok değişiyor.
O yüzden elbette belirli bir istikrar, belirli bir düzen için dakikalarla çalışmak eminim çok iyidir.
Ama ben öyle çalışan bir insan olmadığım için ve hiçbir zaman da öyle çalışmadığım için, deneyimim olmadığı için öyle bir konuyla ilgili ne desem çok...
Havada kalır. Mesela sen öyle çalışıyorsun belli ki belki sen söyleyebilirsin.
Hani şu bana iyi geliyor ya da bazen yetiyor bazen yetmiyor.
Evet yani şöyle ben çakralar üzerine çalışmaya başladığımda reiki eğitimi almıştım.
Ve o aldığım reiki eğitimi ellerini doğru kullanmayı hani bedeninin üzerine doğru kullanmayı göstermişlerdi.
Bunu Google'a yazdığınızda da bulabilirsiniz.
Öyle çok ekstrem şeyler değil.
O elini nereye koydun, nereye doğru tuttun tam bedenine dokundurmadan o önemli.
Çünkü o elinden gelen enerjiyi hissediyorsun.
Yani ben hala daha şaşırıyorum.
O bazen karıncalanma oluyor, bazen sıcaklık ya da bazen o tarif edemediğim bir dalgalanma oluyor.
Hani bazı çakralarda çok yoğun oluyor.
Bazen şey hissediyorum bu çakrada biraz daha üzerinde durmaya ihtiyacım var diye hissediyorum.
Ama son zamanlarda şunu da fark ettim Didem.
Ellerimi kullanmadan da çakra meditasyonu yapıp O bölgenin gerçekten çok aktif olduğunu hissedebiliyorum.
Ben görsel olarak çalışan bir insanım.
Renklerle çalışıyorum.
Renklerde dediğim nedir?
Böyle soyut kalmasın aklınızda.
Kök çakra kırmızı, sakral çakra turuncu.
Ben onu biraz daha gün batımındaki güneş gibi düşünüyorum.
Solar plexus, karın çakrası dediğimiz sarı.
Yine güneş sarısı.
Zümrüt rengi olan kalp çakra.
Turkuaz, boğaz çakrası.
Çivit mavisi.
Bazıları mor diyor ama çift mavisi benim bildiğim kadarıyla.
Üçüncü göz çakra ve tepe çakrası da mor, açık mor ya da beyaz.
Bunu bu şekilde çalışıyorum.
Farklı görsel metotlar kullanıyorum ama yine çok bireysel.
Bu bence biraz daha senin dediğin gibi kendini keşfetmekle alakalı.
Bunun faydasını çok gördüm.
Böyle böyle yapıyorum.
Bu arada bir şey söyleyeceğim.
Şimdi biz soruları toplamıştık ya.
Daha ilk eril dişi ilgiyi yaparken.
Şimdi ben o arada tabii telefon değiştirdim, bilgisayar değiştirdim.
O çakra soruları gitti.
Eğer ki dinleyenler arasında o çakra sorularını bekliyorsanız sizden çok özür diliyorum.
Ama umarım şu hani geniş bir şekilde konuşmaya çalışıyoruz şu anda.
Umarım fayda sağlamıştır size şu an konuştuklarımız.
O zaman köklendik.
Sonra sakral çakramızı, sonra solar plexusu bu üç kısmı.
Bunlar somut çakralar yani somutla ilgilenen ve dünyevi çakralar.
Zaten bu ilk üç çakranın üzerinde bence bayağı bir hakkını vererek çalışmak lazım.
Sonrasında da kalple beraber daha soyut, daha ruhani, daha maneviyatı yüksek, daha aslında gerçek insan olmanın özelliklerini barındıran, başkalarını düşünen, başka canlıları düşünen,
ya bu dünyada benim dışımda ne oluyor ya adım attığımız diğer çakralar geliyor.
Her zaman bunların birbirinin içerisinde sürekli bir akış halinde olmasının güzelliği de şu ki ben bu dünyada neler oluyor ya kalbimle düşünürken aslında kendimi de hala unutmuyor olmam lazım
değil mi? Öbür türlü ne olurum? Pasif dişli alana sarılırım ve derim ki ben olmasam da olur ya.
Emine'nin olması çok yeterli, başkalarının olması çok yeterli diye.
Ve bunu da kalbimin çok açık olduğuna uygun görürüm.
Derim ki kalbim çok açık olduğu için, çok iyi bir insan olduğum için falan.
Bunu da istemiyoruz değil mi?
Ayaklarım yere sağlam bassın, kendimin de farkında olayım ama Emine'nin de farkında olayım.
Bu dünyanın, diğer insanların, ihtiyaç sahiplerinin, hayvanların, bitkilerin yani bütün var olmuş bütün düzenin farkında olayım ve ne katkı sağlayabilirim?
Kendimi unutmadan tekrar ediyorum.
Bu şekilde yaşamak, belki aslında köklenmeyi hiç unutmuyor olmanın en önemli sonuçlarından bir tanesi de şu ki...
Eğer ben köklenmeyi unutursam, yani yukarılara doğru gitmeye başladıkça, üst çakralarım daha çok aktif, daha çok çalışır olmaya başladıkça, ben o alt çakraları unutursam, bu sefer de işte dünyayla
olan bağımı kolaylıkla kaybetmeye meyilli bir yapı haline geliyorum.
Dünya işleri çok boş, dünyevi şeyler çok, bunlar çok dünyevi falan gibi.
Bu dünyanın gereklerini gerçekleştiremez ve ondan kopar bir hale geliyorum.
Ki bence bu olabilecek en tehlikeli şeylerden bir tanesi.
Çünkü biz insan olarak zaten değil mi?
Öncelikle bu dünyanın ve bu hayatın bence hakkını vermeliyiz.
O yüzden burada kök çakra her türlü çalışmada çok çok çok önemli bir yere gidiyor.
Mesela bana bazen şey diyorlar işte.
Spritüellik işte efendim böyle ruhaniyet falan.
Ya diyorum ben öyle şeyler çok bende yok yani.
O çok kişisel ya. Bunu tutup da hani böyle anlatmak çok böyle bana çok ne bileyim çok...
Tarzım olan bir şey gelmiyor.
Onlar çok kişisel. Ben daha çok bu dünyanın hakkını vermeye inanan bir insanım.
Sen bu dünyada bedenlendin ve dünyaya geldin.
Bir bedenin var ve bir yaşam süren var.
Ne kadar bir süre olduğunu bilmiyorsun.
Belki 90 yıl, belki yarın bitecek.
Hiçbir fikrin yok. Ben gerçekten bunun hakkını vermeye inanıyorum.
Bu bedenin içerisinde üretebildiğin kadar, olabildiğin kadar.
İyilik adına ya da işte güzel üretimler adına elinden ne geliyorsa bunun hakkını vermek ve buradan da böyle geçip gitmek.
Ayaklarını hiçbir şekilde o dünyadan, yerküreden kopartmamak.
Orası çünkü tehlikeli bir yer bence.
O zaman bu bizim düşündüğümüz üçüncü göz çakrası, bizim hani spürterliğimiz, üçüncü gözlerimiz, hislerimiz.
Buradaki düşünceni de merak ediyorum.
Çünkü o hani bize o iç sesimiz, daha çok hislerimiz yönlendiren şey ya.
Orada nasıl konumlanıyor bu?
Aslında gene fark etmiyor biliyor musun?
Eğer bak ayakların yere sağlam basıyorsa yani şöyle düşün.
Ya bu o kadar enteresan bir şey ki aslında bunu denemek lazım yani bu söyleyeceğim şey.
Mesela bir kişi ayaklarını böyle eğdeti bir şekilde yere bassın ve göğsünü yani böyle kalbini açmaya çalışsın.
Denesin yani ne kadar açabiliyor, ne kadar göğe doğru yükselebiliyor.
Ayaklarını yere çok sağlam basıp böyle yoga duruşu vardır ya parmakları, ayak parmakları açıp yere köklenip böyle iyice yere sağlam basıp yerden güç alıp kendini yükseltip göğsünü geriye vererek ve olabildiğince
uzayarak bunu yapmaya çalışsın.
İnanılmaz farklı, inanılmaz farklı iki sonuç elde ediyorsun.
Bu beden bile sana şunu gösteriyor ki sen eğer üçüncü gözünü, sezgilerini iyi çalıştırmak istiyorsan aslında o yer küreyle olan bağını Hiçbir şekilde kopartmaman gerekiyor.
Çünkü aksi halde üçüncü gözün o karanlık tarafına yani ilizyonlara, bir takım olmamış şeylere, sarılara kapılma ihtimalin artabilir.
Ama eğer ayakların yere sağlam basıyorsa, orada tatlı bir yerdeysen ve elbette ki diğer çakralarını da, ara çakralarını da çalışıyorsan zaten sezgi, o kalbinin açılması, hissettiklerin, hayatı başka bir
yerden görebilmek, o bilgelik dediğimiz şey belki zaten otomatik olarak canlanacaktır diye düşünüyorum.
Kendiliğinden geliyor. Kendiliğinden ya o kadar kendiliğinden ki hiç çaba bile harcamana gerek kalmayabilir biliyor musun?
Yani aslında yine benim baktığım yerden elbette herkese göre değişir tüm bunlar.
Bunlar kesin doğru diye asla söylemiyorum.
O ilk üç çakrayı tatlı tatlı belirli bir yere oturttuğunda diğerleri zaten bence benim baktığım yerden deneyimim öyle yani kendiliğinden oluyor.
Ve o yerküreyle olan bağını kaybetmeye başladığında da o sağlamlık Aslında o sağlam güvenilirlik hal gittiğinde de işte orada da başka tehlikeli şeyler olmaya başlıyor diye düşünüyorum.
O zaman o aynı şekilde bizim bu tepe çakrayı yani yukarı ile bağlantı.
Yukarı ile bağlantıdan da kasıt ne bilmiyorum.
Yani benim en az bilgimin olduğu ve gerçekten en böyle çalışırken zorlandığım şey de tepe çakra açıkçası.
Tepe çakrada çalışacak bir şey yok aslında biliyor musun?
Tepe çakra bir sonuç bence.
Tepe çakra bir oluş hali.
çalışarak ya da bir çaba sarf edilerek olabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Öyle tahmin ediyorum yani.
Kendini kabullenmen, kendin olman, olman.
Çünkü bende işte bu pandelumlardan var.
Bir arkadaşımın çakralarına bakıyordum.
Hani tepe çakrası o kadar kuvvetli ki Didem.
Ve sonra işte sonra sonra fark ettim.
Diyorum ki ya gerçekten bu kız çok sağlam temellerle, sağlam bir şekilde ayakları yere sağlam basan bir insan.
kendisi olduğu gibi şimdi sen anlatınca da düşünüyorum bu zaten bütün çakralar kendi içinde dengede.
Hepsi mükemmel değil tabii.
Herkesin belli dönemleri oluyor.
O zaman son bir soruyla kapatalım.
Biz çakralarımızı dengede tutmak istiyorsak ne yapmalıyız?
Ya valla ne yapmalıyız?
İlk önce tabii çakra sisteminin çok iyi nasıl çalıştığını biliyor olmamız lazım.
Mesela böyle genel geçer şeyler var ya, efendim kök çakramızı çalışmak için bilmem ne yapıyoruz falan diye.
Ya şimdi kök çakramızı çalışmak için kimin kök çakrasının ne çalışması gerektiğini bilmiyoruz.
Yani diyelim ki senin kök çakran çok çalışıyor, senin başka bir şey yapıyor olman lazım.
Benim kök çakram az çalışıyorsa benim başka bir şey yapıyor olmam lazım.
Yani kök çakra çalışıyoruz hadi bakalım gibi bir böyle genelleme.
O grubun içerisindeki herkese iyi gelmeyecek.
Şunun gibi ya B vitamini herkes eşit derecede veremezsin yani.
Belki benim ihtiyacım yoktur.
Aynı mantık. O yüzden kişisel olarak kişilerin biliyor olması lazım az çok.
Ya bence benim şahsi fikrim ne biliyor musun Emine?
Bence bunlar okullarda falan okutulmalı.
Vallahi. Gerçekten bunlar bir öğretilmeli.
Yani hani bu beden sistemi bu hayatta ne oluyor?
Bunları kişiler aslında kendileri bilirlerse.
Hayatları boyu yönetmeleri ve dışarıdan manipülasyonlara da kolaylıkla kapılmamaları için bence çok güzel bir hayat becerisi olur.
O yüzden nereden çalışmaya başlasınlar?
Önce bu çakra sisteminin ne olduğunu çok iyi öğrenmeye başlasınlar bence.
Ve sonrasında da kendilerini analiz ederek, dış bilgiden daha çok iç bilgiyle kendilerini denge dengesizlik durumlarını analiz ettiklerinde zaten ne çalışacakları otomatik olarak onu devamında
gelecek. Ama önce dengesizliğin nerede olduğunu bilmek lazım.
Anladım yani o zaman şey değil kök çakramızı çalıştırmak için hadi hepimiz kırmızı don giyiyoruz falan gibi o tarz şeyler.
İşin zaten kök çakrası ve köklenmesi belki çok fazla.
Düşünsene yıkıcı eril alandaki bir yapıya diyoruz ki hadi bakalım kırmızı giyelim zıplayalım ya o zaten kendi olmuş kıpkırmızı.
Onun ferahlamaya, rahatlamaya ihtiyacı var.
yer küreği aşırı basan, yer küreği ezen, ben her şeyden üstünüm, bak senin de üstündeyim tavrını yumuşatmaya ihtiyacı var.
O kişinin böyle bir uzanmaya ihtiyacı var, ayaklarını böyle bir yerden kaldırmaya ihtiyacı var.
Şimdi öyle bir yapıyla adım atamayan, hareket edemeyen, kendine güvenemeyen, ay onu mu yapsam, bunu mu yapsam diyen bir kişinin aynı kök çalışmalarını yapması çok çok hatalı olur.
İşte o kırmızı donu giymesi gereken, hareket edemeyen yani, hareket edemeyen ve...
Bir türlü kendine güvenemeyen, evet kendini kırmızıya bulasın zaten muhteşem olur.
Ama diğer için başka bir şey çalışmak lazım.
Onu biraz ferahlatmak, onu böyle bir rengini açmak lazım.
Anladım, tamam. Teşekkür ederim bu aydınlatma için.
Çünkü hani böyle belli genel geçer şeyler var ya işte.
Hani kök çakra çalışmak için daha işte ateş elementi, kırmızı, sakral çakra.
bilmiyorum bende çok şey arıyor su kenarında vakit geçirme ondan sonra işte solar plexus çakra için biraz daha özdeğer o da çok havada bir konu aslına bakarsan hani biraz daha sarı giyinmek kalp
çakrası için burada taşlarım var hatta işte biraz daha işte kristallerle çalışmak ama o kristallerin de nasıl bir etkisi var hayatımızda şimdi oraya da girersek bu podcast 3 saatle
sonuçlanabilir Olmadı biz kristallerle ilgili başka bir bölüm yaparız.
Ya şey söyleyeceğim Emine mesela dedin ya hani işte mide işte güneş falan.
Yani o kişinin belki zaten egosu çok yüksektir düşünsene.
Yani üçüncü çakrası belki aşırı zaten çalışıyordur ve ego ben ben ben ben yapısında ben ben ben ben diyordur.
Şimdi biz bu insan zaten güneş gibi böyle böyle ciyak ciyak parlamak istiyor.
Yani o da bak yıkıcı eril alan yani çok çalışan.
Çok çalıştığında yıkıcı, eril alan.
Şimdi biz bu kişiye sarı giy, bak çok iyi parlarsın dediğinde ne yapıyorsun?
Yaktın yani artık o kişiyi sen.
Alev alev yaktın. Şimdi biz onu istemiyoruz ki.
Yanmasını istemiyoruz. O yüzden bu genel geçer konular eril-dişil denge konusu için de böyle.
Yani dişil enerjimizi nasıl arttırırız falan.
Yahu herkesin dişil enerjisini arttırması gibi bir şey söz konusu değil.
Herkesin buna ihtiyacı yok. Böyle bir şey yok yani.
O yüzden bu genel geçer şeylerden bir an önce çıkıp kendimizin nerede olduğunu, konuları iyi anlayıp ve kendimizin nerede olduğunu bilip ona göre bence çalışma konuları belirlememiz
gerekiyor. Bu genellemeler bizi mahvetti.
Doğru. Vallahi mahvetti genel.
Zaten hiç sevmiyorum genellemeyi ama bu detayı bilmek çok iyi oldu.
O yüzden biraz daha madem bu işe gönül verdik, madem biraz daha bu işi araştırmak istiyoruz, birazcık zaman, birazcık emek o şekilde halledeceğiz.
Benim şu an tüm güzel detaylı bilgilerden Ziyade hani hepsini aldım zaten ama bu bilincil olarak aklıma yer etti.
Önce kendini tanı, önce bir araştır.
Bakalım sana iyi geliyor mu, gelmiyor mu?
Neye göre, kime göre?
Bir bak bakalım. Şimdi biz zannediyoruz ki böyle 40 yıldır kurduğumuz düzeni, 40 yıldır ürettiğimiz tavırları, 40 yıldır yediğimiz şeyleri falan biri gelsin.
Böyle desin ki şu şu şu şu şu tık tık tık falan desin ve biz de tık tık tık.
yaparak bir anda böyle dünyamız aydınlansın.
Şimdi böyle bir şey yok yani.
Bir an önce bu şeyden bir çıkalım.
Önce bir kendimizi tanımamız lazım.
Emek sarf etmemiz lazım.
İstikrarlı olmamız lazım.
Ve hiç vazgeçmiyor olmak lazım.
Bu hiç vazgeçmiyor olmayı böyle çok sert bir yerden asla söylemiyorum.
Çok naif bir çaba içerisinde söylüyorum.
Ya bazen yavaşlayabilirim, bazen gerileyebilirim kendimle çalışmakla ilgili.
Ara da verebilirim ama Hiç bırakmama noktası işte, hiç vazgeçmeme noktası o.
Yoksa sert sürekli kendimle çalışayım, sürekli ilerleyeyim falan gibi değil ama uzun vadede aralar da versem, biraz yavaşlasam da, biraz ferahlasam da, biraz bazen yorulsam da tekrar tekrar sahaya geri dönmek gibi o
naif çabayla onu hiç bırakmamak lazım.
Öbür türlü hap bilgilerle hiç kimsenin bir yere varabilme noktasında olduğunu ben zannetmiyorum hiçbir zaman.
Ben de zannetmiyorum. İstikrar ve emek olduğu sürece her şeyi başarabilirsin.
Çok az şeyi başaramayabilirsin.
Gerçek isteğin, istikrarın.
Buna inanıyorum.
Ve enerjini doğru yönetmek.
Yani belirli bir enerji miktarın var.
Onu doğru yönlendirdiğinde sen gerçekten ne yaratmak istiyorsun bu hayatta?
Yani senin istediğin şeyine sen nasıl birisi olmak istiyorsun?
Ne üretmek istiyorsun? Neyle anmak istiyorsun kendi kendini?
Enerjini aslında doğru yönettiğinde...
Tamamdır. Biz çünkü enerjimizi de çok fazla doğru yönetebilen insanlar olamıyoruz bazen.
Gereksiz enerji kayıpları yaşıyoruz.
O enerjiyi bir içe toplasak yapamayacağımız şey yok zaten yani.
Her şey için yeterli.
Gereksiz yere harcamadığımız takdirde sahibi olduğumuz enerji her şeyi üretmek için yeterli bence.
Günün sözünü söyledin.
Artık üstüne söyleyecek hiçbir şeyim yok.
Ay Didem seninle böyle gerçekten yapalım.
Zaten eril dişil denge bölümüne de inanılmaz.
yorumlar geldi. Hepinize çok teşekkür ediyorum.
Gerçekten dinleyenlerinde çok güzel yorumlar geldi.
Özelden mesajlar geldi.
Umarım bu bölüm de sizin için faydalı olmuştur.
Onun dışında aklınıza gelen herhangi bir şey varsa sormak istedikleriniz varsa bize her zaman ulaşabilirsiniz.
Eğer ki dinlemek istediğiniz farklı bölümler varsa da ben açığım.
Gerçekten bu platformda görmek istediğiniz, şunu da konuşalım dediğiniz ne varsa sonuçta hepimiz kendi Hayatımızda bir şekilde debeleniyoruz.
Bir çıkış yolu bulmak istiyoruz.
Daha iyi bir şeyler yapmak, daha iyi bir hayat yaşamak istiyoruz.
Bir elin nesi var? İki elin sesi var deyip teşekkür edip size iyi günler diliyorum o zaman.
Emineciğim çok teşekkür ederim.
Çok öpüyorum seni. Ben de çok öpüyorum.
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
