
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğum yurt dışına taşınan Türklerin hikayelerini mikrofona getiren Bi' Gidene Soralım Podcast'inin hostu Emre Onar. Kendisiyle yurt dışında yaşamak ve yurt dışına taşınmak üzerine konuk ettiği 100'den fazla kişiden neler öğrendiğine, en şaşırtan ve en ilham verici göç hikayelerine ve yurt dışına taşınmak isteyenlere altın değerinde tavsiyelere yer verdik.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz. Uzun zamandan sonra ilk defa konuk aldığım bir bölümle karşınızdayım ve çok heyecanlıyım.
Çünkü hem dinlemeyi çok sevdiğim, yaptığı işleri çok beğendiğim bir konuğum var.
Hem de çok güzel konular konuşacağız bugün.
Bir gidene saralım podcastinin hostu Emre Onar bizimle.
Emre hoş geldin. Hoş bulduk Emine.
Beni konuk aldığın için çok teşekkür ediyorum.
Ben de ilk kez başka bir podcast'ta bugün konuk oluyorum.
O yüzden ben de oldukça heyecanlıyım.
Hem de senin bu güzel podcast'ta konuk olduğum için ayrıca heyecanlıyım.
Senin yüzüncü bölümünü dinledim.
Orada kendince konuk olmuştun aslında.
Evet. Konuk koltuğuna oturdum ama kendi şovumda, kendi çöplüğümde.
Şimdi böyle başka bir podcast'ta konuk olup...
bir şeyler anlatmak ilginç bir deneyim olacak benim için.
Ayrıca Gelişi Güzel Hayalleri de ne zamandan beri dinliyorum?
Sanırım 8-9 ay oldu aslında dinlemeye başlayıp dinleyelim.
Biraz geç keşfetmiş olabilirim.
Beni gerçekten geliştiren bir podcast.
O yüzden çok seviyorum. Öncelikle emeğine sağlık.
Gerçekten çok samimi bir şekilde kendi bakış açılarını, deneyimlerini farklı farklı konularda paylaşıyorsun.
Ve gerçekten insanların kolayca böyle bir şeyleri cebine atabilecekleri, bir şeyleri hayatına uygulayabilecekleri bir podcast hazırlamış oluyorsun günün sonunda.
O yüzden evet böyle sevdiğim bir podcaster'ın konu olmak benim için de güzel bir şey.
Neler soracaksın çok merak ediyorum.
Şu yanakların acısı geçerse sen bunları söylerken o kadar böyle güldüm gülümsedim ki o kadar mutlu oldum ki yanaklarım acıdı gülmeden.
Ben böyle senin podcastlerini dinlerken çok düzenli olarak dinlediğim tek podcast çünkü ve çok ilham alıyorum.
Gelişik Güzel Hayallerin çıkış amacı zaten böyle farklı insanların.
Hayat hikayelerini paylaşıp özellikle böyle ilham verecek ya da bir şeyleri kendi çapında başarmış ve bakın yapılabiliyor aslında'yı gösterecek hikayeler paylaşarak başladım ben.
Sonra da evet bunlar yapılabiliyor ama bunların belli başlı yöntemleri de var.
Hani ben de kendi mesleğimden dolayı mindfulness koç olduğum için bakın bu tarafı da benim tarafımdan da böyle diye anlatmaya başladım.
Günün sonunda geldiğimiz nokta şu oldu.
Hem konu kaldım, güzel hikayeler paylaştım.
Hem böyle kendi görüşlerimi paylaştım.
Hem de yeni meditasyon eklemeye başladım artık.
Bu sezon, 3. sezon meditasyon da var.
Böyle bir noktadayım.
Ama bugün benden değil tabii ki senden konuşacağız.
O yüzden şimdi tabii ki sen 100.
bölümünde birazcık bahsetmiştin ama...
Bir gidene soruluma başlarken senin oradaki motivasyonunu çok merak ediyorum.
Çünkü çok güzel bir iş. O kadar insanın farklı farklı hikayelerini dinlemek ki hepsine olmasa şöyle bir üstten geleceğiz.
Buraya başlarkenki motivasyonunu çok merak ediyorum.
Çünkü dinleyicilerimize gerçi söylemedik, atlamış olduk ama.
Bugün nelerden bahsedeceğiz?
Biz aslında best of bir gidene soralım gibi bir şey yapmayı planlıyoruz.
Emre'nin o kadar dinlediği hikayeden neler öğrendiğini ya da böyle en garip şeyleri, en böyle değişik, kendine çıkardığı dersleri, adaptasyonuna başa çıkarken insanların karşılaştığı zorlukları falan paylaşacağız.
Ama önce Emre'yle başlayalım.
Evet, Emre motivasyon neydi?
Ya şöyle aslında...
İngiltere'ye taşınmadan önce de 2017 yılında taşındım.
İşte böyle 2015'inin itibaren böyle bir taşınma sürecindeydim şirketim ile beraber.
O dönemde gidip gelirken de böyle Türkiye'nin de çok hızlı değişimlerden geçtiği bir süreçti.
2016-2017 yılı çok hareketli yıllardı.
Ve o sürede ben böyle Türkiye'nin değişimlerini...
Çok içselleştirmiştim.
Bunu dert edinmiştim.
İnsanların yurt dışına hani biraz daha akın akın taşınmaya başladığı yıllardı.
2015, 16, 17.
Artık iyice hani ana akın bir konu haline geldi ama o yıllarda böyle bayağı civcivleniyordu bu konular ve ben böyle nasıl bir şey yapabilirim diye
kafa yoruyordum oldukça.
Sonra kendim de taşınırken dedim bu...
Konuda bir şey yapmalıyım.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Kafamın arkasında vardı hep.
Sonrasında bir baktım aslında.
Yani üniversiteden özellikle.
Belki arkadaşımın %80'i podcast bölümlerinde zaman zaman bunu diyorum.
Yurt dışına taşındı. Ve çok ilginç yerlere taşınan insanlar da var.
Hani sadece klasik. İşte İngiltere, Almanya, Amerika'nın ötesinde.
İşte Praha taşınan da bir arkadaşım var.
İspanya'da birkaç arkadaşım var.
Belçika'ya taşınan. Hatta üniversiteden bir arkadaşım ki ilk sezonda konuk olmuştu.
Tayland'a taşındı ve kurumsal işiyle beraber.
Böyle etrafımda çok fazla farklı hikaye olunca bunları bir platformda toparlayayım dedim.
İşte o dönem düşünüyordum bir blog serisi mi yapsam, blog röportajı, YouTube'a mı girsem, podcast mı?
O sırada Nilay Örneğin podcast serisini dinlemeye başlamıştım 2019 yılında.
Dedim ben bunları bir podcast ile toparlayayım.
Bir de hep bir belirsizlik var.
Herkes taşınmayı konuşuyor.
Özellikle Türkiye'de...
Yaşadığım zaman unutmuyorum yani 2017 yılında böyle bir ara her hafta sonu falan arkadaşlarımla buluştuğumuzda hani bu konuyu konuşuyorduk.
Şimdi iyice hani herkes bunu konuşuyor elbette ama taşınmak konuşuluyor ama sonrasında neler olduğunu konuşmuyorduk.
Zaten podcast'te de mottom buydu başlarken hani hep taşınmayı konuşuyoruz.
Taşındıktan sonra neler oluyor acaba?
Hani biraz madalyonun öteki yüzünü tutmak istedim.
Bu şekilde bir yola girdik.
Aralık 2019'da ilk bölümleri paylaşmaya başladım.
Üç tane ana sezon, bir tane de yaz sezonuyla böyle dört sezon ve işte şu an yüz bölümü geçti.
Böyle bir yolculuktayım.
Ben de seviniyorum açıkçası insanlara faydalı olan bir şey yaratmış olmaya.
Çünkü podcast büyüdükçe çok fazla tanımadığım insanlardan mesaj almaya başladım.
Ve işte ilham verdiğini söyleyenler işte bana ışık oldun diyenler hani böyle büyük açıklamalar açıkçası öyle bir misyonda başlamamıştım.
Ama bunu da öğrendikçe, duydukça ya da podcastleri dinleyip oradaki tavsiyeleri hayata geçirip ya da oradaki tavsiyeleri hayata geçirmese de sadece o hikayeden cesaret alıp, güç alıp bir
şekilde kendi yolunu çizmeye karar veren insanların olduğunu öğrenince seviniyorum ve tabii senin gibi insanlarla da yollarımı kesişmesine fayda sağlıyor.
O açıdan da oldukça keyifli.
Çok teşekkür ederim. Gerçekten öyle.
Ben de mesela konuk alırken en çok sevindiğim, en çok böyle mutlu olduğum bölüm bu.
Çünkü ben de önce kendi arkadaşlarımı almaya başlamıştım.
Sonra büyüdükçe böyle farklı kişileri keşfettikçe onları davet etmeye başladıkça insanın vizyonu genişliyor.
Ne demek istediğini anlamda çok iyi anlıyorum.
Ki senin podcast'ın sadece yurt dışına taşındık şöyle böyle burada işte aman burada sebze yok.
Mesela ben senin podcast'ına katılsam ilk diyeceğim şey şu olurdu.
Dublin'de sebze yok. Ama...
Orada insanların o adaptasyon sürecinde de çok farklı bir kültüre gittiler.
İklim farklı. Çünkü artık Mauritius'tan tutman ne de şey.
Saatome en beğendiğim bölümlerden bir tanesiydi bu arada.
Finlandiya Saatome. Buralarda insanların neler yaşadığı, nasıl bir kültürle iç içe olduğu ya da orada yaşayan insanların kültürü, orada yaşayan insanların tarzını bu mikrofona
getiriyorsun. Ben çok şey öğrendim.
hayata bakış açısı değiştiği için o değişen bakış açılarını mikrofona getirip bunu verebilmek de çok önemli bence.
Oradan insanlar bir yere gitmeyecek olsa bile hayata dair güzel bir şey öğreniyorlar.
Ben de buna katılıyorum.
Teşekkürler gerçekten bu yorumun için.
Bence de bir yere taşınmayı düşünmüyorsa bile bence insanların dinleyebileceği bir podcast olduğunu düşünüyorum.
Çünkü zaten bu hayatta bence benim mottolarımdan biridir bu.
Hayatta herkesten öğrenebileceğimiz bir şey var.
Yani bu atıyorum 5 dakika konuştuğumuz market kasiyerinden işte ne bileyim izlediğimiz bir filmdeki bir karakterin söylediği bir şey bile olabilir.
Uydurdum şu an ama böyle konuştuğumda bir insanın hayat hikayesinde özellikle bu göç hikayesi çetrefilli bir konu.
Bir yere gittiğine en iyi şartlarla giden insan bile sonuçta bir yerde sıfırdan bir hayat kuruyor.
Ve bazı konukları sıfırdan birkaç kere hayat kuruyorlar.
Mesela az önce bahsettiğin o Finlandiya'dan Sao Tome'ye uzanan göç hikayesi bölümünde Nil Deniz'in başından geçenler.
İşte çocukluk hayaliymiş Finlandiya'ya taşınıyor.
Oradan Finca öğreniyor.
Türkiye'ye dönüyor. Üniversiteye başlıyor.
Finlandiya konsolosluğunda bir yandan çalışıyor.
Çok hırslı. İşte dönüyor.
Estonya'da üniversite okuyor.
Fince çevirmen oluyor.
Sonra partneriyle beraber Sao Tome denen hani böyle ne bileyim o kadar bazı lükslere alışmışız ki işte atıyorum bir ay elektriğin kesildiği, bir hafta suyun kesildiği.
işte bir yıl patates gelme yani sadece ülkede tek bir süpermarketin olduğu, ATM'nin olmadığı, kredi kartının geçmediği hatta kedi etinin böyle pazarlarında satılıp yendiği böyle bir Afrika
ülkesinde bir yılı yaşamış bir insanı konuk alıp onun hikayelerini dinleyince insanın bir perspektifi genişliyor.
Çünkü aslında ne kadar farklı hayatları olabileceğini elbette hepimiz biliyoruz.
Ama bunu bir de gerçekten yaşamış, birebir deneyimlemiş birinden dinlemek Bence fark katıyor.
Konuklarımın da genel olarak hani hayatta bir şeyler başarmış ve iyi bir noktaya kendini getirmiş kişiler olduğunu düşündüğüm için hani güzel konuşuyorlar bence genel olarak
güzel paylaşıyorlar deneyimlerini.
Sorun neydi unuttum ama evet ilham veriyor genel olarak bu hikayeler.
Sorum yoktu aslında ama zaten sen bir sonraki soruma doğru yavaş yavaş gelmiş oldun.
Çünkü Nil Deniz'in hikayesini söylemiştik ya.
Benim senden öğrenmek istediğim belli başlı şeyler var.
Bir tanesi 100 tane bölüm, 100'ü geçen bölüm yaptın.
Ve bir sürü farklı hikayeler dinledin.
Yani Bermuda Adası'ndan tut da artık hatırlayamadığım kadar yerleri söyledim.
Yani bir daha söylemek istemiyorum.
Çünkü ben her dinlediğimde şöyle yapıyorum.
Partnerime gidip ya biliyor musun aslında maraşıza taşınabiliriz.
Vergi de yokmuş. Remote çalışabiliriz falan diye.
Ve bana şey diyor. Sen yine mi o çocuğu?
O yüzden bu kadar fazla farklı yer olduğu için ve değişik de hikayeler olduğu için senden seni böyle en etkileyen hikayeyi merak ediyorum.
Ya da hikayeleri birkaç tane de olabilir.
Neyi böyle duyduğunda böyle şey demiştin.
Ya yok artık ya.
Ya da ne kadar ilginçmiş dediğin neler vardı?
Yani aslında demin de dediğim gibi her bölümde gerçekten bir şeyler öğrendim.
Hatta en beklemediğim ya da kendimce sıkıcı olabileceğini düşündüğüm bölümlerde bile bir şeyler böyle aa ilginçmiş dedirtiyor.
Kendim de öğreniyorum.
Ama bazı bölümlerde ya da bazı konuklara mesaj attığında vay be.
Dedirtti bana da. Nil Deniz'in hikayesi onlardan biriydi.
Hatta yani Nil'e bunu söylemiş miydim bilmiyorum.
Mesaj attığında ben acaba biri trollüyor mu beni diye düşündüm.
Böyle hani sadece mesajla bile şaşırdığım oldu.
Bir düşündüm neler var.
Mesela 4. sezonda bu son sezonda 9.
bölümde Monaco'da bir konuğum oldu.
Oylum Şirin. Onun hikayesi şaşırtanlardan biriydi.
Hiç İngilizce bilmeden bir şekilde katakulli yaparak orada Monaco'da bir işe giriyor yat hostesi olarak.
18 mürettebatlı böyle ultra yatlardan birinde.
İngilizce hani çatal bıçak ne demek onu bile doğru düzgün bilmeden girip baş hostes yardımcılığına yükseliyor.
Onun dışında...
İlk başlarda hatta mesaj atmıştı Cihan Cambazoğlu.
İkinci sezon yedinci bölümdeydi.
Bunları not aldım. Karayipler'de yirmi bin nüfuslu bir adada adanın onuncu restoranı olarak babası ve kardeşiyle bir Türk restoranı açıyorlar.
O benim için çok acayip gelmişti.
Yirmi bin nüfuslu bir adaya nereden taşındılar ve üç tane Türk yaşıyor orada.
Ve adanın onuncu restoranı.
Çok büyük bir adadan bahsetmiyoruz.
işte 5 yıldır falan orada yaşıyorlar.
O çok enteresandı.
Onun dışında Mauritius dedin.
O bölüm benim de favori bölümlerinden.
Ve bence Ece'nin hikayesi de Ece Muratoğlu.
İngilizce onun iki kere konu kaldı.
Bir üçüncü sezonun ilk bölümünde Mauritius'u konuştuk.
Sonra bu dördüncü sezonda da Kenya'yı, Mauritius'tan önce yaşadığı yeri konuştuk ve aslında bazı Hayatı biraz akışına bıraktığında nasıl güzel kapılar açabileceğini gösteren hikayelerden biri.
Çünkü bir şekilde Türkiye'de çalışırken Umman'dan bir iş teklifi bulup alıp Umman'a taşınıyor.
Belki Umman çoğu kişi için Türkiye'de taşınmayı düşünmeyecekleri bir yer.
Ama Ece diyor neden olmasın.
Şans veriyor. Orada hayatın aşkıyla tanışıyor.
Ve sonrasında onunla beraber...
Kenya ve şimdi Maurice Usta yaşayarak çok mutlu bir hayat sürüyor.
Mesela onun bölümü de hani belki ultra acayip bir hikaye değil ama benim unutmadığım ve hoşuma giden bölümlerden biriydi.
Sonra birkaç bölüm daha var not aldım.
Bilmiyorum uzattım mı ama. Hayır hayır hiç uzatmadın.
Sadece hazır Ece'den konu açılmışken şunu söyleyeyim.
Ece Maurice Usta yaşarken sen ona şey sormuştun.
Yemekleri özlemiyor musun? Ya da nasıl alışıyorsun?
Çünkü çok sevdiği belli yemekler vardı diye hatırlıyorum.
O da insan istedikten sonra her şeye uyum sağlayabiliyor ve bir çıkış noktası buluyor.
Bir alternatif üretiyor gibi bir şey söylemişti.
Tam hatırlamıyorum ama o bölümü dinlesin beni dinleyenler de ne demek istediğimi anlayacak.
Bence o hayatla ilgili verilebilecek çok güzel mesajlardan bir tanesiydi.
Bir de şeye çok şaşırıyorum.
Bütün bölümlerinde de bunu söylüyorsun.
Mesela 3. sezon 19.
bölümde şunu konuşuyor. Bunları gerçekten aklında tutuyor musun?
Ne kadar sahiplendiğinin bir göstergesi.
Bazılarını gerçekten aklımda tutuyorum.
Ece'nin işte Mauritius bölümünün 3.
sezonun ilk bölümü olduğunu ezbere biliyorum artık.
Bazıları için bakmam gerekiyor.
Ya da işte podcast bölümlerinde de hani oradan bir anekdot vereceksem hemen hızlıca açıp Spotify'dan listede böyle fıt fıt fıt hemen bakıp hangi bölümdü, kaçıncı sıradaydı.
Hani dinleyenler de merak ediyorsa hani hızlıca bulmalarını da sağlıyor.
O yüzden böyle bir şey yapıyorum.
Ece'nin dediği şey doğruydu.
Yani aslında birazcık taşındığım bir yerde elindekilerle mutlu olmayı ve sürekli belki geriye bakıp ah şu da olsaydı bu da olsaydı demek yerine ama şu an elimde bu var deyip
o an onun tadını çıkarıp yeni bir düzene adapte olmayı öğrenmek gerekiyor.
Ve Ece böyle şey kolay uyum sağlayan ve hayat motivasyonu da güçlü biri.
Sevdiğim konuklardandım.
Bütün konukların çok kıymetli.
Peki böyle başka ders çıkardığın kendine ya evet dediğin böyle bu çok güzel ben bunu hayatımda uygularım ya da evet ya şimdi taşlar yerine oturdu ne güzel bir bakış açısı dediğin bir şey var
mı? Bakış açısı demişken mesela bu sezonda yine Deniz Hanım'ın hikayesi Deniz Dorbek Koçak.
Eski çalıştığım şirketimde tanışmıştım kendisiyle Londra ofisinde.
10 ülkeye yayılan bir kariyeri var 3 kıtaya.
3 kıtada otelcilik diye bir bölüm 4.7.
Artık geldiği noktada da çok üst düzey bir noktada çalışıyor ve...
Sadece otelcilik alanında değil aslında o bölümün isimlendirmesi bence hatalı oldu ama nasıl değiştireceğimi de bilmiyorum.
Yani nasıl daha net bir şekilde anlatabilirim.
Çünkü bence her alanda çalışan insana motivasyon olabilecek tavsiye ve deneyimlerini paylaşmıştı.
İşte nasıl gelen fırsatları değerlendirdiğini, belli bir deneyimden belirli faydayı aldıktan sonra bir sonraki kendini geliştirebilecek adımın ne olduğunu tespit edip
ona göre hayatını değiştirmesi.
açısından bence o bölüm böyle dop dolu bir motivasyon ve gerçekten altın değerinde tavsiyelerle dolu bir bölümdü.
Böyle diyorum hatta 100.
bölümde de kendisinin bölümünden bahsetmiştim.
Hani altın değerinde tavsiyeler çok klişe bir söylem gibi ama bence gerçekten öyle.
Bir de beni şaşırtan hikayelerden iki tane daha.
Örnek verecektim. Birini özellikle söylemezsem olmaz.
İlk sezonda, ikinci bölümde Ece Kepekçi diye çok yakın bir arkadaşım Londra'dan konuk olmuştu.
14 yaşında okuduğu Gülten Dayıoğlu kitabında bir böyle okuldan bahsediyormuş Gülten Dayıoğlu.
Yeşil Kiraz diye bir kitap ama böyle hayali bir okul zannetmiş onu.
Meğer gerçek bir okuldan yola çıkarak yapmış Gülten Dayıoğlu.
kabul alan bir okul, öğrenci kabul eden bir okul.
Çok önemli bir burs kazanarak baya dünyanın en prestijli liselerinden birine 15 yaşında sıfır İngilizce ile neredeyse Mersin'den taşınıyor ve kendine yepyeni bir yön çiziyor.
Bu da aslında yani inanılmaz bir hikaye.
İnanılmaz bir hikaye.
Yani bu niye Deniz'in kafaya Finlandiya'yı takıp Finlandiya'ya 17 yaşında operayla gitmesi gibi az önce bahsettiğimiz bölüm gibi kafasına takıp bulup araştırıp bir de o yaşta gitmesi.
Evet ailesinden gizli bir şekilde başvuruyor hatta okula.
Ondan sonra bir gün Milli Eğitim Bakanı hatta...
Şöyle Facebook'tan da eski mezunlara ulaşıyor tek tek.
Onlarla konuşuyor.
Eski mezunlardan biri diyor ki ağabeyim kuzenimi aradılar seni aramadılar mı falan.
Milli Eğitim Bakanlığı'nı arayıp bir şekilde o ilgili birime ulaşıyor diyor.
Ben başvurmuştum bana kimse haber vermedi.
Sizin mülakatınız yarın diyorlar.
Bir anda apar topar ailesine de söylememiştim o noktaya kadar.
Mersin'den kalkıp gece Ankara'ya gidiyorlar falan.
Yani dinlemek isteyenler onun bölümünü kesinlikle bir dinlesin.
Acayip bir hikaye ve şeyi de gösteriyor aslında.
Aslında bir şey istediğinde tabii bu çok uç bir hikaye ama bir şekilde oldurabilirsin.
Yani yapabilirsin. Hayallerinin peşinden de koş.
Hani her zaman tabii koşulan hayal gerçekleşmeyebilir ama Bazen böyle çok güzel sonuçlar da doğurabiliyor.
Bence birçok bölümde bu alt mesaj da var diye düşünüyorum.
Çünkü insanlara hani genelde soruyorum hep yurt dışına taşınmayı düşünüyor muydun?
Nasıl karar verdin diye.
Birçok kişi aslında bunu kafaya takıp hani belki 14-15 yaşında da olabilir.
Ya da sonra hani 30 yaşında, 35 yaşında, 25 yaşında fark etmez.
Bunun için emek gösteriyorlar.
Aslında bence genel olarak benim ilham aldığım nokta da bu.
Bir şekilde isteklerini peşinden gidip, onun için özveri gösterip.
Çünkü bana da şöyle mesaj geliyor.
Mesela bölümleri şöyle paylaşıyorum bazen işte karşısına çıkan bir iş fırsatıyla.
Bir iki kere böyle mesaj geldi.
Çok böyle müstesni bir şekilde güldüm.
Çünkü... İşte keşke o fırsatlar benim de karşıma çıksa.
İnsanlar nereden buluyor bu fırsatı?
Şimdi o fırsat aslında karşısına çıkmıyor kimsenin.
O fırsat yaratılıyor.
%95'inde bence hikayelerin öyle.
Sonuçta yurt dışına gitmek istiyor.
Onun için deli gibi belki iş başvurusu yapıyor.
Bulunduğu şirkette konuşuyor.
İşte konuklarımın anlattığı şeylerden işte bir ilan varsa LinkedIn'den ona açan kişiye ulaşıyor.
O şirkette birilerine mesaj atıyor.
Networking yapıyor. vesaire vesaire ve onu olduruyor.
O yüzden aslında şey oturduğun yerden kimse aa işte taşınsam deyip ertesi gün taşınmıyor.
Birazcık hani nasıl herkesin farklı farklı özveri ve çaba gösterdiğini görünce bana da ilham oluyor bu hikayeler açıkçası.
Kesinlikle. Şöyle dediğim gibi yani bir şeyin arkasından koşmadan peşinden koşmadan efor sarf etmeden çok zor.
Ama şans faktörü var.
Dediğim gibi %95 dediğin gibi o beşlik şans faktörü.
Çok sevdiğim bir kitap var.
Her bölümde söylüyorum hemen hemen.
Her bölümde söylediğim iki tane şey var. Biri günlük tutmanın faydaları.
Ne kadar hayatım değiştirdi.
Biri de Outliers kitabı.
Okudun mu bilmiyorum. Malcolm Gladwell'in Outliers diye bir kitabı var.
Ve çok severim. Orada işte o başarının arkasındaki faktörleri ve şansın da ne kadar aslında önemli olduğundan bahsediyor.
Ama dediğin çok doğru.
Yani bir şey için efor sarf edip araştırman.
Gidip böyle bakman, sana uyuyor mu, uymuyor mu?
Ona göre yolunu değiştirmen çok önemli.
Peki onun dışında özellikle böyle zorluk yaşayanlar.
Çünkü insanlar hani nasıl gideriz diye çok fazla şey var.
Ama gittikten sonra peki başıma neler geldi diye yeni yeni bence çıkmaya başladı.
Hatta böyle bana kardeşim şey yollamıştı.
Gidip de dönenlerin de belli başlı videolarını gördüm ben.
Neden geri döndüm?
Ve çoğu adaptasyon yüzünden geri dönüyor.
Yani ben orada barınamadım.
Kendime ait hissedemedim diye.
geri dönende çok insan var.
Senin konukların da benim gördüğüm kadarıyla adapte olma sürecinde zorluklar yaşasalar da çoğu böyle bir şeyi bulmuş.
Nasıl diyeyim?
Kendilerine ait bir alan yaratabilmiş ve orada adaptasyonunu güçlü bir şekilde kurabilmiş.
Sence benim diğer sorum bu.
Gözüne çarpan baş etme noktaları nedir?
Adaptasyon sürecinde yaşanan zorluklarda, konuklarında böyle ortak noktalar neler var?
Dediğin çok doğru bu arada.
Yani adaptasyon sürecini tamamlayamayıp dönen kişiler de var aslında.
Benim de bildiğim insanlar var.
Aslında o hikayelere de biraz daha yer vermek istiyorum.
Bu da kafamdaki şeylerden biri.
Çünkü adaptasyon süreci diye bir şey kesinlikle var.
Yani nadiren birkaç kişi de onların da bazen diyorum bunu söylerken gerçekten mi söylüyor yoksa hani kendini de mi inandırıyor.
İşte bir ayda ben adapte oldum falan dediğinde biri böyle bir kaşım kalkıyor nasıl olabilir falan.
Özellikle belli bir yaştan sonra taşınıldığında ya da işte Türkiye'de bence üniversite okuyup sonrasında da Türkiye'de biraz çalışma hayatında kalınca rutin oluşuyor.
İnsanın rutini Türkiye'de işte atıyorum evden işe gidiyor, iş çıkışı arkadaşlar buluşuyor, oraya buraya gidiyor.
Hani bir anda atıyorum liseden mezun olup yurt dışına okula gidip taşınmakla aynı şey olmuyor.
Bence önemli farklardan biri bu.
Ve ne kadar Türkiye'de kalırsanız o kadar rutininiz oturmuş oluyor.
Sonuçta siz... Daha olgunlaşıyorsunuz, yaşınız ilerliyor ve taşındıktan sonra yaşayacağınız adaptasyon süreci de uzayabiliyor.
Mesela taşınmayı düşünenler bunu her zaman akıllarında tutmalı.
Herkes adaptasyon sürecinden geçiyor.
Ortak gördüğüm noktalardan biri bu.
Ve bir süre sonra ama bu bitiyor.
Yani bir süre sonra yeni taşındıkları yer şey gibi böyle bir tam bir eğeri gibi ortak gördüğüm şeylerden biri bu.
İlk başta bir adaptasyon süreci var.
Sonra o böyle ben nereye aitim ve işte adapte oldum ama bir dakika Türkiye'yi de özlüyorum ya da alıştığım düzeni de özlüyorum ya da burada gerçekten mutlu muyum falan gibi böyle belirsizlikler.
Ve sonrasında yeni taşınılan yerin daha ev olma hissi ve artık full adaptasyonuyla beraber Türkiye'nin böyle iyice garip bir gri alana geçmesi gibi bir ortak
pattern görüyorum.
Onun dışında ilk taşınılan zamanda kararları sorgulama.
Ben de kararlarımı sorgulamıştım ilk taşındığım zamanda.
Çünkü şöyle bir de şimdi Türkiye şimdi mesela bu noktadan baktığımda aynı şeyleri demezdim şu yıl taşılsam ama o zaman taşındığımda biraz daha Türkiye'de
şikayet ettiğimiz şeylerin boyutu biraz daha farklıydı diyeyim.
Daha belki hani şu an bir ekonomik boyutta var işte bazı şartlar daha farklı.
Bizim taşındığımız dönemde seninle aynı zamanda taşınmışız.
Biraz daha böyle Türkiye'de akıl kalabilecek bir dönemdi diyeyim.
O yüzden ben de mesela yani arkadaş çevremi bıraktım.
Ne bileyim oradaki alışkanlıklarımı bıraktım.
İşte böyle sorgulamıştım bir kararlarımı.
Çünkü turist olarak bir yere gitmekle ya da kısa dönemde bir yere gitmekle tamamen yeni bir hayatı kurmak aynı şey değil.
Evet, konuklarımda ortak gördüğüm başka bir şey de ilk başta yalnızlık hissedebiliyorlar.
Sonuçta aile, arkadaşlar çok önemli bir şey.
Sosyal çevre, insan, sosyal bir varlık.
Bir de yıllar boyunca işte her gün belki iletişimde olduğun arkadaşların bir anda bir telefon uzağa düşüyor.
Okey şimdi WhatsApp'tır vesaire, Instagram.
Sürekli iletişim halindeyiz ama yine de işte bir canın sıkıldığında atıyorum bir kahveye buluşmak gibi değil.
Belki bazı konuklarım öyle...
Uzak rotalara taşınıyor ki ya da uzak bir rotaya taşınmasa bile yeni bir yere taşındığında sonuçta bir anda en yakın arkadaşınla tanışamayabiliyorsun.
O yalnızlık süreci de bence adaptasyonu zorlayan bir şey.
Bir de konuklarım bence genel olarak kendimde dahil mükemmeliyetçilik izleri de taşıyor.
O yüzden...
Hata yapmaktan da insanlar bence kaçınıyor.
Aslında yeri geldiğinde hata da yapmak lazım.
Hata derken tırnak içinde hata.
Biz hata görüyoruz belki ama acele etmek gerekmiyor.
Alışmak için sabretmek gerekiyor.
Kendine çok da baskı kurmaman gerekiyor.
Bunlar böyle ortak gördüğüm...
birkaç şey. Evet. Baskı kurma konusunda haklısın.
Çünkü insanda şey oluyor. Ya yapamazsan ve geri dönersen.
Hem orada geri dönmek istemiyorsun hem de yapamayıp geri döndüğünde insanların üstüne şöyle bir baskılıyor.
Aa bak geri döndü dediler.
Hani onu da ya da aa yapamadı.
Öyle bir şey de olsun istemiyorsun.
Olabilir. Hani insanların üstündeki şeylerden bir tanesi olabilir ama orada kendini dediğim gibi biraz daha akışa bırakmak.
Hani olacağı varsa olur.
Sonuçta ummandan Marış'ı sadaka gidebiliyorsun.
Gördüğün gibi bir şeyleri akışına bıraktığında.
O da olabilir. Peki o zaman Emre.
Ben sana şöyle bir şey sorsam.
Madem bu kadar bu adaptasyondan bahsettik.
Best oflardan. Best oflardan daha söylemek istediğin varsa söyle lütfen.
Ben sanki orayı çok kısa tutmuşuz gibi düşünüyorum.
Ama... Yo aslında hepsini kafamdaki böyle direkt aklıma gelen bölümlerini söyledim.
Bölümlerin büyük bir çoğunluğunun...
dinleyenlere bir şey kattığını düşünüyorum.
Bazı hikayelerde tabii oldukça sıra dışı olabiliyor.
Kesinlikle. O konuda ben seninle aynı fikirdeyim.
Az önce dedin ya, herkesten her şeyi öğrenebilirsin.
Herkesten bir şey öğrenebilirsin.
Kesinlikle o öğrendiğin şeyi senin hayatında değiştirebilir, hayatına kolaylık da sağlayabilir ya da farklı açıdan bakmanı da sağlayabilir.
Ona çok inanıyorum. O yüzden bence bölümlerin çok kıymetli.
Benim konfor alanım işe yürürken mesela dinlediğim podcast dinlemek istiyorsam seni açıyorum gibi gibi.
Bunları toparlayacak olursak yurt dışına taşınmak isteyen kişilere gerçekçi tavsiyeler verecek olsa nasıl tavsiyeler verirdin?
Şunu söylerdim.
Öncelikle herkes bir adaptasyon sürecinden geçiyor.
Kimse bugünden yarına alışmıyor oradaki yeni düzenine.
O yüzden kendilerine zaman tanımalarını söylerdim.
Bu ilk zamanlarda zorlanmanın gayet normal olduğunu, alışmak için acele etmemelerini.
Çünkü zaten yeni bir yere taşınıyorsunuz.
Yeni bir işte taşındıysanız zaten düşünün Türkiye'de bile iş değiştirdiğinizde...
o yeni işe alışma süreciniz varken siz bir de yeni bir ülkeye, yeni bir şehre alışıyorsunuz.
O yüzden alışmak için sabredin, acele etmeyin.
Kendinize baskı, ek baskı kurmayın.
Çünkü zaten çok fazla o dönemde stres olabilir.
Kararları sorgulamak normal, bunu söyleyeyim.
Delirsizlikler olabilir işte.
Sonuçta vizeye bağlı oluyorsunuz.
İşte işinizden memnun değilseniz özellikle aman Allah'ım ne yapacağım vesaire böyle şeyler olabiliyor.
Herkes geçiyor. Hani belki de Bunu kendine hatırlatmak önemli.
O yönde de konuklarımdan pardon dinleyenlerden çok mesaj alıyorum.
İşte ben sadece ben bunları yaşıyordum zannediyordum işte atıyorum biri bir bölümde bir şey demiş.
Aslında hani herkes yaşıyormuş açıkçası çok rahatlattı podcastlerin ya da iyi geliyor şeklinde mesajlar da geliyor.
O yüzden hani bu tür süreçlerden herkesin geçtiğini bilmek de bence iyi olabilir.
Yalnızlık yaşayabilirsiniz başta ama bunu üzerine işte ne bileyim o şehirde yaşayanlarla işte meetup grupları oluyor.
Internations oluyor ekspatlar için.
Ya da belki Türklerle arkadaş olmak istiyorsanız Türk grupları oluyor.
Mesela bunu da illa podcast konuklarıma soruyorum.
Özellikle hani böyle daha kendimce ilginç bulduğum şehirlerde.
Var mı orada yaşayan Türkler falan diye.
İlla bir orada da bir yeni taşınmış Türklerden oluşan topluluk oluyor.
Mesela onlara ulaşıp bir şekilde görüşebilirsiniz.
Hani Aman ne der vesaire bu kalıplardan da çıkmak gerekiyor.
Türkiye'de bizim alışık olduğumuz sonuçta Türkiye'de biraz daha ne bileyim işte üniversite arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız, lise arkadaşlarınız herkes alıştığı çevreyle hep takılır.
Hani atıyorum yan masada oturan biriyle konuşup arkadaş olmazsın biraz yurt dışında mesela o yırtıklığı edinmek gerekiyor.
Sonuçta bir gün işte biriyle oturursun kahve içersin.
Hiç kafa dengi değildir okey hiçbir şey kaybetmezsiniz.
O yüzden biraz daha girişken olmak önemli.
Sonuçta herkes yeni bir ülkede yabancı.
Herkes yeni bir ülkede yeniden başlıyor.
O yüzden onlar da aslında sosyalleşmeye aç.
Hani ben mesela bunu sonradan kendime ders çıkarmıştım.
Ve de en önemlisi konuklarımın da söylediği birkaç bölümde bu söylenmişti.
Yeni rutinler oluşturmak.
Yeni taşındığınız yerde atıyorum bu Türkiye'de spor yapmayı çok seviyorsanız bir spor salonuna hemen kaydolun.
Ya da... atıyorum bir dil öğrenmek istiyordunuz ama yıllarca ertelediniz işte şimdi yeri mi zamanı mı demeyin bence onun kursuna mesela kaybolun ya da ne yapmak istiyorsanız bu resim çizmek de olur işte
her çarşamba gittiğiniz bir kurs olursa bir şekilde orada kimseyle tanışmasanız bile sizin için rahatlatıcı bir rutin olacaktır ve bu tür şeyler o şehre taşındığınız
ülkeye daha ait hissetmenizi sağlıyor Benim hem kendi deneyimimden hem konuklarımın deneyiminden çıkardığım sonuçlar bu şekilde.
Şu an inanılmaz bir aydınlanma yaşadım.
Ve bu aydınlanmalar hep konuklu podcastları sonunda oluyor.
Ve dinleyicilerim sonuna kadar bazen dinlemeyebiliyor.
Çok üzülüyorum kaçırıyorlar diye ama şunu fark ettim.
Sen dedin ya rutin. Ben İrlanda'ya ilk geldiğim günün böyle ilk geldim.
Ertesi gün direkt koşuya çıktım.
Çünkü normalde sürekli koşuya çıkan bir insanım.
Direkt koşuya çıktım. Ve böyle etrafı keşfetmeye başladım.
Kendime koşu rotaları buldum.
İkinci haftası da Meetup'a bakıp oradan Spanish Speaking Club'lara gittim.
Oradan bir sürü arkadaş edindim.
Hani şeyim böyle geldim.
Direkt Meetup'lara gidip orada İspanyolca konuşmaya çalışıyorum falan insanlarla.
Çok ilginçti. Dediklerin demek ki benim buraya olan o aidiyetimi bir tık kolaylaştırmış.
Ben şu an fark ettim bunu mesela.
Evet yani Ben de konuklarım sayesinde hani bazı şeyleri üzerine konuşunca insan fark ediyor.
Yoksa durup düşünürken hani çok bilinçli yapmadığın şeyler oluyor birçoğu.
Ama şu anda elimizde çok fazla aslında kaynak var.
O yüzden bunları doğru bir şekilde kullanmak gerekiyor senin de yapmış olduğun gibi.
Ben de işte böyle dil okuluna falan başlamıştım.
Aslında o dönemde hani rutinim oluştu falan değil de boş vaktim var.
Hani bu şehirde çok da insan tanımıyordum o zaman.
Hani zamanımı değerlendireyim, evde boş oturmayayım falan diye düşünerek yaptığım bir şeydi ve iyi gelmişti.
Her çarşamba çıkıyordum tıngır tıngır Yunanca kursuna gidiyordum.
Yunanca öğrenmeyi hep istiyordum.
Dedim hani neden olmasın?
Öyle ilginç bir şey yapmıştım ama iyi gelmişti.
Şimdi geriye dönüp bakınca fark ediyorum.
O dönem hani çok bilinçli yaptığım bir davranış değildi.
Gönüllü kuruluşlar da olur.
Bak şimdi sen sorarken konuyu açıyor.
Uzattık ama aklıma şey geldi.
Mesela sonraki ayda evde bir tane kitap bulmuştum bu şehirde.
Global warming ile alakalı, küresel ısınmayla ve onunla alakalı neler yapabiliriz diye.
O da benim üzerine çok düşündüğüm bir konuydu.
Ve burada Friends of the Earth diye bir organizasyon var.
Bu global bir organizasyon.
İngiltere'de de var bildiğim kadarıyla.
Burada da bir şubesi vardı. Ben bayağı iki sene falan orada gününü çalıştım.
Hep böyle toplantılara gidiyorduk.
Böyle eco evlere gidiyorduk.
Orada işte vegan yemekler yapıyorduk.
Kendi aktivitelerimizi yapıyorduk.
Ben meditasyon yaptırıyordum. Böyle çok büyük kalabalık gruplardık ondan sonra.
Böylece İrlandalılarla daha böyle samimi olmaya başladığım, İrlandalıların aksanını daha rahat anlamaya başladığım o festivallere gidiyorduk.
O festivallerde stand açıyorduk insanlarla işte bilincini arttırmak için falan.
Böyle böyle şeyler yapılabilir.
Evet bence bu bölümün sonuna geldik yavaştan.
Emrecim çok teşekkür ederim.
Benim için çok büyük bir keyifti seninle bu sohbet etmek.
Dinleyenlere de diyelim ki bir gidenin sorununu hala dinlemediyseniz Spotify'dan ya da herhangi bir platformdan dinliyorsanız oradan takibe almayı unutmayın.
Ve güzel bölümlerini dinlemeyi unutmayın.
Valla Emine çok teşekkür ederim ben de hem beni ağırladığın için podcastinde hem de bu güzel sohbet için.
Böyle umarım seni de bir gün bir gidene soyalıma konuk alırım.
Bir de senin bu sefer İrlanda maceranı orada dinlemiş oluruz diye davetle.
Süper neden olmasın diyorum ve biz dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz.
Kendinize iyi bakın bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
