
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatını üretmek ve fayda sağlamaya adamış güzel kalpli Ege Soley bizimle, ruhumuza dokunan kitaplarından, tasarladığı mis kokulu çiçeklerin hikayesine, yerel kadın tasarımcıların ürünlerini bir araya getirdiği “yavaş yaşam” felsefeli minik dükkanından, ilham ve dayanışma platformu olan Mugamag’ın kuruluşunu tüm samimiyeti ile paylaştı.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Aramızdaki saklı kahramanların sıradışı hikayelerini, hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
12. bölümümüzün konuğu, sakin ve yakın kitaplarının yazarı, kadınların birbirine ilham olma platformu Mugamak'ın kurucusu ve Paris'ten getirdiği çiçek esintisini
Türkiye'ye taşıyan çiçek tasarımcısı Ege Soley.
Ege hoş geldin. Hoş buldum.
Çok güzel sözler. Teşekkür ederim öncelikle.
Ben teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim katılmayı kabul ettiğin için.
Ne demek. Ben senin sayfana baktığımda da, web sitene baktığımda da bana o kadar ilham verdi ki.
Seni buraya almak istedim.
Dedim ki bu hikayeyi mutlaka zaten insanlar çok biliyor.
Dediğim gibi takipçilerimden geldi aslında talep.
Ama daha fazla insana ulaşsın.
Daha fazla insan bu güzel hikayeyi duysun.
Ve hani direkt başlarken de şeyle başlamak istiyorum aslında.
Seni böyle azıcık stalklarken tabii ki.
Şöyle bir yazı vardı ve çok hoşuma gitti.
Aslında ben kendi hayatımı bir yandan yaşayıp diğer yandan bir film gibi izliyorum.
Olacakları pek öyle planlamıyor.
Kayığımı suyun akıntısına bırakıyorum demişsin.
Bu ne kadar güzel bir tabirdir.
Teşekkür ederim. Bunu dediğimi de hatırlamıyorum bu arada.
Ben yazdığım çoğu şeyi maalesef hatırlamıyorum.
Böyle bir kötü huyum var.
Benzer şeyler yazdığımı tabii ki biliyorum.
Ama birebir bu cümleyi bana söyle desen söyleyemezdim.
Senin hatırlatman da çok güzel oldu.
Teşekkür ederim. Çok merhaba.
Bilmiyorum benim çok hoşuma gitti böyle kalbime dokunduruyorsun.
Aynen çok tatlı teşekkürler. O yüzden dedim ki başlarken de böyle hani bu senin planlamadan kayığının suyun akıntısında giden hayatını ufaktan böyle bu Paris'te başlayan hikayenle beraber senden
dinlesek. Çünkü böyle peri masalı gibi.
Yok canım. Bana da geldi.
Ben Paris'te tek yön bilet aldım.
Ondan sonra çiçekçilerden bilinendim.
Hani çiçek tasarımı eğitimi okuyunca gerçekten o kadar güzel geliyor ki kulağa.
O yüzden senden de dinlemek istedim.
Kulağa güzel geliyor. Kulağa güzel geliyor öyle söyleyince.
Yani evet bunların hiçbir de yalan değil söylediklerini.
Gerçekten 2007 yılıydı üniversiteden sonra.
Gerçekten Paris'te bir tek yön bilet aldım.
Neden Paris, neden o zaman gibi soruların çok açıkçası...
Cevabı yok bende hala yok.
Biraz hani kadere mi inanıyoruz yoksa hani hayat beni oraya mı sürükledi diyeceğiz her şeyi diyebiliriz.
Ama ben hani gideyim yerleşeyim iş sahibi olayım orada çalışayım gibi heveslerle ilerlemedim aslında.
Gittim biraz Paris'te kalmak istedim.
Fransızca bilmiyordum ve hani bunu da kendime böyle bir üç ay ile sınırlandırdım tabii.
Öyle bir gideyim biraz da orada gezeyim gibi bir şımarıklık yapmak amacım yoktu açıkçası.
Fransızca kursuna yazıldım.
Sonrasında gerçekten Paris'te çok güzel çiçekçiler olduğunu fark ettim.
Hiç çiçeklerle bir alakam yoktu.
Hiçbir zaman çok çiçek sever bir insan olmadım.
Hiçbir zaman öyle bir romantikliğim de yoktu.
Hani bunu da hep söylüyorum. Dolayısıyla ben o işe biraz bir iş olarak baktım ve dedim ki İstanbul'da da böyle güzel bir çiçekçi olsun.
Aslında tamamen bir business plan bakış açısıyla dedim ki ben bu işi öğreneyim.
Çünkü zaten hep hani tasarıma, yaratmaya, üretmeye hani merakım, meylim, hevesim vardı.
Ama çiçek hakikaten hiç aklımda olan bir malzeme değildi diyeyim o zamana kadar.
Uzun lafın kısası birçok çiçekçiye mail attıktan sonra başvurma manasında çok iyilerden bir tanesinden bir cevap geldi.
Paskal Mütel hala da hani nasıl diyeyim...
hayatımın mihenk ve dönüm noktalarından biridir, mihenk taşlarından biridir.
Bana der ki seni işe alırım, çırak yaparım, sıfırdan da öğretirim ama aynı zamanda bunun okuluna da gitmen gerekiyor.
Çünkü Fransa'da bu bir sendika işi.
Sen bir yerde çırak olarak çalışıyorsan ki bu kuaförde de, marangozhanede de, çiçekçide de her yerde aynı şey.
Bunun okuluna da gitmen gerekiyor.
Bir meslek yüksekokulu gibi bir okul aslında.
Ama ben o sırada hala Fransızca bilmiyorum bu arada.
Dolayısıyla o ilk senem hayatımın en zor iki senesi.
Biri ilkokul birdi, biri de oydu galiba.
Hiçbir şey bilmediğim iki dünyaya düşüş.
Hep öyle hatırlıyorum. Bir ilkokul birdeki o şaşkınlık ve ben neredeyim bilinmezliği.
Bir de o yıl yani.
Fransızca bilmeden evet ben bayağı biyoloji dersinde buldum kendimi.
Biyoloji mi? Tabii çünkü çiçekçilik okuluna ciddi bir mitoz meyoz bölünmeden biyolojiden başlıyorsun.
Yani çiçekçilik okulu dediğimiz öyle iki çiçeği yan yana koydum değil.
O haftanın bir günü geri kalanları işte muhasebe, dükkan evrip çevirme, işletme, bütün vergiler vesaireler.
Çünkü oradan çıkan her çiçekçi olacak yani.
Tabii ki çok ciddi bir biyoloji ve botanik.
Ben lisede o kadar kuvvetli biyoloji okudum hatırlamıyorum gerçekten.
Neyse uzun lafın kısası bir şekilde valla Allah yardım etti galiba.
O ilk seneyi geçtim. İlk seneyi geçtikten sonra ki ciddi de bir sınav alıyorsunuz sonunda.
İlk seneyi de geçtikten sonra iki sene daha daha bentebe olarak da yüksek okulda eğitime devam ettim.
Tabii o sırada aynı anda bir fiil çok ciddi de çalıştığım için dükkanda Fransızcayı ben dükkanda ve hani okulda öğrendim.
Bir şekilde öğrendim yani.
Uzun lafın kısası 2011'de ben işte orada 4 seneyi bitirip artık Parisli gibi de Fransızcayı öğrenip İstanbul'a döndüm.
İstanbul'a döndüm kendi çiçekçimi açtım Ege Soley olarak kendi adımla.
2015'e kadar yani aslında daha doğrusu bu pandemiye kadar çiçekçilik hep devam etti.
Ben biraz durmak istediğim için durdu.
Öyle özel bir sebebi yok. Hepimiz durduğumuz için ben çiçeği birazcık kenara aldım.
Bir de işte anlatacağımız başka mevzular olduğu için.
Yani 9 yıl boyunca da İstanbul'da çiçekçilik yapmaya devam ettim.
Neden döndün İstanbul'a?
Dairesinin o romantik havasına kapılanlar o kadar da hızlı dönmüyor gibi.
Yani biraz kapıldığım için kalmak istedim.
Başta hani ben burada bir iş bulayım ve kalayım.
Tabii orada bir kapılmak oldu.
Ama vazgeçmememde de o Paris sevgisi var.
Çünkü çok kolay vazgeçip, o kadar yoruldum ve zorlandım ki aslında bazı durumlarda çok çabuk vazgeçebilirdim.
Belki sevmediğim bir şehirde olsam hakikaten çok çabuk pes ederdim.
Paris orada da yine beni tuttu.
Ama eninde sonunda aslında ben bu işi İstanbul'da kuracağım diye ilk adımı attığım için.
Zaten 2011 yılında...
Fizik çok bitmiştim artık.
Çünkü hakikaten çiçekçilik deyince hani kulağa çok tatlı ve romantik geliyor.
Paris deyince daha da tatlı ve romantik geliyor ama çok çok çok ağır bir işti bizim yaptığımız.
Çünkü çok büyük işler yapıyorduk.
Fiziki yorgunluk gerçekten artık böyle sızlıyordum yani beden olarak artık o dört yılın sonunda.
Dolayısıyla yorulduk bittiğimde dedim ki ben artık...
Çünkü zaten bu işi de İstanbul'da yapmak için öğrendiysem artık onun vakti geldi dedim kendi kendime.
Yoksa o giderdi yani yıllarca giderdi.
Tabii ki ben de sonra kendime sordum kalsa mıydım acaba diye.
Hala bazen soruyorum ama böyle durumlarda hani işte o hayatın akışına biraz güvenmek lazım.
Açıkçası hiçbir zaman da keşke kalsaydım demedim.
Çok özlüyorum ayrı ama her şeyin de başka bir kendi zamanı var.
O yüzden 2011'de döndüm evet.
Sonra 2015'te Slow Public işte açtık.
Hani onu sonra belki daha detaylı konuşuruz.
İşte bu yavaş tasarım ürünleri olan diye tabir ettiğimiz sadece kadın ve Türk, Türkiye'li tasarımcıların ve üreticilerin ürünlerinin bulunduğu Slow Public'i kurduk.
O da 2015'ten beri ayakta.
Evet ben onu seni tanıtırken söylemeyi unuttum.
Olsun olsun. O aklımdaydı.
Şey diye soracaktım. Hani Slow Public'in kuruluş amacı da çok güzel.
Hem Türk kadın tasarımcıları hem ben baktım biraz da böyle o kadar güzel şeyler var ki.
Teşekkür ederim. O nasıl oldu?
O fikir nereden çıktı? O süreç nasıl ilerledi?
Hani iki işi birden nasıl yönettin?
Böyle soru yağmuruna tuttum seni.
Yok yok. Hiç sorun değil.
Yani Öyle bir mağaza açmak istiyordum aslında.
Zaman içinde öyle bir şeye de heves ettim.
Dediğim gibi yine bir tasarıma, üretime meraktan da tabii bu çıkıyor ortaya.
Yakın bir arkadaşımla ortak olarak açtık.
O ürün tasarımcısıydı.
Onun tabii bilgisi, know-how benden daha ilerideydi.
Üretici vesaire anlamında da, malzeme anlamında da.
Açıkçası biz başlarken evet yavaş yaşam, yavaş tasarım.
Lokal malzeme, yerel üretici, doğal olabildiğince hani sürdürülebilir ve geri dönüştürülebilir malzeme kullanmak gibi ana başlıklarımız vardı.
Ve onlardan da hiçbir zaman ödün vermedik.
Fakat sadece kadın üretici başlığını bir sene sonra koyduk.
Çünkü şöyle oldu, ortağım bir sene sonra ayrıldı ve iş bana kaldı.
Ve ben o sırada böyle hani mağazayı ben şimdi ne yapacağım diye böyle bir genel bir bakarken durumlara...
bütün üreticilerin kadın olduğunu gördüm aslında.
Bütün markaların kadın markaları olduğunu fark ettim.
Dolayısıyla ben de tek başıma bir kadın olarak bu işin başına geçtiysen dedim ki o zaman burası böyle devam etsin.
Sonrasında da hani evet birkaç böyle ana ve hani çok aklımda kalan marka dışında hep kadınlar zaten bana güzel ürünler getirdi.
Öyle diyeyim yani ne beğensem zaten kadın üretici çıktı.
Hani o mağazaya yakışacak.
Dolayısıyla hiç bunu ben şey olarak görüyorum yani.
Kadınlar güzel şeyler yapıyorlar.
Onun için çok şanslıyım bu açıdan.
Dolayısıyla şimdi 40'a yakında marka var.
Bu aralar birazcık hani bir ufak bir kafe vesaire açmaya çalışıyoruz içine.
Şimdi de tadilatta o yüzden ama biraz yeni markalar, biraz eskileri değiştirme vesaire gibi bir şeyin içindeyiz.
Hani 40 sayısı o yüzden tam doğru olmayabilir ama ben çok mutluyum böyle bir şeye.
Vesile olduğum için çok büyük bir şeymiş gibi de anlatmak istemiyorum ama herkesin bir mağazası olmak zorunda değil.
Instagram bir yere kadar çünkü üretici, tüketici, sokaktan geçen insan yanında Instagram'da gören insan da ona dokunmak istiyor çok şeye.
Ses attığımız seramik bardağın da kalınlığı, inceliği, ağırlığı vs.
bunlar ellenmesi gereken şeyler.
O yüzden ben aslında 40 tane markanın mağazasıyım gibi bir şey.
Bakalım önümüzdeki zamanlarda ne gösterecek hayatta.
Biz zor zamanlardan geçiyoruz biz de herkes gibi.
Ama bunu da atlatırsak herhalde ondan sonra artık kolay kolay yıkılmayız diye umuyorum.
Yok yok zaten bu aralar en çok beni öldürmeyen şey güçlendirir diye atıp da bulunuyorum.
Bu aralar en çok kullandığım şeylerden biri bu.
Aynen öyle. Slow Public'te yavaş yaşam üzerine dedin ya, onu biraz daha açabilir misin?
Yavaş yaşam, bir markanın konsepti mesela nasıl yavaş yaşam olabilir?
Bana çok ilginç geldi. Yavaş, şöyle bu şimdi Slow Food'dan ortaya çıkan bir akım.
İşte İtalya'da çıkan bir akım bu.
Çünkü İtalyanlar fast food'un ülkelerine girmesini istemiyorlar ve diyorlarken biz McDonald's'ı vs.
istemiyoruz. Slow food istiyoruz, fast food istemiyoruz diye çıkan bir akım aslında bu.
Ve sonrasında bu bir yavaş yaşam akımına dönüşüyor.
Ve hayatın çok alanında, benim de hala hakim olmadığım birçok alanında yavaş olmanın mümkün olduğunu söylüyorlar.
Bu bir seyahat içinde geçerli.
Yani yavaş seyahat diye bir kültür, bir konsept de var.
Siz bir yere turist olarak gittiğinizde haldır huldur müze üstümüze gezmek değil ama oranın lokali gibi yaşamaya çalışıyorsanız bu da aslında yavaş.
Turizme giriyor gibi örnekleri var.
Bizim tarafımızda da yavaş tasarım kısmını biz üzerimize aldık diyeyim.
Yavaş tasarımda çok net çizgileri var.
Yani bir yavaş tasarım ürünü olması için bir ürünün mutlaka bir kere yerel üreticinin üretmesi gerekiyor.
Ben ithal bir ürün koyamam mağazama yavaş tasarım satıyorum diyorsam.
Yerel üretici olacak, yerel malzemeyle üretecek olabildiğince.
Tabii bu biraz ülkenin de...
Kendi potansiyeliyle alakalı bir şey.
Dediğim gibi malzemenin daha ekolojik, daha sürdürülebilir, daha doğal olmasına dikkat etmek gerekiyor.
Gibi aslında bu böyle 2-3 tane en önemli adabaşlık bunlar.
Bizim de yani mağazaya geldiğin zaman hiçbir ürün mesela fabrikasyon değil.
Yani bu da yine önemli. Fabrikaya girdi 60 tane aynı bardaktan çıktı ve ben o 60 bardağı satıyorum değil.
Bizde belki 7-8 tane seramik üreticisi var.
Hepsi çok tatlı kadınlar.
Kızlar ne isterlerse onu üretiyorlar.
Hani ben hiç hiçbir zaman demeyeyim tabii ki fikir alışverişi yapıyoruz çünkü bir ticaret yapıyoruz.
Bundan 10 tane bundan 20 tane ben hep bu bardakları bu mağazada görmek istiyorum gibi bir şey bizde hiç söz konusu değil.
Çünkü onlar ne üretmek istiyorsa onu üretsinler ben onu satabileyim.
Biraz onu desteklemeye çalışıyorum.
Dolayısıyla fabrikasyon olmaması da çok önemli.
Çünkü aslında o da bir fast life'a giriyor fabrikasyon dediğimiz şey.
Halbuki elinle bir bardak yapmak kelimenin tam anlamıyla yavaş aslında.
Yani bunu bilenler çok iyi bilir.
Seramik üreticileriyle biz hep kızlarla konuştuğumuz zaman.
Fırına attım bekliyorum. Çıktı sırrını yaptım bekliyorum.
Bir daha sır yaptım. Bir daha fırına attım bekliyorum.
Hep böyle bir hikaye var. Ama siz bir senedik markasından bir tabak seti aldığınızda o tabak seti her zaman binlerce yüz binlerce var.
İşte o değil bu bizimki.
Öyle tabir edeyim. Anladım.
Çok güzel bir konsept aslında.
Çünkü zaten özellikle bu son yıllarda da herkesin şeyi var ya daha bana özel olsun.
Biraz daha böyle unik olsun.
Değişik olsun. Hani çok fazla bu sürekli fazla üretim dediğimiz ondan ziyade.
O yüzden güzel. Sen sanırken aklıma şey de geldi.
Sanki bunun ucundan da olsa Dolce Farniente ile alakası var mı?
Hiçbir şey yapmamanın mutluluğu diye çevriliyor diye biliyorum.
O benim hayat şeyim.
O benim hayat mottom kesinlikle.
Yani ararsak tabii ki buluruz dediğin gibi.
Hiçbir şey yapmamak tabii iddialı bir Tabir, tanım diyeceğim.
Ama kararında yapmak, istediğin kadar yapmak, abartmadan yapmak, yorulmadan yapmak gibi şeyler tabii onun altını doldurabilir.
Neden olmasın? Evet, şey diyeceğim.
Hani sen böyle yavaş yaşamı İtalyanların, İtalyanlardan çıkan o yavaş yaşamı anlatırken hani Dolce Farniente'de şey diyorlar ya hep.
Olma halinde bir şey...
Yavaş olma. Bir şeyi yapmıyorsan da onun tadını çıkarma sürekli.
Aman tanrım şunu yapmalıyım, bunu yapmalıyım.
Şuraya yetişmeliyimden ziyade hani bir tık daha şey olma diyor ya.
O biraz bence Akdenizlilikten de kaynaklanıyor.
Yani o bizde de var.
Hani İtalya'da, İspanyol'da, Yunan'da.
Yani o bence biraz hem dolce faniente hem kararında yapmak hem yaparım bir ara kafası.
Hani o haldır huldur koşturmalardan ziyade siyesta yapmak.
Yani bunlar aslında Akdenizlilik kültürü bir yanda.
Dolayısıyla evet gayet uyuşuyor, benzeşiyor bence de.
Çok güzel, çok güzel bir çıkış noktası.
Teşekkür ederim. Oradan da şeye atlayayım mı ben?
Oradan yakınla sakin.
Hani bunların hepsi birbiriyle örtüşüyor aslında.
Hani o çiçek yapmaktan sonra slow fabrika.
Ondan sakin bir kitabın çıkışı.
Evet. Yani aslında çok hani bunları ben böyle bir hayat planı olarak gerçekleştirmedim.
Hani hepsi gayet tesadüfi demeyeceğim ama şey çıktı hani yolun gidiş altında çıktı.
Sakinde de yani tabii işte hep bunu söylüyorum artık mutlaka duyanlar olabilir ama yani ben hepsi hepsi bir tarafa yazı yazmak bir tarafa yani ben kendimi bildiğim bileli zaten yazı yazıyorum.
Gerçekten kelimenin tam anlamıyla kendimi bildiğim bileli.
Ama hiçbir zaman hani bir kitabım olsun yazar olayım gibi bir Hırsım olmadı diyeyim.
Hatta cesaretim de olmadı.
Sonrasında işte Instagram'da çiçek fotoğraflarının altına koyduğum kısa captionlar, yazılar aslında biraz daha dikkat çekmeye başladığını fark ettim bir noktada.
Sonrasında da benim bu yazılarımı bir kitaba dönüştürsek mi teklifi geldi.
Sonradan editörüm olacak Handan Akdemir'den.
Ben önce çok çekindim tabii.
Yani çünkü o bir de benim yazılarımda hani Belki sen de tahmin etmişsindir ya da anlamışsındır.
Çok şahsi kişisel yazılar.
Bir kurgu yok, bir roman değil.
Uydurdum ben bunu diyemiyorum.
Dolayısıyla o biraz fazla böyle herkese günlüğümü okutmak gibi bir şey olacaktı onu kitaplaştırmak.
O yüzden de biraz çekindim.
Ama sonra zaten dedim ki zaten Instagram ya zaten bir şeylere mal oluyor bu yazılar.
Artık yazılar insanların...
Buzdolabı kapaklarına işte kapıların üstündeki postitlere falan gitmiş durumda o sırada.
Zaten dedim ipin ucu kaçtı.
Dolayısıyla kabul ettim diyeyim.
İyi ki de etmişim demişim.
Çok şey yapamıyorum yani tahayyül edemiyorum bile konunun nereden nereye geldiğini düşündüğüm zaman ama iyi ki etmişim tabii.
Çok çocuğum gibi oldu ilk kitap.
İkisi birbirinin kardeşi diyorum zaten.
Sakin öyle çıktı.
Sonra tabii devamı gelmeliydi.
yazılarım vardı, yazıyordum.
Hem çok istendi. Hadi hadi hadi.
Hadi hadi dediğim yani okuyuculardan geldi.
Yine evinden değil yanlış olmasın.
Zaten ben de yazmak istiyordum.
O pandemi sürecinde bana çok yardımcı oldu.
Hani ben pandemiyi böyle üretken ve kendi içimde faydalı geçirenlerden oldum.
Çok şükür. Ne kadar beğeniyoruz okulunu.
Öyle mi? Sen de mi öyle? Evet evet ben de.
Çünkü hep böyle hani oturup da boş oturmak da demeyeyim ona da insanın ihtiyacı var ama bir şey yapmadığım o senin hani diyorsun ya üretmek, yapmak.
Gerçekten hani bir şeyi üretmek sana ait bir şey ya da bir şeyin fayda sağladığını görmek, birilerine dokunduğunu görmek benim için çok önemli.
O yüzden de ben mesela hani bu hem public olsun hem kitap olsun hem mugamuga geleceğim birazdan.
Bunların hepsi Böyle bana o kadar şey geldi ki güzel geldi ki o yüzden başladı dedim zaten.
Ay teşekkür ederim. Yani evet hani anlattığın zaman ya mutlaka çok şükür hani şikayet edeceğim şeyler değil bunlar.
Büyük yoruldum ettim ama hani büyük zorluklardan bahsetmiyorum tabii ki çok şükür.
Çok şanslıyım bir sürü açıdan.
Onu asla görmezden gelemem.
Ama hani her dışarıdan görünen peri masalında altında böyle bir şeyler oluyor yani.
Onu öyle gösterebilmek için altında çalışıyor olmak gerekiyor aslında bir yandan da.
Bu hepimiz için geçerli. Ama evet.
Balkabaklarını dizip yukarıya perikoyuyorsun o zaman.
Aynen öyle yani. Pandemi zamanı, kendine dönmek, üretmek vs.
Benim de hala da öyle.
Şu anda da mesela evdeyim ben.
Hala öyle boş durduğumda kendimi kötü hissettiğim oluyor.
Çünkü bir yandan da alışmışım.
İstediğim kadar ben yavaş yaşıyorum.
Kendi sakinliğime, kendi özelime, kendi yalnızlığıma çok önem veriyorum.
Bunlar hep böyle oldu. Ama bir yandan da ben bugün hiçbir şey yapmadım.
Kesi geliyor yalan değil yani.
Çünkü alışmışım böyle bir üretim şeyinin içine.
Hani slolda olmasa yazmak, yazmakta olmasa video çekmek.
Video çekmek değilse zaten çiçek falan gibi.
Onun için hiçbir şey yapmamak evet bazen tuhaf geliyor.
Dolce Farniente her zaman çok dolce olmuyor.
Ama pandemi de bize bunu öğretti işte yani.
Bazen de boş oturman gerekiyor evde.
İlk defa boş oturarak dünyayı kurtarmaya çalışıyoruz işte evde oturarak.
Bundan önce tarihte böyle bir şey olmamıştı yani.
Ne kadar güzel. Gerçekten öyle.
Boş oturarak dünyayı kurtar.
Gerçekten öyle ama boş oturarak dünyayı kurtar.
Bunu ben söyledim. Geçenlerde bir Alman...
Reklamı galiba Almanya'daki Sağlık Bakanlığı'nın mı böyle bir kamu spotu gibi bir şeysi.
Yani bir dede böyle torunlarını anlatıyor.
Yani evde oturuyorduk, bütün gün televizyon izliyorduk, sürekli yemek yiyorduk, hiçbir şey yapmıyorduk.
Çünkü sokağa çıkamıyorduk biz dünyayı böyle kurtardık diye.
Hakikaten öyle yani şu anda.
Boşa durup dünya kurtarmaya çalışıyoruz yani.
Gerçekten dediğin gibi çok zor ya.
Bilmiyorum ne kadar doğru sürekli böyle bir şey yapma halinde olmaktan ben de dediğin gibi sıkılıyorum.
Hani bazen şey alıyorum ya Emine her dakika bir şey yapmak zorunda değilsin.
Öyle kesinlikle öyle aynen evet.
İşte biz alışmamışız buna yani hem eğitim olarak hem kafa olarak hem gördüğümüz örnekler.
Yani kendimize çok suçlamayalım çünkü böyle büyümedik.
Hani bu bilgiyle büyümedik bunu biz kendi kendimize çözmeye anlamaya çalışıyoruz.
Bazen hiç anlamıyoruz bazen o haldır huldurun içinde yuvarlanıp gidiyoruz.
O yüzden hani kendimize kötü, bunu düşündüğümde de kendimi kötü hissetmek istemiyorum.
Çünkü zaten böyle alışagelmiş bu kafa.
Çalışmaya, üretmeye alışmış.
O yüzden iki boş durduğunda da haklı olarak e hadi diyor.
Orada sen karar vereceksin işte.
Tamam hadi deyip bir şey de yapabilirsin.
Yok ben bugün oturacağım da diyebilirsin.
Orada iki tarafta da kötü hissetmeye gerek yok yani bence zaten.
Evet evet kesinlikle. O yüzden hani böyle hem ona alışıp hem de iyi tamam hani yavaş o yavaş şeyine madem bir şey yapacaksın yavaş.
Evet evet mutlaka. Bir tık daha iyi oluyor.
Bunları böyle güzel güzel Mugamak'ta da konuşuyor olacak mıyız?
İnşallah. Onun da vardır bir vakti diyorum.
Yani ufak ufak şimdi artık geri hareketlendim.
Biz Mugamak'a pandemi ayında Mart ayı başında aslında siteyi bitirip ondan sonra da ciddi bir sponsorluk kapı çalma kısmına gelmiştik.
Çünkü akla çok büyük, beni aşacak.
fikirler, planlar var maddi olarak.
Belki manevi olarak da.
Dolayısıyla hani ben artık hadi elini taşın altına kim koymak ister kısmına gelmişken pandemi patladı ve tabii ondan sonra benler kimsenin karşısına çıkamadan eve girdik.
Ya bu Zoom'la vesaireyle de olacak gibi değildi o zaman.
Dolayısıyla bir takım şeyler afkıya alındı.
Benim Mugamak'ta zaten en çok yapmak istediğim şey ki hala o bir masa başında toplanmak.
Fizi iken yani bir takım toplantılar yapmak.
Şehirlerde, şehirler arası, birilerini bir şehirlerden bir şehirlere götürerek vs.
Dolayısıyla o buluşma kafası yani buluşma fikri de ortadan tamamen kalkınca ben bir düştüm.
Yani bir ne yapacağımı bilemedim çünkü çok şeyi onun üstüne kurmuştum.
Sonrasında da hakikaten bu yaz boyunca falan hiçbir şey de yapmadım.
Bu gamakla ilgili.
Çünkü ne yapacağımı da bilemiyordum.
Herkes diyor ki Zoom'da toplanırız ne olacak ama o değil.
O başka bir şeye dönüşecek.
Ben onu istemiyorum. Gerekirse bekleriz gibi bir şeyim vardı.
Şimdilerde de hala aslında benim o toplanma toplantı fikirlerim.
Yani kadınlar bir araya gelsin toplansın.
Bunun bir internet sitesi zaten mugamag.com.
Şimdi şimdi yeniden ayaklanıyor.
Orada bir ciddi güzel içerikler yaratmak istiyorum.
Hani videosuyla, yazılarıyla.
Orada bir forum kısmı var mesela.
Kafayı kırdım o forumu oraya koydum.
Forum mesela çok hoşuma gidiyor.
Hala da çok ben kendim aktif değilim ama bütün üyelerin kendi aralarında konuştukları her türlü konuda yani hem bulundukları şehirleri de yazıyorlar.
İşte birisi diyor ki benim pusetim.
Yani bir de bu sete ihtiyacım var.
Birisi diyor ki hangi şehirdesiniz ben size göndereyim.
Bu seti artık kullanmıyorum. Başka birisi diyor ki tenis oynayalım.
Birisi diyor ki işte koşu grubu yaratalım.
Hangi şehirdesiniz? Yani aslında o işi çok ben ilerletmek istiyorum.
Çünkü herkesin birbirine ihtiyacı var.
Hele bu dönemde masa başına oturunca bence daha da çok ihtiyacı var.
Bu oradan çıktı zaten değil mi Ege?
Yani herkesin, kadınların özellikle birbirine destek olması, ilham olması için diyebiliyorum ben.
Ama başta söylemedim. Şimdi dinleyenler böyle...
Nereden geldik ya?
Ben de lan bloguru anlatmaya başladım.
Yani Mugamak nasıl çıktı aslında?
Vallahi hatırlamıyorum.
Yani şu anlamda hatırlamıyorum.
Çok şey birleşti çok zaman önceydi.
O yüzden böyle hani anlatabiliyor muyum?
Böyle bir gaz ve toz bulutundan bir beyaz kümülüs bulut oluştu.
O yüzden onu tam hatırlayamıyorum ama yani evet benim Instagram'da aslında benim Instagram takipleştiğim, beni takip eden ve oradaki etkileşimin
sonucunda anladım ki biz hakikaten ciddi bir benim takipçilerim altında konuşuyorum.
Ciddi bir kadın komünitesi var.
Ve hem yazdıklarımla hem işte paylaştıklarımla çok aynı noktadayız.
Hangi şehirden, hangi hayattan, hangi maddi durumdan, hangi ailesel, statüsel vaziyetten gelirse gelsin.
Aslında bu kadar çok kadın bir sürü alanda çok aynı.
Ve bu beni çok bir yandan mutlu ediyor, bir yandan çok heyecanlandırıyor, bir yandan çok ilham veriyor.
Çünkü biz maalesef, en azından ben kendi çevrem adına konuşayım, çok birbirine benzeyen insanlarız.
Ben ve arkadaşlarım.
Belki sen de öylesin.
Çoğumuz öyleyiz. Çünkü benzer arkadaşlar seçiyoruz, kendimize benzer.
Bu da belki böyle bir comfort zone sonucu oluyor.
Halbuki hiç aynı mahallede oturmadığım, hiç aynı şehirde bile bulunmadığım, yanımdan geçse hiç ortak noktamın olmadığını düşüneceğim bir kadınla benim hem dertlerim hem sevinçlerim hem de aslında
geleceğe dair ümitlerim çok benzer olabilir.
Ve bunları bizim buluşturmamız gerekiyor hissi geldi bana.
Çünkü hep birbirine benzeyen insanlar olarak gezersek bu hayatta...
Hakikaten büyümüyoruz.
Yani o bana beni anlatıyor ben ona onu anlatıyorum.
E ne oldu o zaman yani anlatabiliyor muyum?
Bu beni bir noktadan sonra da rahatsız ediyor aslında düşündüğümüz zaman.
Aslında her şey buradan başladı.
Ve bir tek buluşma yapabildik.
Ocak ayıydı galiba işte Mart'ta pandemiye girmeden önce.
O zaman ben böyle Instagram'dan dedim ki hadi buluşuyoruz.
İlk 20 kişi yani bir buçuk saat içinde zaten hemen kapattık o 20 kişiyi.
Hemen doldu ertesi akşam için.
Ve Hep bunu söylüyorum.
Birbirini tanımayan, hadi diyelim ki arada iki üç kişi belki birbirini tanıyordu ama birbirini tanımayan o kadar kadının aynı masanın başına oturup bir saat iki saat sohbet etmesi sonucunda ortaya çıkan sinerjiyi tahmin
bile edemezsin. Herkes arkadaş kalktı o masada mesela.
Ne kadar güzel yani.
Birisi mesela bir psikolog vardı.
Birileri o psikologdan yardım almaya karar verdi.
Başka birisi başka bir işiyle alakalı.
Yani şu an hatırladıklarımı söylüyorum.
Benim haberim olmayan bir sürü iletişim oldu tabii bu arada.
Ne konuştunuz desen inan bir şey konuşmadık.
Hayat konuştuk yani. Annelerimizi konuştuk, çocuklarımızı konuştuk, işimizi konuştuk, kocamızı konuştuk.
Yani anlatabiliyor muyum? Bu kadar hani gülmük muhabbetler.
Çünkü ben de ne yapacağımı bilmiyordum.
Şunu konuşacağız diye de gitmedim ben o gün o masaya.
Sadece bakalım ne oluyor.
Tek ana başlığımız buydu aslında.
O günün o toplantısının o heyecanını mesela hala hatırlıyorum.
Ve o bana çok şey yaptı.
Bu iş olacak o gün ve ben aldım oradan.
Ki biz bunu başka şehirlerde yapsak, hiç bunu aklına getirmeyecek insanları bir araya getirsek, başka şehirlerde de.
Sen orada yapsan, Londra'da birileri yapsa anlatabiliyor muyum?
Yani bu çok büyüyebilecek bir şeyler var kafamda.
Onu da artık senin sudaki kayığın bize gösterir bence yavaş yavaş.
Ama çok güzel. Bence de keşke büyüyse.
Belki de benim bu kadar etkilenmemin sebeplerinden bir tanesi Ege.
Biz de arkadaşımla, o sürekli sana Müge deyip adını yanlış söyledim.
O arkadaşım Müge ile aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz aslında.
Çok benzer. O yüzden ben senin bu hikayeni görünce o kadar böyle etkilendim ki.
Hatta hemen yazdım Müge'ye de.
Müge hemen dedim buraya kaydoluyoruz.
Biz de bir parçası bulalım.
Çok güzel. Çünkü dediğim gibi çok aynıyız.
Aynı zamanda çok farklıyız.
Hepimizin birbirine de çok ihtiyacı var.
Bu pandemi zamanında zaten çok ortaya çıkan hepimizin aslında o sosyal bağlara ne kadar ihtiyacı olduğu.
Çünkü bence o tarz konuşmalar en çok aydınlandığımız ya da kendimizde bir şey bulduğumuz konuşmalar.
O yüzden o girişimin mesela benim çok çok hoşuma gitti.
Yani inşallah aklımdakilerin yaratını yapabilsem bence okey diyeceğim.
Çünkü hayal kurmak bedava.
Ben anlattıkça anlatırım.
Uydurdukça uydururum hayalleri ama yani hem işte maddi şeyler yerinde olsa başka şeyler izin vermiyor.
İşte her şey oldu diyorsun.
Dünyada pandemi oluyor.
Hani bilemiyorsun.
Bu parametreler çok değişiyor sürekli.
Dolayısıyla Dediğim gibi hani hayal ettiklerimin yarısını yapsam benim bir de amacım hakikaten fayda sağlamak.
Yani ben Başak Burcu'yum benim fayda sağlamam lazım bu benim için hayatımın özeti.
Dolayısıyla hani faydasız bir şeye gerçekten hayatımda hiç yer yok benim.
Yani bu bibloda dahil anlatabiliyor muyum yani bir işe yaramıyorsa durmaz.
Benim fikrim de dahil yani faydasız fikre de çok tahammülüm yok.
Tamam düşünürüm geçer ama benim faydalı olmam lazım.
Hayatımın ana metinlerinden biri.
Dolayısıyla aslında çiçek de evet çiçek de bir servis sektörüydü ve fayda evet sayabilirsin.
Hani slow public de işin biraz daha kadın kısmı açısından baktığın zaman bir fayda düşünebiliriz.
Kitaplar mutlaka yani daha manevi bir anlamda da çok faydalı olduğunu hissediyorum.
Ama hani Mugamagas da bunların en büyüğü çünkü bir nasıl diyeyim bir maddi bir beklentisi olmadan.
Aslında sadece kendi kendini çevirecek ve benim en azından ben bu kamaktan para kazanacağım gibi bir hırsta çıkmadığım bir ilham platformu.
Dolayısıyla o nasıl diyeyim amatör ve hevesli bakış açısının da buna yardımcı olacağını düşünüyorum.
Dediğim gibi bakalım hayat neler gösterecek ama ben ümitliyim yani bir şeyler olacak.
Buraya kadar geldik bundan sonra da gideriz herhalde yani bakalım.
Valla ben de ümitliyim.
Gerçekten böyle şey olsun diye söylemiyorum bu arada.
Gerçekten şu ana kadar düşündüğümde hani hayalini kurduğun her şeyi gerçekleştirdiysen bunu da gerçekleştirirsin ki bence şu da var.
Eğer ki bu tarz özellikle Mugamak zaten destekle büyüyeceği için eminim ki senin gibi düşünen benim gibi destek olmak için bir parçası olmak için can atan bir sürü insan
var. Evet aslında çok teşekkür ederim.
Bunu görebiliyorum.
Çünkü Mugamak'ta şu anda mesela siteye girdiğin zaman sitedeki bir sürü detay hakikaten senin gibi ya da hani ben de şunu biliyorum, ben de şunu yapayım diyecek arkadaşlarım
sayesinde oldu. O fayda sağlamaktan bahsettin ya.
Sana o kadar katılıyorum ve o konuda o kadar aynıyız ki böyle bir yandan şey kendi yansımamı gördüm.
Hani fayda sağlamak durumunda.
Bizim gibi olan eminim çok da fazla insan var.
Hani fayda sağlamak, bir şey yapmak, bir şeye dokunmak biliyorsun.
Yani insanların hayatına, insanlara bir şekilde.
Hani kapatmadan önce ben böyle bizim gibi olan insanlara istedikleri o faydayı aksiyona geçirebilecek bir tavsiyem varsa.
Çünkü baktığında aslında sen fayda sağlamak amacını çok da kılı adımlarla yaptın.
Hani kitap yazdın, o şekilde dediğin gibi hani mugamagımız var.
Ondan sonrasında...
çiçeğimiz var, her şeyimiz var.
O yüzden hani bize böyle güzel tavsiye vermek istesen, kendini fayda sağlamak için yiyip bitiren ama nereden başlayacağını bilmeyen insanlar.
Yani şimdi naçizane diyeceğim çünkü böyle şeylerde biraz korkuyorum çünkü bana olan sana olmuyor bazen ya da hani benim işime yarayan senin hiçbir işine yaramıyor.
Dolayısıyla boş konuşmak da istemiyorum ama ben kendi Açımdan en azından şunu biliyorum.
Ben düşündüğüm zaman fayda sağlamak için aklıma çok büyük şeyler geliyor.
Ve o büyük şeyleri yapamayacaksam hiç gelişmeyeyim gibi anlamsız bir kafaya giriyorum.
Halbuki en ufak şey bile yola çıkmak için de sadece başı sonu olup bitirmek için de çok faydalı olabilir.
Geçenlerde yine böyle bir konuşmada mı?
Bu röportajda galiba öyle söyledim.
Aklıma yine aynı örnek geldi.
Yani birilerine fayda sağlamak ya da kadınlara yardımcı olmak ya da bu gibi konulara bir yerinden girmek için hevesli olup ne yapacağını bilemiyorsanız gibi çok büyük eğitimlere
ya da çok bir şeyler yapmış olmaya, çok bir şeyler başarmış olmaya hiç gerek yok.
Bu birincisi niyet meselesi.
Çünkü bir kere niyet edince insanın aklı çalışmaya başlıyor.
Ben buna niyet ettim. Yani birine bir faydam dokunsun.
Yola çıkınca gerçekten yol açılıyor.
Ve o gün de aynı şeyi söyledim.
Yani siz hiçbir şey bilmeyen, bilmeyen demeyeyim ama elinde bir konuda nasıl diyeyim bir konuda siz uzmanlaşmadıysanız bile diyeyim ki pasta yapmayı biliyorsanız,
poğaça yapmayı biliyorsanız bir ev kadını olarak genç kızlara poğaça yapmayı öğretin, pasta yapmayı öğretin.
Anlatabiliyor muyum? Yani o kızın eli O işi yapmayı öğrensin ve o kız mutfakta çalışmaya heveslensin ve belki de o kız ondan sonra gitsin bir kursa gitsin bir poğaça yapmayı bir pasta yapmayı
öğrensin ve o kız bir meslek sahibi olsun.
Dolayısıyla ben hani şunu yaptım bunu yaptım onun için mugamaglar kurulumlar işte atıyorum platformlar değil.
Ben bu yöntemi biliyorum ve şanslıyım ki hayat karşıma hani güzel insanlar çıkardı ve buraya kadar gelebildim.
Veya işte bir şey yazmayı biliyorsunuz, şarkı söylemeyi biliyorsunuz.
Ne bileyim diksiyonunuz iyi tamamen uyduruyorum.
Yani herkesin yapabileceği bir şey var.
Onu insanlarla paylaşmak her neyse bu.
Dediğim gibi porça yapmaktan başladım.
Onu insanlarla paylaşmak aslında sizin belki de dünyaya geliş amacınız bu.
Çünkü siz bu hediyeyle geliyorsanız bu dünyaya.
Mesela ben yazı yazabiliyorum ve yazdığım yazıların insanlara iyi geldiğini görüyorum.
Belki de ben zaten bunun için buradayım.
Yani yazayım, paylaşayım.
Üç kişi bile ondan faydalansa okey benim için.
Herkesin o yaptığımız şeye ihtiyacı olabilir.
Ya da o yaptığımız şeye ihtiyacı olan insan mutlaka bir yerde var.
O yüzden onu küçümsememek lazım diye düşünüyorum.
Zaten böyle bir şeyler geldi mesela.
Eskiden ben de hep öyle düşünürdüm.
Yapmak istediğim şeyleri ya da fayda sağlayacak bir şey olması için sanki dünyayı kurtarmak ya da...
Evet büyük kitlelere böyle bir şekilde etkisi olacak.
Ama en ufakından mesela sen çevreye karşı sorumlusundur ve şu an göz önünde bulundurduğumuzda da küresel ısınma vs.
Yahu kalkıp şu plastiği plastik kutusuna atmak bile aslında baktığında ya da onu atmadığını gören insanları uyarmak ya da bir şekilde onun bilincini yaratmak kendi çevrende
ufakça başlarsa yine bir fayda sağlar baktığında.
Aynen öyle yani onu hep onu söylüyorum yani arayınca o kadar çok ki siz hiçbir şey bilmiyorsanız okumayı yazmayı biliyorsunuz değil mi?
Bizim okuyucu yani dinleyicilerimiz ya da bizim çevremizdeki insanlar okuma yazma bilen insanlardır diye düşünüyorum.
Yani Darüla Ceze'ye gidip Suriyeli çocuklara gidip bu gibi yerlere gidip kitap okumak bile gidip Suriyeli çocuklara Türkçe öğretmek bunu yapan arkadaşlarım var benim.
Çünkü elinizde bu var. Kitap okuyabiliyorsunuz, yazıp okuyabiliyorsunuz.
Bundan daha bazı insanların bundan daha ötesine ihtiyacı yok aslında baktığın zaman.
Evet görmek, farkında olmak, niyet etmek.
Gerçekten böyle. Bu arada ben de çok kötü poğaça yapıyorum.
Hiç beceremiyorum. Yani geçenlerde erkek arkadaşımı Türkiye'ye getirdim.
Anneanneme kahvaltıya gittik.
Hani böyle anneannem, dayım falan börekler açmış poğaçalar.
Diyor ki bunun adı ne?
Dedim ki sen bunu hep yiyorsun.
Ben evde hep yapıyorum. Ah çocuk ne yiyor ki?
Sen bunu hep yiyorsun.
Senin gibi olmuyor diyor bana.
Dedim ki Allah'ım ya.
Çünkü bu anneanne poğaçası.
Aynen öyle. Aynen öyle.
Gerçekten çok zor. Üstüne diyecek gerçekten çok fazla bir şeyim yok.
Aynen. O zaman Ege yavaştan kapatalım.
Çok teşekkür ederim katıldığın bu güzellikleri paylaştığın için bizimle.
İnşallah en yakın zamanda bu...
Mugamag'ın, hani ben Mugamag'a zaten çok yükseldim.
Yakın zamanda istediği noktaya gelir ve Bin Slow Fabrik'in içindeki o mini kafede oturup Mugamag'ın yapılarını yapıyor oluruz.
İnşallah, inşallah. Yapacağız, yapacağız.
Zamanla yapacağız hepsini. Bu enerjiyi de evrene şöyle yolladım bıraktım.
Tamam, ben de yolladım.
Anlaştık. Tamam, çok teşekkürler tekrardan.
Ben teşekkür ederim. İyi bak. Görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
