
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bence yeteri kadar kıymetinin bilinmediği bir konu kendisi. Gelin beraber eleştirel düşünmenin hem sosyolojik, hem psikolojik hem de felsefi yanına bakalım. Bu Bölümde Neler Var? Eleştirel Düşünme Nedir? Eleştirel Düşünme Neden Gerekli? Eleştirel düşünmenin faydaları Sosyolog Gabennesch’a Göre Eleştirel Düşünce Psikoloji Tarafından Eleştirel Düşünme Mitos ve Logos Felsefi Perspektifinden Eleştirel DüşünmeEleştirel Düşünme Yolunda UygulamalarCarl Sagan'ın Eleştirel Düşünme için Saçmalık Saptama KitiArtwork: Francesco Bongiorni
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoşgeldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanılabilir kılmak ve hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi günlük hayatta uygulanabilir pratik yöntemleri
paylaşıyorum. Ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineisitmen.com slash podcast adresinden kayıt alabilirsiniz.
Bu hafta yeteri kadar kıymetinin bilinmediği bir konudan bahsetmek istiyorum.
Eleştirel düşünme. Neden?
Çünkü çoğumuzun aldığı eğitim ya da içinde bulunduğu iş, aile, toplum gereği sorgulama, kritik etme kasını güçlendirecek bir sistem yok.
Aksine bu kasımız gitgide böyle köreliyor gibi hissediyorum.
En başta zaten bize okularda öğretilen şey ne?
Soruların doğru cevabını vermek.
Yani kimse bize demiyor ki yahu doğru cevap değil de aslında onu nasıl düşündüğü, nasıl kritik ettiğin önemli.
E ne oluyor tabi? Bu durum bizi...
Bir şeyleri muhakeme ve analiz etme konusunda zayıflatıyor.
Muhakeme ne ya? Muhakeme. Neyse.
Demem o ki. Halbuki hayatın içinde ne kadar önemli bir yere sahip değil mi eleştirel düşünme, kritik etme?
Özellikle de böyle hayat akışımızı belirleyen kariyer, ilişkiler gibi geleceğe yönelik açık uçlu kararlar alırken yani sadece iş hayatında değil.
Hatırlar mısınız? Eskiden matematik derslerinde cevap doğru olmasa bile gidiş yolundan puan verme vardı.
O sayede böyle benim hiç motivasyonum kırılmazdı.
Bilmesem de hep uğraşırdım, çabalardım, böyle zihnimi zorlardım.
Çünkü biliyordum ki hoca gidiş yolu...
yolundan puan verecek. Ve o benim denemeyi bırakmamak için bir motivasyon kaynağımdı.
Şimdi şöyle geriye dönüp bakıyorum yani bugünle özleştiriyorum.
Diyorum ki sanırım hayat ve ilişkiler de böyle.
Hedeflediğin yere çat diye varamıyorsun belki ama deneme yanılma, üzerine düşünme, analiz etme, muhakeme etme yoluyla sürekli öğrenerek motivasyonumuzu kaybetmeden akışta kaldığımız, sürekli
böyle geliştiğimiz bir yolculuk sanki.
Ama işte artık hemen hedefe varmak istediğimiz için eleştirel düşünce kasımız da zayıflıyor.
İçinde bulunduğumuz çağda dikkat ekonomisi kapsamında anlık tatminlerle donatıldığı için o kadar alıştık ki bir şeyleri böyle parmaklarımızın ucuyla makinelere hallettirmeye.
O yüzden enine boyuna değerlendirmemiz gereken şeyleri bazen geçiştirir olduk ve istemesek de zaman zaman sürü psikolojisine düşüyoruz.
Yani yalan yok. Şimdi size çok basit bir örnek vereceğim.
Birkaç sene önce İskandinav ülkeleriyle çalışıyordum.
Hepsiyle aram çok iyi.
Ama İsveç'teki partnerlerimle işler hep zorlaşıyor.
Yani bir proje yapacağız ya da bir sözleşme imzalayacağız.
8 kere gidip geliyor dokümanlar.
Zaten açık açık yazıyor her şey.
Yine de detay istiyor, soruyor da soruyor.
Peki bu neden? Peki bu niye böyle?
Peki bu niye şöyle böyle? Ayy fenalıklar geçiriyordum bir ara.
İçimden diyorum ki yahu bunlar mı gerizekalı?
Yoksa ben mi kendimi ifade edemiyorum?
Çünkü her şey açık açık yazıyor.
Konuşuyoruz yani bana göre net.
Yine böyle cevapları belli.
olmasına rağmen, bana göre tabii, milyonlarca soru içeren bir mail aldım.
Tam da böyle mentorluk görüşmemden önce.
Mentorum da daha önce İsveç firmasında çalıştığı için ona bahsettim.
Dedim, ben nerede yanlış yapıyorum ya?
Dedi ki, Emine senin yanlış yaptığın bir şey yok.
İsveçliler doğası gereği, kültürü gereği sorgulayan ve ikna edilmek isteyen bir millet.
Onlara böyle detaylarıyla açıklaman altı dolu argümanlarla gitmen lazım.
Kağıt üzerine onun yazması hiçbir şey ifade etmiyor dedi.
Sonra bu insanlara mentorumun dediklerini göz önünde bulundurarak yaklaşmaya başladım.
Böyle bir ben bir İsveçli olsam bu sözleşmede neyi sorgular ve neyin cevabını duymak isterdim acaba?
Şaka bir yana gerçekten de işlerim...
daha hızlı ilerlemeye başladı ve gerginliğimizi de hafifledi.
Sonra şunu düşündüm. Ben hayatım boyunca hep farklı açıdan bakmaya çalışıp sorgulayıp dedikleyen bir insan olmama rağmen bu insanların da aynı tavrı sergilemesi beni neden bu kadar rahatsız etti ki?
Adam aslında yapması gerekeni yapıyor.
Yani birkaç gün uzamış imza tarihi, birkaç gün proje ertelenmiş, ölümcül bir şey değilse ne olacak?
Sonuçta biz orada ne yapıyoruz?
Milyon dolarlık yatırımlar yapıyoruz değil mi?
Ben değil miydim eski işimde insanlar böyle konuları didikleyip öğrenmek istediğinde mutlu olan detaylı detaylı anlatıp sonra da insanlar ya kusura bakmayın sizi de yorduk deyince estağfurullah ya tabi ki sorgulayacaksınız aklınıza yapması
önemli zaman ve para var emek var bu işlerde diyen o arada ne oldu bilmiyorum film kopmuş cidden ama o zamandan sonra bu İsveççilerle olan münasebetimizden sonra daha da dikkat etmeye başladım ara
ara şeyi fark ediyorum ama yine de Böyle bir konfor alanı tuzağına düşüp içinde bulunduğum bubble'dan çıkmamak için aklıma gelen bazı soruları böyle bir köşeye itiyorum.
O yüzden kendime de bir hatırlatma podcastı, bir bölümü diyelim bunun için.
Şimdi yavaş yavaş konuya girecek olursak eleştirel düşünme nedir?
Hep böyle konuşuyoruz ama nedir, ne değildir?
Birazcık onu irdelemek istiyorum.
Eleştirel düşünme bir bilgiyi aktif ve objektif olarak analiz etme ve sağlam yargılarda bulunarak doğru karar verme yeteneğidir.
En basit haliyle bu diyebilirim.
Yani benim anladığım bu. Peki bizim toplumumuzda eleştirel düşünme nasıl algılanıyor?
Çünkü eleştiri kelimesi bir şeyin içine girdiği zaman hep böyle bir negatif algısı var ya ama gelin bakalım TDK'da ne diyorlar?
Nasıl açıklıyor eleştirel düşünmeyi?
Üçü şekilde ele almış. İsim olarak diyor ki bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi.
Tenkit. Anneannem çok kullanır bunu.
Beni tenkit etmeyin falan diye böyle eski Türkçe.
Edebiyat tarafındaysa.
Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan bir yazı türü.
Yine tenkit kritik olarak gösteriyor.
Felsefede ise özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama.
Yani baktığımız zaman aslında TDK'daki anlamları da bir bilgiyi analiz etme üzerine kurulu.
Ama tabii bazen yan anlamları da olabiliyor.
Şimdi baktığımızda gerçekten karmaşık ve sürekli değişen bir dünyada yaşıyoruz değil mi?
O yüzden işte ben eleştirel düşünmenin önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü... En azından bu karmaşan içinde bir yön bulmamızı sağlıyor.
Aslında hayati bir beceri, bilgiye kolayca erişilebildiği ve fikirlerin kolayca paylaşıldığı günümüz toplumunda sahip olduğumuz bilgileri eleştirel bir şekilde değerlendirebilmek her zamankinden bence şu an
daha önemli. Ama...
Biz ne yapıyoruz? Bazen tabii ki dediğim gibi konfor alanımıza geçebiliyoruz.
Tabii şunu da diyebilirsiniz.
Aman Emine bu kadar hayat gayesi içinde bir de önüme gelen her şeyi sorgulayıp analiz edip enine boyuna düşünmeye enerjim yok kusura bakma.
Evet haklı olabilirsiniz ama bir de şöyle düşünün.
Sonuçta hepimiz düşünüyoruz değil mi?
Yani insan olarak doğamızda var.
Hatta bazen aşırı düşünüyoruz.
Şöyle bir süzgeçten geçirirsek düşüncelerimizin çoğunu kendi haline bıraktığımızda düşüncelerimiz ön yargılı, çarpıtılmış, kısmi, eksik bilgili.
Yani bir şekilde doğru bilgide değiliz.
Belki o düşüncelerimiz bizi yanıltıyor da bir yanılsama içinde de olabiliriz.
Ama yaşamımızın, ürettiğimiz, yaptığımız veya inşa ettiğimiz şeylerin kalitesi de tam olarak düşüncelerimize ve bu doğrultuda verdiğimiz kararların kalitesine bağlı değil mi?
Yani şöyle düşünün, kalitesiz düşünmek hem maddi hem de manevi olarak maliyetli aslına bakarsanız.
Hatta şimdi mikrofonu size çevireyim.
Mesela ben bu podcast'ta bir sürü bilgi veriyorum değil mi?
Kendi merak ettiklerimi, öğrendiklerimi, tecrübelerimle beraber kaynak vererek paylaşıyorum.
Siz de bunları dinleyip kendinize bir şeyler katıyorsunuz, mutlu oluyorsunuz, bana çok güzel mesajlar atıyorsunuz.
Teşekkür ederim, sağ olun, var olun.
Peki kaç kişi bu bilgileri öğrendiğinde Google'layıp bakıyor?
Bu neymiş? Yoksa Emine söylüyorsa doğrudur, o kadar araştırmış kızcağızım diyorsunuz.
Böyle diyorsanız sağ olun ama nereden biliyorsunuz?
Belki benim güvendiğim kaynak sizin için yeterli olmayabilir.
Bunu alın başka podcastlere, haberlere, kitaplarda okuduklarınıza, çevrenizden duyduklarınıza koyun.
Aynısı aslına bakarsınız.
Çünkü yalan yok, hap bilgi seviyoruz.
Ama işte bizi körelten şey de asıl o.
Çünkü bu alışkanlık hale geldiğinde önemli bir adım atarken doğru ve yanlışı ayırt etmekte zorlanabiliyoruz.
Bunu şey gibi düşünüyorum ben hep.
Bir şeyler hep böyle üst üste binen kümülatif bir şekilde toplanır ya.
Hatta bunun dikkatle alakalı da şöyle bir örneği vardı.
Sürekli bir yerde sırada beklerken, işte tuvaletteyken, oradayken, buradayken en ufak bir şeyde telefonunuzu açıp bakarsanız Dikkatinizi düzenli aralıklarla dağıttığınız için yeri geldiğinde dikkatinize ihtiyacınız
olduğunda hiçbir zaman onu toplu bir şekilde yani uzun bir sürede kullanamıyorsunuz.
Çünkü ondan öncesinde hep...
Dağıttığınız dikkatiniz kümülatif olarak o dikkat dağınıklığı toplanıyor.
Bu da onun gibi bir şey bence.
Bilmiyorum anlatabildim mi? Umarım anlatabilmişimdir.
Şimdi o yüzden de diyorum ki eleştirel düşünme bize sunulan bilgilerin geçerliliğini sorgulamamıza ve iddiaları desteklemek veya çürütmek için alternatif bakış açıları ve kanıtlar aramamız için çok
önemli. Neden? Çünkü biz insanlar genellikle mevcut inançlarımızı doğrulayan bilgilere inanma eğilimindeyiz.
Ama kendimizle çelişen bilgileri göz ardı ediyoruz.
Yani göz ardı etme eğilimindeyiz.
Hatta buna doğrulama yanlılığı da deniyormuş.
Ben de araştırırken öğrendim.
O yüzden de bir şeyleri enine boyuna düşünüp masaya yatırdığımızda eleştiren düşünme kendi ön yargılarımızın ve varsayımlarımızın daha da farkında olmamızı sağlıyor.
Tabii ki en başta hoş olmayabilir ama sonuçta sürekli gelişmek istiyorsak, hayat boyu öğrenmek istiyorsak bu da gerekli şeylerden bir tanesi.
Ne oluyor sonra? Haliyle kendimize de objektif yaklaşarak inançlarımızı sorgulamamıza ve yanılıyor olabileceğimizi düşünmemize izin veriyor.
Ki bence bu çok güzel bir şey.
Yani sonuç itibariyle her zaman doğru olamayız, her zaman haklı olamayız.
Ayrıca şu da var daha açık fikirli olmamıza ve yeni fikirleri, yeni bakış açılarını değerlendirmeye daha istekli olmamıza da yardımcı oluyor.
Günün sonunda biz başkalarından açık fikirli olmasını bekliyoruz değil mi?
Ama bizim de olmamız gerekiyor.
Bunu sadece muhafazakarlık anlamında düşünmeyin.
Açık fikirli olmak zaten her konuda açık fikirli olmaktır.
Yani yeni bir şeye adım atarken aa bu da neymiş ya bir bakayım diyebilmek ya da ilk defa duyduğunuz bir şeyi yargılamadan böyle bir süzgeçten geçirebilmek bunlardan bahsediyorum.
Eleştirel düşünme konusu üzerinde çok güzel çalışmaları olan bir sosyolog var.
İsminin Gabaniş olduğunu varsayıyorum.
Çünkü bu ismin telaffuzunu hiçbir yerde bulamadım Google'da.
O yüzden kendisine bölüm boyunca Gabaniş demeye devam edeceğim.
Şimdi kendisi şöyle diyor.
Eleştirel düşünürün yani iyi bir eleştirel düşünürün belki de en önemli özelliği dünyanın genellikle göründüğü gibi olmadığının bilincinde olmasıdır.
Ve devam ediyor diyor ki.
Bir toplumun gelişmesi için kritik etme becerisi şart.
Çünkü başımıza gelen kötü şeyler sadece kötü insanlar tarafından değil, iyice tartıp biçmeyi bilmeyen, sorgulamayan, iyi niyetli insanlar tarafından da gelir.
Ki benim buna çok örneğim var.
Bu çalışmaların bir kısmını Skeptical Inquirer isimli bir dergide yayınlamış.
Ben yazıyı çok beğendim.
Hatta yazının gerisinde de şöyle diyor.
Eleştirel düşünmenin 3 farklı boyutu var.
Bunlar sırasıyla beceriler, dünya görüşü ve değerler sistemi.
Becerilerden kastı aslında bizim bilinçsel becerilerimiz.
Ne bunlar? Analiz etmek, sentezlemek, kavramsallaştırmak, özetlemek, yorumlamak gibi böyle mantıksal safsataları ve mantık hatalarını tespit etmek gibi düşünün.
Sonra da diyor ki bu beceri tek başına yeterli değil.
İstediğin kadar bilinçsel olarak becerilikli ol.
Dünya görüşün kısıtlıysa yine de bir işe yaramaz.
Nasıl balıklar kendilerini saran suyun bilincinde değilse, biz de bizi çevreleyen, doğal kabul edilen toplumsal güçlerin, düşüncelerimize dayattığı kısıtlamaların genellikle farkında değiliz.
O yüzden de skeptik olmak eleştirel düşünce sistemi oluşturmanın temellerindendir diye belirtiyor.
Bu dergi çok güzelmiş bu arada.
İlgili bölümün online versiyonu da var.
İlgilenenler için e-bütende linki paylaşırım.
O yüzden açıklamalardaki linkten e-bütene üye olmayı unutmayın.
Son olarak da değerler var ve en zoru olarak bunu gösteriyor.
Çünkü bu değerler bizim doğru bilgiye ulaşma yani sapla samana ayırma yolculuğumuzda dik durmamızı sağlayan değerler.
Ne bunlar? En kısa haliyle yanlış giden, aklınıza yatmayan bir şeyleri sorgulamaktan korkmamak, içinde bulunduğumuz toplumun ya da mensubu olduğumuz grubun tepkisinden çekinmeden gerçekten
enini boyuna düşünebilmek, sorgulayabilmek, soru sorabilmek, dışlanmaktan, yaftalanmaktan korkmadan, körü körüne bir şeyleri kabullenmek yerine Eleştirel düşünmeye alan açmak.
Kendimiz için de geçerli bu.
Şu zamana kadar alışılagelmiş değerlerimizin, düşüncelerimizin, inançlarımızın yanlış olabileceğini ya da bizi sarsacağını bilsek de hala altına süpürmeden sorgulayabilmeyi
kabul etmek. Gövenişin bu değerler kısmında bahsettiği şeyler bana ben merkezci ve toplum merkezci yaklaşımı hatırlattı.
Ne demek istiyorum? Eleştirel düşünme üzerine çalışan, bu konuya yıllarını vermiş iki tane çok değerli psikolog var.
Dr. Linda Elder ve Dr.
Richard Paul. Onlar yaptığı çalışmalarda diyor ki eleştirel düşünmemizi engelleyen iki temel nokta var.
Bunlardan biri... Ben merkezci yani kendini teyit etme, kendini kanıtlama isteği olan yaklaşım.
Elindeki gücün sarsılma korkusuyla mevcut düşünce biçimini sıkı sıkıya korumak üzerine olan yaklaşım.
Çünkü ben merkezci düşüncenin düşünme nedeni bencil bir biçimde kendini haklı çıkarma isteği.
Anahtar sorusu. İstediğimi nasıl elde edebilirim?
Dayandığı bilgi de istenilene uygun olan bilgi.
Yani yorum ve çıkarımı amacı meşrulaştıran yorum ve çıkarım.
Böyle temel kavramı bencelik olarak nitelendiriyorlar.
Hatta dayanağı da bu dünyada istediklerimi elde etmek için yaşamalıyım düşüncesiymiş.
Ana görüş açısı kendisinin dünyanın merkezi ve diğer her şeyinde bunun araçları olduğuna inanması.
Dolayısıyla isteklerinin elde edilmesi.
Ya da benimsenmiş inançların korunması yaşamının merkezi durumuna geldiği için de ben merkezci düşüncenin sıklıkla kullandığı temel araçlar savunma mekanizmaları.
Diğeri de toplum merkezci.
Yani ait olduğun gruptan dışlanmamak, o grup içerisinde onaylanmak, aidiyetini kaybetmemek için bilinçaltında sana öğretilen ya da dayatılan gelenekleri, bilgileri, adetleri
körü körüne sorgulamadan kabul etmek.
Yanlış bir şey olduğunu bilsen bile kendinden feragat ederek o tarafa biraz daha böyle uyum sağlamak.
Hatta Berna Brown'un bununla alakalı şeyi vardı.
Fit in. diye kullandığı bir tabir var.
Yani bir yere harmoni içerisinde olmak değil de kendimizi zorla oraya sıkıştırmaya çalışmak, orayı uydurmaya çalışmak gibi.
Yani dediğim gibi bu ikisi bizi engelleyen şeylerin başında gelir diyorlar.
Dr. Linda Elder ve Dr.
Richard Paul ki bence de doğru.
Criticalthinking.org isimli bir de web siteleri var.
İlgilenenler için bu linki de e-bülten'de paylaşırım.
Eleştirel düşünceyi nasıl hayatımıza uygulayabileceğimize dair kısa da bir kitapları var.
Bu kitap daha çok problem çözmek üzerine ve bununla alakalı birkaç teknik geliştirmişler.
Ben indirdim, çok da beğendim ama biraz karışık.
O yüzden biraz sonra Carl Sagan'ın saçmalık saptama kitiyle birlikte harmanlayıp anlatacağım.
Çünkü çok benziyorlar. Bu arada kitabı ta Amerika'dan sipariş edip gelmesini beklemek istemedim.
Zaten 50 sayfalık bir şey. O yüzden libgen.libgen diye yazılıyor.
libgen.is'den pdf olarak indirdim.
Aklınızda olsun bu tarz durumlar için.
Onu da linkinin bültenine koyarım.
Hayat Kurtarıcı. Bir de bu konuyu farklı şekillerde ele alan Türkçe kaynak isterseniz de Dergi Park'ta çok güzel kaynaklar var.
Ben oradan çok faydalanıyorum podcast oluştururken.
Oradaki başlıkta sanıyorum ki eleştirel düşünme öğretimi.
diye bir çalışma. Bayağı kaliteli bir çalışma.
Onda linkini koyarım. Yavaş yavaş biraz da felsefi tarafına geçelim bu eleştirel düşünmenin.
Çünkü eleştirel düşünmeye de ilgili araştırma yaparken işte bu ben merkezci, toplum merkezci, şudur budur gibi konulara da girerken aklıma şu geldi.
Mitos ve logos. Çünkü Toplum merkezci yaklaşım kritik etmeyi engeller diyoruz ama içimize işlemiş kalıpları, içinde büyüdüğümüz gelenekleri, davranışları birden sorgulamak da kolay
değil. Ya da sesli sorgulamak kolay değil öyle söyleyeyim.
Bu zamanla olacak bir şey.
İşte burası da beni antik Yunanların mitos ve logosuna götürüyor.
Daha doğrusu önce mitosuna götürüyor.
Mitos dediğimiz şey nesilden nesile aktarılan hikayeleri ve inançları ifade eder.
Genellikle din ve maneviyatla ilişkilendirilir.
Antik Yunan'da dünyayı anlamanın bu iki yolu ayrı kabul edilirdi ama günümüzde bunu harmanlıyoruz aslında.
Şöyle bakacak olursak mitosun en önemli güçlerinden biri...
dünyada bir anlam ve amaç duygusu sağlamasıdır.
Nesiller boyunca o aktarılan hikayeler, inançlar genellikle dünyanın kökenlerini ve tanrı ve tanrıçaların eylemlerini açıklamaya yardımcı olur.
Aynı zamanda onları paylaşan insanlar arasında da bir topluluk, aidiyet duygusu sağlar.
Ayrıca mitosun duygusal ve simgesel gücü bireyler için ilham, rehberlik ve rahatlık kaynağı da olabilir.
Şimdi logosu bakacak olursak da O da dünyanın daha nesnel ve doğrulanabilir bir şekilde anlaşılmasını sağlama gücüne sahip.
Bilim ve felsefe doğa ve dünyayı açıklamak için rasyonel ve mantıklı yöntemler kullanır değil mi?
Bu yöntemler test edilmeye ve tekrarlanmaya tabi tutulur.
Doğru olma olasılığı yüksek olan sonuçların çıkarılmasını da mümkün kılar.
Mantığa dayalı akıl yürütme, argümanlardaki kusurları belirlemeye ve düşünmedeki ön yargıları tespit etmeye de yardımcı olur.
Yani ne? Eleştirel düşünme.
Ama hem mitosun hem de logosun kendi sınırları olduğunu hatırlamak lazım.
Örneğin mitos eski inançlara veya hurafelere dayanabileceği için sınırlı olabilir.
Ek olarak da baskıcı veya zararlı uygulamaları haklı çıkarmak ya da dar görüşlü ve dogmatik bir bakış açısını teşvik etmek için mitler ve hikayeler kullanılabilir ki bizim toplumumuzda bu çok yaygın
biliyorsunuz ki. İşte burada toplum merkezci insanlar için eleştirel düşünceyi engellediği yer olarak gösteriliyor bence.
Öte yandan logos da insan deneyiminin öznel ve duysal yönlerini dışlayabildiği için sınırlayıcı olabilir.
O yüzden az önce bahsettiğim psikologların yönteminde adillik, yeterlilik gibi kavramlar da mevcut.
Baya güzel ama çok karışık dediğim gibi 50 sayfalık kitap ama hiç 50 sayfalık gibi değil.
Sonuç olarak her şey dönüp dolaşıp yine dengeye geliyor.
Her ikisinin de kendi sınırları var.
Bunun farkında olarak eleştirel düşünceyi icra etmek önemli diye düşünüyorum.
Çünkü mitos bir anlam ve amaç duygusu sağlayabilir.
Logos da nesnel ve doğrulanabilir bir anlayışı sağlayabilir.
O yüzden de her ikisinin dengesini kurmak sizin elinizde.
Peki derseniz ki Emine bunlar iyi hoş yine bize bilgi yükledin.
Ama biz bunu nasıl pratik bir şekilde uygulayabileceğiz?
Şimdi şöyle eleştirel düşünce.
ya da düşünme diyelim doğuştan gelen bir yetenek değil arkadaşlar.
Aynen bir enstrüman çalmak gibi zaman içinde öğrenilebilir ve alıştırma yaparak alışkanlık haline de getirilebilir diyor araştırmalar ben demiyorum.
Eğer bunun doğuştan gelen bir yetenek olduğunu düşünüyorsanız Growth Mindset bölümüne de bir göz atmanızı öneririm.
Konu uygulamaya geldiğinde Google'a eleştirel düşünme yazdığınız zaman milyonlarca farklı şey çıkıyor.
Bunun çok teknik yönleri de var.
Çok böyle teknik olmayan bu ne ya dediğiniz şeyler de var.
Benim en kolay anlaşılabilir ve diğer yöntemlerle de birleşen, uygun olduğunu düşündüğüm Carl Sagan'ın saçmalık saptama seti denilen çalışması var.
Bu onun çalışmasını bilmiyorum.
Bir kitabından ortaya çıkmış.
Bu az önce bahsettiğim psikologların yöntemiyle çok benziyor ama daha net ve anlaşılır olanı.
Şimdi saçmalık saptamak için 9 adım nedir derseniz.
Birincisi size gerçek diye sunulan olguları bağımsız kaynaklardan teyit edin diyor Carl Sagan.
İkincisi argümanı destekleyen kanıtların tartışılmasını destekleyin.
3. Otorite kaynaklı argümanların çok kıymeti yoktur diyor.
Geçmişte pek çok otorite hata yaptı.
Gelecekte de yapacaklar. Bilimde otorite değil uzmanlık önemlidir.
O yüzden her zaman uzmanların söylediklerine bakın diyor.
4. Herhangi bir şeyi açıklamak gerektiğinde gözlediğiniz şeyi açıklayabilecek tüm alternatif hipotezleri düşünün.
Ardından bu alternatiflerin her birini...
Nasıl test edebileceğinizi düşünün.
Yani düşünüp bırakmayın diyor.
Sonra da diyor ki bir hipotezi sadece size ait diye fazla benimsemeyin.
Az önce ne demiştik? Ben merkezcilik.
Sizin hipoteziniz de diğerleri gibi gerçeği bulma yolunda bir ara duraktır.
Kendinize neden bu fikri beğendiğinizi sorun.
Diğerleriyle adil bir şekilde karşılaştırın.
Kendi hipotezinizi reddetmeniz için ne gerektiğini düşünmeye çalışın.
Çünkü her zaman doğru olmaz demiştik az önce.
6. Bulgularınızı ve gözlemlerinizi rakamlara dökmeye çalışın.
Eğer öne sürdüğünüz açıklama herhangi bir şekilde ölçülebiliyorsa farklı hipotezleri karşılaştırmanız çok daha kolay olur diyor.
7. Açıklamanız bir argümanlar zincirine dayalı ise bu zincirdeki ilk önerme ve akabindeki tüm argümanların doğru olması gerekir.
Unutmayın birbirine bağlı bir mantık zincirindeki argümanların bazılarının doğruluğu açıklamayı desteklemeye yetmez.
Hepsinin bir mantık çerçevesinde puzzle gibi böyle oturuyor olması lazım.
8. Elimizde gözlemlediğimiz olguyu aynı derecede iyi açıklayan iki hipotez olduğunda Daha basit açıklama genelde doğru olandır.
Biz bazen bazı şeyleri daha kompleks yapma eğilimindeyiz ya bir şeyler daha komplekse daha doğrudur gibi.
Halbuki tam tersiymiş. Sonuncusu da hipotezinizin nasıl yanlışlanabileceğini kendinize sorun.
Test edilemeyen, ispatlanması mümkün olmayan önermelerin pek kıymeti yoktur.
Böyle hipotez diyorum ama illa böyle çok karmaşık şeyler olmasına gerek yok.
Bir ilişki anlamında da hipotez olabilir, işle alakalı bir şey de olabilir, her şey olabilir.
Sonuç olarak düşünmek öğrenilen bir şeydir.
Zaman alır, okumak ve pratik yapmayı gerektirir.
Kimse dünyaya bilim insanı veya filozof olarak gelmiyor zaten.
Tarihe baktığımız zaman bir süreç görüyoruz değil mi?
Bakıyoruz 10 bin yıl önce tarım devrimi yaşanmış.
Felsefe tarihi kitaplarda Thales ile 7.
yüzyılda başlamış. Modern bilim Kopernikus'a kadar yani Kopernikus'a kadar 500 yıl kadar öncesinde dayanıyor.
Fakat bugün ne durumdayız?
Nereden nereye geldik?
Nasıl geldik? Tüm bu bilgiler beynimize doğuştan yüklenmedi değil mi?
Burada bir süreç var.
Tabii ki her zaman farklı düşünceler var oldu ama totalde bir değişim var.
Zaten o farklı düşünceler ile yol aldık.
Newton'un dediği gibi eğer daha uzağı görebiliyorsam bu...
benden önceki değerlerin omuzlarında durduğum içindir.
O yüzden meraklı ancak bir o kadar da temkinli olmakta fayda var.
Bakın Einstein, Freud, Marie Curie bu insanlar aşırı zeki olduğu için mi bu kadar yeni fikirlere eriştiler, dünyayı değiştirecek şeyler yaptılar yoksa hem zeki hem de eleştirel düşünme özelliğinden dolayı mı?
Einstein'ın ünlü sözünü bilenler vardır.
Diyor ya özel bir yeteneğim yok sadece tutkulu derecede meraklıyım.
Ben merak ve eleştirel düşüncenin el ele gittiği kanısındayım zaten.
O yüzden Einstein'ın bu sözünü çok beğeniyorum.
Evet bence benim anlatacaklarım bu kadardı.
Umarım keyif almışsınızdır.
Haydi gelin bu bölümü benim de çok sevdiğim düşünür Bertrand Russell'ın sözleriyle kapatalım.
Diyor ki herhangi bir şeyi incelerken veya herhangi bir felsefeyi değerlendirirken kendinize sadece ama sadece gerçekleri ve gerçeklerin ulaştırdığı doğruların ne olduğunu sorun.
Asla dikkatinizin inanmak istediğiniz ya da inanmanızın toplumsal açıdan daha avantajlı olacağını düşündüğünüz şey tarafından dağıtılmasına izin vermeyin.
Sadece ve sadece elinizdeki gerçeklere bakın.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
